Ocak 1, 2021 Yazarı mermaridyy 8

Asil Kan 1. Bölüm

PRENSES ELİZABETH

Edward halkına yaptığı konuşmadan sonra arkasını döndüğünde yapılan tezahüratlara tebessüm etmişti. Balkon kapısı kapandığında Ronald hemen arkasında durmuştu.

“Prensesi sunmadığınız için söylentiler başlayacaktır Kralım.”

“Biliyorum, Elizabeth’i şuanda halkın karşısına çıkaramam.”

“Peki kardeşleri onu görmek isterse? O zaman ne yapmalıyız?” Ronald’ın sorusu ile Kral duraksamıştı.

“Kim olursa olsun, bebeği görmeyecek. En azından şu durum bitene kadar!” Kral’ın Elizabeth dışında üç çocuğu daha vardı. İkisi prenses ve bir prens olan çocukları diğer cariyelerindendi. Kraliçe iki düşüğün ardından, yıllar sonra gördüğü tedavilerle bebek sahibi olmayı başarmıştı. Kral olanları düşündükçe geriliyordu.

“Ronald ben odama çekiliyorum, bir şey olursa bana bildirsinler!” Kral hızlı adımlarla odasına doğru giderken kapılar askerler tarafından bir bir açılıp kapanıyordu. Kraliyet konutu sarayın sağ kanadında bulunuyordu. Dört bir tarafında burçlar olan yüksek duvarların ardındaki saray dışarıda ki kalabalığa rağmen oldukça sessizdi. Oda görevlisi kralın üzerini değiştirmesine yardımcı olurken söndürülen kandiller ortamı loş hale getirmişti.

“Çıkabilirsin!” oda görevlisi odadan dışarı çıktığında kral bin bir düşünde ile yatağına girerek gözlerini kapattı. Uyuyabileceğini sanmıyordu ama dinlenmek için bu fırsatı kaçıramazdı. Ertesi gün daha yoğun bir gün geçireceğinin farkındaydı. Eğer prenses gerçekten seçilmiş olansa dört büyük elementin gücüne de sahip olacaktı. Diğer güçleri ile onu durdurmak imkansız hale gelecekti. Sıkıntıyla iç çekerken gözlerini araladı. Yatağın içinde oturur pozisyona gelerek düşüncelerine devam etmişti. Onun gibi güçlere sahip olanların güçleri tükenene kadar yaşadığını düşündükçe içi daralıyordu. Kızı uzun yıllar yaşayacaktı. Bir baba olarak ona içi gidiyordu. Ömrü boyunca yalnız kalacaktı. Sevdiklerinin ölümünü görecek, gücü tükenene kadar yaşayacaktı. Gözlerini yeniden kapattığında beyninde yankılanan sesle hızla doğrulmuştu.

‘Babacım, korkuyorum!’

‘Elizabeth?’ kral şaşkınlıkla odasının içinde dolanırken nasıl olurda daha birkaç saat önce doğan bebekle konuştuğuna inanamıyordu.

“Korkuyorum!” kral prensesin sürekli aynı şeyi tekrarlaması ile üzerinde ki kıyafete aldırmadan hızla odasından çıkıp sol kanada doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başlamıştı. Onu yarı yolda fark eden baş danışman Ronald hızla peşine takılmıştı. Bebeğin odasının bulunduğu koridora yaklaştığında yankılanan sesle adımları daha da hızlandı.

“Bırakın beni, ben kraliçenizim… Bebeğimi görmeme kimse engel olamaz.” Kral köşeyi döndüğünde çıldırmış gibi davranan kraliçeyi görünce elleri iki yanında yumruk olmuştu.

“Siz kraliçenizi nasıl engellersiniz? Çekilin hemen!” Kraliçenin her daim yanında olan babası emir yağdırmaya başladığı sırada Edward “Neler oluyor burada?” diye bağırmıştı. Kralın sesiyle görevliler rahatlarken Kraliçe Barbara ve babası hızla ona dönmüştü.

“Kralım, bebeğimi görmeme engel oluyorlar? Onlara bunun cezasını kesmenizi istiyorum!”

“Kraliçe, sizin yatağınızda olmanız gerekiyordu!”

“Kralım?”

“Kraliçeyi odasına götürün, bir daha ben söylemeden kimse prensesin odasına yaklaşmayacak!”

“Ama kralım bunu bana yapamazsınız? Ben onun annesiyim!” Edward sıkılmış bir şekilde karısına bakarken onu cesaretlendiren kayınbabasına öfkeyle bakmıştı.

“Bir daha emirlerimi sorgularsanız cezalandırılacak olan sizler olacaksınız? Şimdi odanıza dönün lütfen, zamanı geldiğinde prensesi size ben getireceğim!” Kraliçe yenilmiş bir şekilde Edward’a bakarken onun kararlı duruşu karşısında başını eğerek yardımcılarının desteğiyle odasına dönerken koridorun boşalması ile “Açın!” diye emir vererek ağlayan bebeğin odasına girmişti. Ardından kapanan kapıyla adımlarını hızlandırarak beşikte ağlayan prensesi kollarına aldığında Elizabeth anında susmuştu.

“Kralım, seslerden korkmuş olmalı, onu susturmayı başaramadım. Lütfen affedin!” yardımcı kadın başı önde af dilerken Edward onu duymuyordu bile. Kızının mavi gözlerinde kaybolmuş bir şekilde onunla konuşmaya başlamıştı.

“Sen çok güzel bir prensessin. Sakın korkma!” Prenses neşeli bir şekilde hareketlenerek babasına gülümserken onun tepkileri yardımcı kadını şaşkına uğratıyordu.

“Çıkabilirsin!” kadın emri alır almaz hızla odadan dışarıya çıktı.

“Kralın olarak sana ilk emrim, kimseye güvenerek güçlerinden bahsetme. Özellikle düşünce gücünü!” bebeğin yüzü asılırken Edward onun ifadesine gülümsemişti.

“Yüzün asılsa bile hala çok şirinsin prenses. Büyüyünce ne demek istediğimi anlayacaksın. Benimle konuştuğuna hala inanamıyorum. Her zaman adaletli ol, halkının güvenliği için çalış, onlar için elinden gelen her şeyi yap.”

‘Sen yanımda olacak mısın?” Kral prensesin sorusu ile duygusallaşmıştı. Ne kadar süre yaşayacağını o bilemezdi. Ama yaşadığı sürece kızının yanında olacağını biliyordu.

“Her zaman!” bir süre daha bebekle ilgilenen Kral kapı ardında kıskançlık gösteren diğer aile üyelerinin sesini duyabiliyordu. Kralın zekası gücüyle birleşince ülkesini diğer ülkelere karşı daha ileri bir seviyeye taşımıştı. Diğer birçok ülkede insanlar savaşıyor, acı çekiyor ve adalet için isyan çıkarıyordu. Edward’ın adaletini duyanlar ülkesine gelmek için elinden geleni yapsa da birçoğu başaramayarak sınırlarda ölümle karşılaşıyordu. “Umarım yanında her zaman güvenebileceğin insanlar olur!” Kralın dileği prensesin gülümsemesine neden olurken başka bir ülkede kızından sadece birkaç hafta önce doğan bir bebeğin varlığı ortalığı karma karışık etmiş, taht kavgalarının başlangıcını yapmıştı.

***

 Travuz krallığının yeni prensesi doğduktan iki hafta sonra halka tanıtılması üzerine halkın sevinç kutlamaları yeniden başlamıştı. Prensesin yüzünü göremeseler de onun krallık için iyi bir prenses olacağına şüphe duymuyorlardı. Kral Edward bu iki hafta boyunca bebeğe kimsenin yaklaşmasına izin vermezken kraliçenin Elizabeth’i görmesi için odasına çağrılması emredilmişti. Kraliçe Barbara ardında her daim yanında olan babası ile hızla taht odasına doğru ilerlerken oldukça heyecanlıydı. Kendi kızını ilk kez görecek olmasından ziyade onun ne tür bir güce sahip olduğunu merak ediyordu. Doğumdan beri onu görememesi bebekte bir kusur olabileceğini düşündürse de en azından bir asil kan dünyaya getirdiği için yerinin sağlamlaşacağını düşünüyordu.

Taht odasının kapısı ağır bir şekilde açılırken Kral Edward kucağında ki kızıyla ardını dönerek kapıdan içeriye giren kraliçe ve babasını görünce bakışlarını onlara dikmiş ama Kraliçenin kendisine bakmaması yüzünden ne düşündüğünü duyamamıştı. Beyninde düşünceleri duymak istese dahi gözlerini göremediği için gücü bir işe yaramıyordu. Kollarında ki bebek kımıldayınca, dikkati dağılan Edward gözlerini Elizabeth’in gözlerine odaklarken bebeğin ‘Verme beni!’ diye huzursuzlaşması Edward’ın dikkatinden kaçmamıştı.

“Elizabeth!” Kraliçe Barbara ileriye doğru atılırken şaşkın olan Edward hala prensesin gözlerine odaklanmış bir şekilde ona bakıyordu.

“Kralım?” kollarından alınan bebekle kendisine gelen Edward bebeğin ağlaması ile kaşlarını çatmıştı. Kraliçe ne kadar uğraşırsa uğraşsın bebek susayınca Edward daha fazla dayanamayarak prensesi annesinden almıştı. Birkaç dakikada ağlamaktan kırmızıya dönen küçük prenses gözlerini babasının gözlerine diktiğinde Edward gördükleri kaşısın da yutkunmak zorunda kalmıştı. Prensesin gözleri adeta ateş kıvılcımlarıyla dolmuştu.

‘Kapat gözlerini Elizabeth!’ Kral’ın sessiz uyarısı ile bebek babasının dediğini yaparak uyku pozisyonuna geçerken Edward derin bir rahatlama yaşamıştı. Prenses daha şimdiden zorlanmaya gelmiyordu.

“Kralım, izniniz olursa torunumla bende tanışabilir miyim?” Edward kraliçenin babasına dikkatle bakarken adamın gözlerini kaçırması ile dişlerini sıkmaya başlamıştı. Anlaşılan bu gün ikilinin düşüncelerini okumak kolay olmayacaktı. Sesi duyan bebek gözlerinden alev çıkaracakmış gibi babasına bakarken Edward adama dönerek “Büyük babası dahi olsanız bir prensese dokunmanıza izin veremem.” Barbara kralın sözlerine itiraz etmek için ileri atılırken Kral elini kaldırarak onu durdurmuştu.

“Biliyorsunuz, o benim soyumdan ve henüz hangi güce sahip olduğunu bilmiyoruz. Bu yüzden annesi dışında ki buna da bebeğin davranışı karar verecek kimse ona dokunamaz.”

“Ama Edward?” Edward karısının ağzından üçüncü bir kişinin yanında adını duyunca kaşlarını çatmıştı.

“Bir daha bu hataya düşmezseniz sevinirim.” Kralın sözlerinden sonra taht odasının kapısı açılarak içeriye diğer iki cariyesi ve onlardan olan üç çocuğu girmişti. Prens ve Prenses cariye anneleri Nadia’nın ellerinden tutarak salona girerken diğer prenses de annesinin elinde onu takip ediyordu. Onların içeri girmesi ile kral kollarında ki kıpırdamaya dikkat kesilmişti. Kızının gözleri birer elmas tanesi gibi parıldıyordu. İlk cariye Nadia diğer eşlerine göre asil soylu ailelerden gelmese de saraya kolay ayak uydurmuştu. Kraliçe onu seçerken asil olmadığından kendisine rakip olamayacağını düşünerek seçmişti. Kaldı ki haksız da sayılmazdı. İçinde güç hırsı olmayan tek kişi cariye Nadia’ydı.

“Kralım, izniniz olursa prenses ile kardeşleri danışmak istiyor.” Kral başını sallayarak onu onaylarken Nadia çocuklarının sırtlarına dokunarak ileri doğru gitmesini sağlamıştı. Çekinerek kralın yanına varan prens ve prenses Kral Edward’ın gülümsemesine neden olmuştu.

“Korkmayın, hadi gelip kardeşinize bakın.” Prenses olan daha hızlı babasına ulaşırken kral eğilerek Elizabeth’i kardeşleri ile tanıştırmak istedi. Elizabeth sanki bir şey duymuş gibi bakışlarını hızla Nadia’ya çevirirken prensesin kolları arasında sevinç nidaları atarak kıpırdaması kralın ve diğerlerinin dikkatinden kaçmamıştı. ‘Gitmek istiyorum!’ Kral kızının sadece kendisinin duyduğu sesi ile şaşırırken bakışları Nadia’ya kaymıştı. Kadının hayran bir şekilde prensese baktığını görünce şaşırmış, daha sonra da cariyesine seslenmesine rağmen ondan bir tepki alamamıştı.

“Cariye Nadia?” kralın üçüncü seslenişi ile kendisine gelen Nadia mahcup bir şekilde başını öne eğerek “Bağışlayın Kralım, dalmışım!” dediğinde Elizabeth’in huysuzluk etmeye başlaması ile bakışları yine kızına çevrilmişti. Prenses cariyeye gitmek için çırpınıp dururken onun bu çabasını kraldan başka kimse anlayamamıştı. Diğer cariye ve prensesle de Elizabeth’i tanıştıran kral Nadia’a göre daha cesaretli olan cariyenin prensesi kucağına almak istemesi üç kadın arasında ki farkı ortaya koyuyordu.

“Nadia buraya gel!” kralın emri ile ona doğru yaklaşan kadın farkında olmadan yüzüne yayılan gülümseme ile prensese bakıyordu. Kendisine doğru uzatılan bebeğe şaşkınlıkla bakarken Nadia “Kralım bu doğru olur mu?” diye sorunca Kraliçe araya girerek “Babama bile prensesi vermediniz, soylu olmayan bir cariyenin ona dokunmasına nasıl izin verirsiniz?” dediğinde Nadia kollarını geri çekmişti.

“Kendinize gelin Kraliçe, benim cariyemle sizin babanızı nasıl bir kefeye koyarsınız?” Kralın sesi yükselirken korkan çocuklar annelerinin arkalarına saklanırken Nadia yutkunarak krala bakmıştı.

“Kraliçe haklı kralım, cariyeniz bile olsam alt tabakadan geliyorum.”

“Bunu bir daha duymamış olayım. Nerden geldiğin önemli değil, sen krallığın tek prensinin annesisin.” Kralın ağzından çıkanlar diğer iki eşi öfkelendirse de kimse ağzını açamamıştı. Prens annesine daha da sokulurken korkudan neredeyse ağlayacaktı. Prensin diğer kardeşlerden farkı hayvanlarla konuşabiliyor olmasıydı. Diğer iki prensesse garip bir şekilde aynı güce sahipti. İkisinin de gücü bitkiler üzerineydi.

Nadia daha fazla direnemeyerek prensesi kollarına aldığında hissettiği huzura inanamamıştı. Kendi çocuklarını ilk defa kollarına aldığında bile bu kadar huzur bulmamıştı. Gözlerini Elizabeth’in gözlerine dikerek gülümsemiş ve yanağını hafif dokunuşlarla sevmeye başlamıştı.

“Merhaba prenses, sen çok güzel bir bebeksin.” Elizabeth sevildiğini hissederek yüzünde kocaman bir gülümseme ile Nadia’ya bakarken Kral dikkatle onları izliyordu. Kızının yüzündeki parlamayı herkes görse de kimse tek kelime edemiyordu. Nadia elinin altında daha çok parıldayan bebekle endişelenmişti. Onun ne tür bir gücü olduğunu elbette ki bilmiyordu. ‘Umarım adil bir prenses olursun, herkese iyi kalbini açarsın canım. Sakın kendini başkaları için kullandırma. Sen halkın için çalışmalısın.’ Nadia’nın sessiz sözlerini sadece Kral ve Elizabeth duyarken daha fazla göze batmamak için bebeği krala uzatmıştı. Kral bebeği alırken Elizabeth Nadia’nın elini tutarak bırakmamıştı. Cariye elini kurtarmak isterken elinden kendisine geçen titreşimle şok olmuş, Kral ne olduğunu anlayamadan cariye bayılarak yere düşmüştü.

Çığlıklar arasında salondakiler oradan oraya koştururken Elizabeth sadece neşeli çığlıklar atıyordu.

“Çabuk şifacıyı çağırın.” Kral’ın gür sesi odada yankılanırken küçük çocuklar yerde yatan annelerine ağlayarak bakıyordu. Bebeği tahtın üzerine bırakan Kral yerdeki kadını kaldırarak salondaki çalışma odasındaki koltuğa yatırmıştı. Onu takip edenlerin yanı sıra tahta yatan bebek dikkat çekiyordu. Kraliçenin babası bebeğe doğru yaklaşırken kendisini izleyen kuzguni gözlerden habersizdi. Kargaşayı fırsat bilen adam bebeğin gücünü öğrenebilmek için ona doğru ilerlediği sırada önünü kesen dev cüsse ile duraksamıştı.

“Çekil önümden!” Ronald prensese doğru ilerleyen adama kaşlarını çatarak bakarken onun amacını anladığında hızla önünü kesmişti.

“Yanlış hatırlamıyorsam Kral prensese dokunamayacağınızı söylemişti.”

“Sen kim oluyorsun, çekil önümden torunuma bakacağım.” Adamın sözleri Ronald’ı daha da sinirlendirirken başını sallayarak adamın iki koluna giren askere “Onu odadan dışarı çıkarın, kralın emri olmadan buraya girmeyecek!” dediğinde adam çıldırış gibi Ronald’a saydırmaya başlamıştı. Kraliçe olanları şaşkınlıkla izlerken askerlere bakarak “Bırakın babamı,” diye bağırdı. Askerler önce Kraliçe’ye sonra da Ronald’a bakarak ne yapacaklarını sorarken Ronald’ın dediğini yaparak adamı salondan çıkarmışlardı.

“Bunun hesabını vereceksin Ronald.”

“Krala babanızın yaptığını söylememi istemiyorsanız bu konu aramızda kalmalı Kraliçe.”

“Sen!”

“Kralın emrini çiğnediği öğrenilirse babanızı darağacında görürsünüz. Siz de biliyorsunuz, kral emirlerine karşı gelinmesine tahammül edemez.” Kraliçe söylenerek odadan çıkarken aklında ne kızı vardı ne de başka bir şey. Sadece babasını düşünüyordu.

***

Kraliçe öfkeyle odasına girerken hizmetliler onun öfkesinden korunabilmek için hızla kenara çekiliyordu. Babası da onun peşinden odaya girdiğinde içeride ki herkesi kovarak odasında dolanmaya başladı.

“Kraliçem!”

“Sus baba, şuanda çok öfkeliyim.”

“Anlıyorum ama sakin olmanız gerekiyor.” Kraliçe bir süre daha dolanarak odasında ki yüksek ölçekli pencerenin önünde durarak sarayın arka bahçesinde ki büyük bahçeye bakmaya başladı. Az ileride ki çiçek bahçesini görünce de dinen öfkesi yeniden şaha kalkmıştı. Zira kendi odasından cariye Nadia’nın bizzat ilgilediği çiçek bahçesi görünüyordu.

“O kadına prensesi nasıl verir. Benim kollarımda bile daha az kaldı.”

“Bundan daha önemli bir sorunumuz var kraliçe, bebeğin gücünü hala bilmiyoruz.”

“Zamanla nasılsa öğreneceğiz, ama Nadia denen cariye, onu parçalamak istiyorum. Her seferinde kralın ona olan ilgili davranışını gördükçe onu parça pinçik etmek istiyorum.”

“Lütfen sakin ol Barbara, o kadının bir değeri yok biliyorsun. Sen böyle yaptıkça Kral senden daha da uzaklaşacak.”

“Ama baba, ben ne yaparsam yapayım kral beni görmezden gelmeye başladı.”

“Buda tespitimizi doğruluyor Elizabeth.”

“Anlamadım.”

“Kralın sakladığı sırrı, diyorum. O düşüncelerimizi okuyabiliyor.” Barbara babasının sözleri ile yutkunurken, bu ihtimalin doğru olması durumunda nasıl hala yaşadıklarını düşünmeden edemiyordu.

“Bunun doğru olduğunu sanmıyorum baba. Eğer gizli gücü bu olsaydı ikimizde darağacındaydık şimdi.” Kraliçenin sözleri adamı tereddüde düşürse de hala şüphelerini savunmaya devam ediyordu.

“Yine de dikkatli olmakta fayda var.”

“Duydun değil mi? O kadın için tek prensin annesi dedi. Oysa o prensi benim aile haneme yazdırmıştık.” Kral ileride bir sorun olmaması için prensi soylu olmayan annesinin aile nüfusuna değil, kraliçenin nüfusuna geçirmişti. Böylelikle saray beylerinden kimsenin ona itiraz edemeyeceğini düşünmüştü.

“Onu bırakalım şimdi asıl sorun, Nadia neden bayıldı dersin?” adamın sorusu Kraliçenin dikkatini çekmişti.

“Bir hastalığı mı var acaba?”

“Sanmıyorum, oldukça genç bir kadın.” Adam bir süre duraksadıktan sonra endişeyle kızına bakmıştı.

“Ne? Neden bana öyle bakıyorsun?”

“Cariye yeniden hamile olabilir mi?” kraliçe babasının sözleri karşısında ellerini yumruk yaparken saraya gelebilecek yeni bir veliahtla baş edemeyeceğini biliyordu.

“Böyle bir şey olması mümkün değil.”

“Nerden biliyorsun, kralın cariye ile yakından ilgilendiğini sen söyledin.”

“Biliyorum çünkü her sabah ona ilaç gönderiyorum.” Kraliçenin kendinden emin sözleri ile adam yutkunurken kızına inanamaz gözlerle bakmıştı.

“Bu duyulursa yerinden olabilirsin biliyorsun değil mi? Bu yaptığın sonumuz olabilir.”

“Kimse bilmiyor baba, korkmana gerek yok.”

“Ama duyulursa kral bunu yanımıza bırakmaz.” Kraliçenin bu kadar vurdumduymaz olması kendi eseriydi. Adam kızının önünü artık alamayacağının farkında endişeyle başını salladı. İkili bir süre daha hararetli bir şekilde konuşmaya devam ederken onların planlarını bozacak bir gücün sahibi olduğunun farkında bile değildiler.

***

Mümkünse hikaye hakkında fikrinizi belirtirseniz çok mutlu olurum.

GİRİŞ <<<<< —–>>>>> 2.BÖLÜM

1720cookie-checkAsil Kan 1. Bölüm