Ocak 22, 2021 Yazarı mermaridyy 7

Tatlı Hata 4. Bölüm

Umarım beğenirsiniz. Keyifli okumalar!

Genç adam arabasına binmeden önce başını yukarıya kaldırarak gökyüzünü kaplayan bulutları görünce sıkıntıyla nefes almıştı. Az önce yaptığı konuşmadan içi sıkılmıştı. Havanın aniden kapatması ise bu sıkıntıyı daha da arttırmıştı. Aslan adamın araba kapısında duraksamasından bir sorun olduğunu anlamıştı.

“Aras abi?” Aras arabanın penceresinin açılması ile dikkatini kendisine seslenen Aslan’a baktı.

“Köye çıkmalıyız. Hava karardı, babaannemlerin yalnız kalmasını istemiyorum.” Aslan genç adamı onaylarken arabayı çalıştırarak D kapısına doğru ilerlemişti. Aslan, arabayı üniversite kapısından çıkardıktan sonra sağa çekerek arabadan inmişti.

“Abi ben karşıdan binip limana, sonra da eve geçeceğim.” Aras genç adamın boşalttığı direksiyona geçerek gün içinde ne yapması gerektiğini anlatmış sora da yola koyulmuştu. Araba Arsin sahilinden giderken kenarda duran araba dikkatini çekmişti. Kırmızı küçük arabayı hemen tanımıştı. Biraz geride durarak arabayı gözlemeye başladığında neden durduğunu anlamaya çalışıyordu. Birkaç dakika sonra içinde ki genç kız elinde telefon ile arabadan çıkarak kenardaki kaldırıma oturdu. Bir saat önceki gergin kızdan daha çok masum bir çocuğa benziyordu. Dikkatini çeken bir diğer şey ise yanından geçen dolmuşlarla ayağa kalkıp yeniden geri oturmasıydı. Yanından geçen dolmuşla genç kız yeniden ayağa kalkıp arabanın yanında durmasını beklemişti. Aras arabadan inen diğer ikizi görünce gülümsemeden edememişti.

“Öfken saman alevi gibi,” diyerek arabasını çalıştırdı. Önündeki arabayı takip ederken kendisine korna çalan diğer araçları umursamamıştı. Bir süre daha ilerledikten sonra araba yol ayrımına girdiğinde genç adamın kaşları çatıldı. Araba kendi gideceği köyün yoluna sapmıştı. Aras arabayı takip ederken köy meydanından geçerek alt yola sapan arabayı takip etmekten vazgeçmişti.  Kendi arabasını üst mahalleye doğru yönlendirirken hala düşünüyordu. İkizlerin babaannesinin köyünden olduğuna inanamıyordu. Arabasını evin önüne park edip aşağıya indiğinde yağmur yağmaya başlamıştı. Tam zamanında eve geldiğini düşünen genç adam pencereden kendisine heyecanla el sallayan kızını görünce gülümsemişti.

“Uy uşağum, ne eyi ettunda geldun.” Yaşlı kadın torununu görünce sevinmişti. Aras’ın son günlerde sık sık köye gelmedi kadını mutlu ediyordu.

“Selamunaleyküm babaanne, nasılsın?” genç adam eve girerek kendisine paytak adımlarla koşan kızını kaldırarak kucağına almıştı.

“Aleykümselam oğlum, hoşgeldun da.”

“Baba, bana şeker aldın mı?” küçük kızın sözleri ile Aras köye çıksa da çıkmasa da her zaman cebinde bulundurduğu şekerlerden bir tanesini kızına uzatıp yanağını öpmüştü. Ecem şekeri alır almaz sevinçle babasının boynuna sarılmıştı.

“Koca nene bak,” Elindeki şekeri yaşlı kadına gösterirken Asiye Hanım çocuğun sevincine gülümsemişti. Salona geçtiklerinde “Acmisun oğlum,” diye soran kadına başını iki yana sallayarak cevap vermişti. Kızını dizine oturtarak şekerin ambalajını açarken bir yandan da dışarıda ki yağmuru kontrol ediyordu. Evleri yüksekte olduğu için sorun olmasa da doğaya güven olmazdı. Hele ki heyelan olabileceğini bildiğiniz bir bölgedeyseniz. Aşırı yağış alan köyleri bazen Aras’ı tedirgin etmiyor değildi. İki dağ arasında akan dere yağmurların etkisi ile çağlayana dönüşebiliyordu.

“Keşke merkezde kalsaydınız babaanne,”

“Bişey olmaz, ha orasi, ha burasi.”

“Ama orada daha güvende olurdunuz.”

“Allah yazduysa neresi olursa olsun. Azrail gelur yanuna.” Aras babaannesinin haklı olduğunu biliyordu. Ama inandığı bir şey varsa o da tedbiri almadıktan sonra tevekkül edemeyecekleriydi. Bir süre daha babaannesi ile konuştuktan sonra henüz ilkindi vakti olmasına rağmen uyuya kalan kızıyla beraber odasına çekilerek uyumaya karar verdi. Dışarıda yağmurun sesi camları döverken derin bir iç çekti. Akşama kesmezse sabaha kadar nöbet beklemesi gerekebilirdi. Bir şey olacağından değildi elbet, Aras içinin rahat etmesi için bekliyordu.

***

Genç kız arabanın radyosunu açarak ikizinin konuşmasını engellemek istemişti. Hala sinirliydi. Bu gün olanlara hala inanamıyordu. Alya’nın sürekli kendisine baktığının farkında olsa da bir şey söylemesine izin vermemişti. Araba köy sapağına döndüğünde radyonun ormanlık yolda çekmemesi dolayısıyla radyoyu kapatarak yoluna deva etmişti.

“Benimle konuşmayacak mısın?” Arya kardeşinin sorusu ile kısa biran ona baksa da cevap vermemişti.

“Hadi ama, bana küsecek misin? Hem ananem çok üzülür.”

“Ananemi karıştırma Alya, şu çocukça davranışları bırak artık.”

“Birde iyi yönünden bak. Sınav iyi geçti yüksek not alacaksın.”

“Anlamıyorsun değil mi?” Arya direksiyonu sıkarak sesini yükseltmişti. Alya yerine sinerken Arya devam etmişti.

“Önemli olan sınavdan yüksek not almam değil anlamıyorsun değil mi? önemli olan o diplomayı kendi hakkımla almaktı. Anne babamın yüzüne bakarken bu benim başarım diyebilmekti.” Alya mahcup bir şekilde kardeşine bakarken ilk kez ne söyleyeceğini bilememişti.

“Ben özür dilerim.”

“Bu saatten sonra yapacak bir şey yok. Alya, lütfen artık benim yerime geçmeye bir son ver.”

“Bir daha yapmayacağım. Ne olursa olsun yapmayacağıma söz veriyorum.” Arya kardeşine güvenmese de en azından okul bittiği için o konuda rahat olabileceğini düşünüyordu. Derin bir iç çekerek başını sallarken arkasından gelen lüks araç dikkatini çekmişti. o aracı daha önce okulda gördüğüne emindi.

“Alya, arkadan gelen aracı tanıyor musun?” Alya kardeşinin sözleri ile başını çevirip arkasına bakmak istemiş ama Arya ona engel olmuştu.

“Yan aynadan bak,” dediğinde Alya onun dediğini yapmıştı. Omzunu silkeleyerek “Daha önce hiç görmedim, neden sordun ki?” diye sordu.

“O arabayı daha önce okulda görmüştüm. Sanki bizi takip ediyormuş gibi.”

“Saçmalama Arya, iyice paronayaklaştın.” Arya kardeşinin sözlerine aldırış etmezken içindeki huzursuzluğa anlam veremiyordu. Son günlerde garip olaylar döndüğüne yemin edebilirdi. Sanki sürekli izleniyormuş gibi hissediyordu. Bedeni ürperirken alt mahallenin yoluna saparken arkasından gelen aracın üst mahallenin yoluna saptığını görünce rahatlamıştı. Alya kardeşinin huzursuzluğunu anlamış gibi dikkatle ona baktı.

“Bir sorun mu var Arya, neden bu kadar tedirginsin?”

“Bilmiyorum, benimki sadece bir his.” Alya yutkunarak ikizine baktı.

“Nasıl bir his, beni endişelendirmeyi başardın ikiz.”

“Sorun yok, sadece daha dikkatli olmanı istiyorum. En azından benim yerime geçme konusunda…”

“Arya, senin hislerinin her zaman ileri seviye olduğunu biliyorum. Bana doğruyu söyle, bir şey mi oldu?” Alya kendinden beklenmedik ciddiyetle ikizine baktı.

“Bilmiyorum, sadece şüphe. Sanki biri bizi takip ediyormuş gibi geldi. Ayrıca son olanlardan sonra içimde garip bir his var.”

“Anlıyorum.” Alya sessizliğe gömülürken Arya’nın uyarısını dikkate alması gerektiğini düşünüyordu. Ne zaman kendisini uyarsa altından her zaman bir şeyler çıkıyordu.

Arya arabayı ananesinin kapısına çekerken yaşlı kadın koşturarak torunlarının yanına gelmişti. Kadın ahırdan yeni çıkıyordu. Kadının neşesi ikizleri de keyiflendirirken Alya arabadan inerek yaşlı kadının eline uzanmıştı.

“Bizim Hatçik sultan yine sarıkızının yanında mıydı?” Kadın Alya’ya gülerek “Siz yoksunuz ne yapalım, bizde sarıkızla idare ediyoruz.” Arya ananesinin sözleri ile yüzünü asmıştı.

“Sana inanamıyorum anane bizi ineğinle bir mi tutuyorsun?”

“Onlar sizden daha hayırlı, sürekli yanımdalar.” Alya’nın yüzü daha da asılırken Arya ananesinin konuşmasını hayranlıkla dinliyordu. Kadın yıllardır şehirde yaşamanın getirisi olarak oldukça düzgün konuşuyordu. Özellikle kendileri geldiğinde diline dikkat ediyordu. Bu durum yabancı birini şaşırtsa da Arya da Alya da ananelerinin yeri geldiğinde nasıl karadeniz ağzıyla kavga ettiğine şahit olmuştu.

“E Hatice Hanım, torunlarını sokakta mı bırakacaksın? Bak yağmur başladı.” Kadın Arya’ya gülümseyerek kollarının arasına almıştı. İki torununu da kanatları altına alarak eve doğru adımlarken yağmur iyiden iyiye hızlanmaya başlamıştı.

“Keşke gelmeseydiniz, yağmur yolları kapatabilir biliyorsunuz.”

“Olsun, sınavlar biter bitmez sana geldik. İstemiyorsan gidelim.” Alya’nın şımarıklığı ile kadın gülümsemişti. Torunları uzakta olmasa da onları özlüyordu. Arya yeni aklına gelmiş gibi yağmura aldırmadan gelirken marketten aldığı erzakları bagajdan alıp yeniden eve koşturmuştu. Hatice kadın torununun ıslak saçlarına havluyu sararak içerideki sobanın yanına oturttu.

“Anlatın bakalım, abinler nasıl? Onlar niye gelmedi?”

“İşleri var anane? Hem biliyorsun yakında Ankara’dan misafirimiz gelecek. Seni de almaya geleceğiz o zaman.”

“Ben iyiyim, anana kaç kez dedim gel diye ama kocasını bırakamadı.” Kadının haklı sitemi iki genç kızı da üzmüştü. Annesi son aylarda sürekli babasının yanındaydı. Garip bir şekilde kocasına daha da bağlanmıştı.

“Bir sorun yok değil mi anane? Annem ilk kez bu kadar uzun süre sana uğramadı. Ben köye getirmek istediğimde de gelmek istemedi.” Arya’nın sorusu ile Alya da araya girmişti.

“Siz kavga mı ettiniz anane?”

“Yok kızım, niye kavga edelim. Bende şaşırdım, neden gelmiyor diye aradım ama işim var dedi başka da bir şey demedi.” İkizler başını sallayarak ananesine hak verirken düşünmeden edemediler. Arya yerinden kalkarak mutfağa doğru giderken Alya yerine yerleşerek yaşlı kadına baktı.

“Anane, akşama yemek var mı? Yoksa Arya yemek yapacak.”

“Sen niye yapmıyorsun?”

“Ben çok yoruldum.” Arya gözlerini devirerek her zaman işten kaçan kardeşine baktı. Hatice kadın Alya’nın baldırını kıstırarak canını yakarken Alya çığlım atarak yerinden kalktı.

“Anane ya, yine morarttın.”

“Kalk Arya’ya yardım et. Yarın bir gün evleneceksin, el evinde oturtmazlar seni.”

“O güne var daha, hem Arya meraklı mutfak işlerine.” Arya başını kapıdan uzatarak ananesine baktı.

“Boş ver anane, zehirleniriz sonra. Ben yaparım yemeği.” Arya işine dönerken Alya dışarıda ki yağmurun fırtınaya dönüşmesini izliyordu. Akşama kesin elektrikler kesilecekti. Derin bir iç çekerek kendi telefonu da Arya’nın telefonunu da şarja taktı. En azından telefonları dolu olmalıydı.

“Kızım, tavukların kafesini bir kontrol ediver hadi, hava kararmak üzere. Yağmur üzerlerinde ki saçı kaldırmadan taş koyuver saçın üzerine.” Alya ananesine bakarak gülümsemişti. Yaşlı kadın köy yerinde vakit geçirmek için ya tavukları ile ya da inekleri ile oyalanıyordu. Yerinden doğrularak kapı arkasında ki yağmurluğu giyip dışarıya çıktı. Evin arkasında abilerinin özellikle yaptığı kafesin yanına giderek içerdeki tavuklara baktı. Kafesin üç tarafı tuğla ile çevrili önü telle kapatılmıştı. Kafesin içinde ayrı ayrı bölmeler ile tavukların raht etmesi sağlanmıştı. Ayrıca kuluçkaya yatan tavuklar içinde ayrı bir bölme yapılmıştı. Kafesin üzerinde ki saçlar tam olarak sabit değildi. Özellikle güneşli havalarda saçlar kaldırılıyordu. Saçları düzelterek ihtiyaç halinde her zaman yan tarafta olan taşları saçın üzerine koyarak rüzgardan uçmaması için ağırlık oluşturmuştu. Yaptığı işten emin olduktan sonra eve doğru ilerlerken yandaki lahana bahçesi dikkatini çekti. Lahana turşusuna bayılıyordu. Üşenmeden bahçeye girerek biraz lahana topladıktan sonra iyice bastıran yağmurda koşarak evin kapısına ulaştı. Kapı saçağının altında ayağında ki çamurlu çizmeleri çıkarıp kapıyı açtı.

“Arya, şunlar al.” Arya elindeki bıçakla kapıya yaklaştığında Alya’nın elindeki lahanaları alarak gülümsemişti.

“Sen yaparsın, bana güvenme.”

“Aman sende, yaparım tabi.” Alya yağmurluğu da çıkarıp dışarıda ki çiviye ıslaklığının süzülmesi için astı. Eve girerek hızla sobanın yanına koşmuştu.

“Ne oldu Alya, ne bu acele?”

“Üşüdüm anane, hava birden soğudu sanki.”

“Hala alışamadınız köy havasına, hadi sende Arya’ya yardım ette yemek erkenden hazır olsun.” Arya sobanın üzerinde ki suyu kaynamış güğümü alarak mutfağa geçmişti. Arya lahanaları yıkamaya başlamıştı bile. Genişçe bir tencereye sıcak suyu boşalttıktan sonra güğümü yeniden doldurarak sobanın üzerine bıraktı. Lahanaları uygun büyüklükte doğrayan Alya doğradıklarını kaynamış tencereye koyarak haşlanmalarını beklemeye başladı. Arya onun heyecanla dudaklarını yalayarak henüz haşlanmakta olan lahanaya bakışını görünce dayanamayarak “Şu lahana aşkını kimden aldın merak ediyorum,” dedi.

“Sen ne anlarsın, ah şimdi bol soğanlı sarmısaklı kavurduğumuzu hayal ediyorum.”

“İflah olmazsın Alya,” Arya hazır olan yemekleri soğumaması için sobanın yanına bırakırken duvarda asılı olan ekmeği de alarak tencerede buhara koymuştu. Köy ekmekleri ne kadar muhafaza edilse de sabaha kadar rüzgardan kabuklaşıyordu. Yaklaşık yarım saat sonra sofra kurulmuş, yemekler afiyetle yenmişti. Arya yemeği yaptığı için ananesi bulaşık yıkama görevini Alya’ya vermişti. 

“Anane, neden bizimle merkezde yaşamıyorsun?”

“Burada rahatım kızım, ev üstüne ev olmaz.”

“Ama babam seni bizimle yaşamanı söyledi sana, artık yaşlanıyorsun. Dayım da yok.”

“Merak etme kızım, dayın yakında gelir.” Arya duyduklarıyla heyecanlanarak “Gerçekten mi?” diye sordu. Arya dayısına oldukça düşkündü. Aynı şey dayısı Adnan içinde geçerliydi. Adnan ünlü bir biyolog ve botanikçiydi. Ülke ülke gezip, şehir şehir bitki incelemesi yapıyor, bitki popülasyonunu kayıt altına alıyordu. Bazı gezilerinde Arya’yı da yanına almıştı. O zamanlar Arya’nın arkadaşlarında olduğunu düşünen ailesinin bundan haberi yoktu. Genç kız dayısının yazılarından etkilenerek botaniğe merak sarmıştı. Onunla gizli yaptığı gezilerde doğal yaşamda hayatta kalması için neler bilmesi gerektiğini öğrenmeye başladığında Alya onunla dalga geçmişti. Arya’nın hayali yaşlandığında ormanlık arazi içinde izole edilmiş bir ağaç evde yaşamanı sürdürmekti. Kimse bilmese de bunu hayal etmek bile Arya’yı mutlu etmeye yetiyordu.

“Çayı demleyeyim anane, sonrada sen bize hikaye anlatırsın.” Kadın elindeki tespihi çekerek torununa baktı. Arya yerinden kalkıp çayı demlerken gelirken aldıkları atıştırmalıkları da tepsiye koyarak sobanın yanına geçmişti. Bulaşık yıkamayı bitiren Alya da onlara katıldığında koyu bir sohbetin başlangıcını yapmışlardı.  Çaylarını içerken kesilen elektriklerle Alya isyan ederken Arya gülümseyerek sobanın ışığında duvarda asılı duran gaz lambasını yakmıştı. Birçok evde lüks lambaları ya da şarjlı elektrikler olsa da Arya’nın ananesi gaz lambasının ışığından vazgeçemiyordu.

“Anane, bu antikayı ne zaman bırakacaksın?” Hatice kadın yeğenine kınayıcı ifadeyle bakarak “O antikayı bulamayanlar vardı. Şimdi buldun da bunama.” Dedi.

“Ama anane, baksana herkeste beyaz ışık, bizde sarı…”

“Ne olmuş, biz bunların ışığında büyüdük.” Arya ikizinin itirazlarına devam edeceğini anlayınca araya girerek konuştu.

“Hem gaz lambası eşliğinde kitap okumak harika oluyor. Üstelik ananem bize hikaye anlatacak.” Alya hevesle ananesine bakarken kadın gülümseyerek yerinde doğruldu.

“Önce bir namaz kılayım sonra anlatırım.” Kadın yatsı namazını kılmak için hazırlığını yaparken Arya’da telefona gelen mesajları kontrol ediyordu. Köye çıktıklarında telefonu bir kenara bırakan genç kız doğanın tadını çıkarmaktan keyif alıyordu. Gözü karşısında ki divanda oturan ikizine kaydığında kaşları çatılmıştı. Alya’nın loş ışıktaki ifadesi hiç hayra alamet değildi.

“Ne oldu Alya, neden yüzün asıldı?” Alya yutkunarak ikizine bakarken güçlükle konuşmuştu.

“Pazartesi günü fakülteye uğramam gerekiyor.”

“Ne var bunda bu kadar endişelenecek?”

“Cenk hoca, sınav kâğıdımı kontrol etmem için beni çağırıyor.” Arya duyduklarıyla yutkunurken içinden kötü bir şey olmaması için dua etmeye başlamıştı.

“Hangi sınav kâğıdı olduğunu söyledi mi?” Alya telefonunu kenara bırakarak huzursuzca yerinde kıpırdandı. Kaşları iyice çatılan Arya ondan bir cevap beklediğini belli edercesine elini salladığında Alya bakışlarını kaçırarak “Son sınav kağıdımı,” dediğinde Arya hızla yerinden kalkmıştı.

“Bu ne demek biliyorsun değil mi Alya? O sınava girmediğin anlaşılırsa okuldan atılabiliriz.”

“Ben, sanmıyorum…” Alya güçlükle konuşuyordu. Böyle bir şey olmaması için dua etse de onunda içine şüphe düşmüştü.

“Anlamamıştır değil mi Arya?” Arya ikizinin ağlamak üzere olduğunu fark edince sıkıntıyla iç çekti. Eğer sınava kendisinin girdiği anlaşılırsa beş yıllık çabaları boşa gidecekti. Bakışları dışarıda ki fırtınaya dönerken ne söyleyeceğini bilememişti.

“Bilmiyorum, umarım çocukça hareketin geleceğimizi mahvetmez.” Alya üzgün bir şekilde yerinden kalkarak odanın kapısına yönelmişti.

“Ben yatıyorum, ananeme söylersin.” Arya kardeşinin odaya çekilip kendi kendini yiyeceğinden emindi. Alya ne kadar uçarı olsa da yaptığı hatayı anladığında vicdan azabından kendine sayıp duruyor, bir türlü uyuyamıyordu.

“Merak etme, bir yolunu bulacağız. Git uyu, sabah düşünürüz ne yapacağımızı.” Alya odadan çıkarken Arya ne yapacağını düşünmeye başlamıştı bile. Hatice kadın namazını bitirip torununun yanına geldiğinde onun keyfinin olmadığını görünce kendisi de susmuştu. Bir süre sessizce dışarıda ki yağmuru izleyen ikili Hatice kadının sözleri ile sessizliği bozdu.

“Bu sefer ne yaptı?” Arya ananesinin sorusu ile bakışlarını kadına çevirerek gülümsemişti. Omzunu silkeleyerek cevap verirken kadın onun kendisini geçiştirmesine izin vermemişti.

“Arya, ne kadar saklamaya çalışsan da bir sorun olduğunu anlıyorum. Senin sorunların ise genelde Alya ile ilgili olur. Bazen aynı yumurtadan çıkıp da birbirine bu kadar zıt olmanıza anlam veremiyorum. Rabbim ikinize aynı anda can verdi, o güneşse sen aysın, birbirinizden o kadar farklısınız ki.”

“Anana?”

“Beni geçiştirme, bu sefer ne dert açtı başına?”

“Henüz dert olup olmadığını bilmiyorum anane, ama bu kez sadece benim değil kendini de o derde sürükledi galiba.”

“Anlat bakalım, belki bir çözüm yolu buluruz.” Arya ananesinin yanına yaklaşarak sıkıntıyla elini tutup başını dizlerine yaslamıştı.

“Son sınavda benim kimliğimi alıp yerime sınava girdi. Ben de onun sınavına girmek zorunda kalmıştım.” Kadın torunun sözleri ile kısa bir süre sessiz kalarak başını salladı.

“Bunu daha önce de yapıyordu.”

“Evet ama bu kez yakalanmış olabiliriz.” Yaşlı kadın torununun endişeli haline üzülmüştü. Okuduğu bölüm öyle kolay bir bölüm değildi. Oğlundan biliyordu, hukuk okumak geceni gündüzüne katarak çalışmayı gerektirmişti. Arya yıllarca doğru düzgün uyumamıştı bile. Tatillerinde bile ders çalışıyordu. Emeklerinin heba olması kızı yıkardı.

“Merak etme, eminim bir yolunu bulursun.”

“İnşallah anane, inşallah.” Bir süre o şekilde ananesinin dizine yatarak dinlenirken elektriklerin gelmeyeceğine kanaat getiren ikili odalarına çekilmişti.

***

Genç adam gözlerini araladığında odası zifiri karanlıktı. Yerinde doğrularak yan tarafında bulunan telefonunu alıp fenerini yakmıştı. Kızı hala yanında mışıl mışıl uyuyordu. Saate baktığında çokta yatsının okunduğunu anladı. Odanın kapısını açmadan önce duvardaki prizi açmak istediğinde elektriklerin gittiğini anlayınca sıkıntıyla ensesini ovaladı. Karanlık odada kızı korkabilirdi. Yavaşla odadan çıkarken kapısını hafif aralık bıraktı.

“Babaanne?”

“Burayayim oğul,” diye seslenen kadının olduğu salona girdi. İçerisi sobanın sıcağında fırın gibi olmuştu. Soğuk odadan sıcak odaya girdiğinde birden ürpermişti. Babaannesi sobanın arkasında masanın üzerinde ki lüks lambanın ışığında oturuyordu. 

“Elektrikler gitmiş, neden jeneratörü çalıştırmadın?”

“O meletin sesi kafami ağrutuyi,” diye cevap veren yaşlı kadına gülümsemişti. Köyde elektrik sık sık kesildiğinde Aras babaannesi için jeneratör taktırmıştı. Asiye sultan kullanmasa da arada köye gelen kardeşleri elektrik gittiğinde kullanıyorlardı.

“Odaya ışık lazım, fazladan var mı lüks?” Asiye kadın yerinden kalkarak odanın içindeki küçük gömme dolaba ilerledi. Dolaptan çıkardığı şarjlı lambayı Aras’a vererek yerine oturmuştu. Aras lambanın iki kademeli ışık yaydığını görünce rahatlamıştı. Odasına gidip duvara asarak düşük kademede lambayı yakarak odaya loş ışık olmasını sağlamıştı. Odanın kapısını kapatarak babaannesinin yanına salona dönerek pencereden dışarıda ki fırtınaya bakmıştı.

“Mübarek, hala yağıyor.”

“Sabaha kadar kesmez, aç misun? Yemek sıcaktur hala,” Aras babaannesine gülümseyerek baktı.

“Açım, ne yemek yaptın?”

“Getta bak,” Yaşlı kadın elinde ki tespihe dönerek Aras’ı daha da güldürmüştü. Mutfağa doğru ilerleyerek ocağın üzerinde ki tencerenin kapağını açıp içine bakmıştı. babaannesinin olmazsa olmazı korgot çorbası vardı. Derince bir tasa yemek koyarak bir bardak su ile sobanın yanına gelip yemeğini kaşıklamaya başladı.

“Eline sağlık Asiye sultan, bu yemeği senden daha iyi yapan görmedim,” dediğinde yaşlı kadın düşünceli bir şekilde torununa bakarak iç çekmişti.

“Ne zaman bir yuva kuracasun? Sefil olaysun bole.”

“Merak etme babaanne, senin gibi birini bulayım hemen evleneceğim.” Yaşlı kadın torununun sözleri ile bastonunu ona sallamıştı.

“Edepsuz.”

“Niye babaanne, senin gibi kaldı mı ki?” Yaşlı kadın şımararak torununa güldü. Aras onun gülmesiyle daha da keyiflenirken dışarıdan yükselen gök gürültüsü ile boş bulunarak yerinde sıçramıştı. Onun bu hali daha da gülmesine neden oldu yaşlı kadının.

“Korkma uşağum, Allah kendinu haturlatuyi.” İçeriden gelen ağlama sesi ile Aras elinde ki tası iskemlenin üzerine bırakarak hızla ağlayan kızının yanına gitmişti. Yatakta korkuyla pencereye bakan küçük kız babasını görünce daha da şiddetli ağlamaya başladı. Kollarını uzatarak babasına gitmek istediğinde Aras hızla onu kucağına almıştı.

“Korkma bebeğim, baban burada.”

“Bana kızdı.” Ecem pencerede yansıyan şimşeklerden korkarak başını babasının boynuna saklamıştı.

“Kimse sana kızmadı bebeğim, hadi babaanneye bakalım.” Ecem içli içli ağlarken Aras duvardaki ışığı da alarak salona geçmişti.

“Uşağum niye ağlayi?”

“Korktu babaanne, bir şeyi yok.” Sobanın yanına oturup kızının ısınmasını sağlayan Aras iskemlenin üzerinde ki tasını alarak kızıyla birlikte yemeğe devam etmişti. Aras aklına gelen şeyle duraksamıştı. Her hareketini izleyen yaşlı kadından habersiz yüzü aklında ki düşüncelerden değişiyordu.

“De bakalum, ne geçeyi aklundan?”

“Babaanne, aşağı mahallede yaşayanları tanıyor musun?” Asiye Hanım düşünmeye başlamıştı.

“Eskileri bilurum ama senun yaşundakileri tanimam da.”

“Aşağı mahallede ikiz kızı olan birini tanıyor musun?” Aras babaannesinin bakışlarını görünce sorusuna pişman olmuştu. Yaşlı kadın kavramaya çalıştığı gerçekle gözleri büyümüştü.

“Dema?” kadının heyecanlı sesi Aras’ı ürkütmüştü.

“Ne oldu Asiye sultan?”

“Sen şimdi köyde ikiz kızı olan var mi diye sordun demi?”

“Evet,” yaşlı kadın bir süre düşünerek aklına gelen ihtimalle ellerini çarpmıştı.

“İkiz kızi olan yoktur ama Hatçenun torunlari vardi.”

“Hatçe?” Aras sorar gibi kadına bakarken Asiye Hanım torununa dikkatle bakarak cin gibi gülümsemişti.

“De bakalum bağa, kizlari ne edecesun? Yoksa…”

“Babaanne?”

“Onlar midur yoksa? Bağa gösterduğun resimdekiler?” Asiye Hanım sorusu ile heyecanlanmıştı. Aras tam olarak emin olmasa da dalgın bir şekilde “Olabilir,” dediğinde yaşlı kadın yerinde sıçramıştı.

“Oy kurban olurum seni verene, bula bula köylünü mü buldun?” dediğinde kadının sesinde ki sevinç Aras’ı şaşırtmıştı.

“Bu kadar sevinme babaanne, biliyorsun ki Seda kızlara takmış durumda.”

“Bira koni şimdi, Allah’un işine bak sen. Olur o iş sen kafani yorma.”

“Asiye sultan unuttuğun bir şey var.” Diyerek kızını gösterirken asiye Hanım çoktan düğün dernek kurmaya başlamıştı bile.

“Sen bağa bırak bu işi, ben Hatçe’den alurum ben o kızi.” Aras başını iki yana sallayarak kucağından aşağıya inmeye çalışan kızını yere bırakmıştı. Ecem oyuncaklarının olduğu köşeye giderek sessizce oynarken Aras dikkatle onu izliyordu. Tek düşündüğü kızına kötü davranacak kimsenin hayatında yeri olmadığıydı. Kader ne gösterir bilmiyordu ama son günlerde ciddi ciddi kızını yanına alabilmek için evlenmeye karar vermişti.

***

3.BÖLÜM <<<<<—->>>>> 5.BÖLÜM

2151cookie-checkTatlı Hata 4. Bölüm