Asil Kan 5. BÖLÜM

Büyük bir uğultu etrafta yankılanırken kalabalık gittikçe artıyordu. Herkes kralın bizzat ceza vereceği suçluları görmek için meydana toplanırken birbirini ezenler ön sıralarda yer almıştı. Kralın suçlularla döndüğünü öğrenen sarayın ileri gelen yetkilileri yüksek balkonlardan meydana bakarken oldukça tedirgindi. Kral ilk kez halkına güç gösterisi yapıyordu. Edward alana gelmeden önce en güvendiği adamını yanına çağırtarak Adrian’ı ona emanet etmişti. Kralın kesin emri karşısında şaşıran adam bir şey söylemeden küçük çocukla kralın söylediği güvenli eve doğru ilerledi. Annesinin kendisine yaptığı uyarılar ile kimliğini saklarken dayısının da sözlerini düşününce kim olduğunun öğrenilmemesinin en iyisi olacağına karar vermişti.

“Kral o adamlara ne yapacak?” Adrian’ın sözleri ile adam gerilmişti. Küçük bir çocuğa ne cevap vereceğini biliyordu.

“Yaptıkları suçtu, kral da suçlu oldukları için onlara ceza verecek.” Adrian adamın kendisine verdiği cevapla tatmin olmasa da daha fazla soru sormamaya karar verdi. İkili kalabalık alandan ayrılırken, geride bıraktıkları uğultuda azalmaya başlamıştı.

Edward yeğeninin alandan uzaklaştırılmasını bekleyerek kalabalığa doğru bakmıştı. Kana susayan halkının gözü adamlara baktıkça daha da kararıyordu. Elini yukarıya kaldırarak kalabalığın sesini keserken gür bir sesle konuşmaya başladı.

“Bu gördüğünüz kişiler halkıma musallat olan kişilerdir. Birçok anayı evladından, birçok kadını eşinden ayırmıştır. Genç kızlarımıza yaptıkları hataları söylemeye bile dilim varmıyor. İşledikleri suçun affı yoktur. Kimse benim ülkemde, benim halkıma haydutluk yapamaz. Ülkemin geleceği olan çocuklarımıza uzanan elleri kökünden söker alırım.” Edward’ın tek hareketi ile kopan eller havada savrulurken açıyla çığlık adamların sesine hayret sesleri karışmıştı. Krala bakan halkın gözündeki korkuyu gören Edward alaycı bir şekilde gülümseyerek konuşmasına devam etti.

“Cezalarını ibret olsun diye burada veriyorum. Aranızda çocuklara ve genç kızlara musallat olabileceğini düşünenler bu günü unutmasın. Kim olursa olsun, halktan ya da asil fark etmez. Suç işleyene cezası verilir. Adamlar kan kaybıyla yere düşerken Edward son kez halkın üzerine gözlerini gezdirerek balkonda kendisini izleyen saray yetkililerine bakmıştı.

“Bana ve aileme…” duraksayan kral devam etmişti. “En önemlisi halkıma bulaşanları yakarım.” Edward gözlerini saray yetkilerine dikerek yaptığı hareketle suçluları alev topunun içine bırakmıştı. Çığlıklar arasında yanarak can veren adamları uzun süre kimse unutamayacak gibiydi. Adımlarını meydanın dışına doğru ilerleten Edward kendisine korkuyla yol açan insanların arasında başı dik bir şekilde ilerlemeye başlamıştı. Komutana verdiği emirle kaçırılan kızların aileleri çocuğun kendisine ait olduğunu ispatladığı taktirde çocuğunu alıp evine dönebilecekti. Komutanın sözlerini duyan halk Edward’ın arkasından “Kralımız çok yaşa!” diye bağırarak onu saraya uğurlamışlardı.

***

Nadia kralın döndüğünü öğrendiğinde heyecanla hazırlanmaya başlamıştı. Ne kadar endişe etmemesi gerektiğini söyleseler de kral saraydan her ayrıldığında endişe etmeden duramıyordu. Edward’a bir şey olması durumunda kendisi de çocukları da sarayda kalamazdı. Çocukları olmasaydı bunu umursamazdı bile ama prens ve prensesi düşünmek zorundaydı. Derin bir iç çekerek hazırlanmasına yardım eden hizmetliye baktı.

“Her şey hazır mı?” diye sorarken kadın başını eğerek cevap vermişti.

“Hanımım, kraliçe kendisi hazırlıkları yapacağını söyledi.” Nadia’nın yüzü asılsa da kralın sağ salim dönmüş olması ona yeterdi. Hazırlığı bittikten sonra kenarda duran aynaya bakarak hafif gülümsemişti. Elini düz göbeğinin üzerine gezdirerek kaybettiği bebeği düşünmüştü. Acaba kız mıydı erkek mi? bebeğini her zaman düşüneceğine emindi.

“Kral saraya girmek üzeredir. Hadi onu karşılamaya gidelim.” Hizmetli başını eğerek Nadia’ya yol verirken genç kadının gözleri beşikte uyuyan prensese takılmıştı. Elizabeth’i yalnız bırakmak istemiyordu. Son birkaç günde başına gelmedik olay kalmamıştı. Nadia bu durumu kolaylıkla savuştursa da kralı karşılarken prensesin başına bir iş gelmesinden korktuğu için ilk kez Edward’ı karşılamaktan vazgeçmişti. Hanımının duraksadığını gören hizmetli merakla ona baktı.

“Bir sorun mu var hanımım?”

“Sanırım kendimi iyi hissetmiyorum. Kralı karşılamaya gelemeyeceğim.”

“Ama hanımım.”

“Siz gidin, ben odamda kalacağım.” Nadia’nın kesin emri ile kadın hızla odadan çıkmıştı. Kadının aklının karıştığına emin olan Nadia gülümseyerek uyuyan bebeğin yanına yaklaşmıştı. Elizabeth uzun zamandır uyuyordu. Bu durum Nadia’yı endişelendirse de bebeğin sağlığının iyi olduğunu bildiği için bir şey söylememişti. Henüz birkaç haftalık olan bebek güçlerini toplayabilmesi için sürekli uyuyacaktı. Bunu daha önce kendi bebeklerinde de görmüştü. O yüzden endişe etmedi. Küçük bebeği kucağına alarak odadaki rahat yastıklara otururken onu uyandırmamaya özen gösteriyordu. Belki de bundan sonra Elizabeth’i kollarına alamayacaktı. Nadia üzüntüyle küçük bebeğe bakarken gün içinde prensin yanlarına gelmediğini fark edince yeniden endişelenmişti. Bebeği bir süre daha severek uyandırmadan beşiğine yatırdı. Odanın kapısında her zaman bekleyen hizmetlilere prensin nerede olduğunu sorarken düşünceliydi. Hizmetli kadın prens ve prenseslerin kralı karşılamaya gittiğini öğrendiğinde ilk kez kendisini dışlanmış gibi hissetmişti. Böyle hissetmemesi gerekiyordu ama Nadia bu duyguya engel olamıyordu.

Kral saray kapısından içeriye girdiğinde iç avluda kendisini karşılamak için bekleyen kalabalığa göz atarken oldukça dikkatliydi. Her birinin kısa süreli kendisine bakıp sonra da başını eğmesi Edward’ı içten içe güldürmüştü. Bakışları kraliçe ve cariyesine takılınca kaşları çatıldı. Üç çocuğu ve iki eşi onu karşılamaya gelmişti. Kalabalığa bir süre daha göz atarken görmeyi beklediği cariyesini göremeyince endişelenmiş olsa da bunu belli etmemek için elinden geleni yapmıştı. Atından inerek kraliçe ve yanında bulunan çocuklarına yaklaştı. Çocuklar reverans yaparak selamlarken kraliçe de onlarla birlikte kralı selamlamıştı.

“Kralım, sağ salim dönmenize sevindim.” Kral kraliçeye dikkatle bakarken gözlerini kaçırması dikkatinden kaçmamıştı.

“Sarayda durumlar nasıl, bir sorun çıkmamıştır umarım.” Kralın sesimdeki tını onu uyarır durumdaydı. Kraliçe yutkunarak “Sorun olmadı Kralım, çocuklarınız da eşleriniz de sağlıklılar.” Edward başını sallayarak çocuklarının önüne doğru diz çökünce herkes kralla birlikte diz çökmüştü.

“Söyleyin bakalım, siz nasılsınız? Derslerinize çalışıyor musunuz?” Prensesler utangaç bir şekilde bakışlarını kaçırırken prens babasına bakarak başın dikip konuşmuştu.

“Artık çok çalışıyorum Kralım, annem kardeşimi korumak için çok çalışmam gerektiğini söyledi.” Dediğinde Edward şaşkınlıkla prense bakmıştı. Onun kardeş olarak Elizabeth’ten bahsettiğini gözlerinden okuyabiliyordu. Küçük çocuğun başını okşayarak “Aferin sana prensim, her zaman kardeşlerini korumalısın,” diyerek çocuklarının elini tutarak sarayın kapısına doğru ilerlemişti. Kraliçe kralın prens ve ikinci cariyeden olma prensesin elini tutarak saraya girişini öfkeyle izlerken ağır adımlarla onların peşine takılmıştı.

“Kralım, dönüşünüz şerefine ziyafet hazırlatmıştım.” Kraliçenin sözleri Edward’ı gülümsetmişti.

“Umarım fazla abartmamışsınızdır kraliçem. Şenlik çekecek durumda değilim.”

“Sizin şanınıza yakışır bir ziyafet olacak kralım.” Edward sıkıntıyla iç çekerken kraliçenin abartılı ziyafetinin biran önce bitmesini daha başlamadan diliyordu. Yanına Ronald yaklaşınca duraksayan kral onun kendisini selamlamasını bekledikten sonra “Elizabeth nasıl?” diye sordu. Ronald kendilerini dinleyenleri göz önünde bulundurarak “Prenses Elizabeth çok iyi kralım, cariye Nadia’nın odasında dinleniyor,” dedi. Edward başını aşağı yukarı sallayarak taht odasına doğru ilerlerken çocuklarını da kendisiyle götürmüştü. Kralı takip eden saray erkanı her zamanki gibi krala rapor verecekti. Taht odasının kapısının açılmasıyla Edward salona girmiş ve ağır adımlarla tahtına çıkan basamakları çıkarak yerine oturmuştu. Saray yetkilileri iki tarafta sıraya dizilirken Ronald kralın hemen yanı başında yerini almıştı.

“Sizi dinliyorum, ben yokken sarayda bir şey oldu mu?” adamlar birbirine bakarak ilk söze kimin başlayacağına karar vermeye çalışırken Edward beklemeyerek araya girmişti.

“Siz sınır güvenliğinin ne durumda olduğunu söyler misiniz?” Sınırlardan sorumlu olan kişi ortaya gelerek konuşmuştu.

“Sınırlarda sıra dışı bir durum yok kralım. Askerler nöbetlerine devam ediyor.” Edward adama öfkeyle bakarak sakince sormuştu.

“Sınırlarda güvenlik zafiyeti yoksa nasıl oluyor da düşman askeri bana suikast düzenleyebiliyor?” Kralın sözleri ortamı buz gibi dondururken adam yutkunarak krala bakmıştı. Savaş bakanına dönen Edward “Siz askerleri savaşa hazırlayın, yakında savaşa gideceğiz. Kral Alexix’e savaş ilan ettim.”

“Ama kralım bunu yapamayız!” ileri atılan kraliçenin babasıydı. Edward ona bakarak tek kaşını yukarıya yaylandırmıştı.

“Neden yapamıyormuşum?” Adam kralın tehditkâr bakışları karşısında yutkunurken Edward yaşadığı aydınlanma ile duraksamıştı. Bakışları alev alırken beyni zehir gibi çalışıyordu. Kraliçe Barbara Alexix’in kuzeniydi. Nasıl olmuştu da bu ayrıntıyı kaçırmıştı. Kardeşinin birden ortadan kaybolmasında kraliçenin ve babasının bir bağlantısı varsa onları asla affetmezdi. Adamın sessizliği ve bakışlarını kaçırması kralı daha da şüphelendirmişti. Artık kesinlikle emindi, Adrian’ı saraya getirmek çocuğun ölümü demekti.

“Kral Alexix’in askerleri beni öldürmeye çalıştı. Hem de kendi topraklarımda. Sonuçlarına katlanmak zorunda!”

“Kralım, şuanda savaşa giremeyiz. Savaşa gireceğimizi duyan diğer sınır ülkeler bize saldırmaya kalkışacaktır. En azından hazırlığımızı daha iyi yapmalıyız.” Kral danışmanı Ronald’a bakarak ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu. Savaş bakanı hazırlıkları yapacağını söylerken maliye bakanı savaş için askerlerin ihtiyaçlarını karşılayacak parayı hazırlayacağını bildirmişti. Edward yanındaki hareketlenme ise bakışlarını prens Drew’e takılmıştı.

“Kralım, prenses Elizabeth’i görmeye gidebilir miyim?” Prensin izin istemesi ile Edward sevgiyle oğluna bakmıştı.

“Elbette Drew, kardeşini görmeye gidebilirsin.” Prensi hizmetlilerden birine vererek salondan çıkmasını sağladıktan sonra iki prensesin de kıvrandığını görünce gülümsemişti.

“Sizde gidebilirsiniz,” iki prenses reverans yaparak refakatçileriyle birlikte salondan ayrılmıştı. Kral çocuklarının salonu terk etmesiyle daha da sert konuşmaya başlamıştı. Yarım saat sonunda ziyafet Kralın teşrifi ile başlamıştı. Herkes kendi masasında yerini alırken Kral ve kraliçe baş masada yerine oturmuş önündeki yemeklere bakıyordu. Edward önündeki yemekten yiyeceği sırada kulaklarına dolan o melodik sesle gülümsemişti.

“Babacım, geldin mi?” Elizabeth uykusundan uyanır uyanmaz Nadia’nın kollarında yerini alırken, babasının geldiğini öğrenince sevinçten hareketlenmişti.

“Elizabeth!” Edward kimse duymasa da prensesinin sesini duyabiliyordu. Elindeki kaşığı tabağına geri bırakırken yerinden kalkarak meraklı bakışlar arasında salonun kapısına ilerlemişti.

“Siz devam edin, ben prense Elizabeth’e bakıp geleceğim,” dedi. Kralın sözleri ile herkes yerine otururken kraliçe ve babası şüpheyle onun arkasından bakmıştı. Eğlence devam etse de baba kız birbirine işaret vererek yerinden doğruldu.

“Kraliçem?”

“Sence de garip değil mi baba, Edward yemek yiyeceği sırada birden Elizabeth’i görmek istedi.”

“Evet, bunu bende garip buldum.” Barbara düşünceli bir şekilde salondan çıkarken Edward geldiği için Nadia’nın odasına gidebileceğini düşünerek adımlarını o taraf çevirmişti. Kralın prensesle olan iletişimini kendisi görecekti.

Edward hızlı adımlarla Nadia’nın odasına doğru ilerlerken hizmetliler bir bir başını öne eğerek ona yol açmıştı. Kralın odanın kapısında olduğunu Nadia’ya bildiren hizmetli Nadia’nın toparlanmasına fırsat vermişti. Odaya giren adam cariyesinin kollarında kıpır kıpır olan bebeğe sevgiyle yaklaşırken Nadia başını eğerek krala selam vermişti.

“Kralım, sizi yeniden görmek ne büyük mutluluk.”

“Bir sorun var mı Nadia?” genç kadın bakışlarını kaçırarak adama cevap vermişti.

“Herhangi bir sorun yok kralım. Prenses uyuduğu için sizi karşılayamadım. Lütfen bağışlayın.” Edward Nadia’nın sözlerini duymuyordu bile. Elizabeth’i kolların alarak onun sevimliliklerine gülüyordu. Prens Drew babası ve kardeşini oynarken görünce yüzünü asmıştı. Kardeşini babasından kıskanıyordu. Elizabeth’i kim kucağına alsa yüzü asılıyordu. Ona göre Elizabeth ona aitti. Kardeşini kimseyle paylaşmaya hazır değildi.

“Anne, kral neden kardeşimi aldı? Onunla oynayamayacak mıyım?” Nadia şaşkınlıkla prense bakarken Edward’ta aynı şaşkınlığı yaşıyordu. Oğlu kardeşini kıskanıyordu. Üstelik babasından kıskanıyordu.

“Drew, prensesi özledim. Onunla oynaman için saha çok küçük. Büyüyünce Elizabeth ile oynayabilirsin.

“Ama biz oynuyorduk.”

“Prens Drew?” Nadia uyarıcı bir şekilde oğluna seslenirken Edward birkaç günde sarayda çok şeyin değiştiğini anlamıştı. Özellikle iki çocuğu arasında.

“Bir sorun olmadı ya?” Kralın sorusu ile Nadia cevap verecekken prensesin sesi ortamı germişti.

“Gelmesin baba, ondan korkuyorum.” Kral, Elizabeth’in kimden bahsettiğini anlayamadığı için susmuştu. Kapıdaki hizmetlilerin “Kraliçe Barbara,” diye seslenmesi ile Edward kızına bakmıştı.

“O senin annen,”

“Ama beni sevmiyor.”

“Bunu nereden çıkardın, seni dünyaya kraliçe getirdi.”

“Ama kız olduğum için doğmamam gerekiyormuş.” Kral duyduğu sözler ile öfkelense de sessiz kalmayı başarmıştı.

“Bunu sana kim söyledi?” Kral prensesle konuşurken odadan soyutlanmıştı. Birbirine çakışan bakışlar koyu bir sohbete başlarken kraliçe ve Nadia baba kızı dikkatle izliyordu. Kral şüphe çekmemek için arada sesli bir şekilde prensesi severken sadece Nadia baba kızın konuşmasına şahit oluyordu.

“O dedi, erkek değilsem keşke ölseydin dedi. Beni doğurmakla hata yaptığını söyledi. Beni hiç sevmiyor.” Kral dişlerini sıkarken kızına gülümsemeye çalışıyordu.

“Annenin ne düşündüğü önemli değil prensesim, sen benim meleğimsin. Ülkenin geleceğisin. Abinle birlikte halkımızı koruyacaksın.” Elizabeth babasının sözleri ile ellerini neşeyle sallarken Barbara onların bu sevgi gösterisine daha fazla dayanamayarak araya girmişti.

“Kralım, prensesi özlediğinizi biliyorum ancak ziyafete dönmeniz gerekiyor. Ayrıca döndüğünüze göre prensesi kendi odasına göndermelisiniz.” Kral kraliçeye bakarken kaşlarını çatmıştı.

“Prenses burada iyi, odasına dönecek kadar vakit geçmedi.”

“Ama kralım, diğer prens ve prensesleri odalarında büyüttünüz.” Kral kraliçenin haklı odluğunu bildiğinden ne bahane uyduracağını bilmiyordu. İlk kez yalan söyleyecekti.

“Prensesin doğuştan gelen bir rahatsızlığı var, arada nefes alamıyor. Bu yüzden gözlem altına tutulmalı. Herhangi bir hizmetliye güvenemem.” Edward sözlerini bitirdiğinde Nadia onun ne yapmaya çalıştığını anlamıştı. Kraliçeye dönerek emin olduğu tavrı almak için sözlerine devam etti.

“Eğer isterseniz onu sizin odanıza yerleştirebilirim. Kızınızı kendiniz kontrol edersiniz. Geceleri uyandığında yanında annesinin olması daha iyi.” Kraliçe hasta bir bebeğin sorumluluğunu alacak kadar aklını kaçırmadığını düşünürken hemen atılmıştı.

“Burada kalması daha makul kralım. Madem Elizabeth bu odayı sevdi, cariyenizin de en az benim kadar Elizabeth’e iyi bakacağına eminim,” dedi. Nadia gülmemek için kendisini sıkarken Edward başını sallayarak “Haklısınız kraliçem, bir süre daha cariye Nadia’da kalması daha iyi. Bu sırada siz de prenses de kendisini toparlayacaktır.” Kraliçe Edward’ın fikrinden caymaması için hızla odadan ayrılmıştı. Onun arkasından başını iki yana sallayan Edward Nadia’ya dönerek “Şimdi seni dinliyorum,” dedi.

Nadia kralın dikkatli bakışlarının altında ne söyleyeceğini bilemezken Edward ondan gelecek bir açıklama bekliyordu.

“Beni karşılamaya gelmedin, bu saraya geldiğinden beri ilk kez oluyor.”

“Elizabeth’i yalnız bırakmak istemedim Kralım.”

“Neden? Kızım…” Edward Nadia’nın düşüncelerini duyunca susmuş, öfkeyle dişlerini sıkmıştı.

“Kızıma zarar mı vermeye kalktılar?” Nadia yutkunarak bakışlarını kaçırırken Edward kollarında ki bebeği beşiğine koyarak cariyesinin yanına döndü.

“Sana bir soru sordum Nadia, prensese zarar vermeye mi kalktılar? Bunu kim yaptı?”

“Kim olduğundan emin değilim kralım, ancak prensesin sütüne onu hasta edecek ilaç katıldı. Ayrıca bedenen de zarar vermeye kalkıştılar.” Edward duyduklarıyla daha da sinirlenmişti. Nadia’nın düşüncelerinden onun doğru söylediğini biliyordu. Kızına zarar veren kadının zindanda olduğunu öğrendiğinde odanın kapısına doğru ilerledi.

“Kralım, lütfen…”

“Bunu ona soracağım Nadia, kimse prensesime zarar veremez.”

“Bunun için doğru zaman değil Kralım, şuanda herkes sizi ziyafet salonunda bekliyor.” Edward kadının haklı olduğunu biliyordu. Ağır adımlarla Nadia’ya yaklaşarak kadının iki kolunu tutup hafif gülümsemişti.

“Teşekkür ederim Nadia, prensese iyi baktığın ve onu koruduğun için.”

“Bunun için bana teşekkür etmeyin kralım, onu koruyabildiysem yine onun sayesinde.” Kral kadının neden bahsettiğini hemen anlamıştı. Elizabeth’in Nadia’ya bahşettiği güç sayesinde onu koruyabilmişti. Beşikte heyecanlı bir şekilde elleriyle havayı döven küçük kızın yanına giderek onu yeniden kucağına almıştı.

“Seninle baba kız gövde gösterisi yapalım mı? Hadi sarayımızın işgüzar yetkilileri ile tanış.” Nadia kralın sözleri karşısında gülümsemesini bastırmaya çalışırken Edward’ın ardından ziyafet salonuna doğru ilerlemeye başladı.

“Prenses, babanın sözünden çıkmayacaksın tamam mı? Orada ki kişiler senin kim olduğunu bilecek ama gücünü bilmeyecek anlaştık mı?” Elizabeth gülcükler saçarak babasına cevap verirken kral onun alnına dudaklarını kondurarak “Aferin benim küçüğüme,” diye konuştu. Ziyafet salonuna kucağında prenses ile giren kralı görenler hemen ayaklanmıştı. Başları öne eğik bir şekilde kralın masasına geçişini bekleyen yetkililer suskundu. Nadia bazen onlara bakarken sirk soytarısı olduklarını düşünmeden edemiyordu. Başını iki yana sallayarak düşünceleri karşısında kendisine kızdı.

“Kralım, prensesi bize tanıtmanız ne büyük şeref!” Savaş bakanı prensesin ışık saçan gülümsemesi karşısında hayranlıkla kalakalmıştı. Sadece savaş bakanı değil, diğer tüm bakanlarda prensese hayranlıkla bakıyordu. Sarayda doğan birçok asil kan görmüşlerdi ama hiç biri Elizabeth gibi ışık saçmıyordu. Onun gücünü şimdiden merak ediyordu. Prensesten birkaç yaş büyük oğlu olan saray yetkilileri şimdiden Elizabeth’i potansiyel gelin adayı olarak görmeye başlamıştı bile. Elizabeth adamın maliye bakanının gözlerinde gördüğü hırsla kaşlarını çatınca gözleri sürekli kızının üzerinde olan Edward onun bu ifadesine şaşırmıştı. Kızının baktığı kişiye dönerken adamın düşünceleri ile dişlerini sıkmıştı.

‘Sana emrimdir Elizabeth, o adamın oğluna asla yaklaşmayacaksın.’ Elizabeth babasının sözleri ile bakışlarını yeniden krala çevirmişti. Onların konuşmasını kimse duymazken Elizabeth yüzünü asarak babasına ‘Ne yapayım onun çirkin oğlunu,’ diye söyledin. Onun yüzünün asılması bebeğin altını pislettiğine yorulsa da Nadia elinin altından kıkırdamadan edememişti. Edward kadına uyarıcı bakışlar atarken eğlence kralın emriyle davam etmeye başladı. İlerde ne olacağını kimse bilemezdi ama Edward ne olmayacağına emindi. Elizabeth kesinlikle saray yetkililerinin birinin oğluyla evlenmeyecekti. Onun için planları şimdiden yapılıyordu.

***

Fikirlerinizi yorum olarak belirtirseniz sevinirim. Ayrıca Beğeni butonunu da tıklamak çok kolay . 🙂

4.BÖLÜM <<<<<—–>>>>>> 6.BÖLÜM

2770cookie-checkAsil Kan 5. BÖLÜM
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

8 yorum

  1. Her zamanki gibi harika bir bölümdü umarım cariye nadia ya birşey olmaz en çok on beğeniyorum kralın yanında elizabeth çok tatlı kral i hiç saymıyorum bile ilerde nasıl planlar var bizi neler bekliyor merak içindeyim

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*