İntikam 21. Bölüm


“Oldukça uzun bir bölüm oldu. Düşüncelerinizi yazarsanız sevinirim. Keyifli okumalar!!

****

Hüzün başını arabanın camına yaslamış geriye kalan yolu seyrederken aklı karma karışıktı. Artık emin olmuştu. Bundan sonra hayatına yalnız devam edeceğini anlamıştı. Yıllar Erem’in fikrini hiç değiştirmemişti. İntikam isteğini onaylamıyordu. Adalet yerine intikam istemesini anlayamıyordu. Bu gün anlamıştı ki Erem çok değişmişti. Eskiden kendisine şefkatle bakan gözlerinin ışığı gölgelenmişti. Derin bir iç çekerken Ali’nin sesini duydu.

“Hüzün Hanım, nereye gidiyoruz?” Hüzün kısa bir süre nerede olduğunu algıladıktan sonra başını iki yana salladı.

“Beni bir otele bırakın, yarın küçük bir ev bakarız,” dediğinde Ali başını sallayarak onu onaylamıştı. Ali evin kapısında bir süre bekledikten sonra Hüzün’ün hızla kendisine doğru geldiğini görünce onu da alarak evden ayrılmıştı. Karşısında ki kızın üzgün olması Ali’nin canını sıkarken Orhan komutana ne söyleyeceğini düşünmeden edemedi.

“İsterseniz Orhan komutanı arayayım?”

“Hayır, onun bu işle alakası yok. Bundan sonra tek başınayım. Hakkımda bilgi vermenizi istemiyorum.”

“Ama…”

“Benimle çalışmaya devam edecekseniz bana çalışacaksınız, başkasına değil.” Ali genç kızın ne demek istediğini anlasa da cevap vermemişti. Sessiz geçen yolculuk sonunda nezih bir otelin önünde son bulmuştu. Hüzün arabadan inerken Ali onun peşinden otele doğru ilerlemişti. Genç kız odasını tutup genç adamdan ayrılmadan önce genç kız sabah erkenden kendisine uygun bir ev bulmasını söyleyerek odasına çıkmıştı.

Bordo halının kapladığı koridordan ilerlerken oldukça dalgındı. Elinde bulunan oda kartını çevirirken kulağına yankılanan telefon sesi ile kendisine geldi. Telefonu eline aldığında tuttuğu odasını birkaç kapı geçtiğini görüp geriye döndü. Arayan kişiyi gördüğünde ise telefonu sessize alarak kartını kapısına okutarak odasına girdi. Kapı ardında kapanırken sırtını kapanan kapıya dayayarak yere doğru çömelmişti. Gözlerini kapatarak yalnız geçen yıllarını düşünmeye başladı. Bundan sonra da yalnız kalacağını düşündü. Derin bir iç çekerken telefonu yeniden çalmaya başladı. Israrla çalan telefonu açarken kulaklarına yankılanan sinirli sesle duraksadı.

“Senin otel odasında ne işin var?” Orhan aldığı haberle öfkelenmişti. Hüzün’ü Erem’in yanına göndermiş ama onu otel odasında tek başına bulmuştu.

“Gidecek yeri olmayanların da bir yerde kalması gerekiyor.”

“Hüzün, beni sinirlendirme. Ailenin yanında kalmayacaksan büyük eve gitmeni söylemiştim. Erem…”

“Erem!” Hüzün Orhan’ın sözünü bölerek konuşmasına devam etti. “Evet, Erem de orada. Ve yine beni yalnız bırakmayı uygun gördü. Bundan sonra kendi bildiğimi yapacağım Orhan amca. Erem’den bir beklentim olmayacak. Kimseden bir beklentim olmadan kendi ayaklarımın üzerine duracağım. O kendi intikamını düşünsün, bende nasıl hayatta kalabileceğimi.”

“Hüzün?”

“Bundan sonra bana Erem diye gelmezsen sevinirim Orhan amca. Sana çok şey borçluyum ama yeğenine değilim. Beni yanında istemeyeni bende istemiyorum artık. Herkes yoluna gidecek.” Orhan duydukları karşısında sinirden köpürmeye başlamıştı. Öfkeyle yerinden kalkarken Özlem ne olduğunu anlamak istercesine ona baktı.

“Hüzün, sağlıklı düşünmüyorsun, yanına geleceğim.”

“Gelmeyin, gelirseniz buradan çıkar giderim. İzimi kaybettirmeyi senden öğrendim amca, bırakın da kendimi bulayım. Kendimi bildim bileli yalnızdım. Yengemden anne sıcaklığını, amcamdan baba sıcaklığını gördüm. Onlar için adaleti en az sizin kadar bende istiyorum. Erem intikamla kafayı bozmuş. İntikamda adalet bir değildir, bunu anlamıyor. Beni istemedi. Artık şaşırmıyorum, ailem bile beni istemezken Erem neden istesin ki?”

“Hüzün yapma…”

“Kapatıyorum amca, çok yoruldum.” Hüzün telefonu kapatırken çöktüğü yerden kalkarak üzerinde ki montunu çıkararak odada bulunan koltuğun üzerine atmıştı. Önce ılık bir tuş almaya karar vererek banyoya girdi. Kısa bir duş alarak odaya geçtiğinde yaşadıklarının ruh yorgunluğu ile kısa sürede uykuya dalmıştı.

***

“Dönüp durmayı bırak artık, başımı döndürdün?”

“Nereye gitti sence?”

“Madem bu kadar merak edecektin neden gitmesine engel olmadın?”

“Özge!”

“Ne var? Gittiğinden beri deli dana gibi dönüp duruyorsun. Ara sor o zaman…”

“Telefon numarası yok bende.” Özge başını iki yana sallayarak kollarını bağlayıp geriye doğru yaslandı. Erem onun rahat bir şekilde oturmaya devam ettiğini gördükçe daha da geriliyordu.

“Bir şey söylesene, sence nereye gitmiştir?”

“Ailesinin yanına nereye olacak?”

“Oraya gitmek isteseydi buraya gelmezdi. Ailesine gitmemiştir.” Erem ellerini saçlarına daldırarak nefesini dışarı bırakmıştı.

“Of Hüzün, Of…”

“Sakin ol artık, yarın ne yapacağını daha sağlıklı bir şekilde düşünürsün.”

“Yarın geç olabilir.”

“O zaman çık dışarı ara bul.” Erem kapıya doğru ilerlerken Özge şaşkınlıkla onun arkasından bakıyordu. Erem’i daha önce de endişeli görmüştü ama böylesini ilk kez görüyordu. Kapıdan çıkıp giden genç adamın arkasından bakarken şaşkındı. Kapının sert kapanması ile kendisine gelen Özge telefonunu eline alarak yardım edebilecek tek kişiyi aramıştı.

“Söyle?” Orhan çalan telefonu açarken az önce Hüzün ile olan konuşmasının gerginliğini hala atlatamamıştı.

“Kızgınsın!”

“Özge, şuanda çok sinirliyim o yüzden lafı dolaştırmadan söyle bana.”

“Baba…” Özge kısa bir duraksamanın ardından bir çırpıda soruvermişti. “Hüzün kayıp, nerde olduğunu bulabilir misin?”

“O iyi, merak etme. Ayrıca sen nereden biliyorsun?”

“Erem’i görmeye gelmiştim, o da buradaydı. Sonra tartıştılar ve o gitti. Erem kafayı yemek üzere.”

“Tartışmalarına bir katkın var mı Özge?” Orhan’ın sorusu genç kızın susmasına neden olmuştu. Kendisi bir şey yapmamıştı ama Hüzün’ün sözleri kulaklarında yankılanmıştı. ‘Lütfen, bu yaşıma kadar yalnız idare ettim, bundan sonra da idare ederim. Artık sorumluluk hissetmene gerek yok, yeterince sorumluluğun var. Size mutluluklar dilerim.’ Gözlerini kapatarak kısa kısa nefesler almaya başladı.

“Ben bir şey yapmadım. Ben geldiğimde zaten tartışıyorlardı. Ama sanırım giderken yanlış anlamış olabilir. Bize mutluluklar diledi.”

“Özge! Sana kaç kez söyleyeceğim kafana göre hareket etme diye?”

“Ben ne yaptım ki? Sadece Erem’e bakmaya gelmiştim.”

“Tamam, sorun yok. Bırak Erem arasın dursun, hakketti.”

“Ama amca, kızın gözleri tıpkı adı gibi bakıyordu. Erem’e acımıyorsun, o kıza da mı acımıyorsun?” Özge gerçekten üzülmüştü. Yanından üzgün bir şekilde geçip giden kızın ifadesini düşündükçe içi acıyordu.

“Sen karışma dedim. Erem onu sürekli yarı yolda bırakmanın cezasını çeksin. Kaç kez söyledim ona, akıllanmadı.”

“Bana söylesen?”

“Sen gevşek ağızlısın, hemen ona yetiştirirsin.””

“Ama baba…”

“Kes Özge, bu gece orada kal, yarın evine geçersin.”

“Neden burada kalamıyorum.” Özge yüzünü assa da karşıda ki kişinin göremeyeceğinin farkında değilmiş gibi omzunu silkeledi. Orhan kızgınlıkla konuşmuştu.

“Orada kalamayacağını sana söylemiştim. Erem sürekli gözetim altında olacak. Seni görenler ona karşı kullanır. Ya adam gibi sana tutulan dairede kal ya da geri gelirsin.” Özge pes ederek yerinde kıpırdanmıştı. Yüzü iyice alırken kabul etmekten başka bir seçeneği yoktu. Bu iş için çok uğraşmıştı ve şansını zorlamaya gerek yoktu.

“Tamam, anneme selam söyle. Geldiğimde kardeş istiyorum!” Özge babasının kükremesine gülerek telefonu kapatmıştı.

***

“Yine ne söyledi de seni bağırttı!” Orhan karısının sorusuna imalı bir şekilde bakarak karşılık vermişti.

“Ne? Neden bana öyle bakıyorsun?”

“Kardeş istiyormuş.” Özlem duyduğu sözle donup kalırken Orhan ağır adımlarla ona yaklaşarak kolunu beline dolayarak genç kadını kendisine çekmişti.

“Orhan ne yapıyorsun?”

“Ee karıcım, kızımız kardeş istiyor, sen ne diyorsun?”

“Saçmalama Orhan, kaç yaşına geldik.”

“Ne varmış yaşımızda? Hem daha çok genciz.” Özlem etrafına bakınarak Sude’nin gelip gelmediğine bakmıştı. Orhan onun utangaçlığı karşısında gülümserken yanağını öperek karısını serbest bıraktı. Özlem rahat bir nefes alırken Orhan ona gülümseyerek “O kadar rahatlama hayatım, şimdilik kardeş işini erteliyorum, önce halletmem gereken işler var.” Özlem genç adamın sıkıntılı bir şekilde oturmasını izlemişti. Yine ortalık karışacak gibi görünüyordu.

***

Gözlerini araladığında gözünü alan parlak ışığı kapatabilmek için bir kolunu gözlerinin üzerine koymuştu. Normalden fazla uyuduğu için başına müthiş bir ağrı saplanmıştı. Ağır bir şekilde yerinde doğrularak sırtını yatağın başlığına dayadı. Gözlerini hafif aralayarak ışığa alışmasını sağladıktan sonra yataktan kalkarak banyoya yöneldi. İşlerini hallettikten sonra valizini arabada unuttuğunu hatırlayınca üzerine önceki gün giydiği kıyafeti giyerek otelden ayrılmıştı. İlk önceliği ev bulmaktı. Eline telefonu alarak avukatını aradı. Şirkete doğru ilerlerken tutacağı evin şirkete yakın olmasına özen gösterecekti.

Taksi ile yolda ilerlerken en kısa sürede kendisine bir araba almaya karar verdi. Şirkete birkaç sapak kala gözüne ilişen ilan ile taksiciye kenara çekmesini söylemişti. Arabadan inerken gözleri hala karşısında duran ilandaydı. Bir apartman dairesinde küçük ofis ev isterken ilk kez bu fikrinden uzaklaşmıştı. Ağır adımlarla iki katlı müstakil eve doğru ilerlerken paslı bahçe kapısını açarak bakımsız ama önceden güzel olduğu belli olan bahçeye adım atmıştı. İkinci katta olan büyük balkondan aşağıya asılan ilana dikkatle bakarken mutluluktan neredeyse ağlayacaktı. İlk kez bir ev içini bu kadar ısıtmıştı. Oysa daha içini bile görmemişti. İlanda yazılı olan numarayı ararken heyecanlıydı. Ev sahibi gelene kadar avukatını arayarak gelmesini istedi.

Hüzün avukatı ve ev sahibi gelene kadar evin etrafında dolanırken arka bahçesinin daha büyük olduğunu görünce derin bir iç çekti. Neredeyse bir havuzu içine alacak büyüklükte olan evin bahçesinde kocaman bir çınar ağacı vardı. Çınar ağacında bir tarafı kopmuş olan salıncağa içi giderek bakmıştı. Hayalinde bahçe düzenlemesini hemen yapmıştı. Yeni bahçe duvarları ve duvar dibinde ekilecek çiçekleri bile hayal edebiliyordu.

“Hüzün Hanım?” Avukat Ali geldiği evin perişanlığını görünce şaşırmıştı.

“Geldiniz mi? az sonra ev sahibi de gelir.”

“Bu evin size uygun olduğunu sanmıyorum. Burası dökülüyor resmen.”

“Ama ben burayı istiyorum. Tadilat yapılabilir.”

“Size pahalıya patlayacaktır.”

“Para önemli değil, sadece alırken her şeyin yasal olduğundan emin ol.” Avukat genç kızın kararlı duruşundan onu vazgeçiremeyeceğini anlamıştı. Paslı kapının çıkardığı sesle ikili gelen kişiye dönmüştü. Ev sahibi olduğunu tahmin ettiği adam elinde bastonu ağır aksak yürüyen yaşlı bir adamdı.

“Selamünaleyküm,”

“Aleykümselam,” yaşlı adamın selamını alan ikili yaşlı adama doğru ilerledi.

“Evin sahibi sen misin amca?” Ali’nin araya girip konuşması ile adam biraz doğrularak onun yüzüne bakmıştı.

“Benim, ihtiyaç olmasa satmazdım baba yadigarı evi.” Hüzün üzgün adama bakarak iç çekmişti. Adamın doğru söylediğine inansa da araştırmadan evi almayacaktı.

“Ev çok bakımsız kalmış amca, neden?”

“Hanım hastalanınca oğlumun evine taşındık. Ama şartlar iyi gitmedi şimdide satmamız gerekiyor.” Yaşlı adam başını eve doğru çevirerek düşüncelere dalmıştı. Hüzün adamın her hareketini izliyordu. Adamın evi satmak istemediği her halinden belliydi.

“Elden ayaktan düşünce evladın eline bakmak zorunda kalıyorsun. Gönül isterdi ki bu evde ölmek ama nasip olmadı.” Ali bakışlarını genç kıza çevirirken Hüzün havayı dağıtmak için hemen konuştu.

“Evi gezebilir miyim?”

“Gez tabi kızım, gezmeden nasıl karar vereceksin?” Adam cebinden çıkardığı anahtarı genç kıza verirken kendisi geride durmuştu. Hüzün heyecanla kapıyı açarken uzun zamandır açılmadığını belli eden kapı gıcırtısı ile karşılanmıştı. Yüzünde istem dışı bir gülümseme olurken evdeki tüm olumsuzluklara rağmen Hüzün’ün içine bir huzur doluyordu. Kapıdan içeri girer girmez ağır bir koku karşılamıştı genç kızı. Havalandırılmayan ahşap mobilyalar yaşadıkça solunum kokusu bırakmıştı. Ali kızın eve hayran bakışlarından evi alacağını anlasa da sessiz kalmaya özen gösteriyordu. Alt katta salonda birlikte iki oda bir de mutfak vardı. Evin üst katına çıkan çift taraflı merdiven Hüzün’ü hayran bırakmıştı. Yüksek kapılar, ahşap pencereler ve eski mimarinin oyma ihtişamı. Ev resmen yaşıyordu.

Üst kata çıktıklarında genç kızı kocaman bir salonla birlikte geniş çift kanat kapı karşıladı. Alt katın yanı sıra üst katta daha büyük üç oda mevcuttu. Öne doğru uzanan büyük balkonda cabasıydı. Balkona çıkan genç kız asılan ilanın ipini kopararak yerinden kaldırmıştı. Ali ona şaşkınlıkla bakarken Hüzün gülümsedi.

“Araştır, ev amcaya aitse, yasal sorun yoksa alalım. Ederini verin, pazarlık yapmayın.”

“Ama…”

“Dediğimi yapın.” İkili merdivenlerden alt kata indiğinde yaşlı adamın salonda ki eskitme oyma kenarlı koltuklara hasretle dokunduğunu görünce içi burkulmuştu.

“Amca bu kadar üzüleceksen neden satıyorsun evini?”

“Ne yapayım kızım, gelin boş ev varken bizi yanında tutmamak için elinden geleni yapıyor. Ya evi satacam ya da ayazda kalacaz. Tek olsam başımı sokacak bir yer bulurum ama Hanım hasta.”

“Oğlun bir şey demiyor mu?”

“Gelinin ağzına bakıyor o da. Mecbur satıp parasını hanımın tedavi masrafını karşılayacam torunların okul parası…” adam sözlerini keserek yaşlı gözlerle genç kaza bakmıştı. Hüzün adamın perişan haline üzülürken ne diyeceğini bilememişti. Yutkunarak ne yapacağını düşündü.

“Ne istiyorsun bu eve?”

“Bilmem ki ne kadar kızım, sen söyle bir ömür ne kadar eder?” Hüzün şaşırarak adama bakmıştı. Hayatının değerini soran adam onu şaşırtmıştı.

“Biz piyasa fiyatını araştıralım, öyle pazarlığa oturalım olur mu?” yaşlı adam başını sallarken Hüzün avukata talimat vermişti. Yaşlı adamla önce tapu dairesine gidecek oradan mülkün gerçek sahibi olduğunu öğrenir öğrenmez emlakçılardan semtteki ev fiyatını öğrenip satış işlemini halledecekti. Yaşlı adam evden çıkarken iç çekerek eve son kez bakmıştı. Hüzün kapıyı kilitleyerek anahtarı yaşlı adama geri verdi. İçi hiç rahat değildi. Sanki yuvalarını yaşlı çiftin elinden alıyormuş gibi hissediyordu.

Gün içinde işlemler ev satış işlemlerini halleden grup yaşlı adamı evine bırakmak için yola koyulmuştu. Yaşlı adam itiraz etse de Hüzün onu bırakmak için ısrar edince bir şey söyleyememişti.

“Ee Hilmi amca, evi sattın bundan sonra ne yapacaksın?”

“Ne yapayım kızım, Hanım iyileşsin de başka bir şey istemem.”

“İstediğin zaman evi ziyarete gelebilirsin, sakın çekinme. Evde biraz tadilat olacak ama bir yerini değiştirmeyi düşünmüyorum.”

“Allah razı olsun kızım.” Yaşlı adam önüne dönerken Ali adamın tarif ettiği sokağa girince yaşlı adam ilerde ki oldukça lüks görünen binayı göstererek arabayı durdurmasını istemişti.

“Burada mı oturuyor oğlun?”

“He ya, oğlum da gelinim de doktordur!” Adamın sözlerine Ali kaşlarını çatarken Hüzün dişlerini sıkmaya başlamıştı. Maddi durumlarının iyi olmasına rağmen yaşlı bir adama evini sattıran çifte ikisi de kızmıştı.

“Ali!” sesinde ki ton genç adamı alarma geçirmişti.

“Amca biz seni dairene kadar çıkaralım.” Adam yeniden itiraz etmeye başlamıştı. Hüzün yaşlı adamın koluna girerek onunla birlikte apartmana doğru ilerledi. Yaklaştıkça yanında ki adamın gerginliğinin arttığını hissedebiliyordu. Adam sıkıntı ile yerinde durarak genç kıza döndü.

“Şey kızım…”

“Evet Hilmi amca?”

“Evi sattım ya, kaça sattığımı söyleme olur mu?” yaşlı adamın utanarak söylediği sözler genç kadının canını daha çok sıkmıştı.

“Sen nasıl istersen amca, sen söylersin.” Ali ikiliyi geriden takip ederken sessizdi. Oldukça güvenlikli bir kapıdan geçtikten sora asansör ile en üst kata çıktılar. Yaşlı adam kapının zilini çaldığında ise içeriden hiçte kibar olmayan bir söylenme ile kapıyı açan kadın karşısında üç kişi bulunca şaşırmıştı.

“Sizde kimsiniz?”

“Biz Hilmi amcayı evine bırakmıştık.” Kadın gözlerini kısarak Hüzün ve Ali’ye bakarken çekinmeden yaşlı adama çıkışmıştı.

“Evime yabancı insanları nasıl getirirsin?” adam mahcup bir şekilde bakarken endişe ile konuşmuştu.

“Şey kızım bu Hanım benim evi satın aldı.”

“Evi sattın mı? Bize niye haber vermedin? Kendi başına nasıl iş yaparsın?”

“Kendi evini satmak için sizin izninize ihtiyacı olduğunu sanmıyorum.” Ali dayanamayarak araya girmişti. Kadın çirkef bir şekilde konuşmasına devam etmişti.

“Tabi buldunuz yaşlı adamı kandırıp ucuza evi kapattınız değil mi? Sizi dava edeceğim.”

“İstediğinizi yapabilirsiniz?” Yaşlı adam çekingen bir şekilde eve girerken Hüzün dayanamayarak onun peşinden gitmişti. Kadın ona engel olmak istese de başarılı olamamıştı.

“İzinsiz evime giremezsiniz. Polisi arayacağım.” Hüzün yaşlı adamın girdiği odaya kapı kapanmadan girince şaşkınlıkla olduğu yerde kalmıştı. Odada eski bir yer yatağı ve iki kapılı bir dolaptan başka bir eşya yoktu. Yerde eski sağanlar vardı. Hüzün öfkesi kabararak hala kendisini evinden atmaya çalışan kadına dönünce kadın susarak bir adım geri gitmişti.

“Hilmi amca, sen ve eşin burada mı kalıyorsun?”

“Şey…”

“Çıkın evimden.” Ali Hüzün’ün kapattığı kapı ağzından yana kayarak içeri bakarken yaşlı bir kadının yer yatağında uzandığını görmüştü.

“Bu insan haklarına aykırı. Lüks bir evde sefil bir şekilde yaşamak… Sizi dava edebilirim.”

“Siz ne karışıyorsunuz?” Dış kapıdan gelen anahtar sesi ile Hüzün hızla kapıya dönmüştü. İçeri elinde çantası ile oldukça şık giyinmiş bir adam girmişti. Hüzün’e bakarak yanında ki kadına sordu.

“Bunlar kim Canan?”

“Gel gel de babanın yaptığını öğren. Evini bu fırsatçılara satmış.” Hüzün adama yaklaşarak eliyle az önce çıktığı odayı işaret ederek “O adam senin baban mı?” dedi. Adam kaşlarını çatarak konuştu.

“Sen kimsin?”

“Sana bir soru sordum, o içeride yatan annen mi? O adam baban mı?”

“Öyleyse ne olmuş?” Adamın sözleri ile Hüzün dayanamayarak adamın yüzüne sert bir yumruk atmıştı. Karısı çığlık atarak kocasının yanına koşarken Hüzün öfkesi burnunda bağırarak konuştu.

“O adam seni kendisine köpek muamelesi yapasın diye mi okuttu? Bunca lüks evde bir döşeği çok mu gördün?” bakışlarını kadına çevirerek konuşmasına devam etti.

“Bu kadının bir ruju bile etmeyecek eşyayı seni doğurup büyüten annene çok mu gördün? Birde hesap mı soruyorsunuz? Tüh sizin kalıbınıza. Eti sana ağır geliyorsa onları ben alırım.” Ali şok olmuş bir şekilde genç kıza bakarken söze girmek istemiş ama Hüzün izin vermemişti.

“Ali Bey, içeride yatan kadını da Hilmi amcayı da önce hastaneye oradan da ev tadilat olana kadar benim kaldığım otele götürelim.”

“Ama Hüzün Hanım?”

“Sana dediğimi yap?” Hilmi Bey gözü yaşlı genç kıza bakarken Hüzün yutkunarak yaşlı adamın elini alıp öpmüştü.

“Hilmi amca, biliyorum beni tanımıyorsun ama benimle yaşar mısınız? Benim kimsem yok, o evde tek başına yaşayacaktım. Sizde gelirseniz koca evde yalnız kalmamış olurum. Ne dersin?”

“Ne diyeyim, Allah razı olsun kızım.”

“Baba…”

“Baba mı? Sen o adama baba demeye utanmıyor musun? Şu kadının durumu ne? Bir de doktor olacaksınız? İkinizi de şikayet edeceğim. Doktor evinde ki hastaya bakmıyorsa hiçbir hastaya bakmamalı.” Ali yaşlı kadını sırtına alarak dış kapıya yöneldiğinde gelin sinirle konuşmuştu.

“Bu kapıdan çıkarsanız bir daha gelemezsiniz.”

“Gelmeyecekler zaten.”

“İyi gidin bakalım, torununu gösteriyor muyum?” Yaşlı adam üzüntü ile gelini ve oğluna bakmıştı.

“Görmesek de olur gelin, nasılsa bizden iğreniyor. Çocuğu nasıl büyütürsen öyle devam eder. İnşallah çocuğunuz sizin kadar zalim olmaz.”

“Allah yaptıklarını bir şekilde çıkarır be amcam. Sen merak etme. Hadi gidelim.”

“Eşyalarım…”

“Boş ver o eski şeyleri ben size yenilerini alırım. Hem ben almasam bile sen karına da kendine de alırsın.” Yaşlı adam ev satışından neredeyse küçük bir servet kazanmıştı. Sattığı evde yaşayacaktı. Başka ne isterdi ki?

İkili evden çıkarken oğlu itirazlarına devam ediyordu. Arabaya kadar arkalarından gelse de sonunda karısının sözleri ile duraksamıştı.

“Ne ısrar ediyorsun, bırak sonunda kurtulduk.” Hüzün kadına doğru ilerlerken yaşlı adam genç kızı kolundan yakalamıştı.

“Bırak kızım, Allah’ından bulsun. Hadi gidelim.” Yaşlı adam bilinmez bir yola çıksa da tek güvendiği şey ev satışından aldığı paranın onları yıllarca idare edebilecek olmasıydı. Belki ilerde yanında ki kıza da yük olacaklardı ama bilecekti ki karısını bakabilecek kadar parası vardı.

Araba apartmanın önünden ayrılırken Ali arkada oturan yaşlı çifte bakarak Hüzün’e döndü.

“Nereye gidiyoruz?”

“Burada ki en iyi hastane hangisi, onu öğrenelim ve teyzeyi oraya götürelim.”

“Sanırım doktorları iyi olan bir hastane biliyorum.” Ali arabasını sürerken sürekli arkada ağlayan yaşlı kadına bakıyordu. Hüzün sessizdi. Yaptığının doğru olduğuna inanıyordu. Birden gülümsemişti.

“Her şeyde bir hayır vardır.”

“Anlamadım?”

“Dün kimsem kalmadığı için ağlıyordum bu gün hem evim hem de anne babam oldu.” Ali kıza gülümserken başını iki yana salladı.

“Ev alana aile bedava.” İkili şakalaşarak hastaneye vardığında yaşlı adam genç kıza sürekli dua edip duruyordu.

“Sigortamız vardı keşke bizi sigorta hastanesine götürseydin be kızım?” yaşlı adam hastanenin dışından bile ben parayım diye bağıran binaya bakarken iç çekmişti.

“Merak etme amca, burası yabancı yer değil, teyzeden para almayacaklar.”

“Nasıl?” Hüzün bakışlarını Ali’ye çevirmişti.

“Şey… Burası bize ait, yani aileme.”

“Ailen bu kadar zenginse sen neden avukat olarak sürünüyorsun?”

“Ben işimi severek yapıyorum. Babam gibi konuşma.”

“Tamam sustum.” Hüzün kadının alınması için gelen sedyeye eşlik ederken bir yandan da yaşlı adama yardım ediyordu. İşlemler hemen yapılmış, Ali’yi görenler ise ona şaşkınlıkla bakmıştı.

“Anlaşılan hastaneye pek uğramıyorsun?”

“Ben isyan eden taraftım. Ailede herkes doktor ben hariç!” kendisi ile gurur duyan adam gülümserken karşıdan gelen topluluğu görünce yüzünü asmıştı. Onun baktığı yöne bakan genç kız tek kaşını kaldırarak genç adama baktı.

“Ali?”

“Şimdi yandık.”

“Ali, sen buraya gelmezdin bir şey mi oldu?” Soruyu soran otuzlu yaşları ortasında oldukça bakımlı bir kadındı.

“Ben iyiyim abla, nasılsın kardeşim.” Hüzün yanında ki adamın gerginliğini gördükçe eğleniyordu.

“Bu Hanım kız kim?”

“Şey, bu patronum Hüzün Hanım.” Ali sanki küfretmiş gibi bir ifade takınan üçüncü adama kızarak konuşmuştu.

“Sen bu ailenin üyesisin nasıl emir alırsın?”

“Neden?” Hüzün dayanamayarak araya girmişti.

“Siz karışmasanız?” Ali genç kızı uyarırken aralarında hiç konuşmayan kadın konuşmuştu.

“Üzerine gitmeyin, herkes tıbbı sevecek değil ya? Merhaba ben Aslı, Alinin kız kardeşiyim. Ayrıca burada psikoloğum. Bu ablam Nalan, kalp cerrahıdır, beyin cerrahı abim veli ve jinekolog ikizim Arda…” Hüzün kızın kendilerini tanıtması ile hafif gülümsemişti.

“Diğerleri nerede?”

“Diğerleri mi? Başka kardeşinde mi var?” Ali utanarak bakışlarını kaçırmıştı. Onun yerine Aslı cevap vermişti.

“Burada ki bölüm başlarının hepsi ailedendir. Anlayacağın aile hastanesi burası. Çıkış yok maalesef.” Kızın sözleri ile şaşıran genç kız Ali’ye dönerek “Etkili bir isyan olmalı, bunca aile üyesi arasında avukat olmak büyük başarı.”

“Ya ne demezsiniz.”

“Aileden kaçtığı söylenemez, hastanenin hukuk ofisinin başı olur kendisi.” Hüzün dayanamayarak kahkaha atmaya başlamıştı. Bulunduğu ortam birden komik gelmişti. Kendisine kınayıcı bakışlar atanlara aldırış etmeyerek gülmesine devam ederken adının Veli olduğunu öğrendiği adam araya girerek sormuştu.

“Siz neden buradasınız?”

“Biz bir hasta getirmiştik. Hasta girişini yaptık, ücreti ödendi.”

“Yani senin hastan?”

“Öyle de denebilir. Size emanet.” Grup bir süre daha konuştuktan sonra yaşlı kadının yatışı yapılmış, Hilmi amca da karısının yanında refakatçi olarak kalmıştı. Hastaneden dualarla ayrılan ikili, evin tadilatı için ertesi gün görüşeceklerini kararlaştırarak ayrıldı.

Hüzün otel odasına adım attığında oldukça yorgundu. Kıyafetleri ile yatağa uzanırken kısa sürede uykuya dalmıştı. Sabah onun için yeniden hareketli geçecekti. İşlerini hallettikten sonra şirkette ki hak ettiği pozisyonu alacaktı. İç çekerek sağa dönerken kendisini izleyen bakışlardan habersizdi. 

****

Umarım beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı eksik etmeseniz sevinirim. 

13880cookie-checkİntikam 21. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

3 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*