Haziran 18, 2021 Yazarı mermaridyy 1

İntikam 17. Bölüm

“Keyifli okumalar!”

****

Genç kız öfkeyle karşısında ki adama bakıyordu. Özellikle onun olduğu çekimdeki bölümlerin kesilmesini istemişti. ‘Keşke ona güvenmek yerine olayı ele alsaydım’ diye düşünürken elini sertçe masasına vurdu.

“Sana televizyona çıkmamam gerektiğini söylemiştim, nesini anlamadın? Hani o görüntüleri yok edecektin? Başaramadıysan neden bana haber vermedin? Senin yüzünden…” Genç kız öfkesi kabararak masasının üzerinde olan her şeyi yere savurmuştu. Adam korkuyla geri kaçarken, genç kızın neden bu kadar sinirlendiğini anlamıyordu.

“Neden bu kadar karşısın? Bu senin başarındı.”

“Kes sesini… Senin yüzünden beni bulacaklar.” Kızın sözleri genç adamın dikkatini çekerken Hüzün yutkunarak bakışlarını kaçırmıştı. Bir şeyler yapması gerekiyordu ama ne? Telefonun çalması ile yerde duran telsize şüphe ile bakmıştı. Onun bu bakışına karşılık Ahmet yerde çalan telefonu eline aldı. Kısa bir duraksamanın ardından telefona cevap verirken, kısa bir konuşmanın ardından elindeki telefonu genç kıza uzatarak “Telefonda amcan olduğunu söyleyen biri var,” dedi. Hüzün genç adamın elindeki telefonu hızla alırken heyecanla cevap vermişti.

“Alo”

“…”

“Hemen geliyorum.” Hüzün telefonu kapatarak kendisine şaşkın bir şekilde bakan adamı odada bırakarak hızla ofisinden çıkmış ve şirketin kapısında kendisini bekleyen arabaya ulaşmıştı.

“Aklın neredeydi senin?” Genç kız mahcup bir şekilde bakışlarını kaçırırken adam konuşmasına devam etmişti.

“Bundan sonra olabilecekleri biliyorsun değil mi? Ailen artık nerede olduğunu biliyor.”

“Sadece ailem değil,” Hüzün’ün kısık çıkan sesini duyan genç adam derin bir iç çekmişti.

“Merak etme, onlar gelmeden buradan gidiyoruz. Henüz ortaya çıkman doğru değil.”

“Ya işim ne olacak?”

“Onu bana bırak, şimdi gidiyoruz.” Araba son sürat şirketin önünden ayrılırken birkaç dakika sonra şirket kapısına ulaşan diğer kişilerden haberdar değildi. Erem son dakika da kızı kaçırdığını bilmeden şirketin güvenliğinden içeri girerken hemen arkasından gelen adamlarla gerilmişti. Adamları daha önce amcası olacak adamın şirketinde görmüştü. Anlaşılan babası da Hüzün’ün peşine düşmüştü. Adamlar güvenlikte olay çıkararak şirkete girmeye çalışırken Erem geride durarak görünmemeye çalışmıştı. Yanından geçen adamın kolunu tutarak derin bir iç çekti.

“Bir şey mi oldu?”

“Ben Hüzün hanımla görüşmek istiyordum ama şirkette olup olmadığını bilmiyorum.” Erem karşısında ki adamın kendisini kısa bir süre süzmesinden sonra söylenmesi ile Erem hafif gülümsemişti.

“Türk müsün?” Erem Türkçe konuşarak yeniden karşısında ki adama sormuştu.

“Evet, sizde sanırım?” Erem başını sallayarak onu onaylarken Ahmet az önce şirketten ayrılan Hüzün’ü merak ederek aşağıya indiğine pişman olmaya başlamıştı. Bir hata daha yapamazdı.

“Kim olduğunuzu bilmiyorum bu yüzden size bilgi veremem.” Erem duyduklarından hoşlanmamıştı. Adamı yanına çekerek az ilerde güvenlikte olan adamları göstererek konuştu.

“Bak Hüzün’ü onlardan önce bulmam gerekiyor. Yoksa onun başı belada kalabilir.” Ahmet adamların iyice kavgayı başlatması üzere bellerinde ki silahları görünce yutkunmadan edememişti. Tüm bu karışıklık onun yüzünden olmuştu. O görüntülerin yayınlanmasını engelleyebilseydi bunlar olmayacaktı.

“Sana nasıl güveneyim?”

“Bak ben askerim…” Ahmet kaşlarını çatarak genç adama baktı. Asker olmak için çok genç görünüyordu.

“Kanıtla, sana neden inanayım?” Erem arka cebinden çıkardığı askeri kimliği genç adama göstererek bekledi. Ahmet elindeki kimliğe bakarken tereddüt içindeydi.

“Hüzün az önce şirketten ayrıldı, nereye gittiğini de bilmiyorum.”

“Neden daha önce söylemedin be adam, burada beni oyalıyorsun?” Ahmet omzunu silkelerken Ahmet aklına gelen şeyi söyleyip söylememekle kararsız kalmıştı.

“Belki işinize yarar, amcası onu almaya geldi.” Erem duydukları ile kaşlarını çatarken derin bir iç çekti. Onu kimin götürdüğünü öğrenmek zorundaydı. Hüzün’ün tek amcası vardı o da kendi babasıydı. Başka bir amcası… Erem aklına gelen kişi ile hızla şirketin kapısından çıkıp arabasına binmişti. Güvenli telefonu arabanın torpidosundan alarak amcasını aramıştı. Birkaç çalıştan sonra Orhan keyifsiz bir şekilde cevap verince Erem dayanamayarak sert bir şekilde sormuştu.

“Onu nereye götürüyorsun?”

“Sen neredesin?”

“Hüzün’ü almaya gelmiştim ama bil bakalım ne oldu? Amcası onu alıp götürmüş bile.”

“Sende elini daha çabuk tutsaydın.”

“Amca, Hüzün nerede?”

“Yanımda!” Orhan genç adamın sorularına sinir bozucu bir sakinlikle cevap verirken Erem çıldırmanın eşiğine gelmişti.

“Onu hemen bana getir amca, sakın saklayayım deme.”

“Buna sen karar veremezsin. Hüzün ne isterse onu yapacağım.” Orhan yanında ki genç kıza dönerken Hüzün merakla ona bakıyordu.

“Erem seni almaya gelmiş, onunla görüşmek istiyor musun?” Erem karşıda ki konuşmayı merakla beklerken Hüzün başını iki yana sallayarak konuşmuştu.

“Kimseyle görüşmek istemiyorum!” Erem uzun zaman sonra genç kızın melodik sesini duyunca heyecandan öleceğini sanmıştı. Küçük bir zaman dilimi ile genç kızı kaçırdığına inanamıyordu.

“Amca onun ne söylediği önemli değil, Hüzün’ü bana getir.”

“Üzgünüm evlat, bunu yapamam. Evde görüşürüz.”

“Amca… amca kapatma…” Erem yüzüne kapanan telefonda öfkesine hakim olamayarak direksiyonu yumruklamaya başlamıştı. Onun sinirinin belki de iki katını şuanda kızını elinden kaçıran Ekrem Bey adamlarından çıkarıyordu.

***

Erem ülkeye döndüğünde hemen askeriyeye gitmiş ve amcasını beklemeye başlamıştı. Özlem onun neden bu kadar öfkeli olduğunu tahmin etse de bir şey söylememeye özen gösteriyordu. Genç adam odasına kapanıp önündeki bilgisayarda oynayan görüntüleri tekrar tekrar izlemişti. Hüzün’ün görüntüsünü dondurarak izlemeye başladığında Sude odanın kapısından içeriye sessizce girerek dalgın olan abisinin baktığı resmi görünce heyecanla şakımıştı.

“Hüzün ablam değil mi o?” Erem boş bulunarak irkilirken kaşlarını çatarak kardeşine bakmıştı.

“Sen ne zamandan beri benden sır saklar oldun?”

“Saklamıyorum ki?”

“Hüzün ablanın sana resim gönderdiğini bana neden söylemedin?”

“Ama bu ikimizin arasında bir sırdı, sana söyleyemezdim ki?” Sude yüzünü asarak abisinin kucağına tırmanmıştı.

“Bana çok mu kızdın abicim?”

“Bir daha benden saklamayacağına söz vermelisin Sude, Hüzün ablanla konuşunca bana söylemelisin. Babası kötü biri biliyorsun değil mi?” Sude hızla başını sallarken Erem derin bir iç çekmişti. “Babası onu bulmaya çalışıyor, sen bana haber verirsen bende onu koruyabilirim.” Sude başını genç adamın göğsüne saklayarak konuşmuştu.

“Ama o bizim yanımıza gelemezmiş, gelirse babası bizi de bulurmuş.” Erem küçük kızın sözlerine gerilirken sakin olmaya çalışıyordu.

“Amcam bizi bulmayacak Sude, abin onu bulacak. Zamanı geldiğinde kötülüklerinin karşılığını alacak.”

“Ama…”

“Şimdi bana söz ver hayatım, bir daha Hüzün ablanla konuşursan bana söyleyeceksin.” Sude kısa bir süre sessiz kalırken başını sallayarak ona cevap vermişti.

“Tamam, söz veriyorum. Onunla konuşunca sana söyleyeceğim.” Erem ekranda ki görüntüye parmaklarını uzatırken Sude kıkırdayarak abisinin boynuna sarılmıştı.

“Hüzün ablam çok güzel değil mi?” Erem hafif gülümseyerek küçük kıza cevap vermişti.

“O her zaman güzeldi.”,

“Evet ama şimdi daha da güzel oldu.”

“Sen nasıl diyorsan öyle canım.” Sude abisinin yanağını öperek cebinden çıkardığı el yapımı kolyeyi genç adama vermişti.

“Bu ne canım?”

“Bunu biz yaptık asker abilerle. Sana yaptım takmayacak mısın?” Erem elinde ki kurşun başlı kolyeye bakarken gülümsemesi yüzüne yayılmıştı. Onu Sude’nin yapmadığına neredeyse emindi. Derin bir çekerek kolyeyi boynuna takarken kardeşine sarılarak öpmüştü. “Teşekkür ederim canım, hadi sen Özlem ablanın yanına git.” Küçük kız odadan çıkarken Erem boynunda ki kolyeyi incelemeye başlamıştı. Üzeri örgü olan kolyenin renkleri bile kendi sevdiği renkten örülmüştü. Bir süre kolyeyi avucunun içine sıkıca tutarak fısıldadı.

“Seni bulacağım, ne olursa olsun seni bulacağım.”

***

Hüzün yıllar sonra geldiği ülkesine hasretle bakarken korkmadan da edemiyordu. Orhan amcası onu en son Türkiye’de arayacaklarını söyleyerek şirketin Türkiye ayağına geçmesini sağlamış ve şirket çalışanlarından sadece patronuna bildirmişti. Jack Hüzün’ün Türkiye’deki şirkette çalışmak istemesi karşısında büyük sevinç yaşamıştı. Bu yüzden kim sorarsa sorsun onun haber vermeden şirketten ayrıldığını söyleyecekti.

“Ne düşünüyorsun?” Orhan genç kızın tedirginliğini hissediyordu.

“Korkuyorum.”

“Korkmalısın ama cesur da olmalısın. Korkmasaydın senden şüphe ederdim.”

“Şimdi ne olacak?”

“Bir süre burada çalışacaksın sonra ailenin yanına gitmeni istiyorum.”

“Ama…”

“Korkma Hüzün, her zaman yanında olacağız. Ama adaleti sağlamak için senin geri dönmen gerekiyor.”

“Peki benim bunu yapacağıma nasıl emin oluyorsun?” Orhan gülümseyerek genç kıza dönmüştü. Bir elini avuçlarının arasına alarak sakince konuşmaya başladı.

“Biliyorum, o senin baban ama aynı zamanda bir suçlu. Bir çok kişinin ölümüne neden oldu. Kardeşim, karısı…” Orhan konuşmasını tamamlayıp tamamlamamak konusunda kararsız kalınca Hüzün araya girdi.

“Başka kim? Bana söylemen gerek Orhan amca, kendime cesaret verebilmek için bilmem gerek.”

“Kendi çocuğunu ve dedeni öldürdü.” Hüzün şaşkınlıkla genç adama bakmıştı.

“Benim bir kardeşim mi vardı?” Orhan başını sallayarak genç kıza üzgün bir şekilde bakmıştı.

“Senden büyük bir kardeşin vardı. Annene aldırmasını söylediğinde annen kabul etmedi. Doğuma birkaç ay kala annenin arabası bir kaza geçirdi ve kardeşin o kazada dayanamadı. Annen kazada ağır yaralansa da deden sayesinde hayatta kaldı. Kazanın üzeri örtüldü ama deden biliyordu kimin olaya kaza süsü verdiğini. Birkaç yıl sonra annen yeniden hamile kaldı ve sen doğdun.”

“Peki benden neden kurtulmak için uğraşmadı ki?”

“Baban için paradan daha değerli bir şey yok. Annen de onunla yaşamaktan ona benzedi. Deden sana bir şey olursa tüm servetini hayır kurumlarına bırakacağını söyleyince sana dokunamadı. Annen de bu yüzden sanırım seninle ilgilenmek istemedi. Üzgünüm kabul etmesi zor ama ailenin para için yapamayacağı şey yok. Bu yüzden kardeşimi ve karısının arabasının frenleriyle oynadı.” Hüzün duydukları karşısında şaşkınlıkla Orhan’ın yüzüne bakıyordu. Babasının kendisini hiç sevmediğini elbette biliyordu ama nedenini bir türlü anlayamamıştı.

“Dedem mirasını bana bıraktı değil mi? Babam bu yüzden peşimde hala?” Orhan kızın sorusuna sadece başını sallayarak cevap vermişti. Hüzün yanağından aşağıya akan damlaya engel olamamıştı. İçinde az da olsa bir umut vardı ama o da yok olup gitmişti. Annesinin kendisini sevmesini dilediği çok yılları olmuştu. Bundan sonra haklının yanında olmak için elinden gelen her şeyi yapacaktı. Derin bir iç çekerek Orhan’ın elini öpüp alnına koymuştu.

“Ben o kadar yaşlı mıyım kız?” Onun tepkisine gülen Hüzün, adı gibi hüzünlü bakıyordu.

“Elimden gelen her şeyi yapacağım. Yengem annemden çok annelik yaptı bana, sırf onun için bile istediğiniz her şeyi yaparım.”

“Hayır, öncelik senin güvenliğin. Şirketten kalan zamanlarda sana vereceğim adrese gideceksin. Bundan sonra orada kalacaksın.”

“Ama…”

“Sana ne dediysem o, her zaman öncelik sen olmalısın. Babanın hesabını görmek için yeterince adam var, sen sadece üzerine düşeni yap yeter. Zamanı geldiğinde de bizim deli oğlana sahip çık.”

“Amca?”

“Ne? Bakma bana öyle, yıllardır başımın etini yedi Hüzün nerede diye. Bu iş bittikten sonra onu yalnız bırakmamalısın.”

“Beni bırakan oydu.”

“Ne yapmasını bekliyorsun? Ailesi gözlerinin önünde öldü. Neredeyse kendi de ölüyordu. Yanında küçük bir kızla nereye gideceğini bilmeyen biri nasıl seni de yanında götürsün?” Hüzün üzgün bir şekilde ona bakarken susmuştu. Haklı olduğunu biliyordu ama içinde bir yer kırılmıştı. Onunla mücadele vermek istiyordu. Orhan’ın telefonu çalışınca ikili susmuştu. Genç adam güvenli hattan arandığını görünce derin bir nefes aldı. Bir süre telefonda konuştuktan sonra bakışlarını ileriye çevirerek hemen önünde duran arabaya baktı.

“Burada yollarımız ayrılıyor, karşı da ki arabaya geç.” Hüzün bir süre duraksadıktan sonra genç adama baktı.

“Ne kadar süre?”

“Bilmiyorum, zamanı gelince sen anlayacaksın. Baban etrafa saldırdığında…”

“Anladım.” Arabadan inen genç kız kapıdan bir süre Orhan’a bakmıştı. Gülümsemeye çalışarak “Onlara dikkat et amca, babam olayları Erem’e bağlayacak kadar zekidir.” Dedi.

“Sen merak etme, onlar güvende. Hadi git.” Genç kız arabaya geçerken Orhan kendisine doğru yaklaşan adamına ciddi bir ifade ile “Sana emanet, saçının teline bile zarar gelmesin,” dedi. Adam emri alır almaz arabaya binerek oradan uzaklaşmıştı.

Zamanla olacakları en iyi şekilde karşılayabilmek için şimdiden dua etmeye başlamıştı. Bir askerin asla dilinden eksik etmediği tek şey dua etmekti. ,

“Efendim!”

“Operasyon var!”

****

13790cookie-checkİntikam 17. Bölüm