ÜSAO 52. Bölüm

Gökyüzü gecenin ağlamasına inat pırıl pırıl parlayan güneşle göz kamaştırıyordu. Genç adam elinde kahvesi ile verandaya çıkarak başını parlayan güneşe çevirdiğinde aklında başka bir Güneş vardı. Karısını iki haftadır görmüyordu. Ona da söylediği gibi onun gelmesini beklemekten asla bıkmayacaktı. Görmese de her akşam onun sesini duymak için telefonla konuşuyorlardı. Her fırsatta karısının neşeli sesini duyarak içindeki umut tohumlarını yeşertirken son birkaç gündür onda farklı bir şeyler olduğunu hissediyordu. Çiftliğe taşındığından beri saatlerdir süren telefon konuşmaları kısalmıştı. Güneş her defasında bir şeyler öne sürerek konuşmayı kısa kesiyordu. İçini bir sıkıntı kaplamıştı. Kemal’i aradığında da bir şey öğrenememişti. Hafta sonu özlediği karısını görmek için onun yanına gidecekti.

“Baba yine dalgınsın?” Doğu oğlunun uykulu gözlerini ovalayarak kendisine doğru gelmesini gülümseyerek izlemişti. Çiftlik Işık’a da yaramıştı. Tek eksikleri de yakında gelecekti onların yanına. Umudu asla tükenmiyordu. Güneş ile konuşmasını sonlandırırken Doğu her fırsatta karısına ‘Seni sevdiğimi unutma!’ diyerek telefonu kapatıyordu. Güneş hala ona bir cevap vermemişti. Genç kıza da hak vermekten kendisini alamıyordu. Güneş’e yaşattığı hayal kırıklığından sonra hemen kendisini kabullenmesini bekleyemezdi. Ama yıllardır kalbinin ışığına olan hasreti artık damarlarında yakıcı bir kor gibi dolaşmaya başlamış onu günden güne eritiyordu. Güneş yakınında olmadan nefesinin daraldığını, kalbinin eskisi gibi sağlıklı atmadığını hissediyordu. Bu duyguları yıllarca bastırmış ama artık üstesinden gelmek eskisi kadar kolay olmuyordu. Bir kez Güneş’e içindekileri itiraf ettikten sonra daha da zor olmuştu ondan ayrı kalmak.

“Baba, annem ne zaman gelecek?” Doğu oğlunun saçını okşayarak gülümsemişti. “Yakında oğlum… hem de çok yakında!” Işık anlamış gibi başını sallarken Doğu oğlunun elini tutarak kahvaltı masasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Havanın güzel olması ile kahvaltı bahçeye hazırlanmıştı. Aslı hanım çayları doldururken düşünceliydi. Doğu bu durumu fark etse de üzerine düşmemişti. Işık ile sessiz bir şekilde kahvaltılarını tamamlarken Şahin oğlanı yeni okuluna götürmüş, Doğu da evde ayarladığı ofis olarak kullandığı odaya geçmişti. Artık tüm işlerini bu odadan hallediyordu. Bu şekilde hem oğluna vakit ayırabiliyor hem de sıkıcı şirket kurallarından uzak kalıyordu.

Dosyaların içinde kaybolmuş bir şekilde işine odaklanmasının üzerinden iki saat geçmişti ki telefonu çalmaya başlamıştı. Doğu hafif başını çevirip masanın üzerinde olan telefonun ekranına baktığında arayan kişiyi görmesiyle heyecanlanmıştı.

“Hayatım!” Karşıdaki kişi kısa bir duraksama yaşamıştı. Doğu ondan bir cevap bekliyordu ama hala telefonun diğer ucundan ses gelmiyordu.

“Güneş?”

“Sizi çok özledim!” Doğu karısının hüzünlü sesini işitince yüzüne hafif bir gülümseme yerleşmişti. “Bizim kadar özleyemezsin. Sınavlarını bitirmeni heyecanla bekliyoruz… Işık sürekli seni soruyor.” Güneş dudaklarının arasından kaçan küçük bir hıçkırığa engel olamamıştı.

“Ağlıyor musun sen?”

“Ah… Hayır sadece sizi çok özledim. Seni ve oğlumu görmek istiyorum. Size ihtiyacım var!” Doğu şaşkın bir şekilde telefonu kulağından çekerek ekrana bakmıştı. Sanki orada Güneş’i görecek gibi bir süre elinde ki titreşimi hissettikten sonra yeniden telefonu kulağına götürmüştü.

“Sorun ne Güneş?” Güneş bir süre sessiz kalmış sonra neşeli olmaya çalışan bir ses tonuyla “Işık nasıl, okuluna alıştı mı?” diye sormuştu. Doğu onun sesindeki tınıdan hoşlanmamıştı. Bir şeyler oluyordu ve her ne oluyorsa Güneş bundan aşırı etkilenmişti. Elini kalbinin üzerine götürerek onun sıkıntısını içinde hissetmişti. Karısı iyi değildi…

“Yanına geleceğim…”

“Hayır, hayır buna gerek yok!” Genç kızın heyecanlı bir şekilde itirazı genç adamın daha da şüphelenmesine neden olmuştu. Sonra birden fark etmişti. Güneş onu bu saatte aramazdı. Kesin bir şey olmuştu. Telefonu kapattığında hala aklı karısındaydı.

“Aslı abla, benim Güneş’in yanına acil gitmem gerek, Işık gelince onunla ilgilenir misin? Gece ya da duruma göre yarın döneceğim…” Aslı hanım patronunun sözlerine şaşırmıştı. Bu kadar acil olan neydi de oğlunu bile almadan karısının yanına koşuyordu. Başını olumlu anlamda sallayarak ona cevabını verirken genç adam hiç bir şey almadan sadece arabanın anahtarını alarak hızla çiftlikten ayrılmıştı. Arabayı nasıl sürdüğünü bile bilmiyordu. Sonunda ne denli hızlı gittiğini anlayınca ayağını gaz pedalından ağır bir şekilde geri çekti. Sakinleşmesi gerektiğinin bilincine vararak yavaşlamaya başlayan genç adam derin bir nefes alarak yoluna normal seyrinde devam ediyordu. Daha dört saatlik yolu vardı ve yolun sonunda sevdiği kadının olduğunu bilmek o yolun saatinin bir önemi olmadığını ona hissettiriyordu. Sonunda istediğine kavuşacaksa saatlerin, millerin bir önemi yoktu. İçini garip bir hüzün sarmıştı. Acaba kendisini ne bekliyordu… Ne beklediğini bilmiyordu ama karşısına çıkacak manzaraya hazırlıklı olmadığı kesindi.

***

Genç kadın huzursuz bir şekilde odasında dolanıp duruyordu. Saatler olmuştu ama hala Kemal’den bir haber çıkmamıştı. Yan odadan gelen seslerle o tarafa doğru ilerlerken içi acımaya başlamıştı. Gözünden aşağıya akan bir damla yaşa engel olamazken ağlayan sesin sahibine doğru hızlı birkaç adımda ulaşmış ve onu susturma çabasına başlamıştı. Kapıdan gelen anahtar sesi ile hızlı birkaç adımda gelen kişiyi karşılamak için döndüğünde beklediği kişi aksine beklemediği kişiyi karşısında bulunca yutkunmadan edememişti.

Doğu heyecanla karısını görmek için hızla eve girmiş ama karısını görünce şaşkınlıkla duraksamıştı.

“Burada neler oluyor böyle?”

İki hafta önce…

Güneş evden çıkıp okuluna yetişmek için arabaya bineceği sırada kendisine seslenen kadına dönmüştü. Kemal hemen bir adım öne çıkarken Güneş karşısında ki kişiyi gördüğüne pek sevinmediğini belli eden bir ses tonu ile “Senin burada ne işin var?” diye sorduğunda aldığı tek cevap “Biraz konuşabilir miyiz?” olmuştu. Kemal dişlerini sıkarak Güneş’e yaklaşmaya başlayan Esra’nın önüne geçmişti.

“Orada dur biraz, daha fazla yaklaşma!” Esra yüzüne takındığı hüzünlü gülümseme ile Kemal’e bakmıştı. Bu adamın eski kocasına olan sadakatinin şimdi onun karısına yöneldiğini görmek içini garip bir buruklukla doldurmuştu. Oysa kendisini asla bu şekilde sahiplenen olmamıştı. Derin bir iç çekerek Güneş’e odaklanmıştı.

“Lütfen biraz konuşalım, söz veriyorum bir daha seni rahatsız etmeyeceğim. Beni kısa bir süre de olsa dinlemeni istiyorum. Işık hatırına…” Güneş karşısında kendisine yalvaran ifadeyle bakan Esra’ya ne cevap vereceğini bilmiyordu. Şaşkındı… Hiç olmadığı kadar Esra’nın davranışına şaşırmıştı. Bu kadın ondan ne istiyordu şimdi? Başını hafif sallarken Kemal araya girerek “Ama Güneş hanım…”

“Merak etme Kemal, bana bu haliyle bir şey yapabileceğini mi düşünüyorsun?” Esra’nın iyice şişmiş karnı onun son aylarında olduğunu gösteriyordu. Kaç aylık hamile olduğunu asla sormamış merak bile etmemişti. Sonunda ikili arabaya binerken Kemal onları eve yakın bir kafeye götürüp dışarıya çıkmıştı. İçi hiç rahat olmasa da Güneş’in ne yapmak istediğini bildiğine güveniyordu. Esra’nın son davada Işık’tan vazgeçmesi Kemal’e ona bir şans vermesi için bir bahane olmuştu. Ne de olsa seslense hemen Güneş’in yanına gidebileceği kadar uzaktan onları izliyordu.

Güneş karşısında tedirgin bir şekilde oturan genç kadına bakmıştı. Yüzü hiç olmadığı kadar solgundu. “Bebek seni zorluyor olmalı, yüzün beyazlamış…” Esra hüzünlü bir şekilde gülümseyerek Güneş’in gözlerine bakmıştı. “Özür dilerim, geçen olanlar için.” Güneş şaşkın bir şekilde kendisinden özür dileyen kadına bakmıştı. “Bu kadar şaşırma, benim de bazen hatalarımı kabul ettiğim anlar oluyor. Işık sana anne diyince kendimi tutamadım. Benim doğurduğum bana bir kez anne demezken sana bu kadar kolay anne demesi beni çıldırttı. Hakkım yok biliyorum ama hamilelik hormonları bazen duygusal olmama neden oluyor.”

“Lafı uzatmadan sadede gelsen artık, yetişmem gereken bir dersim var.” Güneş başını sallayarak Güneş’e bakmıştı.

“Sen çok şanslısın Güneş, seni seven bir kocan var…”

“Unutuyorsun galiba, yıllar önce Doğu senin kocandı, yani şanslı olan sendin…”

“Bundan o kadar emin olma, Doğu beni asla sevmedi, başka bir kadının varlığını hep hissettim ama kim olduğunu anlayamamıştım. Daha ki kocamın sana bakışını yakalayana kadar…” Güneş duyduğu sözlerle yutkunmadan edememişti. “Saçmalıyorsun Esra, evet Doğu beni sevdiğini söylüyor ama bu daha yeni olan bir şey.” Esra küçük bir kahkaha atarken Güneş sinirlenerek ona bakmıştı. Karşısında ki kadın onunla alay eder gibi akmaya başlamıştı. “Sen cidden körsün… Evet, Doğu benimle evlendi ve bunu sadece tek bir nedenle yaptı. Asla bozamadığı ahlak kuralı yüzünden benimle evlendi. O gece onu içerken gördüğümde çok şaşırmıştım. Bir derdi olduğunu düşünüyordum. Ona eşlik ederken sabahında birlikte uyanmak aklımın ucunda yoktu. Pişman değildim ama şaşkındım. Sabah ikimizde ne olduğunu anlayamazken Doğu’nun birden ‘evleneceğiz’ demesi beni hem şaşırtmış hem de mutlu etmişti. Sonunda hep hayalini kurduğum hayata kavuşacaktım. Ama olmadı…”

“Olmadı mı? Senin için doğup büyüdüğü çiftlikten ayrıldı, yıllarca büyükbabasını ziyaret etmedi, onu karşısına aldı…”

“Benim için değil, senin yüzünden o çiftlikten ayrıldı. Şimdi daha iyi anlıyorum. Seninle aynı yerde benimle evli olarak yaşamak istemedi. Evlendiğimizde çok değişti. Eski ilgili adam gitmiş yerine işkolik bir adam gelmişti. Sıkılıyordum. Evde hapis hayatı yaşıyormuşum gibi hissediyordum.”

“Bu onu aldatacağın anlamına gelmiyordu! Üstelik oğlunu terk edip gittin sen!”

“Ne yapmamı bekliyordun? Işık’ı Doğu’nun zoru ile dünyaya getirdim ben, o izin verseydi onu aldıracaktım. Çocuğa karşılık rahat yaşayabileceğim kadar para alacaktım.”
“Yeter artık…” Güneş duyduklarına inanamıyordu. Karşısında ki kadın oğlunu para karşılığında babasına sattığını itiraf ediyordu. İçi birden acımaya kalbi sıkışmaya başlamıştı. Işık onun öz oğlu değildi ama ona bakan biri hemen çocuğu seviyordu. Sıcak bir kalbi vardı Üstelik Doğu’nun küçük bir kopyası gibiydi. Çocukluğunu hatırlayınca oğlunun bir çok huyunu kocasından aldığını yeni fark ediyordu.

“Neyse buraya bunun için gelmedim ben, seninle konuşmak istediğim başka bir konu var…”

“Benden ne istiyorsun Esra, yetmedi mi hayatımdan çaldığın yıllar?”

“Peki benim hayatım ne olacak? Ben ne olacağım?”

“Hayatını düşünseydin bu kadar çok hata yapmazdın, en azından ders alırdın ama bak şu haline, yeniden anne olacaksın.”

“Evet, bunu yüzüme vurmana gerek yok…”

“Nasıl oldu da karnındakini doğurmaya karar verdin, senden beklenmeyecek bir davranış.”

“Benimle dalga geçme Güneş, onu doğurmam gerekiyordu!” Birden onun yüzünü dikkatle incelerken neden söz ettiğini anlamaya çalışıyordu. Esra’nın yüzünün değiştiğini fark etmişti. Esra karnını tutmaya başladığında hızla yerinden doğrulmuş kalkmasının şiddeti ile oturduğu sandalye yere devrilmişti.

“Esra?”

Tüm kafeyi inleten çığlıkla dışarıya kadar ulaşırken Kemal koşarak içeriye girmişti. Etraf kalabalıklaşırken Güneş Esra’nın arkasına geçmiş ona destek olmaya çalışıyordu. “Tamam sakin ol, bunu yapabilirsin!” Genç kız endişeli bir şekilde yardım beklerken sesini yükselterek “Ambulans çağırın!” diye bağırmıştı. Kemal hemen ambulans çağırırken Güneş Esra’nın eteğine bulaşmış olan kanı görünce küçük bir çığlık atmıştı. Kanama olmaması gerekiyordu…

“Tekrar ara Kemal, şu ambulans çabuk gelsin!”

“Birazdan burada olurlar efendim.” Esra etrafa tutunmaya çalışırken canının acısı ile çığlıklarına devam ediyordu. “Güneş, yardım et, ölmek istemiyorum…” Genç kız kaskatı bir şekilde onun sözlerini dinlerken kısa süren duraksamasıyla ona destek olmaya çalışıyordu. “Saçmalama, birazdan yardım burada olur, dayan biraz.”
“Lütfen yardım edin, çok acıyor… Lütfen…”

Yaklaşık on dakika sonra gelen ambulansla hastaneye yetiştirilen genç kadın acil ameliyata alınmıştı. Güneş üzerine bulaşan Esra’nın kanını silmeye çalışırken hala şok geçiriyordu. Kemal onun yüzünün beyaza kesmesiyle endişelenirken “İyi misiniz? Size bir şeyler alıp geleceğim!” dediğinde Güneş onu kolundan yakalayarak durdurmuştu. “Gitme burada tek başıma kalmak istemiyorum.” Kemal ona anlayışla bakarken Güneş gözlerini ameliyathanenin kapısından ayıramıyordu.

Zaman nasıl da durmuştu, saatler bir türlü geçmek bilmezken beklemek kanı zehirleyen en büyük şüpheyi vücuduna yerleştiriyordu. “Bir şey olmamıştır değil mi?” Kemal de endişeliydi. O kadının durumun iyi olmadığını anlayabilecek kadar dikkatli bakmıştı Esra’ya. Başını sallayarak “Bilmiyorum efendim, umarım iyi olarak çıkar, yoksa …” Güneş onun sözlerini yarıda bırakmasına minnettar kalmıştı. Kötü bir şey duymak istemiyordu. Belki de en büyük zaafıydı bebeğini dünyaya getiren annelere bir şey olması. Kendi annesi de doğum sırasında ölmüş ve bunun eksikliğini her zaman hissetmişti. Yaklaşık yarım saat sonra açılan kapı ile heyecanlanan Güneş, doktorun karşısına geçerek “Nasıl, bebek ve annesi nasıl oldu?” diye sormadan edememişti. Doktor üzgün bir şekilde genç kıza bakarken Güneş’in kalbi sıkışmaya başlamıştı.

“Bebek iyi mi?”

“Evet, bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya geldi. Şuanda tedbir amaçlı güveze alındı.”
“O zaman annesi…” Güneş yutkunarak sözlerini tamamlamak için cesaret bulmaya çalışıyordu. “Esra nasıl, annesi nasıl oldu?” Doktor başını sallayarak “Bu hamileliğin risklerini biliyordu. Tedavi için onu yoğun bakıma aldık ama çok az umudu olduğunu söylemek zorundayım. Küçük bir komplikasyonda annenin hayatı tehlikeye girebilir.”

“Siz neden bahsediyorsunuz, nesi var, neden annenin doğum yapması riskli olsun?”

“Esra hanımın rahminde tümör tespit etmiştik. Hamile kalmasının nedeni de buydu. Rahmindeki tümörün bebekle birlikte küçülmesini bekliyorduk. Doğum sırasında tümörü almayı planlıyorduk ama beklenilenin aksine tümör büyüdü. Şuanda alınan parça tahlile gönderildi. İyi mi yoksa kötü huylu tümör mü olup olmadığını öğrenmemiz gerekiyor. Açıkçası anne kanının kirlenmesi ile iyi huylu olduğunu düşünmüyoruz. Yine de emin olmamız gerek.”

“Peki şimdi ne olacak?” Güneş metanetini korumaya çalışıyordu. Kocasını aramışlar ama ulaşamamışlardı. Güneş çıldırmak üzereydi. Esra’nın başına gelenlere inanamıyordu. Hayatı için hamile kalan bir kadın, ‘çocuk doğunca ona bakmayı düşünüyor muydu acaba?’ diye düşünmeden edemiyordu. Şaşkın bir şekilde Kemal’e bakarken onun da kendisinden farksız olmadığını görmüştü. “Bebek kız mı erkek mi?” bunu neden sorduğunu bilmiyordu ama öğrenmek istiyordu. Doktor “Kız!” dediğinde ise Güneş bebeğin kaderine üzülmeden edememişti. Belki de kendisi gibi öksüz kalacaktı. İçinin acımasına engel olamıyordu. Doktor yanından uzaklaşırken Güneş Kemal’e dönerek “Şimdi ne olacak?” diye sormuştu. Kemal de ne olacağını bilmiyordu. Başına düşünmekten ağrılar girerken Güneş oturacağın üzerine düşünceli bir şekilde çökmüştü. Telefon çalınca Kemal az önce aradığı numaranın geri dönüş yaptığını fark etmişti. “Serdar bey mi?”Karşıdan gelen cevap karşılığında genç adam konuşmuştu. “Karınız doğum yaptı, şuanda hastanedeyiz ama Esra’nın durumu iyi değil, buraya gelmeniz gerekiyor!” Genç adam öfkeli bir şekilde telefonu kapatırken Güneş dikkatle ona bakıyordu.

“Gelmeyecek, umurunda olmadığını söyledi!” Güneş dehşete düşmüş bir şekilde genç adama bakarken ne düşüneceğine karar veremiyordu.

Kalın pencerenin arkasından kablolar arasında yatan ve yüzünün renginin tamamen kaybolmaya yüz tutmuş genç kadına bakıyordu. Güneş derin bir iç çekerek Esra’nın cansız gibi duran bedenini incelerken yanına gelen hemşire ile düşüncelerinden sıyrılmıştı.

“Sizi görmek istiyor!” Güneş kendisini hazırlayan hemşire ile yoğun bakım ünitesine girerken kendisini bekleyen şeyden habersizdi. Ağır ilaç kokusunun sardığı odada nefes almak genç kız için çok zordu. Esra gözlerini güçlükle aralayarak Güneş’e baktığında yüzüne oluşan acı gülümseme ile konuşmaya çalışıyordu. “Yolun sonuna geldim değil mi?” Güneş yanağından aşağıya akan yaşa engel olamamıştı. Esra o kadar cansız duruyordu ki Güneş hala inanamıyordu. “Sanırım bebeğim beni kurtarmaya yetmedi. Şimdi ne olacak? Serdar…”Kısa bir duraksama yaşayan genç kadın güç toplamaya çalışarak konuşmasına devam etmişti.

“Serdar bebeği sahiplenmeyecek, onu yetim haneye bırakacak!” dedi acı bir şekilde. Esra’nın da gözünden aşağıya yaşlar akmaya başlamıştı. “Onu görmek istiyorum, ilk ve son kez bebeğimi görmek istiyorum.” güneş konuşamıyordu. Başını sallamakla yetinirken az önce odadan çıkan hemşire birkaç dakika sonra bucağında bebekle kalın camın arkasında belirmişti. Güneş ağlamakla gülmek arası hıçkıran kadının odaklandığı yere dönünce karşısında altın saçlı bir bebek bulmayı beklemiyordu. Yutkunan Güneş ne diyeceğini bilemiyordu. Birden odada yankılanan sesle neye uğradığını şaşıran genç kız Esra’nın cansız bedeni ile karşı karşıya kalmıştı. Elini dudaklarının üzerine kapatarak hıçkırıklarına engel olmaya çalışırken odaya doluşan sağlık görevlileri Esra’nın duran kalbini yeniden çalıştırmaya çalışıyordu. Genç kız odadan dışarıya alınırken kucağına bırakılan bebekle donup kalmıştı. Kollarında ağlamaktan kıpkırmızı olan bebek sanki annesinin öldüğünü anlamış gibi nefessiz kalmışçasına çırpınıyordu.

“Doktor!” Güneş avazı çıktığı kadar doktor çağırırken morarmaya başlayan bebekle ne yapacağını bilememişti.

“Yardım edin, biri yardım etsin.” Kollarının arasından koparılan bebeğin arkasından hıçkırıklarını tutamayan genç kız az önce dışarıya çıkarıldığı odadan beyaz örtüler altında Esra’nın cansız bedeninin çıkarıldığını görünce donup kalmıştı. “Hayır, ölmüş olamaz!” dediğinde hiçbir şey hissetmiyordu. Kemal yanına geldiğinde genç kız öylece boşluğa dalıp gitmişti.

“Ne oldu?” Gözleri ağlamaktan kan çanağına dönen genç kız bakışlarını genç adama çevirerek “Öldü!” dediğinde Kemal dehşete düşmüş gibi Güneş’e bakmıştı. İkili öylece beklerken doktor tekrar yanlarına gelerek “Ölünün işlemlerini yaptırmanız gerekiyor. Ailesinden birini çağırmalısınız.”

“Onun kimsesi yok doktor bey, işlemlerle ben ilgileneceğim.” Doktor anlayışla başını sallarken Güneş yerinden kalkarak “Peki bebeğe ne yapacaksınız?” diye sormadan edememişti. Doktor ona tuhaf bir şekilde bakarak yanlarından ayrılırken Güneş’in içine bir şüphe düşmüştü.

“Bebek ne olacak?”

“Yetim haneye verilir büyük ihtimalle!”

“Ama…” Güneş ne diyeceğini bilmiyordu. Acil müdahale odasına alınan bebeği merak ederek onu görmeye giden Güneş endişeliydi. Ya bebeğe de bir şey olursa? Altın saçlı bebek o kadar güzeldi ki? Genç kızın aklına doluşan şüphe ile yüzünün ifadesi değişmişti. Bebek neden sarışındı ki? Esra kumral kocası ile esmerdi. Peki, bebek neden…

Kemal işlemleri halletmek için genç kızın yanından ayrılırken Güneş keşfettiği gerçekle dişlerini sıkmıştı. Bebek kocasının değildi. Adamın neden bebek ve Esra ile ilgilenmek istemediği de anlaşılıyordu. Hangi adam kendisinin olmayan bebeği kabul etmek isterdi ki?

Endişeli bir şekilde pencere ardından bebeğe yapılan müdahaleyi izliyordu. Hemşire rahatlayarak kendisine baktığında içinde garip bir his oluşmuştu. Kendisine neden bu denli dikkatli bakıyorlardı ki? Bir süre öylece bebeği izledikten sonra yanına gelen hemşirenin kendisi ile konuşmaya başladığını fark etmişti. “Çok güzel bir bebek, kadersiz olması ne kadar yazık!” Güneş cevap vermemiş sadece başını sallamakla yetinmişti. Evet, doğar doğmaz annesiz ve babasız kalmıştı. Acaba gerçek babası kimdi?

Esra’nın toprağa verilme işlemleriyle bizzat Kemal ilgilenmişti. Patronuna haber vermek istemiş ancak Esra’nın adını duyar duymaz öfkelenen patronuna eski karısının öldüğünü söyleyemeden telefonu kapatmak zorunda kalmıştı. Cenazesinde iki elin parmak sayısını geçecek kadar insan yoktu. Güneş onun bu kadar yalnız olduğunu bilmiyordu. İçi acımaya başlamıştı ve vicdan sahibi olan biri bu şekilde yalnız gömülen ölüye acımadan edemezdi. Etrafında ki küçük topluluğu baktığında kendi haline gülmek istemişti. Kocasının eski karısının ardından ağlayan sadece kendisiydi. Hayat ne garipti, yine oyununu oynuyor genç kızın kaderini şekillendiriyordu. Cenazeden hastaneye geçen Güneş bebeği bir dakika olsun yalnız bırakmıyordu. Ona ne olacağını deli gibi merak ederken Kemal genç kızı eve götürmeye çalışmaktan bıkmış bir şekilde yanında oturuyordu.

“Çok yoruldunuz, dinlenmeniz gerekiyor artık.” Güneş başını sallayarak hastane koridorunda olan üçlü oturacağa uzanmaya başlamıştı. Kemal artık bir şey söylemeye cesaret edemez olmuştu. Güneş’in inatçılığına alışmış, ona söz geçiremeyeceğini bildiği için sadece yanında kalmaya karar vermişti. Genç kız kendisini arayan kocası ile eskisi kadar uzun konuşamadığı için onun dikkatini çekmekten korkuyordu. Hastane koridorlarında konuşmak gerçekten zordu ve hep bir bahane bularak telefonu kapatıyordu. Üstelik kocasının her defasında kendisini sevdiğini söyleyerek telefonu kapatması genç kızın içini ısıtmaya yetiyordu. Kendisi ise ancak telefon kapandıktan sonra ‘Bende seni seviyorum!’ cevap verebiliyordu.

Bir hafta, koskoca bir hafta geçmişti ve Güneş hastanede yaşar olmuştu. Bir şeyler onu hastanede alıkoyuyordu. Sanki eli kolu bağlanmış hastaneden çıkması engellenmişti. Kemal de onun gibi hastanede sabahlamaya başlamıştı. Neyse ki bebeğin durumu iyiydi, eskisi gibi ağlamıyordu. Sonunda onun hastaneden çıkışına karar verdiklerinde ise beklenmeyen bir şey olmuştu. Hemşire kucağında bebekle gelerek Güneş’in karşısına dikilmiş ve genç kızın şaşkın bakışları arasında bebeği Güneş’in kollarına bırakıvermişti.

“Kızınızı götürebilirsiniz artık!” Güneş donmuş bir şekilde hemşireye bakarken Kemal yutkunmadan edememişti. “Bu da ne demek, ne kızından bahsediyorsunuz?” Kendisini toparlayan Kemal ileri atılıp öfkeyle konuşmuştu. Patronuna bu durumu asla anlatamazdı.

“A-anlamadım?”

“Esra Hanım bebeğinin tüm yasal haklarını size devrettiğine dair belgeler hazırlatmış. Kendisine bir şey olursa bebeğin size verilmesini istemişti.”

“Ne yapmış?” Kemal iyice köpürüyordu. Güneş ise şaşkın bir şekilde kucağında kıpırdanan bebeğe bakıyordu. Yutkunmadan edemeyen genç kız ne yapacağını bilmiyordu. “Eğer onu kabul etmezseniz yetimhaneye haber vermek zorundayız.”

“Hayır, ona ben bakacağım!” Güneş kendi sözlerine şaşırırken ne yaptığının farkında değildi. Yetimhane sözünü duyunca istem dışı cevap vermişti. Hemşire gülümseyerek yanlarından ayrılırken Kemal Güneş’in karşısına geçerek “Bunu yapamazsınız, Doğu bey çıldıracak!”

“Biliyorum ama onu tanımadığım ellere bırakamam!”

“Babasına verelim…”

“Babasını tanımıyoruz ki?”

“Esra hanımın kocası, hani burnunu kırmıştın…” Kemal genç kızın kucağında ki bebeğe bakınca birden duraksamıştı. Gözlerini dehşetle açarken farkında olmadan “Babası o değil!” diye söylenmişti. Şaşkın ve bir o kadar öfkeliydi.

İkili bebekle birlikte hastaneden ayrıldıklarında endişeleri hat safhaya ulaşmıştı. Güneş bir bebekle ne yapacağını bilmiyordu. Işık ile ilgilenmek kolaydı ama bir bebek… Esra’nın bunu çok önceden düşündüğünü şimdi anlayabiliyordu. Öleceğini biliyordu ve bebeği için hazırlık yapıyordu. Gözlerini kapatan genç kız kucağında uyuklayan bebeğe bakmadan edememişti. Bebeğe her baktığında ona aşık oluyordu. “Kadersizim…” Kemal aynadan genç kadına bakarken “Şimdi ne yapacaksınız?” diye sormuştu.

“Ona bir sütanne bulmak lazım, bunu yapabilir misin?”

“Doğu beye ne diyeceksiniz?”

“Bilmiyorum ama Kader’i bırakmayacağım. O Işık’ın kardeşi.”

“Kader?” Kemal sorar bakışlarını genç kıza dikerken Güneş acı bir şekilde gülümsemişti. “Ona bu adı verdim, Kader!” Kemal başını iki yana sallarken bebek için lazım olabilecek şeyleri düşünüyordu. Acaba Güneş üzerine aldığı sorumluluğun büyüklüğünün farkında mıydı?

Aradan geçen birkaç günde Kemal sütanne bulmaya odaklanmış, Güneş’te bebeğe hazır mama yedirme derdine düşmüştü. Sütanne bulanana kadar bebeğin açlıktan ölmemesine uğraşıyordu. Ağzına vermeye çalıştığı emziği hemen ağzından atan bebek ağlamasına devam ederken Güneş çaresizdi. Sonunda dayanamayarak süt olmayan kendi göğsünü bebeğin ağzına verirken onun iştahla göğsünü sömürmeye çalışmasına ağlamaya başlamıştı. İlk kez bir bebeği emziriyordu. Belki süt veremiyordu ama küçücük dudakları kendi teninde hissedince genç kadın ağlamasına engel olamamıştı.

“Özür dilerim bebeğim, sana süt veremiyorum!”

O an Doğu’yu yanında istemişti. Göğsüyle uğraşırken uyuya kalan bebeği büyük yatağa yatırırken eline aldığı telefonla Doğu’yu aramıştı. Onun sesini duymak istiyordu. Karşısından gelen ‘Hayatım!’ diye kendisine seslenen kocasının sesini duyunca duraksamıştı. Ağladığını belli etmemeye çalışarak ona cevap vermişti. “Sizi özledim!” kocası ile bir süre konuşan genç kız onun gelmek istediğini duyunca aniden itiraz etmişti. Sonradan kendisine kızan genç kız toparlamaya çalışmış ama ne kadar toparlayabildiğine emin olamamıştı. Yan odadan ağlama sesleri yükselmeye başlayınca telefonu kapatan genç kız kocasının çoktan yola çıktığını bilmeden bebekle ilgilenmeye devam ediyordu. Sonunda Kemal’in sütanne olabilecek bir kadını bulduğu haberini vermesi üzere ağlamaya başlamıştı. “Yakında karnın doyacak hayatım, ağlama artık…” Zaman ne kadar da yavaş geçiyordu. Bir an önce Kemal’in gelmesini beklerken açılan kapıdan içeriye giren kocası ile olduğu yerde donup kalmıştı. Şimdi ne yapacaktı? Doğu’nun bakışları bir karısına bir de kucağında ki bebeğe gidip gelirken Güneş gergin bir şekilde bir tepki bekliyordu.

“Burada neler oluyor böyle?”

***************

Umarım beğenmişsinizdir 🙂

9970cookie-checkÜSAO 52. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*