Mart 14, 2021 Yazarı mermaridyy 1

ÜSAO 35. Bölüm

Yapılan yorum çok mutluluk verici teşekkür ederim. Umarım bu şekilde yorum yapmaya devam edersiniz. Bu bölümde daha fazla yorum istiyorum. Biraz morale ihtiyacım var…

***********

Aslı hanımın tabaklara koyduğu yemeklere aç bir şekilde bakan küçük çocuğun yüzü gülümsüyordu. Babası masa başında ki yerini alırken yemek masasında hala yerini almayan Güneş’i merak ederek “Baba, annem yemek yemeyecek mi?” diye sorduğunda Doğu şaşkınlıkla oğluna bakmıştı. Güneş’e anne dediğini duymak genç adamın içini garip bir hüzünle doldurmuştu. Sekiz yaşındaki oğlunun anne özlemi çektiğini biliyordu ama kendi annesine adıyla hitap ederken başka bir kadına anne demeye bu kadar hevesli olması ister istemez onu üzmüştü. Sorumlu kişi acaba kendisi miydi? Düşünceler beynini kemirirken eski karısına oğlunu doğurması için yaptığı baskıyı yeniden hatırlamıştı. Ya Işık onun gerçek oğlu olmasaydı o zaman çocuğun çekebileceği acıların tüm sorumluluğunu kendisi üstlenmek zorunda kalacaktı. Esra’nın ısrarlarına rağmen onu eve kilitleyerek bebeğin doğmasını sağlamıştı.

Kadınlara olan tüm güvenini Esra’yı kendi evinde başka bir adamla yakaladığında kaybolurken karnında ki bebeğin kendi canından olma ihtimalini yabana atamazdı. Özellikle böyle bir ihtimal varken onu aldırmasına izin veremezdi. Sonunda bebek doğar doğmaz yapılan testle bebeğin babası olduğunu kanıtlamış ve oğlunu istemeyen karısına yüklü miktarda para vererek çocuk üzerinde hak iddia etmeyeceğine dair belgeleri imzalatmıştı. Oğlunu kolları arasına ilk bıraktıkları o anda içindeki tüm öfke yok olmuştu. Sadece oğlu için Esra’yı affedebilirdi ama kesinlikle onun hayatında yeri olmayacaktı. Yıldırım hızıyla karısından boşanırken velayette anne isteği üzerine babaya verilmişti. Ne çelişki ama…

Sekiz yıl sonra geri gelerek oğlunu almak istemesi, üstelik buna büyükbabası öldükten sonra kalkışması genç adamın içinin yeniden öfkeyle kaplanmasına neden oluyordu. Esra paranın kokusunu almış olmalıydı. Gerçi kendisi de iyi kazanıyordu. Hatta ülkenin sayılı zengin genç iş adaları arasına bile girmişti. Esra’ya bunun için teşekkür etmesi gerekiyordu aslında. Sırf onun yüzünden kendisini işine vermiş ve başarısını gün geçtikçe arttırmıştı. Düşüncelerine Işık’ın sorusuyla ara vermişti genç adam. 


“Baba Güneş ablaya anne demem seni kızdırır mı?” Doğu oğlunun masum yüzüne bakarak gülümsemişti. “Bu beni neden kızdırsın ki? Ayrıca bana değil Güneş’e sormalısın.” Işık babasının sözleri ile kıkırdamaya başlamıştı. “Ona sordum ki, o da kabul etti söylememi.” Sözlerini tamamlayan küçük çocuk yemek odasına giren Güneş’i görünce gülümseyerek “Annem de geldi!” değinde Güneş olduğu yerde donup kalmıştı. Kısa bir süre duraksamanın ardından içinden buna alışması gerektiğini kendisine söylese de zor olacağının farkındaydı. Masaya doğru ilerleyerek üzerinde ki yakıcı bakışlara aldırış etmemeye çalışıyordu. Doğu genç kızın salona girmesiyle bakışlarını ona dikmişti. Masadaki yerine geçene kadar genç kızın üzerinden bakışlarını çekmeyen genç adam Güneş’in Aslı hanıma “Bana sadece çorba verir misin Aslı abla?” diye sormasıyla homurdanmıştı.

“Aslı abla sen yemekte koy ona…” Güneş genç adama ters bir şekilde bakarak “Çorba yeterli abla!” dedi. Doğu onun inadı üzerine bir şey söylemeyerek yeniden yemeğine odaklanırken Güneş içinden genç adama söylenmeye başlamıştı.

“Pis, fırsatçı… Ben sana soracağım benimle bu kadar uğraşmanı.” Ağzının içinde kelimeler yuvarlanırken Işık babasıyla Güneş arasında ki atışmayı izlemeye çalışıyordu. “Anne, babam seni kızdıracak ne yaptı?” Genç kız bakışlarını çocuğa çevirerek gülümsemişti. “Babanın varlığı yeter hayatım…” Doğu duyduğu cevapla hızla başını kaldırıp genç kıza bakarken Güneş sinsi bir şekilde genç adama gülümsemişti. 

“Güneş ablanın bana kızması için bir neden aramasına gerek yok oğlum o hep böyle aksi olmuştu zaten. Çocukken de böyleydi, koca kız oldu hala değişmedi.” Aslı hanım ikili arasında ki atışmanın kısa bir bölümünü salondan çıkarken duymuştu. Kıkırdayarak kapıdan çıkarken Güneş’in ters bir şekilde genç adama baktığını tahmin edebiliyordu.

“Kimmiş aksi, ben mi?” Doğu başını sallayarak onu onaylamıştı. “Ayrıca çok zayıfsın, biraz kilo alsan iyi olacak.” Güneş dişlerini sıkarak ona cevap vermemeye çalışmıştı. Önünde duran çorbasına odaklanarak kaşıklamaya başladığında Işık’ın “Anne, bu akşam seninle yatabilir miyim?” Sorusuyla iki kişi aynı anda cevap vermişti. 

“Elbette!”

“Olmaz!” 

Güneş ile genç adamın gözleri birbirine savaş açmış gibi takılmıştı. Güneş onaylarken Doğu oğluna olmaz diyordu. Doğu bakışlarını genç kızdan oğluna çevirerek “Koca adam oldun kendi yatağında yatman gerektiğini biliyorsun Işık.” Işık babasının sözleri ile yüzünü asarken Güneş çocuğun yüzünün asılmasıyla üzülmüştü. “Arada bizimle yatmasında sakınca olduğunu sanmıyorum. İstediğin zaman benim yanımda yatabilirsin hayatım. Baban rahatsız oluyorsa kendisine başka bir oda ayarlayabilir.” Doğu genç kıza ateş saçan bakışlarıyla bakarken dişlerinin arasından ıslık gibi çıkan sözlere engel olamamıştı.

“Bunu anca rüyanda görürsün karıcım. Bundan sonra ben nereye sen oraya… Ben nerede yatacaksam sen de orada yatacaksın.” Güneş onun ciddi ifadesi karşısında yutkunmuştu.

“Beni zorlayamazsın.” Doğu genç kıza sadece gülümseyerek karşılık verirken yemek ikilinin atışmalarıyla devam etmişti. Sonunda yorulan onların atışmalarını dinleyen Işık olmuştu. 

Yemek bittikten sonra Güneş daha fazla dayanamayarak ve yaşadıklarının etkisiyle yorgun olduğunu hissederek odasına çıkmıştı. Alışkanlıkla kendi odasına giderken yarı yolda durarak başına vurmuştu. “Buna alışabileceğimi sanmıyorum. Neden kendi odamda kalamıyorum ki?” Geri dönüp genç adamın odasına girdiğinde odayı yadırgamamış olmasına anlam veremiyordu. Sanki yıllardır bu odada kalıyormuş gibi rahat oluşuna ise şaşırmadan edemiyordu. Dolabın kapağını açtığında kendi eşyalarıyla Doğu’nun eşyalarının yan yana olması genç kızın içini garip bir şekilde ısıtmıştı. Yüzünde ise yine anlamlandıramadığı bir gülümseme oluşmuştu. Bakışları genç adamın kıyafetlerine kayarken gözüne ilişen bir pijama takımını eline almış ve incelemeye başlamıştı. Elinde hissettiği yumuşak ipek genç kızın çok hoşuna gitmişti. Lacivertle siyah arası renginde olan pijama takımının hissettirdiği genç kıza cazip gelmişti. Aklına gelen düşüncelerle kıkırdarken banyoya geçerek kendi eşofman takımı yerine genç adamın henüz kullanılmadığı belli olan ipek pijama takımını giymişti.

Erkek kıyafeti giymeyi her zaman severdi. Özellikle erkek tişörtlerinin renkleri genç kıza her zaman iştah açıcı gelmişti. Teninde hissettiği ipeğin verdiği ferahlıkla gözlerini kapatırken kıkırdamasına engel olamamıştı. Doğu’nun tepkisini merak ediyordu. Aynadaki görüntüsüne kıyafete büyülenmiş gibi bakmaya başlamıştı. Rengi genç kızın saman rengi saçlarıyla hoş bir tezat oluşturuyordu. Odaya geçtiğinde yatağa doğru ağır adımlarla ilerlemeye başlamıştı. Tam yorganını açıp yatağın içine gireceği sırada odanın kapısı açılmıştı. Genç kız merakla arkasına döndüğünde Doğu’nun kapıyı kapatıp kendisine döndüğünü görmüştü. Genç adam karısının kendi pijama takımını giydiğini görünce duraksadı. Genç kızın büyüleyici güzelliği karşısında yeniden şaşırmıştı. Erkek kıyafetinin bir kıza bu kadar yakışması haksızlıktı. 

Güneş genç adamın bakışlarına karşılık tek kaşını alay eder gibi yukarıya kaldırmıştı.

“Kabul etmelisin ki bana senden daha çok yakıştı.”

Doğu onun alaycı konuşması karşısında gülümsemeden edememişti. “Peki ben ne giyeceğim?” Güneş onun sorusu karşısında şaşırmıştı. Üzerinde ki kıyafet hiç kullanılmamış gibi duruyordu. Ne yani genç adamın geceleri kullandığı takımı mı giymişti. Başını iki yana sallayarak onun blöf yaptığını düşünerek kendisini kandırmasına izin vermemişti. “Bu kıyafeti kullanmadığın belli, eminim yedek olarak kullanıyordun.” Doğu yüzüne yaydığı gülümsemeyi silmeden genç kıza yaklaşmıştı. “Dolabımı karıştırmadığın belli, eğer biraz meraklı davranım karıştırsaydın başka olmadığını görürdün. Ayrıca bu kıyafetin yanında eşi vardı, onu almak yerine benim pijamalarımı seçmende düşündürücü.” Güneş onun imalı bir şekilde konuşması üzerine yutkunmasını gizleyememişti. Tedirgin olmuştu genç kız. Üzerinde ki ferahlık hissi iğne batmasına dönüşmüştü. Genç adam dolaba yaklaşarak hala jelatinin içinde bulunan bayan pijama takımını genç kıza uzatmıştı. İki pijama takımının çift pijama takımı olduğunu fark eden genç kız şüpheli bir şekilde genç adama bakmıştı.


“Kadın pijama takımını ne yapıyordun, yoksa değişik fantezilerin mi var?”

Güneş’in alay etmesi karşısında genç adam sinirlenmek yerine küçük bir kahkaha atmıştı. “En son iş yaptığımız firmadan hediye gelmişti. Bana ve…” Genç kıza iyice yaklaşıp tedirgin etmeye başlamıştı. “… ve karım için. Aklında farklı bir düşünce varsa çıkarıp atsan iyi edersin. Ayrıca hemen üzerindekini çıkarmazsan bu gece yanında çıplak bir adam uyuyacak.” Güneş duydukları karşısında gözlerini büyüterek genç adama bakmıştı. Yutkunarak konuşmaya çalışırken kekelemesine engel olamamıştı.

“Ak.. aklından bile… geçirme. Buna pişman ederim seni…” genç adamın alaycı bir şekilde gülümsemesine karşılık Güneş farkında olmadan genç adamın elindeki takımı alarak banyoya girdiğinde söylenmesine devam ediyordu. Doğu onun kapanan kapı arkasından söylenmesini dinleyerek gülümsemesine devam etmişti. 

“Seninle çok işimiz var karıcım.” Güneş birkaç dakika sonra üzerinde yine aynı renkte olan pijama takımıyla odaya geçtiğinde Doğu’nun yüzündeki gülümseme solmuştu. Yutkunarak sessizce “Allah yardımcım olsun!” diye söylenmeden edememişti. Güneş onun bakışlarına aldırmayarak yatağa geçip yorganın altına girdi. Genç adam banyoya girdiği sırada Güneş’in “Uyku tulumu dolapta alıp yatarsın.” Dediğini duyduğunda iki parça olan pijamanın üst kısmını giyemeden hızla banyodan çıkmıştı. Gözleri kapalı olan genç kız onun öfkeli ifadesini görmemişti. Ama birkaç dakika sonra “Ne demek uyku tulumu dolapta?” diye gürleyen sesi ile yerinden sıçramıştı. Güneş tek gözünü açarak genç adama bakınca onun üzerini giymediğini görmüş ve hemen yorganın altına girerek “Sen neden çıplaksın?” diye bağırmıştı. Doğu onun sorusunu duymamıştı bile. Öfkeyle genç kızın üzerinden yorganı çekerek “Az önce neden bahsettiğini anlatmadan kurtulamazsın…”

Güneş ellerini gözlerine kapatarak genç adama bakmamaya çalışıyordu. Doğu iyice çıldırmıştı. “Bana bak Güneş!” genç kız başını sallayarak “Önce üzerini giy sonra bana bağırırsın…” Doğu onun çocuk gibi söylenmesi karşısında duraksamıştı. O anda üstünü tam olarak giymediğini fark ederek sinsi bir şekilde gülümsemişti. “Neden? Ne de olsa senin kocan değil miyim?” Güneş farkında olmadan ellerini gözlerinden çekerek gözleri büyümüş bir şekilde genç adama bakmıştı. “Saçmalama Doğu, yeter bu kadar, benimle uğraşmayı kes. Yoksa…” Doğu onun kendisini tehdit etmesi karşısında iyice köpürmüştü. 

“Bana bak sabrımı zorlama…” 

“Anne, baba?” 

Doğu ve Güneş arkalarından gelen sesle birlikte başlarını kapıda duran Işık’a çevirmiştiler. Işık korkmuş bir şekilde ikiliye bakarken Güneş derin bir nefes alıp vererek “Bir şey mi oldu Işık?” diye küçük çocuğa sormuştu. Doğu sakinleşmeyi başararak oğluna meraklı bir şekilde bakmaya başlamıştı.

“Siz kavga mı ediyorsunuz?” İkili kısa bir an birbirine bakarken Doğu hemen atılarak bir kolunu genç kızın beline dolayarak yataktan dizlerinin üzerinde olan genç kızı kendisine yapıştırmıştı. “Oradan bakınca kavga ediyormuşuz gibi mi görünüyor?” Güneş dişlerini sıkarak genç adamın alaycı ifadesine bakarken tırnaklarını genç adamın sırtına batırmaya çalışıyordu. Doğu onun bu hareketinden dolayı canı yansa da bir şey söyleyememişti. “Şey… Sizinle yatabilir miyim?” Güneş gelen soruyla gözleri parlayarak çocuğa bakarken Doğu’nun kollarının arasından hızla kurtularak kollarını küçük çocuğa açmıştı. “Gel hayatım çok sevinirim.” Onun sözleri karşısında Doğu yeniden öfkelenmişti ama bir şey söyleyememişti. Sadece genç kızın duyacağı bir şekilde “Nasılsa her gece bizimle yatmayacak, bence bu kadar sevinme…” dedi.

Güneş duyduklarıyla yutkunarak bakışlarını kaçırmış ve Işık’ı kollarının arasına alarak yeniden yatağa uzanmıştı. Doğu ikilinin birbirine sarılarak yatması karşısında kesif bir kıskançlık hissetse de elinden bir şey gelmiyordu. Banyoda bıraktığı pijamasının üzerini giyerek yeniden odaya döndüğünde ışıkları karartarak yatakta kendisine bırakılan daracık alana sıkışmaya çalışmıştı. Kendisini kapıya konmuş kötü çocuklar gibi hissediyordu. Bir süre düşüncelere dalarak gözlerini kapatmış ama bir türlü uyuyamamıştı. Sırtını dönerek bakışlarını oğluyla karısının üzerine çevirmişti. Bir süre uyuyan ikiliyi izledikten sonra dayanamayarak karısının kolları arasında uyuyan oğlunu onun kollarının arasından usulca almıştı. Güneş boşluğa düşerek homurdanırken Işık az önce babasının yattığı kenara doğru uzanmıştı. Doğu ikilinin arasına girerek hafif gülümsemişti. Güneş Doğu’ya doğru dönerek farkında olmadan kollarını genç adama doladığında Doğu onun yakınlığı karşısında içinin ısındığını hissetmişti. Başka bir kolun ağırlığını üzerinde hissedince ise gülümsemesi yüzüne daha da çok yayılmıştı. Bir omzunda oğlu diğerinde ise karısı yatıyordu. Uzun zamandır bu şekilde huzurlu hissetmiyordu. Gözlerini huzurlu bir şekilde kapattığında uykunun kendisini esir almasına izin vermişti. Sabah olduğunda karısının dırdırını dinleyeceği gerçeği bile onun huzurunu kaçıramamıştı. 

“Anne!”

Genç kız kendisine doğru çocuğa gülümseyerek kollarını açmıştı. “Oğlum…” Kahkaha atarak kolları arasında gülen küçük oğlanın saçlarına öpücük kondurmaya başlayan Güneş onun melodik sesine karşılık veriyordu. “Oğluşum…” karşıdan gelen sesle ikili gülmelerini kesmişti. “Ama anne Asım’ı benden daha çok seviyorsun!” Güneş kocaman adımlarla kendisine doğru gelen çocuğun simasını tanımaya çalışıyordu. Keskin bakışlar, koyu siyaha çalan gözleri ona tanıdık geliyordu.

“Işık?” genç delikanlı gülümseyerek Güneş’e doğru yaklaşmaya başlamıştı. “Anne, beni özlemedin mi?” Genç kız nefesinin kesildiğini hissediyordu. Derin derin soluk alırken heyecanla karşısında ki genç delikanlıya doğru koşarken birden kendisini havalanmış bir şekilde etrafına döndürülürken bulmuştu. Heyecan tüm bedenini sararken oğluna sevinçle seslenmeye başlamıştı. “Işık, ah ne kadar büyümüşsün… Işık…” Tam da bu sırada yeni bir ses duyulmuştu. “Oğlum, anneni rahat bırak Işık, sana kaç kez söyleyeceğim ona bu şekilde davranma diye?” Güneş birden arkada beliren görüntüyle yerinden sıçramıştı. “Işık!” Doğu birden yataktan sıçrayan genç kızın sesi ile gözlerini açmıştı. Güneş önüne gelen saçları titreyen elleriyle geriye doğru atarken Doğu endişeli bir şekilde genç kızının sırtını sıvazladı.
“Sakin ol, sadece bir rüya.” Güneş kulaklarına dolan sesle birlikte başını yavaşça genç adamın yüzüne doğru çevirmişti. 

“Asım? Asım nerede?”

Güneş’in sorusuyla Doğu kaşlarını çatarak karısına bakmıştı. “Asım da kim?” Genç kız birden duraksamıştı. Beyninde sadece ‘Asım’ adı dolanıyordu. Birden dehşete düşmüş bir şekilde genç adama bakmaya başlamıştı. Gerçek gibiydi… Gördüğü rüya, rüya olamayacak kadar gerçekti. Yutkunan Güneş ne cevap vereceğini düşünürken Işık yerinde kıpırdanarak kendisini hatırlatmıştı. Doğu genç kızın sırtını sıvazlamaya devam ederken Güneş birden bulundukları durumu fark ederek öfkeli bir şekilde genç adama bakmıştı.

“Sen neden benim yanımda yatıyorsun?” Doğu genç kızın aniden değişen ruh hali karşısında hemen elini ondan çekmişti. “Nerede yatacaktım ki?” Güneş dişlerini sıkmaya başlamıştı. “Seni fırsatçı seni, sen… sen…” Genç kız sesini yükseltmek üzere iken Doğu onun ağzını kapatarak susturmuştu.

“Sakinleş biraz karıcım yoksa oğlumuz uyanacak.”

Güneş gözlerini daha da çok büyüterek genç adamın elini ısırmıştı. Doğu acı bir ‘Ah’ çekerek elini hızla çekerken Güneş yataktan çıkıp koşarak banyoya girmişti. Doğu elinin acısını dindirmeye çalışırken bir yandan da banyoya giden karısının ardından bakmıştı. Yatakta yeniden bir kıpırdama hisseden genç adam bakışlarını uyuyan oğluna çevirmişti. Sessizce oğluna “Bir anlaşma yapalım evlat, Güneş benim, büyüyünce sana güzel bir kız buluruz tamam mı?” Kulağına gelen “Hıhı” sesiyle genç adam hızla geri çekilmişti. Işık gözlerini aralayarak babasına bakmaya başlayınca Doğu çarpık bir şekilde gülümsemişti. Tabi gülümsemesi kapının tıklatılmasıyla yüzünden silinmişti. Aile olmak için elinden geleni yapacaktı. Elinin altına gelen fırsatı kaçırmamalıydı. 

“Doğu bey misafirleriniz gelmek üzere…” 

************

Okuduysan ve beğendiysen yorum yapmayı unutma!!!

4370cookie-checkÜSAO 35. Bölüm