Mart 29, 2021 Yazarı mermaridyy 2

ÜSAO 48. BÖLÜM

*********

“Bazen gitmek en güzel hediyeydi kalbe… Kaybetme korkusu kalbin harekete geçmesini sağlar!” Hakim elindeki tokmağı vurarak kararını açıklamak için iki tarafından ayağa kalkmasını beklemişti. Işık babasına bakarken Güneş kapı önünde sıkıntıdan tırnaklarını kemirmeye başlamıştı. İçerde olanları merak etmemek elde değildi. Hakim’in karar verip vermeyeceği belli değildi ve bu yüzden tedirgindi. Doğu ise oğlunun sözlerini duyunca gözlerini kısarak sakinleşmeye çalışmıştı. Sonunda hakimin sözleri kulaklarında yankılanmaya başlamıştı.”Davalı ve davacının sunmuş olduğu kanıtlar incelenmiştir. Ayrıca çocuğun dileği de göz önüne alınarak dava karara bağlanmıştı. Çocuğun yaşının küçük olması göz önüne bulundurularak  annesine verilmesine ve …””İtiraz ediyorum hakim bey!” Doğu hakimin kararı karşısında öfkeyle dişlerini sıkarken gelen itirazla duraksamıştı. İtiraz eden kişiyi görünce ise şaşkınlığı daha da artarak karşısında ki kadına bakıyordu. Esra oturduğu yerden kalkarak hakimin kararına itiraz ettiğini söylüyordu. Doğu onun ne yapmak istediğini anlamaya çalışırken hakim sinirlenerek “Neye itiraz ediyorsun hanım efendi. Oğlunu istemiyor muydun sen? Oğlunda seni istiyor daha ne istiyorsun?” Doğu gözlerini kısarak karşısında donuk bir şekilde duran kadına bakıyordu. Esra derin bir nefes alarak başını iyice geriye atmış ve dik bir şekilde hakime bakmıştı. “Oğlan annesini istediğini söyledi hakim bey!” dediğinde hakim onu anlamadığını belli eden bir tavırla kaşlarını kaldırmış ve “Evet annesini istedi!” dediğinde Esra kısa bir duraksama yaşayarak “Oğlan bana değil, babasının yeni karısına anne diyor!” dediğinde Hakim kaşlarını çatarak genç kadına bakmıştı. Doğu Esra’nın ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırken hakimin yeniden konuşması ile düşüncelerinde sıyrılmıştı. “Dışarıda ki kadını içeriye getirin!” hakimin isteği ile Güneş yeniden mahkeme salonuna girmişti. Işık genç kızı görünce Güneş ile arasında ki kısa mesafeyi koşarak yanına gitmişti. “Şimdi oğlum, sen hangi anneni istiyorsun?” Doğu oğlunun soru karşısında şaşırdığını görebiliyordu. Nasıl şaşırmazdı ki? Küçük çocuk anne sevgisi görmemiş ve şu ana kadar sadece Güneş’e anne diyebilmişti. Aklının karışmış olduğu gözlerinin bir şeyi anlamaya çalıştığı ifadeye büründüğü o keskin renkle anlamıştı. Işık hakime bakarak “Ben Güneş annemle kalmak istiyorum. Hem onun kocası çok kötü, bana kötü davranıyor!” dediğinde hakim kaşlarını çatarak bakışlarını Esra’nın yanında burnu kırık bir şekilde oturan adama kaymıştı. Dosyaya yapılan birkaç eklemeyi kendisi de görmüştü. Araştırmak için davayı yeniden uzatıp çocuğun velayetini geçici olarak kadına vermeyi düşünüyordu ama şimdi ne yapacağını şaşırmış bir şekilde durduğu da inkar edilemez bir gerçekti. Sonunda önündeki dosyayı yeniden incelemeye başlayan hakim birkaç resim ve rapora göz gezdirerek başını kaldırmış Güneş’in gözlerine bakmıştı. “Burada Esra hanımın kocasına şiddet uyguladığınız yazıyor?” diye sorduğunda Güneş başı dik bir şekilde hakime bakmıştı. “Oğluma potansiyel kasa gözüyle baktığı yetmediği gibi onun canını yaktı. Buna sessiz kalamazdım!” dediğinde hakim tek kaşını kaldırarak “Çocuğa da şiddet uygulamayacağını nereden bilebilirim?” Güneş gelen soru ile afallasa da yardımına hiç beklemediği anda Doğu yetişmişti.”Güneş karıncayı incitecek biri değildir hakim bey. Bu şekilde konuştuğuna bakmayın, o sadece yavrusunu korumaya çalışan bir annenin iç güdüsü ile davrandı, tıpkı benim gibi!” “Sizin de adamı darp ettiğinize dair rapor var!” “Oğlumun şiddet gördüğüne dair raporları dosyamıza koymuştuk. Ben ve karım sadece oğlumu korumaya çalışıyorduk.” “Öyle bile olsa bir adamın burnunu kırdınız!” Güneş homurdanarak konuşmuştu. “Dua etsin sadece burunla kurtuldu!” “Anlamadım, ne dediniz?” Hakim genç kızın sözlerini duymuştu ama anlamamazlığa geliyordu. Sonunda birkaç soru daha sorduktan sonra yeniden Esra’ya dönen hakimin gözleri keskinleşmişti.”Sen davayı açtın ama oğluna zarar gelmesini engelleyemedin. Bu konuda ne söyleyeceksin?” Esra sıkıntılı bir nefes vererek konuşmaya başlamıştı. “Bu davayı açmamam gerekirdi. İki çocuğa bakacak durumda değilim hakim bey bu yüzden davamın düşülmesini talep ediyordum. Çocuğu istemiyorum!” Doğu son sözleri duyunca dişlerini sıkarak genç kadına bakmıştı. Güneş şaşkındı ve bir o kadar da endişeli. Işık’ın bu sözleri duymasını istemiyordu ama buna engelde olamamıştı. Sonunda hakim başını onaylamaz bir şekilde sallarken yeniden kararını açıklamaya başlamıştı. Dava Esra’nın isteği üzere düşmüştü ve Işık yeniden babasına verilmişti. Güneş duyduğu sözlere bile sevinemezken bakışları Esra’nın üzerine kilitlenmişti. Bu kadını anlayamıyordu. Genç kız bir an olsun bakışlarını salondan çıkmak üzere olan Esra’dan çekmezken kadının kocasının davadan vazgeçtiği için onu kınayan sözlere sessiz kalmasını şaşkınlıkla izlemişti. Kapıdan çıkmak üzere olan kadın geriye doğru kısa bir bakış attığında ise Güneş gördüğü ifade ile donup kalmıştı. Esra’nın gözlerinde yaş gördüğüne yemin edebilirdi. O bakışlar Işık’a bakarken ıslanmıştı. Eli şiş karnında kapıdan çıkıp kaybolan genç kadının ardından hala dalgın bir şekilde bakarken Doğu bir kolunu karısının omzuna atarak onu kendisine çekmişti. Işık’ta genç kızın elini sıkıca tutmuş ve onu çekiştirmeye başlamıştı. “Anne ben çok acıktım!” Olanlardan habersiz bir şekilde Güneş’e sıkıntısını söylemeye çalışan küçük çocuk sonunda Güneş’in dikkatini çektiğinde kocaman bir gülümseme ile onun yüzüne bakmıştı. Genç kız dayanamayarak eğilip Işık’ı kucağına almış ve mahkeme salonundan bir daha hiç girmemeyi dileyerek hızlı adımlarla çıkmıştı. Dava sonucu evde sevinçle karşılaşırken Doğu karısı ve oğlunu yemeğe götürerek günün stresini atmak istedi. Üçlü güzel bir yemek yedikten sonra eve döndüklerinde hava çoktan kararmıştı. Doğu oğlunu kucağına alarak eve girdiğinde ise Aslı hanımla birlikte evin diğer çalışanları onları sevinçle kapıda karşılamıştı. Güneş buruk bir şekilde gülümserken aklında hala Esra’nın bakışları vardı. O gece yatağına girmeden önce Doğu oğlunu bir süre uyurken seyretmişti. İçinde büyük bir rahatlama yaşarken onunda aklı hala Esra’nın neden vazgeçmiş olabileceği sorusu vardı? Yavaş bir şekilde oğlunun kapısının kapadıktan sonra kendi odasına giden genç adam yatakta düşünceli bir şekilde bakışlarını tavana dikmiş olan Güneş’in yanına gitmişti. Yatağın sarsılmasıyla kendisine gelen genç kız Doğu’nun “Ne düşünüyorsun?” sorusuna kısa bir duraklama yaşadıktan sonra “Sence Esra neden vazgeçti?” sorusu ile karşılık vermişti. Genç adam onun sorusunu yanıtsız bırakarak oturduğu yataktan kalkarak dolaba gidip havlusunu alarak banyoya yönelmişti. Güneş onun ardından bakarken yatağa iyice uzanarak yastığını bir kolunun altına alıp sarılmış bir şekilde uyuyamaya çalışıyordu. Gözlerine bir türlü uyku girmeyen genç kız kocasının banyodan çıkışını beklemeye başladı. Doğu yarım saat sonra odaya döndüğünde Güneş’in hala uyanık olduğunu görünce gülümsemişti. “Beni mi bekledin?” Güneş onun kendisine takıldığını anlayarak bir şey söylememişti. Odanın ışığını kapatarak yatağına uzanan genç adam Güneş’e itiraz fırsatı bırakmadan onu kollarının arasına çekerek sıkıca sarılmıştı. Güneş yorgundu ve şuanda mücadele edecek durumda değildi. Bu yüzden kocasının hareketine kayıtsız kalırken Doğu’nun “Konuşmamız gereken bir konu var!” sözleri ile bakışlarını genç adama çevirmeye çalışmıştı. Doğu sıkıntılı bir şekilde konuşmasına devam ediyordu. “Dava bitiminden sonra bir karar vermem gerekti. Yakında Işık ile çiftliğe gitmeyi planlıyorum. Senin de okulun bittikten sonra bize katılmanı istiyorum!” dediğinde genç kız şaşkın bir şekilde kocasına bakmıştı. “Gidiyor musunuz?” Doğu onun sesindeki hayal kırıklığını algılayabiliyordu. Doğu üzgün bir şekilde “Işık’ın buradan uzaklaşması gerekiyor, ayrıca benimde! Şu birkaç ay gerçekten ikimizi de yıprattı. Böyle bir ortamda oğlumun büyümesini istemiyorum. Doğup büyüdüğüm topraklarda kök salmasını istiyorum. Tıpkı senin gibi, tıpkı benim gibi oğlumun da o topraklarda yetişmesini istiyorum!” dediğinde genç kız yutkunmadan edememişti. “Peki ben…” Güneş ne soracağını kestiremiyordu. İçinden ‘Peki biz ne olacağız? Ben ne olacağım, bu evlilik ne olacak?’ aklında bin türlü soru varken hiç birini soramıyordu. Doğu genç kızın çenesini tutarak gözlerini kendi gözlerine hapsetmişti. “Seni bekliyor olacağız, ikimizde! Kendi isteğinle bana geldiğinde seni asla bırakmayacağım.” Güneş genç adama şaşkınlıkla bakmıştı. Kendisini azat ediyordu! Kocası onu bırakmayacağını söylerken şimdi kendisini azat etmeye karar vermişti. İçine yerleşen bu korku da neydi böyle? Doğu genç kıza sıkıca sarılırken kulağına “Beni çok bekletme, bunca yıl sonra bu daha da zor olmaya başladı!” diye fısıldamıştı. Güneş’in tüm bedeni titrerken Doğu iyice uykuya dalmak üzereydi. Sonunda genç adamın düzenli nefes alışverişi genç adamın uyuduğunun göstergesi olmuştu. Güneş yerinden kalkarak bir süre genç adamı izlemişti. Onun son zamanlarda kötü günler geçirdiğinin en yakın şahidiydi. Oğlunu kaybetme korkusu yaşayan genç adamın ortam değiştirmek istemesini elbette anlayabiliyordu. Okul bittikten sonra gitseydi ne olurdu sanki? Üstelik o da onunla seve seve çiftliğe taşınırdı. Yanağından akan yaşı silerek yeniden kalktığı güvenli kollara sığınmıştı. Sabah ne olacağı belli olmazdı. Belki de Doğu kararından vazgeçebilirdi. ~~~~~~İki hafta sonra….~~~~~~~~~Genç kız odanın bir köşesinde duran bavullara bakarken içinin acıdığını hissediyordu. Şu iki haftada Doğu tüm işlerini ayarlamış ve oğluyla birlikte çiftliğe taşınma işini hızlandırmıştı. Doğu bu konuda kararlıydı ve çiftliğe taşınmak için her türlü hazırlığı yapmıştı. Bir yandan hazırlıkları düşünürken diğer yandan karısının okul bitmeden kendisini kabul etmesini dilemekle zaman geçiriyordu. Bu gidiş aslında Güneş için bir yemdi ve bu şekilde Doğu onun duygularını dışa çıkarmayı umuyordu. Doğu odaya girdiğinde Güneş üzgün gözlerle kocasına bakmıştı. “Siz gidiyorsunuz, benim de bu evden ayrılmam gerekir!” Doğu onun sözlerine hızla karşı çıkmıştı.”Burası senin evin ve okul bitene kadar burada kalacaksın.””Ama Doğu, sen yoksun, Işık yok ben bu koca evde ne yaparım. Üstelik Aslı Hanım da sizinle geliyor!” Doğu genç kızın yüzünü iki avucunun içine alarak alnına masum bir öpücük kondurmuştu. Onun sözlerine aldırmayarak “Seni bekliyor olacağız. Unutma sen benim karımsın ve bana geldiğinde…” Genç kadını kollarının arasına alarak sıkıca sarılmış ve “Bu kollar açık bir şekilde seni bekliyor olacak!” demişti. Güneş yanağından akan yaşa engel olamamıştı. “Ama Doğu…” “Hadi ama, ikimizde aramızda olanların farkındayız sadece itiraf için cesarete ihtiyacımız var!” Güneş yutkunarak kocasına bakarken odanın kapısının tıklatılması ile ikili kendisinden ayrılmıştı. Kemal odaya girerek valizleri arabaya taşımaya başlamıştı. Güneş odadan çıkan her bir valiz ile bir parçasının da evden ayrıldığını hissediyordu. Sonunda ikiliyi yola koymak için bahçeye çıktıklarında ise Güneş artık ağlamasını bastıramıyordu. “Anne sende geleceksin değil mi?” Doğu oğlunun sorusu ile merak ederek karısına bakmıştı. Genç kızın yanağından aşağıya yuvarlanan incileri genç adamın da içini dağlıyordu. Güneş yere diz çökerek Işık ile aynı boya gelmişti. Küçük çocuğu kollarının arasına çekerek “Annen çok yakında gelecek hayatım, uslu bir çocuk ol, tamam mı?” Işık hızla başını sallarken Doğu onu arabaya bindirerek yüzünü karısına dönmüştü. Güneş üzgün bakışlarla genç adama bakarken Doğu hızlı davranarak genç kızı kollarının arasına çekmişti. “Gitmeyin!” “Seni seviyorum!”

****

Acaba kim itiraf etti. Umarım beğenmişsinizdir. En güzele emanetsiniz. 🙂

9230cookie-checkÜSAO 48. BÖLÜM