Ocak 8, 2021 Yazarı mermaridyy 10

Tatlı Hata 2. Bölüm

ARYA & ALYA

***

“Yardım edin,” diye bağıran genç kız ikisinin de dikkat odağı olmuştu. Aras yanında ki adama dikkatle bakarken Cenk kızın neden bağırdığını anlamaya çalışıyordu. Küçük arabanın arka kapısını açan kız güçlükle içeride yatan bedeni dışarı çıkarmaya çalışıyordu. “Dayan halacım, geldik dayan!” diye çocuğa seslenirken bir yandan da yardım istiyordu. “Alya?” Cenk kıza seslendiğinde Arya arkasını dönüp Alya’nın hocasına bakmıştı. Onu yine karıştırmıştılar ama bu şuanda düşüneceği en son şeydi.

“Hocam, yardım edin lütfen!” diyerek yana doğru kaymıştı. Cenk arabada yüzü kan içinde olan çocuğu güçlükle dışarı çıkarırken bir yandan da “Ambulansı arasaydın ya,” diye söyleniyordu.

“Bekleyemezdim.” Aras ikiliyi uzaktan izlerken içine garip bir his belirmişti. Kızda bir şey vardı. Ne olduğunu bilmiyordu ama hissediyordu. Arya yanından geçtiği adamın dikkatli bakışların fark etmeden Cenk’in kollarında olan yeğeninin saçını okşamaya çalışıyordu. Annesi arayıp yeğeninin düştüğünü söylediğinde ne yapacağını bilememişti. Abisi ve yengesi köye çıkmıştı. Hava soğuk olduğu için çocukları götürmemişlerdi. Evde araba kullanan bir tek kendisi olduğu için annesi onu aramıştı. Arkadaşı ile ders çalışırken eve nasıl geldiğini bilemeyen genç kız kimseyi beklemeden çocuğu arabaya aldığı gibi hızla hastaneye sürmüştü. Çocuk acil müdahale odasına alınırken Arya giriş işlemlerini yapmak için kayıt bölümüne gitmişti. Arabası acilin önünü kapatıyordu. Yanında duran adamı o anda fark eden genç kız bakışlarını kısa bir süre Aras’a çevirerek hemen çekmişti.

“Rica etsem kapıda ki arabayı çekebilir misiniz? Anahtar üzerinde olmalı.” Aras şaşkınlıkla kızın yüzüne bakarken yabancı birine arabasını emanet edecek kadar aptal olduğunu düşünmüştü.

“Neden öyle bakıyorsunuz? Arabamı kaçırmayacaksınız sanırım. Hastanede olduğunuza göre bir yakınınız burada olmalı.” Aras bir şey söylemeden hızla dışarı çıkarken Arya umursamayarak kendisinden istenilen bilgileri veriyordu. Şuanda arabası çalınsa bile umursamazdı. Yeter ki yeğeni iyi olsundu.

***

Genç adam dışarıdaki banklardan birine oturmuş denizin üzerinde raks eden güneş ışınlarını izliyordu. Oldukça yoğun bir gece geçirmişti. Konağa giderken işlerin bu raddeye gelmesini beklemiyordu. Yanında hissettiği hareketlilikle bakışlarını elinde iki çay ile yanına oturan Cenk’e çevirdi.

“Sende yoruldun, keşke gitseydin.”

“Sorun değil, evde olsaydım buradan daha fazla yorulacağıma eminim.” Cenk derin bir iç çekerek az önce adamın izlediği gün doğumuna bakmıştı.

”Ne kadar güzel değil mi? İnsan doğaya baktıkça huzur buluyor. Allah’ın kudretinden sual olunmaz.” Aras adamın sözleri ile yeniden manzaraya dönmüştü. Muhteşem bir manzara vardı karşılarında. Az ileride onlar gibi denizi izleyen kız bir yandan da telefonla birilerine el kol hareketleriyle bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

“Onunla aranda ne var?” Cenk gelen soru karşısında şaşkınlıkla Aras’a bakmıştı.

“Kiminle?” Aras başıyla genç kızı işaret ederken Cenk gözleri büyüyerek Aras’a bakmıştı.

“Öğrencilerimden biri, aramızda bir şey olması söz konusu bile olamaz.” Aras adamın hiddeti ile gülümserken başını iki yana sallamıştı.

“Çok ilgilisin ona karşı, Seda sizi görünce çıldırdı.” Cenk yutkunarak az ilerdeki yüzü asılan kıza bakmıştı.

“Seda ne düşünmek istiyorsa onu görüyor. Alya benim öğrencim ve düşündüğü gibi bir şey olması imkansız.” Cenk şiddetle itiraz ederken ne kadar büyük konuştuğunu ilerleyen günlerde anlayacaktı.

“Bence davranışlarınıza dikkat etmelisiniz.” Aras kardeşinin sözlerini hatırlayınca gülümsemeden edememişti. Kocasını suçlarken diğer yandan da kızı aşağılamaktan geri durmuyordu. Cenk aklına gelen ihtimalle duraksayarak hızla Aras’a döndü.

“Seda bizi mi gördü dedin sen?” Aras başını sallarken Cenk daha da endişelenmişti. Onun endişesi Aras’ın dikkatini çekerken sormadan edemedi.

“Ne oldu?”

“Kardeşini durdurman gerek, onu bir tek sen durdurabilirsin.”

“Neden bahsediyorsun?”

“Anlamıyorsun değil mi? Seda bizi görüp yanlış anladıysa kızı rahat bırakmayacaktır. Hiç suçu olmayan birinin vebalini alamam. Üstelik boşanmak istemem de tam bu olayın üzerine denk geldi. Seda durmayacaktır.” Aras yutkunarak adama bakarken onun haklı olduğunu biliyordu. Seda istediğini almadan rahat edemezdi. İçini sıkıntı kaplarken az ilerde telefonu yeniden çalan kızın sesi kulağına ulaşmıştı.

“İyi dedim ya abi, acele etmenize gerek yok. Doktor yüzeysel deri soyulması dedi. Annem korkunca ne yapacağını şaşırdı. Tamam, ben yanındayım. Öğleden sonra sınavım. Birazdan abim Serdar abim gelecek ben gideceğim. Tamam ararım.” Sıkıntıyla telefonu kapatan kız üşüyen ellerini nefesi ile ısıtmaya çalışırken yanına koşan adamı görünce ona doğru koşup sarılmıştı. Aras’ın elleri farkında olmadan yumruk halini almıştı.

“Abisi olmalı!” Cenk’in sözleri ile gevşeyen bedeni acil kapısından içeriye giren ikili ile yeniden kasılmıştı.

“Ne yapacaksın?” Cenk omzunu silkeleyerek gülümsemişti.

“Seda kardeşin, kızma ama çok rahatladım. Sanki üzerimden büyük bir yük kalktı.”

“Şu sözleşme işini dün öğrendim. Okumadan mı imzaladın?” Cenk adamın sorusu ile evlendiğinden beri ilk kez içten kahkaha atmıştı.

“Her kelimesini okudum. Kemal Bey iyice anlamam gerektiğini söyledi.” Aras dişlerini sıkmaktan çenesinin ağrıdığını hissederken Cenk başını iki yana sallayarak “Umurumda değil, bu biran önce bitsin istiyorum.” Aras ellerini dizlerine vurarak yerinden kalkmıştı. “O zaman avukatla konuşalım da biran önce bitsin bu iş.” Cenk adama şaşkınlıkla bakarken Aras gülerek ona baktı. “Bakma bana öyle, unutuyorsun galiba, senin yaşadığının bir benzerini bende yaşamıştım. Neler yaşayabileceğini biliyorum.” Cenk başını anlayışla eğerken oda kalkıp adamın karşısına dikilmişti.

“Allah razı olsun senden, abi…” Cenk’in duraksaması Aras’ın dikkatinden kaçmamıştı.

“Çekinme söyle,” dediğinde Cenk sıkıntı ile adama baktı. “Ecem, kızını o evden al abi, yoksa onu da kaybedeceksin. O çocuk çok masum, küçücük elleri ile yardım etmeye çalışıyor.” Aras adamın sözleri ile kasılırken dört yaşında ki kızını gözünün önüne getirmeye çalışmıştı. Kızını sadece hafta sonları görebiliyordu. Karısı onunla parası için evlendiğini düzüne haykırırken hiç düşünmeden anında onu boşamıştı. Bencil insanlara tahammülü yoktu. Kızının velayeti anneye verilse de karısının boşanmadan kısa bir süre sonra kaza yaparak ölmesi işleri tersine çevirmişti. Allah biliyor ya eski karısının ölmesine üzülmemişti bile. Sadece Ecem’in annesi kalması adamı üzmüştü. Yoğun çalışma temposu yüzünden kızına vakit ayıramasa da her akşam onunla görüntülü konuşmaya çalışıyordu. Bazen geç kaldığı için konuşamadıklarında ertesi akşam telefi etmek için konuşmayı uzun tutuyordu. Başını sallayarak Cenk’in karşısına geçti.

“Benim gitmem gerek, önce eve uğrayıp oradan limana geçeceğim. Bu gün sevkiyat vardı.”

“Allah razı olsun abi, hakkını helal et.” Cenk’in sözleri genç adamın yüzünü gülümsetmişti. Kardeşi Cenk gibi bir eşi kaybettiği için çok pişman olacaktı. Ama adam içinde mutlu olmuştu. Ne kadar kardeşi de olsa haksızlık yapılmasına katlanamıyordu.

“Bir şeye ihtiyacın olursa çekinmeden ara. Bana ulaşamazsan Aslan’ı ararsın. Hadi Allah’a emanet.” Aras arabasına doğru ilerlerken Cenk arkasından hüzünle bakmıştı. Şüphesiz Köknar ailesinden Aras gibi bir adamın nasıl olup da çıktığını düşünüyordu. Akın’ı da severdi ama Aras ailede haksızlığa gelemeyen, insanlara üstten bakmayan babaanneden sonra gelen tek kişiydi. Tek bir şeye tahammül edemediğini duymuştu. Kandırılmış olmaya!

***

Genç kız hastaneden çıkıp eve geldiğinde annesi kucağında küçük yeğeni Gül ile onu karşılamıştı. Küçük kız üç yaşındaydı. Babaannesinin kucağında etrafa gülücükler saçarken halasını görünce kollarını ona uzattı. Arya kızı annesinden alırken bir yandan da onu sorularına cevap vermeye çalışıyordu.

“Kızım, dinlen istersen. Ben seni kaldırırım.” Arya başını sallarken “Alya nerede anne?” diye sordu. Kadın odasını işaret ederken Arya gülümseyerek “Dünya yansa duymayacak. Bu kızın uykusu neden bu kadar ağır anlamıyorum!” dedi. Emine Hanım kızına hak verirken torununu geri almak istemiş ama kız halasının boynuna sarılarak onu bırakmamıştı.

“Kuzum, sen halayı mı özledin?” Gül başını halasının omzuna saklayarak başını iyice yaslamıştı.

“Ne zaman uyandı anne? Uykusu var sanki.”

“Geceden beri ayakta kızım, o da korktu. Bana ver sen git yat.” Kızı annesine vermeyi reddeden Arya annesinin yanağını öperek “Gül Hanım benimle uyuyacakmış, değil mi canım?” diye kızın sırtını okşadığında kızın derin homurtusunu duymuştu. Küçük kız çoktan halasının kollarında uykuya dalmıştı.

“Uyudu galiba, hadi onu beşiğe yatıralım.”

“Gerek yok anne, benimle yatsın. Uyanında huysuzluk yapar sonra!” kadın kızına gülümseyerek yorgun yüzünü avuçlarının arasına almıştı.

“Rabbim bahtını açık tutsun kızım. İnşallah senin de bebelerini görürüz.”

“Ona çok var anne, daha kariyer yapacağım.” Kadın kızının arkasından gülümseyerek “İnşallah!” diye dua etmişti.

***

Aslan hızlı bir şekilde genç adamın odasından içeri girerken Aras onun bu acelesine kaşlarını çatarak bakmıştı.

“Kapıyı kırsaydın Aslan?”

“Abi, kusura bakma, önemli bir şey oldu.” Aslan derin nefes alarak sakinleşmeye çalışmıştı.

“Ne oluyor Aslan, ne bu telaşe?”

“Abi demiştin ya Seda’yı takip edin diye, bu gün fakülteye gideceğini öğrendik.”

“Ne yapacakmış fakültede?” Aras gözlerini kısarak genç adama bakmıştı. Aslan nasıl söyleyeceğini düşünürken birden “Cenk beyi rezil edeceğim diye söylenip duruyormuş.” Aras hızla yerinden kalkarak asılı olan ceketini dilsiz uşaktan almış üzerine giymişti. Masanın üzerinde duran telefonunu eline alırken gözüne saat ilişti. Bu saatte okulda sınava girecek öğrenciler dışında kimse olmazdı.

“Cenk’in gireceği sınav hangi bölümde?”

“Alya hanımın sınavı bu gün erken olduğu için o çoktan sınavını veriştir. Okulda olduğunu sanmıyorum.” Aras derin bir nefes alırken odanın kapısına ulaşarak öfkeyle dışarı çıkmıştı.

“Aras Bey ne yapmayı düşünüyorsun?”

“Yetişebilirsek Seda’yı ilk ben karşılayacağım.” Arası son model arabasına binerek hızla KTÜ’ye doğru yola çıkmıştı. Yaklaşık on dakika sonra A kapısından içeri girerken bayır yukarı yürüyen kızı görünce arabasının hızını yavaşlatmıştı. Acele olmayan adımlarla elindeki kağıtları okuyarak yürüyen kız burnunun üzerine düşen gözlüğünü iteleyerek kağıdın arkasını çevirip okumasına devam etmişti. Kızdaki aura Aras’ı etkisi altına alırken gelen korna sesi ile dalgınlığından kurtulmuştu. Yanından hızla geçen aracın arka penceresinden sarkan öğrenci “Altındaki arabanın hakkını ver be, veremiyorsan havan kime?” diye bağırıp egzozundan kara duman çıkara çıkara önünde kaybolmuştu. Onların korna sesi kızın da dikkatinden kaçmamıştı. Yanında ilerleyen arabaya bakacağı sırada Aras kaza basarak genç kızı geride bırakmıştı. Yan aynadan geriye bakan genç adam “Sen Arya olmalısın?” diye kendi kendine söylenmişti.

Genç kız dün olan kazadan sonra arabasını abisi Serdar’a bırakarak okula dolmuşla gelmişti. Havanın güzel olması nedeniyle dolmuşlar kampüse girse de fakültenin kapısından inerek biraz yürümek istemişti. Bayır yukarı çıkarken yanında yankılanan korna sesi onu ürkütse de bir şey söylememişti. Başını çevirdiğinde daha önce okulda görmediği lüks bir araba hızla yanından geçip gitmişti. Kız gülümseyerek başını iki yana sallarken “Bazıları iyi yaşıyor!” diye söylenmeden edemedi.

“Boş ver Arya, iki seneye inşallah senin de olur!” diye kendine gaz vererek adımlarını hızlandırmıştı.

Arya’nın ailesinde ki herkes annesi dışında memurdu. Sırada kendisi ve Alya kalmıştı. Alya özel sektörde çalışacağını söylese de babasının devlete dairesine girmesi için elinden geleni yapacağını biliyordu. Kendisi stajını yaptıktan sonra savcılık sınavları için hazırlamaya başlayacaktı. Abisi Serdar polis memuru, diğer abisi Selman ise edebiyat öğretmenliği yapıyordu.  Babası ise belediyeden emekli olmuştu. Dört çocuğunu da iyi yetiştirmek için uğraşan adam çabalarının meyvesini almaya başlamıştı.

“Arya?” Arya kendisine seslenen arkadaşı Zeynep’e dönerek yanına gelmesini beklemişti.

“Günaydın,”

“Günaydın, bu gün arabasız gelmişsin?” Zeynep’in sorusu ile başını sallamıştı.

“Arabayı abime bıraktım, hava güzel bu gün yürümek iyi geldi.” Zeynep düşünceli bir şekilde başını sallarken yanlarından geçen başka lüks bir araba ile ikili kaşlarını yukarıya yaylandırmıştı.

“Bu gün önemli bir gün mü acaba? İkidir lüks arabalar kampüste geziyor!” diye söylenen Zeynep, Arya’nın da dikkatini çekmişti.

“Sende gördün mü o arabayı?” Zeynep başını sallayarak “Elbette, görülmeyecek gibi değil ki? Trabzon da lüks araba fazla olsa da öyle bir araba nadirdir,” dedi.

“Neyse boş ver, sınavın kaçta senin?” Arya bir yandan soruyor diğer yandan az önce giden arabayı düşünüyordu.

“Öğleden sonra sınav, kütüphanede çalışmayı düşünüyordum.” Arya arkadaşının sözleri ile gülümsemişti.

“Yalnız kütüphaneyi geçtik, emin misin?” diye sordu. Zeynep arkadaşına şaşkınlıkla bakarken Edebiyat bölümünün yanında olduklarını görünce “Hıyy gene beni lafa tuttun!” diye söylenmişti. Geriye dönerken bir yandan da yarın ki sınavdan sonra buluşmayı teklif ediyordu. Arya ona gülerek elini sallarken bölümüne doğru ilerlemeye başladı. Sınavına kırk dakika kalmıştı. Derin bir iç çekerek başını kaldırıp etrafında hafif rüzgarla sallanan ağaçların dallarını seyretmeye başlamıştı. Öğrencilerin şen seslerini özleyecekti. Az ilerde öğrencilerin ağaçlık alandaki bankta şakalaşarak konuşması dikkatini çekse de adımlarını hızlandırarak önlerden yer kapmak için sınıfa gitmek istemişti. Sınıfın kilitli kapısında beklerken bir yandan da son kez notlarını gözden geçiriyordu. Sınava on dakika kala gözetmenlerin kilitli kapıyı açıp öğrencilerin içeri girmesini beklemesi ile o da hızlı adımlarla sıralardan en önce olana geçip hazırlığını yapmıştı. “Mezuniyete son iki sınav, hadi bismillah!” diyerek sınavın başlamasını beklemeye başladı.

***

Aras arabasını çevre mühendisliği binası için ayrılan park yerine park ederken telefonunu eline alarak Cenk’i aramıştı. Genç adam kısa süre içinde telefonu cevaplarken nerede olduğunu öğrenerek ona doğru ilerlemeye başlamıştı. Cenk Aras’ı bina kapısında beklerken yanından geçerken selam veren öğrencilere başı ile karşılık veriyordu. Aras’ı gördüğünde kendisine doğru gelen adama doğru ilerledi.

“Hayırdır abi, bir sorun mu var?” Aras genç adamın omzunu sıvazlayarak “Biraz konuşalım mı?” dedi. Cenk onu onaylarken Aras ile binada kullandığı odaya doğru ilerledi. Odanın kapısını kapattığında masasına geçmek yerine masanın önünde duran karşılıklı misafir koltuklardan birine geçerken “Bir şey içer misin abi?” diye sordu. Aras başını iki yana sallarken Cenk gülümseyerek “Olmaz öyle şey, bir demli çay içeriz” diyerek telefondan kantini arayıp iki çay söylemişti.

“Seni buraya hangi rüzgar attı?”

“Seda, olay çıkarmak için buraya geliyormuş?” Cenk duyduğu isimle derin bir iç çekerek kafasını sallamıştı. “

“Anladım, gelmesinde sorun yok. İstediğini yapabilir.”

“Ne söylediğinin farkında mısın Cenk, okula seni ziyarete gelmiyor, seni rezil etmek istiyormuş.” Cenk gülerek ona karşılık vermişti.

“İstediğini yapabilir abi, ne yaparsak yapalım onu engelleyemeyiz.” Cenk derin bir iç çekerek bakışlarını Aras’a dikmişti.

“Bunu ilk sana söyleyeceğim abi, ben başka bir üniversiteye başvuru yapmıştım. KTÜ’yü sevsem de bir süre başka bir yerde görev yapmam en iyisi olacak. Başvurum bu gün yarın cevaplanacak. O zamana kadar istediğini yapabilir. Annem rahatsız biliyorsun, onu da alıp gitmeyi düşünüyorum.” Aras duyduğu sözlerle üzülmüştü. Genç adamın hayatı kendi ailesi yüzünden alt üst olmuştu.

“Peki Seda’ya söylemiş miydin bu gitme meselesini?” Cenk buruk bir şekilde gülümseyerek genç adamı onayladı.

“Aylar önce buradan gitmeyi teklif etmiştim. Başta yeni yer heyecanı ile kabul etmişti ama sonra ne olduysa vazgeçti. Bu yüzden gitmek ikimiz için de en iyisi!”

“Unutma Cenk, boşansanız da sen benim kardeşimsin. Bir şeye ihtiyacın olursa bana gelebilirsin.” Cenk bir süre düşünceli bir şekilde genç adamın yüzüne bakarken Aras rahatsız olarak “Ne?” dedi.

“Düşünüyorum da evlatlık olma ihtimalin var mı abi? Darılma ama aileden kimseye benzemiyorsun!” dediğinde Aras geldiğinden beri ilk kez gülmüştü.

“Evlat edinilmediğime eminim, evde doğdum çünkü. Babaannem dedeme çektiğimi söyler.”

“O zaman iyi ki de dedene çekmişsin. Allah sana sabır versin abi.”

“Amin inşallah.” Cenk saatine bakarak ayağa kalktığında Aras’ta onunla kalkmıştı.

“Benim sınava girmem gerek, se istersen biraz otur.” Cenk’in sözlerinin bitmesi ile kapı tıklatılarak içeriye elinde iki çay ile kantin çalışanı gelmişti.

“Hocam, çayınız!” Cenk tepsideki çaylardan birini alarak diğerini Aras’a uzatırken Aras istem dışı elini uzatıp çayını almıştı. Adam odadan çıkarken Cenk yeniden Aras’a döndü.

“Sen çayını iç abi, ben sınav kağıtlarını dağıtıp yardımcı asistanı görevlendirip gelirim.”

“Acele etme, Seda gelene kadar buradayım!” dediğinde Cenk başını sallamıştı. Eline aldığı sınav kağıtları ile kapıdan çıkmak üzere iken “Cenk!” diye seslendi genç adam. Kendisine dönen genç adama Aras sıkıntıyla “Sınavda o da olacak mı?” diye sordu. Cenk başta anlamasa da Aras’ın sıkıntısını fark ederek “Alya’nı, onun sınavı sabahtı, benim sınavıma yarın girecek.” dedi. Aras sıkıntıyla ensesini ovalarken Cenk onun davranışlarına anlam verememişti. Ardını dönüp giden adamın arkasından kapanan kapıya kısa bir bakış atan Aras elinde ki çay ile odanın penceresine doğru ilerledi. Çayından bir yudum almıştı ki tanıdık sima ile karşılaşmıştı. Sıkıntısı daha da büyürken avını gözüne kestirmiş avcı gibi bakışlarını kız kardeşinin üzerine dikmişti. Öğrencilerden birini durdurup bir şeyler konuştuktan sonra başını yukarı dikerek adımlarına devam etmişti. Sırtını pencereye vererek kapının açılmasını bekleyen Aras beş dakika sonra kapının birden açılması ile gözlerini gelen kardeşine dikti.

“Abi?”

“Seda?”

“Senin burada ne işin var?” Seda karşısında abisini görünce duraksamıştı. Aras’ın keskin bakışları ile yutkunan genç kadın odaya girerek kapıyı kapatmıştı.

“Asıl senin burada ne işin var?” diye sordu.

“Kocamı görmeye geldim.” Aras kardeşinin sözlerine gülerek tek kaşını alayla yukarı kaldırmıştı.

“Kocan mı? Senin bir kocan yok Seda! Unuttun mu sün akşam seni boşadı.”

“O biraz zor, kimse beni boşayamaz.” Seda’nın yüksek çıkan sesi genç adamın yerinden dikleşmesine neden olmuştu.

“Sesini kıs Seda, burası bir okul ve öğrenciler şuanda sınavdalar. Senin kaprislerin yüzünden kimse dikkatini dağıtamaz.”

“Sen kimin yanındasın abi? Cenk akşam kendine göre beni boşadığını söyledi ama ben kabul etmiyorum.” Aras kardeşine üzüntüyle bakmıştı. Kardeşi hala olayları kavrayabilmiş değildi.

“Sen böyle değildin Seda, sana ne oldu? Son yıllarda seni tanıyamaz oldum.”

“Ben aynıyım, asıl sen değiştin!” Aras kafasını sallayarak birkaç adımda kardeşine yaklaştı. Öyle ağır hareket ediyordu ki Seda ürkmeden edememişti.

“Şimdi buradan sessizce çıkıp gidiyoruz Seda, sende bir daha Cenk’i rahatsız etmiyorsun! Yakında mahkeme açılacak ve boşanmaya karşı gelmeyeceksin. Gelsen de fark etmez, Cenk dün akşam herkesin önünde seni boşadı. Dinen onun karısı değilsin artık.”

“Hiçbir yere gitmiyorum. Meydanı o kadına mı bırakacağım. Kimse Seda Köknar’ın kocasını çalamaz.”

“Yeter!” Aras’ın sesi odada yankılanırken Seda’ya biraz daha yaklaşmıştı.

“Sen dönüp aynaya baktın mı Seda? Şu birkaç yıl içinde nasıl çirkin bir şeye dönüştüğünden haberin var mı? Kalbini o kadar karartmışsın ki karanlığı yüzüne yansıdı. Kardeşime ne yaptın Seda?” Genç kız abisinin sözleri ile yutkunsa da kuyruğu dik tutmaya çalışıyordu.

“Ben bir şey yapmadım. Ne yaptıysa Cenk yaptı. Beni aldattı!”

“Seni aldatmadığını pekala sende biliyorsun. Onu suçlamak için masum olan bir kızı da karaladığının farkında mısın?”

“Masum mu? O kız benim kocamla buluşup, gülüyordu!” Aras laftan anlamayan kardeşine tehditkar bir şekilde bakıp “Eğer şimdi buradan sessizce çıkıp kocanı rahat bırakmazsan sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsın. Cenk size iyi bile dayandı. Bir yandan annem, diğer yanda babam ve sen! Adamı canından bezdirdiniz ama dün geceye kadar ağzını bile açmadı size. Hiç merak edip sordun mu annesini?”

“O yalancı kadının nesini soracağım?”

“Allah seni ıslah etsin Seda,” diyerek kardeşinin kolunu tutup kapıdan dışarıya çıkarmıştı.

“Bırak beni abi, ona gününü göstereceğim.”

“Eğer tek kelime dahi edersen her şeyini elinden alırım Seda, evden dışarıya adım dahi atamazsın!”

“Bunu yapamazsın!”

“Yapabileceğimi biliyorsun Seda, babama fazla güvenme. Tüm hesapların benim elimde olduğunu da unutma.” Seda yutkunarak abisine bakarken karşıdan gelen Cenk’i görünce öfkeyle soluk almıştı. Onun baktığı yöne bakan genç adam Cenk’i görünce gerilmişti. Seda’nın ağzını açıp adama kötü söz söylemesini istemiyordu.

“Abi, Seda?” Cenk yanlarına geldiğinde Aras hızlı davranarak “Bizde gidiyorduk zaten,” dedi. Seda kocasına öfkeyle bakarak sessizce tıslamıştı.

“Şimdi gidiyorum ama, elinde sonunda sen de o küçük şeytan da hesabını verecek!” dediğinde Cenk gerilerek Aras’a bakmıştı. Seda’nın kolunu daha da sıkarak yürümesini söylerken Cenk endişeli bir şekilde arkalarından bakıyordu. Kendi için değildi endişesi. Hiç suçu yokken Alya’nın başının belaya girmesine endişeleniyordu. Keşke kızdan notları almak için o kafeye gitmeseydi. Derin bir iç çekerek yeniden sınav yapılan sınıfa doğru ilerlemeye başladı.

****

Aras yanında sürekli oflayan kardeşine ters bir bakış atarak önüne dönmüştü. Düşündükçe sinirleri tepesine çıkıyordu. Araba bir süre ilerledikten sonra “Arabamı orada bıraktık,” diye yakınmaya başlamıştı. Genç adam kardeşinin yakınmalarını duymazdan gelerek kızın “Ben eve şimdi nasıl gideceğim?” diye sorması karşısında alaycı bir şekilde gülümsemişti.

“Seni duyanda hiç imkanın yok sanır Seda…”

“Bu yaptığını babama söylediğimde bakalım o ne diyecek.”

“Bende merak ediyorum, kızının daha fazla küçülmesi karşısında Kemal Bey ne diyecek. Mahalle kadınları gibi kocasıyla kavga etmeye gelen kızı olduğunu da öğrenmeli. Pardon eski kocası demek daha doğru olur!” Seda sinirlenerek abisine dönmüştü.

“Şunu söylemeyi kes artık. Cenk benim eski kocam falan değil.”

“Öyle, sen ne kadar inkar edersen et… Cenk seni boşadı anla artık şunu!” Aras son sözlerinde sesini yükseltmişti. Abisinin çıkışı ile yerine sinen genç kadın bir süre geride bıraktıkları yolu izlemişti. Araba limana doğru ilerlerken Seda suskunluğunu bozdu.

“Neden limana beni götürüyorsun? Şuradan bir taksi çevirip eve gidebilirim.”

“Önce halletmemiz gereken bir iş var, sonra seni ben eve bırakırım.” Seda yüzünü asarak yeniden yolu izlemeye başladı. Yaklaşık on beş dakika sonra abisinin ofisine girerken çalışanların kendisine bakmasına kaşlarını çatarak karşılık vermişti. Aslan patronunun geldiğini duyunca hemen yanına giderken aceleci davranıp odasına girdiğinde Seda ile göz göze gelmişti. genç kadın onun kapıyı çalmadan girmesiyle burnunu havaya dikerek “Çalışanlara çok yüz veriyorsun abi, baksana kapıyı çalma gereği bile duymuyorlar.” Aras kardeşinin her zamanki gibi çalışanlara üsten bakmasına alıştığı için bir şey söylememişti.

“Bir sorun mu var Aslan?”

“Abi, sevkiyat için gemi hazır ama imzalanmamış belgeler var.” Aslan elindeki belgeleri genç adama uzatırken Seda kendisini kaile almayan adama daha sert bakmaya başlamıştı. Aslan onun bakışlarının farkında olsa da umursamamıştı. Onun mesul olduğu bir kişi vardı o da Aras’tı. Ailenin diğer üyelerinin ne dediği, ne yaptığı onu ilgilendirmezdi.

“Bana çay getir!” Aslan, Seda’nın kendisine söylediğini anlasa da ona karşılık vermemişti.

“Görüyor musun abi, beni duymazdan geliyor!”

“Çok istiyorsan Seda, kalk kendin al çayını, Aslan’ın daha önemli işleri var.” Aras’ın sözleri ile Seda hızla yerinden kalkmıştı.

“Senin gözünden şu çalışandan daha değersizim değil mi?” dediğinde Aras bıkkınlıkla kardeşine bakmıştı. onun bakışlarını gören genç kadın ürkerek kalktığı yere otururken imzaladığı belgeleri Aslan’a uzatarak “Birini gönderde fakülteden Seda’nın arabasını alsın,” dedi. Aslan başını sallayarak patronunu onaylarken Seda’ya ters bir bakış atarak odadan çıkmıştı.

“Şuna bak şuna, nasılda ters ters bakıyor!” Seda abisine döndüğünde onun kendisine bakmadığını fark edince iyice çileden çıkmıştı.

“Beni buraya neden getirdin?”

“Birazdan anlarsın.” Aras telefonunu eline alarak şirket avukatını aramıştı. Kendisine bir boşanma protokolü hazırlamasını isterken Seda abisinin her bir sözünde dişlerini sıkıyordu.

“Boşanmayacağım.”

“Sence de yetmedi mi Seda? Cenk’i sevmiyorsun. Sana verdiklerinden şikayetçisin. Ne sen ne de Cenk mutlu, siz birbirinize göre değilsiniz.”

“Buna sen karar veremezsin.”

“Elbette ben karar veremem, ama görünen köyde kılavuz istemiyor. Kendine çeki düzen ver artık. Ekmek elden su gölden yaşıyorsun. Yarın bir gün bize bir şey olursa ne yapacaksın. Asalak gibi başkasının sırtından geçinmeye devam mı edeceksin?” Seda ‘asalak’ sözü ile öfkeden kıpkırmızı olmuştu.

“Asalak mı? O oturduğun koltukta benimde hakkım var abi!” Seda’nın çıkışı ile Aras gülümsemişti.

“Yanılıyorsun Seda, bu koltukta ne senin ne de diğer aile üyelerinin hakkı yok! Düşün bakalım liman işletmeciliğine ne zaman başladık!” Seda kısa bir süre düşünürken abisinin bakışları karşısında yutkunmadan edememişti. Ailenin büyük geliri liman işletmeciliğinden geliyordu. Evet tarlaları vardı ama onlar masraflarını karşılamak için ne kadar yeterli olabilirdi ki? Ne kadar çok arazi o kadar çok işçi çalıştırmak demekti. Yarıcıların masrafları derken elde kalanla Seda ve ailesi asla geçinemezdi. Normal bir aile geçinse bile savurganlıktan vazgeçmeyen kendi ailesi geçinemezdi.

“Anladığına sevindim. Şimdi şu anlaşmayı imzalıyorsun ve kendi hayatına bakıyorsun.”

“Bu yaptığını asla unutmayacağım abi, bana bunu yaptığına inanamıyorum.” Aras kardeşinin hala pes etmemesine üzülüyordu. O da biliyordu Cenk ile hayatını boşa geçirdiğini. Belki başta kocası tarafından seviliyordu ama kardeşi yaptıkları ile o sevgiyi tüketmişti. “İlerde bana teşekkür edeceksin Seda,” diyerek önündeki kağıtları incelemeye devam etmişti. Yarım saat sonra elinde boşanma protokolü ile gelen avukat, Aras’ın isteği üzere düzenlemeleri yapmış, hiçbir talepte bulunulmadan Seda’nın boşanma işlemlerini başlatmasını istemişti. İkili anlaşmalı boşanmış gibi görünecekti. Seda’nın kocasından talebi olmayacaktı. Seda istemese de abisinin dayatmasıyla belgeyi imzaladığında ayağa kalkarak pencerenin kenarına giderek ucu bucağı belli olmayan denizi izlemeye başlamıştı. Farkında olmadan yanağından akan yaşı silen genç kadın öfkesini belli etmemeye çalışıyordu.

Aras kardeşinin içinde bulunduğu çıkmazın elbette farkındaydı çok geçmeden onu yola getirmesi gerekiyordu. İlk olarak olmaması gereken evliliği bitmişti. Sonraki adımda ona paranın nasıl kazanıldığını öğretmesi gerekiyordu. Bir süre onu kendi haline bırakarak sakinleşmesini bekleyecek sonra da onu limanda çalışmaya teşvik edecekti. Seda için bir devir kapanmıştı artık!

***

UMARIM YORUMLARINIZI EKSİK ETMEZSİNİZ.

1.BÖLÜM <<<<<<——>>>> -> 3.BÖLÜM

1890cookie-checkTatlı Hata 2. Bölüm