Mart 3, 2021 Yazarı mermaridyy 2

ÛSAO 27. Bölüm

İyi okumalar. 

***

Sabahın ilk ışıkları ile gözlerini aralamıştı. Dinlenmesi gerekirken oldukça yorulduğunu hissediyordu. Tatili güzel geçmiş olabilirdi ama o yorulduğunu hissediyordu. Yatağından kalkarken bütün bedeni ağrımaya başlamıştı. Vücudunda yorgunluk belirtileri genç kızın okula gitme isteğini azaltıyordu. Ama devamsızlık yapamayacağının farkında olduğundan zor da olsa yerinde doğrularak odasında ki özel banyosuna girmiş kendisini toparlamaya çalışmıştı. Hasta olacağını hissediyordu ama bunun olmaması için bir şeyler yapmalıydı. Esneyerek elini ağzına götürmüştü. Gözlerini açık tutmak için uğraşıyordu. Sonunda hazırlanarak odasından çıkarken çantasında bir eksik olup olmadığını kontrol ederek koridorda yürüyordu. Birden önüne çıkan gölge ile korkarak geri sıçramıştı.

“Neden sessiz bir şekilde dolaşıyorsun?” Güneş elini ağzına götürerek damağını kaldırmıştı. Kemal onun tiz çıkan sesi ile yüzünü buruşturarak “Beni sağır etmek mi istiyorsunuz Güneş hanım?” diye sormuştu. Güneş ters bir şekilde ona bakarken Kemal aldırış etmeyerek “Sizi almaya geliyordum, okulunuza geç kalacaksınız.” Güneş başını olumlu anlamda sallarken ikili evden çıkmış arabaya doğru yürüyordu.

Elindeki paketi genç kıza uzatan Kemal Güneş’in soru sorar bakışları karşısında “Sandviç, Doğu bey kahvaltı yapmadan okula gitmenizden hoşlanmıyor. Ayrıca çok uykucusunuz.” Güneş şaşkın bir şekilde ona bakıyordu. Doğu’nun kendisi hakkında bu kadar dikkatli olduğunu daha önce fark etmemişti. İçine dolan umutla paketin içinden sandviçi alarak atıştırmaya başlamıştı. Kemal gülümseyerek ona fark ettirmeden bakarken genç kızı okula yetiştirmeye çalışıyordu. On beş dakika sonra üniversitenin kapısında arabadan inerken Kemal onu almaya geleceğini söyleyerek genç kızı arkasına bırakarak arabayla uzaklaşmıştı. Güneş fakülteye girerken arkasından seslenen kişiyi duymazlıktan gelerek hızla sınıfa girdi. Oldukça yorgun hissediyordu kendisini. Sınıfta en arka sıralardan birine geçerek başını masaya koymuş hocanın gelmesini bekliyordu. Gözleri kapandı kapanacak bir şekilde etrafında ki konuşmaları dinlerken başında dikilen gölgenin sahibini umursamadan başını diğer tarafa çevirmişti.

“Benimle konuşmayacak mısın?” Güneş bıkkın bir şekilde sesin sahibi genç adama dönmüştü. “Sana evli olduğumu söyledim ama anlamamakta ısrar ediyorsun, lütfen artık inadından vazgeç.” Uygar yanında ki boş yere geçerek “Tamam özür dilerim, seni sıkmak istemiyorum ama hala evlenmiş olabileceğine inanmak istemiyorum. Yine de arkadaşlığını kaybetmek istemediğimi bilmelisin.” Güneş sadece başını sallayarak ona karşılık vermişti. Hocanın sesi ile konuşmayı kesen ikili dikkatle dersi dinlemeye çalışıyordu. Hocanın gözü Güneş’e takılınca genç kız bakışlarını çekmeden cesaretle hocaya gözlerini dikmişti. Uygar tedirgin olsa da bakışları yanında ki kızın bakışlarına kaymıştı. Koluyla genç kızı dürterek onun dikkatini kendi üzerine çekmeye çalıştı.

“Güneş yapma!” genç kız adının söylenmesi ile bakışlarını yanında ki adama çevirirken hoca da ders anlatmaya başlamıştı.
“Evet arkadaşlar bu gün zararlı böceklerle devam edeceğiz. Geçen haftaki dersle alakalı sorusu olan var mı?” Hocanın sorusu ile herkes susmuştu. Sınıftan soru çıkmayınca hoca derse devam etmişti. “Bugün salon bitkileri hakkında ders yapacağız. Salon bitkilerine zararlı olan böceklerden biri ‘Kabuk Böcekleri’dir. Yapraklara ve gövdeye yapışmış gibi duran küçük sert kabuklu, kahverengi, sarı böceklerdir. Bu konu hakkında bilgisi olan var mı?” Güneş kendisine doğru yönetilen bakışlar karşısında yutkunmuştu. İçinden “Bu adam bana takacak gibi’ diye geçirirken hoca beklenti ile ona bakmaya devam ediyordu. Belli ki genç kızdan geçen haftanın hesabını sormaya çalışacaktı. Cevap verebilirdi ama sonrasında kendisini sıkıştırmaya devam edecekti. Başını iki yana sallayarak cevap verme dürtüsünü bastırarak bakışlarını kaçırmıştı. Hoca kaşlarını çatarak “Yok mu cevap verecek olan.” diye sormuş ama kimseden ses çıkmamıştı. “Kabuk böcekleriyle nasıl baş edeceğiniz hakkında bilginiz var mı? Son sınıfsınız bu konu hakkında birkaç cevap verebilmelisiniz.” Hoca sinirlenmeye başlamıştı. Güneş dalgın bir şekilde sesi sert çıkan adama cevap vermişti. “Böcekleri ılık sabunlu su ile temizleyin ve durulayın.” Gelen cevap ile bakışlarını yeniden Güneş’e çeviren hoca “Cevabınızı tam olarak duyamadım bayan Güneş!” Güneş hocanın kendi adını söylemesi ile duraksamıştı. Bu adam onun adını aklında mı tutmuştu. Sınıftakiler de en az Güneş kadar şaşkındı. Genç kız yutkunarak “Şey kabuk böceklerini yok etmek için böcekleri ılık sabunlu su ile temizleyin ve durulamalıyız, dedim” Güneş’in yüzü iyice solgundu. Başı da ağrımaya başlamıştı. Elini alnına koyarak “İzninizle çıkabilir miyim hocam?” Hoca genç kızın isteği ile şaşırmıştı. Cevap verdikten sonra sınıftan çıkmasını alışkanlık haline getirmiş olacağını düşünmeye başlamıştı. Ama Güneş’in yüzüne daha dikkatli bakınca genç kızın zorlandığını fark etmişti. “Tamam çık bakalım ama bunu adet haline getirmeye başladın, bu bir daha tekrarlanmasın.” Genç kız hızla sınıftan çıkarak lavaboya gitmişti. Ani gelen mide bulantısı ile midesindekileri boşaltırken bir yandan da eliyle saçlarını toparlamaya çalışıyordu.

Bir süre kendisine gelmeyi bekledikten sonra bu günkü derslere giremeyeceğini hissederek eline telefonunu alıp Kemal’i aramıştı. Genç adam karşısında ki delici bakışlardan kurtulmak için bir yol bulmaya çalışıyordu. Genç patronu sabah ki toplantısı iptal olunca öfkeden köpürüyordu. “Ara onları son anda toplantı iptal eden biriyle çalışamayacağımızı söyle!” Kemal öfkeyle karar veren patronunu durdurmak için bir şeyler söylemek için tam ağzını açacaktı ki telefonun çalması ile duraksamıştı. “Sana benim yanında telefonunu kapat demiştim, neden beni dinlemiyorsun artık.” Kemal telefonunu eline alarak “Güneş hanım arıyor!” dediğinde Kemal can simidine sarılmış gibi rahatlamıştı. Doğu Güneş’in adını duymasıyla meraklanarak “Hoparlöre ver!” dedi. Kemal başını sallayarak onu onaylamış ve sesi dışarıya vererek telefonu açmıştı. “Efendim Güneş hanım.” Güneş yorgun bir sesle konuşmaya başlamıştı. “Kemal, beni almaya gelecektin ya gelme. Ben birazdan eve gideceğim.” Doğu onun sözleri ile daha da meraklanarak “Akşama kadar dersiniz olduğunu sanıyordum, neden eve gidiyorsunuz?” Güneş hafif kırık ses ile “Kendimi iyi hissetmiyorum, dinlenmek için eve geçeceğim.” Kemal de patronu gibi endişelenerek “İsterseniz sizi doktora götürebilirim?” Güneş daha fazla konuşamayacağını belirterek telefonu kapatacağı sırada “Sizi almaya geliyorum oradan ayrılmayın!” diyen Kemal’in sesini duymuştu. Aslında bunu Doğu ona söylemişti. Genç kıza cevap hakkı tanımadan telefonu yüzüne kapatmıştı. “Anahtarı ver bana ben giderim, en azından sinirim de geçer biraz.” Kemal ona anahtarını verirken Doğu telaşlı bir şekilde iş yerinden ayrılmıştı.

Güneş sinirlenmeye bile halinin olmamasına içleniyordu. Beklemeden eve gitmek istiyordu ama Kemal’in de okula gelerek beklememesi için onun gelmesini beklemeye başlamıştı. “Sen gel ben sana sorarım benim yüzüme telefon kapatmanın ne demek olduğunu.” Genç kız hayıflanırken yanına gelen Uygar ile tüm düşünceleri dağılmıştı. “Güneş, sen neden buradasın hala?” Güneş genç adama bakarken içlenmişti farkında olmadan.
“Gidecektim ama kocamın yardımcısı gelecek almaya.” Uygar başını anlamış gibi sallarken ikisi de ani fren yapan araba sesi ile irkilmişti. Doğu arabayı durdurarak hızla genç kızın yanına gelmiş, önünde diz çökerek yüzünü avuçlarının arasına almıştı. Yüzü kıpkırmızı olan Güneş şaşkındı. Doğu’dan böyle bir hareket görmeyi beklemediği için şaşkındı. “Sen iyi misin, yüzün kızarmış, ateşinde var?” Güneş yutkunarak karşısında endişeli duran adama baktı. “Sen… sen neden buradasın, Kemal gelecekti?” Doğu bakışlarını Güneş’in yan tarafında duran Uygar’a çevirerek dişlerini sıkmıştı. Bu adamın karısının etrafında dolaşmasını istemiyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Okulda onları ayrı tutmaya gücü yetmezdi. “Yüzüğün küçültmeden geldi onu sana getirmiştim.” Güneş yüzük lafını duyunca gerilmişti. Doğu onun gerildiğini anlayınca sinsi sinsi gülümsemişti. Güneş’in yüzüğü kabul etmemek gibi bir şansı yoktu. Genç adam karısının elini alarak parmağına kendisinin çok istediği ama pahalı olduğu için Güneş’in istemediği yüzüğü takarak gülümsemişti. Birbirine meydan okuyan iki göz takılmıştı. Uygar onların bu bakışından rahatsız olarak “Ben derse yetişmeliyim, akşama seni arar nasıl olduğunu öğrenirim.” Dediğinde Doğu ters bir şekilde genç adama bakarak “Aramanıza gerek yok, ayrıca karıma bu kadar yakın olmanızdan pek hoşlandığımı söyleyemeyeceğim.”

“Doğu!” Genç kız kocasına uyarıda bulunan ses tonu ile ona konuşurken Doğu aldırmayarak onu oturduğu yerden kaldırıp arabaya doğru ilerletmişti. “Hastaneye gidelim artık.” Güneş arabaya binerken itiraz etmişti doktora gitmeye. Doğu ise mahkemenin birkaç gün sonra olacağını söyleyerek hasta olmaması gerektiğini söylemişti. Güneş kabul ederek onunla doktora gitmeye karar vermişti. Derin bir iç çekerek başını arabanın koltuğuna yaslamış ve gözlerini kapatmıştı. Doğu onu özel bir hastaneye götürürken Güneş dinlenmesine devam ediyordu. Bu gün de dahil yorucu bir hafta onları bekliyordu. Üstelik ne kadar kötü günler geçireceklerinden habersiz olarak…

**************

4050cookie-checkÛSAO 27. Bölüm