Mart 22, 2021 Yazarı mermaridyy 1

ÜSAO 42. Bölüm

“Arkadaşlar diğer bölüme yapılan yorum ve votelerinize çok şaşırdım. Teşekkür ederim. Umarım biraz olsun emeğe saygı duyularak yorum ve vote yapılır…

*******

Sabahın ilk ışıklarında gece geç vakitte uyumasına rağmen kendisini dinç hissederek gözlerini açmıştı. Temiz havanın etkisi tüm gergin kaslarını gevşetirken elini dağınık saçlarına götürerek yastığına yaymıştı. Yüzünde rahatlamanın verdiği hisle bir gülümseme oluşurken dünkü stresten üzerine eser yoktu. Gerinerek yatakta doğrulurken Güneş ve Işık’ın uyanıp uyanmadığını merak ediyordu. Ne çılgın kadındı şu Güneş? ‘Umarım kocası ona fazla kızmaz’ diye düşünürken ağır hareketlerle yataktan kalkmıştı. Odaya göz gezdirirken sadeliği hoşuna gitmişti. Pudra rengi perdelerin altından parlak güneşin ışıkları hafiften süzülüyordu. Yine perdelerin renginde olan pikesini yatağın üzerine düzgün bir şekilde sererken kenarda bulunan küçük konsol masasının üzerinde duran havluyu eline alarak odadan çıkmıştı. Gece kendine gösterilen banyoya ağır adımlarla ilerlerken sessiz olmaya caba gösteriyordu. Sessiz bir şekilde gıcırdayan kapıyı kapatırken yüzündeki mimikler onu daha sevimli yapıyordu. Sonunda banyo da aynanın karşısına geçip kendisine çeki düzen vermeye başladığında aklına Melih gelmişti. Boşanma işinden haberi olmamasına gerçekten şaşırmıştı. Kendisini kardeşine layık görmeyen bu adamın davayı açmış olabileceğini düşünmüştü ama onun tepkisine bakılacak olursa yanılmıştı. Mete’nin kendisini bir kez bile aramaması kalbini kırarken boşanma evrakları artık geri dönüş olmadığını ona gösteriyordu. Zaten artık ona karşı ne hissettiğini kendisi bile bilmiyordu. Koskoca üç yıl geçmişti ve Mete ne bir kez yanına gelmiş ne de aramıştı. Onun için değeri olmadığını geç olsa da anlamıştı.

Elini yüzünü yıkadıktan sonra dağınık saçlarını toplayan genç kadın aynı sessizlikle banyodan çıkmış ve odasına geçmeden önce mutfaktan su almak için yönünü mutfağa çevirmişti. Aralık olan salonun kapısında gözüne takılan şey ile duraksayan genç kadın ağır adımlarla mutfağa gitmek yerine salona geçerken yutkunmadan edemedi. Koltuktan dışarıya sarkan bir çift ayağın kime ait olduğunu tedirgin bir şekilde anlamaya çalışıyordu. Aralık kapıyı sessiz bir şekilde iteledikten sonra aynı sessizlikle kanepeye doğru ilerlemişti. Yeniden yutkunan genç kız kanepede yüzü tamamen yastığa gömülü adamı görünce korkuyla yerinden sıçramıştı. Kim olduğunu göremese de bu evde bir adam olması genç kadını ürpertmişti. Etrafına bakınan Asya kapının arkasında bulunan fırçayı görünce sessizce eline almış ve yatan adamı sapıla dürtüklemişti. Homurdanan ama yüzünü göstermeyen adam genç kadını daha da çok korkutmuştu. Tekrar adamı dürterken adamın sert bir şekilde söylenerek yerinden kalkması sonucu korkarak fırçanın sapını genç adamın kafasına indirmesi bir olmuştu.

“Lanet…” Öfkeyle bağıran adamın kim olduğunu anlayınca gözleri iyice açılan Asya Melih’in kafasını ovalayarak kendisine öfkeyle bakması sonucu bir adım geri atmıştı. Genç adam sert bir şekilde sırtına bastırılan cismin acısı ile yerinden söylenerek hızla doğrulmuş ve başına aldığı darbe ile sendelemişti. Kendisine vuran kişiyi görünce de gözleri ateş saçmaya başlamıştı.

“Sen ne yaptığını sanıyorsun be kadın?”

Melih’in gür çıkan sesi ile yerinde sıçrayan Asya yutkunarak konuşmuştu. “Senin burada ne işin var? Neden burada yatıyordun?” Asya etrafına bakınarak bir şeyler aramaya başlamıştı. Melih acıyan başını ovalamaya devam ederken “Bu olanlara inanamıyorum. Hanım efendi hem kaçıyor, yetmedi bir de hesap soruyor.” Dişlerini sıkarak genç kadına yaklaşırken Asya elindeki fırçayı kendisine siper etmiş ona bakıyordu. Tam bir şey söyleyeceği sırada evin kapısı açılmış ve Güneş içeriye girmişti. Gözlerini kısarak Melih ve Asya’ya bakarken “Bir sorun mu var Asya?” diye sormadan edememişti. Öyle ki genç kadının can havli ile sarılmış olduğu fırçanın sapı genç kızın dikkatini çekmişti.

Asya elinde ki silahını yere doğru indirirken başını iki yana sallamıştı. “Evde yabancı birini görünce tedirgin oldum sadece. Hem sen neden dışarıdan geliyorsun?” Güneş onun sorusu ile kızarmıştı. Ne diyebilirdi ki? Kocası onu gece kucağına alarak büyük eve taşımıştı. Ah… Evden çıkarken nasılda gizlenerek kaçmıştı. Çalışanlara görünmemek için büyük çaba harcamış ve sonunda küçük eve gelebilmişti. Doğu Melih’in de geldiğini söyleyince genç adama kızmış ve hemen kendi evine dönmüştü.

Melih kendisine gözlerini dikmiş bir şekilde bakan Güneş’e öfkelenmeye başlamıştı. Doğu’nun dediğine göre karısıyla kendisi ilgilenecekti ama kendisi de bir çift laf etmezse içine dert olacaktı. “Sen hangi hakla seni ilgilendirmeyen konulara burnunu sokmaya kalkışıyorsun?” Güneş tek kaşını kaldırarak genç adama bakmıştı. Onun sorusunu yanıtsız bırakarak “Asya kahvaltı hazır, seni almak için geldim!” dedi. Melih kendisine cevap vermeyen kadının karşısına dikelerek ona tepeden bakmaya başlamıştı. İki yanda duran elleri yumruk olmuştu. Güneş alaycı bir şekilde genç adamın yumruk olan ellerine bakarken Asya’nın kolundan tutarak “Hadi gidelim biz!” diyerek kapıya doğru ilerlemeye başlamıştı. Asya şaşkındı. Genç kızın cesaretine hayran kalmamak elde değildi. Melih ise küçük çocuklar gibi yerinde tepinmemek için kendisini zor tutuyordu.

Güneş evden çıktığında arkasından kapanan kapının sesini duyunca derin bir nefes vermişti. Nefesini tuttuğuna inanamıyordu. Asya ise onun rahatladığını anlayınca gülümsemeden edememişti.

“Onun delirttin!” Güneş gülümseyerek Asya’ya bakmıştı. “Kahvaltıdan sonra at binelim mi?” Asya başıyla onu onaylamış, Güneş büyük eve yaklaşırken tedirgin olmaya başlamıştı. Kapı da onları uzun yıllardır çiftlikle ilgilenen Ahmet Bey bekliyordu. Güneş çekinik bir şekilde ona gülümseyerek “Nasılsın Ahmet amca?” diye sorduğunda orta yaşlı adamın yüzünde bir gülümseme aydınlanmıştı. Çocukluğunu bildiği genç kıza sıcacık bir gülümseme bahşederken “Çok şükür, asıl seni sormalı?” dediğinde Güneş’in yüzü kızarmaya başlamıştı. Salona girdiklerinde genç kız çalışanların arka bahçeye toplandığını öğrenmişti. “Neler oluyor burada?” Güneş Ahmet beye bakarak kalabalığın nedenini sormuştu. Adam bir şey söyleyemeden Doğu araya girerek “Geldin mi?” diye sormuştu. Güneş ona gözlerini kısarak baktığında genç adam Güneş’in elini tutarak onu arka bahçeye çıkan kapıya doğru götürmeye başlamıştı. Güneş tedirgin bir şekilde elini çekmek istediğinde ise Doğu karısına ters bir şekilde bakarak “Rahat dur karıcım, yanlış anlayacaklar.” dedi.

Herkes tedirgin bir şekilde bahçeye toplanmıştı. Doğu’nun onları toplamasında hiçbir neden göremezlerken tek düşünceleri çiftlik hakkında kötü haber alabilecekleri olmuştu. Doğu bey çiftliği satmaya karar verdiğini mi açıklayacaktı. Sonun da akrabalarının ısrarına dayanamamış olabilir miydi? Hepsinin aklında bu gibi endişeler dolaşırken karşılarına çıkan Doğu ve Güneş’i görüne uğultu birden kesilmişti. Güneş yüzü kızarmış bir şekilde elini kurtarmaya çalışırken Doğu daha sıkı tutuyordu karısının elini. Sonunda adamlardan biri “Bizi neden topladınız Doğu bey?” diye sorduğunda Doğu onun bakışlarında ki endişeyi görebiliyordu. Doğu yüzüne takındığı samimi gülümsemesi ile konuşmaya başlamıştı.

“Bir çoğunuzu tanıyorum, bir çocuğunuz da beni tanıyor. Ama hepinizin Güneş’i tanıdığına eminim. Onu tanımayan var mı?” Onun sorusu herkesi gülümsetmişti. Aralarında konuşmaya başlayarak “Çiftliğin güneşini kim tanımaz ki? O gerçekten bir güneş, içimizi ısıtanından hem de…” Güneş bakışlarını konuşan orta yaşlı çalışan Metin amcasına çevirmişti. Onunla çalışırken genç kızı her zaman gülümsetirdi. Anlattığı hikayeleri dinlemek için işini bitirir bitirmez tarlaya onun yanına soluğu alırdı. “Evet, sizlere bir haberimiz var. Güneş ile ben evlendik. Yani o sizin değil ayrıca benim de güneşim oldu!” dediğinde herkes şaşkın bir şekilde birbirine bakmıştı. Aralarında sevinç kahkahaları atanlar da vardı, şaşkınlığını dile getirenler de vardı.

“Sonunda oldu ha? Bu kadar çabuk beklemiyorduk ama sizin bir gün evleneceğinize emindik!” diyen çalışan kadınlardan biri sevinç gözyaşları dökmeye başlayınca herkes şaşırmıştı. Öyle ki Doğu bile onun sözlerine şaşırmıştı. Üstelemek istemiyordu. Avucunun içinde ki eli daha da sıkarak konuşmasına devam etmişti. “Bundan sonra ona davranışlarınız da benim eşim olduğunu unutmazsanız sevinirim. Çiftlikte işler eskisi gibi yürüyecek. Karımı azıcık tanıyorsam size yardıma gelip akşama kadar çalışmak isteyecektir. Onun çalıştığını görürsem üzülerek söylemeliyim ki çalışmasına izin veren kişiyi kovarım.” Güneş sert bir şekilde elini çekerek kocasına ters bir bakış atmıştı.

“Sen de biliyorsun ki ben çalışmadan duramama Doğu!” Doğu karısına sırıtarak bakmaya başlamıştı. “Evet biliyorum ama eskisi kadar sıkı çalışmanı istemiyorum. Yorgunluktan pestilin çıkıncaya kadar çalışırsan bizimle nasıl ilgileneceksin?” Genç adamın sorusu oradakileri güldürürken Güneş utanarak hızla eve girmişti. Söylenerek Doğu’nun odasına girerken arkasından gülümseyerek bakan Doğu çalışanlara dönerek “Sözlerim anlaşıldı mı?” diye sormuştu. Doğu karsını kahvaltıya çağırmak için odasına girdiğinde Güneş öfkeli bir şekilde genç adamın karşısına dikilmişti. “Bunu neden yapıyorsun? Onların karşısında ne kadar utandım biliyor musun? Ah delirmemek elde değil.” Doğu karısının elini yakalayarak kendisine doğru çekmişti. “Hadi ama, nasılsa yakında alışacaklar bize. Hem baksana onlarda bizim evlenmemizi bekliyormuş.” Güneş başını iki yana sallayarak genç adama bakmaya devam etmişti. Işık elini yüzünü yıkamış bir şekilde banyodan çıkarken gülümseyerek “Günaydın anne!” dediğinde Doğu yüzünü asarak “Bana yok mu?” diye söylendi. Küçük çocuk önce Güneş’in yanağını öperken babasına sadece gülümsemişti.

“Sen annemi benden kıskanıyorsun baba… Hem neden kıskanıyorsun ki? Siz her zaman birlikte yatıyorsunuz ama ben arada onunla birlikte yatıyorum. Üstelik sen hep aramıza giriyorsun.” Doğu ve Güneş şaşkın bir şekilde küçük çocuğa bakarken Işık trip atarak odadan çıkmıştı.

“Şunun dediğini duydun mu? Bana laf sokmaya çalıştı.”

Güneş kıkırdayarak şaşkın olan kocasına bakmıştı. “Haklı, küçücük çocuğu kıskandığına inanamıyorum.” Güneş sözlerini tamamladıktan sonra odadan çıkarken Doğu onun da arkasından iki katı şaşkınlıkla bakmıştı. Sonunda kahvaltı masasına geçtiklerinde Melih delici bakışlarını Güneş ile Asya’ya dikmişti.

“Bana o şekilde bakacağına kahvaltını bitirsen iyi edersin.” Güneş’in sözleri ile Melih kaşlarını çatmıştı. “Senin gibi bir kadın bu kadar çok konuşmamalı bence, yoksa o dilini keserler.” Güneş gelen sözler ile Doğu’ya bakmış ama kocasının müdahale etmeyeceğini anlayınca dişlerini sıkmıştı. “Dilimi kesecek kişi daha doğmadı. Üstelik bir söz vardır, kadınların şerrinden korkmalısın, eğer korkmuyorsan ya çok cesursun ya da çok ahmak. Senin cesur olmadığını bildiğimize göre de sorun yok. Ahmaklarla uğraşacak vaktim yok!” Güneş’in son sözleri ile Asya ve Doğu ağızlarına götürdüğü çaylarını masaya püskürtmüştü. Doğu gülmemek için kendisini tutarken Asya şaşkınlıkla bakışlarını genç kıza çevirmişti. Öyle ki Güneş’in bakışları Melih’e kilitlenmiş durumdaydı.

“Kahvaltın bittiyse gidelim Asya, sabah güneşi buralarda çok güzel olur. Öğlen güneşine kalırsak başımıza güneş geçebilir.” Asya yerinden kalkarken Melih dişlerini sıkarak genç kızın arkasından bakıyordu. “Gülebilirsin, kendini tutma gerek yok. Sana acıyorum dostum, bu kadına nasıl katlanacaksın?”

“Ben halimden memnunum, keskin dilinin yanında damarına basmadığın sürece çok uysaldır. Yumuşak sevgi dolu bir kalbi var. Ve aşırı iyi düşüncelidir, en azından art niyet saklamaz içinde. Nasıl görünüyorsa öyledir.”

“Anladık bana karını övme. Bunlar nereye gidiyor?” Doğu gülümseyerek az önce Güneş’in çıktığı kapıya bakmıştı. “At binecekler. İstersen biz de gidebiliriz.”

“Gerek yok, zaten bir sürü iş birikti.” Doğu başıyla onaylarken kahvaltısını tamamlamaya devam etmişti.

Güneş ve Asya at sırtında çiftlikten uzaklaşırken Doğu ve Melih’te çalışmak için çalışma odasına çekilmişti. Saatlerce süren çalışmanın sonunda dinlenme molası verdiklerinde Doğu saatine bakmış ve karısının eve dönüp dönmediğini merak ederek çalışanlara sormuştu. Hala dönmediğini öğrenince de kaşlarını çatarak “Kesin yine gün batımını seyredecek!” diye söylenerek Melih’e bakmıştı. “Onlara katılmaya ne dersin? Buranın gün batımı muhteşemdir.” Melih’te yerinden doğrularak ona onay vermişti. İkili onlara katılmak için evden ayrılırken huzurlu bir akşam geçirebilmeyi dilemişlerdi. Belki de gelecek günler o kadar huzurlu olmayacaktı…

*************

Okuduysan yorum ve beğeni.. Beğenmediysen beğenmedim diye kısa bir yorum..

6090cookie-checkÜSAO 42. Bölüm