İntikam 7. Bölüm

! Keyifli okumalar!

*****

Erem duyduğu sesle hızla arkasını dönmüştü. Daha önce görmediği bir adam tam karşısında durmuş dikkatle kendisine bakıyordu. Adam kollarını birbirine bağlamış yurdun duvarına dayalı bir şekilde kendisinden cevap bekliyordu.

“Evet kimi arıyordun?”

“Sizi tanıyor muyum?” Erem etrafına bakınarak herhangi bir tehlike olup olmadığını anlamaya çalıştı.

“Hayır tanımıyorsun ama tanışacağız.”

“Bakın sizinle vakit harcayacak durumda değilim, bulmam gereken biri var.”

“Aradığın küçük bir kızsa onu bulamazsın.” Erem adamın sözleri ile gerilmişti. Ameliyat yeri hala çok acıyordu. Kırık kaburgalarının acısı da cabası. Derin bir iç çekerek adama doğru ilerlerken birden kendisini sert bir şekilde duvarla bitişik bulmuştu. Erem daha ne olduğunu anlayamadan kulaklarına yankılanan silah sesleri ile yere çöktü.

“Git buradan!”

Kendisine seslenen adamın elindeki silahı görünce iyice gerildi. Adam sürekli uzaklaşmasını söylüyordu.

“Sana git dedim.”

“Olmaz, kardeşimi almadan gidemem.”

“Kardeşin güvende sen gitmelisin.” Erem silah seslerinin artması ile gerilemeye başlamıştı. Tanımadığı adam elindeki silahı ateşleyince birden ürperdi. Bulunduğu durumu idrak edince gerileyerek kendisini korumaya çalıştı. Ağrısı gittikçe artıyordu.

“Kardeşim olmadan yapamam.” Erem sürekli aynı şeyi tekrarlıyorum. Adam iyice sinirlenerek genç adama döndü.

“Sana git dedim. Ölü biri olarak kardeşini bulamazsın. Söz veriyorum sana kardeşini getireceğim. Uzaklaş.”

“Nasıl olacak. Buradan gidersem seni nasıl bulacağım?”

“Ben seni bulurum sen git.”

Erem olabildiğince hızlı davranarak oradan uzaklaşırken aklı karma karışıktı. Düştüğü duruma inanamıyordu. Hayatının bu derece kötüye gittiğine inanamıyordu. Önüne çıkan ilk taksiye atlayarak hızla bulunduğu yerden uzaklaştı. Evin adresini vererek sakladığı dosyaları almak için eve gitti. Genç adam yolun sonunda taksiden indiğinde büyük bahçe kapısına asılı olan pankartla neye uğradığını şaşırmıştım. Evleri banka aracılığı ile satılığa çıkmıştı. Yüreğine yerleşen acı ile gözlerini yumarken ağır adımla bahçe kapısına yaklaşarak yavaşça açmaya çalıştı. Ağır kapı sessizce yana doğru kayarken Erem etrafı gözlemeye devam ediyordu. Evin bahçesinden hızla kapıya ulaşarak şifre ile içeriye girdi. Evi tıpkı bıraktığı gibi duruyordu. Hiç bir şeyin yeri değişmemişti. Üst kat merdivenlerine yönelerek odasına gitti. Dolabın arka kısmında ki gizli bölmeye sakladığı dosyaları alarak küçük bir valize gerekli eşyaları koyarak kardeşinin odasına gidip onun içinde bir kaç eşya almıştı. Ailesinin fotoğraflarını da alarak odadan çıktı. Merdivenlerden aşağıya inerek doğup büyüdüğü eve son kez baktı. Dış kapıya doğru ilerlerken kulaklarına yankılanan sesle duraksadı.

“Buraya geleceğini biliyordum?” Erem arkasını döndüğünde kendisine tıpkı adı gibi bakan Hüzün ile karşılaştı.

“Burada ne arıyorsun?”

“Seni bekliyordum. Nereye gidiyorsun?”

“Bunu bilmesen senin için daha iyi.”

“Beni de götür Erem, burada tek bırakma.” Genç kız yanağından akan yaşlara engel olamıyordu. Erem boştaki elini yumruk yaparak bakışlarını genç kızdan kaçırmıştı.

“Benimle gelemeyeceğini biliyorsun.”

“Neden?” Hüzün gözleri dolu bir şekilde genç adama bakmaya devam ediyordu. Ondan olumlu bir cevap beklerken içindeki mantıklı yan bunun olmayacağını biliyordu.

“Ailenle görülecek bir hesabım var Hüzün, senin arada kalmanı istemiyorum.”

“Beni de götürürsen onlardan intikam almış olmaz mısın?” Erem genç kızın sözlerine öfkelenerek hızla başını kaldırdı.

“Sence intikam için seni kullanacak kadar aşağılık bir adam mıyım? Baban ne yapmış olursa olsun, suçsuz birine ceza kesmem.” Hüzün hıçkırarak genç adama kollarını dolarken Erem dikkatle etrafına bakmaya başlamıştı. Hüzün’e sarılacak cesareti yoktu. Bir kez sarılırsa onu bırakamamaktan korkuyordu.

“Gitmem gerekiyor, Sude kayıp…”

“Özür dilerim ona sahip çıkamadım. Özür dilerim…”

“Senin suçun değildi, umarım yeniden görüşürüz. Kendine dikkat et. Ne kadar ailen de olsa babana da dikkat etmelisin. Seni yanımda götüremediğim için affet.” Erem bedenine dolanan kolları hızla çekerek kapıyı açıp arkasına bakmadan evden çıkıp gitmişti. Ardında tüm umutlarını kaybeden bir kız bıraktığını bilmeden onun hayatından çıkıp gitmişti. Büyük bahçe kapısından çıkarken ani frenle önünde duran adamlara şaşkınlıkla bakarken birden kendisini arabanın içinde buldu. Kurtulma çabaları gözlerinin kararması ile sona ermişti.

****

Hüzün dizlerinin üzerine çöküp ağlamaya başladığında sesinin duyulmaması için iki elini birden dudaklarına bastırmıştı. Yüreği can çekişiyordu. Kulaklarına yankılanan fren sesi ile birden irkilmişti. Yerinden doğrulup koşarak dışarı çıkarken evden hızla uzaklaşan arabayı görmüştü. Endişeli bir şekilde etrafına bakınarak az önce evden çıkan Erem’i görmeye çalıştı. Kimseyi göremeyince az önce uzaklaşan arabanın arkasından koşmaya başlamıştı. Ne aldığı nefesin ciğerine yetmemesini umursuyordu ne de kendisine çarpabilecek bir arabanın olabileceğini.

“Erem!” avazı çıktığı kadar bağırsa da sesini kimse duymamıştı. Yolun ortasına dizlerinin üzerine çökerek hıçkırıklara boğulmuştu. Ne kadar süre o şekilde ağladığı bilinmez ama kendisine geldiğinde tanımadığı bir odada gözlerini açmıştı.

“Uyandın sonunda?”

“Ben neredeyim?” genç kız korkuyla etrafına bakınırken bir hastane odasında olduğunu fark edince derin bir nefes almıştı. Yanında ki kişiyi tanımıyordu ama hastanede olduğuna göre güvende olmalıydı.

“Arabamın önüne atladın, canına kastın mı vardı?”

“Özür dilerim, farkında değildim.” Yabancı genç kızın yüzüne dikkatle bakarak ruh halini anlamaya çalışıyordu.

“Farkında olmadığın belli, benim adın Zafer, senin ki?”

“Hüzün, size rahatsızlık verdiğim için üzgünüm. Telefonunuzu kullanabilir miyim, ailemi aramam gerekiyor?” genç adam cebindeki telefonu çıkararak genç kıza uzatırken Hüzün kısa biran duraksamıştı. Kimi arayacaktı ki? Annesi gelmezdi, babası ise hastanede olduğunu duyunca çileden çıkacaktı. Aklına gelen yengesi ile duraksamıştı. Yengesi hayatta olsaydı iki eli kanda olsa gelirdi. Yüreğinde hissettiği yoksunluk ile gözleri dolmuştu. Elinde tuttuğu telefonu sahibine geri verirken düşüncelerinde sadece ‘arayacak kimsen yok’ sözleri dönüyordu.

“Aileni aramayacak mısın?”

“Şimdi hatırladım, onlar şehir dışındaydı.” Genç adam anladığını belirtmek istercesine başını aşağı yukarı sallamıştı. Hüzün adamı daha fazla oyalamak istemediği için gitmesini isterken Zafer genç kızı yalnız bırakmak istememişti.

***

Gözlerini araladığında burnuna gelen ilaç kokusu ile yüzünü buruşturmuştu. En son başına gelenleri hatırlayınca hızla yerinde doğrulmuş ama hissettiği acı ile inlemişti.

“Biraz daha dikkat etmelisin!” duyduğu tanıdık ama bir o kadar yabancı ses ile başını sesin sahibine çevirmişti.

“Siz?” adam istifini hiç bozmadan oturduğu koltukta hala elinde ki gazeteyi incelemeye devam ediyordu. Erem nerede olduğunu bilmiyordu. Sıradan bir oda olsa da burnuna gelen koku ile öyle olmadığından şüphe diyordu.

“Beni nasıl buldunuz?”

“Sana seni bulacağımı söylemiştim. Baban senin zeki olduğunu söylemişti ama bu gün yaptığın aptallıkla ona artık inanamıyorum.”

“Sen… Sen babamı tanıyor musun?” Adam Erem’in sözleri ile bakışlarını gazeteden çekerek ağır bir şekilde genç adama bakmıştı. Gözleri çakmak çakmak olurken Erem yutkunmadan edememişti. Karşısında ki adamda tanıdık bir şey vardı ve Erem ne olduğunu hala kavrayamamıştı.

“Babanı iyi tanırdım…” Adam bir süre sustuktan sonra bakışlarını yeniden gazeteye çevirerek sözlerine devam etmişti. “İnsan kardeşini nasıl tanımaz!” Erem şaşkınlıkla adama bakarken sözlerini kavradığında ne söyleyeceğini bilememişti.

“Bakma öyle alık balık gibi, pek görüşmesek de baban ve ben kardeşiz, senin de amcanım.” Erem daha ne kadar şaşıracağını bilmiyordu. Onun bir tane amcası vardı ve o da Ekrem şerefsizi idi.

“Benim Ekrem’den başka amcam yok bildiğim kadarıyla.”

“Ekrem senin amcan değil, en azından öz değil. Babam öldüğünde annem Ekrem’in babası ile evlendi.” Erem dikkatle karşısında ki adamı dinlerken ne söyleyeceğini bilmiyordu. Ekrem’in öz amcası olmadığını bilmiyordu. Nasıl bilsin ki ailesi bu konuda ona hiçbir şey söylememişti.

“Peki neden bu zamana kadar ortalıkta yoktun?” Adam derin bir soluk alarak bakışlarını yeniden genç adama çevirmişti.

“Babalığım beni pek sevmezdi, tabi bende onu. Sonra da evden ayrıldım.”

“Peki adın…” Erem amcası olduğunu söyleyen adama ne soracağını bilmiyordu. Kolunu hafif kaldırdığında hissettiği acı ile kolunda ki serumu fark etmişti. Kaşları çatılı olarak seruma bakarken adam onun bakışıyla hafif gülümsemişti.

“Merak etme, seni zehirlemiyorum. Burası Türkiye’nin en iyi hastanelerinden biridir.”

“Hastane mi?” Erem yerinden doğrulmak isterken adam onu uyararak durdurmuştu.

“Yerinde kal, çabuk iyileşmek istiyorsan fazla hareket etmemelisin. Daha yaraların iyileşmedi.”

“Kardeşimi bulmam gerekiyor, madem amcamsın bana yardım et.”

“Kardeşin güvende, bunu sana daha önce söylemiştim.”

“Sana neden güveneyim. Amcam olduğunu söylüyorsun ama daha adını bile bilmiyorum.”

“Adım Orhan!” Erem duyduğu isim ile kaskatı kesilmişti. Yutkunarak adama bakarken Orhan onun daha önce adını duyduğunu anlamıştı.

“Ahmet benden bahsetti anlaşılan. Sana anlattığına göre yeni kimliklerinizden de bahsetmiştir. Yasal olarak ikinizde benim himayemdesiniz. Senin ve kardeşinin adı ve soyadı değişti.”

“Biliyorum, ama anlamadığım şey kardeşseniz neden babamla soyadlarınız ayrı?” Orhan Erem’in sorusuna hafif gülümsemişti. Yeğeninin detaycı olması hoşuna gitse de bazı konularda onun sorularını yanıtlayamayacağını biliyordu.

“Ahmet, babalığın soyadını aldı. Ben kabul etmediğim için aileden dışlandım.” Erem anladığını belirtircesine başını salladı. Geriye doğru yaslanırken kapının tıklatılıp açılması ile Erem gerilmişti. İçeriye yirmili yaşların ortasında olduğu belli olan doktor girmişti.

“Komutanım?” doktorun amcasına seslenişi karşısında Erem’in bakışları hızla amcasına dönmüştü.

“Sen… Sen asker misin?”

“Rahat asker, şimdi yeğenime bak bu aralar çok heyecan yaşadı.”

“Emredersiniz komutanım!” Orhan doktorun Erem’i kontrol etmesini dikkatle izlerken genç adamın kendisine olan şaşkın bakışlarına hafif gülümsemişti. Yeğeninin şaşkınlığı genç adamın hoşuna gitmişti.

“Durumu nasıl?” Orhan’ın sorusu ile Erem de doktora bakmıştı. Doktor endişe edilecek bir durum olmadığını söyleyince Erem de Orhan da derin bir nefes almıştı.

“Ne zaman ayağa kalkabilirim.”

“Acele etmemelisin.”

“Kardeşimi görmeden içim rahat etmeyecek.” Orhan Erem’in ısrarla Sude’yi sayıklaması üzere cebindeki telefonu çıkararak birini aramıştı. Erem onun vurdumduymaz hallerine iyice sinir olmuştu.

“Sana kardeşimi görmek istediğimi söyledim. Güvende olduğunu söylüyorsun ama nerede olduğunu söylemiyorsun.” Erem sözlerini bitirdiğinde kapının açılması ile bakışları kapıya dönmüştü. Bir askerin elini tutarak korkuyla odaya giren kardeşini gördüğünde içindeki ağlama isteğine engel olamamıştı.

“Sude, canım?” Küçük kız abisinin sesini duyunca aşağıda olan başı hızla kalkmış ve yatakta yatan abisi ile buluşmuştu. Küçük kız heyecanla askerin elinden kurtularak abisine koşmuştu. Erem kardeşinin yüzünde ki gülümseme ile rahatlarken birden kendisine sarılan küçük kollarla tutmakta zorlandığı gözyaşlarını serbest bıraktı.

“Abi, geldin sonunda. Hüzün ablam geleceğini söylemişti. Çok mu hasta oldun sen?” Sude’nin sürekli sorular sorması Erem’in içini rahatlatıyordu. Kardeşi iyiydi ve hala bıcır bıcır konuşuyordu. Seruma dikkat ederek kardeşine sıkıca sarılan genç adam duyduğu öksürük sesi ile kendisine gelmişti.

“Bu kadar sarılmak yeter, iyileşmen için daha fazla dikkat etmen gerek.” Orhan araya girerek küçük kızı Erem’den ayırmıştı. Sude çekinerek Orhan’a bakarken, Orhan küçük yeğenini kucağına alarak az önce kalktığı koltuğa oturmuştu. Askerken komutanlarına şaşkınlıkla bakarken onun bir baş hareketi ile hızla odadan çıktılar.

“Bak Sude, sana abini getireceğim dedim getirdim, şimdi seninle yemek yiyelim olur mu?” Sude bakışlarını kaçırarak başını sallamıştı.

“Abimde bizimle yesin!”

“Abin yemeğini yedi, ama ben yemedim. Hadi güzelim biz yemeğe gidelim.”

“Ama abim burada kalacak.” Erem kardeşinin sürekli kendisi ile kalma çabalarına hüzünlü bir şekilde bakmıştı.

“Sude, hadi canım sen amcamla yemeğe git.” Sude abinin sözleri ile hızla başını kaldırıp Orhan’a bakmıştı. Orhan mavi boncuk gözleri ile kendisine bakan küçük kıza hayran kalmıştı. Kucağında ki kız masumluğun simgesi gibiydi. Bu yaşında yetim kalmıştı. Öfkeyle dişlerini sıkarken bir yandan da gülümsemeye çalışıyordu.

“Sen benim amcam mısın?”

“Evet güzelim, ben senin Orhan amcanım. Bundan sonra benimle kalacaksınız.”

“Ama asker abi sana komutanım diyor, senin adın komutan değil mi?” Sude’nin sorusu ile Orhan küçük bir kahkaha atmıştı.

“Onların komutanı sizin amcanızım. Benimle kalmak ister misin Sude?” Sude abisine kısa bir bakış atarak amcasına dönmüştü.

“Abim kalacaksa bende kalırım.” Orhan başını iki yana sallayarak gülümsemişti. Kucağında ki kızla ayağa kalkarak kapıya yönelmişti. Odadan çıkmadan önce geriye dönerek Erem’e baktı.

“Dinlenmeye bak, iki hafta sonra üniversite sınavına gireceksin. İyileşmen gerek!”

“Ama ben…” Orhan onu dinlemeden odadan çıkarken Erem kendi kendine sözlerine devam etmişti. “Ben başvuruları kaçırdım,” diye. Odanın kapısı kapandığında sıkıntıyla boştaki elini saçlarına daldırmıştı. Gözlerini kapattığı anda kaçırılma anı geldi gözlerinin önüne. Acaba Hüzün görmüş müydü? Eğer kendisinin kaçırıldığını gördüyse çok korkmuş olmalıydı. Hala onu düşündüğüne inanamayan genç adam sıkıntıyla nefes verdi. Odaya giren kişiyi fark ettiğinde ise duraksamıştı. Ağır bir şekilde elini yatağın yan tarafına bırakırken kendisini dikkatle inceleyen kıza kaşlarını çatmıştı. Bir süre sessizce birbirini süzen ikinin sessizliğini ilk olarak Erem bozmuştu.

“Bana şöyle bakmayı kes artık, kimsin?” Erem’in istem dışı çıkan sert sesi kızı kendisine getirmişti.

“Asıl sen kimsin? Alayda herkes sizi konuşuyor?”

“Alay?”

“Evet, alayda. Orhan komutan sizi çocukları olarak tanıttı. Ama herkes onun evli olmadığını biliyor.”

“O zaman bana neden soruyorsun? Gidip Orhan komutanına sorsana?”

“Ona soramam.” Erem kızın tedirgin halini yeni fark ediyordu. Odasına gizlice girdiği her halinden belli olurken Erem tek kaşını kaldırarak imayla genç kıza bakmıştı.

“Buraya girdiğini bilmiyorlar değil mi?” Kız gelen soru ile yutkunurken Erem sorusuna devam etmişti. “Burada yakalanmak istemiyorsan gitmelisin. Yoksa birini çağırmamı ister misin?”

“Hayır, hayır sessiz ol. Burada yakalanırsam annem beni cezalandırır.” Erem kızın sözleri ile gülümsemeden edemedi. Bu yaşta hala annesinden küçük bir çocuk gibi korkuyordu.

“Kaç yaşındasın sen?”

“On beş, neden soruyorsun?”

“Annenden korkmak için büyük bir yaş değil mi?” Erem’in sözlerine karşılık kız kaşlarını çatmıştı.

“Sen benim annemi tanımıyorsun? Ayrıca yakında benden daha kötü durumda olacağını garanti ederim. Orhan komutan size acımayacaktır.”

“Orhan komutanın beni korkutabileceği bir durum yok. Kardeşim ve ben, kimseden çekinmeyeceğiz.”

“Bunu zaman gösterecek.” Erem sıkılmış bir şekilde gözlerini kapatarak konuştu.

“Dinlenmem gerekiyor, çıkarken kapıyı kapattığından emin ol.” Kız odadan çıktığında rahat bir nefes alan Erem derin bir uykuya dalmıştı. Yarının ne getireceğinden habersiz şimdilik iyileşmek zorundaydı! 

***

Yorumlarınızı beğeniyi unutmayın! En güzele emanetsiniz. 

13190cookie-checkİntikam 7. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*