İntikam 14. Bölüm

Hatalarım varsa lütfen yorumda belirtiniz. Tabi saygı içerisinde. 🙂 Keyifli okumalar. “

****

Saatlerdir aynı mesajı gözünü dahi kırpmadan okuyan genç adam içindeki endişenin yerini öfkeye bırakmaya başlamıştı. Kendilerine bu kadar yakın olup merak edebileceklerini düşünmeyen Hüzün’e öfke hissediyordu. Endişesi, korkusu bir anda duygu değişimine uğramıştı. Gözlerinin yanmaya başlaması ile kapatan Erem derin bir nefes aldı. Arkasında bir kıpırtı hissedince başını çevirdiğinde kendisine korkuyla bakan kardeşiyle göz göze geldi. Onun neden korktuğunu anlayamamıştı.

“Abi, neden burnun kanıyor?” Erem o ana kadar burnunun kanadığının bile farkında değildi. Elini burnuna götürdüğünde hissettiği ıslaklıkla yerinden kalkmıştı. Sude gözleri kızararak abisinin peşine takılırken bir yandan da amcasına sesleniyordu. Gece olması umurunda bile değildi.

“Amca, amca…”

“Sude bağırmayı bırak, herkes uyudu.”

“Özlem abla, amca!” Sude abisinin uyarısını umursamadan seslenmelerine devam ederken Özlem kilitlediği odanın kapısını açarak endişeyle ikilinin yanına gelmişti. Sude ağlamaya başlayarak abisini gösterdiğinde Özlem genç adamın burnunu tutarak banyoya girmesini izlemişti.

“Ne oldu Sude?”

“Abimin burnu kanıyor.”

“Tamam canım sen korkma. Ben şimdi bakarım ona.” Özlem doktor olmanın verdiği soğukkanlılıkla banyonun kapısına geldiğinde izin isteyerek içeriye girmişti. o sırada Orhan’da genç kızın yanına geldi.

“Ne oldu Sude, neden ağlıyorsun?”

“Amca, abimin burnu kanıyor, hem de çok kanıyor.”

“Tamam sakin ol, Özlem ablan onunla ilgilenecektir.” O da banyonun kapısına gittiğinde içeriden su sesi ve Özlem’in yeğenine söylediği sözleri dinliyordu. Birkaç dakika sonra Özlem ve Erem banyodan çıktığında Orhan endişeyle genç kadına bakmıştı. Özlem başını sallayarak bir şey olmadığını söylerken Sude abisinin koluna girerek ağlamasına devam ediyordu.

“Ağlama artık Sude, bir şey yok.”

“O zaman neden kanadı?” Özlem araya girerek genç kızı abisinin kolundan çıkararak odasına götürmeye çalıştı. Sude başta diretse de Orhan amcasının kesin ikazı ile abisinin yanından ayrılmak zorunda kalmıştı. Özlem salondan çıktıktan sonra Orhan yeğenine dönerek sorarcasına baktı.

“Neye sinirlendin bu kadar?” Erem amcasının bakışlarını kaçırırken Orhan genç adamın omzuna babacan bir şekilde vurarak gülümsemişti.

“Hüzün mü yine?”

“Bana mesaj atmış.”

“Eee ne yazıyor mesajda?” Orhan mesajın içeriğini bilse de yeğeninin ne cevap vereceğini merak etmişti. Erem kenara attığı telefonu amcasına vererek okumasını istemişti. Orhan gelen mesajı okurken bir kez de sesli olarak okumuştu.

“‘Beni aramak için geç kalmadın mı? Boş yere uğraşma Erem, ben istediğim zaman karşına çıkacağım!’ Kız haklı…”

“Haklı mı? Amca onu ne kadar merak ettiğimi biliyorsun? Başına gelen o olaydan sonra onun için endişelendiğimizi tahmin etmesi gerekiyordu.”

“Onu geride bırakan sendin Erem, şimdi onu suçlayamazsın.” Erem sinirle yerinden kalkarken Orhan deli dana gibi dolanan yeğenine keyifle bakıyordu. Her şeye çözüm üretmeyi vazife edinen yeğenini alt eden biri çıkmıştı.

“Onu bulamazsın!”

“Nerede olduğunu biliyorsun değil mi?”

“Hayır ama ne ile uğraştığını biliyorum.”

“Anlamadım?” Orhan iki dizine de vurarak oturduğu yerden kalkmıştı. Vakit oldukça geç olmuştu. Pencere kenarına doğru giderek dışarıda ki hareketliliğe baktı. Nöbetçi askerler devriye geziyordu.

“Amca sana bir soru sordum.”

“Hüzün, teknoloji üzerine eğitim aldı. Yani onu istediğinde bulamazsın. Ben bile bulmakta güçlük çekiyorum. Kız kendinden beklenmeyecek derecede teknoloji dâhisi çıktı. Sanırım ailesinin yanında özgüven eksikliği yaşıyordu.”

“Hüzün’ün nerede okuduğunu biliyorsun?”

“Hayır, bilmiyorum.” Orhan arkasını dönerek yeğenine baktı. “Bırak ne zaman hazır hissederse seninle iletişime geçsin. Onu aramaya devam edersen kaybedersin. Üstelik babası ile olan davanı da unutma.”

“O başka bu başka. Babasının suçunu Hüzün’e yükleyemem.”

“Senden bunu beklemiyorum zaten. Ama unutmaman gereken bir konu olduğunu da gerçek.  Ayrıca şu araziyi araştırdık. Uzun zamandır sana söyleyecektim ama arazinin neden değerli olduğunu öğrendim.” Erem şaşkınlıkla amcasına bakmıştı.

“Gerçekten mi? Sonunda arazi için araştırma izni çıktı öyle mi?”

“Arazi zaten senin, izin çıkması kolay olurdu da senin soy adını değiştirmek biraz zaman aldırdı.”

“Öyle bile olsa sonunda arazinin sırrı ortaya çıktı.” Orhan Erem’e söyleyip söylememe konusunda kararsız kalmıştı. Gerçeği söylerse yeğeninin sağı solu belli olmazdı. Başını iki yana sallayarak “Şimdi değil, sonra öğreneceksin. Sadece şunu bil, o arazi tahmin ettiğinden daha kıymetli,” dedi.

***

Genç kız merdivenlerden aşağıya inerken elinde tuttuğu ceketini giymeye çalışıyordu. Çapraz taktığı küçük çantasını düzeltirken son basamağı da inerek kendisini apartmandan dışarıya attı. Etrafına bakınarak adımlarını hızlandırırken tek derdi son sınavına yetişmeye çalışmaktı. Artık bitiyordu! Uzun zamandır beklediği haberi aldığından beri heyecanı artmıştı. Alanındaki en iyi şirketlerden birinde staj yapma imkanını bulmuştu ve bu durum onun mesleğinde ilerlemesi için büyük şanstı.

“Hüzün!” genç kız kendisine seslenen arkadaşına dönüp bakarken adını aksanı yüzünden komik söyleyen arkadaşına gülümsedi.

“Why are you laughing? (Neden gülüyorsun?)” Hüzün başını iki yana sallayarak arkadaşının omzuna kolunu attı.

“You say my name is beautiful. (Adımı güzel söylüyorsun!” Mary Hüzün’e omzunu silkeleyerek bozuk Türkçe’si ile cevap verdi.

“Ne yapayım, adın çok değişik.” Dediğinde Hüzün ona daha çok sarılarak fakülteden içeriye girmişlerdi. Sınav salonuna girdiklerinde herkesin orada olduğunu gören Mary Hüzün’e kenarda olan boş sıraları göstererek “Hadi şu iki sıra boş oraya oturalım,” dedi. Genç kız arkadaşının önünden anfi salonun alt sırasına geçerken Mary hemen onun üst sırasında yerini almıştı. Yaklaşık on dakikalık bir beklemenin ardından sınavı yapacak olan hoca peşi sıra kalabalık bir asistan grubu ile sınıfa giriş yapmıştı. Hüzün asistanların ve hemen önde onların arasında göremediği bölüm başkanını görünce şaşırmıştı.

“Sence ne oluyor?” Mary arkadaşının üstten uzanarak sorduğu soruya gülümsemişti.

“Birazdan öğreneceğiz.” Hüzün sözlerini bitirir bitirmez sınavı yapacak olan hocanın kenara geçerek ön sıralarda olan öğrencilerin kaldırılmasını izledi. Onların yerine oturan kalabalık asistan grubunun yanında olan ve daha önce görmediği birkaç kişi ile dikkatini kürsüde olan hocaya vermişti.

“Evet arkadaşlar biliyorum son sınavınız var ama sadece on beş dakikanızı alacağız. Merak etmeyin sınavınıza on beş dakika eklenecektir. İzninizle şuanda jüri önünde sunumunu yapmak istiyorum.” Hocanın sözlerinin bitmesi ile ekrana yansıyan sunuma dikkat kesilen Hüzün arkadaşına dönerek “Mary, sunumu çok iyi izle, sakın kaçırma,” dediğinde genç kız merakla sordu.

“Neden?”

“Sen dediğimi yap!” İki arkadaş sunumu dikkatle izlerken diğer öğrencilerden birkaç kişi kendisi gibi sunuma bakıyordu. Yaklaşık on beş dakikalık bir sunumdan sonra gelen kalabalık grup aynı şekilde sınıftan çıkıp gitmişti. Durumdan şikayetçi olan öğrenciler söylenmeye başladığında ortam birden uğultuya boğulmuştu.

“Evet arkadaşlar, sınav için herkes hazırlığını bitirsin. Sıraların üzerinde ve altında kitap ya da not kağıdı bulundurmayın. Çantalarınızı yan sıranızda olsun!” diyerek yeniden uğultunun yükselmesine neden olmuştu.

“Ne kadar çabuk başlarsak vaktinizi o kadar güzel kullanırsınız.” Herkes sınav için masalarını boşaltırken sınav kağıtları dağıtılmaya başlamıştı. Hoca dahil dört gözetmenin bulunduğu sınava yaklaşık yüz yirmi kişi katılmıştı. Soruları gören Mary genç kıza sessizce şakımıştı.

“Çok akıllısın Hüzün, soruların üçü az önceki sunumdandı. Unutmadan cevapları yazsam iyi olur!” diyerek hemen kağıdına dönmüştü. Hüzün gülümseyerek önündeki soruları cevaplarken derin bir nefes aldı. Yetmiş dakikalık sınav süresinde elinden geldiğince doğru cevaplar vermeye çalışmıştı.

“Son on dakika!” hocanın uyarısı ile Hüzün elinde ki kalemi bırakarak geriye yaslandı. Sorular bitmişti. Kontrol ederse doğru olabilecek sorularını değiştirmekten çekiniyordu. Yüzüne istem dışı bir gülümseme oluştu. Hocanın son uyarısı ile gözlerini açarak cevap kağıdını soru kağıdının içine koyarak ayağa kalktı. Ağır adımlarla anfi merdivenlerinden inerken oldukça sessiz olmaya çalışıyordu. Oldu olası topuk sesinden nefret ederdi.

“Evet herkes kalemi bıraksın, sınav bitti arkadaşlar.”Öğrenciler birer birer kağıdını asistan hocalara teslim ederken Mary heyecanla sınıfın kapısında olan Hüzün’ün yanına koşmuştu.

“Gördün mü Hüzün, soruların beş tanesi sunumda ki konudan çıktı.”

“Evet gördüm. Umarım yapabilmişsindir.”

“Elbette yaptım. Biliyorsun ki okuduklarım çabuk hafızamda kalır.”

“Biliyorum ve seni anlayamıyorum. Bir kez okusaydın konuları sınavı sorunsuz atlatırdın.”

“Aman boş ver, ders çalışmaktansa gezmeyi tercih ederim.” Hüzün başını iki yana sallayarak arkadaşına inanmazca bakmıştı. Derin iç çekerek ona verilen hafızayı kıskanmadan edememişti. Allah arkadaşına o kadar kıymetli bir hediye vermişti ki onu kullanmayı beceremiyordu.

“Bu bölümü neden seçtin Mary?”

“Oyun yazılımcısı olmak için.”

“Oyun mu?” Mary bir eliyle alt dudağına tempo tutarak yerinde dönüp yeniden Hüzün’ün önünde durdu.

“Bilgisayar oyunlarına bayılıyorum. Ben de bir tane yazıp zengin olacağım. Hem oynayacağım hem de para kazanacağım.”

“Sana inanamıyorum.”

“İnan hayatım, sen ne yapacaksın? Duyduğuma göre büyük bir şirketten teklif almışsın.”

“Evet, öyle oldu.”

“O zaman sık görüşemeyeceğiz. Sen de bana katılsana. İkimiz bir olduk mu harika işler başarırız.”

“Senin aksine ben ülkeme faydalı olmak için bu bölümü okudum Mary. Hem bulmam gereken kişiler var.” Mary sır küpü olan arkadaşına yüzünü asarak bakmıştı. Beş yıldır arkadaşıydı Hüzün. Onu yabancı öğrenci olarak evlerine aldıklarında oldukça sessiz olan kızı yıllarca kimse arayıp sormamıştı. Yalnız olan kıza içten içe üzülse de her zaman yanında olmaya çalışmıştı.

“Aileni bulacak mısın?”

“Onlarla yüzleşmeye henüz hazır değilim.”

“Bence onları aramalısın. En azından yalnız kalmazsın.”

“İnan bana Mary, onların yanında daha yalnız hissediyorum. Sadece biri…” Hüzün aklına gelen kişi ile gözlerinin dolduğunu hissetmişti. Yıllarca uzaktan onları takip etmişti. İlk kez Erem’in telefonunu dinlemeye kalkıştığında en fazla on dakika dinleyebilmişti. Telefonunun dinlendiği hemen anlaşılmış ve Hüzün’ün bağlantısı engellenmişti.

“Ne düşünüyorsun?”

“Sence beni özlemişler midir?”

“Kim?” Hüzün içinden ‘Erem’ derken dışından “Ailem,” diye arkadaşına cevap vermişti. İkili sessiz bir şekilde okulun kantinine doğru ilerlerken sınavdan çıkanlar sorular hakkında yorum yapmaya başlamıştı. Hüzün onların heyecanla soruları cevaplama çabaları karşısında gülümsemişti. Olmuş bitmiş bir sınavın sorularını cevaplamaya çalışmak her zaman saçma geliyordu.

“Kahve içelim mi?”

“Eve gitmem gerekiyor Mary, öğleden sonra şirkette görüşmem var.”

“Anladım, o zaman beraber gidelim.” İkili okuldan çıkarak eve doğru yola koyulurken Hüzün’ün içinde anlamlandıramadığı bir huzursuzluk vardı. Telefonu çaldığında genç kız heyecanla telefonuna bakmıştı. Bir kişiye özel olan telefon sesi genç kızın mutlu olmasını yetmişti

“Küçüğüm?”

“Hüzün abla, nasılsın?” Hüzün karşı taraftan duyduğu sesle derin bir iç çekmişti. Yıllardır tek bağlantısı Sude ile olan telefonlarıydı.

“İyiyim güzelim, sen nasılsın?”

“Bizde iyiyiz. Biliyor musun abim bugün de amcama seni sordu? Her gün soruyor ama amcam yerini söylemiyor.” Hüzün kalbinin hızlanması ile derince nefes almıştı.

“Abin nasıl küçüğüm? İyisiniz değil mi?”

“Abim yine yapmaması gereken bir şey yapmış. Amcam ona ceza verdi.”

“Ceza mı?” genç kız merakla küçük kızı dinlerken bir süre daha konuşup kapatmaya yakın kulağına yankılanan sesle olduğu yerde donup kalmıştı. Yıllar sonra sesini duyduğu genç adamın bir telefon uzağında olması canını yakarken sesinde ki değişim heyecanlanmasına neden olmuştu. Kulağında kendisini azarlayan kişiye özlemi daha da artmıştı. Güçlükle telefonu kapatırken Erem’in telefon numarasını aldığını bildiğinde telefonuna yüklediği sinyal dağıtıcıyı çalıştırdı. Biraz olsun genç adamı tanıyorsa numara takibi yapacağını biliyordu. Numarasını değiştiremezdi ama onun kendisini bulmasına engel olabilirdi.

“Neden ağlıyorsun? Kötü bir haber mi aldın?” Hüzün arkadaşının sorusu ile ağladığını fark edince başını iki yana sallayarak gözünden akan yaşı sildi.

“Yok özlediğim biriyle konuştum.”

***

“Jack beyle randevum vardı!” Hüzün şirket güvenliğinden geçerek danışmaya kendisini tanıtırken gösterişli binanın asansörü ile en üst kata yönetim katına çıkmıştı. Kendisine yol gösteren görevli kızın bakışlarından hoşlanmamıştı. Oldukça cüretkâr giyinen kadın Hüzün’e tepeden bakarçasına göz süzüyordu.

“Hüzün Hanım?” Hüzün asansör kapısında kendisini bekleyen genç adamla karşılaşınca duraksadı. Onun kim olduğunu bilmiyordu. Üstelik kendisi ile Türkçe konuşmuştu.

“Evet?”

“Ben üretim sorumlusunun yardımcısı Ahmet, sizinle ilgilenmem için görevlendirildim.”

“Teşekkür ederim.” Hüzün Ahmet denen adamı takip ederken etrafı incelemekten kendisini alamıyordu. Ahmet şirket hakkında bilgi verirken genç kız başını sallayarak onu dinlediğini belirtti.

“Jack beyle ne zaman görüşeceğim?”

“Onun toplantısı uzun sürmüş, çıkınca sizinle görüşecek.”

“Anlıyorum…” Hüzün bekleme salonuna alınırken Ahmet Bey de ona staj boyunca yapması gereken işler hakkında bilgi veriyordu. ,

“Eğitiminiz şirket tarafından verilecek ve durumunuza göre departmanlar arasından hangisi uygun görünürse ona yerleştirileceksiniz?”

“Anlamadım? Ben programlama üzerine çalışacağımı sanıyordum. Jack Bey bana öyle bildirmişti.”

“Bu konuda benim bilgim yok. Programlama işi takdir edersiniz ki oldukça önemlidir. Stajyer bir öğrenciye hemen bu pozisyonda iş vereceklerini sanmıyorum.” Hüzün gözlerini kısarak karşısında ki adama baktı.

“Bu sözlerden beni küçümsediğinizi düşüneceğim. Ahmet Bey, sanırım sizinle iş hakkında bilgi alışverişi yaparken dikkatli olmam gerekecek. Bana yardımcı olacağınız inancını vermiyorsunuz.”

“Anlamadım?”

“Bence beni çok iyi anladınız. Stajyer olabilirim ama aptal değilim. Şirketin ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Elbette hemen büyük bir pozisyon beklemiyorum ama bana katkı sağlamayacak bir şirkette de stajyerlik yapmamın anlamı yok. Jack Bey de sizin gibi düşünüyorsa dosyamın geri verilmesini talep ederim.”

“Ama…” Hüzün oturduğu yerden ayağa kalkarken açılan toplantı odasının kapısına dikkat kesilmişti. İçeriden çıkan beş adamın ciddi duruşları toplantının pekiyi gitmediğinin göstergesiydi. Telefonun titreşmesi ile telefonun ekranına baktığında yanılmadığını anlamıştı. Erem onun numarasını araştırıyordu. Gülümseyerek başını iki yana sallayıp telefonun mesaj bölümüne girerek genç adama mesaj atmıştı. Onun mesajı okuduktan sonra delireceğine emindi. Az önceki siniri uçup gitmişti.

“Hüzün Hanım?” Kendisine seslenen adama dönerken yüzü yeniden asılmıştı. Anlaşılan erken sevinmişti.

“Jack Bey sizinle görüşmek için bekliyor.” İkili kendisini bekleyen adamın odasına doğru ilerlerken sessizdi. Kapıyı tıklatıp adamın sesini duyduktan sonra odaya giren ikili gösterilen yerlere oturdu.

“Stajyer olarak başvuru yapmıştınız değil mi?”

“Evet,”

“Ahmet Bey size anlatmıştır ama bir de ben anlatayım. Eğitim alacaksınız ve okuldan sonra uygun görünen bir departmanda çalışacaksınız.”

“Anlıyorum! Stajyerlik boyunca ne yapmam gerekiyor peki?”

“Size verilen görevleri elbette.”

“Ayak işleri yani?”

“Anlamadım?”

“Üzgünüm ama bana katkısı olmayacak bir şirkette stajyerlik yapmak istemiyorum. Eminim beni araştırarak kabul ettiniz. Şu anda bile birçok programcınızdan daha donanımlı olduğuma inanıyorum. Siz ise benim körelmeme izin vermemi istiyorsunuz. Şirketinizde staj yapabileceğimi sanmıyorum. İlginiz için teşekkürler, iyi, çalışmalar.” Hüzün iki adamın şaşkın bakışları altında yerinden kalkarak odanın kapısını açıp dışarıya çıkmıştı. Henüz mezun olmamış olabilirdi ama kendi kapasitesinin de farkındaydı. Şirketin ne kadar büyük olduğu önemli değildi Hüzün için. Belki adını duyurmak için önemli olabilirdi ama kendisi de bunu yapabilirdi. Şirkette çalışsaydı daha kısa sürede olabilirdi isim yapması ama Hüzün kendisini kimsenin küçümsemesine izin vermeyecekti. Küçüklüğü her zaman hor görülerek geçmişti. Bundan sonra buna izin vermeyecekti.

Şirketten sinirli bir şekilde çıkarken ikinci ama daha küçük olan bir firmada staj yapmak için başvuru yapmaya karar vermişti. Kabul edileceğine emindi. Eve doğru ilerlerken Mary’in araması ile keyfi yerine gelmişti. kendi ayaklarının üzerine durmayı zorda olsa başarmıştı. Tasarladığı web sitelerinden iyi para kazanıyordu. On sekiz yaşına bastığında ilginç bir şekilde bir servet sahibi olduğunu öğrenmişti. Onu kullanamayacağını biliyordu. Ailesinin kendisini bulmasını sağlayacak bir paraya şuanda dokunamazdı. Otobüs durağında beklemeye başladığında kendisine doğru koşarak gelen adama kaşlarını çatarak baktı.

“Ahmet Bey?”

“Hüzün Hanım, Jack Bey sizin staj dosyanızı geri vermeyi düşünmüyor. Eğitiminizi aldıktan sonra Türkiye’deki şubemize yetkili olarak görev almanızı düşünüyormuş.” Hüzün şaşkınlıkla genç adama bakarken onunda bu durumda şaşırdığının farkındaydı.

“Bak Hüzün, bu durum senin için gerçekten bir avantaj. Yıllardır bu şirkette çalışıyorum ve ilk kez birine böyle bir teklif yapıldığını duyuyorum. Sana tam yetki verecekler. Bu yüzden acele karar vermelisin.” Hüzün adamın sözlerini dinlemiyordu bile. Tek düşündüğü çalışacağı yerdi.

“Türkiye mi?”

*******

yorum yapmayı unutmayın! Ayrıca kitaplarım hakkında bilgi almak için aşağıdaki instagram hesabını takip edebilirsiniz!, 

mermarid.yy 

13330cookie-checkİntikam 14. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

2 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*