Mayıs 25, 2021 Yazarı mermaridyy 8

Asil Kan 21. Bölüm

Keyifli okumalar! Kafam dolu bir şekilde yazdım. Umarım beğenirsiniz!

***

Genç kız etrafına bakınarak nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu. Babası biran olsun yanından ayrılmamıştı.  Elizabeth hala avucunda ki ateşin sönmemiş olmaması yüzünden oldukça gergindi.

“Ne yapacağım baba, gücümü kontrol etmekte zorlanıyorum.” Edward kızının üzgün ifadesi karşısında hafif gülümsemişti.

“Yakında eskisi gibi olacaksın canım. Korkma…”

“Ama bu çok tehlikeli… Eskisi gibi gücümü kontrol edene kadar insanlar arasına çıkamam. Nasıl davranacağım belli olmayacak.”

“Bir yolunu bulacağız Elizabeth, sen sakin olmaya çalış. Ne kadar sakin olursan o kadar kontrolü eline alırsın.” Elizabeth başını sallarken derin bir iç çekerek kendini geriye doğru bırakmıştı.

“Burada kalabilirim.”

“Olmaz, burası senin için güvenli değil.” Adrian baba kızın konuşmasını sessizce dinlerken kendini tutamayıp ileri atılmıştı. Genç adam hala gücün etkisi altındaydı. Genç adamın başı dönünce sendeledi. Elizabeth’in bakışları hızla ona dönerken Edward genç adamın önüne geçerek kızının onu okumasını engellemişti.

“İyi misiniz?” Elizabeth sorarken Flora genç adamın oturması ile kalktığı ahşap sandalyeyi vermişti.

“Sana yapılan büyüden o da etkilendi.”

“Anlamadım?” Elizabeth şüpheyle genç adama baksa da onu okumayı başaramamıştı. Kaşları iyice çatılırken içinde ki şüphe daha da artmıştı. Adrian göründüğünden çok fazlasıydı! Genç adamın sırrını öğrenebilmek için iyice inada bindirmişti.

Öğrenecekti!

“Adrian sen prenses ile saraya dönmelisin. Elizabeth ayağa kalkacak duruma geldiğinde biz de geleceğiz.”

“Peki kralım,” Adrian genç kızın bakışından bir şeyleri kurcalayacağını anlamıştı. Ayağa kalkarken Flora gidip gitmemek konusunda kararsızdı.

“Ben kalsaydım babacım?”

“Saraya dönmelisin Flora, annenin ve kraliçenin sana ihtiyacı olabilir.” Prensesin aklına ablası gelince itiraz etmeden saraya dönmeyi kabul etmişti. Flora kararsız bir şekilde yatağa yaklaşarak Elizabeth’in şaşkın bakışları arasında genç kıza sarılmıştı.

“Seninle barış yapmıyorum, ayağa kalkmalısın ki savaşımız devam etsin,” Elizabeth kızın sözlerine gülerken gözlerinden yaş yerine kan gelmişti.

“Elizabeth?” Edward öne çıkarken Elizabeth eliyle akan kanı silerek babasına gülümsedi.

“Merak etme baba, ben iyiyim. Bu engelleyemediğim bir şey.” Adrian kulübeden çıkarken derin bir iç çekti. Kapı ardından kapandığında hissettiği ıslaklıkla eli göz kenarına gitmişti. Eline değen ıslaklığa baktığında şaşkınlıkla donup kaldı.

‘Kan?’ şaşkınlıkla parmak ucuna bakarken kulübenin kapısının açıldığını duyunca hızla elini silmişti. Flora öne geçerek atına binerken Adrian hala şaşkındı.

***

Elizabeth bakışlarını tanımadığı yaşlı adama çevirdiğinde kaşlarını çatarak “Büyünün bu kadar etkili olması normal mi? Yani, gücümün sınırını bilmiyoruz. Bu kadar etkili olması normal mi?” genç kız tanımadığı adama bakarak babasına sormuştu.

“Büyünün tesiri bitkilerden kaynaklanıyor. Bedenin bitkinin etkisini atabilmek için direnç gösteriyor. Daha çok zehirlendiğin için bu haldesin.” Elizabeth’in aklı karışmıştı.

“Anlamadım?”

“Elizabeth, büyüye direnememenin nedeni aldığın bitki özü. Önce bedenini güçsüz düşürdüler, büyüyü sonra yaptılar.” Yaşlı adamın sözleri ile Elizabeth ellerini yumruk yapmıştı. Yumruk olan eliyle birlikte ateş tüm kolunu sarmıştı.

“Sakin ol kızım.” Edward genç kızı sakinleştirmeye çalışırken kapıdan içeriye nefes nefese Ronald girmişti.

“Ne oldu?” Edward endişeli olan adama doğru hızla ilerlediğinde Elizabeth endişeyle yerinde doğrulmuştu.

“Kral Alexis, prenses Almira’nın yerini öğrendi.”

“Kim? Almira’yı kim tanımış olabilir?” Ronald başını iki yana sallarken bilmediğini belirtmişti. Adam oldukça endişeliydi.

“Karısını geri göndermeniz için size yazılı haber gönderdi.”

“Karısı mı? Almira onun karısı değil.” Elizabeth’in çıkışı ile Ronald bakışlarını kaçırırken ne söyleyeceğini bilememişti.

“Emin misiniz prenses? İkisinin ortak bir çocukları var.”

“Elbette eminim. Halam onunla hiç evlenmediğini söyledi. Alexis halamla evlenmek istemişti ama şimdiki kraliçenin ailesi engel olmuş. Çocukları…” Elizabeth birden duraksamıştı.

“Ne oldu kızım, neden sustun?” Elizabeth babasının sorusu ile Edward’a dönmüştü. Babası kuzeninin yerini biliyordu.

“Nerede o?”

“Kim?”

“Kimi sorduğumu biliyorsun baba, halamın oğlu nerede?” Edward yutkunarak bakışlarını kaçırdı. Elizabeth babasından cevap alamayacağını anladığında dişlerini sıkmıştı.

“O düşman prensi baba… Prensin varlığı ülkemiz için tehlikeli olabilir.”

“Ne öneriyorsun Elizabeth? Yeğenimi sırf güç kazansın diye Alexis’e mi göndereyim.”

“Elbette hayır. Ne kadar güçlüdür bilemiyorum ama düşmanın eline geçmesini de istemem. En azından onu ülke dışına çıkarabilirdin.”

“Bu asla olmayacak. Yeğenim benim yanımda kalacak. En azından zamanı geldiği güne kadar.”

“Baba, yalnız konuşmamız gerek!” Edward kızına şaşkınlıkla bakmıştı. Elizabeth bir konuya kafasını taktığında onu geri çekemeyeceğinin farkındaydı. Ronald ve yaşlı adam kulübeden çıkarken Edward kızının karşısına oturdu.

“Elizabeth, neler oluyor?”

“Kraliçe…” prenses kısa bir boğaz temizlemesinden sonra derin bir nefes aldı.

“Ne olmuş kraliçeye?”

“Kraliçe Katren, üçüz bebek bekliyor.” Edward prensesin sözleri ile şoka uğramıştı. Hızla oturduğu yerden kalkarken Elizabeth babasının kendisine gelmesini bekledi.

“İmkansız!” Edward şüpheyle kıza bakarken “Emin misin?” diye sordu.

“Elbette baba, üçünü de hissettim.”

“Elizabeth, bu şaka yapılacak bir konu değil. Nesillerdir soyumuzda çoklu doğum olmadı.”

“Biliyorum baba, sende bunun ne demek olduğunu biliyorsun.”

“Kimse öğrenmemeli, özellikle sınır krallıklar.” Edward eliyle ağzını kapatırken ne söyleyeceğini bilememişti. Üçüzler… Eğer üçü de prens olursa krallık üçe bölünerek genişleyecekti. Bu da düşmanların saldırısı için bahane olacaktı.

“Bunu saklamak zorundayız.” Elizabeth başını sallarken Katren için üzülmeye başlamıştı. Doğum yapsa bile iki prensin saraydan gönderilmesi gerekecekti.” Bebekler büyüyene kadar annesinden uzak kalacaktı.

“Katren buna izin vermeyecektir.”

“Vermek zorunda. Bebekler her zaman tehlike altında olacaktır. Krallığının elinden gideceğini düşünen krallıklar bize savaş açmaya çalışacaktır.”

“Belki de gerek kalmaz baba. Doğuma kadar kendimizi hazırlarsak savaşa yeğenlerim sarayda büyüyebilir. Onlar için her şeyi yapmaya hazırım.”

“Bunu o zaman düşünürüz Elizabeth,” diyen adam bir süre duraksadıktan sonra mutlulukla kahkaha atmıştı.

“Baba, bebekler için kuzenimi göndermen gerekiyor.”

“Bu söz konusu bile değil Elizabeth, çıkar aklından bunu.”

“Prensi korumak istediğini biliyorum…”

“Sorun yeğenimi korumak değil Elizabeth, onun benim korumama ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Yeterince güçlü.”

“O zaman ne?”

“Alexis’in tahtına onu geçireceğim. Yakında Alexis tarih olacak!” Elizabeth şaşkınlıkla babasına bakarken Edward kızının ifadesine gülümsemişti.

“Eğer ben prensi Alexis’e verseydim çoktan ölmüş olurdu. Başlarda oğlunu öldürmek için arasa da şuanda tahtına varis olarak istediğine eminim. Ne Almira’yı ne de oğlunu kimseye vermeyeceğim.”

“Ya Alexis halam üzerine hak talep etmeye kalkarsa. Evlenmemiş olmaları evlenmeyecekleri anlamına gelmez. Prensi bahane edip halamı isteyebilir.”

“Söz konusu bile değil. Aklımda bu konuyu halledecek bir çözüm var. Tabi önce Almira’yı ikna etmem gerekiyor.”

“Birde oğlunu!” Elizabeth babasının aklından geçeni okurken Edward kaşlarını çatmıştı.

“Sana ne söylemiştim Elizabeth, ben seninle iletişime girmeden aklımdan geçeni okuyamazsın.”

“Özür dilerim baba, ayrınca hala kıymetli yeğeninin kim olduğunu öğrenemedim.”

“Yakında öğreneceksin.” Edward odanın içinde dolanmaya başladığında Elizabeth’in gücünü nasıl kontrol altına alabileceğini düşünüyordu. Aklında sadece yanında sıfırlayıcı olması gerektiği vardı.

“Elizabeth, durumun hakkında bir karar vermemiz gerek. Bu şekilde her an patlayacak bir volkan gibisin. Halkın arasına da sarayda da bu şekilde dolanamazsın. Çok tehlikeli…” Elizabeth’in yüzü asılırken babasının haklı olduğunu biliyordu.

“Biliyorum babacım. Ama ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.”

“Benim bir fikrim var. Yanında sıfırlayıcı gücü olan biri olmalı. Her dakika seninle olmalı.” Prenses bir süre düşündükten sonra hevesle atılmıştı.

“Öyle biri var mı?” Edward kısa biran duraksadıktan sonra derin bir nefes aldı.

“Aslında bir çok kişi var…”

“Ama…”

“Ama hepsi erkek!” Elizabeth babasına anlamayan bir ifade ile bakarken Edward yatağın kenarına oturarak kızının saçını okşamıştı.

“Ne var bunda? Sorun ne baba?”

“Elizabeth, bir prensesin yanında eşi olmayan kimse kalamaz. Bu hem geleneklerimize hem de kanunlarımıza aykırı!” Elizabeth babasının sözleri ile yutkunmuştu.

“Eş mi?” Edward başını sallarken Elizabeth dişlerini sıkmaya başlamıştı.

“Yani kendimi kontrol etmem için evlenmem mi gerekiyor?”

“Maalesef hayatım, ya evleneceksin sıfırlayıcı ile kalacaksın. Ya da seni kendini kontrol altına tutana kadar güvenli bir yerde hapsedileceksin.”

“Ne?”

“Duydun kızım. Kimse bilmese de biz biliyoruz gücünün sınırı olmadığını. Dengesiz bir durumunda ülkeyi ateşe verebilir, birçok masumun canını yakabilirsin prenses. Karar vermek zorundasın.” Elizabeth iki seçeneği de düşünmeye başlamıştı. Bir yerde kilit altında kalma düşüncesi bile genç kızı nefessiz bırakırken yaşamak istemezdi. Üstelik sarayın altında ki zindanları gördükten sonra asla kalamazdı.

“Peki bana eş olarak kimi seçeceğini düşündün mü baba!”

“Emin misin Elizabeth? Bu kararın tüm hayatını etkileyecek bir karar.”

“Baba, sende biliyorsun ki benimde ablamların da çoktan evlenmesi gerekiyordu. Senin sayende bu yaşa kadar evlenmedik.” Edward başını sallarken kızına sarılmak istemiş ama prensesin kızaran bedeninden vücudunun ateşler içinde olduğunu bildiği için yapamamıştı.

“Şu hale bak, kızıma sarılamıyorum bile.” Elizabeth üzgün bir şekilde babasına baktı.

“Baba, bana cevap vermedin. Kimi eşim olarak düşünüyorsun?”

“Buna sen karar vereceksin.”

“Anlamadım?”

“Nasıl abine seçme hakkı verdiysem kızlarıma da vereceğim. Sıfırlayıcı gücü olan tüm bekarları saraya davet altında toplayacağım. Onların haberi olmayacak ama sen eşini seçeceksin.”,

“Ya doğru adayı seçemezsem?”

“Merak etme, eşini gördüğünde sen tanıyacaksındır.” Elizabeth babasının bilmece gibi konuşması karşısında kaşlarını çatmıştı.

“Nasıl?”

“Bunu o zaman konuşuruz. Sen sadece adaylar üzerine odaklan!” Elizabeth babasının sözlerine karşılık sessiz kalmıştı. Yorgun olduğu için atağa iyice uzanarak aklında ki türlü düşüncelerle uykuya daldı.

***

“Çıkarın beni buradan, bu ne cüret! Ben sizin kraliçenizim!” Barbara odasının kapısını açmaya çalıştıkça hizmetliler kadının çıkmasına engel olmaya çalışıyordu. Kralın kesin emri vardı ve kraliçe gerçekler açığa çıkana kadar hapsedilecekti.

“Kraliçem lütfen sakin olun. Kral Edward’ın kesin emri var. Bizi zor durumda bırakıyorsunuz.”

“Umurumda değil. Hemen açın kapıyı. Babam nerede, bana babamı çağırın.”

“Babanız zindana atıldı kraliçem.” Barbara çıldırmış gibi kapıya vururken bir yandan da öfkeyle kinini kusuyordu.

“Umarım ölür… Umarım ölür!” Kraliçenin kimden bahsettiğini anlamayan hizmetliler kadının “Elizabeth!” diye çığlık atmasıyla şaşkınlıkla birbirine baktı.

“Hepsi onun suçu, o benim yanımda olsaydı bu durumda olmazdım. Hepsi o kızın suçu. Keşke onu doğurmasaydım!” Barbara kendi kendine konuşurken hizmetliler şaşkınlıkla birbirine bakmıştı. Birkaç dakika sonra koridorda görünen Drew ile herkes başını aşağıya eğmişti.

“Neler oluyor burada?”

“Kralım, babanız Kral Edward kraliçenin odasından çıkmaması için emir vermişti. Ana kraliçe dışarı çıkmak istiyor.”

“Babam ne emrettiyse o, ana kraliçe odasından dışarı çıkmayacak.” Drew’in sözlerini bitirmesi ile Barbara’nın odanın kapısına sertçe vurması bir olmuştu. Drew sabır dilerken derin bir nefes aldı.

“Açın kapıyı!”

“Ama kralım?”

“Size açın dedim!” hizmetliler kapıyı açarken Barbara uçarcasına odasından dışarı çıkmış ama Drew’i önünde görünce duraksamıştı.

“Çekil önümden!” Barbara’nın sert ifadesine karşılık Drew başını kaldırarak kadının nefret saçan gözlerine baktı.

“Odanızda kalmak istemiyorsanız sizi babanızın yanına ağırlayabiliriz kraliçem.” Barbara dişlerini sıkarak genç adama bakarken öfkeyle bağırmıştı.

“Benimle nasıl bu şekilde konuşmaya cüret edersin? Ben olmasaydım sen asla veliaht olamazdın!”

“Yanılıyorsunuz! Asıl ben olmasaydım siz kraliçelik tahtında daha fazla kalamazdınız.”

“Sen?”

“Bunu ikimizde biliyoruz kraliçe, beni aile kütüğünüze yazdırmanızın tek nedeni tahtta kalabilmekti. Belki cariye Nadia kraliçe olamazdı ancak sizden daha sil bir kadın kralın eşi olup kraliçelik tahtına oturabilirdi.”

“Sen!” Barbara elini kaldırıp genç adama vurmaya çalışırken kadın koluna dolanan yılan ile büyük çığlık atmıştı.

“Sakın bunu bir daha denemeyin. Şimdi odanıza dönüp babamın size keseceği cezayı bekleyin. Olurda eski ihanetlerinizi görmezden gelirse bu kez cezanızı ben vereceğim. Ne de olsa geçici de olsa bu ülkenin kralı benim!” Barbara dehşete düşmüş bir şekilde geri adım atarken söylemek istediklerini bir türlü ağzından çıkaramıyordu.

“Şimdi odanıza!” kadın odasına girdiğinde hizmetlilere emir vererek kraliçenin odasından çıkmasına izin verenlerin ceza alacağını söylemişti. Genç adam arkasında öfkeli bir kadın bırakarak taht odasına doğru ilerledi.

***

Nadia çıldırmak üzereydi. Elizabeth’ten haber gelmedikçe olduğu yerde geriliyordu. Son olanlar kadını iyice germişti. Stres altında olduğu için kendini bitkin hisseden kadın başı dönünce oturmak zorunda kalmıştı.

“Sakin ol artık anne, prenses Elizabeth’in iyi olduğuna eminim.”

“Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun Lizzy? Biliyorum, sen de ablanda ondan uzak durdunuz her zaman. Ama bu başka kızım. Elizabeth’in size bir zararı olmadı, bundan sonra da olmayacaktır. Lütfen kendinize gelin artık.”

“Anne?”

“Beni iyi dinle Lizzy, yarın bana bir şey olsa sizi emanet edebileceğim tek kişi prenses Elizabeth olacaktır. Biliyorum ki siz ona ne yaparsanız yapın o her zaman sizi korumaya çalışacaktır.” Lizzy şaşkınlıkla annesine bakarken oda kapısı hizmetlisinin seslenmesi ile yeniden ayağa kalkmıştı.

“Prenses Flora sizinle görüşmek istiyor hanımım.”

“Hemen içeri al!” Flora annesinin odasına girdiğinde kadının kaçan rengini görünce telaşla onun yanına gitti.

“Anne, bu halin ne?”

“Beni bırak şimdi, Elizabeth nasıl oldu?” Flora derin bir iç çekerek başını iki yana salladı.

“Şu haline bak anne, neredeyse bayılacaksın. Önce otur şöyle,” diyerek kadını yeniden oturttu. Nadia endişeyle kızına bakmaya devam ederken Lizzy araya girerek konuştu.

“Abla, artık ne olduğunu söyler misin? Yoksa annem endişeden hasta olacak.”

“Elizabeth iyi, kendine geldi. Sadece büyünün etkisi bir süre daha devam edeceği için dikkat etmesi gerekiyor. Babam yanında.”

“Oh, çok rahatladım.”

“Şimdi dinlen biraz, birkaç güne saraya geleceklerine eminim. Asıl sorun olan danışman Adrian’ın üzerine etki yapmış olması. Henüz bir belirti yok ama bu olmayacağı anlamına gelmez.”

“Anlamadım, ne demek bu?”

“Oraya gittiğimde danışmanda baygındı. Ronald Elizabeth’e yapılan büyüden onunda etkilendiğini söyledi. Ama bana daha çok tembellik yüzünden uyuyormuş gibi geldi!” Flora düşünür gibi yaparak kaşlarını çattı.

“Neyse artık, Elizabeth iyi ve yakında daha iyi olacak. Önemli olan bu sadece… Ayrıca Lizzy, şifacıya anneme bakması için haber gönder. Benim biraz işim var, sen annemin yanından ayrılma.”

“Olmaz, kraliçenin yanına gitmem gerek. Biliyorsunuz hamile ve yanından ayrılmamalıyım.”

“Anne, bırakta karısıyla abim ilgilensin. Sen kendine sahip çık.”

“Bana itiraz etme, gerekirse orada dinlenirim ama gelinimi yalnız bırakamam.” Nadia yerinden doğrularak prenseslerin tüm itirazları ile odasından çıkarken Flora kardeşine işaret ederek annesinin peşinden gitmesini söylemişti. Kendisi de abisi ile konuşmak için taht odasına doğru ilerlemeye başladı. Drew’i Felisa konusunda uyarması gerekiyordu. Ablası Elizabeth’i kafaya takmış durumdaydı ve bu durum genç kızı endişelendiriyordu.

***

“Elizabeth nasıl oldu?” Drew saraya yeni gelen Adrian’ı huzuruna çağırarak sormuştu. Aslında en çok merak ettiği kız prenses Flora’nın gerçekten Elizabeth’e yardım edip etmediğiydi.

“Prenses Flora gelmeseydi işimiz daha zor olurdu. Kullanılan bitkiyi o buldu. Kral Edward’ın getirdiği büyücü de büyüyü bozdu ancak etkileri bir süre daha devam edecek. Prenses gücünü kontrol edemiyor.”

“Nasıl?”

“Büyü tamamen prensesin gücüne odaklıydı sanırım. Bedeninde ki etki geçene kadar prenses gücünü tam anlamıyla kontrol edemeyecek.”

“Bu tam bir felaket!” Drew dişlerinin arasından konuşurken elini oturduğu tahtın kenarına vurarak ayağa kalktı.

“Drew, sakin olmalısın!”

“Nasıl sakin olayım Adrian, Elizabeth’in gücünün farkında değilsin! Elizabeth’in kontrol dışı güç kullanması hem halkımız için hem de saray içindekiler için oldukça tehlikeli.”

“Merak etme, dayım bir yolunu bulacaktır.” Drew konuşmasına devam edecekken Flora’nın geldiğini bildiren kapı görevlisi ile susmuştu. Drew kız kardeşi kendisine doğru yaklaşırken ona doğru adımladı.

“Kralım?” Flora’nın selamından sonra kızı kollarının arasına çekerek sıkıca sarılan genç adam prensesin şaşkınlıkla yutkunmasına neden olurken Drew rahat bir nefes almıştı.

“Çok şükür iyisin!” Flora kralın neden bahsettiğini anlamadığı için susarken Adrian kralın bakışlarından kendisi gibi Flora’nın etkileneceğini düşünmüş olduğunu fark etmişti.

“Büyü yapılan ben değilim kralım, Elizabeth’ti.”

“Adrian etkilenmişti, sana etki etmemesine sevindim. Ayrınca prensese yardım ettiğin içinde çok teşekkür ederim.”

“Abi, ne kadar Elizabeth’e karşı olsam da kanımdan olan birine zarar gelmesini istemem.” Adrian kızın sözlerine şaşırmıştı. Daha önce prenses Felisa ile Elizabeth’i öldürmek istediklerini kendi kulakları ile duymuştu. Gerçi düşününce Flora’nın ağzından prensesi öldürmek istediği sözleri çıkmamıştı. Ama ablasına da karşı gelmemişti.

“Neyse bunlarda yakında geçecektir. Annemi gördün mü?”

“Az önce yanındaydım. Pek iyi görünmüyordu. Kraliçe Katren’in yanına gitti.” Drew başını sallayarak ona karşılık verirken Adrian izin isteyerek iki kardeşi yalnız bırakmıştı.

“Ne oldu Flora?”

“Felisa, artık beni korkutmaya başladı. Öfkesi bir türlü dinmiyor.”

“Neden? Neden bu kadar nefret ediyor Elizabeth’ten?”

“Önceden babamın sevgisini kıskanıyordu. Şimdi de annesinin saraydan gönderilmesinin nedeni olarak Elizabeth’i suçluyor.”

“Bu çok saçma. Elizabeth asla bu konuda söz sahibi değildi. Babam her zaman çocukları arasından bağ olmasını istemiştir. Birimizi diğerimizden ayırmadı. Siz ondan uzak durdunuz.”

“Biliyorum, şimdi daha iyi görüyorum.”

“Çok sevindim. Gel buraya!” diyerek kıza yeniden sarılmıştı. “O kadar rahatladım ki…” Flora biraz şaşkın çokça mutlu bir şekilde abisine sarılmıştı.

“Benim artık gitmem gerekiyor. Üstelik kraliçeyi düzgün bir şekilde tebrik edemedim.” Drew kardeşinin sözleri ile gülmüştü. Hala inanamıyordu. Evleneli çok fazla olmamıştı ama eşi hamileydi. Ona göre bebeğin cinsiyeti önemli değildi, önemli olan sağlıklı bir şekilde doğmasıydı. Nasılsa kraliyet tahtı sadece prenslere verilmiyordu artık. Bunun için babasına minnettar olan genç adam kolun prensesin omzuna atarak “Hadi birlikte gidelim, kraliçeyi bende görmek istiyorum,” dedi.

İki kardeş taht odasından ağır adımlarla kadınlar bölümüne doğru ilerlerken onları gören saray çalışanları şaşkınlıkla eğilerek selam eriyordu. İki kardeşi daha önce bu şekilde yakın görmeyenler hem şaşırmış hem de mutlu olmuştu. Kraliçenin odasına geldiklerinde içeriden gelen gülme sesleri onları duraksatmıştı. Yeni kraliçenin kahkahası odanın dışına kadar taşmıştı.

***

Genç kız yattığı yerde sıkılarak doğrulmuştu. Odada dolanan yaşlı adamı göz hapsinde tutarken adamın arada bitkileri kaynatıp bir şeyler okumasını izliyordu. Babası ve Ronald amcası koyu bir sohbete dalmıştı. Onunla ilgilenen yoktu.

“Babacım, kim yaptı?” Edward prensesin sorusu ile genç kıza döndü. Saatlerdir aklını kurcalayan konuyu sormadan edememişti.

“Neyi?” Elizabeth ellerini yukarı kaldırarak içinde ki su ve ateşi göstermişti.

“Bunun nedenini? O büyüyü kim hazırladı?”

“Bunu öğrenmek sana bir şey kazandırmayacak.”

“Öğreneceğimi biliyorsun baba, lütfen beni yorma. Kim?”

“Kraliçe Barbara!”

“Annem mi? Neden?” Elizabeth annesinden her şeyi beklerdi ancak bu kadarına kalkışacağını tahmin edememişti.

“Üzgünüm hayatım, annen son yıllarda sürekli krallığa zarar verecek olayların içinde bulunuyor. Bu zamana kadar görmezden gelmiştim. Ancak bu son yaptığı ile sınırı aştı. Saraya döndüğümüzde cezasını çekecek!” Elizabeth üzgün bir şekilde babasına bakmıştı. Gözleri dolarken bakışlarını babasından kaçırdı.

“Saraya dönmek istiyorum!”

“Bunu yapamayız.”

“Lütfen baba, elimden geldiğince odamda olacağım. Hem halam da sarayda!” dediğinde Edward kızını susturmuştu.

“Olmaz Elizabeth, henüz ne durumda olduğunu bilmiyoruz. En azından bu gece burada kalmamız gerekecek.”

“O zaman şu eş seçmeyi hemen yapalım.” Elizabeth’in kararlı sesi ile Edward duraksamıştı. Ronald baba kızın konuşmasını sessizce dinlerken Edward danışmanına dönerek konuştu.

“Sarayda bir eğlence düzenlemeni istiyorum Ronald, özellikle sıfırlayıcı olduklarını bildiğin kişileri eğlenceye davet etmelisin.”

“Onlara eş adayı olduklarını söylemen gerekiyor!” Elizabeth’in araya girmesi ile Edward bakışlarını genç kıza çevirdi.

“Bana şu şekilde bakma baba, neden toplandıklarını bilmek zorundalar. Yalan söyleyerek kimseyi etki altına alamazsın.”,

“Sen nasıl istersen.” Ronald’a dönen Edward “Prensesi duydun, özellikle sana söylediğim adam orada olmalı. Anlıyorsun değil mi?” dediğinde Ronald emri alarak hızla kulübeden ayrılmıştı.

“Adayım kim baba, bana neden söylemiyorsun?”

“Çünkü olabilecek eşini kendin seçmelisin.”

“Neyse artık bu konuda düşünmek istemiyorum. Anneme ne cezası vereceksin?”

“Yaptığı kraliyet ailesine ihanete girer kızım, buna göre cezası da ağır olacaktır.” Elizabeth başını sallarken ne söylerse söylesin babasını ikna edemeyeceğini biliyordu. Genç kız sessizliğini korurken büyücü adam kıza elindeki karşımla yaklaşarak içmesi için ona uzattı.

“Nedir bu?”

“Birkaç günlüğüne sizi kontrol altına alacaktır. Çok etkili değil ama işe yarar.” Elizabeth karışımı içerken birkaç dakika sonra elinde ki suyun kaybolması ile hızla adama dönmüştü.

“Bu kadar çabuk mu?”

“Prenses, bu kısa süreli bir kontrol. Daha önce söylediğim gibi büyü etkisini uzun bir süre gösterecektir.” Elizabeth yüzünü asarak bakışlarını eline çevirmişti.

“Karışımı yeniden yapsan?”

“Bu mümkün değil. İlacı ayda iki kez kullanabilirsiniz. Bu yüzden sık kullanmanız bedeninizde geri dönüşü olmayan bir soruna neden olabilir.”

“Neyse, madem şimdilik iyiyim saraya dönelim. Burada içim hiç rahat değil.” Edward kızını ikna edemeyeceğini anladığında saraya dönmeye karar verdi. Prenses ile atlarına bindiklerinde büyücüyü de yanlarına alarak saraya doğru yola çıktılar. Genç kız için zorlu süreç başlamıştı.

***

Arkadaşlar geçen hafta bölüm yayınlanmadı. Biliyorsunuz yoğun bakımda hastam vardı. Allah ömrünü bu kadar vermiş, rahmetli oldu. Taktiri ilahi kimse neden diyemez. Rabbim cennetine koysun inşallah. Cuma günü görüşmek üzere. Allah’a emanet olun.

20.BÖLÜM <<<<<<——>>>>> 22.BÖLÜM

12600cookie-checkAsil Kan 21. Bölüm