Haziran 8, 2021 Yazarı mermaridyy 10

Asil Kan 23. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Asil Kan hikayesine kapak yapabilecek biri var mı aranızda? Hikayemize güzel bir kapak yapsın! 🙂 Keyifli okumalar!

***

Elizabeth babasının sözleri ile donup kalırken bedenini saran alevlerin farkında bile değildi. Edward kızının kararan göz irislerini görünce endişeyle yutkunmuştu.

“Elizabeth?” genç kız babasının seslenmesini duymuyordu bile. Adrian dayısının sözlerine karşılık prensesten daha soğukkanlı davranmıştı. Edward’ın prensese seslenmesi ile bakışları Elizabeth’e dönmüştü. Kızın tüm vücudu alevler arasında kalmıştı. Gözleri zifiri karanlık olmuştu.

“Prenses!” sesi oldukça yüksek çıkarken Elizabeth onu duymamıştı bile. Alevler çoğalırken Adrian dayısına dönerek “Dayı sen odadan çıkmalısın!” dedi. Edward şüpheyle genç adama bakarken Adrian’ın odaklanmaya başladığını görünce dediğini yaparak odadan çıkmıştı. Kapıyı kapattığında duvarların sarsılmasıyla geriye doğru sıçradı. Hızla yeniden kapıya yöneldiğinde bu kez yer sarsılmıştı. Adrian gözlerini kapatarak gücüne odaklanırken yanından geçen alev topuyla kısa süreli dikkati dağılsa da yeniden odaklanmayı başarmıştı. Elleri birleşmiş bir şekilde etrafına çember oluştururken Elizabeth’i çemberin içine hapsetmişti. Kızın çırpınışları artarken yerin sarsılmasıyla Elizabeth yere yığılmıştı. Birkaç dakika kıpırdamayan kızın derin uykuya daldığını anlayan genç adam çemberi yok ederek yorgunlukla derin bir nefes verip prensesin yanına oturdu. Uyuyan kıza şaşkınlıkla bakarken ilk kez gücünü kullanırken bu kadar zorlandığını hissediyordu. Kızın yanına uzanırken gözleri yüksek taş tavana takılmıştı. Duvara çarpıp yere düşen alev küçük bir dumanla sönmüştü.

“Bu kadar güçlü olduğuna inanamıyorum.” Derin derin nefes alarak bedenini sakinleştirmeye çalışmıştı. Bir kolu alnında gözlerini kapattığında kapının açılma sesini duymuştu. Gelen kişinin kim olduğunu bildiğinden dönüp bakmamıştı bile.

“Neden bunu yapıyorsun dayı?”

“İlerde anlayacaksın. Burada ne oldu?” Adrian kolunu indirerek yanında yatan kıza başını çevirdi.

“Çok güçlüydü. Onu engellemek çok zordu.” Edward yerde yatan kızına sevgiyle bakarken birden gülümsemişti.

“Daha doğar doğmaz babasıyla konuşan kızdan bahsediyorsun. Elizabeth krallığın gelmiş geçmiş en güçlü üyesi olacak. Kiminle evlenmek üzere olduğunu bilmende fayda var. Onu senden başkası durduramaz.”

“Buna mecbur muyum dayı? Yani kızınla evlenmezsem bana kızar mısın?” Edward yeğenine dalgınca bakmıştı. Kızının yanına yaklaşarak yerde yatan prensesi kucaklayıp odadaki yatağa yatırıp saçlarını okşamıştı.

“Sen bilirsin, evlenmek istemiyorsan evlenme. Elizabeth uyandığında başka bir aday seçer o zaman.” Adrian şaşkınlıkla dayısına bakarken ne söyleyeceğini bilememişti. Yavaş bir şekilde yattığı yerden kalkarak yatakta uyuyan kıza bakmıştı.

“Neden evlenmesini istiyorsun ki?” Adrian dalgın bir şekilde sorarken Edward yeğeninin bakışlarının farkına vararak imalı bir şekilde gülümsedi.

“Bu artık senin sorunun değil. İlerde evlenmek istediğinde bana gelmeyeceksin. Bundan sonra sana verecek bir prenses bulamayacaksın.” Adrian dayısına yutkunarak bakarken Edward kapıya yönelerek “Hadi çıkalım, dinlensin,” dedi. Adrian yatakta uyuyan kıza baka baka odanın kapısına yönelmişti. Kapıdan çıkacağı anda bedeninde hissettiği soğukluk ile yerinde donup kalmıştı. Edward yeğeninin duraksaması ile ona bakmıştı. Adrian ağır bir şekilde geriye dönüp baktığında yatakta yatan kızın buz kütlesi ile kaplanmaya başladığını görünce şaşkınlıkla Elizabeth’e bakmıştı.

“Elizabeth?” kızın buzların içinde kalması ile Adrian ağır adımlarla prensesin yatağına yaklaştı.

“Adrian, çıkalım.” Edward kızının kabuğuna çekildiğini görünce başını iki yana salladı.

“Dayı, ona bak!” Adrian kızı eliyle gösterirken Edward gülümsemesini saklayarak konuştu.

“Şaşıracak bir şey yok. Elizabeth kendini koruma altına aldı anlaşılan. Hadi çıkalım.” Adrian odadan çıkmak istemiyordu. Şaşkınlıktan ne yapacağını bilememişti.

“Bu nasıl olur? Yıllardır beni donduran kişinin Elizabeth olması mümkün değil.”

“Adrian, bunlar konuşacağımız şeyler değil. Hadi çıkalım.”

“Kalmak istiyorum.”

“Buna izin veremem. Evliliğiniz iptal olduğuna göre burada kalamazsın.”

“Dayı ne dediğinin farkında mısın? Orada yatan benim eşim!” dediğinde Edward tek kaşını kaldırarak yeğenine baktı.

“Yanlış, sen az önce onunla evlenmeyi reddettin. Yani o senin sadece kuzenin.” Adrian daha ne olduğunu anlamadan kapıdan dışarıya çıkarken ne kadar çabalasa da dayısına gücü yetmemişti. Edward genç kızın kapısını kapatarak kilit üzerine kilit vururken odanın çevresinde normal birinin açamayacağı bir güvenlik çemberi oluşturmuştu. Adrian odaya girmek istese de başarılı olamamıştı.

“Dayı bunu yapamazsın.”

“Sana ne dedim, bir daha bana gelirsen sana verilecek prenses bende yok demedim mi? şimdi söz dinle ve odana git.” Edward odanın kapısından uzaklaşırken oldukça keyifliydi. Adrian’ın arkadan seslenmelerini peşine takılmasını duymuyordu bile.

“Dayı, bu şekilde kesip atamazsın.” Edward hızlı bir şekilde kadınlar bölümüne girerken Adrian kapı ardından sesini duyurmaya çalışıyordu.

“Dayı, vazgeçmeyeceğim!” Edward yeğeninin bağırmasına karşılık sadece gülmüştü. Karşıdan kendisine doğru gelen kardeşini görünce gülümsemesi daha da büyüdü.

“Neler oluyor Edward, o bağıran Adrian mıydı?” Almira’nın sorusuna karşılık Edward yeniden gülmüştü.

“Evet, az önce Elizabeth ile evlenmek istemediğini söylemişti. Ama birkaç dakika geçmeden sanırım pişman oldu.” Edward’ın keyifli hali Almira’yı da mutlu etmişti.

“Sen Cariye Nadia’yı mı göreceksin?” Almira abisine imalı bir şekilde gülümserken Edward’ın yüzünde ki gülümseme yavaşça kaş çatmaya dönüşmüştü.

“Bunda şaşıracak ne var Almira? Nadia benim cariyem.”

“Bunu biliyorum ama bildiğim başka bir şey daha var. Mesela nasıl oluyor da…” Almira konuşmasını keserek abisine düşüncelerini okutmuştu. “Özel gücü olabiliyor…” dediğinde Edward hızla etrafına bakınmıştı.

“Bu bir sır, sakın kimse bilmesin.”

“Elbette, ama nasıl oldu bu? O alt sınıf bir aileden geliyor.”

“Biliyorum, ama Elizabeth daha bebekken onu seçti.”

“Elizabeth mi? nasıl?” Edward kardeşinin koluna girerek onu kadınlar bölümünden çıkarak kendi odasına doğru yönlendirmişti.

“Bu ayaküstü konuşabileceğimiz bir konu değil. Aramızda kalacak. Biliyorsun bu durumu sadece sen, ben, Elizabeth, Adrian bilebilir. Bu yüzden dikkatli olmalıyız.” Almira başını sallarken onlara koridorun ilerisinden kendilerine doğru gelen Ronald ile ikili duraksamıştı.

“Kralım?” Ronald Edward’ı selamlarken Almira adamdan bakışlarını kaçırmıştı.

“Prenses,” Almira kendisine de selam veren kocası olacak adama kaşlarını çatarak bakmıştı.

“Bana selam vermene gerek yok Ronald, ne de olsa eşinim değil mi?” dediğinde Edward gülmemek için dudağının içini ısırmıştı. Çocukluğunda da bu ikiliye bayılıyordu. Ne zaman Ronald ve Almira bir araya gelse Ronald’ın hareketleri, kardeşine olan mesafeli davranışları Almira’yı sinirlendirirdi.

“Öyle bile olsa şuanda Kral Edward’ın kardeşi konumundasınız. Eşim olarak konumunuz sadece evimizde geçerli, sarayda değil.” Ronald’ın sözleri ile Almira dişlerini sıkmıştı.

“Ronald bilmem farkında mısın ama biz sarayda kalıyoruz.”

“Geçici bir süre için.” Adamın sözleri ile Edward ve Almira şaşırarak “Anlamadım!” dedi.

“Anlaşılmayacak bir konu yok kralım. Yakında saray dışında bir eve taşınmayı düşünüyorum. Bu duvarlar arasında prensesle yabancı gibi olmak istemiyorum.”

“Ama Ronald!” Edward yüzünü asarak adama bakarken kolunu kardeşinin omzuna atarak “Kardeşimi daha yeni buldum, onu bizden ayıracak mısın?” dedi. Almira ağabeyine daha da sokulurken Ronald başını iki yana sallayarak onlara cevap vermişti.

“O zaman sarayın kuzey kısmına taşınmak için sizden izin istemek zorundayım. Orası en azından diğer bölümlere nazaran daha izole olmuş durumda.”

“Nasıl istersen. Yeter ki saray sınırlarında kalın.” Edward adamın ricasını hemen kabul ederken Ronald karısına dönerek “Siz ne dersiniz prenses?” diye sordu.

“Bana artık adımla hitap edeceksen neden olmasın.” Almira adama dik dik bakarken Edward ikilinin arasına girerek “Hadi siz odanıza çekilin bende cariyemi göreyim,” dedi. Karı koca şaşkınlıkla yanlarından ayrılan kralın arkasından bakarken Ronald derin bir iç çekerek gülümsedi.

“Cariye Nadia kralımız için oldukça önemli.” Almira’nın sözleri ile Ronald başını salladı.

“Cariye Nadia diğer eşlerinden daha farklıdır. Yakında sizde anlayacaksınız.”

“Bana siz demeyi kes Ronald. Biz evlendik.”

“Kızma hemen, ağız alışkanlığı. Şu hemen parlama huyunu değiştirmedin.”

“Benimle uğraşma Ronald, sende bu huyunu hiç değiştirmedin.”

“Ne yapayım, sinirlenince çok güzel oluyordun!” Ronald sözlerini tamamladıktan sonra Almira’yı geride bırakarak yürümeye başlamıştı. Almira giden adamın arkasında şaşkın bir şekilde bakmaya devam ederken “Öyle lafı çatıp gidemezsin Ronald, beni bekle!” diye arkasından seslenerek adamın peşine takıldı.

***

Edward cariye Nadia’nın odasının kapısına geldiğinde içeriye anons edilerek girdiğinde Nadia’nın yatakta uzandığını görünce endişeyle kadının yanına ulaştı.

“Nadia, neden yatıyorsun?” kadın kralın geldiğini görünce yerinde doğrulmaya çalışmıştı.

“Kralım…”

“Nadia kalkma. Neden bu haldesin?” Nadia adamın engellemelerine rağmen yatakta doğrularak oturdu.

“Sadece çok yoruldum. Birazda halsizim.”

“Şifacı kadınları çağırdın mı?” Nadia endişeli olan adamın elini tutarak hafif gülümsemişti.

“Endişelenme Edward, sadece yorgunum. Bir de duygusal olarak zor bir gün geçirdim.”

“Ne oldu?”

“Abim sarayda Edward, onun için endişeliyim.” Edward kadının sözlerine şaşırmıştı.

“Abin mi? nasıl?”

“Elizabeth, abimi saraya getirdi. Yıllar sonra onu görmek ve o haline şahit olmak beni zorladı sanırım. Yaşlanmış Edward. O güçlü adamın omuzları çökmüştü.” Edward kadını kendisine çekerek sarıldı. Kadının sesinde ki üzüntüyü içinde hissetmişti.

“Merak etme Nadia, abinde yeğeninde bundan sonra yanında olacak.”

“Nasıl? Burada kalmalarına olanak yok.”

“Sarayda kalamazlar belki ama yakınlarda onlar için bir ev buluruz. İstedikleri zaman seni ziyarete gelirler.” Nadia sevinçle geri çekilmişti.

“Gerçekten mi? artık onları istediğim zaman görebilir miyim?” Edward kadının yanına uzanarak onu göğsüne yatırmıştı.

“Biraz huzur bulmaya ageldim ama sen huzursuz olursan ben nasıl bulayım.”

“Üzgünüm Edward, seni rahatlatmam gerekirken beni sen rahatlatıyorsun.” Edward kadının solgun yüzünden hoşlanmamıştı. O Nadia’nın yanına her zaman kendisine gülümsediği için daha sık gelmeye çalışırken şuanda kadının yüzü moralini bozmuştu.

“Beni düşünme, hadi dinlenelim. Bu gün ikimiz içinde çok zor geçti anlaşılan.”

“Ne oldu? Elizabeth iyi mi? duyduğuma göre eşini seçmiş. Kim olduğunu biliyor musun?” Edward kadının sorusuna gülmüştü.

“Elbette, onu sende tanıyorsun?”

“Öyle mi, kim?” Nadia yerinde doğrularak adamın yüzüne baktı.

“Adrian,” dediğinde Nadia şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Adrian, danışman mı? Ama nasıl?” Edward derin bir iç çekerek kadına baktı. Sıkıntıyla saçlarını geriye atarken “Bilmen gereken bir şey var Nadia, yakında nasılsa herkes öğrenecek. Adrian, benim yeğenim. Almira’nın oğlu.” Nadia şaşkınlıkla krala bakarken adam onun ifadesine gülmüştü. Nadia şaşkınlıktan ne söyleyeceğini bilememişti.

“Bu kadar yeter artık, yarın konuşuruz. Hadi uyuyalım.”

“Uyuyalım mı? Sen kimsenin yanında uyumazsın ki!” dediğinde Edward yorgun bir şekilde gözlerini kapattı.

“Artık yaşlanıyorum. Sanırım yanında uyumayı başarabilirim.” Nadia adamın sözlerine üzülmüştü. Güçleri nedeniyle bu yaşına kadar kimseyle uyumamıştı. Ne anne babası ile ne de eşleri ile uyumamıştı. Edward’a sokularak başını göğsüne yaslayınca adamın gözleri hafif aralanmıştı. Nadia gözlerini kapatarak “Ne olursa olsun yanımdan kalkma. Bana asla zarar vermeyeceğini biliyorum.” ikili uykuya dalarken Edward ilk kez yaşayacağı bu an için oldukça heyecanlıydı. Tek dileği uykusunda yanında ki kadına zarar vermemekti.

***

Drew uyuyan karısını izlerken oldukça endişeliydi. Eli istem dışı kadının karnına giderken bebekleri ile iletişim kurmaya çalışıyordu. Güçlerini seviyordu ama ilk kez Elizabeth’i kıskanmıştı. Bebekleriyle halaları konuşabilirken babası olarak kendisi konuşamıyordu. Derin bir iç çekerek kraliçeyi izlemeye devam etti. Geç saatlere kadar karısının yanında kaldıktan sonra uykusu gelince kendi odasına gitmeye karar vermişti. Odanın kapısına doğru ilerlerken kulağına ilişen inleme sesi ile hızla arkasını döndü.

“Kraliçem?” Drew Katren’i uyandırmaya çalışırken bir yandan da kapıdan ki hizmetlilere şifacı kadını çağırmalarını istemişti.

“Katren, uyan!” genç kadının gözlerini aralaması ile yüzünde ki acı genç adamı alarma geçirmişti.

“Biri şifacı kadını çağırsın. Çabuk olun.” Katren acı içinde kıvranırken gözünden yaş akmaya başlamıştı.

“Drew çok acıyor.”

“Korkma sana bir şey olmayacak.”

“Bebeğime bir şey olmasın. Lütfen onlara bir şey olmasın.”

“Korkma Katren, bebeğimiz de sende iyi olacaksın.” Kadının ağlamaya başlaması ile Drew çıldırmıştı.

“Nerede kaldı şifacı kadın. Biri hemen çağırsın. Yoksa hepinizi cezalandıracağım.” Odanın kapısı gürültüyle açılırken Drew korkmuş bakışlarla gelen kişiye bakmıştı.

“Elizabeth?” Elizabeth’in gözleri alev almış bir şekilde genç adama bakarken genç kızın nefes alış verişi bozulmuştu. Güçlükle genç kadının yanına ulaşarak elini karnının üzerine koydu. Gözlerini kapattığında Drew kardeşinin ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu.

“Elizabeth?” kralın seslenmesini duymayan prenses kraliçenin acı çığlıklarını içinde hissederek yanağından aşağıya alev topu olarak inmesine neden olmuştu.  Drew kardeşinin yanağından akan alev toplarını görünce korkuyla geri çekilmişti.

“Elizabeth?” kızın elinden alçalan ışık topu kraliçenin bedeninden yok olurken bir süre sonra Katren de Elizabeth de baygın düşmüştü. Drew ne yapacağını şaşırmış bir şekilde hizmetlilere annesini çağırmasını söylemişti. Hızlı bir şekilde Elziabeth’in yanına giderek onu karısının üzerinden kaldırmaya çalışırken elleri yanmaya başlamıştı.

“Neler oluyor burada?” Kral Edward odaya girdiğinde Elizabeth’i kaldırmaya çalışan oğlunu görünce hızla onun yanına ulaşmıştı. Aynı şekilde Almira da odaya girmişti.

“Drew, neler oluyor.”

“Halacım, Katren’e bir şeyler oldu. Elizabeth ona yardım etmeye çalışırken kendinden geçti. İkisi de baygın.” Almira hızla hamile kadına doğru ilerleyerek onu muayene ederken ilk teşhisine göre bebekler de anne de iyi durumdaydı. Bakışları baygın olan Elizabeth’e kayarken yüzü acıyla buruşmuştu. Elizabeth’in yanakları alevin verdiği etkiyle yanmıştı. Kızın derin yanıkları vardı. Eli Elizabeth’in yanıklarına doğru ilerlerken birden kolundan tutulmuştu.

“Dokunma anne!” Adrian gecenin bir yarısı hissettiği yanma ile uykusundan uyanmıştı. acısı o kadar çoktu ki hızla yatağından kalkarak prensesin odasına doğru koşmaya başlamıştı. Hizmetlilerin prensesin kraliçenin odasında olduğunu söylediğini duyunca yönünü kraliçenin odasına çevirmişti.

“Elizabeth, prenses!” Nadia endişeli bir şekilde kızın yanına diz çökerken kimseye aldırış etmeden kızın başını göğsüne yaslamıştı.

“Elizabeth, ne oldu ona?” başını kaldırarak oğluna bakmıştı. “Kardeşini koruyamadın mı Drew,  bana söz vermiştin!” dediğinde odada ki herkes şaşırmıştı. Nadia gözleri yaşlı bir şekilde perişan haldeki prensese bakarken Adrian araya girerek “İzninizle onu odasına götüreyim. Burada olması hem onun hem de odadakiler için tehlikeli.”

“Ne demek tehlikeli? Elizabeth kimseye zarar verecek biri değildir genç adam!” Nadia’nın sert çıkışı ile Edward gülmesini bastırırken Almira ve diğerleri şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Cariye Nadia, prenses normal bir durumda değil. Lütfen izin verin.”

“Onu benim odama götürün. Prensesle ben ilgilenirim.”

“Bu söz konusu bile değil.” Edward kadının isteğine anında karşı çıkmıştı. Elizabeth’in tehlikeli olduğunu anlaması gerekiyordu.

“Kralım, lütfen. Onun şuanda bana ihtiyacı var.” Nadia’nın sözlerini bitirmesi ile Elizabeth’in “Anne!” diye sayıklaması bir olmuştu.

“Buradayım hayatım, korkma.” Nadia kızın saçlarını okşarken yanağında ki yanıklara içi giderek bakmıştı. Almira’ya dönerek “Siz şifacı değil miydiniz? Onun için yapabileceğiniz bir şey yok mu?” Almira genç kızın yanına yaklaşarak yaralarını incelerken bakışları Edward ile birleşmişti.

“Ne oldu Almira?”

“Bu yaralar çok deri, kolay iyileşeceğini sanmıyorum.”

“Sen bir şey yapamaz mısın?” Almira abisinin ne demek istediğini anlasa da başını iki yana sallamıştı.

“Bu şuanda mümkün değil. Yara çok taze. Ayrıca Elizabeth’in durumunda ki biri için büyü ile iyileşen yaralar yeniden açılabilir. Bu da yüzünde iz kalmasına neden olacaktır.”

“İz mi? Ama…” Drew üzgün bir şekilde kardeşine bakarken Edward araya girerek “O zaman kendi kendine iyileşmesini beklemeliyiz,” dedi.

“Ben onu odasına götüreceğim, ne de olsa nişanlısıyım değil mi?” Edward’ın bir şey söylemesine fırsat vermeden hızla genç kızı kucağına alarak odadan kaçarcasına çıkmıştı. Edward ikilinin ardından bakarken Drew hala baygın olan karısının yanına oturarak elini avucunun içine hapsetmişti.

“Kraliçe iyi olacak mı prenses? Katren çok acı çekiyordu.”

“Merak etme, bebekler anne rahmine yerleşmeye başladığı için arada sancısı olabilir.”

“Ama bu çok fazlaydı.” Drew bir türlü sakinleşemiyordu. Nadia oğlunun endişesi karşısında üzülse de ona destek olmak istiyordu.

“Drew, kraliçe iyi olacak. Böyle sancılar Katren için olağan. Normal bir insanın asil kan taşıması kolay değil.”

“Sana da bu şekilde oldu mu?” dediğinde Nadia başını sallayarak oğlunu onaylamıştı. Edward kaşlarını çatarak cariyesine bakmıştı.

“Bundan neden benim haberim olmadı?” Edward kadının yanına giderek onu oturduğu yerden ayağa kaldırmıştı.

“Bu normal bir süreç, yorucu ama güzel… Lütfen artık bu konu hakkında konuşmayalım. Sadece bunu bilmesini istedim. Korkmasına gere yok. Kraliçenin arada bu şekilde ağrıları olacaktır.”  Drew annesinin sözleri ile rahatlarken şimdiden kraliçenin en az acıyla hamileliğini atlatmasını sağlayacaktı.

“Biz çıkalım artık, kraliçe sabaha kadar uyanmaz. Drew sende odana çekilebilirsin. Bu gece kraliçenin yanında Almira kalır.” Almira abisine hak verirken Drew başını iki yana sallayarak karısının yanında kalacağını söyledi. Almira onu ikna edemeyeceğini anlayınca yakın bir odada kalacağını bildirerek yanlarından ayrılmıştı. Nadia ve Edward Nadia’nın odasına doğru ilerlerken hemen arkasından gelen kadına bakmıştı.

“Merak etme Nadia, kraliçe için gereken her şey yapılacak.”

“Ben bir taneyle zor dayanıyordum Edward, Onda üç tane var. Nasıl dayanacak?” Edward’ta endişeliydi ama endişesini belli etmemeye çalışıyordu.

“Merak etme, bebekleri ona  yardımcı olacaktır.”

“Umarım kralım, umarım yardımcı olurlar.” İkili odalarına çekilirken saray oldukça hareketliydi.

***

Adrian kucağında ki kıza bakarken oldukça üzgündü. Elizabeth’in acısını bedeninde hissediyordu. Onun için bir şeyler yapmaya kararlıydı. Genç kız için özel olarak tahsis edilen odaya girdiğinde şaşkınlıkla odanın dağılmış haline bakmıştı. Dağınık yatağa bakınca prensesi yatağa yatırmaktan vazgeçerek geri dönüp odadan çıktı. Hizmetliler genç adamı dikkatle izlerken Elizabeth’in yaralı yüzünü görenler endişeyle elleri ağzında üzüntülerini belli eden sesler çıkarmaya başlamıştı.

“Bu kanatta hazır olan başka oda var mı?” Elizabeth’in hizmetinde olan bir kadın ileri atılarak genç adama boş ve hazır odalardan birini gösterirken üzüntüden ağlamaya başlamıştı. Adrian genç kızı yatağa yatırarak odanın aydınlanması için tek işareti ile odada ki şamdanları yakmıştı. Onun bu hareketini görenler şaşkınlıkla adama bakarken her kafadan bir fısıltı çıkmaya başlamıştı. Sıradan biri olarak bilinen danışman Adrian’ın güçleri olduğu saray koridorlarında hızla yayılırken Adrian odadakileri dışarıya çıkararak prensesle baş başa kalmıştı.

Loş ışıkta altın sarısı saçlar parıldarken Adrian ilk kez prensese alıcı gözle bakmaya başlamıştı. Prenses ışıldıyordu. Gözleri kamaşan prens derin bir iç çekerken kendi kendine söylenmeye başlamıştı.

“Daha önce bu ışıltıyı fark edememe inanamıyorum. Bir kez ışıltıyı görmüştüm, onda da yanlış kişiden geldiğini düşünüştüm. Affet prenses, seni tanımayı başaramadığım için.” Adrian kızın yanına uzanırken gülümseyerek onu izlemeye başlamıştı. Elizabeth’in yüzünü buruşturması ile kendi yüzündeki yanmayı yeniden hissetmişti. Elizabeth’in acı çekmesi Adrian’ın içini acıtmaya başlamıştı. Yerinden kalkarak kapıda ki görevlilerden birine “Prenses Flora’yı çağırın!” dediğinde hizmetliler hızla kapıdan ayrılmıştı. Bitkilerle konuşan prenses elbet Elizabeth’in acısını da dindirecek bir merhem yapabilirdi. Birkaç dakika sonra odanın kapısından içeriye giren prenses Flora Adrian’a tek kaşını kaldırarak baktı.

“Beni neden çağırdın?”

“Ona yardım etmen için!” Flora yatakta yatan Elizabeth’i görünce kaşlarını çatmıştı. Kardeşinin yüzünde ki yanıkları görünce endişeyle ona doğru ilerlerken bir yandan da “Ona ne oldu?” diye sormuştu.

“Kraliçeyi iyileştirmeye çalıştı.” Flora genç adamın neden bahsettiğini anlamamıştı. Eli Elizabeth’in yüzündeki yanıklara değince hiç beklemediği bir yerden acı bir inilti duymuştu. Bakışları hızla Adrian’a döndüğünde genç adamın yüzünü tuttuğunu görünce gözleri şüpheyle kısılmıştı. Adrian’a bakarak yeniden Elizabeth’in yanık yüzüne dokunduğunda Adrian’ın da acı çekmesiyle Flora hızla yerinde doğrulmuştu.

“Sen… Sen onun acısını hissediyorsun!” Flora farkındalıkla gözleri kocaman oldu.

“Lütfen artık yapabileceğin bir şey varsa yap!”

“Bana emir verecek durumda değilsin Adrian, şimdi acısını sen hissediyorsan ilacı senin içmen gerekebilir.”

“Ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. İyi olması için her şeyi yaparım.” Flora genç adamın ciddiyeti karşısında şaşkındı. Bakışları ikili arasında dolaşırken birden yutkunmuştu.

“Siz eş olarak doğdunuz!”

***

Yorum ve beğenirsiniz eksik etmezseniz sevinirim. 🙂

22.BÖLÜM <<<<<<——>>>>> 24.BÖLÜM

13371cookie-checkAsil Kan 23. Bölüm