Mart 27, 2021 Yazarı mermaridyy 2

ÜSAO 46. BÖLÜM

Çıldırmak üzereydi, aklı bir türlü almıyordu. Doğu küçük çocuk gibi kendisini odaya kilitlemiş ve seslenmesine cevap

vermiyordu. Gözünün önünden odadan çıkış anındaki yüz ifadesi bir türlü gitmiyordu. “Doğu aç şu lanet kapıyı, konuşalım!” hala kapıyı yumrukluyor ama bir türlü cevap alamıyordu. Öfkeyle dişlerini sıkan genç kız kendisine hakim olamayarak kapıya sert bir tekme geçirmiş ve Kemal’e seslenmeye başlamıştı. Genç adam ne olduğunu anlayabilmek için genç kızın yanına geldiğinde onun öfkeden çakmak çakmak bakan gözlerinden biraz ürkmüştü. “Bu odanın yedek anahtarı var mı?” Kemal şaşkın bir şekilde bir çalışma odasının kapsına bir de Güneş’in öfkeyle parlayan gözlerine bakmıştı. Yutkunan genç adam güçlükle başını iki yana sallamıştı. Işık odada ağlaya ağlaya uykuya daldığından beri çalışma odasının kapısından ayrılmamıştı genç kız. “Yok mu?” Kemal yeniden başını sallayarak onu onaylayınca Güneş ayaklarını yere vurarak arkasını dönmüş ve söylene söylene merdivenleri çıkmaya başlamıştı. “Ben sana gösteririm, eğer ben de Güneş isem o odaya girerim!” Hışımla odasına girdiğinde son anda odanın kapısının duvara çarpmasını engelleyebilmişti. Nitekim yatağında uyuyan küçük çocuğu kısa bir sürede olsa unutmuştu. Sessiz ve bir o kadar seri adımlarla odasında dört dönerken birden gözüne kestirdiği şeyle çarpık bir şekilde gülümsedi. Gözlerini kısarak odasının penceresine yaklaşan genç kız Doğu’nun çalışma odasının alt katta olmasına şimdiden minnet duymaya başlamıştı. Sessiz bir şekilde odanın penceresini açarak ağır ve dikkatli adımlarla kenarına çıkmıştı. Eve yakın olan ağacın dalına bir ayağını uzatırken üstte olan diğer bir dala da dikkatli bir şekilde tutunmaya çalışıp kendisini ağaca doğru savurarak ağacın gövdesine sarılmıştı. Kısa bir nefes alma duraksamasının ardından öfkesi yine tepesine çıkan genç kız kocasına söylenmeden  yapamıyordu. Hava kararmak üzereydi ve kendisi kuş gibi ağaçlara tünemişti. Kimin yüzünden acaba? Kendi iç sesi ile savaşırken ağır ve dikkatli adımlarla birkaç dal aşağıya inerek çalışma odasının penceresinin hizasında  duraksamıştı. Kısa bir an içeriye göz gezdirirken Doğu’nun görünmemesi canını iyice sıkmaya başladı. Neyse ki şansı yaver gidiyordu da pencere açıktı. Pencere kendi penceresinden biraz daha uzaktaydı ve ayağını uzatmasına imkan yok gibi bir şeydi. Bir üst dala tutunarak gövdesini salındırmak ve bu şekilde pencerenin kenarına geçmeyi denemek için kendisine cesaret verirken gözünün önüne gelen görüntülerle iyice sinirlenmişti. ‘Ya Doğu kendisine bir şey yaptıysa?’ ‘Saçmalama kızım koskoca adam, ne yapabilir ki kendisine?'”Işık onun tek dayanağı, ondan bu sözleri duymak çok canını yakmış olmalı!!”O daha çocuk, koca adam küçük çocukla mı hareket edecek, yok canım olmaz öyle şeyler…” Kendi iç sesi ile savaşırken birden kendisini dalla sallanır bir şekilde pencereden içeriye uçarken bulmuştu. Kulak tırmalayıcı bir sesle pencereden içeriye düşerken beklediği bir sertlikten ziyade sıcak bir bedenin üzerine düşünce duraksamadan edememişti. Yerde sıcak bir şeyin üzerinde yatıyordu. “Kafayı yedin kızım, bu yaptığın tam bir saçmalık! Neyse ki yumuşak bir düşüş yaptın.” kendi kendine konuşan genç kızın kulağının dibinde inleme gibi çıkan bir ses ve hemen ardından kükremeye benzeyen kulak sağır edici o sesi duymuştu. “Sen aklını mı kaçırdın? Nasıl bu şekilde odaya dalarsın?” Doğu pencereden dışarıya bakıp nefes almak istediği sırada tam pencerenin yanına geldiği an üzerine doğru gelen gölgeyi göremeden aldığı darbeyle yere yapışmıştı. Sırtı sert zemine çarparken üzerinde ki ağırlın nedenini anlamaya çalışıyordu. Nitekim anlaması da uzun sürmemişti. Deli karısı kulağının dibinde kendi kendine konuşuyordu. Üzerinde olduğunun farkında bile değildi. Aldığı darbe ile nefes almakta kısa bir süre zorlanan genç adam öfkesine hakim olamayarak hala üzerinde yatıyor olan karısına kızmıştı. Güneş gelen soru ile hızla başını kaldırıp altında yatan adama bakınca yutkunmadan edememişti. Birkaç gez gözlerini kırpıştırıp bulundukları durumu anlamaya çalıştıktan sonra yeniden yutkunarak çatallı çıkan sesi ile “Senin orada ne işin var?” diye sorduğunda Doğu burnundan soluyarak “Sence burada ne işim olabilir? Üzerimden kalk artık Güneş ve hemen o ağaçta ne aradığını açıklamaya başla…” diye adeta kükredi. Güneş Doğu’nun sözleri ile hızla doğrulmaya çalışırken dirseğini genç adamın karnına geçirince genç adam acıyla inlemişti. Genç kız duyduğu acı dolu sesle hızla kocasına dönerken onun yüzünün aldığı ifadeyle eli ayağına dolanarak hızla üzerinden kalkmış ve yerde kıvranan genç adama yardım etmeye çalışmıştı. “İyi misin? Çok özür dilerim bilerek olmadı… Ah neden kapıyı kilitlersin ki?” Doğu kendisini yerden kaldırmaya çalışan diğer yandan da söylenmesine devam eden karısına acı bir gülümseme ile bakıyordu. Güneş onun ifadesini yakalayınca sert bir şekilde kaldırmaya çalıştığı adamı itmiş ve yeniden yere düşmesini sağlamıştı. “Sana inanamıyorum, kaç yaşına geldin hala çocuk gibi davranıyorsun!” Elleri alnında odada dolanmaya başlayan genç kız Doğu’nun yerden kalkıp ağır adımlarla kendisine yaklaştığının farkında bile değildi. Sonunda geri dönen genç kız kocası ile burun buruna geldiğinde son sözlerini yutmak zorunda kalmıştı. Doğu onun bakışlarını çekişi karşısında çarpık bir şekilde gülümsemişti. “Çok mu endişelendin?” dediğinde Güneş olduğu yerden hareket edemez bir halde kalmıştı. “Sen… Sen ne yapıyorsun?” Doğu genç kıza daha da yaklaşırken bir elini karısının beline dolayarak genç kızı kendisine çekmişti. Gözlerini onun gözlerine dikerken Güneş yutkunarak bakışlarını kaçırmıştı. Doğu onun kızaran yüzü karşısında gülümsemeden edemedi. Bir ağacın dalından atlayabilecek kadar cesur olan karısı şuanda utançtan kıpkırmızı olmuştu.Ağaçtan atlamıştı! Genç adamın beyninde yanan sinyallerle birden yüzü kararmıştı. “Sen aklını mı kaçırdın?” genç adamın öfkeli çıkan sesi ile Güneş yerinde sıçramıştı. Korkuyla genç adama bakışlarını dikerken Doğu bir kaç adım geri giderek elini saçlarına daldırmıştı. Genç kızın odaya giriş şeklini yeni yeni idrak ediyor ve ona bir şey olabilecek düşüncesi ile aklını kaçıracağını hissediyordu. Güneş yerinde sinen tavuk gibi omuzlarını aşağıya düşürmüş başını göğsüne doğru indirerek gelecek sözleri gözlerini kapatarak beklemişti. “Sana soruyorum Güneş, ya aşağıya düşseydin? Ya bir yerine bir şey olsaydı? Aklını mı kaçırdın, sende hiç akıl yok mu?” Güneş gelen sorular üzerine gözlerinin dolduğunu hissediyordu. İçli bir şekilde yutkunarak gözlerine dolan yaşları geri doğru itelemeye çalışırken “Seni merak edende kabahat!” diye söylenerek kapıya doğru yönelmişti. Sinirden tüm bedeni titriyordu. Doğu onun sesindeki titreşimi fark edince hızla bakışlarını genç kıza çevirmişti. Karısının başı önde odadan çıkmak üzere olduğunu fark edince hızlı birkaç adımlar karısına ulaşarak sıkıca genç kızı kollarının arasına hapsetti. Sırtından kendisine sarılan genç adamın kolları ile irkilen genç kız yutkunmadan edememişti. Yanağından aşağıya akan tek damla yaşı kollarının üzerinden sarılan kocası yüzünden elini kaldırıp silemiyordu. Sonunda başını aşağıya indirdiğinde ise yanağından akan yaş genç adamın elinin üzerine düşmüştü. Doğu eline değen ıslaklık ile içinin acıdığını hissederken içi acımıştı. Uzun zamandır genç kızın ağladığını görmemişti. O her zaman gülümserdi ve etrafına adı gibi ışık yayar, sıcaklığını insanların kalbine iletirdi. Ama şimdi kolları arasında kıpırtısız duran bu genç kız kendisi yüzünden gözlerinden yaş akıtıyordu. İçinin acımasıyla boğuk bir şekilde çıkan ses tonunun farkında bile değildi genç adam. Sözleri dudaklarından o kadar duygulu çıkmıştı ki Güneş daha şiddetli ağlamaya başlamıştı. “Ağlama! Sana bir şey olacak diye aklım çıktı. Seni yerde kıpırtısız bir şekilde düşünmek bile canımı yakmaya yetiyor. Işık’tan sonra elimde kalan tek varlıksın… İkiniz de hayatımın tamamını oluşturuyorsunuz. Ne sana ne de oğluma bir şey olmasına dayanamam. Lütfen daha dikkatli davran!” Güneş hafif gevşeyen kolların arasında hızla dönerek kollarını genç adamın bedenine dolamış başını göğsüne yaslayarak ağlamasına devam etmişti. Doğu onun saçlarını okşarken bir yandan da “Özür dilerim, seni korkutmak istememiştim!” dedi. Bir süre o şekilde kaldıktan sonra Güneş iyice rahatlayınca ağır bir şekilde geri çekilip çekinik bir şekilde kocasının yüzüne bakmıştı.”Ben özür dilerim. Biliyorum bazen düşünmeden hareket ediyorum ama seni çok merak ettim. Önceden bu şekilde davranmazdın. Yaşlandıkça aptallaşıyorsun!” dediğinde Doğu duyduğu sözler karşısında kahkahasına hakim olamamıştı. Hala kollarında olan bedene yeniden sarılarak gülmesine devam ediyordu. Güneş ondan kurtulmaya çalışırken Doğu’nun onu bırakmak gibi bir niyeti yoktu.”Bırak artık zamk gibi yapıştın kopmuyorsun!” Doğu geri çekilerek genç kızın şaşkın bakışları arasında dudaklarını onun alnına dokundurmuştu. Kısa bir an genç kızın kokusunu içine çekerken Güneş heyecandan ne yapacağını şaşırmıştı. Kalbi göğüs kafesini deli gibi döverken, nefes alışı iyice sıklaşmış başlamıştı. Güneş birkaç dakika sonra dayanamayarak Doğu’nun karnını sıkıştırmış ve genç adamın boşluğuna gelerek hızla kollarından sıyrılmıştı. Kilitli olan kapıda bulunan anahtarı acele bir şekilde açarak odadan kaçar gibi çıkmıştı. Doğu hala arkasından gülüyor ve sesini duyması için yüksek sesle arkasından konuşuyordu. “Nereye kaçacaksın karıcım, aynı odada ne kadar kaçabileceksin ki?” Güneş duyduğu sesle yerinde duraksarken kendisine sırıtarak bakan Kemal’e ters bir şekilde bakarak kızaran yüzünü saklayarak hızla merdivenlerden yukarıya odasına doğru koşmuştu. Kemal başını iki yana sallayarak genç kadının arkasından bakarak çalışma odasına doğru yürümeye devam etmişti. Çalışma odasının aralık kapısından içeriye baktığında ise Doğu’nun hala sırıtarak kapıya doğru baktığını görünce kendisi de gülümsedi. “Güneş hanım çok sinirliydi Doğu Bey, üzerine çok gitmiyor musunuz?” Doğu küçük çocuk gibi omzunu silkeleyerek genç adama gülümsedi. Kemal onun gülümsemesine dalarken en son patronunun ne zaman böyle gülümsediğini hatırlamaya çalışmıştı. Aklına gelen tek anı ise Işık’ın dna testinin olumlu çıktığı gün gelmişti. O gün de buna benzer bir gülümseme vardı genç adamın yüzünde. Yeni doğum ünitesinde ki bebeğe hayran bir şekilde bakarak gülümsemiş ve “Bak Kemal, bu ufaklık benim oğlum… Ona artık biz bakacağız!” dediğinde hem şaşırmış hem de içi acımıştı. Bebek daha doğduktan birkaç saat sonra annesiz kalmıştı. Patronunun bebeğe iyi bakacağından emindi ama kendisi de annesiz büyüyen biri olarak bebek için üzülmeye başlamıştı. En kötü anne bile hiç anne olmamasından iyiydi ona göre. Derin bir iç çekerek düşüncelerinden çıkan genç adam Doğu’ya doğru ilerleyerek karşısında durmuş ve elindeki dosyayı ona uzatarak “Bu dava hakkında avukatın gönderdiği son dosya!” dedi. Doğu elindeki dosyaya bakarak derin bir iç çekmişti. Masasının başına geçerek akşam yemeğine kadar dosyayı incelemeye karar vermişti. Kemal onu yalnız bırakarak odadan çıktığında düşünceliydi. Işık’ın ne olacağını, davanın nasıl sonuçlanacağını bilmiyordu. Esra kolay kolay vazgeçeceğe benzemiyordu. Aslı hanımın kendisini çağırmasıyla mutfağa doğru ilerlerken Şahin’de eve yeni giriş yapıyordu. “Sorun mu var Kemal?” Kemal gelen soru karşısında kısa bir an duraksamış sonrada sıkıntılı bir şekilde “Dava dosyası geldi ve bu davanın sonucunu merak ediyorum. Işık bu evin neşesi, Doğu bey o olmadan yaşayamaz biliyorsun Şahin. Bir şeyler yapmak lazım!” dediğinde Güneş’te merdivenlerden aşağıya iniyordu. Konuşulanları o da duymuştu. Üçlü kısa bir an birbirlerine bakarken Kemal kendisini yeniden çağıran Aslı hanımın yanına gitmişti. Şahin ve Güneş salona geçerken düşünceliydi. Güneş oturduğu yerde başını iki elinin arasına alarak ne yapabileceğine karar vermeye çalışıyordu. Sonunda sessizliğe dayanamayan Şahin bakışlarını genç kıza dikerek “Aklınızdan ne geçiyor?” diye sormadan edememişti. Güneş genç adama bakışlarını çevirirken başını iki yana sallamıştı. “İçimde garip bir his var Şahin ama bu hisse bir türlü anlam veremiyorum. Esra’nın bu sabahki bakışı beni tedirgin etti!” dediğinde Şahin genç kıza kaygılı bir şekilde bakmıştı. Sabah olanlardan sonra o da tedirgin olmuştu. Esra’nın annelik duyguları kabarmış gibi Işık üzerine bu kadar istekli davranması onu da endişelendiriyordu. Onlar ne yapacaklarını düşünürken genç adam da dosyayı inceledikten sonra salona gelmiş ve ilkinin dalgın bir şekilde oturduğunu görünce meraklanarak onları incelemeye başlamıştı. Güneş bir şeyler düşünüyor, dudaklarını açıp konuşmaya başlayacağı sırada bundan vazgeçiyordu. Kocasını henüz fark etmeyen genç kız hızla Şahin’e dönerek “Sana bir şey söyleyeceğim!” dediğinde Doğu ile göz göze gelmişti. Genç adam gözlerini kısarak karısını seyrederken bakışları değişik bir şekilde etrafına alev püskürtüyordu. Güneş onun neden bu şekilde baktığını anlayamasa da Şahin’in “Bir çare mi buldunuz?” sorusu ile kendisine gelmişti. “Bunu sonra konuşalım Şahin, akşam yemeği vakti geldi!” diyerek yerinden kalkıp hiç bir şey söylemeden hızlı adımlarla mutfağa yönelmişti. Doğu o gittikten sonra bakışlarını sadık adamına çevirmişti.”Siz ne çeviriyorsunuz?” Şahin gelen soru karşısında ne cevap vereceğini bilememişti. Güneş’in neden o şekilde kaçar gibi gittiğini şimdi patronunun bakışlarına bakınca anlayabiliyordu. “Şey biz Işık için bir şeyler düşünüyorduk. Bu gün çok üzgündü!” dediğinde bulduğu bahane için kendisini tebrik etmişti ancak Doğu ona inanmıyordu ve adamının bu kez cevap vermemesine izin vererek adımlarını karısının gittiği tarafa çevirmişti. Nasıl olsa ondan ne çevirdiğini öğrenebilirdi. Mutfağa girdiğinde Güneş’in Aslı hanıma yardım ettiğini görünce duraksamıştı. Kendisini gördüğü halde görmemiş gibi davranan karısının bir şeyler karıştırdığına kesinlikle emindi. Birkaç dakika genç kızı izledikten sonra mutfağa doluşmaya başlayan diğer ev sakinleriyle dikkatini ondan çekmişti. Güneş kocasına dönerek “Bu akşam mutfakta yiyelim, Işık için iyi olur.” Doğu ona hak verircesine başını sallarken Güneş,” Ben Işık’ı kaldırıp getireyim!” diyerek mutfaktan ayrılmıştı. Doğu onun peşinden gitmek istese de bunu yapmamış mutfaktaki büyük masanın başucuna geçerek sandalyesine oturmuştu. Aslı hanım patronunun dikkatli bakışlarına alışık bir şekilde işine devam ederken Kemal ve Şahin de onun yanına gelerek izin alıp masadaki yerlerini almışlardı. Aslı hanım evin erkeklerine bakarken hafif gülümsemişti. Doğu yeri geldiğinde arkadaş yeri geldiğinde patron gibi davransa da asla çalışanlarını hor görmez onlarla birlikte bir şeyler yapmaya özen gösterirdi. “Yemekte ne var Aslı abla?” Doğu orta yaşlı kadına bakarak gülümsemişti. Aslı hanımda ona gülümserken mutfaktan içeriye Işık ve Güneş el ele girerek masada ki yerini almıştı. Işık babasına bakmıyordu. Güneş’te onun bu davranışının farkındaydı ancak onun bakışları Işık’tan çok Doğu’nun üzerindeydi. Küçük çocuk sabahki davranışı yüzünden utancından babasına bakamıyordu. Doğu bunun farkında olmasa da Güneş çocuğun kıvranışını görebiliyordu. Başını kaldırmamak için büyük çaba harcadığının farkındaydı. Dokunsalar ağlayacak kadar hissiyatlı olan Işık babasının konuşmasını beklediğini biliyordu. Doğu üzgün bir şekilde bakışlarını önünde ki yemeğe çevirirken Güneş masanın altından genç adama sert bir tekme atarak dikkatini çekmeyi başarmıştı. Doğu aldığı darbe ile acı bir şekilde ‘ah’larken masadakilerin dikkatini çekmişti. Işık hızla bakışlarını babasına çevirirken Doğu o bakışlarda ki akmaya fırsat kollayan yaşları görmüş ve içinin acıdığını hissetmişti. Yutkunan genç adam bakışlarını küçük çocuğun yüzünden çekemiyordu. Işık ağır bir şekilde başını aşağıya eğerken masanın üzerinde olan ellerini kucağında birleştirmiş içli bir şekilde nefes alıp vermeye başlamıştı. Kemal ve Şahin olanlara anlam veremiyordu. İkilinin neden bu şekilde davrandığına da… Sonunda dayanamayan Doğu oğluna bakarak “Işık!” diye seslendiğinde küçük çocuk hızla bakışlarını yeniden babasına çevirmişti. Doğu masadan kalkarak oğlunun sandalyesinin yanında diz çökmüş ve kollarını açarak oğlunu güvenli kollarına davet etmişti. “Gel buraya aslan parçası!” Işık babasının kollarına atılırken akmaya başlayan gözyaşlarına engel olamamıştı. “Ben özür dilerim baba, o şekilde konuşmak istememiştim. Ben… Ben çok özür dilerim… Ama o öyle söyleyince beni bırakacağını sandım…” Şahin ve Kemal şaşkın bir şekilde ikiliye bakarken Güneş’te çocuğun sözlerine dikkat kesmişti. “Kim ne söyledi sana hayatım?” Güneş’in yumuşak çıkan ses tonu ile Işık burnunu çekerek babasından ayrılmıştı. “Okulda ki çocuk… O dedi ki babamın yeni çocuğu olunca beni o kadına verecekmiş…” Doğu duyduğu sözlerle şaşkına dönmüştü. Güneş ise öfkelenmişti. Küçücük çocukların aklına kim bu tarz konuları sokuyordu ki?”Ama hayatım babanım senden başka çocuğu yok ki? Üstelik sen onun en kıymetlisisin.” Işık inanmak ister gibi babasına bakarken adamın içi yeniden acımıştı. Oğlu öyle bir bakıyordu ki Doğu kalbinin bir el tarafından sıkıldığını hissetmişti. “Beni vermeyeceksin değil mi baba? Güneş abla ile bir bebeğiniz olduğunda beni…” Çocuk sözlerini tamamlayamadan yeniden ağlamaya başlamıştı. Doğu ve Güneş birbirine bakarken ikisi de şaşkındı. “O da nereden çıktı oğlum, sen benim hazinemsin unuttun mu? Hazineler asla bırakılmaz.” Güneş Doğu’nun sözleri ile duygulanmıştı. Acı bir şekilde gülümseyerek “Hem merak etme baban seni asla veremez, hem ben buna izin vermem biliyorsun. Üstelik bizim çocuğumuz olmayacak!” dediğinde Doğu kaşlarını çatarak genç kıza bakmıştı.”Henüz olmayacak!” Doğu’nun çarpık gülümsemesine karşılık Şahin ve Kemal Güneş’in şaşkın yüz ifadesine kahkaha atarak gülmeye başlamıştı. İkili birbirine savaş baltalarını çıkarmış gibi bakarken Işık kıkırdayarak “Hem o benim kardeşim olacak değil mi baba?” diye pat diye sorduğunda Güneş daha fazla dayanamayarak çığlık atabilmek için hızla mutfaktan çıkmıştı. Onun kaçar gibi mutfaktan ayrılması üç adamı da güldürmüştü. “Anneni utandırdın oğlum. Ayrıca bu konuda anneni ikna etmek sana düşüyor!” diye kulağına fısıldadığında Işık gözleri parlayarak babasına bakmıştı. “Sahi mi baba? Ben annemi ikna edebilir miyim sence?” “Bence şansını zorlama Doğu!” Güneş stresini attıktan sonra mutfağa girdiğinde baba oğlun sözlerini duyunca şaşkına dönmüştü. Bu adam iyice kafayı kendisine takmıştı. Ama kendisini sevdiğini duymadan kesinlikle onunla gerçek karı koca olmayacaktı. Hep birlikte yemeklerini yedikten sonra Güneş ve Işık odaya çıkmıştı. Genç kız çocuğun pijamalarını giydirirken aklında Doğu’nun sözleri vardı. Onunla yalnız kalması çok tehlikeliydi. Işık’ın üzerini değiştirdikten sonra küçük çocuğu da yanına alarak Doğu ile kaldığı odaya girmişti. Nasılsa bu akşam çocuğun onlarla yatmasına bir şey söyleyemezdi. Sinsi bir şekilde sırıtırken odaya girdiğinde kocası ile göz göze gelmişti. Doğu tek kaşını alay eder gibi yukarıya kaldırarak “Işık’ta mı bizimle yatacak?” diye sormuştu. Güneş onun bakışlarından hiç hoşlanmamıştı. Sadece başını sallamakla yetinen genç kız kocasının gülümsemesinden ne sonuç çıkaracağını bilmiyordu. Işık babasına doğru giderken ikili birlikte yatağa girmişti. Doğu oğlunu sağına alırken Güneş dişlerini sıkarak yatağın kendisine kalan kısmına bakmıştı. Doğu onun bakışlarını görünce eğlenmeye başladı. “Orada ne bekliyorsun karıcım, bak ait olduğun diğer yanım boş, seni bekliyor!” Genç kız ne yapacağını şaşırmış bir şekilde yataktaki iki kişiye bakarken Işık heyecanla onun yatmasını bekledi. Doğu onun çaresizliği ile alay ediyordu. Dişlerini sıkan genç kız yatağa yaklaşarak kendisine ayrılan yere uzanmadan önce kısa bir an duraksamıştı. Sırtını genç adama dönerek yatağın yanında ki komodinin çekmesini açıp kapatmış ve ağır bir şekilde yatağa uzanmıştı. Doğu onun kendisinden olabildiğince uzak durmaya çalıştığını görünce sinsi bir şekilde gülümsedi. Genç kızı kollarının arasına çekerken yüzündeki gülümseme birden acı bir haykırışa dönmüştü.

************

Beğendiysen kısa bir yorum yap… Beğenmediysen de eleştiri.. Kaçarın yok kardeş yorum yap

9190cookie-checkÜSAO 46. BÖLÜM