Mart 2, 2021 Yazarı mermaridyy 5

Asil Kan 10. Bölüm

Edward ve Nadia salona baskın yapar gibi giren Kraliçe Barbara’ya bakarken, kraliçe oldukça öfkeli bir şekilde onlara doğru ilerliyordu. Drew annesi ve babasına bakarak geride durmayı seçmişti.

“Kraliçe Barbara, sizi buraya getiren nedir?” Edward oldukça sakin bir şekilde sorusunu sorarken Kraliçenin aynı sakinliği göstermeyeceği belliydi.

“Asıl siz burada benden habersiz ne yapıyorsunuz?”

“Size haber vermem gerektiğini bilmiyordum.” Kral soğuk bir sesle konuşunca Barbara duraksamıştı. Birkaç saniyelik duraksamadan sonra başını dikerek sözlerine devam etti.

“Duyduğuma göre Prens Drew için kraliçe seçimi yapılıyor. Biliyorsunuz ki bu benim görevim.” Edward alaycı bir şekilde gülümseyerek başını iki yana salladı.

“Yanlış, kraliçe seçimi prensin annesi tarafından seçilir. Siz prens sayesinde hakkınız olmayan bir makama oturacaksınız. Bırakında gelinini prensin gerçek annesi seçsin!” Kralın sert sesi herkesi şoka uğratırken kraliçe öfkeyle kıpkırmızı olmuştu. Edward’ın geri adım atmayacağı bakışlarından belli olurken Nadia araya girmek istemiş ama Edward ona engel olmuştu.

“Kralım, benim için sorun değil. Kraliçe Barbara prensin eşini seçmeli.”

“Senin için sorun olmayabilir ama benim için büyük sorun. Kraliçe gibi bir makamı Barbara’ya bırakmak gibi bir hata yapamam. Ya prensin eşini annesi olarak sen seçersin ya da ben. Karar senin…” Edward’ın sözlerini salondaki herkes net bir şekilde duyarken Barbara içinde ki öfkeyi dışa vurmak için zaman kolluyordu.

“Kral Edward bu yaptığınız kanunlara aykırı.”

“Merak etmeyin kraliçe, o aykırı kanunları kaldıracağıma emin olabilirsiniz. Zamanında babamın yaptığı hatayı yapmamaya özen göstereceğim. Şu ana kadar en büyük hatam sırf alt tabakadan geldiği için prensi sizin aile soyuna yazdırmak zorunda kalmamdı. Bundan sonra bu kanunlarda kalkacak.”

“Bunu yapamazsınız.”

“İzleyin ve görün kraliçe, siz ve ailenize gösterdiğim müsamahanın sonlarına geldiğimi belirtmek isterim. Şimdi izin verirseniz törene kadar eş seçimi gerçekleşmeli.” Katren uzaktan kral ve kraliçenin atışmasını izlerken oldukça tedirgin olmuştu. Üç aydır sarayda hizmetli olarak kalıyordu ve dikkat çekmemek için oldukça çaba harcamıştı. Bu gün nasıl olmuştu da kralın dikkatini çektiğini anlayamıyordu. Başı aşağıda hala salondan kaçma planları kurarken Cariya Nadia’nın sesini duydu.

“Siz küçük Hanım, kendinizi tanıtırsanız sevinirim.” Barbara bakışlarını Nadia’nın kendini tanıtmasını istediği kıza çevirdiğinde yüzü asılmıştı. Kızı bir yerden tanıdığına emindi. Gözlerini kısarak Katren’e daha dikkatli bakarken birden onu tanımasıyla kahkaha atmıştı.

“Vay canına hizmetlileri de kraliçelik seçimine çağırmanız ne güzel?” Kraliçenin aşağılayıcı tavrı Katren’ın dişlerini sıkmasına neden olurken elleri iki yanda yumruk olmuştu. Hayatta dayanamadığı, en nefret ettiği şey insanlara üsten bakan ve onları aşağılayan kişilerdi. Kim olduğu önemli değildi. İster kral ister kraliçe kimse onu aşağılayamamıştı. Başını dik bir şekilde yukarı kaldırarak Kraliçe’ye hafif alaycı bir şekilde gülümsemişti. Onun bu tavrı şaşkınlık yaratırken Kral ve Nadia gülümsemesini saklamak zorunda kalmıştı. Nadia krala eğilerek onun duyabileceği şekilde fısıldadı.

“Bu kız prensi çiğ çiğ yer.”

“Ama merhametli kalbini unutmamak lazım.” Nadia başını sallarken Katren hayatı boyunca aldığı eğitimin hakkını vermek için ağır adımlarla Kral ve Nadia’nın önüne kadar ağır adımlarla ilerlemişti. Ellerini öne bağlayarak hafif bir şekilde eğilip reverans yaptığında salonda ki diğer adaylar onun asaleti karşısında yutkunmak zorunda kalmıştı.

“Kralım, ben Katren Survey, Navarra Krallığı Savaş bakanının kızı Katren Survey.” Salondakiler şaşkınlıkla ona bakarken Kraliçe gözlerini büyüterek Kral’a bakmıştı.

“Düşman krallıktan bir kraliçe mi?” Kraliçe hızla araya girmek istemiş cevabı hiç beklemediği kişiden almıştı.

“Yanlış hatırlamıyorsam kraliçe Barbara’nın babası da bir zamanlar dedemin katipliğini yapıyordu. Kâtibin kızı Kraliçe olabiliyorsa pekâlâ bende olabilirim. Çok çabuk unutmuşsunuz nereden geldiğinizi!” Salondakiler elleri ağzında hayret nidalarını saklamaya çalışırken az önce kendisine üsten bakan kraliçeye genç kız aynı aşağılayıcı şekilde bakmıştı. İçinden de kendisine saydırmakla meşguldü.

‘Lanet olsun Katren ne yaptığını sanıyorsun. Buradan kaçman gerekirken sen gurur yapıp laf talaşına giriyorsun. Lütfen beni seçmeyin… Lütfen…” Katren içinden konuşurken kendisini duyan Kral ve Nadia’dan bir haberdi. Nadia bakışlarını Kral’a çevirirken Edward gülümseyerek cariyesine bakmıştı.

“Ne dersin Drew, senin için uygun bir kraliçe olur mu?” Katren gözlerini Drew’e dikerek başını iki yana sallarken kızın itirazı prense oldukça sevimli gelmişti. Bundan sonraki hayatı sıkıcı geçmeyecekti anlaşılan.

“Kralım siz nasıl uygun görürseniz benim için uygundur. Sizi engin ön görünüze güveniyorum.” Katren dişlerini sıkarken Nadia ayağa kalkarak elinde ki parşömenle birlikte Katren’e doğru ilerledi. Genç kız başını iki yana sallayarak kendisine doğru gelmemesini diliyordu. Kraliçe olayı izlerken içindeki öfke gittikçe daha da büyürken bunun hesabını sormak için elinden geleni yapacağına dair yemin ediyordu. Edward Barbara’nın düşüncelerini okurken elleri yumruk olmuştu.

“Sevgili Katren Survey, sizi prens Drew’e eş olarak tayin ettim. Bundan sonra krallığımıza yakışır bir prenses ve taç töreninden sonra da kraliçe olacağınıza inanıyorum. Umarım Kraliçe olarak halkımızı gözetir ve onlarla yakından ilgilenirsiniz. İçinizde hırs barındırmadan insanları kucaklayabilirsiniz.” Katren Nadia’nın gözlerine o kadar dalmıştı ki eline tutuşturulan belgeyi çok sonradan fark etmişti. Parşömen elini yakarken gözlerini kapatarak içinden dua etmeye başlamıştı. Evlenmemek için evden kaçıp sürekli övdükleri topraklara bin bir zahmetle girebilmişti. Şimdi o topraklara kraliçe olacaktı. Derin bir iç çekerek kaderine razı gelmekten başka elinden bir şey gelmeyeceğini fark edince eğilerek kral ve Nadia’yı selamlamıştı.

Drew genç kızın hareketlerini yakından takip ederken oldukça keyifliydi. Salondaki diğer adayların ifadeleri karşısında Katren’in ifadesi ona daha samimi gelmişti. Babasına bakarken onun Katren’in asil soydan geldiğini anlamaya çalışıyordu. Edward oğlunun bakışlarına karşılık gülümseyerek yalan söylemek zorunda kalmıştı.

“Bana o şekilde bakma, daha önce genç kızı babasının yanında görmüştüm.”

“Yıllar sonra nasıl tanıdınız?”

“O da benim sırrım olsun prensim, sen eşinin kalbini nasıl kazanacağını düşün.” Drew’in yüzü asılırken kral onun ifadesine gülmüştü. Oturduğu yerden kalkarak salonda ki adaylara hitaben konuşmaya başladı.

“Buraya kadar geldiğiniz için hepinize teşekkür ederiz. Prensin eş olarak kendisine seçtiği kişi Katren Survey. Aileleriniz sizinle elbet gurur duyuyordur. Umarım mutlu bir evlilik yaparsınız. Babalarınıza krallığımız tarafından hediyeler gönderilecektir. Şimdi taç törenine katılabilir ya da evinize dönebilirsiniz.” Adaylar başını eğerek kralı selamlarken oldukça üzgündü. Hepsinin hayali kraliçe olabilmekti. Bu şansı kaybettikleri için üzülseler de kraliçenin tavrını gördükten sonra aralarında sevinenler bile vardı.

Nadia ardından gelen hizmetlilerine tören için Katren’i hazırlamalarını emrederken Kraliçe söylenerek tören olana kadar odasına çekilmişti.

***

Elizabeth kafasını dağıtmak için ok talimlerine devam ederken düşünceliydi. Gün içinde olanları ve birkaç ay sonra çıkacağı tahtı düşünmeden edemiyordu. Derin bir iç çekerek hedefi nişan aldığında arkadan gelen sesle ürkmüş ve ok hedefi şaşarak görevlilerden birine doğru giderken gözleriyle oku geri döndürerek kenarda ki tahtaya saplamıştı. Korkudan titreyen hizmetliyi görünce ona doğru ilerleyerek “İyi misin?” diye sorarken kadın dili tutulmuş bir şekilde başını sallamıştı.

“Özür dilerim, dikkatim dağıldı.” Elizabeth dişlerini sıkarak dikkatini dağıtan prenses Felisia dönerken oldukça öfkeliydi. Felisia kızın öfkesini aldırmayarak ona doğru ağır adımlarla ilerledi.

 “Sen ne yaptığını sanıyorsun, ok atarken dikkatimi dağıtma diye kaç kez söyleyeceğim sana?” Elizabeth prenses ablasının karşısına dikilirken oldukça öfkeliydi. Felisia Elizabeth’i geriye doğru iterek bağırmaya başlamıştı.

““Hepsi senin yüzünden! Senin yüzünden annem saraydan gönderiliyor.” Elizabeth başını iki yana sallayarak bu olayda bile nasıl kendisi hatalı bulundu anlayamıyordu. Ablasının içinde ki acıya saygı duyarak sessiz kalırken Felisia’nın durmak gibi bir niyeti yoktu.

“Seni mahvedeceğim, beni duyuyor musun Elizabeth. Bu sarayda rahat olmaman için elimden geleni yapacağım.” Elizabeth genç kızın saldırısına karşılık sessiz kalmaya devam ederken ablasının son sözleri ile ileri atılmıştı.

“Sen de prenste bu yaptıklarınızı ödeyeceksiniz!” Elizabeth az önce kendisini geriye doğru iten ablasını aynı şekilde itekleyerek tek eliyle yakasını tutmuştu. Hizmetliler şaşkınlıkla onlara bakarken müdahale edebilecekleri durumda değildi.

“Sakın, sakın prense zarar vermeye kalkma. Prensin ayağı taşa değse senden bilirim Felisia, sakın beni sınama.” Elizabeth o kadar öfkelenmişti ki boştaki avucunda oluşan ateşin farkında bile değildi. Vücudu ablasıyla birlikte ışık huzmesinin içinde kalmıştı. Onları uzaktan izleyen meraklı gözlere başka bir göz daha katılmıştı.

Adrian dayısının kendisini çağırması üzere görevli biri ile taht odasına doğru ilerlerken kulaklarına dolan bağrışları merak ederek o tarafa doğru yürümeye başladı. Kapıdan içeri girdiğinde ise Elizabeth’in ablasının yakasına yapışarak onu tehdit ettiğini görünce duraksamıştı. Onu asıl çeken şeyin ise yıllardır hissettiği güç olduğunu iki prensesin ışık huzmesi içinde olduğunu anlamıştı. Adrian karma karışık hislerle dolarken işin ciddiye bineceğini anlayınca araya girmek için boğazını temizleyerek “Afedersiniz!” diye yüksek sesle seslenmişti. Elizabeth kendisine gelirken Felisia ardından çıkan sarmaşıkları geri çekerken bakışları Adrian ile çakışmıştı. Elizabeth sakinleşmek için derin derin nefes alıyordu. Yanında bulunan yayı alarak oku sert bir şekilde hedefe ulaştırırken Adrian’a bakmadan öfkeyle talim alanından ayrılmıştı. Adrian ise bakışlarını Felisia’ya dikerek yutkunmuştu.

“Buldum seni!” genç adam prensesin diğer yarısı olduğunu düşünerek gülümsedi. Adını dahi bilmediği ama prenses olduğunu fark ettiği kişinin eşi olacak kişi olduğunu düşünüyordu. Yanında ki hizmetlinin uyarısı ile ardını dönerken koridorun sonunda kaybolan ışıltılı saçların sahibine öfkeyle bakmıştı. Ona göre giden prenses gelecekteki eşini tehdit etmişti. Elizabeth’e karşı içinde biriken öfkeye anlam veremezken kendisini yönlendiren hizmetlinin peşinden gitmeye başladı. Taht odasına girdiğinde ise bakışlar genç adamın üzerine kilitlendi. Gelen kişinin kim olduğunu merak edenler daha çok yüzünün yarısını kaplayan maskenin altında ki kişiyi öğrenmek istiyorlardı.

“Adrian, gel hadi!” Edward kendisine bire bir benzeyen yeğenini korumak için zamanı gelene kadar yarım maske takmasını emretmişti. Adrian kimsenin nu tanımaması ve özgürce dolaşabilmek için kral tarafından bizzat yapılan özel maskeyi takmaya başlamıştı.

“Kralım, beni emretmişsiniz.” Adrian ağır adımlarla tahtta oturan dayısına doğru ilerlerken hemen yanında bulunan prens Drew ile göz göze gelmişti. Genç adam prensin aklından geçenleri okuyunca yutkunurken bakışlar dayısı Kral Edward’a dönmüştü. Prens kim olduğunu biliyordu. İki tarafta bulunan saray yetkilileri Adrian’ın kim olduğunu merak etse de sessiz kalmayı başarmıştı. Adrian kralın önüne eğilerek reverans yaparken prens dönerek “Prensim,” dediğinde Drew gülümseyerek genç adamın selamını almıştı. Edward saray yetkililerine dönerek konuşmaya başladı.

“Birazdan tören salonuna geçeceğiz ve yeni kral ile kraliçeniz için taç töreni gerçekleştireceğiz.”

“Kralım, prens Drew için bir danışman seçmediniz. Önceden bunu seçmemiz gerekmez mi?” Edward soruyu soran gülümseyerek savaş bakanına baktı.

“Sizin bir öneriniz var mı?” Adam boğazını temizleyerek duraksamıştı. Diğer saray görevlilerine bakarak aldıkları ortak kararı krala bildirmek için öne çıkmıştı.

“Bizler danışman olarak aramızda tecrübesi ile genç prense yardım edecek kişi olarak maliye bakanını düşünmüştük. Eğer oylama yaparsak…” Edward adamın sözlerine gülümseyerek elini kaldırıp onu susturmuştu.

“Maliye bakanı mı? Değerli öneriniz için teşekkür ederim ama maliye bakanının prensle anlaşabileceğini sanmıyorum. Siz de biliyorsunuz ki prensin dedesi yaşında olan bir danışmana ihtiyacı yok.”

“Ama kralım…”

“Neyse ki sizi bu zahmetten kurtarıyorum. Prens için harika bir danışman çoktan seçtim. Özellikle bunun için yetiştirildi. Tabi zaman zaman Ronald’ta onlara yardımcı olacak.” Kralın sözleri ile salonda uğultu koparken Edward elini kaldırarak onları susturmuştu. Adrian’ı yanına çağırarak oturduğu tahttan ayağa kalkıp genç adamın yanına geldi. Elini Adrian’ın omzuna koyarak sesinde ki gururu gizlemeyerek konuşmasına devam etmişti.

“Sizi Prens için özellikle yetiştirdiğim danışmanla tanıştırmak isterim. Adı Adrian, ve bundan sonra Prens Drew ile ülkenin geleceği için çalışacak.”

“Ama kralım toy bir delikanlıyı kral olacka kişiye nasıl danışman yaparsınız.” Maliye bakanı ileri atılırken Edward genç adamın omzuna vurarak ona cevap vermesi için fırsat tanımıştı.

“Maliye bakanı kendi sorumlu olduğu birimde dönen dolaplardan haberdar bile değilken krala nasıl danışman olabilir.”

“Sen benimle nasıl bu şekilde konuşabilirsin?” Adam ileri atılırken Adrian devam etmişti.

“Siz öncelikle hakkınızda açılacak soruşturma için endişelenin, benim sizinle konuşma tarzım hakkında değil.” Adrian’ın açık sözleri diğer bakanları kızdırsa da geri adım atmak zorunda kalmışlardı. Edward gülümseyerek oğlunu yanına çağırdı.

“Prens Drew, bundan sonra Adrian ile birlik olup ülkemizi en iyi şekilde idare edeceksiniz. Alacağınız kararların öncelikle halkımız için olacak etkileri düşünmelisiniz. Ayrıca danışmanlığın yanı sıra iyi arkadaş olacağınıza da eminim.” Edward oğluna sözlerini tamamladıktan sonra yeğenine dönüp devam etmişti. “Sevgili Adrian, inanıyorum ki Prense sadakatle hizmet edeceksin. Umarım yönetim hakkında bilgilerini daha ileri seviyeye taşırsın. Sadakatine inansam da olurda yanlış yola saparsan cezana da katlanacağını bilmelisin. Dünyanın neresinde olursan ol seni bulurum. Bunu sakın unutma. Şimdi yeni kralına sadakatini sun ve tören salonuna gidelim.” Edward’ın sözleri genç adamın yutkunmasına neden olmuştu. Kralın gözlerinde ileride kendi ülkesine kral olacağı güne kadar ülke yönetimini öğrenmesini istediğini okuyabiliyordu. Ayrıca ihanet ederse başına gelebilecekler konusunda da dayısı şaka yapmıyordu.

Kral öne geçerek hemen arkasında Prens Drew ve bir adım arkasında Adrian olmak üzere saray yetkilileri taç devir töreni için tören salonuna gitmişti. Başta kraliçe ve cariyeler olmak üzere Drew için seçilen Katren de salondaydı. Genç kız tedirgin bir şekilde etrafına bakınırken hemen yanında bulunan Cariye Nadia’nın elini tutmasıyla bakışlarını ona çevirdi.

“Sakin ol kızım, sakinleş ki herkese kraliçe olabileceğini göster.” Katren yutkunarak önünden saray erkanına bakarken gözleri eşi olacak prens Drew ile çakışmıştı. Drew tören gereği oldukça ciddi duruyordu.

İkili yüksek sahneye çıkarak yan yana dururken hemen arkalarında kraliçe ve cariyeler yer almıştı. Birkaç dakika sonra kralın emri ile dört prenseste aynı anda salonun kapısından içeriye girerek kralın önünde durup reverans yaparken herkesin gözleri onların üzerlerindeydi. Özellikle Adrian’ın bakışları Elizabeth’in üzerinde sabitlenmişti. Edward ilk kez karşılaştıklarını düşündüğü Elizabeth ve Adrian’in davranışlarını incelerken Elizabeth’in kayıtsız, Adrian’ın ise öfkeyle prensese baktığını görünce kaşlarını çatmıştı. Özellikle diğer prensesine bakarken yumuşayan gözler prenses Elizabeth’e döndüğünde sertleşiyordu.

“Aptal çocuk!” Kral kendi kendine söylenirken başını iki yana sallamıştı.

“Herkes tamamlandığına göre töreni başlatabiliriz sanırım. Siz sarayı ileri gelen yöneticileri ve kraliyet ailesi. Bu gün burada ben Kral Edward babamdan devraldığım tacımı oğlum prens Drew’e devretmek için bulunuyoruz. Saray yetkilileri, prensesler ve cariyeler. Bana olan sadakatinizi prens Drew’e de göstereceğinize inanıyorum.” Baş danışman Ronald tacı krala uzatarak almasını sağlamıştı. Drew kralın emri ile babasına yaklaşırken oldukça sakin davranması herkesin dikkatini çekmişti. Drew babasının yanında durarak hafif eğilirken Edward gururla elinde ki tacı “Krallığın boyunca adil, merhametli ve ileri görüşlü bir kral olmanı temenni ederim. Her zaman halkının yanında ol ve onlara merhametli davran. Zalime asla acıma, adaleti hemen sağla, bekletme.” Kral tacı oğlunun başına yerleştirerek geri çekilip öne doğru eğilerek “Kralımız çok yaşa!” diye sesini yükseltmişti. Edward’ın eğildiğini gören diğer herkes hemen eğilerek tekrar etmişlerdi.

“Kral Drew çok yaşa!” Drew babasının konuşmasını bitirmesi ile kendisini selamlayan saray erkanına dönerek elini kaldırıp onları susturmuştu.

“Ben Kral Drew, bana laik görülen bu makamı en iyi şekilde icra edeceğime yemin ederim. Atam Kral Edward’ın yolundan gideceğime ve düşmana aman vermeyeceğime yemin ederim. Son olarak herkesin merak ettiği bas danışmanlık makamına Kral Edward’ın uygun gördüğü Adrian’ı atıyorum. Ayrıca ikinci bir danışman daha atamak istiyorum. Her daim aldığı kararlara güvendiğim ve saygı duyduğum, zekasıyla ülkemiz için önemli görevlere imza atacağını düşündüğüm kişiyi ikinci danışman olarak atıyorum.” Edward şaşkınlıkla oğluna bakarken diğer saray yetkilileri şaşkınlıkla Kral Drew’in sözlerini dinlemişti.

“Sizlerin huzurunda ilk emrimi danışmanımı seçerek veriyorum. Prenses Elizabeth, lütfen yanıma gelir misiniz?” Elizabeth şaşkınlıkla ağabeyine bakarken Edward’ında prensesten aşağı kalır yanı yoktu. Elizabeth eğilerek “Kralım,” diyerek Drew’i selamlarken tedirginlikle babasına bakarak ondan onay almak istemişti.

“Babacım, ne yapacağım?” Edward oğlunun kararı karşısında hem şaşırmış hem de mutlu olmuştu.

“Kralın emrine uy Elizabeth!” Elizabeth ağır adımlarla Drew’in yanına giderken saray yetkilileri itirazlarına başlamıştı bile.

“Kralım kararınızı kabul edemeyiz. Bir kadının krala danışman olduğu nerede görülmüştür. Bu kabul edilemez.” Drew itiraz edenlere karşılık sesini yükselterek konuşmuştu.

“Kadın mı? Sizi Prensesi bir sıfat ardına saklamanızdan men ederim. Bahsettiğiniz kişi benim kardeşim ayrıca benden sonra tahta çıkacak kişi. Unutuyorsunuz galiba, geçici olarak bu tahtta oturuyorum. Elizabeth tahtta geçtiğinde itiraz edebilecek misiniz?” Elizabeth ağabeyinin gözlerine bakarak “Tebrik ederim Kralım,” derken hafif gülümseyerek avucunu yukarıya kaldırarak içinde oluşturduğu alevi genç adama bahşetmişti. Drew şaşkınlıkla kardeşine bakarken Elizabeth devam etmişti.

“Size verebilecek tek önemi şeyim bu?” Drew yutkunarak alevi avucunun içine alırken yanmayı beklerken acı hissetmemişti. Korkulu bakışlar altında onu izleyenlere dönerek Elizabeth’in sözlerini dinlemişti.

“Sevgili Kral ağabeyime benden bir parça veriyorum. Lütfen elinizi kapatın.” Drew elini kapatırken Elizabeth devam etmişti. “Size verdiğim bu ateşi düşmanlarınız dışında kimseye kullanmayacağınıza inanıyorum. Lütfen ateşi düşünüp odaklanarak avucunuzu yeniden açın.” Drew avucunda kaybolan ateşi düşünerek yeniden canlandırırken şaşkınlıkla gülümsemişti. O zamana kadar güçlerinin başkasına aktarılabileceğini fark etmeyen Asil Kan ailesi şok olmuştu. Bir kişi dışında, Nadia? Elizabeth ona da düşünce gücünden bir parça vermişti. Drew avucunu açıp kapatırken birden arka taraflarda tutuşan perde ile gerilmişti. Elizabeth ağabeyinin çocuk gibi ateşle oynamasını gülümseyerek izlerken çıkardığı yangın karşısında kahkaha atarak diğer avucunu açıp alevi gönderdiği suyla söndürmüştü.

Gerilen saray yetkililerine ters bir şekilde bakarak gözdağı veren Elizabeth kralın diğer danışmanı ile göz göze gelince yutkunmuştu. Adamın bakışlarında ki öfkeye anlam veremiyordu. Gözlerini kaçırarak yeniden kral olan ağabeyine döndü. Eğilerek, “Beni getirdiğiniz önemli görevi layığıyla yapacağıma ve her zaman size sadık kalacağıma yemin ederim. Kral Drew çok yaşa!”

“Kral Drew çok yaşa!” Elizabeth’i taklit eden saray yetkilileri ve diğer davetliler bu durumdan memnun kalmasa da aralarında biri oldukça mutluydu. Kraliçe Barbara kızı danışman olduğu için oldukça hevesliydi. Elizabeth’i yönetmeyi başarırsa kral kadar yetkili olacağını düşünüyordu. Ülke yönetiminde söz sahibi olacağını düşünürken keyiflense de Elizabeth’in onun etkisinde kalmayacağını yakın tarihte öğrenecekti. Edward yeniden öne çıkarak son görevini yerine getirmek için tezahüratları susturmuştu.

“Son olarak Kral Drew’in taç giyme töreni ve kendisine eş olarak seçtiğimiz kraliçemizin taç giyme törenini birleştirerek bu önemli ana sizin de tanıklık etmenizi istiyoruz.” Elizabeth yana çekilerek babasının sözlerini tartmaya başlamıştı. Ağabeyine eş seçildiğinden haberi yoktu. Yüzü asılırken içinden iyi biri olması için dua etmişti. Ronald kraliçelerin taktığı tören tacını eski krala sunarak geri çekilmişti.

“Sizlere Kral Drew’in kraliçesi Katren Survey’i taktim ediyorum. Lütfen kralınızın yanına geliniz!” Katren yutkunarak öne çıkarken ağır adımlarla herkesin şaşkın bakışları arasında sahneye çıkmıştı. Kraliçenin seçildiğinden haberi olmayan yetkililer itiraz etme gafletine düşerken Edward’ın bakışları ile susmak zorunda kalmışlardı. Drew için söylediği sözleri Katren için tekrar eden Edward tacı genç kızın başına yerleştirirken seslenmişti.

“Kraliçe Katren çok yaşa, Kral Drew çok yaşa!” Elizabeth genç kızı dikkatle incelerken onun kraliçe olmak istemediğini ve yetkililere saydırdığını duyunca elini ağzına koyarak gülmesine mani olmaya çalışmıştı. Anlaşılan kraliçe yengesi eğlenceli biriydi. Tacı takılan genç kız hiç istemese de usul gereği yemin ederken yetkililerin kendisine olan bakışlarından hoşlanmayarak aynı şekilde onlara karşılık vermişti. Orada ki kimse Katren’e aşağılayıcı bir şekilde bakamazdı.

“Kralım kraliçemizin hangi aileye mensup olduğunu belirtmediniz.”

“Sizi Navarra krallığı savaş bakanının kızıyla tanıştırayım. Kendisi artık benim gelinim, ve Travuz krallığının yeni kraliçesidir.” Navarra krallığını duyanlar şaşkınlıkla Edward’a bakarken düşman krallıktan bir kadının kraliçe olmasına itirazlar yükselmeye başlamıştı.

“Düşman krallıktan kraliçe seçilemez.”

“Neden, Kraliçe Barbara da düşman krallıktan değil miydi?” Zamanında saray yetkililerin baskısı ile babasının kendisini Barbara ile evlendirdiğini hatırlatan Edward yetkilileri susturmuştu.

“Üstelik Navarra krallığı kendi kanından birinin kraliçesi olduğu ülkeye savaş açamayacaktır!” Edward sözlerini bitirdikten sonra eğlence için emir vermişti. Çelişkiler içinde geçen törenden sonra yeni kral ve kraliçe ilk kez yan yana durarak halkı selamlamak için hitabet balkonuna çıkmıştı. Halk yeni kral ve kraliçelerini bağrına basarken onları ilk tebrik edende prenses Elizabeth olmuştu. Halkı selamladıktan sonra içeriye giren kral ve kraliçe eğlenceyi izlemek için tahtına oturduğunda Elizabeth ağır adımlarla onlara yaklaşarak hafifçe eğilmişti.

“Kralım, Kraliçem evliliğinizi tebrik ederim. Umarım çok mutlu olursunuz!” Drew kardeşinin içten tebrikini kabul etmek için yerinden kalkarak kimseye aldırmadan Elizabeth’i kollarının arasına alarak sıkıca sarılmıştı. Katren şaşkınlıkla iki kardeşe bakarken gözlerini salondaki diğer kişilere çevirdiğinde bariz kıskanan kişiler fark etmişti.

“Elizabeth, sana söylemiştim değil mi? Biz ayrılmayacağız. Benden bıkacaksın bile.”

“Sizden bıkmam ne mümkün. Kralım bence artık beni bırakmalısınız. Nitekim sırtımda delici bakışları hissedebiliyorum.” Drew gülerek geri çekilirken kraliçeye elini uzatarak ayağa kalkmasını istemişti. Katren krala uyarak elini Drew’in eline bırakırken ilk kez heyecanlanmıştı. Henüz tek kelime etmediği kocasının elini tutuyordu.

“Kraliçem, seni en değerli kardeşim Prenses Elizabeth ile tanıştırayım. Benden sonra tek güveneceğiniz kişi odur. Lütfen ona iyi bakın!” Katren gülümseyerek prensesi selamlarken Elizabeth eğilerek yeni kraliçesine reverans yapmıştı.

“Babanızı düşünmemelisiniz, kral babam ona çoktan haber göndermiş.” Katren şaşkınlıkla prensese bakarken Elizabeth gülümseyerek ikiliye selam verip yanlarından ayrılmıştı. Bu günlük eğlence prenses için yeterliydi. Ağır adımlarla salonun kapısından dışarıya çıkarken kendisini izleyen delici bakışların farkındaydı. Adımlarını hızlandırarak devam ederken sarayın koridorlarında takip edildiğini fark ederek birkaç adımda köşe kenarını dönüp beklemeye başladı. Sadece birkaç dakika sonra yanından geçmek üzere olan kişiyi yakalayıp duvara sarayın taş duvarına yapıştırdığında her zaman yanında bulunan hançeri genç adamın gırtlağına dayanmıştı.

“Derdin ne senin, ölmek mi?”

***

Yorumlarınızı bekliyorum.

9.BÖLÜM <<<<<——>>>>>> 11.BÖLÜM

4010cookie-checkAsil Kan 10. Bölüm