Mart 12, 2021 Yazarı mermaridyy 4

ÜSAO 33. Bölüm

“Karı koca bir süre burada kalında aklınız başınıza gelsin!” sözleriyle Doğu hızla arkasına dönmüştü. O kadar tehditkar bakıyordu ki genç kız yutkunmadan edememişti. Nitekim genç adamın gözleri buz gibiydi. Farkında olmadan bir adım geri atan genç kız demir parmaklıklara yapışarak kendisini oradan çıkarmaları için yalvarmayı bile düşünmeye başlamıştı. Doğu kendisine doğru hızlı adımlarla yaklaşırken Güneş istem dışı gözlerini kapatmış ve gelecek olan azarlamayı beklemişti. Belki de kendisini döverdi. Ne de olsa Doğu Aksoy’un soyadını taşıyordu ve şuanda bir nezarethane de bulunuyordu. Düşünceleri genç kıza garip gelmişti. Ne de olsa Doğu da artık nezaretteydi. Ama beklediği gibi azar işitmek yerine bedenine dolanan kolların varlığıyla şaşkınlıktan donup kalmıştı.

Doğu karşısında korkmuş bir şekilde duran genç kızı görünce yumuşamıştı. Üstelik bütün gece başına bir şey gelmiş olmasından korktuğunu hatırlayınca şuanda karşısında ve sapasağlam olan karısının iyi olması tüm sinirini alıp götürmüştü. Kendisi bile nasıl olduğunu anlayamadan genç kızı kollarının arasına çekerek sıkıca sarılmış ve rahatlamanın verdiği duygularla başını genç kızın saçlarının arasına gömerek içinden gelenleri dışa dökmüştü.


“Çok şükür iyisin. Tüm gece sana bir şey olacak diye çok korktum. Aklımı kaçıracaktım…” Güneş yaşadığı gerginliği bir türlü üzerinden atamıyordu ama genç adamın sözlerini işitince farkında olmadan kollarını Doğu’nun beline dolayarak o da genç adama sarılmıştı. 


“Ben gerçekten özür dilerim, kendime hakim olamadım. O adamın Işık’a davranışını görünce sakin kalamadım…” 


Doğu genç kadını daha da çok kollarının arasında sıkarken Güneş gerginlikle inlemişti. Doğu onun canını yaktığını fark ederek geri çekilirken Güneş’in yüzünü iki avucunun arasına alarak alnını karısının alnına dayamış ve gözlerini genç kızın gözlerine hapsetmişti. Duru mavilikteki ıslak gözler genç adamın nefesini kesse de şuanda bulundukları ortam hiçte müsait bir ortam değildi. Güneş genç adama yutkunarak bakarken birden ürpermişti. Doğu onun ürpermesiyle kendisine gelirken ellerini genç kızın yüzünden çekerek az ilerde duvarın dibinde bulunan uzun oturacağa doğru genç kızı yönlendirmişti. Güneş sessizce Doğu’ya uyarken ilk önce genç adam oturup karısını da yanına oturtarak kendisine yaslamıştı. Güneş şaşkındı ve onun davranışlarına karşılık veremiyordu. Beyni uyuşmuş gibiydi.

“Üşüdün mü?” Doğu’nun şefkatli sesi yeniden ürpermesine neden olmuştu. Onun içinde hala eskiden tanıdığı genç delikanlının olduğunu biliyordu ama bu kadar kısa sürede dışarıya çıkacağını tahmin etmiyordu. Yüzünde garip bir gülümseme oluşurken bulundukları duruma hala inanamıyordu. Doğu’yla evlenmişti ve şuanda onun kollarında başı göğsünde oturuyordu. Ne ironiydi bu halleri. Yıllar önce onunla bu şekilde ömür boyu oturmayı hayal ederdi. Şimdi hayali gerçek olmuştu ama bulundukları ortam hiçte hayal ettiği gibi değildi. Genelde çiftlikte olduklarını, her zaman orada yaşayacaklarını düşünürdü. Birden kıkırdamaya başlamıştı. 


“Ne oldu?”


 Doğu başını hafif geri çekerek genç kızın yüzünü görmeye çalışmıştı. Güneş elini ağzına kapayarak kıkırdamasına engel olmaya başlamıştı. Genç adamın ısrar etmesi üzere “Şu halimize bak, ikimizde nezaretteyiz ve hiç bir şey olmamış gibi sakince oturuyoruz. Hadi ben içeri girmeyi hak ettim, sen neden buradasın?” Doğu onun sözleriyle hafif duraksamıştı. Gerçekten ikisin de durumu içler açısıydı. Avukatları elbet gelirdi birkaç saat içinde ama Doğu o anda nezaretten çıkmak istemiyordu. Şuanda garip bir şekilde halinden memnundu. Tekrar genç kızın başını göğsüne yaslayarak oturacağın ucunda ki battaniyeyi üzerlerine örtmüştü. Güneş aynı battaniyeyi paylaştığı adama bakarken yüzünün kızarmasına engel olamamıştı. “Üşüdün mü?” Doğu onun kızarıklığını fark etse de genç kızı daha fazla utandırmamak için konuyu değiştirme gereği duymuştu. Güneş konuşmak yerine başını sallayarak daha rahat edeceği bir şekilde genç adama yaslanırken Doğu onun rahatlığına gülümsemeden edememişti.


 “Adamın burnunu kırmışsın!” Doğu’nun sözlerini duyar duymaz hızla doğrulan genç kız inanmaz bir şekilde genç adama bakmıştı.


“Kırıldı mı? Gerçi ses çıkmıştı ama kırılmamıştır diye umuyordum.”


 Güneş’in hayıflanan yüz ifadesi, karşısında Doğu kahkahasına engel olamamıştı. “Ne gülüyorsun? Adam şikayetini geri çekmezse hapse gireceğim…” “Doğu kaşlarını çatarak “Merak etme, birlikte hapse gireriz o zaman. Senden sonra bende kırdım galiba o burnu… Zaten her şeye sokuyordu uzun burnunu…” Güneş inanmaz bir şekilde genç adama bakarken onun ciddi olduğunu anlamıştı. “Sen… Bunu yaptıysan mahkeme ne olacak. Adama saldırdığımız için Işık’ı kaybedersek ne olacak?” Doğu’da bunu düşünüyordu ama hafifletici sebepler ileriye sürebilecekleri için içi biraz olsun rahattı.


“Hadi çok düşünme de uyu artık. Ben çok yoruldum. Birileri yüzünden sabaha kadar ormanda kalmak zorunda kaldım.” 


Güneş başta onun neden bahsettiğini anlamamıştı ama sonradan kocasının “Beni çok korkuttun, ormanda kaybolduğunu sandık, tüm gece seni aradık…” genç kızın yüzünü kendisine çevirerek gözlerine bakmıştı. Güneş şaşkın bir şekilde onu dinliyordu. “Beni mi aradınız? Ama neden?” Doğu kaşlarını çatarak “Bir daha sakın kimseye haber vermeden ortadan kaybolma, başına bir şey geldiği için çok korktum. Ayrıca Şahin’i de azarlamak zorunda kaldım.”


“Ben merak edeceğinizi düşünmedim. Işık telefon edince bende Kemal’i aradım gelip beni aldı. Birlikte gittik… Hem Şahin’i neden azarladın ki?” Doğu onun masum bakan gözlerine bakmaktan kendisini alamıyordu. İçinden genç kıza doğru akan çağlayanların sert dalgalarının bedeninde oluşturduğu etkiyi saklamaya çalışıyordu. Bu kez yutkunma sırası genç adamdaydı. “Sakın bir daha habersiz ortadan kaybolma.” Güneş başını sallayarak gözlerini kaçırmıştı. Battaniyenin altından elini kalbine götürerek içten içe sakinleşmesi için kendi kendisine söyleniyordu. Başını yeniden genç adamın göğsüne dayarken yorgunluktan gözlerini kapatmıştı. 


Güneş kısa bir sürede uykuya dalarken Doğu onun da kendisi kadar yorgun olduğunu o anda anlamıştı. Fısıltı gibi çıkan sesiyle “Bu zayıf bedeninde koca adamın burnunu kırmayı nasıl başardın merak ediyorum!” diye söylenirken gülümsemeden edememişti. Avucunun içine genç kızın narin elini alırken battaniyenin altında ısındığını hissetmişti. Bu sıcaklık içine kadar işlemişti. Yanağını genç kızın başına yaslarken kendisi de uykuya dalmıştı. Biraz dinlenmek ona da iyi gelecekti. Kollarını daha sıkı genç kıza sararak uykusunda kendisinden ayrılmasını engellemeye çalışmıştı. Bir süre sonra nezarethanenin demirlerinin ardında kendilerini hayranlıkla izleyen gözlerden habersiz karı koca uykusuna devam ederken seyircilerinin yüzündeki gülümsemeden haberleri yoktu.


Kemal Işık’ı hastaneye götürerek darp raporu almış ve o sırada Doğu’nun avukatına haber vererek karakola gitmesini sağlamıştı. Şahin’e haber veren Kemal genç adamın içini rahatlatırken Şahin acele bir şekilde karakola gelmiş ve Kemal ile birlikte nezarete girdiklerinde gördükleri manzara kaşısın da hayranlıkla çifti izlemişlerdi. Sessiz birkaç dakikanın ardından Kemal’in uyarısı ile nezarethaneden çıkan ikili birbirine sırıtarak “Sence de patron çok değişti değil mi?” diye soran Kemal, Şahin’in “Bu gece ormanda deli gibi Güneş hanımı ararken onu görecektin. Gözüne görünmemek için resmen saklambaç oynadım. Bir an beni öldüreceğini sandım.” Kemal patronunun endişesi karşısında sırıtırken diğer taraftan onları buradan çıkarmak için endişe duymaya başlamıştı. Karı kocanın keyfi yerinde olsa da ikisi de ağır bir şekilde suçlanıyordu. Kasten adam yaralama ve haneye tecavüz suçlarında ikisinin de ceza alacağı belliydi. En azından cezayı para cezasına çevirmek için uğraşacaklardı. 


Genç adam tutulmuş sırtını esnetmeye çalışırken üzerinde ki ağırlıkla biran boş bulunarak sendelemişti. Sonrasında boynuna değen ılık rüzgara neden olan kişiyi görünce sırt ağrısına rağmen gülümsemeden edememişti. Güneş iyice kendisine sokularak uyumaya devam ederken nezarethanenin kapısının açılmasıyla genç adam onu uyandırmak zorunda kalmıştı. “Güneş, hadi kalkman gerek!” diye ona seslenirken itiraz ederek daha da Doğu’ya sokulan genç kız izleyicilerinde habersizdi. Doğu boğazını temizleyerek “Güneş hadi, bak polisler bekliyor.” Dediği anda genç kız nerede olduklarını hatırlayarak hızla yerinden doğrulmuş ve dengesini sağlayamayarak yeniden kocasının kolları arasına düşmüştü. Doğu başını iki yana sallayarak genç kıza bakarken avukat ikiliye imalı bir şekilde gülümsüyordu. “Çıkabilirsiniz artık.” Onun sözleri Güneş’in beyninde yankılanmıştı. “Çıkacak mıyız? Ama şikayet….” 


“Cezanız para cezasına çevrildi, o yüzden artık çıkabilirsiniz.” Güneş’in gözleri kısılmıştı. Dişlerini sıkarak “O adi herife para mı verdiniz?” Avukat öfkeli bir şekilde konuşan genç kıza şaşkın bir şekilde bakarken Doğu karısının yine olay çıkarmak üzere olduğunu anlayarak kolunu yakalamış ve sakinleşmesini tembih etmişti. “Bırak kolumu, ben bir yere gitmiyorum. O adi adama para yedireceğime hapis yatarım daha iyi.” Doğu onun inadına karşılık dişlerini sıkmaya başlamıştı. “Saçmalama Güneş, hadi çıkıyoruz.” Güneş kolunu sert bir şekilde çekerek “Ben gelmiyorum. Ne oldu küçük bey, hapis yatmaktan mı korktunuz?” Doğu onun daha fazla saçmalamasına izin vermeden karısının tüm itirazlarına rağmen Güneş’i omzuna atıp nezaretten çıkarmıştı. “Bırak beni Doğu, çıkmayacağım dedim sana. O adamı görürsem bu kez daha kötü yumruk atacağım ona.” Doğu debelenen karısının düşmemesi için uğraşırken onları gören Kemal ve Şahin şaşkınlıktan bir şey söyleyememişti. Doğu hiç duraksamadan Güneş’i arabasına doğru götürürken avukata sonradan yeniden karakola uğrayacaklarını söylemişti. Şuanda tek düşündüğü bu çılgın kadını karakoldan uzaklaştırmaktı. Yoksa hapse girmeleri kaçınılmaz görünüyordu. 


Arabaya çuval gibi koyulan genç kız öfkeli bir şekilde genç adama bakmıştı. “Sen ne yaptığını sanıyorsun? Bana bu şekilde davranamazsın.” Doğu onun öfkesine karşılık sakin kalmayı başarmıştı. “Asıl sen ne yaptığını sanıyorsun? Buradan çıkmak zorundayız, yoksa Işık’ın Esra’ya verilmesini mi istiyorsun? Bu şekilde örnek anne babaya benziyor muyuz?” Güneş ani gelen bu konuşmanın ardından susmak zorunda kalmıştı. Doğu’nun haklı olduğunu biliyordu. Mahkeme bitsin o adama bunun hesabını sormaya yemin etmişti. Yüzünü asarak arkasına yaslanırken onun aniden susması genç adamın dikkatini çekmişti. Şüpheli bir şekilde genç kıza bakarak “Aklından ne geçiyor senin? Sakın bir şey yapmaya kalkışma…” Doğu onu süzmeye devam ederken Güneş yüzünü diğer tarafa çevirerek onun kendisine bakmasını istemediğini belli etmişti. Genç adam arabayı çalıştırarak eve doğru ilerlemeye başladığında sessizdi. Eve kadar ikisi de konuşmamıştı. Kemal ve Şahin de onları arkadan takip ediyordu. Yarım saat süren yolculuktan sonra eve vardıklarında genç kız duran arabadan hızla dışarıya çıkarak koşarak eve girmişti.




“Işık!” evde deli gibi küçük çocuğu arıyordu. Hafta sonu olduğu için onun Esra’da olabileceği düşüncesi genç kızın içini endişeyle doldurmuştu. Ama birkaç dakika sonra merdivenlerden aşağıya kendisinse doğru koşarak gelen küçük çocuğu görünce yere eğilerek gözyaşları içerisinde onu kollarının arasına almıştı. Yaşadığı rahatlama ile sinirleri boşalan Güneş gözyaşlarına hakim olamıyordu. Bir süre çocuğa sarıldıktan sonra geriye çekilerek gözyaşlarını silme gereği bile duymadan Işık’ın moraran kollarına bakmaya çalışıyordu. “İyi misin hayatım, çok acıyor mu?” dediğinde Işık ağlayan Güneş’e şaşkınlıkla bakmaya başlamıştı. Onun neden ağladığını anlayamıyordu. Elini kaldırarak genç kızın yanağından akan yaşı silerken Güneş dayanamayarak yeniden Işık’a sarılmıştı. Onları izleyen Doğu hem şaşırmış hem de öfkelenmişti. Her zaman gülmeye alışık olan Güneş’in ağlaması genç adamın içini yakmıştı. Onun ağlamasına neden olduğu için Esra’nın kocasını öldürebilirdi. Oğluna şefkatle sarılan genç kızı izlerken içine yerleşen kıskançlık hissine engel olamamıştı. Dişlerini sıkan genç adam kendi oğlunu kıskanmaya başladığına inanamıyordu. 


“Aslı abla!” Aslı hanım kendisini çağıran Doğu’nun sesini duyunca hızla mutfaktan çıkarak onların yanına gelmişti. Genç adam hiç duraksamadan “Güneş’in eşyalarını benim odama yerleştirmeni istiyorum!” dediğinde ise kendisine şok olmuş gözlerle bakanlara aldırmayarak çalışma odasına doğru ağır adımlarla ilerlemişti. Güneş duydukları karşısında kanının çekildiğini hissederken aynı şekilde kızgınlıkta hissetmeye başlamıştı. Ne demek onun odasına eşyalarını yerleştir? Beyninde şuanda kırk türlü düşünce dolaşırken Aslı hanımın gülümseyen yüzünü görünce utançtan kıpkırmızı olmuştu. 


“Bunun hesabını sana soracağım!” 


~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~


Umarım beğenmişsinizdir arkadaşlar.

4280cookie-checkÜSAO 33. Bölüm