Tatlı Hata 15. Bölüm

Yaşlı kadın evinin önünde duran lüks arabaya bakarken kaşlarını çatmıştı. Siyah camlarından içinde kim olduğunu göremiyordu. Ön yolcu kapısının açıldığını görünce kenarda ki bastonu eline aldı. Baston kullanacak kadar düşmemişti çok şükür ancak yabancı birinin yanında da kendisini korumak istemişti. Yalnız yaşayan bir kadın olarak korkmasa da arada tedbirli olmak iyiydi. Arabadan inen torununu görünce şaşkınlıkla “Arya, kızım?” diye seslendi.

“Anane nasılsın?” genç kız yaşlı kadının elinde ki bastonu görünce gülümsemişti. Hatice kadının neden onu eline aldığını tahmin edebiliyordu.

“Ne oldu sultanım yoksa beni dövecek misin?” yaşlı kadın elini öpen kıza gülümseyerek sarılırken gözleri arabanın şoför koltuğundan inen genç adama takıldı.

“Hayırdır kızım, kim bu delikanlı?” Aras yaşlı kadına yaklaşarak elini alıp öpmüştü. Genç kız gibi hafif gülümseyerek “Ben Aras Aksoy, nasip olursa damadınız olacağım,” dediğinde yaşlı kadın hızla torununa dönmüştü.

“Arya?”

“Doğru söylüyor anane, seni almaya geldik. Yarın ailesi ile gelecekler.” Kadın Aras’ı dikkatle incelerken gözlerini kısarak ona değer biçmeye çalışıyordu.

“Sen Asiye’nin büyük torunusun değil mi?” dediğinde aklına iki erkek torunu olduğu gelmişti. Aras başını sallarken kadın derin bir iç çekmişti. Yağmur yağacaktı ve soğuklar şimdiden kadının romatizmalarını azdırmıştı.

“Evet anane, babaannem sizden çok bahsetti.”

“Doğrudur, ikizim beraber büyüdük, evlenince ayrı köşelere savrulduk işte. Hadi içeri geçin…” dediğinde Arya itiraz ederek konuşmuştu.

“Anane, seni alıp hemen dönmemiz gerek. Öğleye misafirlerimiz gelecek. Serdar ağabeyim Ankara’ya gitti.” Yaşlı kadın torununun sözleri ile duraksamıştı.

“Gülten kızıma bir şey mi oldu?” Aras yabancı olduğu konu hakkında sessizliğini korurken Hatice kadın ahırdaki ineğini emanet etmek için komşusuna soracağını söyleyerek Arya’dan birkaç eşya almasını istemişti.

Arya ağır adımlarla uzaklaşan ananesinin arkasından bakarken Aras’a dönerek tedirgince gülümsedi. Evlenecek olsa da hala onu tam anlamıyla tanımıyordu. Yalnız kaldıklarını fark edince iyice gerilen genç kız bahçedeki masaya geçmesi için işaret ederek “Sen otur ben sana bir çay getireyim,” dedi. Aras genç kızın hızla eve girdiğini görünce neden kaçtığını anlamıştı. Başını iki yana sallayarak gösterdiği masaya geçip oturdu. Birkaç dakika sonra elinde çay bardağı ve atıştırmalıkla evden çıkan genç kıza şaşırdı.

“Ananemde çay her zaman vardır. Kendisi bir çaykolik olduğu için yanında atıştırmalıkları da bulunur,” dedi. Aras hafif gülümseyerek genç kıza bakarken Arya ananesine kıyafet almak için eve girmişti. Aras temiz havayı içine çekerken evin önünden geçen birkaç kişinin meraklı bakışlarından nasibini aldı.

“Selamünaleyküm,” diyen adamlardan birinin selamını alırken, adamın kendisine doğru gelmesini kısık gözlerle izledi.

“Hayırdır, Hatice nenenin nesi oluyorsunuz? Sizi daha önce buralarda görmedim.” adam Aras’a şüpheli yaklaşırken Aras oldukça rahat ona bakıyordu. Bakışlarından hoşlanmamıştı. Adamın sorgucu tavrını garip bulan Aras ona cevap vermişti.

“Köy muhtarı mısın?” Aras’ın sorusu ile adam kaşlarını çatarken Aras derin bir iç çekti.

“Bana bak, kimsin nesin bilmem ama yalnız yaşayan yaşlı bir kadının evinin önünde yabancı gören herkes sorgular. Ne bilelim hırlı mısın hırsız mısın?” dediğinde gözleri son model arabaya kaymıştı.

“Hırlıda değilim, hırsızda. Atarlanacağına düzgün bir şekilde sorsaydın cevap alırdın. Ayrıca köyün yabancısı da değilim, bende bu köyde oturuyorum.”

“Öyle mi? kimlerdensin?” Adam ısrarla sorguya çekmeye devam ederken arkalarından gelen sesle cevap vermekten kurtulmuştu.

“Ali oğlum, hayırdır ne oldu?”

“Yok bir şey nene, misafirine selam veriyordum.” Hatice kadın iki adam arasında ki bakışmayı tartarak Aras’a doğru ilerlerdi.

“Otursana oğlum, sende bir çay iç.” Ali kadını yalnız bırakmamak için masaya geçerken Aras’a da ters ters bakmaya devam ediyordu. Hemen hemen aynı yaştalardı. Aras yaşlı kadının kendisine dönmesiyle kadına baktı.

“Babaannen nasıl, en son baban rahatsız dedi gitti köyden?” dediğinde Aras başını sallayarak ona cevap verdi.

“Çok şükür ikisi de iyi anane, yaşlılık hastalıklarından başka bir derdi yok.”

“Çok şükür,” diyerek başını eve çeviren kadın “Arya, kızım çay getiriver,” diye bağırdığında Ali’nin bakışları eve dönmüştü.

“Arya burada mı?” dediğinde Hatice kadın adama gülümsemişti.

“Evet, az önce Aras oğlumla gelmişti. Siz tanıştınız mı?” Adam kaşlarını çatarken Aras’ta ona aynı şekilde karşılık veriyordu. Arya ile karşısında ki adamın ne alakası olduğunu anlamaya çalışıyordu. Arya elinde çaydanlıkla evden çıktığında Ali’yi görünce gülümsemişti.

“Ali abi, hoş geldin,” dediğinde Ali de genç kıza gülümsedi.

“Asıl sen hoş geldin kaçak, ne zamandır köye uğradığın yok,” dediğinde Aras’ın kaşları daha da çatılmıştı.

“Siz tanıştınız mı?” Arya genç adama dönerek sorduğunda Aras tek kaşını yaylandırarak ona baktı.

“Henüz o şerefe mazhar olamadık. Aras Aksoy, Arya’nın sözlüsüyüm,” dediğinde Ali de genç adama ima ile bakmıştı. Bakışları genç kıza dönerek “Sözlendiğini duymamıştım Arya, bize ne zaman haber edecektin?” dediğinde Aras sinirlenmeye başlamıştı. Kendisi bile Arya’ya hesap soramazken karşısında ki yabancı adam evleneceği kıza hesap sorabiliyordu.

“Her şey ani gelişti abi, inşallah nişanda çağırırız,” dediğinde Aras’ın içinden homurdandığını duymuştu.

“Öyle olsun bakalım, ben kalkayım artık, Hanım bekler,” dediğinde Aras’ın yüzüne alaycı bir şekilde bakmıştı. Aras’ın kaşları daha da çatılırken adamın ‘Hanım’ sözünden sonrasını umursamamıştı bile. Adamın evli olması içini rahatlatırken neden bu şekilde hissettiğini anlamlandıramamıştı. Saat on buçuğa yaklaşırken biraz daha vakitlerini düşünen genç kız ananesi ve Aras ile çay içmişti.

“Ee söyleyin bakalım, evliliği ne zaman düşünüyorsunuz?” Hatice kadının sorusu ile Arya gerilirken Aras sakin bir şekilde cevap vermişti.

“Arya’ya sormak gerekir anane, bana kalsa birkaç ay içinde olsun derin. Fazla uzatmaya gerek yok,” dediğinde Arya sessizce başını sallamıştı.

“Benim stajım var ve hazırlıklar için zamana ihtiyaç olacak. Annemlere de sorarız, olmazsa Aras’ın dediği gibi birkaç ay içinde olup biter.”

“İyi düşündünüz çocuklar, hayırlı iş bekletmeye gelmez,” dediğinde Arya ağzının içinden ‘ne hayır ama’ diye söylenmişti. Onun ne dediğini anlamayan genç adam gözlerini kısarak genç kıza baktı.

“Bir şey mi söyledin?” dediğinde Arya oturduğu yerden kalkarak masanın üzerinde ki bulaşıkları toplamaya başladı.

“Bunları yıkayayım da gidelim, geç kalacağız yoksa,” dedi. Aras başını sallarken yaşlı kadında torununun peşinden eve girdi.

“Bir sorun mu var Arya, neden yüzün asık?”

“Yok anane her şey üst üste gelince gerildim sadece. Yarın olacaklar beni geriyor. Biliyorsun babamın kalbi iyi değil,” dedi.

“Korkma kızım, her şey olacağına varır. Sen içini ferah tut, Allah’ın izni ile baban iyileşecek.”

“İnşallah anane, sana küçük bir çanta hazırladım. Bir kontrol et istersen,” dedi. Yaşlı kadın odasına giderken Arya mutfağı toparlamaya başladı. Arkasından gelen boğaz temizleme sesi ile sıçrayarak geri döndüğünde Aras ile göz göze geldi.

“Lavaboyu kullanabilir miyim?” diye soran genç adam Arya’nın eliyle işaret ederek birkaç metre ilerdeki kapıyı göstermesiyle lavaboya geçmişti. Arya derin bir nefes alırken tezgahın üzerini silerek bezi yıkayıp kenara bırakmıştı. Ananesinin odasına doğru ilerlerken aklı hala evleneceği adamdaydı.

“Anane, hazır mısın?” diye sorduğunda yaşlı kadın elinde küçük valizle odasından çıktı. Arya valizi kadından alarak kapıya yöneldiğinde Hatice kadın evi son kez kontrol ederek kapıya yönelmişti.

“Aras lavaboda, sen geç anane ben kapıyı kilitlerim.” Hatice kadın arabaya doğru ilerlerken Aras’ta kapıda görünmüştü. Genç adamın da evden çıkması ile Arya dua okuyarak kapıyı kilitleyip arkasını döndü.

“Ne?” Aras’ın dikkatli bakışları altında yutkunan genç kız güçlükle sordu.

“Yok bir şey, hadi gidelim.” İkili arabaya geçerken ananenin arkaya oturduğunu gören Arya yüzünü asarak ona bakmıştı.

“Anane, öne otursaydın ya?”

“Ne işim var gençlerin arasına, ben böyle iyiyim,” dedi. Araba yola çıktığında içerisi oldukça sessizdi.

***

Genç adam yanında ki aile ile uçaktan indiğinde oldukça gergindi. Ankara’ya gittiğinden beri düşünüp duruyordu. Gülten Hanım ve Gülşen’in yanında susmak zorunda kalmak oldukça canını sıkıyordu. Üstelik küçük erkek kardeşi Efe lise sınavlarına girmişti. Onun iyi bir eğitim alması için elinden geleni yapacaktı. Devlet şehit çocukları için özel eğitim alabilecekleri bir imkan sağlıyordu. Efe’nin tercihleri için iyi bir rehber hocası ile konuşmayı aklına not ederken kendisine seslenen Gülten hanıma döndü.

“Efendim Gülten anne?” dediğinde kadın hafif gülümseyerek Serdar’a baktı.

“Oğlum ben yoruldum, siz Gülşen ile bavulları alın biz Efe ile biraz burada oturalım,” dedi. Genç adam kadını onaylarken yanında ki kızla bagaj bölümüne doğru ilerlemeye başladı.

“Akşamdan beri sessizleştin, bir sorun mu var?” Gülşen’in sorusu ile Serdar derin bir iç çekmişti.

“Düşünüyordum, sen bana aldırma.”

“Ama…” Serdar genç kıza dönünce Gülşen susmak zorunda kalmıştı.

“Eve gidince konuşalım tamam mı?” Gülşen yüzünü asarak başını aşağıya eğmişti.

“Sana bir şey söylemek istemiştim ama zamanı değil sanırım.” Serdar bagaj dağılımı için bandın çalışmasını beklerken genç kıza döndü.

“Benimle açık konuşman konusunda anlaştığımızı sanıyordum. Hani rahat olacaktın?”

“Ben geçen gün telefonda söylediğini düşündüm.” Gülşen sözlerini bitirdiğinde elleriyle oynamaya başladı. Ondan ne istediğini bir süre düşünen genç adam aklına gelen şeyle yutkunmuştu.

“Kararın ne? Bir karara varabildin mi?” Gülşen derin bir iç çekerek başını salladı. Konuşmakta oldukça zorluk çekiyordu.

“Alışmak zor olacak ama annemde kabul etti. Aslında bu gelişimizin nedeni de burada kalabileceğimiz uygun bir ev bulmak için. Okula geçiş için başvuru yaptım.”,

“Ne?” Serdar hem şaşırmış hem de çok mutlu olmuştu. Onun ani çıkışı ile genç kız gülümserken Serdar heyecanla elini saçlarına daldırdı.

“Yani son seneni burada mı okuyacaksın? Gülten anne de bunu onayladı öyle mi?” Gülşen başını sallarken Serdar ileri atılarak genç kıza sarılmak istemiş ama son anda kendisini durdurmuştu. Onun yüzünde ki ifade karşısında kız gülmüştü.

“Tek sorun Efe’nin okulu olacak sanırım.”

“Onu dert etme, burada da çok iyi okullar var. Özel okula gidebilir. Tabi isterse.” Gülşen başını iki yana sallarken üzgün bir şekilde genç adama baktı.

“Özel okulu karşılayabilecek bir durumda değiliz Serdar, özellikle taşınma işi yüzünden zor gibi.”

“Bunu dert etme, Efe istediği sürece ücretsiz okula gidebilir.” Gülşen Serdar’ın sözleriyle kaşlarını çatmıştı. Genç adamın neden bahsettiğini anlayamamıştı.

“Senden para kabul edemeyiz, bunu teklif etmen güzel ama olmaz.” Serdar kızın sözlerine gülerek karşılık verdi. Daha önce söylemesine rağmen Gülşen yine unutmuştu.

“Ağabeyin nasıl özel okula okudu Gülşen?”

“Devlet…” genç kız yutkunarak adama baktı. Bir eli alnına giderken hüzünle gülümsemişti.

“Haklısın, siz şehit çocuklarısınız Gülşen, üstelik şehit kardeşisiniz. Devlet size ayrıcalıklar tanıyor. Sen kabul etmemiş olabilirsin ama Efe için bulunmaz bir fırsat bu.” Gülşen ‘Şehit’ sözünü duyduktan sonra ağlamamak için yutkunmaya çalışmıştı. Babaları şehit düştüğünde genç kız daha sekiz yaşındaydı, üstelik kardeşi çok küçüktü. Efe yeni yürümeye başlamıştı. Aklına annesinin çektiği zorluklar geldikçe bu günkü haline şükrediyordu. Bir süre babasının arkadaşları onlarla ilgilense de herkes kendi ailesine dönmüş alaka yavaş yavaş kesilmişti. Annesi üç çocuğu büyütebilmek için elinden geleni yapmıştı. Ne babasının ailesi ne de annesinin ailesi onlara ‘nasılsınız?’ diye bile sormazken ağabeyinin arkadaşı genç olmasına yıllardır onların yanında olmuştu. Taşınma işinin en büyük sebebi de buydu. Annesi Serdar’a çok güveniyordu.

Bavulların olduğu bant dönmeye başladığında iki gençte dikkatle kendi bavullarını görmeye çalıştı. Serdar telefonunu açınca anında çalmaya başlayan telefonla gülümsemeden edememişti.

“Efendim Arya… Evet şimdi bavulları alıyoruz. Dışarıda mısın, tamam birazdan geliriz. Gülten anne ve Efe’de dışarıda yanlarına git.” Serdar telefonu kapattığında genç adamın yüzünde büyük bir gülümseme vardı. Zaten iki kız kardeşiyle ne zaman konuşsa bu ifade hep Serdar’ın yüzüne peyda olurdu.

“Arya mı geldi?” Serdar başını sallayarak genç kıza cevap verdi.

“Taksiyle gidebileceğimizi söylemiştim ama bizi almaya gelmiş. Dışarıda bekliyor.” Gülşen telefonda birkaç kez konuşsa da ilk kez göreceği ikizler için hem heyecanlanıyor hem de tedirgin oluyordu. Emine Hanım ve Ahmet Bey ile Ankara da tanışmışlardı. Oğullarını ziyarete geldiklerinde Serdar anne ve babasıyla kendilerine ziyarete gelmişlerdi. Arada annesinin Emine hanımla telefonda konuştuğunu da biliyordu.

“Hadi gidelim, annen çok yoruldu.” Gülşen valizini çekerek ilerlerken Serdar Gülten Hanım ve Efe’nin valizlerini alarak öne geçmişti. Birkaç dakika sonra havaalanından çıkan ikili az ilerde gülerek konuşan kişilere bakınca duraksamıştı. Serdar etrafına bakınarak Arya’nın arabasını görmeye çalışmış ama onun yerine genç kızın Gülten Hanımı oldukça lüks bir arabaya bindirdiğini görünce kaşlarını çatmıştı.

“Hah abimlerde geldi,” Arya neşeli bir şekilde kendilerine doğru yaklaşan ikiliye bakarak şakımıştı.

“Arya, araba nerede?” diye sorduğunda genç kız derin bir iç çekerek Gülşen’e sarıldı.

“Sonra anlatırım abi, hoş geldin Gülşen, yüz yüze tanışmak nasip oldu sonunda.” Gülşen kendisini sıcak bir şekilde karşılayan genç kıza kollarını dolarken hafif gülümsedi.

“Hoş bulduk, evet tanışmak bu güneymiş.” İkili arabanın arka koltuğuna binerken Serdar söylenerek direksiyona geçmişti.

“Hayırdır abicim, gömümü buldun?” Arabayı kast ederken Arya dudaklarını kemirerek genç adama baktı.

“Ananemi almaya gittik,” Serdar tek kaşını kaldırarak susan kardeşine baktı. “Eee?”

“Aras ile beraber gittik.”

“Sebep?””

Bunu arabada konuşmasak, ananemi eve bıraktıktan sonra sizi almak için arabayı bana bıraktı.” Serdar gözlerini kısarak kardeşini izlemeye başlamıştı. Polis olmanın yanında kardeşlerinin her hareketini ezbere bilen genç adam Arya’daki değişikliğin farkındaydı. Henüz Arya’nın bile haberi olmadığı değişikliğin! Havaalanından çıkıp ana yola girdiklerinde Arya “Beni forumun orada bırak abi,” dedi. Serdar sorar gibi genç kıza bakarken “Arabayı forumun parkına bırakmıştım, onu alıp geleceğim,” diye devam etmişti. Serdar birkaç dakikalık yolun sonunda arabayı kenara çekerek Arya’nın inmesini bekledi. Forum ve havaalanı arası beş dakika bile değildi.

“Ben size yetişirim, evde görüşürüz,” diyerek kapıyı kapattığı gibi foruma doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Serdar kardeşinin ardından bakarken Gülten Hanım gülümseyerek “Maşallah kardeşin çok sıcakkanlı,” dedi. Serdar başını sallarken aklına Alya gelmişti.

“Alya Arya’ya göre daha hareketlidir. Arya olmasaydı onu frenlememiz mümkün olmazdı.” Efe elindeki telefona bakarak sormuştu.

“Alya abla ile Arya abla ikizdi değil mi? Birbirine benziyorlar mı?” dediğinde Serdar gülerek başını iki yana salladı.

“Kendin karar verirsin,” Serdar arabayı meydan yoluna sokarak Boztepe’ye doğru ilerlerken arkasına bakarak Arya’nın gelip gelmediğini kontrol etmişti. Kendisine yetişmesi için arabayı oldukça yavaş sürüyordu.

“Serdar abi, ayağının altında yumurta mı var?”

“Anlamadım?”

“Arabayı biraz daha hızlandırsan… Şey sıkıştım da,” dediğinde Serdar çocuğa anlayışla bakmıştı.

“Efe, biraz daha dayanabilirsin.” Gülşen araya girmek istemiş ama Serdar kızın çıkışına gülümsemişti. Arya’nın kendilerine yaklaştığını birkaç araba geride olduğunu gören genç adam gaza biraz daha basmıştı. Eve yaklaştıklarında arkada oturan iki kardeş hayranlıkla etrafı inceliyordu. Yukarıdan Trabzon’un manzarası daha da güzel görünüyordu. Masmavi denizin berraklığı bulutların arasında bir kaybolup bir ortaya çıkan güneşin ışınlarıyla daha da göz alıcı görünüyordu. Derin bir nefes alan genç kız açtığı pencereden içine dolan temiz havayla başta sersemlese de sonradan gülümsemişti.

“Havası ciğerleri yakıyor.”

“Başta biraz zorlanırsın ama sonradan hafiflediğini hissedersin.”  İki kardeş daha önce deniz kenarı olan bir şehirde yaşamadıkları için bu duruma kolay alışacaklarını düşünüyordu. Araba evin önüne geldiğinde dışarıda bekleyen aile üyelerini gören Serdar minnetle onlara bakmıştı.

“Bizimkiler kapıda,” Serdar’ın sözleri ile bakışlar binanın önündeki küçük kalabalığa dönmüştü.

“Aa Arya abla bizi geçmiş, sana o kadar söyledim Serdar abi hızlan diye,” dediğinde Serdar küçük bir kahkaha atmıştı. Grup arabadan inerken Emine Hanım öne çıkarak Gülten Hanım ve Gülşen’e sevgiyle sarılmıştı.

“Hoş geldin Gülten, sende kızım.” Serdar arabanın bagajından valizleri çıkarırken Arya arabası ile yaklaşarak evin önüne park etmişti.

“Aa Arya abladan bir tane daha var.” Efe’nin sözleri herkesi güldürürken Alya öne çıkarak ona sarılmıştı.

“Sen ne yakışıklı çocuksun böyle?” dediğinde hem babası hem de Serdar araya girerek uyarıcı bir tonda “Alya,” diye adını söylemişti. Alya gülerek geri çekilirken Efe şaşkınlıkla ikizlere bakıyordu.

“Onları nasıl ayırt ediyorsunuz?” Efe’nin heyecanlı sorusuna Arya cevap vermişti.

“Zamanla sende ayırt edersin canım, hadi içeriye girelim.” Arya Efe’yi eve doğru götürürken diğer aile üyeleri anne kızı arasına alarak onları takip etmişti. Eve girdiklerin de Hatice kadın ayağa kalkarak aileyi karşıladı.

“Annem Hatice,” diye Emine Hanımannesini tanıştırırken bavulları kapının yanına bırakan Serdar hızla salona girerek “Ananem…” diye kadına sıkıca sarılmıştı.

“Hadi oradan hayırsız, ne sen ne de ağabeyin aylardır beni ziyarete gelmediniz.” Kadının sitemine karşılık Serdar gülümsemişti.

“Öyle deme anane, biliyorsun vaktim olmuyordu.”

“Hafta sonu da mı? Beni kandırma bakayım,” diyerek Gülten hanıma baktı.

“Hoş geldiniz kızım, bu deli oğlan lafa tuttu beni.” Gülten Hanım ve Gülşen yaşlı kadına ilerleyerek elini öperken kadınlar rahat etsin diye Ahmet Bey oğluyla birlikte salondan çıkmıştı.

***

“Söyle bakalım, derdin ne senin?” Ahmet Bey balkona geçtiği oğlunun sıkıntılı olduğunu anlayınca sormuştu.

“Bir derdim yok baba,” dediğinde Ahmet Bey inanmazca oğluna baktı.

“Ankara’ya giderken oldukça neşeliydin, ne oldu da neşen gitti?” 

“Baba…”

“Serdar abi, gelebilir miyim? İçerisi kadınlar günü gibi kalabalık,” Efe’nin sözleriyle baba oğul susmuştu.

“Gel evladım, kocaman adam oldun kadınların arasında işin yok zaten.” Efe yanlarına geldiğinde oğlundan laf alamayacağını anlayan Ahmet Bey bakışlarını Efe’ye çevirdi.

“Ee evladım, nasılınız, var mı bir sıkıntı?” Efe oturduğu yerde adama dönerek baktı. Sıkıntıyla nefes alıp verirken gözleri Serdar’a kaymıştı.

“Ablam söyledi mi, Ankara’dan taşınmaya karar verdik.” Ahmet Bey oğluna dönerken genç adamın cevabını duymuştu.

“Evet, söyledi bir şeyler.”  

“Hepsi dayımlar yüzünden. Annemin hasta olduğunu duyduklarından beri başımızdan eksilmediler.” Serdar suskun bir şekilde önüne bakarken Ahmet Bey olayı deşmeye karar verdi.

“Neden? Daha önce gelmiyorlar mıydı?”

“Nerde, son zamanlarda gelmeye başladılar. Üstelik tutturdular ablamla dayımın büyük oğlu evlensin diye. Annem istemiyor ama bakalım ne olur.”

“Ablan ne diyor?”

“Ablam kesinlikle olmaz diyor,” dediğinde Efe sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti.

“Dayınlar durup dururken gelmiş olamazlar, ne oldu da birden size geldiler?” Ahmet Bey gözlerini kısarken Efe bakışlarını kaçırmıştı.

“Ne oldu Efe?” Serdar çocuğun ifadesinden hoşlanmamıştı.

“Annem bir ara çok hastalandı. On gün yoğun bakımda kaldı,” dediğinde Serdar hızla yerinden kalkmıştı.

“Bana niye haber etmediniz?”

“Söyleyecektim ama ablam istemedi. Sizin sorunlarınız olduğunu söylemişti.”

“Öyle bile olsa bana haber etmeliydin. Biz seninle ne konuşmuştuk Efe?”

“Ama abi, ablam kesin dille yasakladı. Hem buraya geleceğimizi söyleyince bende sustum.”

“Sonra ne oldu?”

“Annem kendine gelince ağabeyine haber gönderdi. Babasından kendine kalan iki daireyi istedi.” Serdar daha önce bilmediği bilgiyi yeni öğreniyordu.

“Gülten anneye babasından daire mi kalmış?”

“Evet ama biz bunca yıl o daireleri görmedik. Dayımın oğlu oturuyor birinde, diğerinde de kızı.”

“Kira?”

“Ne kirası abi ya, bunca sene çökmüşler zaten evlerin üstüne. Annem de ben ölüyorum, ya dairelerim verin ya da kira versinler dedi. Bizim için istedi ama dayımlar tutturdu ablamla oğlunu evlendirelim diye.”

“Ben var ya!” Serdar öfkeyle çıkışırken babası “Serdar,” diye onu uyarmıştı.

“Görmüyor musun baba, kadınları yalnız buldular sıkıştırıyorlar. Ben onlara sorarım.” Serdar hızla eve girerken Ahmet Bey de onun arkasından takip etmişti.

“Gülten anne…” Serdar’ın devam etmesini babası kolunu tutarak engellemişti.

“Yapma, pişman olacaksın. Önce ben bir annenle konuşayım…” Serdar sıkıntıyla nefes verirken kabul etmek zorunda kalmıştı.

“Efendim evladım?”

“Benim çıkmam gerek, size dinlenin akşama görüşürüz,” dedi içi yana yana. Genç adamın evden ayrılmasıyla Ahmet Bey odasına çekilirken Emine Hanım, anne kıza kalacakları odayı gösterip dinlenmelerini söyledi. Efe Serdar ile aynı odada kalacaktı. Arya evdeki sessizliği fırsat bilerek annesine arabayı geri vereceğini söyleyerek evden çıkarken Emine Hanım kızının arkasından düşünceli bir şekilde bakıyordu.

“Emine, gel yanıma kızım?” Hatice kadın kızını yanına çağırırken oldukça keyifliydi. Kızının neden bu kadar düşünceli olduğunu tahmin edebiliyordu.

“Sen evleneceğin zaman bende senin gibi olmuştum.”

“Bu çok ani oldu anne, onlar birbirini daha tanımıyor bile.” Kadının sözlerine annesi gülümsemişti.

“Sen Ahmet’i ne kadar tanıyordun Emine, evlendin çok şükür kocanı da sevdin.”

“Bizim zamanımızla şimdiki zaman bir mi anne, şimdiki gençlik çok sabırsız. İstedikleri hemen olsun diye bekliyor. Ailenin nasıl ayakta kalacağını bilmiyorlar.”

“Merak etme, Arya senin gibi mutlu olacak. Ben Aras oğluma güveniyorum. Kötü başladı bu iş ama iyi bitecek inşallah. Akşama oğlanları bir araya toplada konuşalım.” Emine Hanım başını sallayarak annesini onayladı. Odadan gülme sesleri gelince Alya’nın Gülşen ile iyi anlaştığını anlayan kadının içi rahatlamıştı. Anlaşılan kızın çekingen hali Alya’nın gözünden kaçmamıştı. İki genç kızın kahkahası ona da iyi gelmişti. Kocasını kontrol etmek için odaya girdiğinde adamın yatakta oturmuş bir şekilde elini başına yasladığını gördü.

“Hayırdır Ahmet, bir şey mi oldu?” adam karısının sorusu ile yanına vurarak oturmasını istedi.

“Hayır olur inşallah Emine’m, konuşalım biraz.” Kadın kocasının sesinden tedirgin olmuştu.

“Ne oldu Ahmet, neden bu kadar düşüncelisin?” adam karısının sorusu ile Efe’nin anlattığı şeyleri anlatıp karısına Gülten Hanım ile uygun bir zamanda konuşmasını söylemişti. Hazır aile Trabzon’a gelmişken kabul ederlerse kızı istemeyi düşünüyordu.

****

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Lütfen yorumlarınızı eksik etmeyin… Bunca emeğe bir kaç satırda olsa en azından hikaye hakkında düşüncelerinizi, gidişatını, ya da okuyucu olarak şurası olmamış demelisiniz. Teşekkürler!

14.BÖLÜM <<<<<<<——->>>>>>> 16.BÖLÜM

10440cookie-checkTatlı Hata 15. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

21 yorum

  1. Allahım çok güzel bi bölüm okudum yine harikaydi ne eksik ne fazlası var okurken hep tebessümle okuyorum Arya ve Aras çok iyi oldular ya yüreğine sağlık sevgili yazarcığım

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*