Tatlı Hata 23. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu bölüm ağırlık olarak Alya ile gittik! Bakalım öbür ikizimizi neler bekliyor. Keyifli okumalar.

***

Alya elinde ki valizi görevliye uzatırken yanında duran ikizine gülümseyerek bakmıştı. Arya’nın üzgün durmasından hoşlanmamıştı.

“Neden üzgünsün, tamamen ayrılmıyoruz. Birkaç ay sonra yanında olacağım. Belki hafta sonu da yanına kaçarım.” Arya genç kıza sarılarak “Kendine dikkat et, akşamları dışarıya çıkma. Yabancı bir yere gideceksin.”

“Abartma Arya, gittiğim yer sınır dışı gibi konuşma. Altı üstü Sakarya’ya gideceğim.” Alya geri çekilerek abilerine bakmıştı. Serdar öne çıkarak kardeşine sarılırken Alya muzip bir şekilde “Sakın ben gelmeden evlenme!” dedi. Serdar kızın saçlarını karıştırırken Alya gülerek geri kaçmıştı.

“Şunu yapmayı bırakmalısın artık. Çocukluk çağımı geride bırakalı çok oldu.” Serdar kardeşinin sözlerine gülmüştü.

“Daha dün gibi ay kuyruğu saçlarına burnunu silmeye çalışmaların.”

“Abi…” Alya adamın gülmesi ile gülmüştü. Tekrar genç adama sarılırken büyük abisi Selim araya girerek ikisini ayırırdı.

“Bu kadar yeter, birazdan içeri alımlar başlayacak.” Selim genç kıza cebinden çıkardığı kartı uzatarak “Bunu al,” dedi.

“Nedir bu?” Selim kızın kartı almak için bir girişimde bulunmadığını fark edince elini tutarak kartı elinin içine bırakmıştı.

“Orada lazım olur. Eksiklik çekmemen için Serdar abinle sana hesap açtık. Stajda olduğun süre boyunca kullanabilirsin.

“Abi buna hiç gerek yoktu. Var benim param. Hem stajda yarı maaş da alacağım.”

“Sen yine de al. Harcamaktan da çekinme.”

“Ama abi, senin çocukların var.” Alya mahcup bir şekilde bakışlarını kaçırırken Serdar elini kardeşinin omzuna atarak “Al hadi, kırma bizi. Hem sizin ihtiyaçlarını karşılamayacaksak neden abiyiz.” Alya iki abisine aynı anda sarılarak hafif gülümsedi.

“Sizi çok seviyorum. Teşekkürler, dikkatli harcayacağım.”

“İstediğin gibi harca. İhtiyacın olursa bize haber ver.” Alya başını sallarken yolcuların güvenlikten geçtiğini görünce yüzünü asmıştı.

“Gitme vakti geldi, kendinize de annemlere de dikkat edin. Babam hastaneden çıkınca haber edersiniz değil mi?”

“Hadi git, babamı da merak etme. Uyanır uyanmaz seni arayacağız.” Alya Selim abisine de sıkıca sarılarak kardeşlerine el sallayıp güvenliğe doğru ilerlemeye başladı. Annesiyle evde vedalaştığı için kadını havaalanına kadar yormamıştı. Bilet kontrolü yapıldıktan sonra İstanbul Sabiha Gökçen havaalanına inecek olan uçağına bineceği kapıda sıraya girmişti. Belli etmese de oldukça tedirgindi. İlk kez tek başına başka bir şehre gidiyordu. Bu yaşına kadar sadece abisi Serdar’ı görmek için ilk görev yeri olan Ankara’ya ailesi ile gitmişti. Telefonu çalınca açan genç kız numaranın kayıtlı olmadığını görünce telefonu hemen açmıştı.

“Efendim,” genç kız kısa bir duraksamanın ardından karşından gelen sesle gülümsemişti.

“Dayıcım… Evet şimdi uçağa bineceğim… Peki beni kim alacak? … Hani sende gelecektin?” Alya yüzünü asarak telefonu kapatırken Adnan dayısının işinin çıkmasından hoşlanmamıştı. Şimdi bilmediği bir yerde bilmediği biriyle yolculuk yapmak zorunda kalacaktı. Şimdiden gerilmeye başlayan genç kızın tek tesellisi kendisini alacak kişinin dayısının güvendiği birisi olmasıydı. Derin bir iç çekerek kapı görevlilerine biletini kontrol ettirerek kapıdan çıkarak alandaki uçağa doğru ilerlemeye başladı. Koltuğuna yerleştiğinde orta koltukta olduğu için yan tarafına geçmek isteyen kadının homurtularını dinlemek zorunda kalmıştı. Kadına yer verirken bir yandan da yanına oturacak kişinin ayakta kendisini beklediğini görünce “Özür dilerim, sizi bekletiyorum,” dedi. Cam kenarında ki kadın yerine yerleşir yerleşmez hemen Alya da koltuğuna oturup kemerini bağladı. Uçak havalandığında dua okumaya başlayan genç kız kulaklarının uğuldaması ile yutkunmaya başlamıştı.

“He kizum, nere gideysun?” yanında ki kadın Alya’yı dürterek sormuştu.

“Sakarya’ya gideceğim teyze.”

“Eee yalniş uçağa bindun, bu İstanbola gideyi,” diyen kadına gülmemek için kendisini zor tutmuştu.

“İstanbul’dan geçeceğim teyze. Sen nereye gidiyorsun?” Alya yol boyunca dikkatini dağıtmak için kadınla konuşmanın iyi olabileceğini düşünerek yeni bir konu açmıştı. Nitekim kadının el çantasından çıkardığı torununun resmini göstermesi ile de yol boyunca sohbet konuları da belli olmuştu. Kadın yeni anane olmuştu. Torununu görmek için kızının yanına gidiyordu. Uçağın iniş anonsu duyulunca Alya şaşkınlıkla uzağın penceresine doğru uzandı. Yanında ki kadın kızın bu hareketi ile gülerken Alya aşağıda kalan yedi tepeli şehre hayranlıkla bakmıştı.

“İstanbul!” dediğinde kadın kızın ilk kez İstanbul’a geldiğini anlamıştı.

“Seni alacaklar mi? naşi gidecesun?”

“Alacaklar teyze, merak etme.”

“Eyi bari, al bu kağidi, lazim olur.” Kadının uzattığı kağıda şaşkınlıkla bakarken kadın kızın şaşkınlığına kaşlarını çatarak “Yabanci memeleketesun başina bir iş gelur bizi arayasun,” dedi. Alya kadının elini öperek kağıdı kırılmaması için almıştı.

“Tamam teyze sen merak etme. Bir şey olursa ararım.” Uçağın inmesi ile Kadın yerinden kalkarken Alya da onunla birlikte kalkmıştı. Başucunda ki küçük el valizini alarak diğer valiz için kalabalığı takip ederek bagaj bölümüne gitti. Bandım dönmesini beklerken gelen sesle valizler dönmeye başlamıştı.

Kendi valizi beklediğinden erken bandın üzerinde görünce sevinerek hemen valizini eline aldı. Kenara ekilirken az ilerde tartışan kişileri görünce çekinerek hızla odadan uzaklaşmak istemişti. Çıkış kapısına ulaştığında duraksayarak etrafına bakınmaya başladı.

“Acaba geldi mi?” diye kendi kendine sorarken sorusuna gülmeye başladı. “Sanki gelse onu tanıyacaksın,” dedi. Başını iki yana sallayarak dayısının dediği yere yürümeye başladı. Arada etrafına bakınıp kendisini bekleyeni tanımaya çalışıyordu. Çantasından telefonu çıkararak dayısının kendisini aradığı numarayı çevirdi. Birkaç çalıştan sonra “Dayıcım,” diyerek konuşmuştu.

“Öğrencini nasıl tanıyacağım dayı,”

“Arabasıyla çıkışta seni bekliyor. Plakasını sana mesaj olarak atmıştım.” Alya telefonu kulağından çekerek gelen mesajı okuduğunda etrafına bakınmaya başladı.

“Dayı tanımadığım biriyle beni gönderiyorsun resmen.”

“Korkmana gerek yok, sana yanlış yapmayacak kadar terbiyeli biridir. Araba mavi bir çift kabin.” Ayla etrafa bakarak dayısının söylediği aracı görmeye başlamıştı. Gözü ilerdeki arabaya takılınca valizini çekerek arabaya doğru ilerledi. Plaka uyuyordu.

“Sanırım arabayı buldum dayıcım, şimdi kapatıyorum.”

“Kapatma, belki yanlış kişidir. Arabadakine telefonu ver!” Alya arabanın yanına geldiğinde ön camı tıklatarak hafif eğilerek içeriye baktığında şaşkınlıkla olduğu yerde donup kalmıştı. Kulağında dayısının sesi bile onu kendisine getirememişti. Arabadaki adamında ondan farkı yoktu.

“Alya?” Adam arabadan inerek genç kızın karşısında durduğunda Alya yutkunarak ona bakmıştı. Kulağında ki bağırma ile kendisine geldiğinde kendisi gibi şaşkın olan adama telefonu uzatmıştı.

“Evet hocam, şimdi yeğeniniz geldi.”

“Staj boyunca sana emanet, hadi kapatıyorum. Varınca bu numaradan ararsınız.” Adam telefonu kapattığında hala şaşkındı. Kız son anda kendine gelerek bir elini kaldırıp adama işaret etmişti.

“Cenk hocam, sizin burada ne işiniz var?” Cenk gülerek başını iki yana salladı.

“Hayat gerçekten garip tesadüflerle dolu. Adnan hocanın yeğeni olduğunu bilmiyordu.” Alya başını sallayarak adamı onaylamıştı.

“Dayımı çok görmüyoruz maalesef. Hala cevap vermediniz. Sizin burada ne işiniz var?”

“Sakarya üniversitesine öğretim görevlisi olarak başladım. Artık asistan hoca değilim.”

“Sizin adınıza sevindim. Garip bir tesadüf oldu.” Cenk kızın elinde ki valizi alarak arabanın arka koltuğuna bırakırken Alya’nın bakışları arabanın kasasına takılmıştı.

“Çiftlik mi kurdunuz hocam, bu kadar malzemeyi ne yapacaksınız?” dediğinde Cenk başını sallayarak bağ bahçe aletlerini bölüm için aldığını söylemişti. İkili arabaya bindiklerinde sessizleşmişti.

“Oh be çok gergindim. Sizi görünce rahatladım.” Alya gülümseyerek adama baktığında Cenk kısa bir zaman diliminde kıza bakışlarını değdirip hemen çekmişti. 

“Neden gergindin?”

“Yabancı biriyle saatlerce aynı arabada olmak istemezdim. En azından tanıdığım birisiniz.”

“Anlıyorum.” Ana yola çıktıklarında ikisi de sessizdi. Cenk’in aklına takılan bir sürü soru vardı ancak kıza sormak için uygun zamanın olmadığını düşünüyordu.

“Ee mezun oldun mu?”

“Evet, stajımı tamamlayınca diplomamı alacağım. Bir de danışman hocamız bana asistanı olmamı önerdi.” Cenk kızın sözleri ile ona bakmıştı.

“Bu güzel bir haber, senin adına sevindim.”

“Çokta sevinmeyin kabul etmedim.” Cenk şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Kabul etmedin mi, neden?” Alya omzunu silkeleyerek cevap vermişti.

“Ben kendi işimi yapmak istiyorum. Okula bağımlı kalmak bana göre değil.” Cenk kızın her cevabına şaşırıyordu.

“Kendi işini mi? Senin için hayırlısı olsun. Asistan olarak hocan seni istediğine göre ortalaman iyi olmalı.” Alya telefonu ile uğraşırken dalgınlıkla cevap vermişti.

“Fakülte birincisi olmuşum.” Cenk kızın cevabı ile arabayı hızla kenara çekmişti.

“NE?” Alya arabanın durması ile etrafına bakınarak “Geldiğimizi sanmıyorum, neden durduk?” dedi. Cenk kızın umursamaz tavrına ağzı açık bakmıştı. Alya genç adama döndüğünde “Neden bana öyle bakıyorsunuz?” diye sordu.

“Sen şimdi fakülte birincisi mi oldun?”

“Evet, öyleymiş. Danışmanımın söylediğine göre ortalamam çok iyiymiş.”

“Ne kadar iyi?”

“Bilmem sormadım.” Alya’nın sözleri ile Cenk kaşlarını çatmıştı. Geleceğini şekillendirecek böyle bir durum karşısında b kadar kayıtsız kalmasına kızmıştı.

“Alya, hayatı bu şekilde hafife almamalısın. Senin bu başardığını başarabilmek için öğrenciler gece gündüz çalışıyor.”

“Ne yapabilirim. Ortalama benim için pek önemli değil. Ben daha çok öğrenme ve uygulama odaklıyım. Bunları yapabildiğim sürece birkaç kağıt parçasının benim için önemi yok.” Cenk kızın cevap vermeyeceğini anladığında eline telefonu alarak KTÜ’deki yakın arkadaşını aramıştı. Alya’nın not ortalamasını öğrenmek istediğini söylediğinde başta arkadaşı şaşırsa da onun stajyer olarak yanında çalışacağını söylediğinde arkadaşı not bilgisini mail olarak genç adama atmıştı.

“Neden bu kadar uğraşıyorsunuz ki? İsteseydiniz öğrenci sayfama girebilirdik.”

“Ben işimi sağlama alayım.” Telefonundan maili açan adama kısa bir bakış atarak telefonuna dönmüştü. Arabaya bindiğinden beri Arya ile mesajlaşıyordu. İkizini şimdiden özlemişti. Ona Cenk hoca ile olduğunu henüz söyleyememişti. Bunu kısa bir mesajla değil daha uzun bir konuşma ile yapmayı planlıyordu.

“Vay canına!” Alya yan tarafından gelen sesle bakışlarını genç adama çevirdi.

“Bir şey mi oldu?”

“Sen bu ortalamanın ne demek olduğunun farkında mısın? Son otuz yılın en iyi derecesini yapmışsın.”

“Öyle mi? Bu arada ben acıktım. Bir yerlerden yiyecek alsak.” Genç kızın tavrına sinir olmaya başlamıştı. İki yıl boyunca Alya’nın derslerine girmişti. İlk kez kızı bu kadar umursamaz görüyordu.

“İlerde bir yerler olacaktı. Durup alırız.” Alya hocasının soğuk sesiyle başını kaldırarak arabayı yeniden çalıştıran adama bakmıştı. Cenk hoca yan aynasını kontrol ederek yola çıkarken dediği gibi iki yüz metre ilerdeki büfeden ekmek arası köfte alarak yola devam etmişlerdi. Araba seri bir şekilde yoluna devam ederken sessizlikten sıkılarak başını cama yaslayarak gözlerini kapatmıştı. Bir süre sonra uykuya dalan genç kız yanında ki adamın arada kendisine bakıp yola devam ettiğini bilmiyordu.

Cenk İstanbul da işi olduğu için birkaç gün önce gelmişti. Önceki gün Adnan hocası aradığında oldukça şaşırmıştı. Mezun olduğundan beri çok sık olmasa da konuştukları olmuştu ama en son bir yıl önce konuştuğu hocası kendisini aradığında hem şaşırmış hem de mutlu olmuştu. Yeğeninin kendi projesinde staj yapmasını istediğinde hocasının teklifini hemen kabul etmişti. Biliyordu ki yeğeni de olsa Adnan hocası kimseye torpil geçecek biri değildi. Tavsiye ediyorsa bir bildiği vardı. Teklifini kabul ettikten sonra İstanbul da olduğunu öğrendiğinde de yeğenini havaalanından alıp alamayacağını sormuştu. İşi bitmesine rağmen hocasını kırmamak için kabul ederken iki günü arkadaşlarıyla geçirmişti.

Ne beklediğini bilmiyordu ama karşısında Alya’yı görmeyi beklemediği kesindi. Araba Sakarya sınırını geçtikten sonra başını çevirip hala uyuyan genç kıza seslenmişti.

“Alya, Alya!” kız biraz kımıldadıktan sonra yeniden başını cama yaslamıştı. Cenk kızı omzundan dürterek “Uyan artık, birazdan lojmanda oluruz.” Alya gözlerini aralayarak her zaman yaptığı gibi kollarını kaldırarak gerinmişti. Cenk kızın rahat tavırlarına şaşırırken başını iki yana sallamıştı.

“Her zaman bu kadar rahat mısın?” Alya adamın sorusuna karşılık ona bakmıştı. Gözleri gün ışığına hala alışamamıştı. Hafif kısık adama bakarken “Ne bakımdan?” diye sordu.

“Okuldakinden çok farklı davranıyorsun? Sanki rahatlamış bir halin var. Üzerinde ki baskıdan kurtulunca karakterin değişti sanırım.” Alya kaşlarını çatarak adama baktı.

“Beni tanıdığınızı mı düşünüyorsunuz? İki dersinize girmiş olmam beni tanıdığınız anlamına gelmez. Ailem dışındaki kişilerle samimi olmayı sevmem.”

“O zaman işini yapmayı nasıl düşünüyorsun? Mesleğin gereği arkadaşlık kurman gerekiyor.” Alya genç adamın sözleri ile duraksamıştı. Bir süre sonra araba bir marketin önünde durmuştu.

“Neden durduk?” Cenk telefonunu alarak annesini aramıştı.

“Sultanım, evet geldim. Var mı bir ihtiyaç evde?” Alya gözlerini kısarak adamın konuşmasını bitirmesini bekledi. Telefonu kapattıktan sonra genç kıza dönerek “Benim alacaklarım var. İstersen sende ihtiyacın olabilecekleri şimdi al. Öğrenci lojmanlarının yakınında market yok. Dolmuş kullanmak zorunda kalacaksın.” Alya adamın sözlerinden sonra sessizce arabadan inmişti. Cenk onun peşinden markete doğru ilerlerken ikili market arabası alarak marketin içinde dolanmaya başlamıştı. Alya önünde ki arabayı sürerken raflara göz gezdiriyordu. Cenk ise annesinin siparişlerini almak için genç kızın yanından ayrılmıştı. Alya aldığı her ürünün tarihini kontrol ederek alırken aklına takılan soruyla yan tarafına bakmış ancak genç adamı göremeyince huzursuz olmuştu. Etrafına bakınırken Cenk’i sebze reyonunda görmüştü.

“Hocam, lojmanda mutfak olacak mı yoksa yut gibi mi kullanacağız?”

“Mutfağınız olacak, herkes kendi yemeğinden sorumlu.”

“Anladım.” Alya’nın bakışları genç adamın elinde tuttuğu kızartmalık kabaklara takılınca gülümsemişti.

“Daha küçüklerini alın, bunlar tohumlamaya başlamıştır.” Cenk elindeki irice kabağa bakarken farkında olmadan elindekini bırakarak kızın dediği gibi daha küçük kabakları almaya başlamıştı. Alya da mutfağı olacağı için önceliği sebze meyve alımına başlamıştı. Her şeyden az az alırken işini bitirdiğinde market raflarının arasına doğru ilerlemişti. Kahvaltılık alırken yeniden tarihlerine bakarken istediği peyniri bulamayınca yüzü asılmıştı.

“Ne oldu?”

“Burada sadece kalıp peynir var, ben kalıp peynir sevmem.”

“Başka yerden alırız.” Cenk kızın yanında ki yufka paketine uzanırken Alya yüzünü buruşturmuştu.”

“Tarihine bak önce öyle al.” Cenk tek kaşını kaldırarak kıza bakmıştı.

“O kadar önemli mi, bu akşam bitecek nasıl olsa!”

“Elbette önemli. Hem neden marketten alıyorsun ki yufkayı. Yufkacı falan yok mu buralarda. Açılmasını görebileceğin. Kim bilir bunları nasıl yerlerde açtılar.” Cenk kızın sözleri karşısında susmak zorunda kalmıştı. İkilinin alışverişi oldukça uzun sürmüştü. Cenk saatine baktığında şaşırmıştı.

“İki saat geçti marketteyiz. Bu kadar zaman kaybettiğimize inanamıyorum.” Alya da saatine bakınca işi biraz abarttığını anlamıştı. Bakışlarını kaçırarak kasada geçirdiği malzemelerin parasını öderken Cenk’in haklı isyanını dinlemek zorunda kalmıştı. Adama okulda yaptıkları için ceza vermek istemişti ama kendisinin de iki saati boşa geçmiş olmuştu.

Market poşetlerini arabaya dikkati bir şekilde yerleştiren genç adam poşetlerin karışmaması için kızın küçük el valizini aralarına yerleştirmişti.

“Hadi gidelim artık, daha yerleşeceksin.” Alya sessiz kalırken arabayı çalıştıran genç adam yoluna devam etmişti. On beş dakika sonra Alya’nın kalacağı lojmana geldiklerinde Cenk arabadan inerek kızın valizini aşağı indirmişti. Alya etrafına bakınırken Cenk kızın aldıklarını da valizin yanına bırakmıştı.

“Burada mı kalacağım?”

“Evet, bir sorun mu var?” Alya başını iki yana sallayarak karşısında ki kulübe tarzı eve bakmıştı. Dışarıdan tek oda gibi duran eve düşünceli bir şekilde bakıyordu.

“Hayırda, diğer stajyerlerle kalmak için biraz küçük değil mi?” dediğinde Cenk son poşetleri de yere bırakarak “Başka bayan stajyerimiz yok. Sen tek kalacaksın. Korkmazsın değil mi?” dediğinde Alya şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Tek mi? başka kız yok mu?” Cenk başını ‘hayır’ der gibi sallarken genç kız yüzünü asmıştı. Yalnız kalmaya elbette korkmuyordu ancak onca erkeğin içinde bir tane de olsa hemcinsi olmasını isterdi.

“Sen içeriye gir bir eksik var mı bak. Bende eşyalarını kapıya kadar getireyim. Kapı açık olmalı.”

“Açık mı? Anahtarı yok mu?”

“Anahtar içeride olmalı. Bir sorun yaşarsan iki sokak arkada dokuz numarada oturuyorum. Çekinmeden uğrayabilirsin.” Alya adamın konuşmasını dinledikten sonra küçük eve doğru ilerledi. Kapıyı açıp içeriye girdiğinde tam da tahmin ettiği gibi ofis daireydi. Amerikan tarzı küçük bir mutfak, üç merdiven üstte bir yatak ve yatağa arkası dönük üçlü bir kanepe vardı. Ortada sehpa ve köşe kenarında dört kişilik bir masa daha vardı. Genç kız evi incelerken gülümsemişti. Ev çok şirindi. Odada görünen tek kapıya yönelerek açtığında aynı yurt odası gibi banyo ve tuvalet bir aradaydı. Küçük bir tuşakabin vardı ve bu genç kızı rahatlatmıştı. Etrafa su saçılmasından hoşlanmazdı.  Açık olan dış kapıya döndüğünde kapıdan kendisine bakan adamla göz göze gelmişti.

“Nasıl buldun? Eksik gedik var mı?”

“Henüz gözüme çarpan bir şey yok. Olursa söylerim.” Cenk başını sallayarak veda ederek kapının önünden ayrılmıştı. Alya genç adamın arabaya binip uzaklaşması ile eşyalarını içeriye taşımıştı. İlk kez yalnız kalacaktı. Bu durum karşısında garip bir şekilde mutluydu. Yeni bir şey tecrübe edecekti. Valizini yatağın yanına bırakarak üzerinde i gömleği çıkararak kısa kolluyla etrafına bakınmaya başlamıştı. Dış kapının arkasında duran anahtarla kapısını kilitleyerek pencereye gidip camı üstten aralamıştı. Perdesi kenara çekili olan camdan içerinin görünmemesi için tülü çekerken derin bir iç çekti. Eşyalarını sonra da yerleştirebilirdi. Önceliğini mutfağa vererek aldığı temizlik bezini poşetlerin içinde aramaya başlamıştı. Aradığını bulamayınca da kaşlarını çatarak yerinde doğruldu.

“Acaba markette mi unuttuk?” diye kendi kendine söylenirken annesinin kendisine verdiği tavsiye ile valizine koyduğu eski penyelerini almak için valizine yönelmişti. Temizlik için banyoda gördüğü şofbeni açarak sıcak su alırken eve su ısıtıcısı almayı aklına not etmişti. Mutfak temizliği iki saat sürmüştü. Bir yandan temizlik yaparken diğer yandan da Arya ile konuşmayı sürdürüyordu. Poşetleri açarak dolaba koyulacakları küçük tezgahın üzerine yerleştirirken kaşları çatılmıştı. Kendi aldığı hiç bir şey poşetlerden çıkmamıştı.

“Bunlar benim değil!” aklına gelen ihtimalle elini alnına vurarak “Hay Allah!” dediğinde Arya telefonun karşısından sormuştu.

“Ne oldu, bir şey mi unuttun?”

“Ben değil ama poşetler karışmış. Benim aldıklarım hocayla gitti!” dediğinde kısa bir sessizlik olmuştu.

“Ne hocası?” Alya bir saat boyunca konuştuğu ikizine Cenk hocadan bahsetmediğini o anda fark etmişti. Kanepeye giderek oturup başını geriye yasladı.

“Arya sana bir şey söyleyeceğim ama sakin olmalısın.”

“Ne oldu?”

“Dayımın beni alması için havaalanına kimi gönderdiğine inanamayacaksın.”

“Söylesene Alya, neler oluyor orada?”

“Cenk hoca, beni havaalanına almaya gelen kişi Cenk hocaydı.” Telefonda süren kısa bir sessizlikten sonra Alya endişeyle seslendi.

“Arya, orada mısın?”

“Cenk hoca, bildiğimiz Cenk hoca mı?” diye sorduğunda Alya beklemeden “Evet,” dedi.

“Nasıl?”

“Dayımın öğrencisiymiş. Projenin başında o varmış. Sakarya üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışıyor.”

“Sendeki de şans doğrusu. Neyse, dayım güveniyorsa yapacak bir şey yok. Sen dikkat et kendine. Olanları biliyorsun.”

“Biliyorum ve, evet dikkatli olacağımdan emin olabilirsin. Beni rahatsız eden tek şey grupta kız olmaması.”

“Kız öğrenci yok mu? O zaman iki kat dikkatli ol. Zaman kötü biliyorsun. Bunu söylediğim için üzgünüm ama orada güvenebileceğin tek kişi Cenk hoca maalesef.” Arya’nın sözlerini başını sallayarak onaylayan kız onun kendisini görmediğini hatırlayınca hemen sesli olarak cevap vermişti.

“Biliyorum. Neyse ben şu poşetleri götüreyim. Benimkileri alayım, çok acıktım.” Arya ile konuşmasını bitirerek eline aldığı beş poşet ile kapıyı kilitleyerek yola koyulmuştu. Hava akşamüzeri olduğu için kararmak üzereydi. Yürüyerek iki sokak öteye geldiğinde kapı numaralarına bakarak evi bulmaya çalışıyordu.

“7….8….9…” diye evleri sayarak durmuştu. Hocasının evi kendi evinin hizasında iki sokak arkadaydı. Boş yere sokak başına kadar yürümüştü. Kısa bir süre bekledikten sonra evin kapısına doğru ilerlemişti. Tam kapıyı çalacağı sırada kapı açılmıştı. Elinde çöp poşeti ile kapıya çıkan adam ile göz göze gelmişti.

“Alya, hayırdır?” Alya adamın gözlerinden bakışlarını kaçırarak elindeki poşetleri yukarıya kaldırmıştı.

“Sanırım bana yanlış poşetleri verdiniz. Benimkileri alabilir miyim?”

“Oğlum, kim geldi?” Cenk genç kıza cevap vereceği sırada annesi hemen arkasında belirmişti.

“Buyur kızım, birine mi baktın?” Alya yutkunarak deniz gözlü kadına bakmıştı. Kadının ifadesi o kadar içtendi ki ister istemez kendi annesini düşündü. Burnunun direği sızlarken kendine gelerek “Ben poşetlerimi almaya gelmiştim. Cenk hoca yanlışlıkla benim poşetleri almış,” dedi. Kadın bir oğluna bir de genç kıza bakmıştı.

“Mutfakta poşetler, daha açmamıştım.” Genç kız elindekileri kadına uzatırken, Cenk annesinden önce davranarak tek eliyle poşetleri kendi almıştı.

“Anne senin ağır kaldırmaman gerek biliyorsun.” Alya merak etse de bir şey sormamıştı. Cenk elinde ki çöp poşetini kapı dışına koyarak poşetleri içeri götürüp Alya’nınkileri getirmişti. Alya adamın elinden poşetlerini alırken yaşlı kadın kaşlarını çatarak oğluna bakmıştı.

“Kızı içeri davet etsene evladım, buraya kadar gelmiş. En azından akşam yemeğini beraber yiyelim.” Kadının sesi genç kızın kulağına melodi gibi geliyordu.

“Anne, Alya yorgundur. Bu gün geldi Trabzon’dan,” dediğinde kadının gözleri parlamıştı.

“Bizim oralısın öyle mi? ah kızım sen boş ver oğlumu gel içeri!” derken Cenk’i kapı dışına iterek genç kızı şaşkın bakışları arasında kolundan tutarak içeri çekmişti. Alya ne yapacağını şaşırmış bir durumda kadına bakarken Cenk sıkıntılı bir nefes alarak çöpü alıp kapıdan uzaklaşmıştı.

“Buna gerek yoktu teyze?” Alya’nın itirazına karşılık kadın kıza poşetleri portmantonu kenarına bırakmasını söyleyerek mutfağa doğru götürmüştü.

“Gel kızım, geç otur sana bir çay dökeyim.” Alya kadını durduramadan kadın çay doldurup masaya bırakmıştı.

“Teşekkür ederim ama Cenk hoca haklı, bugün yorucu oldu. Eve gitsem iyi olur.”

“Duymamış olayım. Sen şimdi yemek bile yememişsin. Eve gidince yemekle uğraşma. Hadi çayını iç bende masayı kurayım.” Alya kadının geri adım atmayacağını anladığında hızla çayını içerek yerinden kalkıp sessizce kadına yardım etmeye başlamıştı. Yaptığının farkında bile değildi. Doğal bir şekilde mutfakta dolanırken birden izlendiği hissine kapılarak başını çevirmişti. Kadın hayranlıkla genç kızı izlerken Alya yutkunarak kadına baktı.

“Kusura bakmayın, ben yardım etmek istemiştim. Rahatsız olmamışsınızdır umarım.”

“Yok kızım ne kusuru. Maşallah elinde pek hızlı.” Alya bakışlarını kaçırırken içinden ikizine söylenmeye başlamıştı. Arya’nın olduğu ortamda yerinen kalkmasına gerek kalmadan ikizi her şeyi hallediyordu. Kadının yaptığı salatayı da masanın ortasına koyarak beklemeye başlayan genç kız dış kapının açılması ile kadın oğluna seslenerek “Evladım, çöp kovası mı kayboldu. Nede bu kadar geç geldin,” dedi. Alya gülmemek için dudağının içini ısırırken Cenk mutfağa girerek elinde ki poşeti gösterdi.

“Taze ekmek aldım anne,” dedi. Alya adamın elinde ki ekmek poşetini alarak dalgınlıkla ucunu koparıp ağzına atarken geri kalan kısmını da keserek masaya bırakmıştı. Cenk kızın her hareketini alttan alttan izlerken annesinin Alya’ya olan hayran bakışlarından hoşlanmamıştı.

“Anne, Alya Trabzon’da benim öğrencimdi. Adnan hocamın da yeğeni. Burada staj yapacak.” Kadın oğlunun açıklaması ile derin bir iç çekmişti.

“Demek hala öğrencisin. İnşallah güzel bir işe girersin.” Kadının duasına Alya ‘amin’ derken Cenk homurtu ile “O ortalama ile giremeyeceği bir iş yok ama…” dedi.

“Bir şey mi dediniz hocam?”

“Yok hadi masaya geçelim, yemekler soğumasın.” Yemek boyunca Cenk’in annesinin sorularına maruz kalan Alya sonunda dayanamayarak konuşmuştu. Kadını çok sevmişti ama soruları özel olmaya başlayınca gerilmişti. İster istemez Cenk hoca ile hakkında çıkan dedikodular gelmişti aklına.

“Staj bittikten sonra Arya ve Aras’ın nişanı olacak. Haberiniz var mıydı hocam?” Cenk ağzına götürdüğü kaşık ile duraksarken kaşığın üzerinden genç kıza bakmıştı. Alya’nın bakışlarında bir ima bir sitem aramış ama genç kızın meraklı bakışlarını görünce kaşığı yeniden tabağına bırakarak başını kaldırarak kıza baktı.

“Öyle mi, Arya adına sevindim.”

“Sevindiniz mi?” Alya kaşlarını çatarken onların konuşmasından şüphelenen kadın “Aras dediğiniz Aras Aksoy mu? Senin eski kayınbiraderin,” dedi. Cenk annesine başını sallarken genç kıza dönerek “Aras’ın seninle ne ilgisi var kızım?” diye sordu.

“Yakında eniştem olacak kendisi teyze,” dediğinde kadın şaşkınlıkla Alya’ya bakmıştı.

“Kardeşin adına sevindim, Aras diğerlerine benzemez. Kardeşine iyi bir eş olacaktır.” Alya kadının içten sözlerine hem şaşırmış hem de kadının ifadesine üzülmüştü.

“Teyze deyip duruyorum, adınızı daha bilmiyorum.” Kadın anlayışla genç kıza bakarken hafif gülümsemişti.

“Deniz benim adım kızım. Oğlum söylemiştir diye düşünmüştüm.”

“Cenk hocayla o kadar sohbetli değiliz Deniz teyze. Ayrıca gözleriniz ile de uymuş adınız!” dediğinde yaşlı kadın utanarak bakışlarını kaçırmıştı. Cenk annesinin utanmasını şaşkınlıkla izlerken birden gülmüştü.

“Vay be, babamdan sonra seni utandıran biri çıktı anne. Çok ilginç…”

“Cenk!” kadının uyarısı ile genç adam gülerek susmuştu. Yemekten sonra çaya kalmayan genç kız izin isteyerek evine gitmek için ayaklandı. Cenk hava karardığı için genç kızı kapısına kadar bırakırken Alya sessizce ona eşlik etmişti.

“Hayırlı geceler hocam, akşam için teşekkürler.”

“Hayırlı geceler. İki gün sonra stajın başlayacak. Yarın güzelce dinlen.” Alya onu onayladıktan sonra genç adam evine doğru giderken Alya evine girerek kapıyı iyice kilitlemişti. Tok karnı ile yatağına uzanarak telefonundan son aramayı tıkladı.

“Arya bil bakalım bu akşam ne oldu?”

***

Yorumlarınızı eksik etmezseniz sevinirim. Beğeni butonunu unutmayın!

22.BÖLÜM <<<<<<——>>>>>> 24.BÖLÜM

13431cookie-checkTatlı Hata 23. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

9 yorum

  1. Bölüm harikaydı bayıldım emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ Alya ve Cenk ikilisine de bayıldım ama biraz zor olacak gibi dedikodular yüzünden biraz Uzak duracaklar gibi:/ Deniz hanıma da bayilidm uyanmadı çok tatlıydı ❤️

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*