Asil Kan 19. Bölüm

Adrian sarayın koridorunda dolanırken annesini yalnız yakalamak için fırsat kolluyordu. Kraliçenin odasından öfkeli bir şekilde çıkan iki prensesi görünce önüne gelen ilk kapıdan içeriye girmişti. Bedeni prenseslerin nefretini hissederek ürperirken yutkunmadan edememişti. Kralın dediğine göre iki kardeşin güçlerinin prenses Elizabeth’e etki etmemesi gerekiyordu. Koridorda yankılanan adım sesleri bulunduğu odanın kapısının önünde kesilince konuşmaları daha dikkatli dinlemeye başladı. Felisa kız kardeşi Flora’ya öfkeyle bağırmıştı.

“Onu mahvedeceğim… Bu sefer elimden kurtulamayacak.”

“Felisa, biraz sakinleş. Biliyorsun ne yaparsan yap ona etki etmiyor.” Felisa kardeşinin sözleri ile gözlerini kısmıştı.

“Haklısın, işlemiyor. Bu da demektir ki babam bizim güçleri ona karşı etkisiz bıraktı.”

“Bu mümkün mü?”

“Babam yapmışsa mümkün.” Beyninin içinde dolanan nefret tohumları Adrian’ın içine işliyordu. Dışa vurmasa da Felisa oldukça korkutucu bir düşünce yapısına sahipti.

“Ne yapacaksın?”

“Güçlerim ona ulaşmıyorsa bende ilkel yoldan hallederim.”

“Felisa, beni korkutuyorsun. Yapma, bırak artık peşini.” Felisa kardeşine dönerek öfkeyle tısladı.

“Onun peşini bırakmak mı? Annem onun yüzünden saraydan gönderildi.”

“Bunda onun suçu yok sende biliyorsun.”

“NE oldu, artık o ucubenin tarafını mı tutuyorsun?” Flora başını iki yana sallayarak karşısında ki kıza baktı. Derin bir soluk alıp verirken “Bu kadar yeter Felisa, bu nefret başımıza iş açacak. Yapma vazgeç artık.”

“Asla, duydun mu beni asla.”

“O zaman beni unut Felisa, artık babamı da abimi de karşıma almak istemiyorum.”

“Sen bilirsin, bundan sonra sende yalnızsın. Başın sıkışınca bana sakın gelme.”

“Yapma Felisa, bu yaptığını babam öğrenirse saraydan gönderilmekle kalmazsın, güçlerine de zincir vurur.”

“Umurumda değil, o öldükten sonra hiç bir şey umurumda değil.” Felisa arkasını dönerek hızla oradan ayrılırken Flora ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Babasına ya da ağabeyine bu konuyu açsa ablası ceza alacaktı. Elizabeth’i uyarmak istese bu kez Felisa’nın hışmına uğrayacaktı. Kime gideceğini bilmiyordu. Odasına doğru ilerlerken kapının önünden çekilen ayak sesleriyle Adrian bulunduğu odadan çıktı. Hala prenses Felisa’nın kararlılığına inanamıyordu. Bir şeyler yapmak zorundaydı. Drew’e söylerse bir şey yapmayacağını düşünerek bu kez kendisi olaya dahil olmaya karar vermişti. Odanın kapısını kapatarak ağır adımlarla prenses Elizabeth’in odasına doğru ilerlemeye başladı. Garip bir şekilde saray koridorları oldukça sessizdi. Genç adam ağır bir şekilde ilerlerken kulağına yankılanan iniltiyle hızla ilerlemeye başlamıştı. Etrafına bakınsa da kimseyi görememişti. Duyduğu sesleri yorgunluğuna verirken odasına doğru ilerlemeye başladı. Annesi nasılsa kendisini bulurdu.

***

Kraliçe Barbara odasında dört dönerken babası Gerald onu sakinleştirmeye çalışsa da pek başarılı değildi. Yeni bir sinir krizi eşiğinde olan kızının önüne geçerek omuzlarından tuttu. Barbara ters bir şekilde kendisini tutan babasına bakarken Gerald kızının bakışlarından çekinerek yutkundu.

“Kraliçem, sakin kalmalısınız. Panik olursanız hata yaparsınız.”

“Baba, olanları sende gördün. Edward benden şüpheleniyor.”

“O her zaman bizden şüphelendi, sende biliyorsun. İspat edemedikten sonra bırak şüphelensin.””

“Elizabeth’e ne demeli, onu ben doğurdum ama bir kez olsun yanıma gelmiyor. Onu tarafımıza çevirmemiz gerek.” Gerald kızına hak verse de Elizabeth’in babasının tarafında olduğunu herkes anlayabilirdi. Başını iki yana sallayarak “Mümkün olacağını sanmıyorum kraliçem. Prenses Elizabeth çocukken bile sizden uzak dururdu,” dedi.

“Biliyorum, lanet olsun ki nedenini bir türlü anlayamadım. O alt tabakadan gelen kadına bile ‘anne’ diyor ama bana sadece ‘kraliçem’ diyor. Bu durumu değiştirmemiz gerek.”

“Ne yapmayı planlıyorsun?” Barbara bir süre düşündükten sonra aklına gelen şeyle gözleri parlamıştı. Gerald kızının gözlerinde ki ışıktan nedense çok korkmaya başlamıştı.

“Onu bizim yanımıza çekmenin tek bir yolu var, Eslem’i çağıralım,” dediğinde Gerald yutkunarak kızına baktı.

“Edward o kadını sarayda görürse başımız derde girer.”

“Kimse görmeyecek, işini yapıp gidecek.”

“Kraliçem, lütfen tekrar düşünün. Eslem’in yaptığı ilaçlar yüzünden aklını kaçıran çok kişi oldu.” Gerald’ın sözlerine karşılık Barbara soğuk bir şekilde ona cevap vermişti.

“Kendi prensesim benim yanımda olmayacaksa bırak deli gibi etrafta dolansın. Umurumda değil!” Gerald yutkunarak bakışlarını kaçırırken kızını ikna edemeyeceğinin de farkındaydı.

“Peki nasıl olacak bu?”

“Eslem geldiğinde Elizabeth’e bir şekilde onun yaptığı ilacı içirmeliyiz. Ya da koklatmalıyız. Bir kez olması yeterli olacaktır.”

“Bu çok tehlikeli…” Gerald halâ kızını onaylamadığını belli ediyordu.

“Korkuyorsan bu işten uzak dur baba, şimdi beni yalnız bırakırsan düşüneceğim.” Gerald kraliçenin odasından çıkarken Barbara sinsi planlarına devam ediyordu. Elizabeth’i ne olursa olsun kendi tarafına çekmeliydi. Bu şekilde hayatta kalabileceğine inanıyordu.

Gerald odadan çıkar çıkmaz kraliçenin emrini yerine getirmek için hızlı adımlarla ilerlerken koridorlarda yükselen sese kulak kesmişti. Biri sanki kulağının dibinde ona sesleniyordu. ‘Yaparsan kellen gider,’ diye kulakları uğuldarken hızla etrafına dönüp sesin sahibini bulmaya çalışmış ama başarılı olamamıştı.

“Lanet saraydan nefret ediyorum…” adam söylene söylene giderken arkasından kendisini izleyen gözlerden habersizdi.

***

Lizzy ilk defa saraydan ayrıldığı için geri döndüğünde özlediği sarayda dolanırken oldukça keyifliydi. Bazen normal olarak koridorda geziyor, bazen de merakına yenilerek görünmez olarak saray odalarını ziyaret ediyordu. Bu şekilde duyması ve duymaması gereken birçok şey öğrenmişti. Saray hizmetlilerinin geniş bir dedikodu ağı vardı. Onların arasında oldukça eğlense de bazen öğrendikleri ile şaşkına dönüyordu. Ağabeyinin baba olacağını öğrendiğinde mutlu olmuştu. Ablalarının yaptıkları karşısında şaşkına dönmüştü ve son olarak cesaret edip girdiği kraliçenin odasında öğrendikleri karşısında şoka girmişti. Elizabeth’in bunca kişiyle baş etmesi ilk kez Lizzy tarafından fark ediliyordu. Ablasının başta diğer iki prenses olmak üzere annesi de dahil düşmanı çoktu.

“Senden ne istiyorlar acaba?” Lizzy kraliçenin babasını korkutmaya çalışırken duyduklarını babasına söyleyip söylememeye karar vermeye çalışıyordu. Bir şeyler yapması gerekiyordu. Asil Kandan gelen birinin delirmesi felakete yol açabilirdi. Özellikle Elizabeth gibi güçleri olan bir prensesin delirmesi ülkenin felaketine sebep olabilirdi. Kendisi bunu düşünebilmesine rağmen Kraliçe nasıl olurda düşünemezdi. Yoksa ülke onun umurunda değil miydi? Lizzy dalgın bir şekilde koridorda ilerlerken ablalarının konuşmasına şahit olmuş, kapı ardında duyduğu soluklanma ile gizlice odaya girerek genç adamın ablalarını dinlediğini fark etmişti. Şuanda iki prensesten çok Adrian’ın tepkisini merak ediyordu. Kendisine dönen bakışlarla Lizzy birden gerilmişti. Görünmez olmasına rağmen Adrian sanki onu görüyormuş gibi ona bakmıştı.

Genç adamın odadan çıkması ile prenses duvardan geçerek onu takip etmeye başladı. Adrian’ın duvarın kenarına yaslanarak elini başına koyup gözlerini kapatması ile kaşları çatılmıştı. Adrian acı çeker gibi yere doğru eğilirken Lizzy farkında olmadan görünmezlik etkisinden çıkmıştı.

“İyi misiniz?” Lizzy ileri doğru atılarak Adrian’ın önüne geçerken Adrian küçük prensese baktı. Gözlerinde ki kızarıklık Lizzy’i korkutmuştu.

“Hemen bir şifacı çağıracağım,” diyerek hızla genç adamın yanından ayrılırken Adrian ayağa kalkarak prensesin arkasından gülümseyerek bakmıştı.

“Demek senin yeteneğinde bu, saray duvarları ardında gizlice dolanabiliyorsun. Neredeyse yakalanacaktın Adrian,” diyerek kızın ardından hemen oradan ayrılmıştı. Elizabeth’i bulması gerekiyordu. Genç adam koridorda hızlı bir şekilde ilerlerken yanından geçtiği hizmetlilerin selamını umursayacak durumda değildi. Prensesin odasının olduğu koridora girdiğinde yasak olmasına rağmen ilerlemeye devam etti. Son koridoru döndüğünde ise aradığı kişinin tam önünde olduğunu görünce duraksamıştı. Kızın duvara dayalı bir şekilde durması genç adamın dikkatini çekmişti. Prenses bir süre daha kıpırdamadan durduktan sonra kulağına yankılanan inleme ile hızla genç kıza doğru ilerlemişti. Prenses geriye doğru ağır bir şekilde düşerken bedeni havada asılı kalmıştı.

“Prenses Elizabeth?” Adrian hızla ona doğru hamle yaparken genç kızın gözlerini kapatmak üzere olduğunu görmüştü. Kalbi müthiş bir kan pompalıyordu. Kızın ensesini tuttuğunda ise kulaklarına ‘baba’ diye sayıklaması gelmişti. Birinden yardım istemek için etrafına bakınırken son anda vazgeçerek genç kızın havada süzülmesini sağlayarak kimseye görünmeden kendi odasına doğru ilerlemişti. Kızı yatağının üzerine yatırdıktan sonra neden bayıldığını anlamak için dikkatle onu incelemeye başlamıştı. Sağ elinde ki kan damlasıyla damlanın etrafının morarmaya başladığını görünce gözleri dehşetle açılmıştı.

“Prenses!” genç kıza seslense de bir karşılık alamamıştı. Elini alıp incelemeye başladığında daha önce böyle bir tür görmediği için ne yapacağını bilmiyordu. Yardım alması gerekiyordu. Kime güvenebileceğini düşünürken aklına gelen kişiyle gözleri ışıldamıştı. Annesi saraydaydı. Onun şifa yeteneğine kimse ulaşamazdı. Odadan çıkacağı zaman ayakları kendi kendine duraksamıştı. Annesi kraliçenin odasındaydı. Oraya yalnız başına gitmesine olanak yoktu. Odasında deli gibi dolanırken çocukken yaptıkları gibi iletişim kurabileceklerini düşünerek odaklanmaya çalıştı. Gözlerini kapatarak birçok sesin ardından annesinin düşüncelerine sızmaya çalışmıştı. Ses dalgaları arasında kral Edward’ın düşüncelerine sızdığını fark ettiğinde oldukça geç kalmıştı. Edward öfkeli bir şekilde genç adamın odasına doğru ilerlerken Adrian hala annesi ile iletişim kurmaya çalışıyordu.

“Neler oluyor Adrian?” Edward hışımla odaya girdiğinde yatakta uzanan prensesi gördüğünde donup kalmıştı.

“Prenses?”

“Kralım, ben özür dilerim. Annemi çağırmaya çalışıyordum…” Adrian Edward’a açıklama yapmaya çalışırken Edward hızla prensesin yanına gitmişti.

“Ona ne oldu?””

Koridorda kendinden geçmiş bir şekilde buldum.” Elizabeth’in elini göstererek “Elinde bir iz var, zehirli sarmaşık olmasından şüphe ediyorum.””

O zaman onu iyileştir.”

“Bunu yapamam. Benim bu konuda bilgim yok…”

“O zaman yapabilecek birini bul,” diye kükrene Edward kızının açlarını okşamaya başlamıştı. Oldukça endişeliydi.

“Ona ancak annem yardım edebilir. Başkasına güvenemeyiz.” Edward dışarıda duran hizmetlilerden birine kraliçenin yanında bulunan hekim kadını çağırmalarını söylemişti. Hizmetliler kralın neden hekimi çağırdığını anlamazken hızlı davranarak emri yerine getirmişlerdi. Birkaç dakika sonra Almira odadan içeriye girerken önce ağabeyine sonra oğluna bakmış, ikilinin odak noktasını görünce de hızla yatağa ilerlemişti.

“Ona ne oldu?”

“Zehirlendi sanırım…” Adrian’ın sözleri ile Almira yutkunmuştu. Prensesin zehirlenmesi hafife alınacak bir şey değildi. Genç kızın elini kavradığında eli ateşe değmiş gibi yanmıştı.

“Ne oldu?”

“Vücudu ateş salgılıyor.” Edward kardeşine anlamaz şekilde kadına bakarken Adrian onu cevaplamıştı.

“Büyü mü? Ama elinde batma bar ve morarma.” Edward dişlerini sıkarak kardeşine bakarken ne yapacağını düşünmeye başlamıştı.

“Emin misin? Zehirlenme değil de büyü mü?” Almira yarayı yeniden incelerken üzgün bir şekilde başını sallamıştı.

“Evet abi, Elizabeth büyünün etkisinde.”

“Nasıl olur? Kim benim prensesime büyü yapmaya cesaret eder?” Edward delirmiş durumdaydı. Böyle bir zamanda kızının düştüğü duruma inanamıyordu. Ne olursa olsun onu kendine getirmek zorundaydı.

“Ne yapmamız gerek, bir çözümü olmalı.”

“Ya büyüyü yapanı bulacaksın ya da büyüyü bozabilecek birini.” Edward düşüncelere dalarken aklında sadece bu tarz şeylerle uğraşabilecek tek kişinin kraliçe Barbara olduğu dönüyordu. Kraliçe kendi kızına büyü yapmış olabilir miydi? eğer öyleyse prensesi hemen saraydan çıkarması gerekiyordu.

“Elizabeth’i saraydan çıkarmamız gerek, saray onun için güvenli değil.”

“Dışarısı da onun için güvenli değil.” Adrian dayısına söylenirken Edward kardeşine bakarak “Bayılmanın etkisi ne kadar sürer?” diye sordu. Almira derin bir iç çekerek cevap vermişti.

“Yarına kadar uyanmasını beklemiyorum. Ayrıca uyandığında nasıl bir tepki vereceğini de bilmiyoruz.”

“Ne demek istiyorsun?”

“Elizabeth, büyünün etkisi altında karakter değiştirmiş olabilir, ya da aklını kaçırmış…” Edward ve Adrian endişeyle yatakta baygın olan kıza bakmıştı.

“Buna izin vermeyeceğim. Bu gün saray içine dışarıdan giren herkesi tespit et Adrian, kim olursa olsun tam yetkilisin. Prensesimi bu hale getirenler kim olursa olsun cezasını çekecek.”

“Peki prenses ne olacak?”

“Onu saraydan dışarı çıkaracağım. Karanlık çökünce yanıma gel,” dediğinde Edward kızının yanına kardeşini bırakarak hızla odadan çıkmıştı. Kendi işini kendisi halledecekti. Kraliyet odasına giderek Drew’e saray kapısı güvenliğini çağırmasını söyledi. Drew başta neden olduğunu anlamasa da babasının yaparak tüm kapı korumalarını çağırmıştı.

“Size tek bir soru soracağım, bu gün saraya dışarıdan daha önce tanımadığınız biri girdi mi?” adamlar birbirine bakarken Edward öfkeyle oturduğu koltuğun kolçağına vurmuştu.

“Cevap verin.”

“Kralım, saraya her gün birçok kişi girip çıkıyor.”

“Onların kim olduğunu elbette biliyorsunuzdur. Bana daha önce saraya gelmemiş bir adam, ya da kadının girip girmediğini söyleyin.” Adamlar birbirine bakarak yutkunmuştu. Üç kapı güvenliği olumsuz yanıt verirken bir tanesi araya girerek “Kralım daha önce görmediğim bir kadın benim bulunduğum kapıdan dışarıya çıktı. Biliyorsunuz, saray kuralınca saraya hangi kapıdan giriyorsanız o kapıdan çıkarsınız. Ancak bu kadının benim görevli olduğum kapıdan girmediğine eminim. Dikkatimi çekmişti ancak sorularıma yanıt vermeden hızla saraydan dışarıya çıktı.” Edward dişlerini sıkarak adama bakmıştı.

“Onu neden gönderdin? Onu tutman gerekiyordu.”

“Kralım, yanında kraliçenin babası Gerald vardı!” dediğinde Edward öfkeyle yerinden kalkmıştı.

“Bana hemen Gerald’ı getirin.” Dediğinde iki asker hızlı bir şekilde odadan çıkıp gözden kaybolmuştu.

“Emin misin? Gerald’ın olduğuna.”

“Kralım, asker doğru söylüyor. Kadını benim görevli olduğum kapıdan içeriye aldı. Dışarı çıkmayınca ben de hala sarayda olduğunu düşünmüştüm. Bu yüzden dikkatimi çekmedi.” Başka bir kapı güvenlik görevlisi konuşunca Edward emin olmuştu.

“Neler oluyor baba?”

“Birazdan öğreneceğiz.” Askerler Gerald’ı kolundan tutmuş bir şekilde taht odasına sokarken Gerald’ın bağrışları odada yankılanmıştı.

“Bırakın beni, bana bu şekilde davranamazsınız.” Kral adamın iki kolunu tutan askerlere eliyle işaret ederek adamı bırakmalarını söylemişti. Askerler geri çekilirken Gerald krala dönerek “Kralım, bu saçmalığın nedenini öğrenebilir miyim?” dedi.

“Onu sen söyleyeceksin, bu saçmalığa nasıl cesaret ettiğinizi.”

“Anlamadım?”

“Nerede o? Onu nereye gönderdin?” Gerald gelen soruyu anlasa da kraldan bakışlarını kaçırarak “Neden bahsettiğinizi anlamadım kralım,” dedi.

“Bence gayet iyi anladın. Saraya soktuğunuz büyücü nerede?” adam gerilirken Drew hızla yerinden kalkmıştı.

“Büyücü mü?” diye çıkıştığında Edward elini kaldırarak oğlunu susturmuştu. Şuanda ne bir kraldı ne de kralın babası. O Elizabeth’e yapılan için adalet arayan bir babaydı.

“Neden bahsettiğinizi bilmiyorum.”

“Öyle mi?” Edward askerlere işaret ederek “Onu sarayın alt zindanına kapatın,” dediğinde Gerald korkuyla ileri atılmıştı.

“Kralım bunu yapamazsınız. Benim bir suçum yok,” diye bağırsa da Edward onu duymuyordu bile. Yerinden kalkarak askerlerin tuttuğu adamın çenesini sıkarak onunla göz teması kurmuştu.

“Kadın nerede?” dediğinde adam son anda gözlerini kapatmayı akıl edebilmişti. Onun bu geç kalınmışlığı Edward’ın öğrenmek istediği şeyi öğrenmesine yardımcı olmuştu.

“Götürün onu gözüm görmesin.” Askerler Gerald’ı götürürken Edward arkasından bağırmıştı.

“Sıra kızına da gelecek Gerald, benim kızıma dokunmak neymiş herkese göstereceğim,” dedi. 

Gerald bağrışlar içinde götürülürken Drew babasının yanına yaklaşarak endişeyle sormuştu.

“Baba Elizabeth’e bir şey mi oldu?” Edward oğlunun sorusuyla sıkıntılı bir şekilde saçını karıştırmıştı. Yılların yorgunluğu üzerine çökse de saçlarında tek tel bile ağarmamıştı. Hala genç görünen adam oğlunun gözlerine üzgün bir şekilde bakarak konuştu.

“Elizabeth’e büyü yaptılar.”

“Buna nasıl cesaret ederler?” Drew öfkeyle kapıya doğru ilerlerken olanlara inanamıyordu.

“Drew nereye gidiyorsun?”

“Prensesi görmem gerek,” diyerek taht salonundan ayrılan genç adam ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Edward askerlerine emir vererek “Ana kraliçe odasından çıkmayacak, ikinci bir emre kadar odasına kimse girmeyecek,” dediğinde askerler telaşla Edward’ın emrini yerine getirmek için koşuşturmuştu. Omuzları çökmüş bir şekilde kızını görmek için Adrian’ın odasına doğru ilerlerken büyünün etkisinin uzun sürmemesi için dua etmeye başlamıştı. Elizabeth’in kısa bir görüşün ardından yanına birkaç askerini alarak büyücü kadını bulmak için saraydan ayrılan Edward oldukça endişeliydi. Kraliçe ve babasının kadına bir şey yapmış olabileceği düşüncesi adamı derinden sarsıyordu. Gerald’ın gözlerinde kısa bir an kadının ‘hala yaşayıp yaşamadığına’ dair çekincelerini görünce öfkeyle onu yerden yere vurmak istemişti. Kadına ulaşmanın en kolay yolu Drew’den geçiyordu. Saraydan çıkmadan önce oğlundan kadını bulup koruması için dostlarını göndermesini istemişti.

“Umarım geç kalmamışızdır.” Askerler atını çatlatacak gibi süren krala yetişebilmek için zorlansa da bir şey söylememişlerdi. Edward itiraz kabul edecek durumda değildi.

***

Ronald saraya girdiğinde etrafta koşuşturan hizmetlileri görünce kaşlarını çatarak telaşın nedenini öğrenmek için hizmetlilerden birini durdurdu.

“Neler oluyor burada?” adamın sorusu ile hizmetli kadın başını eğerken Ronald daha fazla dayanamayarak sesini yükseltmişti.

“Sana bir soru sordum.”

“Prenses Elizabeth, büyülenmiş.” Ronald duyduğu şeyle kanının çekildiğini hissetmişti.

“Nasıl olur, kim?” diye sorduğunda hizmetli endişeyle etrafına bakınarak Ronald’ın duyabileceği bir sesle “Kraliçenin babası tutuklandı efendim. Kraliçe de oda hapsine alındı.” Ronald elleri iki yanda yumruk olurken hızlı adımlarla prensesin odasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Elizabeth ona emanetti. Bu yaşına kadar kızı korumak için elinden geleni yapmıştı. Sarayda olmadığı bir zamanda en güvenli olması gereken yerde saldırıya uğraması Ronald’ın öfkesini başına çıkarmıştı. Adamın yüzünde ki ifadeyi görenler korkuyla ona yol açarken prensesin kendi odasında değil de Adrian’ın odasında olduğunu öğrenince yönünü genç danışmanın odasına doğru çevirdi.

Genç kadın prensesin kolunda ki izi incelerken morarmanın hala devam etmesiyle iyice endişelenmeye başlamıştı. Büyünün bitkilerle yapıldığı aşikardı. Hangi bitkiyi kullandıklarını ise hala çözememişti. Bitkiyi bulursa belki büyünün türünü de öğrenebilirdi.

“Kahretsin, neden bunları senin başına gelmek zorundaydı ki?” Almira sözlerini tamamladığında odanın kapısının sert bir şekilde açılmasıyla yerinde sıçramıştı.

“Dokunma ona!” arkasından gelen sert sesle yutkunan genç kadın ne yapacağını şaşırmıştı. Yatağa doğru gelen adama başını yavaş bir şekilde çevirdiğinde kendisine bakmayan adamın prensese odaklanması nefesini boğazına tıkamıştı.

“Elizabeth,” Ronald kızın yanına çökerek kimseye aldırış etmeden prensesin elini kavramıştı.

“Ronald amcan geldi prenses, hadi gözlerini aç…” Almira adamın sözlerine şaşkınlık üzerine şaşkınlık yaşarken prensese hitap etme şekli karşısında duraksamıştı.

“Ronald amca!” Almira farkında olmadan adamın sözlerini tekrarlarken odaya girdiğinden beri ilk kez kendisine dönen bakışlar altında gözlerini kaçırmıştı. Yüzü kapalı olduğu için adamın onu tanıyamayacağını düşünen kadın, hiçbir tepki alamadığı adama kirpiklerini kaldırıp baktığında Ronald’ın büyüyen gözlerle kendisine baktığını görünce biranda paniklemişti. Eli yüzüne giderken peçesinden şüpheye düştüğü için kendini aptal gibi hissetmişti.

“Prenses Almira?” Ronald o gözleri nerede olsa tanırdı. Adamın şaşkınlığı heyecana dönerken hızla çöktüğü yerden kalkarak genç kadının önüne geçmişti. Almira adamın kendini tanıdığını anlayınca endişeyle etrafına bakındı.

“Sensin, nasıl?” Ronald kadının varlığına inanamıyordu. Yıllardır kral ile aradığı kadın karşısında sapa sağlam duruyordu. Bakışları hızla odada bulunan Adrian’a kaymıştı. Anne oğul sonunda buluşmuştu demek.

“Nasılsın Ronald? Bunca yıl sonra beni tanımana şaşırdım açıkçası.”

“Şaşırmak mı? Hiç değişmemişsiniz. Gözleriniz hala aynı!” Ronald son anda kiminle konuştuğunu fark edince geri adım atmak zorunda kalmıştı. Meneviş gözlerde ki hüzün adamın içini acıtmıştı. Saraydan gönderildiğinde henüz on beşinde olan kadın yıllar sonra saraya geri dönmüştü. Üstelik oğluyla birlikte… Gözleri fark ettiği gerçekle hızla açılmıştı.

“Kim? Burada olduğunuzu bile var mı?”

“Sadece abim, Elizabeth ve Drew biliyor.” Ronald başını sallayarak farkında olmadan kadının yüzünde ki peçeyi indirmek için elini uzatmıştı. Almira yutkunarak adama izin verirken gözünün önüne Ronald ile sarayda geçirdiği zamanlar gelmişti. Sarayda beraber büyümüşlerdi. Ronald’ın babası da sarayda görevli bir yetkiliydi. Babası ölünce Edward adamı kendi danışmanı olarak yanına almıştı. Yüzünden aşağıya kayan örtü ile Ronald nefesini tutarken Almira dikkatle adamın gözlerine bakıyordu.

“Yıllar sana yaramış, her zaman istediğin gibi hala genç ve güzelsiniz.”

Adrian annesi ve dayısının danışmanının konuşmasını sessizce dinlerken son sözlerden rahatsız olarak araya girmek istemişti.

“Anne, Elizabeth için yapacak bir şey yok mu?” Adrian’ın sorusu ile ikili daldıkları düşüncelerden çıkmıştı. Almira başını iki yana sallarken Ronald yeniden Elizabeth’i başına gitmişti.

“Kral Edward nerede?”

“Büyücüyü bulmak için gitti.” Ronald kızın solan yüzüne dikkatle bakarken kaşları iyice çatılmıştı. Yıllarını saraya geçirmiş biri olarak daha önce birçok olayla karılaşmıştı. Bunların arasında elbet büyülü insanlarda vardı.

“Vücudunda morarma var mı?” Ronald’ın sorusu ile Almira araya girmişti.

“Kolunda var,” dediğinde Ronald bakışlarını kadına çevirerek devam etmişti.

“Kolundan bahsetmiyorum. Onun vücudunu kontrol etmeni istiyorum,” Almira kaşlarını çatarak adama bakmıştı.

“Bunu daha önce gördün mü?” Ronald kadının sorusuna karşılık başını sallamıştı.

“Doğduğumdan beri bu sarayda yaşıyorum. İnan bu sarayda dönen entrikaları bilseydiniz şaşırırdınız. Benim gördüklerime karşılık sizin yaşadığınız hiç bir şey. Şimdi biz dışarda bekliyoruz. Vücudunu kontrol etmeni istiyorum. Özellikle sırt kısmında kalbinin olduğu yere bakmanı…” Adrian ve Ronald odadan çıkarken Almira adamın arkasından şaşkınlıkla bakıyordu. İki adam odadan çıkar çıkmaz prensesin üzerini çıkarmaya başlayan kadın eli yansa da işine devam etmişti. Elizabeth’in sırtını döndürdüğünde ise Ronald’ın dediği gibi prensesin kalbe gelen yerde kocaman bir morluk vardı ve dışarıya kara dumanlar çıkıyordu. Kızın içi ateş yeriydi.

Heyecanla kızı yatırarak üzerini örtmüş ve hızla odanın kapısını açarak iki adamı da içeriye çağırmıştı.

“Nasıl anladın?”

“Yüzü solgun olsa da nefesi buharlı çıkıyor. Prensesi kukla yapmak için yapılan bir büyü. Büyüyü kim yaptıysa prensesin kendisine itaat etmesini istiyor. İtaat etmezse de aklını kaçırmasını…” Son sözleri ağzından fısıltı gibi çıkarken Adrian öne atılmıştı.

“Peki onu bu büyüden nasıl çıkaracağız.” Ronald genç adama bakarken Almira üzgün bir şekilde yeğeninin bedeninden dışarıya çıkan dumanlara bakıyordu.

“İçi yanıyor,” iki adamda kızın acı çektiğini inlemelerinden anlayabiliyordu.

“Bir şey yapın,” Adrian annesi ile Ronald’a çıkışırken hızla prensesin yanına ulaşmıştı. Ona dokunmak istese de elini hızla geri çekti. Prenses alevler içinde yanıyordu.

“Büyünün etkisini bir süre erteleyebiliriz ancak bu çok tehlikeli.”

“Nasıl?” Ronald genç kadına bakarak üzgün bir şekilde konuşmuştu.

“Bunu yapabilirsin prenses ancak senin yaşında biri için nasıl bir sonuç oluşturur bilmiyorum.”

“Uzatma da söyle artık!” Adrian’ın çıkışması ile Ronald yutkunmuştu.

“Büyü de bir bakıma güçtür. Elimizde olmayan şeyleri yapmamıza neden olur. Bu yüzden gücü yok etmek için etkisiz hale getirmek gerekir…”

“Sıfırlayıcı…” Almira adamın neden bahsettiğini anlamıştı. Adrian annesinin ağzından çıkan ‘sıfırlayıcı’ sözü ile hızla prensese dönmüştü.

“Size zarar verebilir prenses.”

“Yapmak zorundayım,” dediğinde Ronald onun önüne geçmişti.

“Kralı beklesek daha doğru olacaktır.”

“Ronald görmüyor musun, yeğenim acı çekiyor.” Almira ona karşı çıkarken Elizabeth’in üzerinde yükselen dumanlarla ikili hızla ona dönmüştü. Onlar kendi aralarında tartışırken Adrian ellerini birleştirerek genç kızın üzerine doğru tutmuş ve gözlerini kapatarak odaklanmaya başlamıştı. Prensesin bedeninde ki kötü enerjiye ulaşmaya çalışırken oldukça zorlansa da onun gibi genç bir beden için enerjiye ulaşmak imkansız değildi. Algıladığı güçle bedeni sarsılsa da yerinde kalmayı başarmıştı. Ronald şaşkınlıkla genç adama bakarken Almira eli ağzında oğlunu izliyordu. Oğlunu çocukluğundan beri görmüyordu ve ne tür güçlere ulaştığını bilmediği için gördükleri kadını şaşırtmıştı.

Adrian bedenini yakan ateşe inat gözünün önüne getirdiği küçük kızın görüntüsü ile daha da güç toplamıştı. Yıllar önce yanan evde kendisini ve askerleri kurtaran kızın prenses Elizabeth olduğunu anılarında görürken hem şaşırmış hem de içi ona yardım etme arzusu ile dolmuştu. Prensesin bu yaşına kadar yaşadığı sevinçleri ve üzüntüleri Adrian’ın beynine hücum ederken, bir süre sonra yaşadığı son saldırı ile hızla geri çekilmişti.

“Adrian?”

***

Bölüm nasıldı arkadaşlar. Yorum ve beğeni yapmayı unutmayın… Teşekkür ederim.

18.BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 20.BÖLÜM

11680cookie-checkAsil Kan 19. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

26 yorum

  1. Bölüm harikaydı bayıldım emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ Elizabeth iyi olur umarım ;( Adrian Elizabeth’i anladı sonunda 🙂 . Almira ve Ronald bayıldım ben harika olurlar Almira da mutlu olur artık :)❤️. Kraliçe ve babası sonunda cezasını da çekecek gibi

  2. Çok heyecanlı bir bölümdü yazarım ellerine emeğine yüreğine aklına sağlık ah Elizabeth neler çektin Adrian artık anlamıştır tüm düşüncelerini gördü çünkü ah felisa ne kadar kotusun sen ne yaptı sana Elizabeth de böylesin kıskançlık gözünü kör etti

  3. Flora sonunda iyi mi olacak ne akillanir umarım . Ayrıca Felisa kimin kızıydı gönderilen kadının değil değil mi Nainya’nin diye biliyorum doğruysa annesi dururken o kadını mi düşünüyor diye düşündüm çünkü :@

    • Çok teşekkür ederim. Yaptığınız tüm yorumları bu yorum altında cevaplayacağım. Almira ve Ronald’ın karşılaşması tahmin dışı olabilir ama ilerde ikisi arasında ne olursa sürpriz olsun. Kraliçeyi hemen idam edemeyiz. Flora NAdia’nın kızı onun huyundan var az da olsa. Sadece birşeyleri kavraması uzun zaman aldı. Felisa annesi gönderildiği için iyice kinlendi. Dolayısıyle da Elziabeth’im en büyük düşmanı durumda. Elizabeth’in kendi gücünü sivillere kullanması yasak. Ayrıca büyü güçle değil bitkiyle olan bir şey. ne kadar asil kandan gelse de o da bir ölümlü…
      Teşekkür ederim. Hikayeyi okurken heyecanlanıyorsanız ne mutlu bana. 🙂

  4. Flora başına taş mı düştü tatlım? Yeni yeni mi geliyor aklın başına? Kraliçeyi ortadan kaldırırken şu iki prensesi de arada kaynatıverelim olmaz mı? Bence çok güzel olur.

    • Felisaa, Felisa! Söyleyecek söz bulamıyorum gerçekten. Akıllarında öyle senaryolar üretiyorlar ki. Gözleri kör olmuş resmen doğruyu yanlışı bilemiyorlar. Aslında tek suç onlarda da deyil bunları akıllarına sokan, eski cariyede. Felisa’nın annesinde.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*