Tatlı Hata 22. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu aralar o kadar yorgunum ki ne yazdığımın farkında bile değilim. Sizler yorumlarla beni uyarırsanız sevinirim. Keyifli okumalar.

***

Genç adam burnuna gelen farklı kokuyla gözlerini aralarken başta nerede olduğunu algılayamamıştı. Yabancı bir yatakta uyuduğunu fark edince hızla yerinde doğrulmuştu. Başı dönünce sırtını yatağın başlığına dayayarak gözlerini kapattı. Bir eli alnında gözlerini ağır bir şekilde aralarken ilk gördüğü duvardaki “Her şey Allah’tan!” yazısı olmuştu. Etrafına bakınırken küçük bir kitaplık ve hemen üzerinde birbirine sarılı bir şekilde gülümseyen ikizlerin fotoğraf çerçevesini görünce derin bir nefes aldı. Hastaneden Arya’yı görmeye geldiğini hatırlayan genç adam Arya’nın yatağında uyuduğunu fark edince yüzünde oluşan gülümsemeye engel olamamıştı. Arkasında olan yastığı alarak burnuna dayadığında genç kızın kokusu ciğerlerine kadar nüfus ederken kapı ardından gelen gülme sesiyle hemen kendini toparlamıştı.

“Ecem, gel buraya!”

“Baba,” küçük kızının sesini duyunca gülümsedi. Kapı kolunun zorladığını görünce yerinden kalkarak kapıyı araladığında kızı hızla kucağına atlamıştı.

“Kızım?”

“Babacım,” Ecem adamın boynuna sarılırken odanın kapısından içeriye hızla Arya girmişti. Kızın kızaran yanakları koşuşturduğunu gösteriyordu.

“Küçüğüm, babayı uyandıracaksın,” diyerek odasına girdiğinde Ecem’i babasının kucağında bulmuştu.

“Uyandırdık mı?”

“Hayır, uyanmıştım. Siz neden nefes nefesesiniz?”

“Oyun oynuyorduk,” Arya gülümseyerek kıza elini uzatmıştı. “Hadi hayatım, bana gel.” Küçük kız Arya’nı isteğini yaparken Aras ikiliyi gülümseyerek izliyordu.

“Saat kaç?”

“Öğleden sonra bir oldu!” dediğinde Aras şaşkınlıkla ona bakmıştı

“Beni uyandırsaydın keşke. Akın hastanede tek kaldı.”

“Arayıp konuştum, baban ve kardeşin iyi. Bu gün hastaneden çıkacak. Babaannenin durumu da iyi ama o birkaç gün daha hastanede kalacak.” Aras kızın sözlerini dinledikten sonra onun gösterdiği banyoya geçerek elini yüzünü yıkamıştı. Evin sessizliği genç adamın dikkatini çekerken Arya mutfakta genç adam için kahvaltı hazırlıyordu.

“Evde kimse yok mu?”

“Serdar abim geldi, odasında uyuyor. Diğerleri de hastaneye gitti. Sormadım ama kahvaltı hazırlıyorum. İstersen yemek var ısıtabilirim.”

“Kahvaltı yeterli…” genç adam mutfaktaki yemek masasına yerleşirken Arya işine dönmüştü. Kızın her hareketini dikkatle izleyen genç adam uzun zaman sonra ilk kez huzuru hissetmişti. Kızı mutfaktan içeriye girerek Arya’nın ayaklarına dolanırken Arya gülümseyerek eğilip kızın yanaklarını öpmüştü.

“Acıktın mı?” Arya elinde ki salatalık parçasını Ecem’in eline tutuştururken bir yandan da masaya son dokunuşları yapıyordu. Çay dolu bardağı genç adamın önüne bırakarak kucağına Ecem’i alarak hemen karşısında ki sandalyeye oturdu.

“Sen yemeyecek misin?”

“Biz geç kahvaltı yaptık. Sen başlayabilirsin.” Aras kızını yediren genç kıza kısa bir bakış atarak gülümsedi. Sessizce kahvaltısını yaparken mutfak kapısından içeriye Serdar esneyerek girmişti. Aras’ı gören genç adamın eli ağzında kalmıştı.

“Sen hala burada mısın?” Serdar’ın sert sesine nazaran Aras önündeki kahvaltıya odaklanarak “Beni görmeye alışsan iyi edersin,” diyerek ona karşılık vermişti. Serdar homurdanarak masaya otururken Arya ona çay doldurmak için kalkmıştı. Ecem’i alışkanlıkla abisine uzatırken Serdar dalgınlıkla küçük kızı kucağına almıştı. Ecem’in ellerini yüzünde hissedince dalgınlığından çıkarak maviş gözlerle karşılaşmıştı.

“Prenses, sen dayıya mı geldin!” Serdar’ın sözleri ile Aras ağzına götürdüğü çatal ile donup kalmıştı. Şaşkınlıkla karşısında ki ikiliye bakarken Arya adamın şaşkınlığına gülmemek için kendisini zor tutmuştu. Serdar önüne koyulan çay ile küçük kızı dizine oturtarak kahvaltısını yapmaya başlamıştı. Sırayla bir küçük kızın ağzına çatalı götürüyor bir kendi ağzına lokmasını atıyordu. O kadar doğal hareket ediyordu ki bilmeselerdi Serdar’ın gerçekten Ecem’in dayısı olduğunu düşünürdü.

“Abi biz hastaneye gideceğiz.” Serdar ağzında lokması başını sallarken küçük kıza gülümsedi.

“Siz gidin, ufaklık benimle kalır.”

“Olmaz!” Aras’ın araya girmesi ile Serdar’ın bakışları ona döndü.

“Neden? Çocuğu hastane köşelerinde süründürmeyin işte.” Aras itirazına devam ederken kızının Serdar’dan ayrılmak istememesine kaşlarını çatmıştı.

“Gel kızım babaya!” Aras kızını kucağına alırken Arya daha fazla dayanamayarak gülmeye başlamıştı.

“Çocuk gibisiniz. Aras, abim doğru söylüyor. Ecem’e biz gelene kadar bakabilir.”

“Olmaz, kızım bizimle gelsin.”

“Merak etme, abim çocuk bakımında tecrübelidir. Üç tane yeğeni var.” Aras düşünceli bir şekilde Serdar’a bakmıştı. Aklına gelen şeyle duraksadı genç adam.

“Gülşen ile Gülten anne nerede?”

“Yarın Alya staj için gidecek biliyorsun. Alışverişe çıkarken onları da yanına aldı. Geldiklerinden beri evde tıkılı kaldılar.” Serdar başını sallarken derin bir iç çekti.

“Şu bizim işi de konuşmak gerek. Ev bakmam lazım.”

“Ev mi? yeni ev mi bakacaksın?”

“Arya, evlendiğimizde yaşayacak bir yerimiz olmalı değil mi? uzun zamandır satılık ev bakıyordum. Biraz birikmişim var, geri kalanı da kredi ile halledeceğim.”

“İstersen ben verebilirim…” Serdar kardeşinin teklifine gülümsemişti.

“Olmaz, o senin paran. Yarın ne olacağımız belli değil.”

“Ama abi…”

“Sorun para değil Arya, sorun uygun bir ev bulabilmek. Bulabilirsem müstakil bir ev almayı düşünüyorum. İki katlı ya da üç…”

“Üç mü? Sen…”

“Arya, onlar bana emanet. Biz evlenince Gülten anne yalnız kalacak. Bunu istemiyorum. Teklif etsem bizimle kalmak istemeyecektir. Bu yüzden alacağım evin bir katında Gülten anne kalır. Elimiz her zaman üzerinde olur.” Arya abisinin düşüncesiyle hafif gülümsemişti. Yerinden kalkarak arkadan genç adamın boynuna kollarını dolamıştı.

“Sen harika bir adamsın abi. İnşallah çok mutlu olacaksın.” Aras iki kardeşin konuşmasını sessizce dinlerken Serdar’ın düşüncesini takdir etmişti.

“Aslında istediğiniz kriterde bir ev biliyorum. Size de uyarsa alırsınız.” Serdar Aras’ın konuşmasıyla genç adamın unuttuğu varlığını yeniden hatırlamıştı.

“Öyle mi nerede?” Arya’nın araya girmesi ile Serdar bu kez kardeşine dönmüştü.

“Arya sen karışma bu işe.”

“Karışacak bir şey yok. Sen ev arıyorsun, benim bir tanıdığında istediğin tarzda evi var.”

“Nerede bu ev?”

“Çok uzak sayılmaz. Sadece biraz iç kısma kalıyor. Ailesini yanına aldı. Evi de satılığa çıkardı.” Serdar ve Aras bir süre daha ev hakkında konuştuktan sonra ikili eve bakmak için ertesi güne sözleşmişti. Arya sessizce anlaşan adamlara bakmıştı. Kahvaltı yapıldıktan sonra Ecem’i Serdar’a bırakarak evden ayrılan iki arabaya kadar sessizdi.

“Sence kızıma bakabilecek mi?”

“Merak etme, abim benden daha iyi bakan Ecem’e. Çocuklarla iyi anlaşır.”

“Tıpkı senin gibi!” genç kız emniyet kemerini takarken duraksamıştı. Başını sallayarak “Çocuklar sevildiğini hissettiğinde çabuk alışır.” Aras arabayı çalıştırarak yola koyulmuştu.

“Seni babanın yanına götüreyim, orada bizimkilerin yanına geçerim.”

“Önce sizinkileri görelim. Babam hala yoğun bakımda, gitsem de göremeyeceğim. En azından sizinkileri görürüm.”

“Sen bilirsin…” Aras arabayı gidecekleri istikamete çevirirken hastaneye gidene kadar kimse konuşmadı. Genç kız oldukça dalgındı. İkizi yarın gidiyordu. Alya’nın yokluğunu şimdiden iliklerine kadar hissetmeye başlamıştı. Daha önce hiç ayrılmadıkları için nasıl hissedeceklerini bilmiyordu.

“Arya? Arya?” genç adam iki kez seslendiği kızdan cevap alamayınca koluna dokunmuştu. Arya’nın irkilmesiyle Aras “Sana seslendim ama duymadın,” dedi.

“Özür dilerim dalmışım.”

“Ne düşünüyorsun?”

“Alya, yarın gidiyor. İlk kez ayrılacağız.”

“Alışsan iyi edersin, birkaç ay içinde evleneceğiz.”

“Bu öyle bir şey değil. Evlensem bile buradayım, aynı şehirde. Ama o gidince merak edeceğim. Yanımda olmadığı için endişeleneceğim.”

“O artık bir çocuk değil, kendi başının çaresine bakacaktır.”

“Elbette bakacak, bu duyguyu sana anlatamam Aras. Neyse…” Araba hastanenin otoparkına girince ikisi de susmuştu. Arabadan inerek Akın’ın attığı oda numarasına doğru ilerlerken ikisi de düşünceliydi. Arya etrafına bakınırken Aras kapı numaralarını kontrol ediyordu.

“İstersen sen dışarıda bekle.” Aras odanın kapısına geldiğinde konuşmuştu. Seda ve babası aynı odada kalıyordu.

“Neden?”

“Akın, Seda ve babamı aynı odaya aldırmış.” Arya genç adamın sözlerine sadece başını sallamakla yetindi. Odanın dışında ki bekleme koltuğuna oturarak Aras’ın odaya girmesini izledi.

Genç adam derin bir nefes alarak odanın kapısını açarken içeriden gelen konuşmalar kesilmişti.

“Selamünaleyküm.” Aras selam vererek odaya girerken Akın ve babası genç adamın selamını almıştı.

“Geç kaldın,” Akın abisine gülümseyerek sorarken bakışları kapanan kapıya takılmıştı. “Tek mi geldin?”

“Arya da burada ama dışarıda bekliyor.”

“Neden?” Seda abisinin sözlerine karşılık sordu.” Aras onun sorusunu duymazdan gelerek genç kızın yatağına yaklaşarak elini saçlarına dolaştırdı.

“Nasıl oldun?”

“Abi, beni geçiştirme.”

“İyi değilsin, Arya’yı gördüğünde tepki vermeni istemedim.” Seda başını olumlu anlamda sallarken yüzünü asmıştı.

“Yakında evleneceksiniz. Ona alışmam gerekecek değil mi?”

“Seda, ne Arya’nın ne de Alya’nın bir suçu yok, bunu sende biliyorsun. Lütfen artık bu konuyu uzatma.”

“Artık önemli değil abi. Umarım Cenk hak ettiği mutluluğu bulur. Kiminle olduğu artık önemli değil. Ben gitmek istiyorum.”

“İstediğin zaman seni gönderebilirim.”

“Hemen abi, annemin yüzünü daha fazla görmek istemiyorum.” Aras dişlerini sıkarken sakin kalmaya çalışıyordu.

“Limanda kim var abi, bu gün hiç gitmedik.” Akın konuyu değiştirirken Aras ona minnetle bakmıştı.

“Aslan limanla ilgileniyor. Şuanda yapılacak acil bir nakliye yokmuş.”

“İyi bari, birazdan doktor viziteye gelecek. Ondan sonra çıkabileceğimizi söylediler.” Kemal Bey sessizce çocuklarının konuşmasını dinlerken onun sessizliği Aras’ın dikkatini çekmişti.

“Baba, sen iyi misin?”

“İyi olmaktan çok uzağım Aras, çok uzak.”

“Lütfen baba, kafanı bu olaylara yormamalısın. Sağlığın iyi değil.”

“Nasıl yormayayım oğlum. Otuz beş yıllık karımı tanıyamamışım. Her şeye eyvallah ederim de masum sabiye nasıl kıydı işte buna edemem.”

“Baba!” Aras kardeşini işaret ederek babasını uyarmıştı.

“Eve gidince o kadının evde olmaması için dua ediyorum.”

“Baba, ne yapmış olursa olsun o senin eşin.”

“Olmaz olsun öyle eş. Yıllardır beni ayakta uyutmuş. Nasım bu yüzünü göremedim. Zamanında babaanneniz çok uyardı ama ben sevdiğim için evlenmek istemiştim. Dedeniz annenizle evlendim diye yıllarca benimle konuşmadı.” Adamın hayıflanarak anlattıklarını üç kardeş ilk kez duyuyordu.

“Bunu daha önce söylememiştin baba…”

“Abiniz doğduğunda barıştı bizimle ama soğuk davranmaya devam etti. Sadece size sevgisini gösterirdi.”

“Dedemi çok az hatırlıyorum.” Seda’nın sözleri ile Aras gülümsemişti. Dedeleri vefat ettiğinde Seda çok küçüktü. Doktor grubunun içeri girmesi ile ortam sessizleşişti. Akın abisini içeride bırakarak odanın dışına çıktı. Arya’yı bir köşede beklerken bulunca ona doğru ilerlemeye başladı.

“Neden içeriye girmedin?”

“Kız kardeşin beni görünce yeniden sinir krizi geçiresin diye.” Akın kızın açık sözlü oluşuna gülümsemişti.

“Merak etme, Seda hiç olmadığı kadar mantıklı düşünüyor. Seninle bir derdi yok bu aralar.”

“Doktor ne dedi? Çıkacaklar mı?” Akın odanın kapısını işaret ederek odadan çıkan doktor ve asistanları göstermişti.

“Bilmiyorum, birazdan abin söyler.” Aras kapıdan çıkarak kardeşini çağırdı. Seda ve babasının çıkış işlemlerini hallederek geri döndüğünde Arya’nın hala odanın kapısının dışında beklediğini görünce yüzü asılmıştı.

“Özür dilerim seni burada beklettim.” Arya genç adama bakarak başını iki yana salladı.

“Sorun değil, sen nasılsın. Babaanneni görebildin mi?” Aras kızın sorusuyla duraksamıştı.

“Hayır, gözlem altıda tutuluyor. Tansiyonu yine çıkmış.” Arya duydukları karşısında üzülmüştü.

“Babaannenin iyi olacağına eminim. Bu kadar üzülmemelisin. O eski toprak, Allah’ın izniyle iyileşecek.”

“İnşallah.” İkili odanın kapısından içeriye baktığında Seda ve Akın’ın atıştıklarını duymuştu.

“Yine neden atışıyorlar acaba?”

“Akın rahat durmamıştır. Seni biraz daha bekleteceğim. Akın babamları eve götürürken biz de babanı görmeye gideriz.” Arya adamın sözlerinden sonra hastanenin dışında bekleyeceğini söyleyerek oradan ayrılmıştı.

Yaklaşık on beş dakika sonra ikili Akın ve diğerlerini eve yolladıktan sonra Arya’nın babasını ziyaret etmek için yola koyulmuştu. İkisi de sessizdi. Aras kızın sessizliğinden hoşlanmamıştı.

“Alya yarın mı gidiyor?”

“Evet, yarın uçağı var. İki ay boyunca burada olmayacak.”

“Yani iki ay sonra mı nişan olacak?” Aras’ın morali iyice bozulmuştu.

“Alya olmadan nişan yapamam. Kardeşimin yanımda olması gerekiyor.”

“Elbette, kusura bakma. Bu kadar uzun süreceğini düşünmemiştim.” Aras arabanın radyosuna uzanarak açınca ortama yankılanan karadeniz şarkısı ile ikili yeniden sessizleşmişti. Hastaneye gidene kadar ikisi de konuşmamıştı.

Arya abisi Selim’i arayarak nerede olduklarını öğrendiğinde ailesinin yanına hastanenin kantinine gittiler. Emine Hanım kızı ve damadını görünce yerinden kalkarak onları bekledi. Aras kadının elini öperken Hatice hanıma yönelmiş onunda elini öpmüştü.

“Nasıl oldu Ahmet babam? Var mı bir gelişme?” Aras’ın sorusunu tokalaştığı Selim vermişti.

“Doktorlar iyiye gittiğini söyledi. Bedeni dinlensin diye uyutuluyor. Yarın ilaç vermeyi keseceklerini söylediler. Ondan sonra kendi kendine uyanmasını bekleyeceğiz.” Aras adama başını sallarken Arya abisinin kolunun altına girerek başını göğsüne yaslamıştı.

“Siz eve geçin isterseniz abi, hem yengem ve çocuklar da seni merak etmiştir.”

“Telefonla konuştuk, ben kalırım burada. Hem yarın Alya yola çıkacak sana ihtiyacı olacaktır.” Emine Hanım iki çocuğuna bakarken gururla gülümsemişti. Eşiyle amaçladıkları şey gerçekleşmişti. Kardeşler her zaman birbirinin yanında olmaya özen gösteriyordu. Bir birlerine sahip çıkıyorlardı. Büyük oğlu evin babası olma yolunda ilerlerken gözü arkada kalmayacağı için içi rahattı.

“Çocuklar siz gidip dinlenin. Ben kalırım şimdilik.”

“Biz yeterince dinlendik anne, sen ananemi alıp eve geç. Hem misafirlerimiz de var. Onlara da ayıp oldu.” Emine Hanım kızına hak vermişti. Yakında dünür olacaklardı ama kadın ve kızına vakit ayıramamışlardı. Kızının uyarısını dinleyerek Selim ile eve dönmeye karar verdi.

“Akşama ama doğru Serdar gelir arya, aslında burada kalmanın da bir anlamı yok. Babamı göstermiyorlar. Bir ihtiyaç olunca da haber vereceklerdir.”

“Yine de babam hisseder burada olduğumuzu abi, siz gidin. Hem Ecem de Serdar abimin yanında kaldı.” Selim kardeşinin sözlerine karşılık tek kaşını yukarı kaldırarak genç kıza bakmıştı.

“Serdar Ecem’e mi bakıyor?” adamın şaşkınlığına karşılık Arya da kaşlarını çatmıştı.

“Neden şaşırıyorsun abi, senin çocuklarına da az bakmadı. Şimdi beni konuşturma!” Selim bir elini kaldırarak vurucu horoz gibi diklenen kardeşine gülmüştü.

“Şaka yapmıştım Arya, bu kadar hiddetlenme.” Aras kızın abisine diklenmesine gülmüştü.

“Hadi siz gidin, biz buradayız.” Selim iki kadını alarak hastaneden ayrılırken Arya Aras’a döndü.

“Sende git istersen? Ecem’i alacaksın daha…”

“Acelesi yok, nasılsa dayısı bakıyor kızıma!” dediğinde Arya adama gülümsemişti.

***

Serdar sırtına çıkıp masaj yapan küçük kıza yapması gerektiğini anlatmaya çalışırken koltuğun kenarına tutunarak ayakta durmaya çalışan Ecem sallandıkça kahkahalara boğuluyordu. Ecem’in düşme ihtimaline karşılık yara almaması için yattığı yerin etrafını koltuk minderleri ile doldurarak önlem almıştı.

“Dayıcım hadi birazda burada yürü!” diyerek diğer omzunu işaret etmişti. Ecem adamın eğlenceli sesine daha da gülerek Serdar’a neşe kaynağı olmuştu.

“O nemrut babadan senin gibi tatlı bir kız nasıl oldu!” diye söylenen genç adam temizlenen boğaz sesi ile kendisine gelmişti. Kapı ağzından bir eli ağzında gülmesini bastıran Alya’yı ve yanında gülümseyerek kendini seyreden Gülşen ile Gülten hanımı görünce bakışlarını kaçırmıştı.

“Prenses, çok kötü yakalandık, hadi kalkmama yardım et.” Alya Ecem düşmesin diye hızlı davranarak genç adamın sırtından kızı almıştı.

“Sahalara dönmüşsün abi, hayırlı olsun.” Serdar kendisine uzanan Ecem’i kucağına alarak kardeşine kaşlarını çatmıştı.

“Sende hiç formunu kaybetmedin, şu kızcağız bile sende durmak istemiyor.”

“Ne yapalım, çocukları tavlama yeteneği ikizime verilmiş. Ben anca uzaktan severim.” Serdar diğerlerine dönerek gülümsemişti.

“Hoş geldiniz, nasıl oldun anne, çok yoruldun mu?” Gülten Hanım sevecen adama yaklaşarak elini omzuna koymuştu.

“Hoş bulduk oğlum, iyiyim ben. Dışarı çıkmak iyi geldi.” Gülten Hanım genç adamın yanından geçerek oturmuştu.

“Ayakta kaldınız evladım, otursanıza.” Serdar kucağında ki küçük kızı yere bırakarak kadının karşısına oturmuştu. Gülşen hala dikkatle genç adama bakarken Serdar’ın bakışları sevdiği kıza döndü.

“Sen neden orada dikeliyorsun, otursana!” Gülşen hızla bakışlarını kaçırarak “Ben üzerimi değiştireyim, sonra da yemek yaparım. Evde kimse yok mu?” diye sorduğunda Serdar kıza hayranlıkla bakmıştı. Gülten Hanım iki gencin bir birine bakışlarını fark ettiğinde öksürerek onları kendine getirmişti.

“Ecem’i sana nasıl bıraktılar? Eniştem kızını sana bırakmazdı.”

“Hay senin eniştene. Ne çabuk kabullendin?”

“Sende kabullensen iyi edersin abicim, yakında şu küçük kızın babası kız kardeşinle evlenecek.”

“Hatırlatmasana şunu!” Serdar’ın kızması ile yanağında hissettiği temas ile bakıları küçük kızla çakışmıştı.

“Dayı!” Serdar Ecem’in kendisine ‘dayı’ diye seslenmesiyle yelkenleri suya indirmişti.

“Söyle dayısının prensesi,”

“Baba gitti!” Serdar’ın yüzü duydukları ile asılmıştı.

“Hay babanın bacağına,” derken Gülten hanımın kaç çatmasıyla susmak zorunda kalmıştı.

“Oğlum, çocukla bu şekilde konuşulur mu?”

“Ama anne o da babasını sorup durmasın.” Serdar’ın yakınmasıyla salona gelen Gülşen gülmüştü.

“Çocuk gibi şikayet etme Serdar, çocuk bu tabi babasını soracak.” Gülşen’in araya girmesi ile yüzü iyice asılmıştı genç adamın.

“Sen de bana hemen muhalefet ol. Gülten anne senin bu kızın sürekli beni eleştiriyor.”

“Ben sizin aranıza girmem evladım. Kendi aranızda halledin konunuzu.”

“Ama Gülten anne, sen bana arka çıkmazsan ben nasıl baş ederim senin kızınla.”

“Serdar, annemi rahat bırak. Hem şikayetçiysen yol yakınken vazgeçebilirsin.” Gülşen son sözünü söyleyerek arkasını dönüp mutfağa gitmişti. Serdar şaşkınlıkla onun arkasından bakarken Gülten Hanım Serdar’a bakarak “Git ikna et şu kızı, inadı tutarsa ikna etmen daha zor olur.” Serdar kadının sözleri ile hemen yerinden kalkıp genç kızın peşinden mutfağa gitmişti.

“Gülşen, az önce ciddi değildin değil mi?” buzdolabından fasulyeleri çıkarırken ona bakmamıştı. Elinde ki poşeti masanın üzerine bırakırken Serdar kolundan tutarak genç kızı kendisine çevirmişti.

“Gülşen, gönlümün şenliği neden cevap vermiyorsun bir çare yüreğime! Sen susunca benim içim acıyor.” Gülşen genç adamın sesinde ki üzüntüyü fark edince bakışlarını ona çevirmişti.

“Serdar!”

“Söyle gül bahçem,” dediğinde genç kız gülümsemişti.

“Sen böyle konuşunca ben ciddi olamıyorum ki,” kızın gülümsemesi ile rahatlayan Serdar elini tutarak kızı kendine çekti. Gülşen’in başı göğsüne yaslanınca derin bir nefes almıştı.

“Beni çok korkuttun, şu birkaç dakika ömrümden aldın.”

 “Serdar, yakında Ankara’ya dönmemiz gerekecek. Burada artık daha fazla kalamayız.” Serdar geri çekilerek kızın yüzüne baktı.

“Gitmeseniz olmaz mı?”

“Burada daha fazla kalmamız uygun olmaz Serdar. Hem evi toplamamız gerek.” Serdar genç kızın elini tutarak Gülten hanımın yanına solana geçmişti.

“Gülten anne, seninle konuşmak istediğim önemli bir konu var.” Kadın ikilinin birleşmiş ellerine bakarken kaşlarını çattı.

“Önce kızımın elini bırak, sonra ne diyeceksen öyle de evladım. Henüz nikahınız kıyılmadı.” Serdar mahcup bir şekilde kadına bakarken istemeyerek kızın elini bırakmıştı.

“Özür dilerim Gülten anne, heyecandan şey oldu.” Serdar’ın ifadesi kadını neredeyse güldürecekti.

“Şimdi söyle bakalım önemli olan konu ne?”

“Aslında yarından sonra söylesem daha iyi olacak gibi. Henüz iş kesinleşmeden söylemek doğru mu bilemedim şimdi.”

“Serdar, bir şey söyleyeceğim dedin bizi merak ettirdin. Şimdi söyle hadi.”

“Gülten anne, bundan sonra burada Trabzon da yaşamanızı istiyorum. Uzun zamandır ev almak için birikim yapıyordum. Yarın bize uygun olduğunu düşündüğüm bir eve bakmaya gideceğim. Eğer sizde beğenirseniz almayı düşünüyorum.”

“Bizim beğenmemiz önemli değil oğlum, siz Gülşen ile gider bakarsınız.”

“O nasıl söz Gülten anne, hep birlikte yaşayacağımız göre Efe ve senin beğenmen de önemli.” Gülten Hanım genç adamın sözlerine duygulanarak başını çevirdiğinde Gülşen hayranlıkla sevdiği adama bakmıştı. Serdar yerinden kalkarak kadının dizinin dibine çöktü.

“Neden durgunlaştın anne. Yoksa bizimle yaşamak istemiyor musun?”

“Sen bizi düşünme evladım, ikiniz mutlu olun yeter.”

“Duymamış olayım anne, yarın biz önce gidip bir bakarız. Uygunsa birlikte gidip yeniden bakarız. Sen yanımızda olmazsan biz nasıl mutlu olalım. Bana oğlum diyorsun, bırak da oğlun üzerine düşeni yapsın.”

“Sen nasıl istersen oğlum. Siz gidip bir bakın, sonra bizde bakarız.” Serdar rahatlayarak yere otururken aklına takılan konuyu sormuştu.

“Ankara’ya gitmek zorunda mısınız? Böyle bir zamanda gitmeyin. Gülşen’i oraya göndermek istemiyorum.”

“Evi toplayıp satmamız gerekiyor Serdar, bunun için gitmeliyiz.”

“Evini neden satıyorsun Gülten anne? Tüm hayatınız o evde geçti. İlla satacaksan işgal edilen babadan kalma evleri sat anne.”

“Bilmem nasıl olur ki? O evler çocukların geleceği.”

“İyi ya anne. şuanda işgal altında oldukları için evlerini kullanamıyorsun. Bir gelirin yok. Evleri satarak yeni ev alabilirsin. Evlerin değerine göre istediğin şehirden yeni bir ev alabilirsiniz.” Gülten Hanım Serdar’ın sözlerini düşünmeye başlamıştı. Genç adamın sözleri aklına yatmıştı.

“Bunu sonra konuşuruz. Annemler birazdan gelir ben yemek yapacağım.” Gülşen salondan çıkarak mutfağa giderken Serdar’ın beyninde sadece Gülşen’in ‘Annemler’ sözleri dönüyordu.

“Dayı…” Ecem genç adamın kucağına oturarak başını göğsüne yaslayıp uyuklamaya başlamıştı.

“Çocuğu yatır Serdar, uykusu gelmiş. Babası gelene kadar uyusun.” Serdar Ecem ile birlikte odaya geçerken içi içine sığmıyordu. Gülşen ailesini benimsemişti.

***

Akşam toplanan aile üyeleri Alya gideceği için buruk olsa da neşeli olmaya özen gösteriyordu. Genç kızın endişelenmemesi için farklı konulardan bahsedilip babasının durumuna değinilmiyordu. Aras kızı ile ayrıldığında Arya kız kardeşinin yanına soluğu almıştı. İkizler o gece odalarına çekildiğinde uzun zaman sonra ayı yatakta birbirine sarılarak yattılar.

“Ne düşünüyorsun?” Arya ikizine dönerek sordu.

“İlk kez sizden ayrılacağım. İçinde garip bir his var.”

“Öyle mi ne gibi?”

“Bilmiyorum, sadece bu stajın hayatımı değiştireceğini hissediyorum.” Arya kızın sözlerine gülümsemişti.

“Belli mi olur, belki de bana bir enişte getirirsin.” Arya’nın sözlerine Alya kahkaha atmıştı. İkizine sokularak başını omzuna yasladı.

“Belli mi olur, kısmet bu işler.” İkizler şakalaşarak uykuya daldığında genç kız dönülmez bir yola girdiğinden habersizdi.

***

Yorum ve beğenizi eksik etmezseniz sevinirim.

21.BÖLÜM <<<<<<——->>>>>> 23.BÖLÜM

13110cookie-checkTatlı Hata 22. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

6 yorum

  1. Çok güzel bi bölümdü Alya yi neler bekliyor çok merak ediyorum Ecem çok tatlıydı Serdar a dayı diye seslenmesi çok güzel ya Akın ve Zeynep ne olacak ilerleyen bölümlerde onları da merak ediyorum Aras ve Arya harika yüreğine sağlık

  2. Bölüm için teşekkürler harikaydi ❤️ Ecem’in dayı demesine bayıldım:) Akın ve Zeynep’i de sabırsızlıkla bekliyorum:). Ayrıca Alya’nin staj maceralarini da sabırsızlıkla bekliyorum:)

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*