Şubat 11, 2021 Yazarı mermaridyy 0

ÜSAO 7 – 8. Bölüm

Genç kız iş görüşmesinin ruhsal yorgunluğu ile evinin kapısından içeriye girerken evdeki tıkırtılar ile duraksamıştı. Salona geçtiğinde ise eşyalarının toparlanarak  bir yere yığıldığını görmüştü.

“Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?” içeride öfkeyle eşyaları toparlamaya çalışan ev sahibini gördüğünde genç kız şaşırmıştı. Adam genç kıza dönerek bavulunu Güneş’in ayaklarının dibine fırlattı. “Hemen evimi boşaltın, bu kadar yeter. Kaç aydır kira vermiyorsunuz. Ben hayır kurumu değilim.” Güneş adamın sözleri ile şaşırmıştı. “Siz neden bahsediyorsunuz, ben kiramı vaktinde ödedim hep.” Adam onun sözlerine daha da çok sinirlenmişti. “Ben aylarca kira almadım!” adamın sözleri keskin bir bıçak gibi genç kadının kalbini kesmişti. Kendi kendine söylenmeye başlanmıştı.

“Bu yalan, Özlem kirayı yatırıyordu!” Aklına bunun olmaması için dua etmeye başlamıştı. Arkadaşının kendisini kandırmış olma ihtimalini düşünmek bile istemiyordu. Sakinliğini korumaya çalışarak “Kaç ay borcumuz var size?” diye sordu. Adam etrafında ki eşyaları toplamaya devam ederken “Altı aylık borcun var ama bu artık önemli değil, evimi hemen terk ediyorsunuz.” Genç kız donup kalmıştı. Altı aylık borcu hesaplamaya çalışıyordu. Bu çok fazla olmuştu. Bu kadarını beklemiyordu. Zorlukla karşılayabildiği kirasının bu kadar birikmesine inanamıyordu. O sırada adamın koluna girip eline valizini tutuşturduğunun ve dalgın bir şekilde apartman kapısına kadar çıkarıldığının farkında bile değildi. 

“Bunu yapmaya hakkınız yok, beni evden çıkaramazsınız!” Son anda kendisine gelen genç kız adamın sert bir şekilde kendisini savurmasıyla dengesini kaybederek merdivenlerden yuvarlanmıştı. Ev sahibi merdivenlerden düşen genç kıza şok olmuş bir şekilde bakıyordu. Hızlı bir şekilde genç kızın yanına inerek korkuyla Güneş’i yerden kaldırmaya çalışıyordu.

“Allah kahretsin, bir bu eksikti…” adam genç kıza dokunmaya çalıştığı anda sert bir şekilde kenara fırlatıldı. “Dokunma ona!” yere düşmesi ile sert çıkan öfkeli sesi duyması bir olmuştu. Adam bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama onu dinleyen yoktu. Sonunda yerinden kalkmaya çalışmıştı ama yediği yumruk ile yeniden yere yapışmıştı. 

“Şu yaptığına bak, eğer ona bir şey olursa sana yapabileceklerimi tahmin bile edemezsin!” adam korkuyla öfkeli karanlık bakışlara yutkunarak bakmıştı. Doğu adamının bulduğu adrese geldiğinde kapıdan çıkan Güneş ve kolunu tutan adamı görünce ileriye doğru atılmıştı ama adamın genç kızı savurmasıyla yerinde donup kalmıştı. Genç kızın merdivenlerden yuvarlanmasını dehşete düşmüş bir şekilde izlemekten başka bir şey yapamamıştı. Yaşadığı şoku atlatınca da hızla genç kızın yanına varmış ve başındaki adamı kenara fırlatarak Güneş’in başını ellerinin arasına almıştı. Elinde hissettiği sıcaklık ile korkuya düşen genç adam yerden doğrulan adamı öfkeyle yakasından tutarak yumruğunu savurmuştu. Doğu korku ile tekrar Güneş’in başına çökerken adamına seslenerek arabanın arka kapısını açmasını istemişti. Apar topar kolları arasına aldığı genç kızı arabası ile hastaneye yetiştirmişti. 

Acil servisten içeriye kollarında Güneş ile giren genç adam etrafa bağırarak yardım istiyordu. Onu ilk kez bu şekilde telaşlı gören adamı şaşkınlıkla Doğu’yu izliyordu. Yıllardır çalıştığı adamın bir kadına bu kadar yakınlık göstermesi onu çok şaşırtmıştı. Genç patronu kadınlardan nefret ediyordu. Sonunda sedyeye yatırılan genç kızın aşağıya doğru sallanan eli genç adamın yüreğini ağzına getirmişti. Acil müdahale bölmesine alındığında ise genç adamı dışarıda tutmak oldukça güç olmuştu. Adamlarına olayın nedenini öğrenmesi için emir verirken deli boğa gibi hastane koridorlarında dolanmaya başlamıştı. Yaklaşık iki saat sonra ise özel odaya alınan genç kızın başında bekliyordu. Başına aldığı darbe ile sarsıntı geçiren genç kızın kafasının gerisinde büyükçe bir yara açılmıştı. Birkaç gün müşahide altında tutulması gerekiyordu. Bir süre genç kızın yüzünü izlemişti. Yıllar sonra Güneş’i görmek genç adama ne hissedeceğini şaşırtmıştı. Küçük kız büyümüş ve genç kız olmuştu. Başında ki bandajın altından yastığa yayılan saman rengi saçlarının yarısı kanla kırmızıya boyanmıştı. O saçları okşamamak için kendisini zor tutmuştu. Yumruğunu sıkarak hızla yerinden kalkmıştı. 

“Hayatımı altüst etmeye başladın, bunun farkında mısın acaba?” kendi kendisine konuşurken yataktan uzaklaşarak odanın penceresine doğru gitmişti. Hava kararmak üzereydi. Vakit ne kadar da çabuk geçiyordu. Genç kızın birkaç saat daha uyanmayacağını doktorlar söylemişti. Oğlu evde yalnızdı ve eve gitmesi gerekiyordu. Sonunda hastanedeki bakıcılardan birini başına dikerek oradan ayrılmak zorunda kalmıştı. Arabası ile eve doğru ilerlerken genç adam düşünceliydi. Büyük evin bahçesinden içeriye arabası ile girerken oğlu koşarak arabasına yaklaşmıştı. Doğu onun hala iyilesmedigini bilse de Işık babasını dinlemiyordu. Hareketli bir çocuk olması da onu zapt etmeyi güçlestiriyordu.  Sanki bir hafta önce hastanede yatan o değildi.    Arabadan indiğinde ise Işık babasına sarılarak “Geciktin baba, hani birlikte oynayacaktık!” diye sitem ederken oğluna sıkıca sarılan adam gülümsemişti. “Üzgünüm evlat, önemli bir işim çıktı! Ama söz yarın seninle balık tutmaya gideriz! Ama önce biraz dinlenmelisin. ” küçük çocuk sevinçle babasının boynuna sarılırken çalan telefonla Doğu oğlunu yere bırakıp telefonuna cevap vermişti. 

“Öğrendiniz mi?” Genç adam karşı taraftan anlatılan olayı dinlerken dişlerini sıkmıştı. Başını sallarken elini de sertçe saçlarına götürmüştü. “Yani evden atıldı öyle mi?” küçük çocuk babasının ceketini çekiştirirken Doğu oğluna bakmıştı. Fark etmeden söylediği sözlerle ise duraksamıştı. “Hastaneden çıkınca onu buraya getirin.” Telefonu kapattığında hala az önce adamına verdiği emri düşünüyordu. “Baba, bir şey mi oldu?” oğlunun seslenmesi ile kendisine gelen genç adam oğlunu yeniden kucağına alarak eve girmişti. Vakit oğlu için geç olduğunu düşünecek kadar ilerlemişti. Sonunda Işık babasının itirazları ile uykusuna dalarken Doğu bir süre oğlunu izleyerek kendi odasına geçmişti. Yatağına uzandığında bugün olanlar gözünün önüne geldi. Genç kızın kanlar içinde ki saçları bir türlü aklından çıkmıyordu. Düşüncelerine öfkelenerek hızla yerinden kalktı. Eline aldığı telefon ile adamını arayarak onun konuşmasına bile fırsat vermeden konuştu.
“Bana Güneş’in ev arkadaşını bulun. Onu bulduğunuzda sebep olduklarının hesabını vermek zorunda kalacak.” Telefonu aynı öfke ile kapatırken zorlukla uyuyabilmişti. 

***

Genç kız gözlerini araladığında yabancısı olduğu odada etrafına bakınmaya başlamıştı. Kolunda ki serumu fark ettiğinde ise korkuyla yerinden sıçradı. Nerede olduğunu bilmiyordu. Üstelik hastaneye nasıl geldiğini de. Etrafına bakınmaya devam ederken odanın kapısı açılmış ve açılan kapıdan odaya kırklı yaşlarda bir kadın girmişti. “Uyandınız mı?” oldukça kibar konuşan kadın Güneş’e yaklaşarak serumuna bakmıştı. “Ben neredeyim?” genç kız sorduğu sorunun saçmalığını fark ederek hızla konuşmaya devam etmişti. “Yani hangi hastanedeyim?” eğer özel hastane ise masraflarını karşılayamamaktan korkuyordu. Sonunda kadın gülümseyerek ona bakınca konuşmasına son vermişti. “Merak etmeyin, şimdilik kontrol amaçlı burada tutuluyorsunuz, başınızda ki yara oldukça derin!” Güneş elini başındaki yaraya uzattığında acıyla yüzünü buruşturmuştu. “Başım çok ağrıyor, ben buraya nasıl geldim?” Genç kızın sorusu ile acı bir şekilde gülümsemişti kadın. “Bilmiyorum kızım. Ben sadece hastanede çalışan bir bakıcıyım. Yanında kimse olmadığı için bu gece ben refakat edeceğim sana.” Genç kız aldığı ilacın etkisi ile yeniden gözlerini yummuştu. 

Sabah uyandığında hala yorgundu. Gece boyu doğru düzgün uyuyamamıştı. Sabah erkenden işe gitmeden önce hastaneye giderek Güneş’in durumunu öğrenmişti. Genç kıza görünmeden oradan çıkmış ve adamlarından birini hastane de bırakarak işe gitmişti. Gün boyu işine odaklanabilmek için çabalamıştı genç adam. Güneş ise yatağında yatarken telefonun sesi ile irkildiğinde bir telefonu olduğunu unuttuğuna inanamıyordu. Onu arayacak kimsesi yoktu ve telefona ihtiyacı olduğunu düşünmüyordu. Ekrana baktığında arayan numarayı tanımadığını fark etmişti. Elleri titreyerek telefonunu açtığında ise karşıdan gelen sesle duraksamıştı. “Güneş hanım, ben Aksoy Holdingten arıyorum. İşe alındınız, yarın sizden istenen belgelerle insan kaynaklarına uğramanızı rica ediyoruz.” Telefon yüzüne kapandığında hala şaşkın bir şekilde elinde ki telefonun ekranına bakıyordu. İşe alınmıştı. Ama yarın işe gitmesine olanak yoktu. Doktorlar hastaneden çıkmasına izin vermezdi. Üstelik birkaç gün kalması gerektiğini de açık bir şekilde kendisine izah etmişlerdi. Ama bu işe de ihtiyacı vardı. Yarın ne olursa olsun o işe gitmek zorundaydı ve bunun için bir şeyler düşünmeye başlamıştı. 

Doktor muayenesinden sonra saçlarını yıkamak için izin isteyen genç kız bakıcı ile saçlarındaki kanı temizlemeye başlamıştı. Saçındaki bandaj hala duruyordu. Telefonunu eline alan genç kız arkadaşı Özlem’e ulaşmaya çalışıyor ama bir türlü telefonlarına cevap alamıyordu. Sonunda ise telefon tamamen kapandığında yaşadığı hayal kırıklığını tarif etmesine olanak yoktu. Üç yıl, üç yıldır ev arkadaşı olarak birçok şeyi paylaşmalarına rağmen onun bu şekilde kendisini aldatmasını yediremiyordu. Sonunda aramaktan vazgeçen genç kız yatağına uzanarak düşünmeye başlamıştı. Ne yapacaktı? Artık kalabileceği bir evi yoktu ve nereye gideceği hakkında en ufak bir fikri yoktu. Acaba eşyaları ne olmuştu. Yanında ki kadın genç kıza dikkatle bakarak “Bir isteğin var mı kızım?” diye sorduğunda Güneş zoraki bir şekilde gülümseyerek başını sallamıştı. Sonunda aldığı ilacın etkisi ile uykuya daldığında ise odasına giren kişiden habersizdi. Doğu daha fazla merakına dayanamayarak genç kızı görmek için hastaneye gitmişti. Adamları ise patronunun bu ilgisine şaşkın olsa da bir şey söylemeye cesaret edemiyorlardı. Bir süre genç kızın durumu hakkında bilgi almaya devam ederken saatin geç olduğunu fark ederek eve doğru yola çıkmıştı. Adamlarından birini hastanede bırakmış ertesi sabah çıkış işlemleri ile birlikte genç kızı kendi evine götürmesini emretmişti. 

Gözlerini açtığında pencereden içeriye sızan ışıktan rahatsız olarak yeniden kapatmıştı. Derin bir nefes alarak saatine bakmak için başını çevirdiğinde yanına ki kadının hala uyuyor olduğunu görmüş ve yavaş bir şekilde yerinde doğrularak sessizce banyoya girip üzerini değiştirmişti. Aynı sessizlikle çantasını alıp odadan çıkarken kimseye gözükmemek için çaba harcıyordu. Sonunda hastaneden çıkmayı başardığında ise derin bir rahatlamayla birlikte suçluluk hissetmişti. Hastaneden kaçak gibi çıkmak genç kızın suçluluk duymasına neden olmuştu. Yanından geçen taksiye binerken kendisini takip eden adamdan habersizdi. Genç adam Güneş’in hastaneden kaçar gibi çıkışı görünce onu izlemeye almıştı. Bir yandan genç kızı takip ederken diğer yandan da Doğu’ya haber verip Güneş’in peşinde olduğu bilgisini ona bildirmişti. Sonunda büyük bir şirketin önünde duran taksiden inince de adam duraksamıştı. Başını kaldırdığında Aksoy Holding yazısını görünce yüzü asılmıştı. Güneş’in neden oraya gittiğini öğrenmeye çalışırken diğer yandan da patronunun bu durumdan hoşlanmayacağını biliyordu. 

Birkaç saat sonra şirketten çıkan genç kızın yüzü oldukça solgundu. Arabasından inerek hızla kıza doğru yaklaşırken onun sendelediğini fark etmişti. Sonunda bayılmak üzere olan genç kızı hızlı davranarak düşmeden yakaladığında zorlukla nefes almıştı. Güneş’i arabasının arka koltuğuna yatırarak direksiyona geçti. Eve doğru yol alırken Doğu’yu arayarak olanları anlatmış ve genç adamın emirlerini dinlemişti. Araba büyük bahçeden içeriye girerken genç adam evin kapısından dışarıya çıkmıştı. Adamının kollarında ki baygın Güneş’i görünce dişlerini sıkan genç adam hızlı adımlarla onlara doğru ilerleyerek Güneş’i kendi kolları arasına almıştı. Işık şaşkın bir şekilde babasının kucağında ki kıza bakıyordu. Küçük çocuk hayal gördüğünü düşünürken gözlerini ovalamaya başladı. Fısıltı gibi ağzından sadece “Anne!” kelimesi çıkarken Doğu oğlunun bulunduğu durumu fark edememişti. Sonunda evdeki tek kadın olan ellili yaşlarda ki kadının hazırladığı yatağı açması ile Güneş’i yatağa yatırmış ve üzerini örtmüştü. Kadında adamları gibi şaşkındı. Genç patronunun bir kadına bu kadar ilgi göstermesi onu da şaşırtmıştı. Işık doğduğunda bu eve ona bakmak için getirilmişti ve o günden sonra bu eve başka kadın girmemişti. Doğu üzerinde ki bakışları fark ederek eski sert ifadesine bürünmüştü. “Aslı hanım, Güneş ile siz ilgilenin. Bir süre burada kalacak. Onun etrafta fazla dolanmasını istemiyorum. En azından benim gözümün önünde fazla dolanmasın.” Genç adamın sözleri ile Aslı hanım kaşlarını çatmıştı. İçindeki umudu kaybetmek istemiyordu. Yataktaki genç kıza bakarak gülümsemişti. Bir içim su gibi görünen genç kıza hayranlıkla bakıyordu.
“İnşallah onun katı kalbini yumuşatmayı başarırsın.” Güneş yüzünü buruşturarak gözlerini hafif araladığında ise yabancı bir yerde olduğunu anlamıştı. Yutkunarak etrafına bakınırken kendisine gülümseyerek bakan kadını göründe duraksamıştı. Yavaşça yerinde doğrulurken çekingen bir şekilde geriye çekilmişti. “Ben neredeyim?” kadın onun rahatsız olduğunu anlamıştı. O sırada kapı sert bir şekilde açılınca genç kız yataktan korkuyla sıçramıştı.

8. Bölüm

Genç adam oğlunun şaşkın bakışları karşısında duraksamıştı. Kapalı kapı ardını görecekmiş gibi başını uzatarak bakması küçük çocuğun ne düşündüğünü anlatıyordu. Oğlu az önce eve giren kadının kim olduğunu merak ediyordu. İleri doğru atılarak küçük çocuğu tutmak isterken Işık babasının kolları arasından sıyrılarak hızla kapalı kapıyı açmıştı. Kapı sert bir şekilde duvara çarparken babasının sert çıkan sesine aldırış etmeyerek “Anne!” diye ileriye atılıp yatağa doğru koşmuştu. Güneş başını kaldırıp yanında ki kadına bakarken sert açılan kapıyla yerinden sıçramıştı. Ama onu asıl korkutan kendisine doğru koşarak gelen çocuk olmuştu. Boynuna dolanan küçük kollar yüzünden sendeleyen genç kız şok olmuştu. Yutkunarak çocuğun arkasında öfkeyle kendisine bakan gözlerle birleştirdi bakışlarını. O an nerede olduğunu anlamıştı. Nefes alamadığını hissediyordu. Küçük çocuk heyecanla ona sarılırken ne yapacağını nasıl davranacağını bilmiyordu. Üstelik onun evinde olmak genç kızın tüm ruh halini allak bullak etmişti. 

“Işık, hemen buraya gel!” genç adamın sert sesi küçük çocuğun yavaş bir şekilde geri çekilmesine neden olmuştu. Bakışları küçük çocuğu üzgün gözlerine dikildiğinde ise içinde bir şeyle kopmuş gibi hissetmişti. Üzüntü! Ama neden çocuğun kendisine anne dediğini anlayamıyordu. Onun annesi yok muydu? Aklına doluşan düşüncelerle gözleri hızla öfkeli yüzün sahibine dönmüştü. Çocuğun annesi neredeydi? Doğu’nun karısına ne olmuştu? O büyük aşkına ne olmuştu? Düşünceleri beynini kemiriyorken Işık ağır hareketlerle genç kızın yanından ayrılmak üzereydi. Genç kız neden yaptığını bile bilmeden küçük çocuğun kolunu yakalamıştı. Doğu Güneş’in oğlunu tutması ile sendeledi. Gözleri öfkeyle büyüdü. Küçük çocuk hüzünlü bir şekilde genç kıza bakarken Güneş kollarını açarak çocuğa gülümsemişti. Ne yaptığının farkında bile değildi. Sadece içinden geleni yapıyor ve Işık’ı kollarının arasına davet ediyordu.

“Bana sarılmayacak mısın küçük bey?” küçük çocuk sorulan soru ile parlayan gözlerle genç kıza bakmıştı. Güneş o bakışlarda yıllar önce sevdiği adamın sıcak bakışlarını görünce içi burkulmuştu. Işık hızla genç kıza sarılırken “Gitmeyeceksin değil mi? yanımda kalacaksın değil mi?” diye sorarken Güneş ne cevap vereceğini bilmiyordu. Sonunda çocuğu teselli etmek için elini saçına koyarak başını okşamıştı. “Sakin ol canım, şimdilik buradayım!” Bakışları kendisine yönetilen sert bakışlarla birleşmişti. Korksa da bunu belli etmeye niyeti yoktu. Neden buradaydı bunu daha sonra da öğrenebilirdi. Şimdilik sadece kolları arasında ki çocuğa odaklanmak istiyordu. 

Doğu karşısında çeyran eden manzara karşısında içinde yükselen öfkeye engel olamıyordu. Oğlunun davranışı genç adamı gafil avlamıştı. Güneş’in oğluna davranışı ise onu bu eve getirmenin ne kadar büyük bir hata olduğunu yeniden anlamasına neden olmuştu. Kadınlara güvenmiyordu ve Güneş’te diğer kadınlardan farksız değildi. Oğlunun üzerinden oynuyordu. Öfke tüm kanında dolaşırken bedenini yakıp geçiyordu. Onların birbirlerine sarılışını izlerken bakışları birden yan tarafta onları izleyen başka bir kadına kaymıştı. Bu adını oğluna bakması için almıştı. Özellikle yaşı ilerlemiş bir kadın tercih etmişti. Etrafında genç kadınlara tahammülü yoktu. Aslı hanım da patronunun katı yüz ifadesine bakıyordu. Onun oğluna düşkünlüğünü elbette ki biliyordu ama genç kadına bakışları onu da tedirgin etmeye başlamıştı. Yataktaki kızı sevmişti. Tıpkı adı gibi etrafa güneş ışığı gibi sıcaklık yayıyordu. Belki de patronunun paslanmış kalbini yeniden sıcaklığı ile eski haline getirebilirdi. Kendisi hiç bilmese de onun yanında uzun süre çalışanlardan duyduğu kadarı ile eskiden bu kadar katı bir adam değildi. Karısı ile yaşadıklarından sonra bu hale geldiğini öğrenmişti. 

“Aslı hanım, Işık’ı da alarak çıkar mısınız?” Güneş genç adamın sözleri ile yutkunmuştu. Sesinde ki tını genç kızı zor saatler beklediğini gösteriyordu. Sonunda zorlukla küçük çocuğu dışarıya çıkaran kadın üzgün bir şekilde Güneş’e bakmıştı. Kapı kapanır kapamaz Doğu’nun sert sesi odada yankılanmıştı.

“Seni uyarıyorum oğlumun üzerinde planlar kurma!” Güneş şaşkın bir şekilde genç adama bakmıştı. Onun ne demek istediğini anlayamamıştı. Nasıl anlayabilirdi ki? Sonunda onun sözlerini duymazdan gelerek “Ben buraya nasıl geldim?” diye soru sordu. Doğu onun kendisini umursamadığını düşünerek daha da sinirlenmişti. Hızla yatağın yanına giderek sert bir şekilde genç kızın çenesini yakalayarak bakışlarını Güneş’in koyulaşmış gözlerine dikmişti. Genç kız şaşkındı. Doğu’nun davranışları karşısından şaşkındı. Bu adam kesinlikle tanıdığı Doğu değildi. Canı yansa da direnmeye devam ediyordu. “Oğlumdan uzak dur, onu kullanmana izin vermem!” genç kız bakışlarını hiç çekinmeden onun gözlerine dikmişti. Gözleri dolmuştu ama ağlamamakta ısrar ediyordu. Sonunda çenesinden ki eli tutarak ağır bir şekilde çekmişti.
“Sen kimsin?” genç kızın sorusu Doğu’yu afallatmıştı. Öyle ki bir adım geri çekilmek zorunda kalmıştı. Güneş gerçekten de karşısında ki adamı tanımıyordu. 

“Ne?” 

“Sana soruyorum, sen kimsin? Sen benim tanıdığım adam olamazsın, söylesene sen kimsin?” Güneş son sözleri ile sesini iyice yükseltmişti. Yerinden doğrularak ayağa kalkmak istemiş ama başı dönüp yeniden yatağa oturmak zorunda kalmıştı. Doğu öne doğru atılmış ama Güneş hızla elini havaya kaldırarak “Sakın bana dokunma, seni tanımıyorum, buraya nasıl geldim bilmiyorum. Bana bu şekilde davranmana izin vereceğimi de nereden çıkardın? Şimdi, buradan hemen gitmek istiyorum!” yeniden ayağa kalkarak zorlukla yürümeye başlamıştı. Ağlamayacaktı… Asla onun yanında ağlayamazdı. O güçlü bir kızdı, yıllarca kimsenin yanında ağlamamıştı. “Babacım, neredesin?” içinden söylene söylene kapıya kadar ulaştığında zorlukla kapıyı açabilmişti.

Işıkları kim söndürmüştü acaba? Kulağının dibinde yankılanan küfürle gözlerini kapatırken yeniden yatağa taşındığının farkında bile değildi. Sonunda Doğu adamlarından birine doktoru çağırmasını söylerken yan taraftaki küçük çocuk dikkatini çekmişti. Oğlu ağlıyordu. Onu uzun zamandır ağlarken görmemişti. Bakışlarını yataktan çekmeyerek ağlamasına devam ederken Doğu hızla oğlunun yanına giderek çocuğu kucağına almıştı. “Baba, o da beni terk etmeyecek değil mi?” diye sordu. Doğu kollarında ki oğlunu sakinleştirmek için daha da sıkarken telkin eden sesi ile “Merak etme, seni bırakmayacak!” dedi kendi sözlerine inanamayarak. Sonunda yataktaki solgun kıza bakarken içinde hissettiği duygulara anlam veremiyordu. Kendisini tanımadığını söylediğinde yaşadığı şaşkınlık hala üzerindeydi. 

Yaklaşık yarım saat sonra genç kızı muayene eden doktor başını iki yana sallayarak “Oldukça yıpranmış görünüyor. Dinlenmesi gerekiyor ve bedeni zayıf düştüğü için iyi beslenmeli!” doktorun sözleri genç adamın bakışlarını yeniden Güneş’in bedenine çevirmişti. Neden bu kadar zayıf düşmüştü ki acaba? Derin bir iç çekerken kapının açılması ile oğlu içeriye girmişti. Ağır adımlarla babasının yanına giderek üzgün bir şekilde “İyileşecek mi baba?” diye sordu. Doktor küçük çocuğa gülümseyerek başını okşamıştı. “Merak etme, o iyi olacak!” küçük çocuk sevinçle babasına bakarken heyecanla konuşmaya başlamıştı. “Duydun mu baba, doktor amca iyi olacak dedi?” adam sadece başını sallayarak oğlunu onaylarken doktor ilaç reçetesini genç adama vererek oradan ayrılmıştı. Çalışma odasına geçen genç adam derin düşüncelere dalmıştı. O sırada telefonun çalması ile düşüncelerinden ayrılmıştı. Arayan avukattı ve Güneş’i bulamamaktan yakınıyordu. Sonunda Güneş’in kendi evinde olduğunu söylediğinde de avukatın rahatlamış sesini duymuştu. Aslı hanım küçük Işık’ın peşinden koştururken yorulmuştu. Bütün yük orta yaşlı kadının omuzlarındaydı. Sonunda yorulan kadın mutfakta sandalyeyi çekip oturmuştu. Kendisine seslenen patronunun sesini duyduğunda ağır bir şekilde yerinden kalkarak mutfaktan çalışma odasına doğru ilerlemişti. 

“Hala kendisine gelmedi mi?” adamın sorusu kadını duraksatmıştı. Dikkatinden kaçmayan ise genç kızın adını kullanmamış olmasıydı. Başını sallayarak “Hayır Doğu bey hala uyanmadı Güneş hanım!” Doğu yerinden kalkarak pencereye doğru ilerlemişti. Birkaç gün sonra iş gezisine çıkması gerekiyordu ve Güneş’i bu evde oğlu ile yalnız bırakmak istemiyordu. Işık her geçen saat ona daha çok bağlanıyordu ve Güneş gittiğinde hayal kırıklığı yaşamasını istemiyordu. Oğlunun mutluluğu her şeyden önce geliyordu. Acaba Işık’ı da götürse miydi iş gezisine? Düşüncelerinin saçmalığı ile omuzlarını silkelemişti. Aslı hanım ona bakarken genç adam “Ben iş gezisine çıkacağım birkaç gün içinde, burası sana emanet. Işık ve o kadının fazla yakınlaşmasını istemiyorum. Bunu da sen engelleyeceksin.” dedi.  Patronunun sözleri ile duraksayan kadın içinden gülme isteğini bastırmakta zorlanmıştı. Işık kesinlikle Güneş’ten uzak durmayacaktı bunu biliyor olmalıydı ama saçma isteği kadını güldürmüştü. Ciddiyetini takınarak “Elimden geleni yaparım efendim!” dedi. Doğu nedense ona inanmıyordu. Aslı hanımın da Güneş’ten etkilendiğinin farkındaydı. Güneş eskisi gibi etrafındakileri kendisine bağlamayı başarıyordu. Derin bir iç çekerek kapıya yaklaşan arabayı izledi. 

“Çok erkenci, bu kadar hızlı olmasına gerek yoktu!” kadın onun neden bahsettiğini anlamamıştı. Sonunda kapı zili çalınca hızlı adımlarla kapıyı açmaya gitmişti. Avukat öfkeli bir şekilde eve girerken “Doğu bey burada mı?” diye sormuştu. Doğu çalışma odasından çıkarak avukatın karşısına dikilmişti. Genç avukat sesinin çıkış yüksekliğine aldırmadan “Neden bana haber vermedin, onu aradığımı biliyordun?” dediğinde genç adam gözlerini kısarak şüpheyle avukata bakmıştı. “Bu kadar acil olan ne anlayamadım. Şuanda seninle görüşecek durumda değil, küçük bir kaza geçirdi ve dinleniyor!” avukat endişeyle onu sormuştu. “Onu görmem gerek, neden daha önce söylemezsin ki? İmzalaması gereken evraklar var, ayrıca hala mirastan haberi yok.” Doğu nedense onun davranışlarının nedeninin farklı olduğunu düşünmeye başlamıştı. Dişlerini sıkarak avukata bakarken “Uyandığında onunla konuşabilirsin, tabi benim nezaretimde. Bende ona söylerken yanında olacağım!” Bunu neden istediğini bilmiyordu ama içini saran bir his -ki ne olduğunu kendisini bile bilmiyordu- onları yalnız bırakmamasını söyleyip duruyordu. 

“Baba, annemi görebilir miyim?” Işık babasının yanına gelerek heyecanla konuşurken avukatı yeni fark etmişti. Sekiz yaşında ki çocuk gözlerini avukata dikerek konuşmaya başlamıştı. “O amca neden buraya geldi?” diye sorduğunda Doğu oğluna şaşkın bir şekilde bakmıştı. Ama sonradan söylediği sözleri ile iki adamı da şaşkına çevirmişti. 

—————

Öncelikle yorum ve beğeni yapan herkese teşekkür ederim.

3290cookie-checkÜSAO 7 – 8. Bölüm