Tatlı Hata 11. Bölüm

Genç kız kendini hastanenin dışına attığında hala kulağında babaannenin sorusu vardı. Hazırlıksız yakalandığı için cevap veremeyen Arya, izin isteyerek hızla oradan uzaklaştı. Arkasından seslenen genç adama aldırmayarak kendini sokak aralarına kaybederken bayır yukarı çıktığı için nefes nefese kalmıştı. Ne kadar süre yürüdüğünü bilmiyordu. Sonunda denizi gören bir kafenin terasında soluğu aldığında hayatının kararını verebilmek için iyice düşünmesi gerekiyordu. Önüne bırakılan ince belli çayı yudumlamaya başladığında çalmaya başlayan telefonuna söylenerek arayan kişiye göz attığında endişeyle telefonuna cevap verdi.

“Alya, bir şey mi oldu?”

“Asıl sana bir şey mi oldu? Ne zamandır yoksun, ayrıca araban hastanenin kapısında ve tanımadığım bir adam bana anahtarını bıraktı.” Arya derin bir nefes alarak rahatlarken çayından bir yudum daha alarak devam etmişti.

“Babam nasıl oldu?”

“Seni soruyor, nereye gittiğini merak etti.”

“Ben iyiyim, şuanda meydanda kafedeyim.”

“Kim var yanında?” Alya’nın endişeli çıkan sesi genç kızı gülümsetmişti.

“Yalnızım, düşünmeye ihtiyacım vardı.”

“Neler oluyor Arya, yine ne planlıyorsun?” Arya ikizinin sorusu ile duraksamıştı. Ona evlilik kararını nasıl açıklayacağını düşünüyordu. Karşı çıkacağına emin olsa da bir şekilde onu ikna edeceğini de biliyordu. Hayatı tekeri patlamış kamyon gibi baş aşağı gidiyordu. Çayı bittiğinde yanında çekilen sandalyeyle dikkati dağılmış, gelen kişiye bakmıştı.

“Neler oluyor Arya?” Okulda ki tek yakın arkadaşı Zeynep genç kızın yanına oturduğunda şaşıran Arya etrafına bakınarak başka kimsenin olup olmadığını anlamaya çalıştı.

“Kimse yok boş yere bakınma.”

“Burada olduğumu kimden öğrendin Zeynep? Kimseye nerede olduğumu söylememiştim.”

“Alya’yı aradım, babanın hastanede olduğunu söyledi. Seni sorunca hastaneden ayrıldığını söyledi. Aklıma burası geldi.” Arya arkadaşını sözlerine gülümsemeden edememişti.

“Beni iyi tanıyorsun değil mi? Neredeyse ailem kadar iyi tanıyorsun.” Zeynep genç kızın sözleri ile hafif gülümsemişti. Elini kaldırarak garsonu çağırıp iki çay daha istediğinde yeniden arkadaşına döndü.

“Ben seni ne kadar iyi tanıyorsam sende beni o kadar iyi tanıyorsun. Şimdi canını sıkanın ne olduğunu söyle.”

“Evleniyorum!” Zeynep kısa bir şaşkınlığın ardından sesinin yüksek çıkmasına engel olamayarak bağırmıştı.

“Ne? Ne demek evleniyorum?”

“Duydun, evleniyorum.” Arya derin bir iç çekerek genç kıza baktı. Gözleri uzaklara dalarken arkadaşının yüzüne boş bakışlar attığının farkında değildi.

“Kim bu şanslı kişi?”

“Şanslımı bilmiyorum ama küçük bir kızı var!” Zeynep yutkunarak arkadaşına bakarken az çok neden evlendiğini anlamaya başlamıştı.

“Şu haberlerin ilgisi var mı evliliğinle?” Arya başını sallayarak kızı onaylarken Zeynep dayanamayarak konuştu.

“Saçmalama Arya, sırf saçma bir haber yüzünden hayatını karartamazsın. Bunu nasıl düşünürsün?”

“Yapmak zorundayım. Ucu aileme dokunmasaydı farklı olabilirdi ama şimdiden abilerini doğuya sürmeye çalışıyorlar. Babam hasta Zeynep, biliyorsun burada çıkan dedikodulara önem vermesek de zamanla yıpratıcı olacaktır. Ailem bu rezalete dayanamaz.”

“Yine de bu çok aşırı bir önlem.” Arya önüne bırakılan çayı yudumlarken bir süre sessiz kalmıştı. İkili karşısında ucu bucağı görünmeyen denizi izlerken kulaklarına dolan şarkı ile gülmeye başladı. Kazım Koyuncunun denizde karartı var şarkısı ortama yankılanırken ruh halini daha güzel bir şarkı olamayacağını düşünüyordu.

“E anlat bakalım, enişte Bey nasıl biri?” Arya gelen soruyla kısa bir duraksamanın ardından başını iki yana sallamıştı.

“Onu fazla tanımıyorum. Ama…”

“Bu ne be, analar neler doğuruyor?” Arya arkadaşının birden çığlık atarak sözlerini kesmesi ile yutkunmuştu. Bakışları kapıdan tüm karizması ile giren adama takıldığında bir elini yüzüne kapatarak derin bir nefes almıştı.

“O senin enişten!” Zeynep’in ağzı beş karış açılmış bir şekilde kendilerine doğru gelen adamı izlemesi Arya’yı neredeyse güldürecekti. Uzanarak arkadaşının ağzını kapatırken Zeynep kendisine gelerek “Şaka mı yapıyorsun?” dediğinde Arya omzunu silkeleyerek cevap vermişti.

“Ambalajının iyi olması onun iyi biri olduğunu göstermez.” Arya sözlerini bitirdiğinde başına dikelen genç adamın bakışlarına karşılık yüzünü çevirerek yeniden denizi izlemeye başlamıştı.

“Kaçmakla sorunları çözemezsin.” Arya elindeki bardağı masaya bırakarak ağır bir şekilde genç adama dönmüştü.

“Kafamı toplamam gerekiyordu, malum hayatımı etkileyecek bir karar vermek zorundayım.”

“Bu sadece senin hayatını etkilemeyecek, benim de hayatım söz konusu.”

“Bunu bilmediğimi mi sanıyorsun, bu ikimizi de etkiliyor. Kolay bir durum değil.” Zeynep ikilinin atışmaya başlayacağını anlayınca boğazını temizleyerek varlığını belli etmişti.

“Merhaba, ben Zeynep, Arya’nın yakın arkadaşıyım.” Aras genç kıza bakıp başını sallarken elini uzatarak “Aras,” dedi. Adının ardında hiçbir unvan eklemeden sadece adını söylemişti.

“Otursanıza,” Zeynep’in daveti ile Aras hemen genç kızın karşısına oturmuştu.

“Bu gün hastanede olanları sende gördün, annem ve Seda sana karşı oldukça kinli.”

“Bu onların sorunu…”

“Bu şekilde hafife alamazsın, ikisi de düşman olmaman gereken kişiler.” Arya sıkıntıyla elini masaya vurarak gözlerinden çıkan alev oklarını genç adama yollamıştı.

“Fazla abartmıyor musunuz bu iki kadını? Ne yapacaklar daha fazla?”

“İnan ben bile bazen kestiremiyorum.” Zeynep sessizce ikiliyi dinlerken yine araya girme ihtiyacı hissetmişti.

“Bir şeyler içer misiniz?” Aras genç kıza dönerek kaşlarını çattı.

“Bu konuyu yabancıların yanında konuşmamız gerekiyor.” Aras’ın sözleri ile Zeynep ayaklanırken Arya genç kızın kolundan tutarak oturmasını sağlamıştı.

“Zeynep yabancı değil, her şeyi biliyor. Evleneceksek ona alışman gerekiyor.”

“Benim için sorun değil, ben senin için dedim.” Zeynep pinpon topu gibi bir Aras’a bir Arya’ya bakıyordu. Derin bir iç çekerek elini kaldırıp “Bir sakin olur musunuz?” diye sordu. İkili sussa da bir birine öldürücü bakışlar atıyordu. Zeynep onları köprüde yol almaya çalışan iki inatçı keçiye benzetince istemeden gülmüştü.

“Sen neye gülüyorsun?”

“Komik görünüyorsunuz.” Arya kaşlarını çatarken Zeynep elini kaldırarak ondan gelecek olan saldırıya gardını almıştı.

“Bu dediğin hiç hoş değil.” Aras iki arkadaşı sessizce dinlerken yanlarına gelen garsonun masadan boş bardakları almasını izlemiş ve tekrar çay siparişi vermişti.

“Konuşmanız gerekiyor, tartışmanız değil. Aras Bey, Arya ile evlenmek istediğinize emin misiniz?” Zeynep’in sorusu ile genç adam duraksarken Arya genç adama ters bir şekilde bakmıştı.

“Başka çözüm bulamadım. Aileye katılırsa annem de kardeşim de onlara bulaşmaya cesaret edemez.”

“Peki neden siz, yanılmıyorsam erkek kardeşiniz vardı, onunla evlenebilirdi Arya!”

“Asla olmaz,”

“Olmaz!” İkilinin aynı anda itirazı Zeynep’in kıkırdamasına neden olurken Aras toparlanarak devam etmişti.

“Ailenin sorumlusu benim. Akın evlenme yaşında olsa da hala sorumluluk alacak durumda değil. Özellikle böyle bir konuda…”

“Yani sorumluluk alsaydı kardeşinle evlenmemi isteyecektin?”

“Ben öyle bir şey demedim Arya, sözlerimi saptırma.”

“Neyse…”

“Asıl soruya gelelim, Arya mezun oluyor ve mesleğini yapacağına eminim.”

“Elbette yapacağım, boş yere o kadar uğraşmadım.”

“Benim için sorun yok, ister çalışır ister çalışmaz ona kalmıştır.”

“Ama stajın ne olacak Arya?” Arya gelen soruyla yutkunmuştu. İstanbul’da en iyi hukuk bürosunda stajyer olarak kabul görmüştü. Bu fırsatı kaçıramazdı.

“Gitmek zorundayım, bu fırsatı kaçıramam.” Aras kaşlarını çatarak genç kıza bakmıştı.

“Nereye gitmekten bahsediyorsunuz?”

“Arya, İstanbul’un en iyi hukuk bürosuna girmeyi başardı. Stajyerliği başarılı geçerse orada çalışmaya başlayabilirdi.” Arya’nın yüzü asılırken Aras genç kız için üzülmüştü. Onu bir şeyleri başarmak için çok çalıştığına emindi. Şimdi genç kızın hayatı tepetaklak olmak üzereydi. Hepsini sorumlusu ile kendi ailesiydi.

“Üzgünüm, böyle olmasını istemezdim.”

“Staj için gideceğim.”

“Elbette, ne kadar sürecek bu staj?”

“Altmış gün, iki ay!” Aras düşünceli bir şekilde başını sallarken derin bir iç çekti.

“Fazla değilmiş, sorun değil. Sen stajını yaparken ben buradaki hazırlıkları hallederim.” Zeynep şaşkınlıkla genç adama bakarken birden “İtiraz etmeyecek misiniz?” diye sorunca Arya genç adamın gülen yüzüne takılı kalmıştı.

“Neden itiraz edeyim, emeklerinin boşa gitmesini istemem.” Arya derin bir iç çekerek önüne konan çaya sıkıca tutunmuştu.

“Bu iş çok canımı sıkıyor. Trabzon küçük bir yer ve burada iş bulabileceğimi sanmıyorum.” Aras kızın sözlerine hafif gülümsemişti

“İnan küçükte olsa davası olan çok kişi var. Üstelik şu staj yapacağını söylediğin yer dediğiniz kadar iyiyse seni kapmak için sıraya girecek hukuk büroları olduğuna eminim.”

İkili bir süre sustuktan sonra saatin geç olduğunu fark eden Zeynep yerinden kalkarak izin istemişti.

“Benim gitmem gerek, yurtta yapacak işlerim var.” Arya ayağa kalkarak arkadaşını yolcu ederken Aras’ta onları dikkatle izliyordu. Zeynep kafenin kapısında çıktığına genç kız Aras’a dönerek “Benimde gitmem gerek, sabahtan beri babamı görmedim,” dedi. Aras hesabı ödemek istediğinde Arya karşı çıksa da galip gelen genç adam olmuştu. İkili kafeden çıkarak genç adamın arabasına doğru giderken Aras’ı tanıyan bazı esnaflar onlara selam veriyordu. Her gördüğü kişi ile beş dakika sohbet eden genç ada Arya’nın uyarısı ile yola koyulmuştu. Akşam olmak üzereydi. Aras arabasını dikkatli kullanırken yanındaki kızın gerginliğini iliklerine kadar hissediyordu.

“Bu kadar düşünecek bir şey yok. Kendini zorlarsan önünü alamazsın.”

“Senin için kolay tabi, ben ailemi nasıl ikna edeceğimi düşünüyorum.”

“Annen ve babanla konuştum. Onlar evlilik meselesini biliyor.” Arya duydukları ile hızla genç adama dönmüştü.

“Sen ne dediğinin farkında mısın?”

“Bana bakma, babaannem ananenle konuşmuş. O da ailene söylemiş sanırım.” Arya iki yaşlı kadının hızına şaşırıyordu. Aklına Asiye kadının kendisini torununa Ecem’i bahane ederek istemesi gelince istem dışı gülmüştü.

“Ne oldu?”

“Babaannenden korkulur.” Aras genç kıza eşlik ederek gülümsemişti. Babaannesi onun tek sığınağıydı.

“Babaannem olmasaydı zor günler geçirirdim. Ecem’i ondan başkasına emanet edemezdim.”

“Annesi nerede? Yaşı çok küçük annesiyle kalması gerekmez miydi?” Aras gelen soruyla direksiyonu sertçe sıkmaya başlamıştı.

“Annesi öldü, trafik kazası.”

“Özür dilerim, düşünemedim.”

“Düşünecek bir durum yok, zaten boşanmıştık.” Aras’ın soğuk sesiyle genç kız üşüdüğünü hissetmişti. Adamın pek üzüldüğünü sanmıyordu.

“Neden?”

“Annemin kopyası olmaya başlamıştı. Allah’ın bir bildiği vardır ki kızımı annesinin büyütmesine izin vermedi.”

“Bu çok acımasızca bir düşünce!” Aras genç kıza kısa bir bakış attıktan sonra derin nefes aldı.

“Sence öyle mi? Kadın kızını banka kasası olarak görüyordu. Boşadığımda bile her hafta kızını ileri sürerek saçma sapan şeylere para harcıyordu. Bir günlük masrafına normal bir aile üç aç geçinirdi.” Arya duydukları ile gerilirken Aras’ın ses tonundan ürkmüştü. Karısı ölmüş olsa da ondan nefret ettiğini sesinden anlayabiliyordu. Bir kadından bu kadar nefret edecek ne yaşamış olduğunu düşünmeden edemedi. Üstelik o kadın çocuğunun annesiydi.

***

Yaşlı kadın yanından kalkıp hızla hastanenin kapısına doğru ilerleyen genç kızın arkasından bakarken Aras’ı onun peşinden göndermişti. Bir süre gelini ve torununun söylemlerini dinledikten sonra bastonunu yere vurarak “Bi susun da!” diye bağırıp eteğine yapışan küçük kızın elini tutarak hastanenin kapısına doğru ilerledi. Küçük kız hastane köşelerinde perişan olmuştu.

“Akın uşağum, gel  haburaya!” Akın babaannesinin seslenmesi ile hızla yaşlı kadının yanına varmıştı.

“Buyur babaanne bir şey mi istedin?”

“Beni hau kizun babasina götür.”

“Kimin?”

“Gelin kizunda! Gidup bi konuşayim, yoksa kuş kaçacak!” dediğinde Akın gülmeye başlamıştı.

“Babaanne senden korkulur.”

“Sus bakayim, deduğumi yap. Habu çecuk da sefil oldi hastalerde.” Akın yeğenini kucağına aldığında küçük kız uykulu bir şekilde başını genç adamın omzuna yaslamıştı.

“Amcasının güzelinin uykusu mu gelmiş.” Ecem derin soluyarak gözlerini kapatmıştı.

“Babaanne, hadi seni eve bırakayım, Ecem de uyudu.”

“Çok konuşma da beni hastaneye götür.” Akın yaşlı kadına laf geçiremeyeceğini anladığında derin bir iç çekerek arabasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Ecem doğduğundan beri evdeki tüm araçlara onun için koltuk yerleştirilmişti. Küçük kızı usulca koltuğuna yatırıp kemerini bağladıktan sonra babaannesinin kapısını açarak oturmasına yardım etmişti.

“Babaanne emin misin?”

“Sus bakayim!” Akın yola koyulduğunda hastaneye varmaları fazla uzun sürmemişti. Fakültenin bahçesine uygun bir yer bulmak için birkaç tur atan genç adam arabayı park edecek yer bulduğunda Asiye kadın söylenmeye başlamıştı.

“Ula uşağum bizi ne diye dolanduraysun, endur bizi sora arabayı park et da!” Akın babaannesinin haklı olduğunu bilse de yaşlı kadını yalnız başına oraya gönderemeyeceğini de biliyordu. İçeride ki ailenin tepkisinin ne olacağını bilmiyordu.

“Kusura bakma Asiye sultan düşünemedim.”

“O aklun herşeye çaluşayi ama.”

“Tamam, hadi gidelim dünürleri ikna etmeye.” Asiye kadın dünür lafını duyunca hemen yumuşamıştı. Arabada uyuyan küçük kızı uyandırmadan kucağına alan genç adam yaşlı kadının yanında yavaşça ilerliyordu. Hastane koridorunda ilerlerken az ilerde oturan üç kişi dikkatini çekti. Aynı şekilde onların dikkati de kendi üzerlerine dönmüştü. Arya’nın birebir kopyası olan kız yerinden kalkarak kendilerine doğru gelmeye başladığında Akın şaşkındı. Kızların ikiz olduklarını elbette biliyordu ama yakından bu kadar benzemeleri genç adamı şaşkına çevirmişti. Kendisi asla ikizleri ayırt edemezdi. Peki abisi nasıl ayırt etmişti.

“Asiye teyze?” Alya kapıdan giren yaşlı kadını görünce şaşırmıştı. yerinden kalkarak hızla yanına doğru ilerlerdi.

“Uy küzum nasilsun?”

“Çok şükür de siz neden buradasınız? Hasta mı oldunuz?” Alya kadının kendilerini ziyaret edeceklerini hiç düşünmemişti. Köyde tanıştığı kadının hasta olmasını istemezdi.

“Yok kizum, bobani görmeye geldum.”

“Babamı mı?” Alya şaşkınlıkla yaşlı kadına bakarken kardeşinin ayaklandığını gören Selim ve Serdar genç kızın yanına gelerek onun iki yanında yer aldı.

“Bir sorun mu var Alya, kim bu teyze?”

“Yok bir şey ağabey, Asiye babaanne, ananemin köyünden. Ananemle arkadaşlar.”

“Anladım, geçmiş olsun teyze,” Selim ileri atılarak yaşlı kadının elini öperken Serdar da ağabeyini taklit etmiş yaşlı kadının elini öpmüştü. Akın şaşkınlıkla kardeşleri izlerken gözleri Alya da takılı kalmıştı. Serdar kardeşinin üzerinde olan bakışlardan rahatsız olarak onun önüne geçerken Akın’a ters bir şekilde bakmaya başladı.

“Eyiyim uşağum, bobani görmeye geldum. Habu uşakta benum torunumdu.” Üçkardeş Akın’a bakarken Alya2nın bakışları genç adamın omzunda uyuyan küçük kıza takılmıştı.

“Ah küçük Hanım uyuya kalmış.” Alya’nın sevimli sesi Akın’ı gülümsetirken Selim bir baba olarak Ecem’in başını okşayarak “Kızınızı içerdeki koltuğa yatırabilirsiniz,” dediğinde Akın hemen itiraz etmişti.

“Benim kızım değil, ağabeyimin kızı. Ben amcasıyım!” Akın’ın ani itirazı Ayla’yı güldürürken Serdar kardeşine ters bir şekilde bakmıştı.

Asiye kadın önde gençler arkada Ahmet beyin odasına girerken Emine Hanım yaşlı kadını görür görmez oturduğu yerden hızla kalkarak “Asiye teyze hoş geldin,” dedi. Annesi yaşında ki kadının elini öperken çocuklarına bakarak yutkunmuştu.

“Emine kızum hiç değişmemişsun, anani görmeya niye gelmeysun?” Emine Hanım kadının sorusuyla yüzünü asarken Ahmet Bey kadının kim olduğunu anlayarak duraksamıştı. Odaya kucağında küçük kızla giren genç adamı gördüğünde bakışları ona takılmıştı. Kim olduğunu bilmiyordu ama kucağında ki küçük kızın kimin kızı olduğunu hissetmişti. Asiye kadın adamın bakışlarını fark ederek araya girdi.

“Habu benüm küçük torunumdur. Bu sebi de Aras uşağumun bebesidur!” Emine Hanım az önce koltuğa yatırılan altın saçlı küçük kıza bakarak derin bir iç çekmişti. Ecem’in sevimliliği ailenin içini ısıtırken iki erkek kardeş gelenlerin kim olduğunu anladığında ileri atılmak istemiş ama babasının gözlerindeki ifade ile duraksamışlardı.

“Maaşallah Emine, ay parçası gibi evlat yetişturdun!”

“Allah razı olsun Asiye teyze, hangi rüzgar attı seni buraya? Hasta değilsin değil mi?”

“Yok kizum, benum uşak şey gecurdi… şey…” Yaşlı kadın aklına gelmeyince Akın araya girerek babaannesine yardım etmişti.

“Babam küçük bir kriz atlattı, hastanede şuanda. Babaannem onu görmeye gelmişken sizin de hastanede olduğunuzu öğrenince ziyaret etmek istemişti.”

“Geçmiş olsun evladım, iyi mi baban?” Ahmet beyin sorusu ile Akın utanarak bakışlarını kaçırmıştı.

“Şükür, daha iyi. İki gün içinde çıkaracaklar. Size de selam gönderdiler.” Akın babasının selamını ilk duyduğunda şaşırmıştı. Kemal Bey krizden sonra garip davranıyordu.

“Aleykümselam. Allah razı olsun.” Selim ve Serdar babasının sakin konuşması karşısında şaşırsa da onun tabiatını bildikleri için ses çıkarmıyorlardı. İki erkek kardeş kalabalık olduğunu söyleyerek odadan dışarıya çıkarken Asiye kadın torununa dışarı çıkmasını söyleyerek aile ile tek başına konuşacağını söylemişti. Akın istemese de odadan dışarıya çıktığında öfkeli iki adamın bakışlarıyla karşılaşmıştı. Sessizce koridordaki banklardan birine oturarak beklemeye başladı.

 Emine Hanım kocasını yanına yaklaşarak hasta adamın başında dururken yaşlı kadın sıkıntıyla nefes vermişti.

“Neye gelduğumi bileysunuz değil mi Emine?” yaşlı kadının sorusuna karşılık karı koca gerilmişti. Kadın başını sallayarak “Biliyorum Asiye teyze, annem bir şeyler söylemişti,” dedi.

“Allah’un hikmeti işte kizum, anana demişidum ama başumuza gelenlere uzulduğumi bil. Kizuni köye gördüğümde çok sevdum. Hau sebiye bakışlari içumi rahatlatmişti. Şimdi olanlari düşününce üzuluyirum. Bu şekilde olmasini istemezdum ama Arya kizumizi minasip görursanuz torunuma isterum.” Yaşlı kadının bakışları Ecem’e olduğu için karı kocanın tepkisini görememişti. Ahmet Bey ve Emine Hanım birbirine bakarken ne söyleyeceğini bilememişti. Olanlar yüzünden topa tutulacaklarını biliyorlardı. Bulundukları toplum dedikoduların gerçek olup olmadığını umursamaz, atılan iftiralar iki kızının da hayatını karartabilirdi. Derin iç çekene kadın Asiye kadına dönerek konuşacağı sırada gözlerini aralayan küçük kızla bakışları kesişmişti.

Ecem’in uykudan uyanır uyanmaz gülümsemesi karı kocanın dikkatini çekerken Asiye kadın onları dikkatle izliyordu. Verecekleri cevap çok önemliydi.

“Nene,” Ecem yerinde doğrulmaya çalışırken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Emine Hanım uyku sersemi küçük kızın koltuktan düşmemesi için hızla onu kucağına almıştı. Kendisi bile yaptığına şaşırırken boynuna dolanan küçük kollarla hafif gülümsemişti.

“Oy maşallah sana, sen ne tatlı bir şeysin öyle.” Ecem kadının sesinde ki şefkati hissetmiş gibi geri çekilerek Emine Hanım’ın yanaklarını kavramıştı. Eksik dişleri ile gülümserken karı kocayı kendisine hayran bıraktığının farkında bile değildi.

“Ahmet, şunun tatlılığına bak.” 

“Dede,” Ecem yatakta yatan adamla göz göze geldiğinde şakıyarak Ahmet beye seslenmişti.

“Duydun mu Ahmet, sana dede dedi.” Adam şaşkınlıkla küçük kıza bakarken Asiye kadın torununu getirmekle İsabeyli karar aldığını anlamıştı. Kendisinin uğraşmasına gerek kalmamıştı. Küçük kız kendi işini görüyordu. Ecem karı kocanın sevgisini çoktan kazanmıştı.

“Şu sebi, Arya kizuma hemen aluşti, sizde istersenuz hem bu işten kurtuluruz, hem da Ecem kizumun anasi olur!” Asiye kadının sözleri ortamın gererken kapıdan içeriye giren ikili bakışları üzerine çekmişti.

“Babaanne, burada ne işin var?” yaşlı kadın torununu görünce gerilse de bastonunu yere vurarak konuşmuştu.

“Sağa mi soracağum nere gideceğumi?”

“Yokta, burada olman da beni şaşırttı.” Aras aslında hiç şaşırmamıştı. Babaannesinin boş durmayacağının farkındaydı. Derin bir iç çekerek kızının kendisine uzandığını görünce Emine hanımın kucağından almıştı.

“Babacım,” Ecem babasının yanaklarını tutarak öpmüştü. Sonra Arkada kalan Arya’yı görünce bu kez ona doğru uzanmaya başladı. Arya yaşadığı şaşkınlıkla odadakilere bakarken dalgın bir şekilde kendisine uzanan küçük kızı kollarına almıştı.

“Meleğim,” dediğinde anne ve babasının kendisini dikkatle izlediğinden habersizdi. Ne düşüneceğini bilmiyordu. Bu duruma nasıl geldiklerini anlamamıştı. Emine Hanım kızına üzgün bir şekilde bakarken Asiye babaanne araya girerek sormuştu.

“Ee Emine kizum, ne zaman istemeye gelelum?” dediğinde Arya yutkunurken Aras “Babaanne!” diye yaşlı kadını uyarmıştı.

“Nedur, babaanne, babaanne. Ne kizaysun?”

“Sırası değil babaanne. Fazla acele etmiyor musun?” Arya ve diğer aile üyeleri ikilinin atışmasını izlerken sesleri duyan Selim, Serdar, Alya ve Akın hızla odaya girmişti.

“Ağabey, neden bağırıyorsunuz?” Akın sinirlediği belli olan ağabeyini sakinleştirmek isterken Aras ona ters bir şekilde bakarak “Babaannene sor!” dedi. Akın şaşkınlıkla yaşlı kadına bakınca Türk ailesi sessiz bir şekilde onları izliyordu.

“Asiye sultan yine ne dedin de dellendi kıymetli torunun?”

“Ne diyecuğum uşağum, Arya kizumi ne zaman isteyelum dedum,” dediğinde İki ağabey öne atılırken Akın duyduklarıyla tiz bir kahkaha atmıştı.

****

10.BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 12.BÖLÜM

4290cookie-checkTatlı Hata 11. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

15 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*