Nisan 1, 2021 Yazarı mermaridyy 2

ÜSAO 51. Bölüm

Sabahki havanın güzelliğine inat birden gökyüzünü saran bulutlar genç adamın içini sıkıntı ile doldurmuştu. Karşısında karısı ve oğlu gülümseyerek oynarken içinde huzursuzluk baş göstermeye başlamıştı. Güneş bakışlarını genç adama çevirince yüzündeki ifadeden hoşlanmamıştı. “Bir sorun mu var Doğu?” genç adam adının seslenilmesi ile düşüncelerine ara vermişti. Başını iki yana sallayarak karısına gülümsedi. Güneş gariplik hissediyor ama bu hisse ne anlam vereceğini bilemiyordu. Başını yanında kendisine gülümseyerek baka küçük çocuğa çevirmişti. “Canım sen biraz bahçede oynayabilir misin?” Işık gözleri parlayarak babasına bakmıştı. Güneş’in istediğini yapabilmesi için babasının da izin vermesi için ona ikna edici ışıltılı gözlerini dikmişti. Doğu dayanamayarak ona izin vermişti. Işık onların yanından ayrılınca Güneş gözlerini kocasına dikerek konuşması için sabırla bekliyordu. “Anlatmayacak mısın?” Doğu gözlerini bir türlü karısının üzerinden alamıyordu. “Bunca yıldan sonra bu şekilde yan yana olmak sana da imkansızmış gibi gelmiyor mu?” genç adamın sözleri Güneş’in hüzünlenmesine neden olmuştu. Henüz tam olarak konuşmamışlardı ve Güneş kocasının kendisine olan sevgisinin büyüklüğünü bilmiyordu. “Seni bilmiyorum ama benim için oldukça imkansız bir durumdu.” Sesinden genç kızın acısı hissedilebiliyordu. Doğu yerinden kalkarak karısının yanına, Işık tarafından boşaltılan yere oturmuştu. Güneş dikkatle onun hareketlerini izlerken kocası tarafından elleri avuçlanırken dikkatle ağzından çıkacak sözcükleri dinlemeye başlamıştı. “Bu gerçekten de hayal gibi! Sadece senin değil benim içinde hayal!” Güneş yutkunarak kocasına bakmaya devam ediyordu. “Bundan sonra ne yapacağız?” gözlerindeki çekinik ifade Doğu’nun içine işlemişti. Hafif gülümseyen genç adam bir elini kaldırarak karısının yanağını avucunun içine almış ve gözlerinin içine bakarak uzun zamandır içinde tuttuğu sözleri söyleyivermişti. “Seni seviyorum! Seni her zaman sevdim ve buna inanman için ne yapacağımı tam olarak bilmiyorum!” Güneş duydukları karşısında şok olmuştu. Doğu da yaptığı itiraf karşısında şaşkındı ama daha fazla duygularını içinde tutamamıştı. Yıllardır kendisine bile itiraf etmeye korktuğu duygularını şimdi sahibine ulaştırıyordu. Derin bir iç çekerek rahatlamış olduğunu belli ederken Güneş ağlamaya başlamıştı. Hıçkırarak ağlamasını sürdürürken Doğu az önceki rahatlamanın kaybolduğunu hissetti. Karısının kimseye aldırış etmeden hıçkırarak ağlamayası Doğu’nun paniklemesine neden olmuştu. Güneş’in yüzünü iki elinin arasına alarak onu sakinleştirmeye çalışıyordu. “Ağlama, şimdi neden ağlıyorsun ki? Tamam artık bana aşık olmayabilirsin ama beni sevdiğini biliyorum!” dediğinde Güneş daha da sesini yükselterek ağlamaya devam etmişti. Neredeyse oturduğu yerde çocuk gibi zıplamaya başlayacaktı.”Ağlama hayatım, lütfen!” Güneş hıçkırıklarına devam ediyordu arada konuşmaya çalışıyor ama başarılı olamıyordu. Orada bulunan diğer aileler şaşkın bir şekilde ikiliye bakarken bahçede oynayan Işık önünde ki gölde bulunan kazlara elindeki bisküviden atıyordu. Kahvaltı için gittikleri yer yeşillik içinde olan küçük bir aile lokantasıydı. Yaşlı bir çiftin işlettiği yol sapağında göl kenarda konuşlandırılmış iki katlı ahşap bir yapıydı. Dışarıya koydukları piknik masaları aileler tarafından doldurulmuştu. Işık gibi bir çok çocuğun etrafta koşturarak oynayabileceği geniş bir alana sahipti. “Hadi ama…” Güneş elinin tersi ile yanağından aşağıya akan yaşı silerken güçlükle “Beni… Beni gerçekten seviyor musun?” diye sorduğunda Doğu karısını kendisine çekip sıkı bir şekilde sarılmıştı. “Seni seviyorum, bana inanman için ne yapacağım?” Güneş başını sallarken iyice genç adamın göğsüne başını yaslamıştı. “Bundan emin misin? Benim gibi dik başlı, kavgacı, sürekli konuşan birini…” Doğu onun sözleri ile kısa bir kahkaha atarak geri çekilip alnını genç kızın alnına dayayarak gözlerinin içine bakmış ve “Geveze, kavgacı, cadı, bir anı diğer anını tutmaya ve sürekli bana eziyet eden bu kadını seviyorum. Ama bunun yanında iyi kalpli, düşünceli, güzel, haksızlığa gelemeyen, sürekli bana laf yetiştirmeye çabalayan sevimli hallerini seviyorum. Şu yanağından akan yaşlar benim içimi dağlıyor!” “Bakın burada kimler varmış?” Güneş ve Doğu duydukları sesle birbirinden ayrılmıştı. Doğu dişlerini sıkarak arkasına döndüğünde Güneş son gayretle yüzündeki ıslaklığı silip karşısında ki adama bakmıştı. Serdar kendisine delici bakışlarını yollarken Güneş yanında gerilen kocasının kolunu yakalamıştı. Serdar bakışlarını bu kez Doğu’ya çevirerek “Ne oldu, kavga mı ettiniz yoksa?” Doğu yerinden kalkmak istemiş ama Güneş onu durdurmuştu. “Mahkeme sonuçlandı, yoksa sonuç yüzünden mi ağlıyor Güneş hanım?” Güneş kaşlarını çatarak Serdar’a bakmıştı. “Ne mahkemesi?” dediğinde Doğu gerilerek Güneş’ten bakışlarını kaçırmıştı. Güneş gözlerini kısarak Doğu’ya bakarken “Ne davasından bahsediyor?” diye sormadan edememişti. Serdar küçük bir kahkaha atarak Güneş’in şaşkın hallerine gülmeye devam ederken “Senin haberin yok muydu? Sözleşmeye uymadığın için tazminat davası açmıştık ve kazandık!” Güneş hızla yerinden doğrularak iki adama öfkeli bir şekilde bakmıştı. Elini yukarıya kaldırarak “Sen bu adama para mı vereceksin?” Doğu elini kaldırarak “Fazla abartma karıcım, senin bu adinin yanında çalışmaman için tüm servetimi bile veririm.” Güneş kocasının samimi sözleri karşısında yumuşasa da Serdar’ın dava açmasına ve Doğu’nun kendisine bahsetmemesine sinirlenmişti. “Neyse artık olan olmuş, ne kadar vereceksin bu adama?” Doğu kaşlarını çatarak genç kıza bakarken Güneş aldırmayarak başını iki yana sallamış bu kez Serdar’a sormuştu. “Ne kadar?” Serdar rahatsız bir şekilde yerinde kıpırdanırken az önceki alaycı konuşması kaybolmuştu. İstediği tepkiyi alamamanın etkisi ile geri adım atarken koluna giren kadınla duraksamıştı. “Hayatım artık bir yere geçsek ya biz?” Güneş alaycı bir bakışla Serdar’ın yanında ki kıza bakarken Doğu karısının elini tutarak “Evde konuşsak, bu günü mahvetmeyelim.” Güneş başını sallarken Işık koşarak yanlarına gelmiş ve heyecanla dışarıda ki kazları anlatmaya başlamıştı. Onun heyecanı bulaşıcı gibi mutluluk yayıyordu. “Hadi gidelim artık, bugün çok işimiz var!” İkili Serdar’a hiçbir şey söylemeden yanından geçip kapıya doğru ilerlerken Doğu elinde ki parayı lokantanın sahibi olan ve önceden tanıdığı orta yaşlı teyzeye vermişti.”Tekrar gel oğlum!” Doğu hafif gülümseyerek başını sallarken arabaya kadar sessizce ilerlemişlerdi. “Bana neden söylemedin?” Güneş daha fazla dayanamayarak konuşmuştu. “Bunun için yapacağın bir şey yoktu, bilseydin gidip çalışırdın!” Güneş kocasının elini sıkarak onu kendisine döndürmüştü. “Bana söz ver Doğu, benden hiçbir şey saklamayacaksın. Yalan söylediğini anlarsam inan sonu gelmez bir yola gireriz.” Doğu başını sallarken kolunu genç kızın omzuna atarak onu kendisine çekmiş ve ikili yan yana yürüyerek arabanın yanına varmıştı. Işık onlardan önce arabanın yanına varmış ve ikiliyi beklemeye başlamıştı. “Anne, baba hadi ama çok yavaşsınız!” Güneş gülümseyerek ona bakarken Doğu dudaklarını genç kızın alnına bastırmış ve Güneş’in şaşkın bakışları arasında ön koltuğa onu oturtmuştu. “Hadi evimize gidelim…” …..Genç kadın gözleri yaşlı bir şekilde giden arabanın arkasından bakıyordu. Doğu işlerini çiftliğin olduğu yere taşıdığı için yerleşmesi gerekiyordu. Karısı ile ayrılmak zor olmuştu ama yapacak bir şeyleri de yoktu. Bir hafta içinde tüm işleri taşımayı başarmıştı. Karısının okulunun bitmesini çiftlikte bekleyecekti. Tabi ona güzel bir sürpriz yapmayı da düşünmüyor değildi. Işık her gün onu arayacağını söylemiş ve ağlayarak genç kızdan ayrılmıştı. Doğu gece boyu genç kızı uyutmayarak sohbet etmişti. Oldukça eğlenceli olan sohbet ikilinin çiftlikte yaşadıkları ve yaşayacakları hakkındaydı. Işık da onlarla birlikte yatmıştı ve Doğu ilk kez oğluna bir şey söylememişti. Bir yanında karısı diğer yanında oğlu uyuyordu ve huzuru tüm kalbiyle hissediyordu. “Kemal, yarın sabah erkenden okula gitmeliyim!” Doğu bu kez Şahin’i yanına alıp Kemal’i karısının yanına bırakmıştı. Rümeysa hala evdeydi ve Şahin ile sürekli atışıyordu. Karısının rahatlığı için Kemal’i bırakmıştı onun yanına. “Peki Güneş Hanım, sabah erkenden kapıda olurum ben.” Güneş acı bir gülümseme ile son kez artık görünmeyen arabanın arkasından bakarken eve doğru ilerlemiş ve direk odasına gitmişti. Yatağının üzerine külçe gibi kendisini bırakırken yanağından aşağıya akan yaşları yastığıyla buluşuyordu. Hıçkırıkları sıklaşırken yankında kocası ve oğluna kavuşacağı düşüncesi ile teselli bulmaya çalışıyordu. Koca ev şimdiden üzerine gelmeye başlamıştı. Hafta sonu muhakkak çiftliğe gidecekti. Ama daha yetmiş iki saat vardı hafta sonuna nasıl o kadar zaman dayanacaktı ki? Huzursuz bir uykuya dalarken rüyasında sadece Doğu’nun kendisine sarıldığını ve sevdiğini söylediği anı görüyordu. “Güneş Hanım!” kapısının tıklatılması ile uyku sersemi yerinde doğrulurken yatağın baş ucunda ki saate bakınca birden yerinden fırlamıştı. “Geç kalıyorum, geç kalıyorum…” kendi kendisine söylenirken yeniden Kemal’in sesini duymuştu. “Geliyorum, az bekle!” Kemal içeriden ses gelmesi ile rahat bir nefes alıp kapının önünden ayrılmıştı. Arabanın yanına giderken birkaç dakika sonra tek ayağının üzerine sekerek ayakkabısını giymeye çalışan Güneş’in kendisine doğru koştuğunu görmüştü. “Sakin olun, düşeceksiniz!” Kemal uyarı yapmış ama uyarısı bir işe yaramamıştı. Genç kız tam arabaya binecekti ki adının seslenilmesiyle duraksamıştı. Kemal bir adım öne çıkarken Güneş onu durdurmuştu. “Senin burada ne işin var?””Biraz konuşabilir miyiz?”

*************

Yorum yazmayı unutmayın. Son dört bölüm. Ve Masum Aşk hikayesini yayınlamaya başlayacağım

9770cookie-checkÜSAO 51. Bölüm