Şubat 23, 2021 Yazarı mermaridyy 8

Asil Kan 9. Bölüm

Keyifli okumalar!

Genç kız etrafını saran kadınlardan kurtulmak için elinden geleni yapsa da bunda başarılı olamamıştı. Bunun tek nedeni karşısında kendisine gülümseyerek bakan Nadia annesinden başkası değildi. Yıllar geçmiş kraliçeden görmediği annelik sevgisini Nadia annesinden görmüştü. Üstelik kendi prens ve prenseslerinden daha çok kendisiyle ilgilenmişti. Nedenini sorduğunda ise ‘Sen onlardan daha çok bana yakın davranıyorsun’ diyordu. Kadın haklıydı. Prensesleri ikinci cariyenin etkisinde kalmıştı. Nadia ne yaparsa yapsın onları geri kazanamazdı. Neyse ki Elizabeth her zaman yanında olmuştu.

“Elizabeth, prensesim harika görünüyorsun.” Elizabeth kadınların Nadia’yı onaylaması ile boy aynasının karşısına geçerek kendisine bakmaya başladı. Ona göre fark eden bir şey yoktu. Ne kadar güzel bir elbise giyse de ne kadar saçı yapılsa da Elizabeth aynı Elizabeth’ti.

“Neden bu kadar hazırlık yapılıyor?” Prensesin sorusu ile Nadia’nın yüzü asılmıştı. Bu gün prens Drew’in geçici krallık töreni yapılacaktı. Edward sağlıklı ve hala dinç olmasına rağmen kendisinden sonra tahta geçecek kişiye karar verebilmek için iki çocuğunu sırayla tahta çıkarıp onların yeteneklerini test edecekti. Drew’ı zaten eğitimlerden dolayı çok göremiyordu, şimdiyse tahta çıkınca hiç göremeyecekti.

“Biliyorsun, bu gün prens Drew tahta çıkacak!” Elizabeth üzgün bir şekilde başını salladığında Nadia genç kızın neden üzüldüğünü anlamıştı.

“Onu artık eskisi kadar göremeyecek miyim?” Elizabeth’in sorusu ile odadakiler sessizleşirken dışarıda ki hizmetlinin seslenmesi ile odanın kapısından içeriye prens Drew girmişti. ,

“Prensesim,” Drew hayranlıkla kardeşine bakarken Elizabeth genç adama sarılarak ağlamaya başlamıştı. Onun bu davranışı uygunsuz karşılansa da ne prens ne de prenses onlara aldırış etmiyordu.

“Seni artık göremeyecek miyim?”

“Tabii ki göreceksin. Hem unuttun mu biz ayrılmaz ikiliyiz. Babam kralken onu göremiyor muydun?” Elizabeth omzunu silkerken Nadia gözleri dolu bir şekilde tören için hazırlanan prensine bakmıştı. Elizabeth’ten ayrılan genç adam annesine doğru giderek önünde eğilip selam vermişti.

“Ne yapıyorsunuz Prensim?” Kadın şaşkınlıkla oğluna bakarken Drew doğrularak az önce kardeşine sarıldığı gibi annesine sarılmıştı.

“Annemi selamlıyorum, onun duasını almak istiyorum.” Nadia’nın yanağından aşağıya bir damla akarken odadakiler şaşkınlıkla onlara bakıyordu. Prensi Nadia doğurmuş olsa da kraliçenin soyağacına yazılı olduğu için annesi kraliçe gibi görünüyordu. Sarayda prensin annesi olarak Nadia’yı belirtmek yasak gibiydi.

“Bunun uygun olmadığını biliyorsun prensim, lütfen kraliçenin maiyetine gidin.”

“Oraya da gideceğim ama önce seni görmek istedim. Hem prensesimi de göreceğime emindim.” Elizabeth prensin kolunun altına girerken Nadia başını iki yana sallayarak konuşmuştu.

“Bu gün kral tacını giyeceksiniz. Babanız sizin naifiniz olsa da alacağınız kararlara karışacağını sanmıyorum. Ülkemiz için en iyi olanı yapmaya çalışın prensim. Babanızı onurlandırın.” Drew iç çekerek annesine baktı. Prensesi biraz daha kendisine çekerek diğer iki kardeşini sormuştu. Onları gün boyu görmediğini söyleyen annesine üzülerek baktı. Kız kardeşleri annelerini her zaman üzüyordu. Özellikle büyük prenses Floria kıskançlığından küçük prensesi de kendi tarafına çekmeyi başarmıştı.

“Üzülme anne, yakında onlarda hatalarını anlayacaktır.”

“Korkuyorum prensim, prenseslerin geri dönülmez bir yola girmesinden çok korkuyorum. Kral onlara tolerans gösterse de ikisi de başına buyruk oldu. Halkını düşünmeyen bencil prensesler olmaya başladılar.” Elizabeth kadının üzgün çıkan sesiyle iyice yüzünü asmıştı. İki kardeşi de kendisi yüzünden annelerinden uzak duruyordu.

“Hepsi benim hatam, ben sana bu kadar yakın olmasaydım kızların yanında olurdu.”

“Saçmalama prenses, seninle bir alakası yok. Onlar şuanda ikinci cariyenin etkisi altında.” Elizabeth başını sallarken yine de kendisini suçlamadan edemiyordu.

“Neyse, artık sana kralım mı diyeceğim.” Elizabeth Drew’ın ününde eğilerek muzip bir şekilde “Kralım,” dediğinde Nadia’yı de prensi de güldürmüştü.

“Senin desteğine ihtiyacım olduğunu biliyorsun değil mi Elizabeth? Kurtlar sofrasında sana ihtiyacım var.”

“Sen kurtları yönetmiyor muydun prensim.”

“Bunlar iki ayaklılar prenses.” İkili gülerken dışarıdan seslenilen isimle ikisi de susmuştu. Kral odaya girdiğinde prens ve prensesi yan yana görünce duraksadı. Nadia kralı selamlarken prenseste ona uyarak babasının önünde eğilmişti.

“Kralım?”

“Burada mıydınız?” Kral yanlarına ilerleyip başköşeye oturunca diğerleri de onun karşısına oturmuştu.

“Ziyaretinizi neye borçluyuz?” Edward iki çocuğuna bakarak bakışlarını Nadia’ya çevirmişti.

“Drew’ın tahta çıkmasından sonra ikimiz bir süre saraydan ayrılacağız. Gideceğim yerde bana eşlik etmeni istiyorum.” Nadia şaşkın bir şekilde krala bakarken yutkunmadan edememişti. Drew de annesi kadar şaşkındı.

“Ama kralım, ben ne olacağım. Siz olmadan nasıl yöneticilerle baş edeceğim.” Drew’ın sorusu ile Edward gülümsemişti.

“Sen iyi bir kral olacaksın. Üstelik unutma, bu görev birkaç aylık. Senden sonra tahta Elizabeth çıkacak. İkiniz arasından birini seçmek için bunu eğitim olarak düşünün.”

“Ama kralım,” Elizabeth itiraz ederken Drew babasını onaylamıştı. Diğer prenslerin aksine Drew’in tahta çıkmak gibi bir arzusu yoktu. O görevi olduğu için her zaman en iyisini yapmaya odaklanmıştı. Yine de öyle yapacaktı. Tahtta olduğu sürece en iyisini yapmaya kararlıydı.

“Peki siz nereye gideceksiniz?” Elizabeth’in sorusu babasına olsa da gözleri Nadia annesineydi. Kadının saraydan gitmesi demek yalnız kalacağı anlamına geliyordu.

“Biz ülkenin sınırlarını dolaşacağız. Halk arasına karışacağız.”

“Nadia annemin gelmesi şart mı?”

“Elizabeth!” Nadia krala sorulan sorunun uygunsuzluğu ile araya girmek istemişti. Edward kızının sorusu ile gülerken Nadia mahcup bir şekilde ona bakmıştı.

“Kralım siz prensesi bağışlayın lütfen.”

“Sorun değil Nadia, onun sana ne kadar düşkün olduğunu herkes biliyor. Ama bana eşlik etmek zorundasın. Hem gideceğimiz yer senin kasaban, hem de Elizabeth ve Drew’in artık kendi başlarının çaresine bakma zamanları geldi.” Nadia kralı onaylasa da iki gencin yüzü asılmıştı. Bir bir müttefiklerini kaybediyorlardı. İki genç anne babasını selamlarken Edward odaya göz atarak sormuştu.

“Prense Floria ve Lizzy nerede? Neden burada değiller?” Kral alacağı cevaba emin olsa da yine de sormuşlardı.

“Onlar sanırım ikinci cariyenin yanındalar kralım.”

“Burada anneleri dururken neden sürekli diğer konuttalar?” Nadia üzgün bir şekilde başını eğerken Edward oğlunun gözlerinden kardeşiyle olan sorunları okuyabiliyordu. Üstelik son zamanlarda kendi kulağına gelen söylentilerde hiç hoş değildi.

“Buraya bakın, gidip prensesleri buraya çağırın!” kralın hizmetliye verdiği emirle Nadia gerilmişti. Kızları babalarını doldurmakla suçlayacaktı.

“Kralım çağırmasaydınız keşke.”

“Onlarla konuşmanın zamanı geldi. Prenses Flora’nın son zamanlarda ki davranışları bir prensese hiç yakışmıyor. Ayrıca küçük prensesimi de kendilerine benzetmeye başladılar.”

“Ama kralım…”

“Bu konu tartışmaya kapalıdır. Ayrıca Drew, tören öncesi kraliçeyi ziyarete gitmelisin. Unutma ne kadar seni o doğurmamış olsa da senden sonra ana kraliçe olacak.” Son sözlerle prensin yüzü asılmıştı. Bu haliyle kraliçe zaten tehlikeliydi. Ana kraliçe olunca daha da güçlenecekti.

“Kraliçenin ana kraliçe olmasını engelleyecek bir yok yok mu kralım?” Elizabeth’in sorusu ortamı gererken Edward kızının gözündeki ateşten korkmaya başlamıştı. Kraliçeyle bir türlü uzlaşamayan prenses son yıllarda iyice kopmuşlardı. Muhakkak ki tek sorumlu kişi kraliçe Barbara’ydı.

“Elizabeth, anneniz hakkında sözlerinize dikkat etmelisiniz.”

“Neden Nadia anne, o iyi biri değil. Prens Drew kral olunca daha da güçlenecek.”

“Neyse ki sende prenste onu engelleyecek güce sahipsiniz.” İkili birbirine bakarken kralın göz kırpmasıyla gülümsemişti.

“Elbette kralım, elimden geleni yapacağım.”

“Lütfen yaparken sarayı ateşe vermemeye çalış, ya da sel götürmemesine.” Elizabeth mahcup bir şekilde babasına bakarken Drew kendini tutamayarak gülmüştü.

“Ama çok komikti kralım, kraliçe ve babasının sulardan kaçışları hala gözümün önünde.”

“Çok ayıp prensim, siz kral olacaksınız.”

“Kral olmam mizah anlayışım olmadığı anlamına gelmez anne.”

“Neyse bu konuyu kapatalım. İkiniz de dikkatli olun. Etrafınız sizin tecrübesiz olmanızdan faydalanmak isteyecek birçok kişiyle dolacak. Ayrıca sana yardımcı olacak birini de vereceğim. Ona her zaman güvenebilirsin.” Kralın sözlerin bitmesi ile iki prensesin odaya girmesi bir olmuştu.

“Kralım?” iki prenses birbirinden o kadar farklıydı ki Kral şaşırıyordu. Küçük prenses kandırılmaya oldukça müsait bir karaktere sahipti. Büyüğü ise tamamen aklını kötü düşüncelerle doldurmuştu.

“Sizin annenizin konağında olmanız gerekmiyor muydu? Neden geldiğimde sizi buladım?” Kralın sert sesi iki prensesin de yutkunmasına neden oluştu.

“Biz kralım?”

“Evet siz, neredeydiniz? Böyle bir günde ağabeyinizin ve annenizin yanında olmanız gerekirken siz neredeydiniz?” Lizzy babasının sözlerinden ürkerken Floria başını kaldırarak önce annesine sonra da Elizabeth’e bakmıştı.

“Annemizin yanında zaten prenses Elizabeth vardı, bizde diğer eşinizle birlikteydik.”

“Onun yanında prensesi yok muydu?” Kralın sorusu ile gerilen prenses ellerini yumruk yapmıştı. İçinden Elizabeth ve annesine söylenirken her düşüncesinin babası tarafından yakalandığının farkında bile değildi. Üstelik annesi de üzgün bir şekilde kızına bakıyordu.

“İkinci bir emre kadar ne sen ne de prenses Lizzy ikinci cariye ile görüşmeyeceksiniz. O aklınızdan geçen fesat düşünceleri bilmediğimi mi anıyorsunuz? Annenizin sözünden çıkarsanız cezalandırılacaksınız!”

“Kralım lütfen!” Nadia araya girmek istemiş ama Edward elini kaldırarak onu durdurmuştu.

“Sen karışma Nadia, bu ikisi haddini aştı artık. Sırf kardeşini kıskandığı için annesine ve ağabeyine arkasını dönen bir prensese ülkenin ihtiyacı yoktur. Onun kıskançlığı ülkeyi ne hale getirir biliyor musun sen? Son kez uyarıyorum, bir daha annenizin sözünden çıkarsanız prenseslik unvanınızı kaybedersiniz. Ayrıca ikinci cariyeyi de çağırın.” Prenses Floria ateş saçan bakışlarla Elizabeth ve annesine bakarken ikili onun düşüncelerinden ürkmüştü. Başını iki yansa sallayan ikili kralın sözleri ile duraksadı.

“Bakışlarına dikkat et Floria, karşında düşmanın yok senin.”

“Böyle bir anne ve kardeş olduktan sonra düşmana ne gerek.” Floria’nın sözleri karşısında odadakiler buz keserken Edward elini önünde ki masaya vurarak “Haddini bil!” diye bağırmıştı. Elizabeth korkarak kardeşi ile babasının arasına girerken herkes şaşırmıştı.

“Kralım lütfen sakin olun! Öyle demek istemedi…” Elizabeth’in ileri çıkması ile Edward gözlerini kapatmıştı. Bir prensesi diğerini öldürmek isteyecek kadar ondan nefret ederken diğeri onu korumaya çalışıyordu.

“Sen karışma Elizabeth!”

“Kralım, lütfen yapmayın.” Elizabeth bakışlarını babasının gözlerine dikerek konuşmaya başladı. Bu konuşma sadece onların arasındaydı.

‘Yapmayın babacım, henüz ne söylediğini bilecek yaşta değil. Lütfen, görmüyor musunuz Nadia annem ne kadar üzülüyor. Bu seferlik onun hatırına affedin.’ Edward kızının sözleri ile bakışlarını kaçırarak kendisine korkuyla bakan Nadia’ya bakmıştı.

“Törenden sonra Nadia ve ben saraydan ayrılacağız. Tek gidecektik ama durum öyle gösteriyor ki prenses Lizzy de bizimle gelecek.” Küçük prenses şaşkınlıkla babasına bakarken Elizabeth derin bir nefes almıştı. Biz dönene kadar aklını başına alırsan iyi edersin Floria, bir sonraki seferde bu kadar bağışlayıcı olmam.” Kral yeniden kalktığı yere otururken Nadia’yı da yanına oturması için çağırmıştı. Kral ve cariyesi yan yana oturarak karşısında ki dört çocuğa bakmıştı. Üç prenses ve bir prens ne kadar farklı olsa da kendi çocuklarıydı. Gözleri küçük olana takılınca içinden geçen heyecanı okuyunca gülümsemeden edemedi. Saf prensesi yeni yerler göreceği için heyecanlıydı.

“İkinci cariye geldiler kralım,”

“İçeriye al!” Hizmetlilerin açtığı kapıdan içeriye giren cariye karşısında kralı görünce başta sevinse de yanında ki Nadia’yı görünce yüzü asılmıştı. Kralın kendisini neden çağırdığını bilmese de odada ki diğer kişileri görünce duraksadı.

“Beni emretmişsiniz kralım?”

“Sizinle ilk saraya geldiğinizde konuşmuştuk hatırlıyor musunuz?” Kadın bir süre duraksadıktan sonra bakışlarını kaçırarak başını sallayarak cevap vermişti.

“Elbette kralım,”

“Demek hatırlıyorsunuz? O zaman size söylediklerimi aklınızda tuttuğunuza göre neden uygulamıyorsunuz?”

“Kralım ben, söylediklerinizi aklımdan hiç çıkarmadım.” Kral öfkelenerek elini masaya vurmuştu.

“O zaman neden kendi hırslarınız yüzünden prenseslerimin aklını zehirlemeye devam ettiniz? Sizi uyarmıştım, prenseslerime ve prensime kötü davranışlar aşılarsanız sonuçlarına katlanacağınıza dair sizi kaç kez uyarmıştım. Onların yanında olamadığım için çocuklarımın yaptıklarından haberdar olmadığımı mı sandınız. Her birinin ne yaptığından nasıl davrandığından haberdar olabileceğim sizin aklınıza gelmedi mi?”

“Kralım bağışlayın!”

“Bunun affı yok cariye. Sen Asil Kandan olan prenseslere kötü örnek oluyorsun. Bu yüzden belgeniz elinize verilmeden önce ilk benim ağzımdan duyun istedim. Sizi cariyelikten az ettim. Bundan sonraki hayatınız saray dışında olacaktır. Prensesin annesi olmasaydınız çoktan ölüm emrinizi verirdim.” Kralın sözleri herkesi şaşkına uğratırken prenses Floria ileri atılacakken kral kızına sert bakarak onu yerinde kalması için uyarmıştı.

“Bu size ders olsun, kim olursanız olun unvanınıza güvenmeyin. Prenses de olsanız davranışlarınıza göre prenseslikten atılabilirsiniz. Üstelik o çok güvendiğiniz güçlerinizi alma yetkisine de sahibim. Kendinizi geliştirin, bir gün güçlerinizi kaybettiğinizde boş kabuk gibi ortada kalmayın!” Floria yeni öğrendiği şeyle yutkunmuştu. Güçlerini kaybetmesi demek onun için ölümden farksızdı. Kral bakışlarını ikinci cariyeye çevirerek konuştu.

“Bu kuralı öğrenmiştiniz değil mi? prenseslerin elinden güçlerinin alınmasını istediğiniz için onları sürekli kötü davranışlara itiyordunuz!” Kralın sorusu ile Floria hızla çok sevdiği cariyeye dönmüştü.

“Bu doğru mu? Bize söylediğiniz o şeyler yalan mıydı?”

“Ben, kralım yanlış anlıyorsunuz. Ben onlara kötü bir şey söylemedim.”

“Öyle mi? O zaman neden prensesleri prens ve prenses Elizabeth’e karşı sürekli kışkırtıyorsunuz? Onların anneleri farklı olsa da hepsi benim çocuklarım. Şimdi odanıza dönün ve size göndereceğim belgeyi bekleyin.”

“Kralım affedin, bir daha yapmayacağım.” Kadın yere kapaklanarak Edward’tan af dilerken Edward çocuklarına bakarak gözdağı vermişti.

“Bu size ders olsun, bir daha davranışlarınızın oluşturacağı sorunları düşünmeden hareket etmezsiniz. Bundan sonra saraya cariye alınmayacak. Anlaşılan alınan her cariye kendi yerini sağlamlaştırmak için prenseslerime musallat olacak gibi. Şimdi Floria saraya döndüğümde davranışlarında bir değişiklik olduğunu görmezsem senin de sonun onun gibi olur. Hayatını bir kasabada sıradan biri olarak geçirirsin.”

“Kralım affedin.”

“Bunun için zaman gerekecek. Aynı şekilde Elizabeth ve Lizzy siz de hareketlerinize dikkat edin. Güçlerinizi ablanız gibi sıradan insanların üzerine denemeyin. Gerekmedikçe sarayda da denemeyin. Sizler için çalışma yapabileceğiniz bir alan hazırlattım.”

“Emredersiniz Kralım,” Prensesler hep bir ağızdan adamı onaylarken Drew bir köşe de şaşkınlıkla olanları izliyordu. Babasını ilk kez bu kadar otoriter görüyordu. Babasıyla gözleri birleştiğinde Edward oğlunun şaşkınlığına gülümseyerek ayağa kalktı.

“Bu kadar oyalandığımız yeter, törene az kaldı. Hadi sen kraliçenin yanına git. Anneler de hazırlıklarına devam etsin.” Kral odadan ayrılırken kimseden ses çıkmıyordu. Nadia yaşadığı duygu karmaşasına dayanamayarak ağlamaya başladığında Elizabeth ona bakarak gözlerini kapatıp arkasına dönerek odadan çıkmıştı. Biliyordu ki prenses kardeşleri annesinin ağlamasına dayanamayacaktı. İlk kez kendisini yalnız hissetmişti. Koridorda ağır adımlarla ilerlerken kendisine hayranlıkla bakanların farkında bile değildi. Elizabeth altın sarısı saçlarıyla üzerinde ki kırmızı elbiseyle adeta ışıldıyordu.

“Onu gördün mü? Sanki ışık huzmesinin içinde yürüyordu.” Hizmetlilerden biri sorarken diğerleri onu onaylamıştı.

“Büyüleyici bir aurası var. Şimdiden onunla evlenecek adamı kıskanmaya başladım.” Elizabeth hizmetlilerin konuşmasını duysa da önemsememişti. Rahatlamaya ihtiyacı vardı. Sanırım şimdi babasının söz ettiği çalışma alanını ziyaret edebilirdi.

***

Kraliçe heyecanla odasında dönerken sadece birkaç saat sonra ana kraliçe unvanını alacağına inanamıyordu. Üstelik bu unvan sadece prensten değil, prensesten de onda kalacaktı. Babası yanında keyifli bir şekilde konuşurken oda gülümsedi. ,

“Baba, görüyorsun değil mi? Emelimize ulaşmamıza az kaldı.”

“Öyle, ana kraliçe olunca işimiz daha da kolay olacak.”

“Şu meseleyi açmamalısın artık. O çocuk yıllardır bulunamıyor. Kuzenime söyle vazgeçsin artık.”

“Bunu sakın bir daha söyleme. Biliyorsun, Alexis kraliçesinin hastalanması üzere yeniden evlendi. Şimdi o çocuğa daha fazla ihtiyacı var.”

“Anlamadım, onu öldürmek istemiyor mu artık!” Adam sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti. Başını iki yansa sallayarak kraliçeye bakan adam sıkıntıyla ona cevap verdi.

“Prensi öldürmesi için baskı yapan kraliçeydi. Kraliçe hasta olunca eski gücü kalmadı. Biliyorsun yıllardır zor durumdalar. Kral prensin gücüne ihtiyaç duyuyor. Büyük prens olduğu için diğer prenslerin güçleri onun gücüyle kıyaslanamaz. Üstelik hem anneden hem de babadan güç almış olacağını düşünüyor. Çift taraflı Asil Kan olduğu için oğlunu istiyor.”

“Buna inanamıyorum. Alexis kafayı yemiş. Bu zamana kadar alı neredeymiş.”

“Kraliçem, bundan sonra daha dikkatli olmamız gerekiyor. Yakında prenseler için eş adayı seçilecek. Siz ne düşünüyorsunuz?”

“Kral Elizabeth ile ilgili eş seçimime karşı çıkıyor. Bu konuda prensesin kendisine eş seçmesi gerektiğini söyledi.” Adam kafası karışmış bir şekilde kızına bakmıştı. Prenses yakında on sekiz yaşına basacaktı. Normalde prensesler on altı yaşına bastıkları anda evlilik görüşmelerine başlardı ancak kral hiçbir prensesi için eş adayı göstermemişti.

“Sizce aklında biri var mı?” Barbara babasına bakarak başını iki yansa sallamıştı.

“Elin değilim, asıl önemli olan Prensin eşi, onun eşini biz seçmeliyiz.”

“Kral buna izin vermeyecektir.”

“Bu günden sonra ana kraliçe olacağım. Krala eş seçme görevi benim hakkım.” Adam kızına inanmak istese de kralın eş seçimine izin vermeyeceğini biliyordu. Nitekim haklı da çıkacaktı.

“Prensin sizi görmeye gelmesi gerekiyordu, sizce gelecek mi?” yaşlı adamın sözleri biter bitmez prensin geldiği haberi ikilinin bakışlarını birleştirmişti. Kraliçe kendinden emin bir şekilde prensi ağırlarken onları yalnız bırakmak için adam odadan çıkmıştı. Bir süre selamlama seremonisi ardından prens kraliçenin odasından ayrılırken kendisine doğru hızlı adımlarla gelen yardımcıya merakla bakmıştı.

“Prensim, kralımız sizi huzuruna çağırıyor.”

“Bir şey mi oldu?” Adam bilmediğini belirterek hızla kralın odasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Prens odaya hizmetliler eşliğinde girerken kral oğlu ile yalnız kalacağını söyleyerek onları göndermişti.

“Kralım, beni istemişsiniz? Bir sorun mu var?” Kral tahtında arkasına yaslanarak oğluna yanına gelmesini işaret etmişti. Prens Drew tahtta doğru yaklaşırken tedirgin olmuştu. Babasının yüzünden hiç bir şey anlayamamıştı.

“Bu gün tahtta çıkacaksın Drew, geçici olsa da ilerde daimi olacağının bilincindesin değil mi?”

“Henüz kardeşlerim deneme süresine tabii tutulmadı kralım, onların tahtta kalması da muhtemel.”

“İşte beni korkutan bu iyi niyetin prensim. İçinde hiç istek yok. Kral olmak istemiyorsun değil mi?” Drew başını aşağıya eğerek gözlerini babasından kaçırmıştı. İçinde ki dürtüye engel olamayarak konuştu.

“Kral olmak isteyip istemememin bir önemi yok kralım. Aldığım görevi elimden geldiğince iyi yapacağıma emin olabilirsiniz. Sadece kardeşlerimin arasında nifak tohumlarının girmesini istemiyorum. Biliyorum, tek prensiniz benim ancak prenses Elizabeth’te taht için güçlü bir aday. Ona sonuna kadar güveniyorum.”

“İşte bu yüzden yanında duracak kişiyi seçme işini kraliçeye bırakamam.” Drew babasının sözleri ile hızla başını kaldırıp ona bakmıştı.

“Kralım?”

“Bu gün törenden sonra senin için uygun olabilecek eşleri bildireceğim. İçlerinden birini seçmeni istiyorum.”

“Ama…”

“Bak oğlum, kraliçelik makamı herkesin harcı değildir. Kraliçe sırf üst tabakadan geldiği için diğer eşlerime üstün davranıyor. Eşini iyi seçmelisin ki ne sana ne de kardeşlerine üstünlük taslamaya kalkmasın. İçinde güç hırsı barındırmamalı. Ayrıca sana yardımcı da seçtim. Ronald nasıl bana yardım ediyorsa seçtiğim kişide sana yardım edecek.”

“Ona güvenebilecek miyim?” Prensin sözleri kralı gülümsetmişti.

“Sana bir sır vereyim mi? Ona her şekilde güvenebilirsin. Şunu aklından sakın çıkarma, sen benim prensimsen o da benim yeğenim!”

“Yeğeniniz mi?” Drew heyecanla babasına bakarken Edward ağzından kaçırdığı şeye inanmıyordu. Bunu kimsenin bilmemesi gerekiyordu.

“Bu aramızda sır olarak kalmalı Drew. Onun kimliği kesinlikle açığa çıkmamalı. Anlaşıldı mı?” Drew babasının ciddiyeti karşısında yutkunarak başını sallamıştı.

“Sizin bir kardeşiniz olduğunu bilmiyordum.”

“Bir halan var Drew, şuanda nerede olduğunu bilmiyorum ama onu bulmak için elimden geleni yapıyorum. Adrian onun oğlu. Özellikle kraliçe bu gerçeği bilmemeli. Kardeşlerin de öyle. Ve sana son söylemek istediğim Elizabeth! Ona dikkat etmelisin. Diğer prensesler bir şekilde onu dışlamış durumda. Nedenini az çok biliyorsundur. Kraliçenin tek çocuğu olduğu için ondan korkuyorlar.”

“Ama Elizabeth kraliçeye benzemiyor ki?”

“Öyle bile olsa onları bunu anlamak istemiyor. Bir de Elizabeth ve Adrian’ı yanından gözlemlemeni istiyorum.” Drew şaşkınlıkla babasına bakmıştı. Son isteğine anlam veremese de prensesi korumak için olduğunu düşünerek sadece başını sallamakla yetinmişti.

“Peki kralım, elimden geleni yaparım.”

“Hadi gidelim sana eş adaylarını göstereyim.” Drew kralın ardından ilerlerken aklı karışmış durumdaydı. Bir kuzeni olduğuna inanamıyordu. Üstelik şimdi de hiç tanımadığı bir kızı kendisine eş olarak seçecekti. Büyük salondan çıkarak tören salonuna doğru ilerlediklerinde Drew hala düşünceler içinde boğuluyordu. Kral oğlunun aklından geçenleri duysa da ona alışması için zaman verdi. Aynı durumu kendisi de yaşamıştı. Ne yazık ki babası ona bir seçenek sunmamıştı. Ona kraliçe ile evleneceğini söylemişler o da kabul etmek zorunda kalmıştı. Ama kendi oğluna aynısını yapmayacaktı. Kraliyete uygun olan seçenekleri sunacak ve oğlu kendine uygun gördüğünü seçecekti.

“Kahretsin!” Kral kulağına gelen sözlerle duraksamıştı. Elinde sunum tepsisi ile ilerleyen kızı görünce kaşlarını çatarak ona baktı. Üstelik sadece kendisi de değil, prensi de kıza bakıyordu. Edward dikkatle sunum çiçeklerini yerden toplamaya çalışan kıza bakarken onda ki bir şey dikkatini çekmişti.

“Sen, buraya gel!” kız başta kralı duymasa da yanında ki diğer çalışan kız onu uyararak kralı göstermişti.

“Kralım!” kız hızlı adımlarla kralın karşısına başı önde beklerken Edward şüpheyle onu inceliyordu.

“Ne zamandır saraydasın?” Kız gelen soru karşısında yutkunmuştu.

“Ben, yeni geldim kralım.”

“Başını kaldır, yüzünü göreyim.” Kralın emretmesi ile kız başını kaldırmış çakmak çakmak gözleriyle Edward’a odaklanmıştı. İçinden kendisine söylenen kız Edward’ın meraklanmasına neden olmuştu.

“Seni saraya kim aldı?”

“Saray hizmetlileri başı,” Kız cevap veriyor içinden de ‘Kahretsin, neden dikkat çektim ki?’ diye geçiriyordu. Drew kızın kızarıp bozaran yüzüne hayranlıkla bakıyordu.

“Hangi aileye mensupsun?” Kız yutkunarak krala “Ailem yok kralım,” derken içinden de yalanı için af diliyordu. Kral ise onun çoktan asil bir aileye mensup olduğunu ve evlenmemek için evden kaçtığını öğrenmişti. Üstelik başka bir ülkenin prensini istememişti.

“Adın ne?” Edward öğrendikleri ile keyiflenirken bir yandan da oğluna bakarak onun kıza olan düşüncelerini anlamaya çalışıyordu.

“Katren kralım, bir kusurum olduysa affedin. Tören için acele ediyorduk.” Kızın düzgün konuşması Drew’in de dikkatini çekmişti. Bakışlarını babasına çevirdiğinde Edward dayanamayarak oğluna eğilip sormuştu.

“Onu kraliçen yapmak ister misin?” Drew şaşkınlıkla bir babasına bir de önünde başı eğik kıza bakıyordu. Kızda ki bir şeyler Drew’i etkisi almaya başlamıştı.

“Nasıl olur kralım, hizmetli olduğuna göre alt tabakada geliyor.”

“Drew sana bir baba nasihati, insanları görüntüleri ile yargılama. İnan o salonda olan birçok kızdan daha eğitimlidir.” Drew babasının önsezilerine güvenerek başını sallamıştı.

“Siz nasıl uygun görürseniz.”

“Yani istiyorsun?” Drew utanarak bakışlarını kaçırırken Katren kendi hakkında konuştuklarını anlamayarak öylece gitmek için emir veriyordu. Kral yanında ki baş hizmetlisine dönerek Katren’i gösterip “Küçük hanımı güzelce temizleyip tören salonuna getirin.” Edward’ın emrine şaşıran kadın kızın itirazlarına aldırmayarak onu hazırlamak için hızla götürmüştü.

“Ne oluyor, bırakın beni. Ben bir şey yapmadım!” Katren itirazlarına, yalvarmalarına rağmen onların elinden kurtulamamıştı. Ceza alacağını düşünürken birden kendisini sıcak suyun içine bulmuştu. Yıkanmasını ve giyinmesini sağlayan görevlileri şaşkınlıkla izlerken sonunda aynanın karşısına geçtiğinde gözlerini kapatmıştı.

“Neden bunları giydirdiniz?”

“Kralın emri, sizi hazırlayıp tören salonuna getirmemi emretti.”

“Ama…” Katren tüm itirazlarına rağmen kendisini tören salonunda bulmuştu. Üstelik birçok genç kızın arasında. Neler olduğuna anlam veremezken tedirgin bir şekilde etrafına bakınıyordu. En yakınında ki kıza dönerek sessizce “Neden buraya toplandık?” diye sorduğunda kız ona inanamıyormuş gibi Katren’e bakmıştı.

“Tabii ki kraliçe seçimi yapılacak. Prens aramızdan birini kendine eş olarak seçecek.”

“Ne?” Katren yutkunarak etrafına bakınırken hepsi üst sınıftan olduğu belli olan kızların birbirine attığı aşağılayıcı bakışları yakalayınca başını iki yana sallamıştı.

“Buradan çıkmam gerek,” diye kendi kendine emir verirken salonun kapısı açılıp içeriye Kral Edward, Cariye Nadia ve Prens Drew girmişti. Gözlerini kapatarak en arka sıraya geçerken kendini saklamaya çalışıyordu. Kulaklarına yankılanan gür sesle olduğu yerde kalırken içinden dua etmeye başlamıştı. Bir prensten kurtulmak için evinden kaçmıştı. Ülkesinden kaçmıştı ama şimdi olduğu yere inanmıyordu.

“Hoş geldiniz hanımlar, sizin de bildiğiniz üzere bu gün prens Drew tahtta çıkacak. Kendisine eş olarak sizler önerildiniz. Bu yüzden sırayla kendinizi tanıtmanızı rica ediyorum.” Kral konuşurken bir yandan da arka tarafta saklanmaya çalışan kıza bakıyordu. Nadia’nın dikkatini çeken bu durum onu şüphelendirmişti.

“Kralım, aklınızda biri mi var?”

“Elbette, benim düşündüğüm bir kraliçe adayı var ancak senin de kendi adayını seçmeni istiyorum.”

“Bu durum kraliçenin hiç hoşuna gitmeyecek.”

“Kendi bilir. Senin sayende ana kraliçelik makamına oturacak, bırak da gelinini seçmek sana kalsın. Üstelik bu vazifede sana da çok güveniyorum.” Edward Nadia’ya gülümserken Nadia onun ne demek istediğini anlamıştı. Kızların aklından geçenleri öğrenmesini istiyordu.

“Peki Adrian, onun seçimi?”

“O da kendi tercihini yaptı, bundan emin olabilirsin.” Kadın prensine bakarken onun kızların arasında birini aradığını anladığında duraksamıştı.

“Umarım temiz kalbine yakışacak birini seçmiştir.”

“Emin olabilirsiniz.” Kral ve Nadia’nın konuşmasından sonra adaylar bir bir öne çıkarak kendisini tanıtmıştı. Kral ve Nadia kızların gözünde ki hırsı ve ileride yapacakları işleri gördükçe geriliyordu. En son adayların da öne çıkması ile sadece bir kişi etrafına bakınıyordu. O da sıranın kendisine geldiğini fark etmeyen Katren’di. Genç kız hala salondan nasıl kaçacağını düşünüyordu.

“Küçük Hanım, lütfen öne çıkıp kendinizi tanıtınız.” Nadia’nın seslenmesi ile Katren kendisine gelirken yüzü asılmıştı. Kaçamamıştı… O zaman seçilmemek için bir şeyler yapmalıydı. Nadia onun düşüncelerini okudukça hem şaşırıyor hem de keyif alıyordu. Bakışları prensine gidince onunda kıza hayranlıkla baktığını görünce içi rahatlamıştı. En azından prensi kızı beğenmişti. Şimdi sadece kızın gönlünü alması gerekiyordu. Nadia sözlerine başlamadan önce salonun kapısı büyük bir gürültüyle açılmıştı. İçeriye giren kraliçe Barbara oldukça öfkeliydi!

“Burada neler oluyor Kralım?”

***

8. BÖLÜM <<<<<——>>>>> 10.BÖLÜM

3721cookie-checkAsil Kan 9. Bölüm