Asil Kan – Giriş

GİRİŞ 

***

Gök kubbe delinmiş gibi bardaktan boşalırcasına yağarken bir yerlerde fırtınanın savurduğu panjurların ardında çığlık çığlığa kalan bir kadın olduğunu kimse bilmiyordu. Herkes evlerinde oturmuş, dışarıdaki fırtınaya rağmen kahkaha sesleri duvarlarda yankılanırken dışarıdan gelen büyük gürültü herkesin korkmasına neden olmuştu. Kimsenin anlayamadığı bir ışık huzmesi Travuz ülkesini aydınlatmıştı. Gece karanlığı kısa süreliğine gündüze dönerken saraydan yükselen siren sesleri korkularını daha da arttırırken sirenin uyarı sireninden çok, kutlama sireni olduğunu anladıklarında fırtınaya rağmen halk yola dökülmüştü. Yıllar sonra krallık soyuna yeni bir varis katılmıştı. Bebeğin böyle bir gecede doğması herkesi tedirgin etmeye yetmişti. Asil kandan olan bir bebek böyle bir gecede doğduğunda kimse neye yoracağını bilemiyordu. Kralın soyundan gelenlerin hepsinin kendine ait özel güçleri olduğunu halk dahil tüm krallıklar biliyordu. Bebeğin ne tür bir güce sahip olduğu ise merak konusuydu.

Kalabalık saraya doğru ilerlerken daha da yoğunlaşıyordu. Siren sesini duyan halk merakla kralın hitap balkonuna çıkıp açıklamasını dinlemek için heyecanla yürüyordu.

“Sizce bebeğin cinsiyeti nedir?” kalabalıktan sıyrılan baş danışman endişeliydi. Tedbiri kıyafetle kralın emri doğrultusunda sınırda olan hareketliliği öğrenmesi için saray dışına göreve gönderilmişti. Yardımcısının sorusuna karşılık susan adam böyle bir zamanda sarayda olmadığı için endişeliydi. Şuanda saraydaki kargaşayı tahmin edebiliyordu.

“Hızlanmamız gerekiyor, hitap olmadan saraya ulaşmalıyız.”

“Sizce gücü var mıdır?” Baş danışman duraksayarak yanında ki adama baktı. İçinde garip bir his vardı. Kötü bir şey olacak gibi hissediyordu.

“Çok konuşma acele et, biran önce sarayda olmalıyız.”

“İnsanlar çok kalabalık.” İki adam atlarını daha da hızlandırırken kalabalık ezilme korkusuyla onlara yol açmaya çalışıyordu. Sarayın yüksek kapıları ağır bir şekilde açıldığında hızla içeriye giren iki adam önce üzerlerini değiştirerek resmi kıyafetlerini giyerek Kralın huzuruna çıkmaya hazırlanmıştı. Seri adımlarla taş koridorlarda ilerlerken peşinden gelen adamın heyecanı ona da sirayet etmişti. Kapıda bekleyen askerler çift kanatlı kapıyı açarak danışmanın içeriye girmesine yardımcı olmuştu.

“Kralım?” Kral tahtına oturmuş bir eli alnında öylece düşünüyordu. Baş danışmanını fark eden adam başını kaldırarak ona baktı.

“Geldin mi?”

“Kraliçe nasıl?” Adamın cüretkâr sorusu karşısında hafif gülümseyen Kral Edward danışmanı olmasının yanı sıra dostu olan adama üzgün bir şekilde bakmıştı.

“Kraliçe için zor bir doğum oldu, ebeler uğraşıyor.” Aldığı cevapla bebeğe bir şey olabileceğini düşünen adam endişeyle sordu.

“Peki, bebek?” kralın yüzü bu kez endişeli bir hal almıştı. Tahtından kalkarak danışmanına doğru ilerlerken adam daha da geriliyordu. Varise bir şey mi olmuştu acaba? Yanından geçip giden Kral Edward’ın “Benimle gel,” dediğini duyunca peşine takılmıştı. Kapı açılırken iki adam da ağır adımlarla kraliçenin kaldığı sarayın sol kanadına doğru ilerlediler. Her adımda içi daralan adam sormamak için kendisini zor tutmuştu. Kraliçenin bölümüne geldiklerinde oradan oraya koşuşturan kadınlar krala ve baş danışmana selam verirken kapalı kapılar ardından gelen bebek sesi iki adamın da duraksamasına neden olmuştu.

“Açın!” emri duyan kadınlar odanın kapalı kapısını açtıklarında herkesin gözü kamaşmaya başlamıştı. Odada kimse yoktu. Büyük odanın ortasında bulunan ahşap beşikten yayılan ışık huzmesi herkesi korkutmaya yetiyordu. Daha önce böyle bir şeyle karşılaşmayan saray erkânı ne yapacağını bilmiyordu. Odada bebeğin yaydığı ışıktan başka hiçbir aydınlatma kullanılmamıştı.

“Yüce İsa!” Kral danışmanın tepkisi karşısında üzgün bir şekilde ona baktı.

“Bunun ne demek olduğunu biliyorsun değil mi Ronald?” Adam yutkunarak Krala bakarken odanın kapısı kapanarak iki adam bebekle baş başa kalmıştı. İkisi de ağlayan bebeğin beşiğine yaklaşmaya çekiniyordu.

“Seçilmiş olan!” Ronald fısıltı gibi çıkan sesle Krala cevap verirken bebeğin daha fazla ağlamasına dayanamayan Edward bir kral olarak değil de bir baba olarak hareket ediyordu. Bebeğini ilk kez görecekti. Beşiğe yaklaşarak bebeğine baktığında karşılaştığı gözlerle donup kalmıştı. Beyninin içinde yankılanan sesle sendeleyen kral kamaşan gözlerini kısa süreliğine kapattığında “Neden beni almıyorsun?” sözleri ile anında susan bebeğe bakmıştı. Elleri havada yumruklarını sallarken parıltılar altında gülücük saçıyordu. Sanki yeni doğmuş bir bebek değildi orada yatan.

“Kralım?” bebeğin tepkileri karşısında şaşkına dönen Ronald onun gülücüklerine adeta vurulmuştu. Hayatında gördüğü en güzel bebek onlara gülücük saçarken Edward danışmanını duymamıştı bile. Bebeğinin parlak mavi gözlerine bakarken yüzünde istem dışı bir gülümseme oluştu.

‘Ben senin babanım!’ bebek babasının sözlerini anlamış gibi daha da hareketlenmişti. Kollarını uzatıp bebeğini kucağına alan adam bir süre göz temasını kesmeyerek bebekle iletişimine devam etti.

‘Babacım!’ Kral sadece kendisinin duyduğu sesle neredeyse ağlayacaktı. Bebek gerçekten seçilmiş olarak doğmuştu. Yoksa nasıl doğar doğmaz düşüncelerinde onunla konuşabilirdi ki? Yanında ki kıpırtıyı hisseden Kral kendisine gelerek kucağında ki prensesle Ronald’a dönerek “Seni Prenses Elizabeth ile tanıştırayım. O bu ülkenin geleceğini değiştirecek!” Ronald kendisine gülümseyerek bakan bebek karşısında nutku tutulmuştu. Gözleri bebeğin etrafına yaydığı ışığa alışırken eli istem dışı bebeğe doğru yönelmişti. Tam bebeğin yanağını okşayacağı sırada ne yaptığını fark eden Ronald hemen geri çekilerek Krala mahcup bir şekilde bakmıştı. Onun gibi biri nasıl olurda kral soyundan birine dokunmaya cüret ederdi.

“Bağışlayın Kralım!”

‘Amca!’ Edward kulağına yankılanan naif sesle gülümsemişti. Kollarında ki kızına bakarak onun istediğini ilk ve son kez yapmak istemişti.

“Ronald!” adam aşağıda ki başını kaldırarak Krala bakarken kendisine uzatılan bebeğe şaşkınlıkla bakmıştı.

“Kralım…”

“Bunu ilk ve son kez yapacaksın. Prenses amcası ile danışmak istiyor!” Ronald Kralın sözleri karşısında şaşırsa da farkında olmadan kollarını uzatıp bebeği kucağına aldı. Daha önce hiç bu kadar değerli hissetmemişti kendisini. Kollarında güç timsali olan bir bebek tutuyordu. Onun kız olması önemli değildi. Prenses krallığın gelecekteki varisi, kraliçesi olacaktı. Bunun için her şeyi yapacaktı. Prenses büyüyene kadar ne gerekiyorsa, hangi kanun yazılması gerekiyorsa hepsini yapacak ve kollarında ki mucizeyi bu ülkenin başına geçirecekti.

“Kralım, çok güçlü!” parmağını kavrayan bebeğin gücü karşısında şaşkına dönen adam başını kaldırıp Krala baktığında onun da bebeğe baktığını görüp yutkunmuştu.

“Ona iyi bak Ronald, prenses sana emanet. Önüne birçok engel çıkacak, birçok rakibi olacak. Onu korumak için elinden geleni yapacaksın Ronald!” Adam şaşkın bir şekilde Krala döndü. Kraliyet ailesini koruma görevi onun işi değildi. Yutkunarak Edward’a bakarken Kral onun neden tedirgin olduğunu anlamıştı.

“Biliyorum, bu senin görevin değil ama hiçbir güvenlik görevlisine güvenemem. Henüz güçlerinin ne olduğunu bilmiyoruz.” İçinden en azından bir tanesi dışında diye geçirirken konuşmasına devam etti. “Güvenemeyeceğim birine Prensesin gücünde bir bebeği teslim edemem. O, kendi gücünün farkına varacağı güne kadar gözün her zaman prensesin üzerinde olacak. Kimsenin etkisinde kalmamalı. Onu bir varis gibi yetiştireceksin. Prensesin bu durumunu birkaç hizmetli dışında kimse öğrenmeyecek.” Tarihi kayıtlara göre bebeğin ne kadar süre etrafına ışık saçacağını bilmiyorlardı. Önceki seçilmişlerin parlaklığı birkaç haftada geçerken prensesinki ne zaman geçecek bilmiyordu.

“Işık dinene kadar onunla sen ve birkaç hizmetli ilgilenecek. Kraliçe bile yanına yaklaşmayacak.”

“Ama Kralım, Kraliçe bu duruma itiraz edecektir.”

“Ronald, bu durumda ona bile güvenemem. Biliyorsun, Kraliçe Barbara ailesinin etkisi altında kalabiliyor. Bebeğin özel durumunu sadece sen bileceksin.”

“Emredersiniz!” Edward kollarını uzatınca Ronald başta ne olduğunu anlayamasa da bebeğin kımıldaması ile mahcup bir şekilde prensesi babasına vermişti.

“Bu aramızda kalacak!” kolları boşalan adam başını sallarken kendisini yoksunluk içinde bulmuştu. O an kendi kendine yemin etmişti. Bu küçük bebek için her şeyi yapacaktı.

Elizabeth babasının kollarına geçer geçmez daha da hareketlenmişti. Kral hala inanamıyordu. Yüz yılın bebeği kendi soyundan gelmişti. Diğer prens ve prenseslerini düşününce kollarında ki bebek ona daha farklı hissettiriyordu. Sanki ilk kez baba oluyordu. Üstelik diğer çocuklarında olmayan kendi gücü daha şimdiden Elizabeth’te vardı. Düşünceleri okuma gücü. Küçücük bebekle, daha yeni doğmuş bir bebekle konuşabildiğine inanamıyordu. Prenses şimdiden diğer varislerden üstün olduğunu belli etmişti. Bebek gözleri kapanarak uykuya daldığında Kral onu yavaşça beşiğine yatırıp saçlarını okşamıştı.

“Biz çıkalım,” Edward ve Ronald odadan çıkarken kapıda bekleyen hizmetlilere “Odaya Kraliçe dahil kimse girmeyecek. Sadece görevlendirdiğimiz kadın bebeğin ihtiyaçlarını gidermek için odada olacak.” Kralın kesin emriyle kadınlar başlarını sallarken ileriden gelen kadın Kralın karşısında durarak onu selamlamıştı.

“Odaya senden başka kimse girmeyecek. Neye ihtiyaç olursa kapıdan sana verilecek.”

“Emredersiniz Kralım!” Kadın odaya girip kapıyı kapattığında koridorda sessizlik hakim olmuştu. Koridorda taş duvarlarda oynayan gölgeler arasında ilerlerken Ronald Kral’a “Halk saraya doğru geliyordu, bir açıklama bekleyeceklerdir.” dediğinde Kral başını sallayarak onu onaylamıştı. Hitabet için hazırlanan Edward kelimelerini seçerken dikkat etmesi gerektiğini biliyordu. Üstelik doğum olduğu sırada gökyüzünün aydınlanmasına bir neden göstermesi gerekiyordu. En azından doğa olayı olarak bilinirse prenses daha güvende olacaktı.

***

Umarım hikaye dikatinizi çeker. Hikaye ilk bölümüyle 1 Ocak’ta kişisel bloğumda yayınlanacaktır.  İnstagram hesabım mermarid.yy 

ASİL KAN 1. BÖLÜM

1640cookie-checkAsil Kan – Giriş
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

13 yorum

  1. Ellerinize sağlık ! Şu anda 34 . Bölümdeyim hayli sürükleyici bir kitap . Yorumların azlığından dem vuruyorsunuz ama bu sayfada yorum yapmak çok kolay olmuyor belki cihazdan kaynaklı ama gerçekten zor . Bazen beğen butonu bile çileden çıkarıyor. Diğer bölüme geçmek de zor oluyor .
    Bu arada her bir bölüme geçerken elinize sağlık dileklerimizi evrene saldığımızı bilin Yine yeni yeniden Ellerinize yüreğinize ve hayal gücünüze sağlık .

    • Çok teşekkür ederim. Elimden geldiğince sayfada hikayenin kolay okunması için düzenleme yapmaya çalışıyorum. Hikayeyi beğenmenize sevindim. Bazen bende yorumlara cevap verirken sorun yaşıyorum. Asil Kan hikayesi sitenin ilk hikayesi özelliğini taşıyor. Henüz siteye okuyucunun yeni gelmeye başladığı zamanlardı.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*