Asil Kan 12. Bölüm

İki prenses odanın penceresinden içeriye girdiklerinde dikkatle karanlık odada başka kimsenin olup olmadığını anlamaya çalışmıştı. Pencerenin açılışı ile yatağın uçuşan tüllerinin arasından Elizabeth’i görmeye çalışan ikili sessiz adımlarla ona doğru yaklaşmaya başladı. Felisa arada arkasına bakarken Floria elinde zehirli sarmaşık prensesin yatağına doğru ilerledi.

“Kahretsin!” Felisa ayağını karanlık odada köşeye çarparken Floria arkasını dönerek sessizce fısıldamıştı.

“Biraz dikkat et, uyandıracaksın.”

“Duymadın mı, bu gece uyanması beklenmiyor.”

“Yine de ne olacağı belli olmaz, dikkat et.” Floria yatağa yaklaştıkça tüllerin arasından sıcak kristal ışığın kaynağını merak ediyordu. Onları keskin gözlerle takip eden koruyucudan habersiz iyice yatağa yaklaştıklarında Floria yatağın tülünü kaldırıp başını uzattığında karşılaştığı manzara ile neredeyse dilini yutacaktı. Elizabeth daha önce görmediği bir buz kütlesinin içinde derin uykudayken etrafa ışık saçıyordu.

“Ne oldu?” Felisa merakla kardeşinin yanına giderken genç kız neredeyse çığlık atacaktı.

“Bu… Bu da ne demek oluyor?” Bir eli ağzında yatakta buz kalıbında uyuyan genç kıza bakan iki prenses yutkunmadan edememişti. Buz kütlesinin üzerinden Elizabeth’e ulaşmalarına imkan yoktu.

“Şimdi ne yapacağız? Böyle bir fırsatı bir daha yakalayamayız.” Felisa konuşurken kulaklarına gelen tıslama sesi ile ikili hızla başını kaldırıp sesin geldiği yere bakmıştı. yatağın tüllerinin bağlı olduğu dört direğe sarılı olan yılanı gördüklerinde ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Floria istem dışı bir adım geri giderken Felisa donmuş bir şekilde kendilerine düşmanca bakan yılanla göz göze gelmişti.

“Kaç Felisa, kaç!” Felisa komutu alır almaz kız kardeşinin peşinden pencereye doğru koşarken yılan hızla onlara doğru hamle yapmıştı. Çığlık çığlığa sarmaşıktan aşağıya inen ikili arkalarından gelen yılandan kurtulmak için ne yapacaklarını düşünürken Floria elini kaldırarak yılanın son hamlesini son anda savuşturmuştu. İkili koşarak kendi odalarına doğru ilerlerken kimseye görünmediklerini umdu. Son anda odalarına adımını atan iki prenses odasının kapısını kapatarak derin soluklar almaya çalıştı. Bedenleri korkudan titriyordu.

“O neydi?” Nefes nefese konuşan prenses Felisa neredeyse ağlayacaktı.

“Drew’in hayvanlarından biri. Anlaşılan onu Elizabeth’i korumasına vermiş.

“Az kalsın bizi öldürecekti.” Felisa’nın sözlerine karşılık Floria dikkatli olmaları gerektiğini biliyordu. Özellikle Drew yılanından bu gece olanları öğrenebilirdi.  Bakışlarını Felisa’ya çeviren kız yutkunarak “Drew bunu öğrenirse kurtulamayız,” dediğinde iki prenseste dehşete düşmüştü.

“O yılandan kurtulmamız lazım.”

“Sadece yılandan kurtulmakla olmaz bu, daha önce düşünmemiz gerekiyordu. Aptalca davrandık. Odada başka haşere olup olmadığını bilmiyoruz.” İki kız odanın ortasında gergin bir şekilde beklerken sabah olmaması için dua etmeye başlamıştı. Bedenleri korkudan titriyordu. Düşüncesiz bir şekilde hareket etmeleri onların hayatlarına mahal olabilirdi.

***

Adrian gece boyu uyuyamamıştı. İçinde oluşan sıkıntıya anlam veremezken aklı kendisini şaşırtacak derecesine prenses Elizabeth’te kalmıştı. Genç kızın yaraları aklından çıkmıyordu. Onu görmek istese de bunu yapamayacağını biliyordu. Dayısı izin verse de kimseye bu durumu açıklayamazdı. Yatağına uzandığında bedenine dolanmaya başlayan buz kütlesi ile yüzü asılmıştı.

“Yine mi? Neden bu şekilde uyursun ki?” Adrian son ana kadar gözlerini açık tutmayı başarmıştı. Tamamen buzun içine gömüldüğünde ise derin bir uykuya dalmıştı. Kabus gibi geçen gecenin ardından dinlenmiş bir şekilde uyanması tam bir muammaydı. Anlaşılan ruh eşi oldukça iyi dinlenmişti.

Sabah uyandığında ilk olarak yeni kral Drew’i görmek için taht odasına gitmişti. Drew’i çoktan görevinin başına geçtiğini görünce şaşırdı.

“Gel Adrian, yapmamız gereken çok iş var!” Adrian krala doğru ilerlerken onun şaşkın ifadesine gülümseyen kral derin bir iç çekti.

“Ne oldu?”

“Sizin bu saatte ayakta olacağınızı düşünmemiştim. Dün yorucu bir gün geçirdiniz.”

“Ne kadar yorucu olursa olsun, görev beklemeye gelmez Adrian, bu bizim üzerimize düşen vazife.” Adrian başını sallarken Drew elinde ki belgelerden bir kaçını genç adama uzatarak sordu.

“Şunlar hakkında ne düşünüyorsun?” Adrian kendisine uzatılan belgelere baktığında kaşlarını çatmıştı.

“Bu vergiler çok fazla değil mi? Daha önce bu kadar vergi alınmıyordu. Ne zaman size geldi bu tasarı!”

“Bilmem, sabah masamda buldum. Sanırım okumadan mühür vurmamı bekliyorlardı.” Drew hayıflanır bir sesle devam etmişti.

“Sence dışarıdan bakınca o kadar aptal mı görünüyorum?” Adrian bakışlarını kaçırarak vereceği cevabı düşünürken Drew ona gülerek bakmıştı.

“Yalnızken benim yanımda rahat olabilirsin. Mümkünse bu birkaç ay içinde ikimizin babam ve Ronald amca gibi yakın olmamızı istiyorum. Sana güvenmek zorundayım Adrian, babam sana güveniyor.”

“Aptal görünmüyorsunuz kralım, sadece o kadar içe dönüksünüz ki sizi elinde tutabileceklerini düşünmelerine neden oluyorsunuz.”

“Bazen saf ayağına yatmak iyidir. Babam Edward’ın bize ilk öğrettiği şey neydi biliyor musun? İhanetin kimden geleceği belli olmaz, güçlerini ve gerçek benliğini her zaman perdeler ardında tutmalısın. Sanırım benim yüzümde buna çok müsait.” Adrian şaşkın bir şekilde krala bakarken gülümsemeden duramamıştı.

“Prenses Elizabeth nasıl oldu?” Adrian’ın sorusu ile Drew gerilmişti. Sabah kardeşini görmeye gitmişti. Odada olanlardan elbette haberi vardı. Özellikle yılanın kendisine verdiği rapordan hiç hoşlanmamıştı. İki prensesin gecenin bir yarısı Elizabeth’in odasına masum nedenlerle gitmeyeceğini biliyordu. Özellikle pencereden girdikleri düşünülürse, buna inanmak imkansızdı.”

“Sabah odasına uğradığımda hala uyuyordu. Sanırım birkaç gün kendisine gelemeyecektir.”

“Onun adına üzüldüm, zor bir durum yaşadıkları.”

“Elizabeth atlatacaktır. Daha önce de atlattı, bunu da atlatacak.” Drew çocukluğundan beri genç kızın başına gelen kötü olayları hatırlayınca ürpermişti. Karşısında ki adamın da ürperdiğini fark etmemişti. Beyninden geçen her düşünce, Adrian’in gözünün önüne geliyordu. Derin bir nefes alarak “Neyse biz işimize devam edelim,” dedi.

İkili bir süre çalıştıktan sonra Adrian saraydan ayrılmak için hazırlık yapan annesini görmek için Adrian’a yapması gereken işlerin talimatını vererek yanından ayrılmıştı.

***

Edward hizmetlilerin topladığı eşyaların kasalara konmasını dikkatle izlerken yanında ki danışmanı onunla konuşuyordu. Saraydan bir sonraki taç törenine kadar ayrılacak olması Edward’ı gerse de oğluna güvenmekten başka seçeneği olmadığını biliyordu. Ana kraliçenin hamlelerine karşılık gitmeden Drew ve Elizabeth’i uyarmayı aklına not ederek Ronald’a döndü. Kendinden sadece birkaç yaş küçük olan adama gülümseyerek bakarken derin bir iç çekmişti.

“Yıllar sonra saraydan ilk kez bu kadar uzun süre ayrı kalacağım, gergin olduğumu bilmelisin.”

“Saraydan ayrıldığınız için mi halkın arasına katılacağınız için mi gerginsiniz?”

“İkisi de…” Edward bir süre sustuktan sonra başıyla işaret edip Ronald ile hizmetlilerden biraz daha uzaklaşmıştı.

“Ana kraliçenin yapacaklarından korkuyorum. Drew çok toy ve yanlış karar alıp halkın düzenini bozmasını istemiyorum.”

“Genç kral tecrübesiz olsa da aptal değil efendim. Siz de prensinizin ne kadar ayrıntıcı olduğunu biliyorsunuz. Alacağı kararları enine boyuna düşünecektir.”

“Öyle ama yine de düşmanı hafife almamak lazım.” Ronald eski krala hak verse de Drew’e güveniyordu. Drew yapamasa da Elizabeth annesine karşı gelecekti. Buna adı kadar emindi.

“Adrian’ı onun yanına vermemeliydiniz.”

“Öğrenmesi gerekiyor Ronald, ülke yönetimini öğrenmeli. Yakında kendi ülkesinin başına geçecek.” Ronald şaşkınlıkla ona bakarken Edward gülümseyerek adama bakmıştı.

“Bana şöyle bakmayı kes Ronald, sence komşu ülkede neler olup bittiğini bilmiyor muyum? Alexis yana yakına oğlunu arıyor. Ama bu kez öldürmek için değil, yerine varis bırakabilmek için.”

“Siz bunu nereden öğrendiniz?”

“Orası önemli değil, bildiğim tek şey Alexis’in kraliçesinin hasta olduğu ve eski gücünü yitirdiği. Kral Alexis karısının gücüyle birlikte ailesinin desteğini de yitirmek üzere. Ayrıca prenslerinin güçleri çok değil. En azından düşmanı alaşağı edecek kadar değil.” Ronald her duyduğu sözle daha da şaşırıyordu. Başını sallayarak krala aklındakileri söylemeye karar verdi.

“Sizce ana kraliçe Barbara kuzenine yardım etmek ister mi? eğer bu olursa prenses Elizabeth’i kuzeninin prensi ile evlendirmeye çalışacaktır.”

“Buna izin vermeyeceğim. En azından o kadının çocuklarıyla evlenmesine izin vermeyeceğim.” Ronald şüpheyle eski krala bakarken Edward gülümseyerek karşılık vermişti.

“Yoksa siz…”

“Düşündüğü gibi, Elizabeth’in evleneceği kişi belli.”

“Ama kralım…”

“Şişt bu aramızda, onlar farkına varana kadar kimseye bir şey söyleme.”

“Bundan nasıl emin olabiliyorsunuz? O çocuk sizin yeğeniniz olsa da damarlarında Alexis’in kanını taşıyor.”

“Aynı zamanda benim kanımı da taşıyor. Onlar çift olarak doğdu Ronald, bunu sakın unutma. Adrian ve Elizabeth seçilmiş olarak doğdular.” Ronald şok olmuş bir şekilde Edward’a bakarken birden ürpermişti. Edward derin bir iç çekerek dehşete düşen adamın omzunu sıkarak devam etmişti.

“Doğru yolu bulmaları için çalışman gerekiyor Ronald. Anladığım kadarıyla Adrian yanlış prensesi eşi olarak düşünüyor.” Ronald ne söyleyeceğini bilmiyordu. Başını iki yana sallayarak Edward’a baktı.

“Elizabeth’in güçleri onun kontrolünden çıkıyor. Bir süredir sende farkındasındır. Onu durduracak birine ihtiyacı var.” Edward adamın sözleri ile yutkunmuştu. Bu durum kendi başına da gelmişti. Kendisi normale dönene kadar kız kardeşi tarafından durdurulmuştu. Düşüncelerinin gittiği yolu fark edince birden gözleri açıldı.

“Ne düşünüyorsunuz efendim?”

“Benim güçlerimi kontrol edemediğim zamanları hatırlıyor musun?”

“Elbette, sarayda korunmak için yer arardık. Ama prenses Almira…” Ronald söylediği isimle birden duraksamıştı. Dehşetle Edward’a bakarken “Sizce annesinin sıfırlayıcı gücünü almış olabilir mi?” dediğinde Edward bilmediğini belli edercesine başını sallamıştı.

“İnan bilmiyorum, umarım almıştır. Yoksa iki seçilmişin birleşmesi felakete yol açabilir.”

“Bunu riske atamazsınız.” Kral düşüncelere daldığında Ronald onun ifadesinden korkmaya başlamıştı. Kapıda oluşan hareketlenmeyle düşüncelerinden çıkan Edward oğlunu görünce gülümseyerek ona doğru yürüdü. Oğlunu selamlamak için başını eğeceği sırada Drew hızla babasına ulaşarak “Yapmayın babacım, ne kadar kral tacı taksam da sizin oğlunuzum. Beni selamlamanıza gerek yok,” dediğinde Edward gülümseyerek yerini bıraktığı oğluna bakmıştı.

“Dediğiniz gibi benim oğlumsun, ama aynı zamanda kralsın da. Baban olarak ben seni selamlamazsam kimse sana saygı duymayacaktır. Bunu sakın unutma, benden daha iyi kral olmak zorundasın.” Drew yutkunarak babasının kendisini selamlamasını izlemişti. Drew’in içi rahat etmese de babasının haklı oluğunu biliyordu.

“Ne zaman yola çıkacaksınız?” Edward hazırlıkların bitmek üzere olduğunu söyleyerek oğluna cevap vermişti.

“İki gün içinde yola çıkarız.”

“Çok erken değil mi?”

“Biran önce saraydan uzaklaşmalıyım Drew, sende yönetime ayak uydurabilesin. Ben buradayken saray yetkililerinin sana gelmeyeceklerini düşünüyorum. O yüzden gitmem gerek. Ama bir sorun olursa bana ulaşabileceğini biliyorum. Nasılsa posta güvercinlerin çok fazladır.” Drew babasının sözleri ile gülümserken aklına dün gece olanlar gelince birden duraksamıştı. Edward oğlunun yüzündeki ifadeden hoşlanmamıştı.

“Bir sorun mu var kralım?” Drew etrafına bakarak başını sallamıştı.

“Sizinle konuşmam gereken önemli bir konu vardı.” Edward oğlunun ciddiyeti karşısında gerilmişti. Bakışlarını kaçırdığı için ne hakkında olduğunu anlayamamıştı.

“Elbette, burada konuşamayacağız sanırım.”

“Aslında Cariye Nadia’nın yanında konuşmayı tercih ederim.” Edward oğlunu sözleri ile şaşırsa da birlikte Nadia’nın odasına doğru sessizce ilerlemeye başladılar. Edward dayanamayarak sormuştu.

“Kraliçenizle anlaşabildiniz mi?” Drew babasının sorusu ile birden gülmüştü. Katren bu güne kadar gördüğü en ilginç kadındı.

“Anlaşacağımıza inanıyorum.”

“Biliyorsun, her zaman ikinci bir eş seçme hakkın var.”

“Asla!” Drew’in ani çıkışı ile Edward duraksamıştı. Oğlunun ifadesine bakarken Drew’in bakışlarını kaçırması keyiflenmesini sağlamıştı.

“Anlaşılan kraliçe sizi etkilemeyi başarmış. Buna sevindim. Babam hiç istemesem de kraliçe Barbara’yı seçtiğinde elimden bir şey gelmemişti. İkimizin evliliği sınır hattını güvenli kılacaktı. Alexis’in babası çok zeki bir kraldı. Babamla sürekli savaş halindeydiler. Barbara ile evlenene kadar bu böyle sürdü. Sanırım beni kolay av olarak görüyordu.”

“Kraliçemin ailesine ne zaman haber vereceğiz. Anladığım kadarıyla bir abisi varmış. Evliliğime karşı çıkacaklardır.”

“Sen kralsın Drew, ona göre davran. Kimse senin evliliğine karşı çıkacak konumda değil. Kraliçenin iyiliği için ona sahip çık.”

“Bunun için elimden geleni yapacağım. Ayrıca yakında onları saraya davet edeceğim.” Edward gülümseyerek oğluna baktı.

“Merak etme, davet işini ben çoktan yaptım. Yakında burada olurlar.” Drew gerilse de güçlü durmaya kararlıydı.

Nadia’nın odasının kapısından girdiklerinde tıpkı Edward gibi onun da eşyaları toparlanıyordu.

“Kralım,” Nadia oğlunu selamlarken eski krala nasıl hitap edeceğine karar verememişti. Edward onun zor durumunu görerek araya girmişti.

“Artık kral olmadığıma göre bana adımla seslenebilirsin Nadia,” dediğinde Nadia şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Ama efendim…”

“Nadia, ben senin kocanım. Şimdi sana söylediğimi yaparsan sevinirim. Ayrıca halkın arasında yaşayacağız,  buna alışsan iyi edersin.” Nadia Edward’ın haklı olduğunu biliyordu. Halkın arasında ona ‘kralım’ diye seslenemezdi. Yüzü kızararak başını eğdiğinde Drew annesinin ifadesine şaşırıp bakışlarını babasına döndüğünde onun annesine hayran bakışlarını yakalamıştı. Başını iki yana sallayarak asıl meseleyi açmaya karar verdi.

“Sizinle önemli bir konu hakkında konuşmam gerek, konu prensesler.” Edward oğluna dikkatle bakarken Nadia araya girerek “Prenseslere bir şey mi oldu?” dedi.

“Biliyorsunuz, dün Elizabeth iyi durumda değildi. Gece onu koruması için dostlarımdan birini görevlendirdi.” Drew duraksayınca Edward onun neden duraksadığını bakışlarından anlamıştı. Elleri iki yanda yumruk olurken Nadia ile göz göze gelmişti. Kadının dehşete düşen bakışlarından onun da Drew’in düşüncelerini okuduğunu anlamıştı. Edward birden ürpererek “Ortaya çık!” diye adeta kükremişti. Drew ve Nadia birden ürkerken Edward arkasını dönüp boş duvara doğru bağırmıştı.

“Şimdi ortaya çıkmazsan bir daha geri dönmemeni sağlarım.” Drew şaşkınlıkla babasına bakarken duvarın önünde beliren silik görüntü ile yutkunmuştu. Küçük prenses Lizzy’in beliren bedeni Nadia’yı dehşete düşürmüştü. Kızı görünmez olabiliyordu.

“Sen…” Drew kardeşine şaşkınlıkla bakarken Edward öfke dolu gözleriyle bir adım ileri atmıştı.

“Ne zamandan beri aileyi gizlice dinlemeye başladın?”

“Babacım ben…” Edward onun mahcup bakışlarına aldırmazken neden orada olduğunu anladığında iyice sinirlenmişti.

“Seni kim gönderdi. Bu yaptığının ihanete gireceğinin farkında değil misin?””

“Ben sadece merak ettim, siz…”

“Yeter Lizzy, sana kaç kez söyledim ablalarına uyma diye. Babanın olduğu yerde nasıl görünmez olabileceğini düşünebildin?””

“Beni görebileceğinizi unuttum babacım.” Özrü kabahatinden büyük olan Lizzy annesinin şaşkın yüzünü görünce Nadia sinirlenerek “Ne zamandır benim odamı gözetliyorsun prenses. Annenden bu kadar nefret ettiğini bilmiyordum. Bunun için eline ne sebep verdim.” Nadia üzgün bir şekilde kızına bakarken başını iki yana sallamıştı. Küçük prenses annesinin üzgün bakışlarına dayanamayarak ona doğru ilerlemiş ama Nadia bir adım geri giderek onu reddetmişti.

“Yoruldum artık, sana da ablana da bir şeyleri anlatmaya çalışmaktan yoruldum. İkinizi de ben doğurdum ama doğurmadığım sizden çok bana evlatlık yaptı.” Lizzy annesinin sözleri ile bozguna uğrarken yaptığı yanlışın farkına varıyordu. Gücünü fark ettiğinde ilk başlarda eğlenceli olan durum daha sonra girdiği her odaya durumun aslında hiç eğlenceli olmadığını anlamıştı. Başlarda prenses ablası Elziabeth’e karşı olan öfkesi annesinin odasına gizlice girdiği her seferde diğer iki prensesi yargısız infazlarına şahit olmuştu. Elizabeth’in annesine olan sevgisi ve her fırsatta ablalarını savunmaya çalışması küçük prensesi düşündürmeye başlamıştı. Bu kez diğer prenseslerin odasına gizlice girmeye başlamıştı. Onların kirli düşüncelerinden sonra aptal gibi davranmaya başlamıştı. Özellikle dün geceden sonra bundan emin olmuştu. Gizlice prensesin odasına girmiş iki ablasını da korkuyla konuşurken duymuştu. Hala onların Elizabeth’i öldürmek istediğine inanamıyordu.

“Ben sadece görünmeden sizinle konuşmak istemiştim.” Annesine bakan küçük kız babasının da odada olacağını tahmin edememişti.

“Ne konuşacaksın annenle…”

“Ben… Ben sizinle gelmesem?” Edward kızına şüpheyle bakarken düşüncelerini okumadan edememişti.

“Bu mümkün değil, annenin sana ihtiyacı var.”

“Ama babacım…”

“Sana mümkün olmadığını söyledim.” Lizzy başını aşağıya eğerken Drew kardeşinin neden gitmek istemediğini anlayamamıştı. Nadia kızının Elizabeth için geri kalmak istediğini öğrendiğinde şaşırsa da belli etmemişti. Her ihtimale karşı babasından bakışlarını kaçıran prenses hiçbir gücü olmadığını bildiği annesine gözlerini dikerek yalvarmıştı.

“Kralım, prenses burada kalabilir. Hem bu şekilde sarayda güvende olur.”

“Kızım benim yanında daha güvende olacak. Üstelik prenses ablalarında uzaklaşması onun için daha hayırlı.”

“Baba, bu konuda konuşmamız gerek. Prenseslerin güçlerinin alınmasını istiyorum.” Drew’in önerisine karşılık Edward genç adama bakmıştı. Aklından geçenleri okuyunca dişlerini sıkmaya başladı.

“Bunu düşüneceğim. İkisi de asil kan, güçlerini almak onları açık hedef haline getirir.”

“O zaman onları da yanınızda götürün.”

“Bunu yapamayacağımı biliyorsun.” Drew ne söyleyeceğini bilmiyordu. Gözlerini kapatarak gerçeği söylemekten başka çaresi olmadığını düşünerek konuştu.

“Dün gece Elizabeth’e zarar vermeye çalıştılar.”

“Dün gece Elizabeth ablama zarar vermeye çalıştılar.” Drew ve Lizzy aynı anda konuşurken Nadia korkuyla elini ağzına kapatırken Edward ellerini yumruk yaparak ikisine bakmıştı.

“Ben annemle bunu konuşmak için gelmiştim. Geriye kalırsam Elizabeth ablamın yanında olabilirim.”

“Bunu neden yapasın ki, sende ondan nefret etmiyor musun?” Drew’in sorusu ile yüzü asılmıştı.

“Ben sadece kıskanıyorum. Kıskandığım birini öldürmek isteyecek kadar kötü değilim.” Kızın yanağından aşağıya damlalar akarken Nadia kızına sarılarak onu teselli etmeye çalıştı.

“Tamam kızım, ablan güvende olacak. Eminim baban bunun için önlem alacaktır.” Edward düşünmeye başlamıştı. İki kızı da kardeşlerinden nefret ediyordu. Sıkıntıyla nefesini dışarıya vererek konuştu.

“Güçlerini alamam, ama Elizabeth’e karşı kullanmamalarını sağlayabilirim.”

“Nasıl?”

“Yıllar önce babamı korumak için dedemin yaptığı bir yöntem sayesinde. Elizabeth’i kalkanla koruyacağım.”

“Ama bu onun için zor olacaktır.”

“Kalkan görünmez olacak. Elizabeth’in de bilmemesi gerek. Buna izin vermeyecektir.” Lizzy herkesi şaşırtan bir rahatlama belirtisi gösterirken annesine daha sıkı sarılmıştı. Aldıkları kararla herkes görevine dağılırken Edward oldukça düşünceliydi. Kardeşlerin savaşı ülke yönetimini kötü etkileyecekti. Bu yüzden iki prensesin evlenmesini ciddi bir şekilde düşünmeye başladı. Odasına girdiğinde eşyalarının toplandığını görünce derin bir iç çekti. Yıllar vardı saraydan dışarıya çıkmamıştı. Gözlerini kapatarak en son ne zaman bu sarayda şen kahkaha attığını düşünmeye başladı. Gözünün önüne sadece kız kardeşinin şen kahkahası gelmişti.

“Almira, neredesin?” onun ölmediğini içinde hissediyordu.

***

Genç kız gözlerini araladığında hissettiği dehşetle yerinde sıçramıştı. Bakışları yatağının üstündeki yılanla çakışırken yılanın dilini çıkarmasıyla boş bulunarak çığlıkla yatağından çıkmıştı. Onun çığlığını duyan hizmetliler hızla odaya girdiğinde yılanın kendilerine tıslamasıyla hızla kapıya koşmuştu.

“Dur!” Elizabeth’in sesini duyan yılan yerinde durarak prensese döndü.

“Ödümü kopardın, yatağımın üzerinde ne arıyordun sen?” Yılan prensesi umursamaz bir şekilde yeniden yatağın direğine sarılarak uyku moduna geçerken Elizabeth sakinleşmek için derin derin nefes alıyordu. Hızlı bir şekilde hazırlanarak odasından çıkarken korkarak kendisine bakan hizmetlilere başını iki yana sallamıştı. Drew ile konuşması gerekiyordu. Koruma olarak yılan çok fazlaydı. Hızlı adımlarla koridorda ilerlerken kendi kendine söyleniyordu. Taht odasına doğru koridoru döndüğünde çarptığı bedenle yerinde sendelemişti. Düşmek üzereyken beline dolanan ellerden kurtularak geriye doğru havada asılı kalmıştı. Ona şaşkınlıkla bakan adamı görünce yutkunarak hızla eski haline döndü.

“Prenses Elizabeth, nasıl oldunuz?” Adrian az önce gördüğü şey karşısında şaşırsa da sormadan edememişti.

“Daha iyiyim, teşekkür ederim.” Elizabeth baş selamı vererek hızla taht odasına girmişti. Drew kız kardeşini görünce elinde ki belgeleri bırakarak hızla yerinden kalkıp kimseye aldırış etmeyerek Elizabeth’i kollarının arasına çekmişti.

“Beni çok korkuttun prenses, bir daha bu şekilde pervasız davranma.”

“Sende sabah sabah benim ödümü kopardın, yılanının benim yatağımın üzerinde ne işi vardı kralım?” Saray yetkilileri onları şaşkınlıkla dinlerken Elizabeth’in gözleri tahtın yanında oturmuş etrafı inceleyen vahşi kediye kaymıştı. Hayvan o kadar asil görünüyordu ki genç kız hayranlığını gizleyememişti.

“Bu muhteşem bir yaratık, onu nereden buldun?” Drew kardeşinin sözlerine gözlerini devirerek karşılık vermişti.

“Bunu istiyorum.”,

“Olmaz…”

“Neden, o yılanı al bunu bana ver.” İki kardeş hayvan için inatlaşmaya girişmişken duydukları boğaz temizleme sesiyle kendisine gelmişti. Elizabeth saray yetkililerinin bakışlarında kendilerini aşağıladıklarını görebiliyordu. Drew’in kral olamayacak kadar toy olduğunu düşünenler, onu ellerinde piyon olarak oynatacaklarını düşünenler birbiriyle yarışıyordu. Sinirlenen Elizabeth başını dikerek olaya el koymuştu.

“Toplantı ne hakkındaydı kralım?”

“Adrian şaşkınlıkla prensese bakarken Drew kardeşini yanına alarak tahtın yanında ki diğer yere oturmasını istemişti.

“Bunun uygun olmayacağını sizde biliyorsunuz kralım, ben sizin danışmanınızım.” Drew bir şey söylemeyerek toplantıyı başlatmıştı. İstenen yetkiler, arttırılmak istemem vergiler ve değiştirilmek istenen cezalar. Drew yetkililerin bu istekleri babasından isteyemeyeceğinin farkındaydı. Belgeleri Elizabeth’e vererek konuştu.

“Sen ne dersin Elizabeth, bu belgeleri ne yapalım?” Elizabeth gözlerini kısarak Drew’e bakmıştı. Onun neden bu şekilde davrandığını anlayamamıştı. Kral çoktan kararını vermişti. Belgeleri kesinlikle onaylamayacaktı. Elizabeth gülümseyerek cevap verdi.

“Öncelikle bu bilgilerin araştırılması gerekir kralım. Halkın bu vergileri verecek gücü var mı, yoksa aç gözlü yetkililer ceplerini mi doldurmak istiyor bir öğrenelim.”

“Kralım bu aşağılamayı kabul edemeyiz.”

“Ben sizi aşağılamadım. Sadece merak ediyorum. Bu istekleri eski krala da gösterdiniz mi?”

“Biz…” Elizabeth elini kaldırarak Drew’e döndü.

“İzniniz olursa şahsen araştırmak için saray dışına çıkmak istiyorum.”

“Buna gerek yok Elizabeth, başkasını görevlendiririm.”

“Bu durumda kimseye güvenemeyiz kralım. Tahta yeni çıktınız bu durum saray dışında da etkili olacaktır. Eminim alışma aşamasında sizi yanılmak için ellerinden geleni yapacaklardır.”

“Prenses doğru söylüyor kralım, isterseniz ben çıkabilirim.” Elizabeth öfkeyle Adrian’a bakarken Drew kardeşinin öfkesinden endişe ederek hemen araya girmişti.

“Madem Elizabeth yapmak istiyor bırakalım da yapsın.”

“Dışarısı prenses için çok tehlikeli.”,

“Kendimi koruyabilirim.” Elizabeth’in sert sesine karşılık Adrian cevap vermişti.

“Prenses unutuyorsunuz galiba, halka karşı güçlerinizi kullanamazsınız. Bu kanunen yasaktır.”

“Sorun değil, yine de kendimi koruyabilirim.” Drew tartışmanın bitmesi için emirini vermişti. Prenses Elizabeth yanında birkaç güvenilir adam alarak saray dışına teftişe çıkacaktı. Adrian kızın dik başlılığına sinirlense de bir şey diyememişti.

“Kendi düşen ağlamaz.” Adrian’ın sessizce söylediği sözler Elizabeth’in kulağına ulaşsa da bir şey dememişti.

“Onu istiyorum.” Drew’in kaşlarını çatması üzere Elizabeth gülümseyerek “Söyler misin, saray dışında o yılan bana nasıl korumalık edecek?” dediğinde kral ona hak verse de en sevdiği hayvanından ayrılmak istemiyordu. Elizabeth abisinin bakışlarından kazandığını anlamıştı. Vahşi kediye yaklaşarak onu sevmek istediğinde hırlayan kedi saldırı pozisyonu alınca Drew araya girerek “Sira” diyerek kediyi sakinleştirmişti.

“Ona isim mi verdin?”

“O benim en iyi dostum.”

“Sen ona isim verdin, bu ilk kez oluyor.” Drew toplantının bittiğini söyleyerek yetkilileri itirazlar altında salondan çıkarırken Adrian ve Elizabeth Drew’in hayvanı sevişini izlemişti. İkili gözlerini birbirine dikerken vahşi kedinin Drew’e hırlaması ile Elizabeth şaşkına dönmüştü.

“Sana karşı geldi.”

“Beni bırakmak istemiyor.”

“Bu çok şaşırtıcı, ikinizin arasında müthiş bir bağ olmalı.” Drew kedinin gözlerine bakarak konuşmuştu.

“O benim ilk arkadaşım. Beni birçok kez kurtardı.” Elizabeth ağabeyinin sözlerinden sonra yutkunmuştu. Kralın elinden en sevdiği arkadaşını alamayacaktı.

“Vazgeçtim, bana başka kedi de verebilirsin.”

“Ondan bir tane daha yok.”

“O zaman bana bir çıta ver!” Adrian dehşetle prensese bakarken Drew kardeşinin isteğine kahkaha atarak gülmüştü.

“Bu çok fazla olmaz mı Elizabeth?” Elizabeth omzunu silkeleyerek “Saray dışında hıza ihtiyacımız olacak. Yanımda hantal bir hayvan istemiyorum. İlla bana koruma vermek istiyorsan çıta ver.” Adrian sessizce iki kardeşi dinlerken Drew suskunlaşmıştı. Elizabeth kralı susması ile yüzünü asmıştı.

“Ben iyiyim abi, bir şey olmadı.”

“Dün gece olanları biliyorsun değil mi?” Elizabeth başını sallayarak gülümsese de gözlerinde ki üzüntü kendisini ele veriyordu.

“Biliyorum, önemli ziyaretçilerim varmış.”

“Bu hafife alabileceğin bir konu değil. Elizabeth, hayatın tehlikede olabilir.”

“Sorun değil, baş edebileceğime eminim.” Drew sıkıntıyla nefesini verirken Adrian’ın yanında konuşmak istemediği için susmak zorunda kalmıştı.

“Peki nasıl ulaşamadılar sana?” Drew üstü kapalı sorduğunda Elizabeth gülerek karşılık vermişti. ,

“Sanırım buzu görünce korkmuşlardır.” Drew derin bir nefes alarak burnundan solumuştu. Kapı ağzından gelen “Kralım, kraliçenin ailesi olduğunu söyleyen iki kişi saraya girmek istiyor!” dediğinde Drew yerinden kalkarak kendisini yeni bir savaşa hazırlamıştı.

***

11.BÖLÜM <<<<<—–>>>>>> 13.BÖLÜM

5360cookie-checkAsil Kan 12. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

8 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*