Ocak 1, 2021 Yazarı mermaridyy 14

Tatlı Hata 1. Bölüm

KÖKNAR AİLESİ

Genç adam ofisinde öfkeyle dolanırken sakinleşmek için derin derin nefesler alıyordu. Onun sakinleşmesini bekleyen yardımcısı Aslan daha fazla dayanamayarak “Ne yapmayı düşünüyorsunuz Aras Bey?” diye sorduğunda adam duraksayarak ona baktı.

“Anlattıklarının doğru olduğu kesin mi?” Adam başını sallayarak ona cevap verirken Aras öfkeyle “Lanet olsun!” diye haykırmıştı.

“Bunun hesabını verecek. Kardeşimi üzmenin hesabını ona da o kıza da soracağım.”

“Aras Bey, kızın Seda hanımdan haberi olduğunu sanmıyorum. Cenk beyin duygularından da…” Aras dişlerini sıkarak adeta tıslamıştı. “Sence bu mümkün mü? Her fırsatta kızın yanında olduğunu söylüyorsun. Üstelik bölümde sadece o kızla muhatap olduğunu…”

“Bence biraz daha araştırmalıyız efendim. Bu şekilde kızın günahını almamalıyız.”

“Kes Aslan, kendi sözlerinle çelişiyorsun. Üstelik Seda da onları görmüş.”

“Ama…”

“Bana o kız hakkında tüm bilgileri dosyalayarak gönder. Bakalım küçük kara kedi kimmiş,” dediğinde Aslan ne yapacağını bilmiyordu. Kızı bir haftadır takip ediyordu. Ders dışında Cenk beyle konuştuğuna da şahit olmamıştı. Üstelik gecen güne kadar onların dışarıda buluştuğunu dahi görmemişti. Ne olmuşsa geçen gün Seda hanımın kocasını bir kızla kafede görmesinden sonra olmuştu. Aras kardeşinin sözleri ile adeta çıldırmıştı. Cenk, Köknar ailesine dahil olduğundan beri adama acımadan edemiyordu. Karısını aldatmış bile olsa ona hak verecek duruma kadar gelmişti. Kendi emeği ile üniversitede öğretim görevlisi olmuştu. Nasıl olmuşsa Seda hanımı sevmiş ve ailesine yapılan ezici baskılara rağmen Seda’dan vazgeçmemişti. Evlendikleri ilk günden beri kendisine para avcısı gibi davranan bir kayınvalide, işini küçümseyen bir kayınbaba, onların etkisinde kalan ve asla memnun olmayan bir eşe sahip olmuştu.

Karısının her istediğini yerine getirebilmek için ek derslere girmeye başladığında ortalık daha da karışmıştı. Seda Hanım kocasının her fırsatta kendisine ilgi göstermediğini –ki bu tamamen kendi uydurması- söyleyerek sürekli kocasını şikayet eder duruma gelmişti. Cenk karısının isteklerini yerine getirebilmek için en son çevre mühendisliği bölümüne ek ders vermeye başlamıştı. Ne olduysa ondan sonra olmuştu. Seda kocasının davranışlarını sorgular olmuş, her fırsatta fakülteye giderek kocasını kontrol etmeye başlamıştı. Adam karısının davranışına anlam veremese de kendisini ziyarete geldiği için mutlu oluyordu. Onun bu mutluluğunu sadece Aslan görebiliyordu. Bu yüzdendi bu aldatma olayını genç adama yakıştıramıyor olması.

“Aras Bey, bence bir yanlış anlaşılma var. Cenk beyi az çok sizde tanıyorsunuz. Kardeşinizin tüm kaprislerine rağmen asla…” Aslan ne söylediğini fark edince susarak bakışlarını kaçırmıştı. Aras yıllardır yanında olan yardımcısına şüpheyle bakarken başını iki yana salladı.

“Kimseye bu kadar güvenmemelisin Aslan. Yarına kadar kızın tüm şeceresini istiyorum.” Aslan umutsuz bir şekilde odadan çıkarken sıkıntıyla boynundaki kravatı gevşetmişti.

Köknar ailesi Karadeniz’in en köklü ailelerinden biri olmanın yanı sıra serveti ile de göz dolduruyordu. Dönümlerce çay tarlaları, fındık arazileeri vardı. Ayrıca gemicilikle uğraşan ailenin başında son on yıldır Aras Köknar bulunuyordu. Zekası ile her zaman önde olan genç adam ülkenin en genç üniversite bitiren öğrencileri arasında yer alıyordu. Kendinden üç yaş küçük erkek kardeşi Akın ile şirketi daha da ileri seviyeye taşırken en küçük kardeşleri Seda ise üniversiteyi bitirir bitirmez Cenk ile evlenmişti. Annesi ve babası ne kadar karşı gelse de Seda onlara aldırmamış ve Cenk ile evlenmişti. Bazen kız kardeşinin kocasını gerçekten sevip sevmediğini merak etse de şimdilik onları uzaktan izlemeye kararlıydı.

Seda ailenin tek kızı olmanın nimetlerinden gerektiği gibi faydalanırken annesi ve babası tarafından oldukça şımartılmıştı. Belki de onu tek şımartmayan kişi abisi Aras’tı. Yine kendisine ağlayarak gelen kardeşinin sözlerini unutamıyordu. Kocasının kendisini aldattığını savunurken başta inanamasa da Seda o kadar çok ağlamıştı ki ona durumu araştıracağına dair söz vermişti. Düşüncelere dalan genç adam odanın kapısının açılması ile kendine gelmişti.

“Yine dalmışsın?” Akın abisinin karşısındaki tekli koltuklardan birine otururken Aras sıkıntıyla ensesini ovalamıştı.

“Seda’yı düşünüyordum.”

“Bence abartıyorsunuz. Cenk eniştemin onu aldattığına asla inanmam.”

“Cenk’e nasıl bu kadar güveniyorsun?”

“Sence? Seda’ya dayanabilecek kadar kardeşimizi seviyor abi. Sen de biliyorsun ki kız kardeşimiz dayanılmaz biri. Cenk onu sevmeseydi çoktan boşardı. Aldatmasına gerek yoktu.”

“Unuttuğun bir şey var, kardeşimize düşen servet.” Aras’ın sözleri karşısında Akın gür bir kahkaha atmıştı.

“Saçmalama abi, gayet iyi biliyorsun ki Kemal Bey kızının servetini evlilik sözleşmesi ile karantinaya aldı.” Aras duydukları karşısında kaşlarını çatarken abisinin kararan yüzünü gören Akın yutkunarak “Ne, bilmiyorum deme sakın?” dediğinde Aras yumruğunu masaya vurarak ayağa kalkmıştı.

“Sen ne dediğinin farkında mısın?” Akın korkuyla geriye doğru yaslanırken Aras dişlerini sıkarak konuşmasına devam etti.

 “Bunu kimler biliyor?”

“Şey… Tam emin değilim ama aileden birkaç kişi…”

“Kim?” Akın ne söyleyeceğini bilmiyordu. Abisi çıldırmış durumdaydı.

“Babam sözleşmeyi avukatlara hazırlattı. Ayrıca şahit olması için amcamları ve kuzenleri de çağırmış sanırım.” Aras odasında dönerek kendi kendine lanet okurken birden kardeşine dönerek “Eğer babam Cenk’e böyle bir sözleşme imzalattıysa ve bu duyulacak olursa ne duruma düşeriz hiç düşündün mü? Onca servetin içinde Köknarlar tek damatlarına iç güveysi dendiği yetmezmiş gibi şimdide paragöz olarak anılacak. Bence Cenk kardeşimizi aldatıyorsa da hakkı, ben olsam Seda’yı boşardım bile.” Aras gözünün önüne Cenk’i sözleşmeyi imzalarken olan hali geldikçe çıldırıyordu. Adamın etrafını ailesi akbaba gibi sarmış olmalıydı. Dişlerini sıkarken gün içinde ne kadar çok sinirlendiğini fark edince daha da sinirlendi.

“Abi ne diyorsun sen?”

“Duydun, eğer dediklerin doğruysa bu işin peşini bırakmam. Evde olmayabilirim ama babamların o adama neler yaptığını biliyorum.”

“Abi?”

“Çık şimdi, avukata bana sözleşmenin kopyasını göndermesini söyle.” Akın abisini daha fazla sinirlendirmemek için hızla odadan çıkmıştı. Babası abisinin sözleşmeyi kendisinden öğrendiğini duyarsa işi yaştı. Kesinlikle çekeceği vardı.

***

Genç adam masasında oturmuş avukatın gönderdiği sözleşmeyi incelerken her maddede biraz daha öfkeleniyordu. Ailesi damadı resmen her köşeden kıstırmıştı. Sözleşmede Cenk’in lehine hiçbir madde olmadığı gibi her hak kardeşine vermişti.

“Bu adam aptal mıydı da böyle bir sözleşmeyi imzaladı.” Kendi kendine söylenirken ofisinin kapısı çalınıp içeriye elinde bir zarfla sekreteri girmişti.

“Aras Bey, Aslan Bey size bu zarfı gönderdi.” Kız zarfı masaya bırakır bırakmaz hızla odadan çıkmıştı. Aras eline aldığı zarfı rahat bir tavırla açarken neyle karşılaşacağını bilmiyordu. İlk önce öz geçmişine göz attı. ‘Adı Alya Yıldız, yirmi dört yaşında, KTÜ Çevre mühendisliği son sınıf, ailesi Ahmet ve Emine Yıldız. Arya adında aynı üniversitede hukuk bölümünde okuyan kardeşi var. Dört kardeşin en küçükleri. Bla bla bla…’ Aras dosyayı bir köşeye bırakırken kızın ortalamasının ne kadar yüksek olduğunu görünce kaşlarını atmıştı. Kız zeki olmalıydı. Başını iki yana sallayarak dosyanın içindeki resimleri masaya döktü. Eline aldığı fotoğrafa ilgisiz bir şekilde bakarken kızın Cenk’in tipi olup olmadığına karar vermeye çalışıyordu. Seda ile bir benzerlik aradığında içi sıkılmıştı. Kızın kardeşine benzer hiçbir yanı olmamasına rağmen kabul etmeliydi ki kardeşinden kat be kat güzeldi. Seda’nın neden onu kıskandığına şaşmamak lazımdı.

Fotoğrafları incelemeye devam ederken dikkatini kızın sürekli gülen yüzü ve alaycı bakışları çekmişti. Alya poz verse bu kadar doğal fotoğraflar olmayacağını düşünürken en son fotoğrafa baktığında yutkunmadan edememişti. Birbirinin kopyası iki kız ellerini çakarak kahkaha atıyordu. Aradaki tek fark ikizin gözlük takıyor olmasıydı. “Hanginiz acaba?” diye mırıldanırken Cenk’in kardeşlerden hangisine yakın olduğunu anlamaya çalışıyordu. Gözleri sürekli gözlüklü olan kardeşe takılırken onun daha ağır başlı olduğunu anlamıştı.

Telefonunu eline alarak Aslan’ı aradı. Kızlardan hangisinin Alya, hangisinin Arya olduğunu öğrenmek istiyordu. Telefon bir süre çalmasına rağmen cevap alamayınca yerinden kalkarak odasının kapısına gitti. Sekreterini Aslan’ı çağırmasını söylerken onu toplantı odasında bekleyeceğini belirtmişti. Masasına dönerek dosyayı alıp toplantı odasına geçen genç adam hala sinirliydi. Akşam büyük konağa gitse iyi olacaktı.

***

Gün boyunca türlü sinir harbi yaşayan Aras, köye çıkacağı için limandan arazi arabasına binerek erkenden ayrılmıştı. Aslan onunla gitmek istese de genç adam ona izin vermemişti. Eresi gün öğleye kadar izinli olacağını söylediğinde ise Aslan şaşırmıştı. Genelde zorunlu olmadıkça hafta sonu hariç ofise geç gelinmesinden hoşlanmayan patronu ona öğleye kadar izin veriyordu.

Arabasını sahil yoluna çıkardığında dışarısının kalabalığı canını sıktı. Küçük bir yer olan Trabzon öğrencilerle daha da kalabalık hale gelmişti. Sıkıntıyla kırmızı ışıkta beklerken yanından geçen kırmızı vosvos araba dikkatini çekmişti. Yol ayrımından sağa dönen arabadaki sürücü ise genç adamı şaşırtmıştı. ‘Dünya küçükmüş, ama Trabzon daha da küçükmüş.’ Diye söylenerek aracını vosvosun gittiği yöne döndürmüştü. Araba Trabzon meydanına doğru ilerlerken neden kızı takip ettiğini sorgulamadan edemiyordu. Nasılsa yarın karşılaşacaklardı.

Arya sınavdan çıkıp eve doğru küçük arabası ile ilerlerken yarın ki sınavını düşünmeden edemiyordu. Son iki sınav ve öğretim hayatı sona erecekti. Heyecanla radyoya uzanarak en sevdiği kanalı açtı. Radyo Kaçkar’ı açtığında Ekin Uzunların melodik sesi kulağına ulaştığında sesi biraz daha açarak yavaşça meydana giriş yapmıştı. Bir süre sonra telefonu çalınca, radyonun sesini kısarak cevapladığında kulağına annesinin o sevecen sesi ulaştı.

“Annecim?”

“Arya, çıktın mı kızım okuldan? Alya da seninle mi?” Arya annesinin sorusu ile yüzünü asarken biraz daha sabretmesi gerektiğini içten içe kendisine söylüyordu.

“Alya’nın sınavı ikinci öğretimlerle bir olacak anne, ben bekleyemedim.”

“Keşke bekleseydin kızım, kardeşin sınavdan sonra otobüse binmeseydi.”

“Anne, Alya kendini koruyabilir. Sürekli onu beklememi istiyorsunuz. Yarın önemli bir sınavım var, erken çıkmak istedim. İki saat bekleyemezdim.” Kadın kızına biraz daha itiraz etmek istese de Arya bu kez taviz vermemişti. Eve bir ihtiyaç olup olmadığını sorarak arabasını alacakları için büyük marketin önüne bıraktı. Normalde müsait yer bulmak oldukça zor olsa da boş olan yere hızla arabayı park ederek markete girmişti. Takip edildiğinden habersiz yanında kardeşi olmadığı için gözlüklerini çıkaran Arya market arabası alarak annesinin siparişlerini ve ihtiyacı olan birkaç şeyi de alarak kasaya yöneldiğinde bedenini saran ürperme ile duraksamıştı. Başını geriye çevirdiğinde olağan dışı biri olmadığını anlayarak yeniden kasadan geçen ürünleri poşetlemeye devam etti. Hızla marketten çıkarak arabasına bindiğinde derin bir nefes almıştı. Neden huzursuz hissettiğini anlayamasa da arabasını çalıştırarak mümkün olduğunca hızlı oradan uzaklaştı.

Aras kızın tedirginliğini hissederek hızla reyonun arkasına geçerken Arya’nın marketten çıktığını görünce o da hızla dışarı çıkıp arabasına binmişti. Küçük arabanın rahat hareket etmesine karşı kendi yüksek arabası dar ve kalabalık sokak aralarında zorlukla ilerliyordu. Neden bunu yaptığını bilmiyordu ama kendini kızı takip etmekten de geri alamıyordu. Yaklaşık on dakika sonra Boztepe’nin yükseklerinde ikiz bloglardan birinin önüne durarak arabasını park eden kızın zorlukla poşetleri arabasından indirişini uzaktan izliyordu. Binanın kapısı açılarak kıza doğru hızla yaklaşan kadının sevecen tavrı Aras’ı güldürürken kızın da kadına gülümsemesi kaşlarını çatasına neden olmuştu. Annesi kıza ne dediyse kızın yüzü asılmıştı. İkili binanın içinde kaybolurken Aras arabasını geri döndürerek hızla sahil yoluna girip ailesinin evine doğru ilerlemeye başlamıştı. Saatine baktığında akşam yemeğine yetişemeyeceğini anlamıştı. Ailesi yaz kış fark etmez saat altıda akşam yemeğine oturuyordu. Arabasının gazına biraz daha basarak çok geç olmadan evde olmak istemişti.

***

Aras aile konağının bahçesine arabasını park ederken geldiğini gören aile üyelerinin karşılama için kapıya yöneldiğini büyük camlardan görebiliyordu. Evin garip bir dizaynı vardı. Konak neredeyse iki yüz yıllık olmasına rağmen yıllara meydan okurcasına hala ayakta duruyordu. Eski insanlar uzun oldukları için kapıların ve pencerelerin yüksekliği normal boyutlardan çok daha büyüktü. Küçükken top oynarken kırdıkları çamı taktırabilmek için babası çok uğraşlar vermişti. Nitekim camın ebadını bulmak zor olmuştu.

“Abim geldi!” kız kardeşi Seda sanki dün görüşmemişler gibi boynuna atlarken hafif gülümsemiş ve arkada duran diğer aile üyelerine bakmıştı. Gözleri Cenk’e takılınca istem dışı kaşları çatılmıştı. Onun aile içinde ne kadar eğrelti durduğunu yeniden fark ediyordu. Adamın evlendiği gün üzerinde olan cesareti sanki bastırılmış bir şekilde aileden uzakta karısı ile kendisini seyrediyordu. Dişlerini sıkarak kardeşinden ayrılırken onun yerini annesi doldurmuştu. Kadın oğluna sarılırken Aras da ona karşılık vermişti. Ne kadar belli edemese de annesinin kendisini sevdiğini biliyordu. Nasıl sevmesin ki aile işini büyük oğlu büyütmüştü. Onunla böbürlenirken hava atmaya bayılıyordu. Aras bir gün ailesinin tepetaklak olmasından çok korkuyordu. Nitekim anne ve babası Allah’ın verdiği nimete şükretmeyi unutmaya başlamıştı. Ailenin diğer üyeleri ile de görüştükten sonra Cenk’e dönerek “Nasılsın?” diye sorduğunda Cenk buruk bir gülümseme ile “Şükür halimize!” diye cevap verdi. ,

“Nasıl olacak, ekmek elden su gölden yaşıyor işte!” Annesinin sözleri ile Cenk bakışlarını kaçırırken Aras dişlerini sıkarak annesine cevap vermişti.

“Evet duydum, Cenk fakültede bayağı bir başarılıymışsın. Bölüm başkanları ders vermen için ilk seni arıyormuş. Tebrik ederim.” Cenk başını sallarken Aras’ın bakışları kız kardeşi ile annesinin yüzünde dolanıyordu. Kardeşi annesi gibi davranmaya başlamıştı. İster istemez Cenk için üzülen adam kapıdan gelen baston sesi ile bakışları kapıya yönelmişti.

“Bırakun uşağuda eve girsun, yedunuz başini. Geri kaçaçak sizun yuzunuzden!” Aras babaannesinin sesini duyunca gülümseyerek hızla ona ulaşmıştı. Kadın bastonuna dayalı bir şekilde kapıya yaslanıyordu. Babaannesinin elini öperek alnına koyarken bir yandan da ona laf yetiştirmeye çalışıyordu.

“Asiye sultan nasıl oldun?”

“Sus bakayim, sankim umurundadur bu yaşli kari.”

“Öyle deme da!”

“Ole ole, sen unuttun babaanneni, bir de utanmadan bağa yaklaşaysun.” Aras kadının sarkık yanaklarını öperek içeri yönlendirirken bakışları istem dışı evin içinde dolanmaya başlamıştı. Onun bakışlarını fark eden kadın üzgün bir şekilde torununa “Ecem yokidur, nenesi aldi oni!” dediğinde Aras gerilmişti.

“Neden gönderdiniz? Gitmeyecek demiştim.”

“Ole dema da, onlarunda torini!” Aras sakin kalmak için başını sallayarak büyük salonun kapısından içeriye girmişti. Salondaki yeni alaturka koltuk takımına bakarken kaşları yukarıya yaylanmıştı.

“Değişiklik yapışsınız! Hayırdır?” Annesi araya girerek cevap vermişti.

“Ay oğlum diğer koltuklar iyice eskimişti. Bizde yenisini aldık.” Dediğinde babaannesi homurtuyla “Eyice görgüsüzleşti senun bu anan,” dedi.

“Daha geçen yıl almıştık ana, bir yılda nasıl eskidi koltuklar. Tamam Allah’a şükür alma gücümüz var ama israf yapmak size yakışıyor mu?” Aras kendi sözleri ile çelişen düşüncelerinde annesinin ne kadar savurgan olduğunu geçiriyordu. Babası “Bırak oğlum, ne isterse alsın. Bu yaştan sonra heveslendi işte.” Aras babasına kızgın olsa da bir şey söylememişti. Bakışları kapı ağzında duran Cenk’e bakarken onun neden içeri girmediğini düşünmeye başlamıştı.

“Enişte sen neden orada duruyorsun, gelsene içeri.” Cenk bakışlarını kaçırarak konuşmuştu.

“Benim erken kalkmam lazım, sabah sınav var.”

“İyi ya işte birlikte ineriz aşağıya. Gel otur biraz sohbet edelim.”

“Aman abi bırak ne konuşacaksınız?” Aras kardeşinin sözleriyle sert bakışlarını Seda’ya döndürmüştü. Öfkesi burnunda adam “Sen ne biçim konuşuyorsun kocan hakkında?” diye sorduğunda annesi araya girmek istemiş ama Aras bir elini kaldırarak onu susturmuştu. Kadın oğlunun sert çıkışı ile şaşırırken herkes yutkunarak Aras’a bakmıştı.

“Bu kızın bu şekilde davranmasına siz neden oldunuz? Kocasına saygısı olmayan bir kız yetiştirmişsiniz baba, tebrik ederim.”

“Aras doğru konuş, kızım kime saygı göstereceğini iyi bilir.”

“Belli oluyor. Kocası kapıda bekliyor bizimki umursamıyor bile. Söylesene anne, kızının davranışlarından memnun musun?” Kadın böbürlenerek omuzlarını dikerken Aras ona inanamaz gibi bakmıştı.

“Evlenmeleri hataydı zaten. Seda’ya zamanında yüz verseydi bu kadar ileri gitmezdi.” Aras duydukları ile başından aşağı kaynar sular dökülmüştü. Kardeşi adamı elde etmek için evlenmişti. Cenk’e baktığında adamın çöken omuzlarıyla daha da öfkelenmişti. Öfkesinin hedefi Cenk olmuştu.

“Sen ne biçim erkeksin, karına söz geçiremiyorsun? Bu şekilde aşağılanmak hoşuna mı gidiyor?” Cenk dişlerini sıkarken kendinden büyük olan adama cevap vermemek için arkasını dönerek “Size iyi geceler!” diyerek kapıdan uzaklaşmıştı.

“Sizin sorununuz ne? O adama yaptıklarınız bir gün burnunuzdan gelecek bilmiyor musunuz? Allah çektirdiklerinizi çekmeden sizi affetmeyecek.”

“Aaa yeter da ne bu? O da haddini bilseydi kiminle evlendiğine dikkat etseydi.”

“Kimsiniz siz? Kim olduğunuzu sanıyorsunuz?” Aras’ın sesi yükselirken bir köşede sessizce dinleyen babaannesiyle gözleri kesişmişti. “Sen babaanne, sen nasıl sessiz kaldın bu zulme.” Dediğinde kadının gözleri buğulanmıştı.

“Kurt kocadı oğul, ne yaparsın!”

“O ne demek?” kadın omzunu silkerken adam derin bir çekti. Aklına Ecem gelince bir annesine bir de kız kardeşine bakmıştı. Babası da en az kendisi kadar kızgındı. Oğlundan azar yemek ağrına gitmiş olmalıydı.

“Sen Cenk’i sevmiyor musun?” Seda abisinin sözleri ile yüzünü asmıştı.

“Ne sevecem onu? Evlendik bitti!”

“Yani sen bu adamı istemiyorsun?” Seda yeniden omzunu silkerken Aras çıldırmıştı.

“O zaman ne diye ağlayıp sızlayarak kocam beni aldatıyor diye yakınıyorsun?” dediğine annesi tiz bir çığlık atmıştı.

“O sünepe kızımı mı aldatıyor?” diye çıkışan kadın Aras’ın ters bakışlarından çekinerek susmuştu.

“Yok öyle bir şey kızının her zamanki gibi ilgi çekme çabası.”

“Onları gördüm abi, kıza gülüyordu.”

“Ne var bunda? Kız onun öğrencisi, ne yapmasını bekliyorsun?”

“Ben anlamam, kimseye gülemez, benim kocam olduğu sürece yanında dişi sinek bile olamaz.” Aras bu kez gerçekten Cenk’e acımıştı. Başını iki yana sallayarak “Siz adam olmazsınız. Dilerim Allah affeder sizi.” Diyerek salonun kapısına yönelmişti.

“Oğlum nereye?” Annesinin sorusu ile duraksayan adam “Kızımın eşyalarını toplamaya, onu sizin elinize bırakamam artık. Sizin gibi olmayacak benim kızım!” dediğinde “Aras!” diye kükreyen babasının öfkeli sesini kulak ardı etmişti.

“Oğul, bende seninle geleyim. Kızçe yalnız korkar.”

“Anne sen ne diyorsun?”

“Uşak doğru der, siz eyice yoldan çıktunuz. Ben bağ evine gideceğum.” Aras şaşkınca babaannesine bakarken onun yıllar sonra bağ evine gitmeye karar vermesine sevinmişti. Dedesi öldüğünden beri yaşlı kadın oraya adım atmamıştı. Kemal Bey itiraz etmeye çalışsa da annesi onu dinlememişti.

“Anne, orada ne yapacaksın. Yaşlandın artık.”

“Ne olmuş yaşlanduysam? Hepunuzi cebumdan çikarirum.” Kadın torunun yanına gelerek koluna girmişti. O sırada kapıdan içeriye giren Akın şaşkınlıkla abisine bakıyordu. Onun geleceğinden haberi yoktu. Aras kardeşini görünce daha da sinirlenmişti. Onun evde olanlara sessiz kalması canını sıkmıştı.

“Sen bu olanlara nasıl bir şey demezsin?” Akın abisinin sert sesi karşısında yutkunmuştu.

“Ne oldu ki?” Aras kardeşinin sözlerine daha da sinirlendi.

“Ne mi oldu? Bu evde zulüm var ve sen susuyorsun öyle mi? Sana kaç kez söyledim, haksızlığa asla göz yumma diye?”

“Abi anlamıyorum seni.” Akın gerçekten ne dediğini anlamıyordu. Eve geç geliyor ve sabah erkenden çıkıyordu. Ev sakinlerini doğru düzgün görmüyordu bile.  Onlar tartışırken merdivenlerden aşağıya telaşlı inen genç adam dikkatlerini çekmişti. Cenk bir yandan üzerini düzeltiyor bir yandan da ayakkabılarını giymeye çalışıyordu.

“Hayrola enişte, nereye?” Akın’ın sorusu ile Cenk endişeyle ona bakmıştı.

“Anam rahatsızlanmış, gitmem gerek.”

“Hah yalana bak. Kim bilir nereye gidiyorsun?” Seda’nın sözleri ortamı buz gibi ederken Cenk dişlerini sıkarak karısına bakmıştı.

“Benim gitmem gerek, size hayırlı akşamlar.” Seda kendisini takmayan kocasına sinirlenerek “O kapıdan çıkamazsın Cenk, çıkarsan bir daha seni içeri sokmam.” Cenk karısına üzgün bir şekilde bakarken Aras şaşkınlıkla kardeşine bakıyordu. Annesi de kızına destek çıkarken Cenk yutkunarak başını öne eğmişti. Anası kardeşi evlendiğinden beri bir başına köyde yaşıyordu. Ne kadar ısrar etse de Seda’yı anasını görmeye ikna edememişti. Kadının konağa gelmesine de izin verilmemişti. Aylarca okul yüzünden anasını göremeyen adam artık sabrının son sınırındaydı.

“Anan olacak kadın kim bilir ne yalanlar söyledi de çağırdı seni, gidemezsin!” Aras ve Akın şaşkınlıkla annelerine bakarak ileri atılırken Cenk daha fazla dayanamamıştı.

“Ne var biliyor musunuz Aysun Hanım, haklısınız? Bir daha bu eve gelmem hem bana hem de anneme saygısızlık olur. Bunca yıl yaptıklarınızı sineye çektim. Çünkü kızınızı gerçekten seviyordum. Ama görüyorum ki kızınız da sizin yolunuzda ilerliyor. Seda’nın benim sevdiğim kadınla hiçbir alakası kalmamıştı. Benden bu kadar, bir sonraki görüşümüz umarım mahkemede olur. Tebrik ederim, kızınızı boşuyorum. Hatta şimdi…” Cenk kısa bir süre duraksadıktan sonra gözlerinden akan bir damla yaşla karısının gözlerinin içine bakarak “Ben Mehmet oğlu Cenk, Sen Kemal kızı Seda’yı üç talakta da boşuyorum. Boş ol, boş ol, boş ol!” Cenk arkasını dönüp hızla evden çıkarken bütün vücudu sinirden titriyordu. İstem dışı yanağından akan yaşları silerken yıllar sonra ilk kez huzura kavuşmuştu. Esareti bitmişti.

Aras ve Akın şaşkınlıkla annesi ve kardeşine bakarken az önce olanlardan etkilenmeyen kardeşlerine üzülmüşlerdi. Kocası onu boşamıştı ama Seda’nın kılı bile kıpırdamamıştı.

“Ah kızım sonunda kurtuldun!” annesinin konuşması ile babası ilk kez bağırmıştı.

“Sen ne dediğinin farkında mısın Aysun? Adam kızını boşadı, Kemal Köknar’ın kızını boşadı.”

“Aman baba nasılsa yarın kapımıza gelir.” Aras daha fazla dayanamayarak hızla evden çıkmıştı. Ailesine ne olmuştu böyle. Kalpleri zehirli sarmaşıkla kaplanmış gibiydi. Arabasına binerek konaktan uzaklaşırken yol kenarından karanlıkta hızlı adımlarla ilerleyen eniştesini görünce duraksamıştı. Adam her gördüğü arabaya el sallayarak durdurmaya çalışıyordu. Aras o zaman fark etmişti. Cenk bölgenin en zengin ailesinin damadı olmasına rağmen arabası yoktu. Peki adam buradan okula her gün nasıl gidiyordu? Arabasını Cenk’in yanına durdurarak binmesi için işaret vermişti. Kararsız olan adama “Bu saatte kimse seni arabasına almaz. Biliyorsun…” dediğinde Cenk ona hak vermişti. Bu saatte geçen arabaların çoğu yabancılara aitti. Onlarda otostop çeken birini almazdı.

“Nereye gidiyoruz?”

“Beni ana caddeye bıraksan yeter, kendim giderim.”

“Olmaz öyle şey, eve bırakayım seni.”

“Anam fakültede yatıyor, oraya gideceğim.” Aras adamın haline üzülmüştü. Başını olumlu anlamda sallarken arabasını fakülteye doğru sürmeye başlamıştı.

“Ne yapacaksın?”

“Ne konuda?” Cenk sakin bir şekilde adamın sorularını cevaplıyordu.

“Şu boşanma işi, kararlı mısın?” Cenk kısa bir süre arabayı kullanan kayınına bakarak yeniden önüne dönmüştü.

“Sana saygım var biliyorsun abi, ama bundan sonra Seda ile evli kalmamın olanağı yok. Az önce Allah katında boşandık zaten. İş resmi olarak boşanmaya kaldı. Bundan sonra kardeşine mutluluklar dilerim.”

“Anlıyorum. Umarım hakkınızda hayırlısı olur.”

“İnşallah.” İkili sessiz bir şekilde yolda ilerlerken araba fakültenin bayırında hafif sarsılmıştı.

“Şu yolu düzeltemediler gitti.”

“Ne yazık ki birçok yerde böyle sorunlar var. Toprak yapısından kaynaklanıyor.” Araba acil servisin önünde durunca Cenk arabadan inerek hızla acil servise girmişti. Annesinin nerede olduğunu öğrendiğinde adımlarını sarı bölüme doğru atmıştı. Kardeşi banklardan birine oturmuş ağlarken yalnızdı.

“Nisan?” Kadın abisinin sesini duyunca hızla ayağa kalkmıştı.

“Abi gelmişsin, gelemezsin sanıyordum.”

“O nasıl söz, elbette geleceğim.” Kadın üzgün bir şekilde abisinin yüzüne bakarken Cenk kardeşini sararak göğsüne bastırmıştı.

“Kalp spazmı geçirmiş. Evde yalnızdı, komşu ses duymasaydı ne olurdu Allah bilir. Çok şükür, şimdilik durumu iyi ama ameliyat olması gerekiyormuş.” Dediğinde Cenk kardeşine daha sıkı sarılmıştı.

“Tamam güzelim üzülme artık. Görebiliyor muyuz?” Kadın başını iki yana sallarken “Yoğun bakıma aldılar önlem için.” Adam başını sallarken kendilerine doğru gelen Aras’ı görünce onu unuttuğu için utanmıştı. Adamın gitmesini beklerken yanlarına gelmesi onun hakkında yanılmadığını anlamıştı.

“Geçmiş olsun, durumu nasıl?” Nisan abisine bakarken onun şaşkın yüzüne hafif gülümsedi.

“Şükür, şimdilik iyiymiş. Ameliyat olması gerekiyormuş.” Aras başını aşağı yukarı sallarken bir süre daha yanlarında kalarak bir şeyler almak için izin istemişti. Cenk adamı yalnız bırakmamak için onunla ilerlerken acilin kapısında hızla duran araba ile ikisi de irkilmişti.

“Yardım edin,” diye bağıran genç kız ikisinin de dikkat odağı olmuştu.

***

Hikaye hakkında fikrinizi yorum olarak yazarsanız çok sevinirim.

GİRİŞ BÖLÜMÜ <<<<<——>>>>> 2.BÖLÜM

1750cookie-checkTatlı Hata 1. Bölüm