Asil Kan 17. Bölüm

Elizabeth halasının sözlerine anlam veremiyordu. Annesi ile kral Alexis’in ne gibi bir bağlantısı vardı. İşte bunu öğrenmek için elinden geleni yapacaktı.

“Oğlun nerede? Anlam veremiyorum annem neden sizi kral Alexsis’e vermek istesin. Babam bunu duyunca çok sinirlenecek.”

“Babanın bunu bildiğine eminim. Ayrıca kraliçe ve Alexis kuzenler.” Elizabeth şaşkınlıkla kadına bakmıştı. Bu zamana kadar nasıl olmuştu da bunu öğrenmemişti. ,

“Nasıl?”

“Babam, iki ülkenin barış yapabilmesi için kraliçe ile babanı evlendirdi. Bu yıllardır süre gelen bir uygulamadır. Düşman kızı ile evlilik bağı kurulur ve barış sağlanır.”

“Peki sen? Sen Alexis ile evlendin mi?” Almira bakışlarını kaçırarak işine yarayabileceğini düşündüğü birkaç parça eşya ile ilacı alıp çıkınına doldurmaya başladı.

“Ben öyle sanıyordum ama değilmişim.”

“Anlamadım?”

“Çok küçüktüm, saraydan gönderildiğimde aklım bir karış havadaydı. Alexis ile karşılaştığımda onun kim olduğunu bilmiyordum. Gençlik aşkı işte, beni kaçmaya ikna etmesi hiçte zor olmadı. Sınırı geçtikten sonra her şeyin yoluna gireceğine inanıyordum. O zamanlar kral babam çok katıydı. Ağabeyim beni saray dışına göndermemesini söylemişti. Sanki tahmin edebiliyordu ne olacağını.” Kadın hafif gülerek yeğenine baktı.

“Sonra ne oldu?”

“Hamile kaldım… Kocam olduğunu düşündüğüm adamın aslında prens ve evli olduğunu öğrendim. Tek amaçları Travuz krallığının gücünü taşıyan bir prensesten çocuk sahibi olmak olduğunu öğrendim. Yıllarca bir köyde gizli yaşadık. Kraliçenin erkek çocuğu olunca gizliğimiz kalmadı. Kral ve kraliçe benim ve oğlumun peşine düştü. Kaçmayı başardık ama oğlumu sınırdan geçerken kaybettim. Ona saraya gitmesini ve babanı bulmasını söyledim. Çok akıllıydı. Başaracağına eminim. Eğer başardıysa şuanda babanın himayesinde olmalı. Tek temennim bu yönde.”

“Peki neden gelip öğrenmedin?”

“Birkaç kez öğrenmeye çalıştım ama peşimde hala adamlar vardı.”

“Babam seni görünce çok sevinecek.” Elizabeth gülümseyerek kadına bakarken derin bir iç çekti.

“Ama önce buradan gitmeliyiz. Kraliçe başka adamlar gönderecektir.” Elizabeth kadının sözlerine hak vererek evden dışarıya çıkmıştı. Adamlarına ve kendisine katılan adamlara dönerek ayrılacaklarını söylerken herkes hazırlıklara başlamıştı. Köyden ayrılmaları sessizce olmuştu.

***

Genç adam hızlı adımlarla taht odasına doğru ilerlerken oldukça endişeliydi. Kapı görevlisinin geldiğini bildirmesi ile odaya girerken Drew ile göz göze geldi.

“Ne oldu?”

“Kral Edward saraya dönecekmiş.” Drew başını sallarken Adrian onun sakin kalışına şaşırmıştı.

“Bu kadar mı? Baban geliyor ve sen sadece başını sallıyorsun.”

“Ne var bunda, elbet bir gün dönecekti saraya.” Drew’in sözleri ile kaşları çatılan genç adam birkaç adım öne çıkarak Drew’in gözlerine daha yakından bakmıştı.

“Beni okumanın suç olduğunu biliyorsun değil mi?”

“Sen zaten biliyordun.” Adrian’ın sözleri ile Drew başını sallamıştı.

“Elbette biliyorum. Babam isyan olayını duymuş olmalı, bu yüzden saraya dönüyor.”

“Peki ne olacak, tahttı sizden alacak mı?” Drew önünde ki kağıt tomarını kenara bırakarak genç adama döndü.

“Bunu yapacağını sanmıyorum. Henüz iki hafta oldu tahtta çıkalı. Kral Edward süre dolmadan tahttan inmemi isterse bu ülke için iyi olmayacaktır. İlerde bana itaat etmeleri için sadece uzaktan izlemeye devam edecektir.” Adrian kuzenine hak verirken bir yandan da endişeliydi. Dayısı zamanından önce saraya döndüğüne göre önemli bir şey olmalıydı.

“Bu kadar endişelenme, babam başının çaresine bakacaktır.”

“Peki prenses Elizabeth, o ne zaman dönecek?” Drew gelen soruyla derin bir iç çekmişti.

“Elizabeth’in dönmesini her şeyden çok istiyorum. O olmadan saray çekilmez oluyor.” Drew kralın haklı isyanına bir şey söyleyememişti. Kendisi bile yokluğunu hissederken onun gitmesi ile saray sanki derin bir sessizliğe gömülmüştü.

“Bir gün saraydan temelli ayrılacak biliyorsun değil mi?” Drew başını sallarken o günün geç gelmesini umuyordu.

“Neyse bunu o gün geldiğinde konuşuruz. Haber geldi mi gözcülerden?” Adrian kralın sorusu karşısında gerilmişti.

“Doğruymuş, sınırdaki gözcüler bazı komutanların sınır ihlaline izin verdiğini bildirdi. Rüşvet ile askerleri sınırdan geçiriyorlar.” Drew dişlerini sıkarak genç adama bakmıştı.

“Acil toplantı talep et. Tüm yetkililer eksiksiz karşımda olacak. Özellikle sınır komutanları…”

“Ne yapacaksın?”

“İşini yapmayanlara hadlerini bildireceğim. Çok başıboş kaldılar.” Drew’in emri ile tüm yetkililer taht odasına toplanmıştı. Kimse ne olduğunu anlayamadığı için oldukça tedirgindi. Son yetkilinin de gelmesiyle Adrian Drew’in sağ yanına yerini alarak beklemeye başlamıştı. Özellikle komutanların gözlerinden düşüncelerini okumaya çalışıyordu. Birçoğu çağrıldığına hiç memnun olmamıştı.

“Sizi buraya neden çağırdığımı merak ediyorsunuzdur.” Adamlar homurtuyla karışık onaylama sesleri çıkarırken Drew öfkelenerek elini tahtının ahşap koluna vurmuştu.

“Kesin homurdanmayı… Dışarıda neler olup bittiğinden haberiniz var mı sizin? Özellikle sınır köylerde olan baskınlara karşı neden bir rapor verilmedi bana?” adamlar birbirine bakarken Drew konuşmasına devam etmişti.

“Siz beni aptal mı sanıyorsunuz? Sınır komutanları görevden alındınız.” Adamlar ileri atılarak “Bunu yapamazsınız prens” diye konuşunca Drew gözleri alev alarak kendisine prens diyen yetkiliye bakmıştı.

“Prens mi? ben senin kralınım, bu ne hadsizlik.” Drew’in sesi duvarlardan yankılanarak yetkililere ulaştığında herkes ürpermişti.

“Sen hala kralının kim olduğunu anlayamamışsın. Önüne gelen sınırdan elini kolunu sallayarak geçip benim halkıma baskın veriyor. Birkaç kendini bilmez satılmış yüzünden yarın bir gün savaş olsa içeride kaç düşman askeri olduğunu bilemeyeceğiz. Bu durumdan hepiniz sorumlusunuz ve sorumluluklarını yerine getirmeyen herkes cezasını alacak.”

“Kralım…”

“Kes, daha konuşmamı bitirmedim. Adrian not al, özellikle baskın yiyen köyler tespit edilip sınırda olan komutanlar vatan hainliği ile yargılanacak. İbret için meydanda sallandırılacak. Ülkesine ihanet edenin sonunu herkes görsün. Son olarak isyan hazırlığında olana adamları bizzat ben sorgulayacağım. Kim olursa olsun isyana yeltenenler en ağır şekilde cezalandırılacak. Babamın yıllardır inşa etmeye çalıştığı huzurlu ülkeyi kimsenin karıştırmasına izin vermeyeceğim. Ayrıca halktan alınan fazla vergiler geri verilecek. Geri verilmeyen her bir vergi için siz sorumlu tutulacaksınız. Açgözlü olan tüm yetkililer. Sizin yerinizi doldurmam uzun sürmez beyler, ayağınızı denk alın.” Kral sözlerini bitirir bitirmez elini sallayarak toplantıyı bitirdiğini belirtmişti. İtirazlar eşliğinde toplantı alanını terk eden adamlara şüpheyle yaklaşan Drew Adrian’a dönerek konuştu.

 “Onları gözetim altına tut Adrian, ne yapacakları belli olmaz.” Adrian kralın huzurundan ayrılırken oldukça düşünceliydi. Prensesten hala bir haber yoktu. En son bir hafta önce kendilerine pusula göndermişti. Nerede ve ne halde olduğuna dair hiçbir bilgi yoktu. Dayısı saraya döndüğünde prensese destek göndermesi için onunla konuşmaya karar verdi. Drew’in rahat tavırları genç adamı düşündürüyordu.

Sarayın koridorunda ilerlerken güvendiği arkadaşlarına bakmak için özel toplanma salonuna gitmeye karar verdi. Bu durumda iki arkadaşından başka kimseye güvenemeyeceğini biliyordu. Sander ve Kris ikisi de saraya kendisi ile birlikte girmişti. Kısa sürede yakın arkadaş olan üçlü zaman zaman toplanarak durum değerlendirmesi yapıyorlardı. Şuanda onlardan başka kimseye güvenemezdi.

Çift kanatlı kapıyı açarak salona girdiğinde içeride ki kalabalık kısa bir süre kendisine dönmüş, sonrada kendi işlerine devam etmişti. Onu gören iki adam yerinden kalkarak genç adamın kendilerine yaklaşmasını beklemişti.

“Adrian, seni hangi rüzgar attı buraya?” Kris genç adama sarılarak konuşmuştu.

“Yardımınıza ihtiyacım var, sizden başkasına güvenemezdim.”

“Ne oldu?” her zamanki ciddi duruşu ile Sander araya girmişti. Adrian sarayda olan bazı olayları iki arkadaşına anlatırken sınır komutanlarını takibe almak için birlik kurmalarını istemişti. Kris bu göreve talip olurken diğer yandan da Sander şüpheli davranan yetkilileri izlemeye alacaktı. Kral Edward’ın saraya döneceğini öğrenen iki adam da sevinmişti. Adrian gibi iki adam da kralı babaları yerine koymuştu.

“Ne düşünüyorsun?” Adrian Sander’e bakarak sormuştu. Genç adam oldukça dalgındı.

“Sınırdaki adamlarda haber geldi, Kral Alexis iyice çıldırmış durumda. Kraliçenin hastalığı onu daha da delirtti.”

“Ne oldu?”

“Halk kan ağlıyor. Tahtta geçmesi beklenen prens kadın düşkünü çıktı.” Adrian dişlerini sıkarken gözünün önüne doğup büyüdüğü kasaba gelmişti. Annesi ile kaçarken askerlerin talan ettiği kasabada yaşayan insanların acılarını unutamıyordu.

“Ne zaman döneceksin?” Kris’in sorusu ile Adrian genç adama baktı.

“Henüz dönemem, yeterince güçlü değilim.”

“Adrian, halkının kanderi sana bağlı. Onları sadece sen kurtarabilirsin.”

“Bunu bilmediğimi mi sanıyorsun? Elimden bir şey gelmiyor. Alexis hala peşimde.  Neden olduğunu da tahmin edersiniz.”

“Belki de veliaht olarak seni seçecektir.”

“Bunu bilemeyiz. Alexis yaşadığı sürece zor olacak.” İki adam birbirine bakarak Adrian’a döndü. Onun neden bu şekilde konuştuğunu anlamaya çalışıyordu.

“Prensesle durumlar nasıl?” Sander’in sorusu ile genç adam gerilmişti.

“Henüz bir karar vermedim.”

“Onun eşin olarak doğan prenses olduğunu söylemiştin.” Adrian arkadaşlarına anlattıklarını biliyordu. Prenses Felisa’yı ilk gördüğünde heyecanla iki arkadaşına giderek eşini bulduğunu söylemişti. Şimdi ise prensesin kararan kalbini gördükçe bunun mümkün olabileceğine imkan vermiyordu.

“Bundan artık o kadar emin değilim.”

“Neden bu şekilde konuşuyorsun? Prenses Felisa ile evlenirsen iki ülke arasında ki düşmanlık da biter.”

“Yada daha çok artar. Bu ciddi bir konu Sander, prensesin gerçekten eşim olarak doğduğuna artık o kadar emin değilim.” İki adam birbirine bakarken sokakta yankılanan sesle hızla dışarıya çıktılar. Çığırtkan elinde davula vurarak duyuru yaparken üç adamda birbirine bakmıştı.

“Duyduk duymadık demeyin, Kral Edward saraya geri dönüyor.” Halk adamın her davula vurması ile sevinç nidaları atarken Adrian arkadaşlarına baktı.

“Kral Edward kadar sevilen bir kral daha görmüş müydünüz?” iki adam başını sallarken derin bir iç çekmişti. Kısa bir sürede toplanan kalabalık duvara saplanan okla birlikte şaşkınlıkla oku atan kişiye dönmüştü. Küçük bir kalabalıkla atın üzerinde duran kızı görenler şaşkınlıkla ona dönerken Adrian gördüğü suretle hızla ileri atılmış ama Sander’in tutuşu ile duraksamıştı.

“Elizabeth?”

“Sakin ol, ne olduğunu anlamaya çalışalım önce.” Adrian elinde okuyla atının üzerinde etrafı inceleyen genç kıza bakarken yaşadığı sevince anlam verememişti.

“İyi olduğuna inanamıyorum.”

“Yolu açın!” prensesin sesi meydanda yankılanırken prensesin atının yanında ki siyah hayvanı görenler hemen kenara çekilmişti.

“Neden toplandınız?” prensesi tanımayanlar öne atılırken diğer kişiler geri durmayı tercih etmişti.

“Duymadın mı kral Edward saraya dönüyor.” Elizabeth aldığı haberle derin bir iç çekerken diğer bir adama bakmıştı.

“Kral Edward sarayda bir misafir, bu kadar heyecanlanmanız güzel olsa da kalabalık yapmayın.”

“Sen kim oluyorsun da ne yapacağımızı söylüyorsun?” Adrian öne çıkacağı zaman Sander yeniden genç adamı durdurmuştu.

“Benim kim olduğum seni alakadar etmez, yolu kesmeyin yeter.” Askerler öne çıkarken atlıların arkasında bağlı olarak yürüyen adamlar herkesin sessiz kalmasına neden olmuştu. Aralarında kalabalık tarafından tanınanlarda çıkınca birden ortamda sesler yükselmişti.

“Onları neden bağladınız?” Elizabeth kendisine konuşan adama hafif gülümseyerek cevap verdi.

“Bu gördüğünüz kişiler krala isyan hazırlığında bulunanlar. Cezalarını bizzat kral Drew verecek.”

“Bu bir iftira, onları bu şekilde suçlayamazsınız.” Askerler öne çıkarken prenses kendisine cevap veren adamın gözlerine bakmıştı. Adamın her düşüncesinde Elizabeth daha da sinirlenmişti. Askerine başıyla işaret ederek “Onu da alın, isyanda onunda parmağı var,” dediğinde asker emrini hemen yerine getirmişti. Adamın tutuklanmasına karşı çıkanlar saldırıya geçerken Elizabeth sakin bir şekilde saldırganlara bakıyordu.

“Anlaşılan isyancı grubu tahminimizden daha kalabalık.” Askerler prensesi korumak isterken Elizabeth atından inerek kendisine doğru gelen adamlara karşılık vermeye başlamıştı. Kadınlar çığlık atarak uzaklaşırken tutuklamalara karşı çıkanlar kılıcı ile prenses ve askerlerine saldırmaya başlamıştı. Adrian öne çıkmak istedikçe Kris ve Sander tarafından engellenmişti.

“Beni rahat bırakın, ona yardım etmem gerek.” Sander arkadaşına ters bir şekilde bakarak “Sence yardıma ihtiyacı var mı? Şu hale bak,” Adrian arkadaşlarının gösterdiği kalabalığa bakarken birçok kişinin yaralı bir şekilde yerde yattığını görünce duraksamıştı. Ortam birden mahşer yerine dönerken son kılıç darbesi ile Elizabeth etrafına bakmıştı.

“Bu yaptığınız vatan hainliğine girer. Kralın soyundan gelene saldırmak ihanetle eştir. Askerler, karşı çıkanları tutuklayıp götürün. Yaralıları da tedavi edin. Kimi savunduklarını ve kime kılıç çektiklerini öğrendiklerinden emin olun.” Adrian bunca kılıç sallamaya rağmen yorgunluk belirtisi göstermeyen genç kıza şaşkınlıkla bakmıştı. Atıyla yanlarından geçip giden genç kızın ardından bakarken Kris hayranlıkla prensesin arkasından bakmıştı.

“Şu kız bizim kraliçemiz olacaktı, ülkede bir tane hain kalmazdı.”

“Sence de biraz asi değil mi?” Sander, Kris’in sözlerine karşılık sormuştu.

“Bazen asi olmak iyidir.” Adrian iki arkadaşın sözlerine karşılık derin bir iç çekti. Kızın sağ salim dönmesine karşılık içinin rahatlamasına neden olmuştu. bakışları atının üzerinde yüzü kapalı  kadınla çakışırken genç adam donup kalmıştı. Adrian kıpırdama yetisini kaybetmiş gibi yutkunarak kendisine ıslak gözlerle bakan kadına odaklanmıştı. Dudaklarından kopup çıkan “Anne?” sözü ile yanından geçip giden kadının ardından hızlı adımlarla ilerlemeye başladı.

“Yapma!” Adrian beyninde yankılanan sesle olduğu yerde donup kalmıştı. Sander genç adamın hareketlerine şaşırırken ezilmek üzere olana arkadaşını kenara çekmişti.

“Dikkat et, ne oldu?”

“Ben… Yok bir şey sadece şaşırdım.”

“Burada durmayalım, sen saraya git bizde işimize dönelim.” Adrian arkadaşlarını onaylayarak hızla saraya doğru yola çıkmıştı. İçi içine sinmiyordu.

Annesi yaşıyordu!

Elizabeth arada arkadan gelen halasına bakarken oldukça tedirgindi. Annesinin halasını tanımasını istemezken bir yandan da babasının saraya dönüyor olmasına sevinmişti. En azından halasını ondan başkası koruyamazdı. Atını yavaşlatarak geriye dönüp halasının yanında ilerlemeye başladı.

“Prenses, dikkat çekiyorsun.”

“Duydun, babam saraya dönüyor. Seni görünce hem şaşıracak hem de mutlu olacak.”

“Ya da beni gönderecek.”

“Buna inanıyor musun? Babam seni asla bırakmaz. Üstelik kayıp oğlunu da bulacaktır.” Almira kızın sözlerine gülümseyerek ona bakmıştı. Saraya yaklaştığı ilk anda oğlunu bulmuştu. Yıllar geçse de oğlunu tanımamasına imkan yoktu. Adrian başarmıştı, dayısına ulaşmayı ve güvende olmayı başarmıştı. İçi huzurla dolarken doğup büyüdüğü sarayı görünce hüzünlenmişti. Buruk bir şekilde uzaktan saraya bakarken onun bakışlarını fark eden genç kız halasına bakarak “Değişmiş mi?” diye sordu. Almira başını iki yana sallayarak kıza cevap verirken Elizabeth sarayın açılan büyük kapılarıyla duraksamıştı.

“Sanırım geldiğimiz duyuldu, ağabeyim karşılama için kapıya çıkıyor.” Almira kızın sözleri ile gülümseyerek kapıda görünen adama baktı. Yeğenini görmek kadını mutlu etmişti. Uzaktan görmesine rağmen bakışlarından sevecen olduğu belli oluyordu.

“Annene çekmemiş,” dediğinde Elizabeth gülerek başını salladı.

“Doğru, annesine çekti.” Almira şaşkınlıkla prensese bakarken saray dışında bir çok kişinin bilmediği o gerçeği halasına söylemişti.

“Kral Drew, cariye Nadia’nın oğlu. Alt tabakadan olduğu için kraliçenin aile kütüğüne yazıldı.”

“Yazık olmuş,” kadının sözlerine kahkaha atan genç kız başını iki yana salladı.

“Seni babam gelene kadar saklamam gerek. Bunun için en iyi yol hekimlerin bölümüne gitmen.” Kadın kıza hak verse de oğlunu düşünmeden edememişti.

“Elizabeth?” Kral Drew heyecanla kardeşine seslenirken Elizabeth atından inerek kralın karşısına durup ona reverans yapmıştı. Elizabeth ağabeyine gülümseyerek “Nasılsınız kralım?” diye sorduğunda Drew kimseyi umursamadan kızı kollarının arasına çekerek “Sağ salim döndün ya, artık çok iyiyim,” dedi. Elizabeth ağabeyine karşılık verirken hafif gülümsemişti. Hemen yanında duran kraliçeye dönerek “Kraliçem, nasıl oldunuz? Yeğenim nasıl?” diye sorduğunda kısa çaplı bir sessizlik olmuştu. Kraliçe şaşkınlıkla hızla elini karnına götürürken Drew şok olmuş bir şekilde kraliçesine bakmıştı.

“Hekimler henüz söylememiş sanırım?” diyerek gülümseyen kız kralın şaşkınlığına gülmüştü.

“Yeğen mi? Sen…”

“Bilmiyorum kralım, hekimler bir şey söylemdi.” Drew saraya gelir gelmez kendisine sürpriz yapan kardeşine yeniden sarılırken kraliçe de minnetle prensese bakmıştı.

“Seni çok özlemişim prenses…”

“Bana değil, kraliçenize sarılmanız gerekmiyor muydu?” Elizabeth’in şakasına karşılık kraliçe utanırken Drew “Ona yalnızken sarılırım,” diyerek kadını iyice utandırmıştı.

“O zaman bende size güvendiğim bir doktoru tavsiye edeyim. Kendisine her konuda güvenebilirsiniz. Eğer sizin içinde uygunsa kraliçeyle bizzat o ilgilensin?” Drew kardeşine şüpheyle bakarken Kraliçe memnuniyetle kızın teklifini kabul etmişti. Almira kendisine bakan prensesle atından inerek kral ve kraliçenin önüne gelip onları selamlamıştı.

“Kralım, kraliçem umarım sağlıklı bir bebeğiniz olur.” Drew kadına dikkatle bakarken yüzündeki peçeyi açmasını isteyeceği sırada Elizabeth araya girerek “Kralım yalnız konuşmamız gereken konular var,” diyerek ortamı toparlamıştı. Hizmetliler prensesi neşe içinde karşılarken Elizabeth onları özlediğini hissetmişti.

“Açıktım, bana ve misafirime yemek getirir misiniz?” hizmetliler aldıkları emirle hızla dağılırken Almira Elizabeth’e gülümseyerek bakmıştı. Yeğeni ile geçirdiği iki haftalık bir serüvende onunla oldukça iyi anlaşmıştı. Grup saraya girerken koridorda karşılaştıkları prenseslerle duraksamışlardı.

“Prenses ablalarım, sizi görmek ne güzel. Umarım iyisinizdir.” İki prenses gözlerini kısarak Elizabeth’e bakmıştı.

“Görüyorum ki sağ salim dönmüşsün, ne yazık!” iki prensesin aşikâr düşmanlığı Almira’yı şaşırtırken hemen prensesin ne söyleyeceğini anlamak için ona dönmüştü.

“İyi temennilerinizi duymak çok güzel. Yeniden aranızdayım, artık dışarıda uğraşmanıza gerek kalmayacak!” Elizabeth’in sözlerine şaşıran kral ve kraliçe Elizabeth’e bakarken Almira prensesi cephe alan kardeşlere acımıştı. Başını iki yana sallarken dikkat çektiğinin farkında bile değildi.

“Ne oldu, yeni bir sığıntı mı getirdin saraya?” Felisa’nın sorusu ile Elizabeth gerilmişti.

“Bu sizi ilgilendirmez. Şimdi boş işlerinize geri dönebilir, diğer işleri bize bırakabilirsiniz. Kralım?” Drew iki prensesin haset bakışları altında taht odasına doğru ilerlerken Almira Elizabeth’in hemen arkasından onları takip etmişti. Avucunun içi gibi bildiği sarayda olmak buruk bir mutluluk vermişti. Taht odasına girdiklerinde Kraliçe Katren izin isteyerek kral ve diğerlerini yalnız bırakmak istemişti. Ne de olsa ülke sorunlarını konuşacaklardı.

“Kraliçem, birazdan hekimler sizi kontrole gelecekler, kendinizi çok yormayın.” Katren kralın sözleri bakışlarını kaçırırken Elizabeth ikili arasında kısa sürede oluşan bağlılığa sevinmişti. En azından abisi babası gibi yalnız kalmayacaktı. Kraliçenin odadan çıkması ile Drew genç kıza döndü.

“Evet, seni dinliyorum Elizabeth. İki haftadır haber alamadık senden.”

“Ben haber göndermesem de senin aldığına eminim. Yanılıyor muyum?” Elizabeth’in imalı sözleri ile Drew gülümsemişti.

“Yine de senden almayı dilerdim. Kardeşimin ne durumda olduğunu, zorluklar karşısında benden yardım istemesini isterdim.”

“Halledemeyeceğim bir sorunla karşılaşmadım. Ama saray dışında düşündüğümden daha karmaşık bir yaşam var. Halk tedirgin abi, birçoğu korkutulmuş. Babamın tahttan çekilmesi ile üzerlerinde ki baskı arttı. Ayrıca bazı yetkililer görevlerini kötüye kullanıyor. Sınır köyler sürekli düşman tarafından baskın yediği için halk köyünü terk etmek zorunda kalıyor.”

“Bunların hiç biri bize rapor edilmiyor Elizabeth. Yeni görev dağılımı şart oldu artık. Birçok yetkili ana kraliçe ve babasının boyunduruğu altında. Özellikle son birkaç hafta bunu daha iyi anladım.”

“İsyanın arkasında da kraliçe ve adamları var. Ama bunu ispatlayacak bir delilim yok. Zamana ihtiyacım var.”

“Elizabeth, bu konudan uzak durmanı istiyorum.”

“Anlamadım?”

“Ne kadar istemesen de ana kraliçe senin annen. İşin ucu sana kadar bulaşmadan uzak durmanı istiyorum. Özellikle kraliyet denemesinde olduğumuz bu dönemde. Benden sonra sen tahtta çıkacaksın biliyorsun. Fırsattan istifade ederek temelli seni tahtta oturtmak isteyeceklerdir.”

“Bunu yapmayacağımı biliyorsun.  Ben tahtta olmak istemiyorum.” Drew kardeşine gülümseyerek baktı.

“Bunu benim bilmem önemli değil, yetkililer ve halk öyle düşünmeyecektir.”

“Yine de sana yardım etmek istiyorum.” Dediğinde Drew derin bir iç çekti. Kardeşini ikna etmek için elinden geleni yapacaktı.

“Büyük resmi göremiyor musun Elizabeth? Babam saray dışında ve birkaç haftada en az beş kez saldırıya uğradı.” Elizabeth duyduğu ile hızla başını kaldırmıştı.

“Endişelenme, sence birkaç kişi babama zarar verebilir mi?”

“Saraya döneceğini duydum…”

“Biliyorum, neden döndüğünü de tahmin ediyorum. Eğer babam saraya sağ salim dönemezse korkarım taht kavgası başlayacak.”

“Bu mümkün değil, babam erkek kardeşini sürgün etmişti. Ülkeye girmesi yasak, kimse onu kral olarak kabul etmez.” Drew onu onaylasa da başını iki yana salladı.

“Taht kavgası ikimiz arasında çıkarılacak, bunu göremiyor musun? Babama bir şey olursa resmi kral ortadan kalkmış olacak. Ben vekil kralım ve sende gelecek ayın vekilisin. İkizimin arasına bu savaşı çıkarmak isteyecekler.”

“Buna asla izin vermem.”

“Biliyorum, inan tahtta sen ya da ben oturmuşum hiç fark etmez.” Drew konuşmasına devam edecekken yanlarında ki kadını fark ederek kaşlarını çatmıştı.

“Sizin burada olduğunuzu unuttum, kusura bakmayın.” Drew yabancı birinin yanında devlet işlerini konuştuğu için kendisine kızmıştı.

“Önemli değil kralım…” Almira  boğuk bir sesle konuşurken Drew Eliabeth’e dönerek “Onu saraya getirmenin önemli bir nedeni olmalı,” dedi. Elizabeth halasına bakarak hafif gülümsedi.

“Onu kraliçenin adamlarının elinden aldım.”

“Anlamadım?” Drew şaşkınlıkla prensese bakarken Elizabeth etrafına bakınarak salonda kimsenin olmadığını anlayınca halasına bakarak “Yüzünü açar mısın?” diye sormuştu. Almira tedirgin olsa da prensesin dediğini yapmıştı. Almira yüzünü açtığında Drew karşısında ki kadınla yutkunmak zorunda kalmıştı. Kadının yaşı olduğunu bilse de güzelliği karşısında neredeyse dili tutulacaktı.

“Ne düşünüyorsun?”

“Düşünemiyorum…” Drew’in düşünmeden verdiği cevaba Elizabeth kahkaha atmıştı.

“Drew, seninle konuşmak istediğim önemli konu karşında duran kişiydi. Babam gelene kadar onu saklamak zorundayız.”

“Saklamak mı?  Onu neden saklamamız gerekiyor ki?”

“Ana kraliçe ve Alexis onun peşinde. Babam gelince çaresine bakacaktır.” Drew şüpheyle karşısında ki kadına bakıyordu. Elizabeth daha fazla dayanamayarak araya girmişti.

“Ağabey, seni halamız prenses Almira ile tanıştırayım…” Elizabeth sözlerini bitirdiğinde Drew oturduğu tahtta hızla ayağa kalkmıştı.

“Kim dedin?”

“Prenses Almira, babamızın tek kız kardeşi.” Drew şok olmuş bir şekilde kadına bakarken Almira onun ifadesine hafif gülümsemişti. Yeğeninin yaşadığı şoku anlayabiliyordu. Drew’in aklından geçen “Adrian’ın annesi!” düşüncesiyle Almira gözlerini büyüterek yutkunmak zorunda kalmıştı. Drew onun değişen ifadesiyle aklından geçenleri hızla sonlandırdı. Elizabeth’in bunu öğrenmesine izin veremezdi.

“Seninle tanıştığıma çok sevindim halacım. Babam gelene kadar sizi kraliçenin odasında ağırlarız. Oraya sizden başka hekimin girmesine de izin vermeyeceğim. Buna emin olabilirsiniz.”

“Drew, benim için endişelenmenize gerek yok. Sadece kuzey kısmında ki kule odasını bana verirseniz kimse beni görmez.”

“Kuzey kısmında ki kule mi? Ama orası…” Almira gülümseyerek iki yeğenine baktı. “Evet, orası perili bir yer. İnanın hiç sorun değil. Daha önce de o kısımda kaldım.”

“Ama hala, seni tek başına orada bırakamam.” Elizabeth araya girmek istemiş ama taht odasının kapısının açılmasıyla konuşması yarım kalmıştı. Adrian kralın huzuruna çıkarken oldukça heyecanlıydı. Özellikle prensesin getirdiği annesini görmek için fırsat kolluyordu. Adrian odaya girdiğinde hızla yüzünü kapatmaya çalışan annesini fark edince duraksamıştı.

“Adrian, bende seni çağıracaktım.” Drew’in imalı konuşmasıyla genç adam kendisine gelmişti. Eli ayağına dolaşan Drew önce kralı sonra da prenses Eliabeth’i selamlarken yüzü sarılı olan kadının yan tarafında durarak dikkatle ona bakmıştı.

“Bunca zaman neredeydiniz? Kralı bu kadar süre yalnız bırakmamanız gerektiğini bilmiyor musunuz?””

“Kralın emrini yerine getirmek için saray dışına çıkmam gerekti. İyi olmanıza sevindim prenses…” Elizabeth gözlerini kısarak genç adama bakmıştı. Hala onun düşüncelerini okuyamıyordu.

“Bir daha kralın emri bile olsa saraydan bu kadar uzun süre ayrı kalmayın. Siz kralın danışmanısınız.”

“Sizin gibi, haftalardır yoksunuz ve gelir gelmez beni mi suçluyorsunuz?” Adrian’ın çıkışması ile Almira boğazını temizlerken Drew ikili arasında ki sürtüşmeyi gülümseyerek izliyordu.

“Bu kadar yeter, önemli olan Elizabeth’in sağ salim dönmesi. Sen ne yaptın?”

“İsteğiniz üzere sınır komutanlıkları gözetim altına alındı. Ayrıca haksız vergi toplayan yetkililer de izleniyor.”

“Güzel, başka bir haber geldi mi?”

“Kral Alexis, ordusunu hazırlıyormuş.” Drew yerinde dikelirken gözlerini kısarak düşünmeye başlamıştı. Sınırdaki zafiyet ve düşman kralların hazırlıkları. Saldırı hazırlıkları olabilir…

“Savaş bakanlığına haber edin, hazırlıkları başlatsınlar. Her hangi bir saldırıda hemen karşılık vereceğiz. Sadece Alexis değil, diğer sınırdaki krallıkta savaş hazırlığı içinde.”

“Sence bize mi saldıracaklar?”

“Sınırımızdaki saldırılar bunu gösteriyor. Her saldırıda bir köy boşaldı. Onlar için korkutma planlarının başlangıcı bu.”

“Ne yapmalıyız?” Drew bir süre düşündükten sonra kız kardeşine döndü.

“Sen, ordunun başına geçeceksin.”

“Anlamadım?”

“Beni duydun Elizabeth, ordunun başına sen geçeceksin. Böyle bir dönemde savaş bakanına bile güvenemem. Hepsi ana kraliçenin etkisi altında. Sence bir saldırıda ana kraliçe kimin yanında olur. Bizim ki yoksa kuzeni Alexis’in mi?”

“Buna cesaret edemez.” Elizabeth’in atılmasıyla Almira araya girmişti.

“Emin ol edebilecek bir yapıya sahip. Yıllar önce de aynısını yapmıştı ama ispatlanamamıştı. Kral Edward saldırıyı son anda engellemişti.” Onlar bir çözüm yolu ararken o sıralarda saray kapısından içeriye giren adamdan haberleri yoktu. Ağır adımlarla taht salonuna ilerleyen adam kapıdan içeriye girdiğinde duyduğu sesle olduğu yerde donup kalmıştı.

“Almira?”

****

Sizce kim geldi. Bu arada hikayenin gidişatı hakkında düşüncelerinizi söylerseniz sevinirim.

16.BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 18.BÖLÜM

10930cookie-checkAsil Kan 17. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

51 yorum

  1. Edward geldi diye düşünüyorum ve gidişat şu anda çok güzel sadece elizabeth ile adrian artık farkına varsalar birşeylerin daha güzel olacak ama genel anlamda çok güzel ilerleyen bir hikaye

  2. Durun durun! Kapıdan giren kişi ya yıllar önce Almira’yı seven birisi olmasın. Belki de Kralın danışmanıdır.Adı neydi hatırlamıyorum. Ooooooooooo. Daha da heyecanlandım. Zaman geçmek bilmiyor.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*