Temmuz 2, 2021 Yazarı mermaridyy 9

Tatlı Hata 26. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu bölüm biraz durağan geçti. Yan karakterlere de yer vermek istedim. Hep başrol olmaz değil mi? Keyifli okumalar.

***

Genç kız gözlerini açtığında başında müthiş bir ağrı vardı.  Gece yaptığı konuşmanın utancını hala yaşıyordu. Aras’ı birden karşısında görünce ne yapacağını şaşırmış adamın şaşkın yüzüne telefonu kapatmıştı. Aras’ın tüm aramalarını reddederek sabaha kadar uyuyamamıştı. Resmen Akın yüzünden rezil olmuştu. başının ağrısını dindirmek için yatağının yanında ki komodinin üzerinden aldığı türbendi sıkı bir şekilde başına bağlamıştı.

“Arya, kızım uyan artık geç kalacaksın.” Annesinin sesini duyan genç kız gözlerini kapayarak yorganın altına girmişti. yine migren ağrısı başlamıştı.

“Arya, kızım kalksana!” Emine Hanım odaya girdiğinde kızının hala yorganın altında olduğunu görünce odanın perdesini aralayarak yorganı genç kızın üzerinden çekmişti.

“Anne ya!” diye söylenen kızının başında ki yazmayı gören kadın üzüntüyle Arya’ya bakmıştı.

“Yine migrenin mi tuttu kızım? Ben Aras oğlumu arayıp gelmeyeceğini söyleyeyim.” Arya annesine itiraz edemeden kadın açtığı perdeleri kapatarak hızla odadan çıkmıştı. Oda karanlığa gömülürken başını yastığa atarak yorganı üzerine çekmişti. Kapısı tıklatıldığında genç kız isyanla “Anne, lütfen vurma kapıya,” diye söylenmişti. Kapı aralanıp yeniden kapandığında odanın içinde duyduğu sesi garipsemişti. Birisi etrafa çarparak yatağına yaklaşıyordu. Arya garip bir hisle yorganın altından çıkarak karanlıktaki kişiye bakmaya çalışmıştı.

“Abi?” Arya’nın kısık çıkan sesine karşılık sesinde ki acıyı duyan genç adam hızla yatağa ulaşmıştı. Yatağın kenarına oturarak “Benim,” diyen Aras’tan başkası değildi. Genç adam gece telefonlarını açmayan Arya’yı merak ederek sabah erkeden kızı görmeye gelmişti. Kapıyı açan Emine Hanım kızının migren ağrısı yüzünden işe gelemeyeceğini öğrendiğinde başta Arya’nın numara yapmış olabileceğini düşünmüştü. Odasına girdiğinde ise karşılaştığı karanlıkla kaçları iyice çatılmıştı. Genç kızın acı sesi Aras’ı panikletirken hızla atağın yanına ulaşarak kızın yanına oturmuştu.

“Aras,” genç adam kızın karanlıkta bile parlayan ıslak gözlerine bakarken içi acımıştı. “

Hadi kalk doktora gidelim.”

“Gerek yok, geçer bir iki saate,” Arya hala Aras’ın odasında olduğuna inanamıyordu.

“İnat etme Arya, hadi doktora gidelim.” Aras kızın başında ki yazmaya dokunarak kızın alnını ovalamaya başlamıştı.

“Neden geldin Aras, işe gitmen gerekiyordu.”

“İşi düşünme nasılsa Akın limandadır. Hadi kalk giyin de gidelim.” Aras odadan çıkarken Arya onun arkasından gözleri yaşlı bir şekilde bakmıştı.

“Kızım, hadi hazırlayalım seni de doktora gidin.” Arya annesine şaşkınlıkla bakarken Emine Hanım gülümseyerek kızına “Bakma öyle Aras oğlum yardım edeyim diye gönderdi beni,” dedi. Arya başını iki yana sallarken karanlık odada kızının hazırlanmasına yardım eden kadın ıslak bezle Arya’nın yüzünü silmeye kalkınca Arya irkilerek geri çekilmişti.

“Anne ne yapıyorsun?”

“Banyo aydınlıktır kızım, yüzünü siliyorum.” Arya sesi yükselen kadını susturabilmek için eliyle kulaklarını kapatmıştı. “Anne sessiz olur musun? Başım çatlıyor…” genç kız hazırlandığında Emine Hanım odadan çıkarak Aras’a haber vermişti. Aras genç kızın odasına girerek başına sardığı türbendi çözüp gözlerini kapatmıştı. Arya adamın ne yapmaya çalıştığını anladığında koluna giren elle gerilmişti. Aras kızı odanın kapısına yönlendirerek dışarıya çıkarırken bir yandan da kendilerine bakan aile üyelerine “Biz hastaneye gidiyoruz,” diyerek bilgi vermişti.

“Buna gerek yoktu,” derken bile genç kızın sesi güçlükle çıkıyordu.

“Hadi Arya, sessiz ol da başın daha fazla ağrımasın.” Aras kızı evden götürürken Selim şaşkınlıkla Serdar’a bakmıştı.

“Neden öyle bakıyorsun?” Selim kardeşinin sorusu ile “Bir ayarın yok değil mi? adam gelip kardeşini alıp gitti ve sen sakince onu izledin.” Serdar omzunu silkeleyerek salona dönerken “Arya bu kez o kadar kötü görünmüyordu. Bırakalım da damat ilgilensin. Hem benim yapacak işlerim var.”

“Kardeşinden daha önemli ne işin olabilir senin?”

“Abi, sende biliyorsun ki ikizler için her şeyi yaparım. Şuanda acil bir durum yok sende biliyorsun. Madem bu kadar rahatsız olsun sen neden kardeşini gönderdin? Büyük abi sensin, sen varken hani bana laf düşmüyordu?” Serdar abisini susturmanın keyfi ile otururken Selim şaşkınlıkla üste çıkan kardeşinin arkasından bakmıştı. Kahvaltıyı hazırlayan annesi ve Gülşen onları çağırdığında herkes masaya oturup kahvaltısını yapmaya başlamıştı.

“Gülten anne, hastaneden sonra sizi bir yere götüreceğim,” Serdar karşısında ki genç kıza bakarak bakışlarını annesine çevirmişti.

“Olur oğlum, nereye gideceğiz.”

“Sürpriz olsun, gidince görürsünüz.” Gülten Hanım ve Gülşen genç adama merakla bakarken konuyu bilen Emine Hanım büyük oğluna dönerek “Oğlum, sen bugün eve geç, çocuklar babasını özlemiştir,” dedi. Selim başını sallayarak annesine cevap vermişti.

“Çocukları görüp gelirim anne, sizi hastaneye bırakırım.”

“Gelme evladım, biraz ailenle vakit geçir. Eşini de kaç gündür görmüyorsun.”

“Esma ile konuşuyoruz anne, o da babam eve geçmeden gelme dedi. Biliyorsun çocuklar olmasaydı o da buraya gelecekti. Ama iki afacan gün geçtikçe daha da yaramaz oluyor.”

“Deme torunlarıma öyle burnumda tüttü canlarım benim. Baban iyi olsun torunlarımı yanıma alacağım. Siz de Esma ile biraz tatil yaparsınız.” Selim annesinin eline uzanarak alıp öpmüştü.

“Sen bizi düşünme anne, Esma’nın bir şikayeti yok.”

“Allah razı olsun gelinimden. Allah gönlüne göre versin.” Selim annesinin sözlerine yalancı bir şekilde kaşlarını çatarak “Verdi ya gönlüne göre anne, daha ne istiyor,” dediğinde Selim abisinin sözlerine kahkaha atmıştı.

“Duydun mu anne, yengeme de sormak lazım.”

“Serdar, kaçınma kardaşım, bak kızın önünde almayayım façanı!” Selim’in sözleri ile Serdar geri adım atmıştı. Kendisi polis olsa da abisi kadar donanımlı değildi. Abisi doğuda şark görevini yaparken her ihtimal düşünerek eğitim almıştı.

“Anladık, sana da şaka yapılmıyor.”

“Şakanın yeri var, ailemle ilgili şakalardan hoşlanmadığımı bilirsin.” Serdar abisinin karısı ve çocukları konusunda ne kadar ciddi olduğunu unuttuğu için kendine kızmıştı.

“Kapatın şu konuyu, Gülten teyzenize ayıp oluyor.”

“Yok Emine, bırak konuşsunlar. Maşallah oğluma, karısını sevdiği belli, Allah bozmasın.”

“Amin, kızım da pek sever oğlumu.” Emine Hanım gururla iki evladına bakarken Selim utanarak bakışlarını kaçırmıştı.

“Efe nerede Gülşen anne, bu aralar onu göremez olduk.”

“Kendine arkadaş edindi mahalleden. Sabah kahvaltıya çağırdılar.”

“Öyle mi, kim olduğunu söyledi mi?” Serdar sorarken Selim kardeşine tek kaşını kaldırarak bakmıştı.

“Kim olabilir Serdar, bu mahallede serseri mi varda hemen sorguya çekiyorsun. Yan apartmanda oturan Ali ile arkadaş oldu. Çocuk iyi benim eski öğrencilerimden.”

“Sen tanıyorsan sorun yok abi, iyi oldu yalnız kalmamış olur. Onunla da ilgilenemedik, ayıp oldu çocuğa.”

“Öyle deme evladım, Efe biliyor başınızdaki sorunları. Size gönül koymaz.”

“Şu günler geçsin, onu da alıp denize açılacağım. Balık tutarız, seveceğine eminim.” Gülşen genç adama gülümseyerek bakarken Selim yerinden kalkarak annesi “Benim küçük bir işim var anne, siz hazır olunca çıkarız,” dedi.

Aile bir saat sonra evden ayrıldığında iki araba ile hastaneye gelmişlerdi. Gülten hanımın kan tahlilleri yapılırken Emine Hanım da normal odaya alınan kocasının yanına gitmişti. Serdar da babasını gördükten sonra anne kızı yanına alarak hastaneden ayrılmıştı.

“Evladım nereye gideceğimizi söylemeyecek misin?”

“Sürpriz dedim ya anne, Efe’yi de alalım bence.” Gülşen kardeşini de almayı planlayan Serdar’ın onları nereye götürmek istediğini hemen anlamıştı. Gözleri şaşkınlıkla genç adama dönerken Serdar kendisine bakan kıza göz kırparak “Kardeşini ara da nerde olduğunu öğren,” dedi. Gülşen hemen Efe’yi ararken nerede olduğunu öğrenerek genç delikanlıyı almaya gittiler.

“Serdar abi, hayırdır nereye gidiyoruz.” Serdar Efe’ye gülümseyerek yanlarında ki arkadaşına bakmıştı.

“Sen Ali olmalısın?” diye soran Serdar Efe’nin arabaya binmesini beklemişti. Genç adam annesinin yanına binerken Ali ile kısa bir sohbet eden genç adam arabayı hareket ettirerek yola koyulduğunda Efe sorularına başlamıştı.

“Serdar abi nereye gidiyoruz.”

“Az bir yolumuz kaldı Efe, gidince görürsün.” Araba evin yoluna girdiğinde Efe tekrar konuşmuştu.

“Eve mi dönüyoruz, hani gezecektik.”

“Eve gitmiyoruz Efe, sadece yolumuzun üzerinde bizim ev.” Serdar gülümseyerek heyecanlı genç adama bakarken Gülşen arabanın yavaşlaması ile etrafına bakınmaya başlamıştı. Etrafı yeşilliklerle kaplı şirin bir mahalleye gelmişlerdi. Evler bahçeli ve etrafı çiçeklerle çevriliydi. Gülşen’in gözleri az ilerdeki etrafı hanımeli ile çevrili olan mavi boyalı eve takıldığında farkında olmadan “Şu ev çok güzel değil mi anne, üstelik etrafı hanımeli çiçeği ile sarılmış,” dediğinde Serdar genç kıza gülümsemişti. Araba genç kızın bahsettiği evin bahçe kapısının önünde durunca genç kıza dönerek “Beğendin mi?” diye sordu.

“Evet, dışı çok güzel ve bakımlı. Muhtemelen sahipleri evdekiler çok uğraşmışlar bahçeyle.”

“Hadi inelim,” Serdar arabadan inerken Gülşen ve diğerleri şaşkın bakışları altında genç adama bakmıştı. Gülşen hızla arabadan inerken Gülten Hanım ve Efe de genç kızın peşinden arabadan inmişti.

“Serdar neden buraya geldik?” genç adam Gülşen’in yanına giderek iki kadını da eve doğru yönlendirmişti. Bahçe kapısını açarak “Eğer sizde isterseniz bu ev bizim olacak!” dediğinde Gülten Hanım ve Gülşen olduğu yerde duraksamıştı.

“Bu evi mi alacaksın Serdar abi, ev çok güzelmiş ama size büyük değil mi?” Efe iki kadının şaşkınlığına gülerek genç adama sormuştu.

“Aile evi işte, sen annen ve ablan birlikte yaşayacağız.”

“Oğlum sen ne diyorsun?” Gülşen Hanım kendine geldiğinde sormuştu.

“Bu evi bizim için almayı düşünüyorum. Eğer siz de severseniz hemen tapuya gideceğiz.” Gülten Hanım şaşkınlıkla genç adama baktı.

“Serdar, sen ciddi misin? Bu ev çok güzel, ama altından kalkabilecek miyiz?” Serdar genç kızın hayranlıkla eve baktığını görünce kararını vermişti.

Evi alacaktı.

“Hadi içine bakalım.”  Serdar önde elinde ki anahtar ile kapıyı açarken Gülşen heyecanla peşinden eve girmişti. Gülten Hanım iki gencin heyecanını izlerken şükrediyordu. Kızını emanet edebileceği adam ona iyi bakacaktı.

“Gülten anne neden dışarıda duruyorsunuz? Hadi gelin,” Efe ve yaşlı kadın eve girerken Serdar ikilinin arkasına geçerek evi iyice gezmelerini izlemişti. Evin her katı üç oda bir salondan oluşuyordu. Açık bir mutfak planı beklemeyen Gülşen şaşkınlıkla genç adama baktı.

“Burada böyle bir ev beklemiyordum. Açık mutfak olacağını asla düşünemezdim.”

“Aslında eski tip evlere bakarsanız özellikle köy evlerinde mutfak ve salon olarak kullanılan oda birleşiktir. Şimdilerde ayrı yapılsa da babaannemin evinde de aynıydı. Bu evin sahibi biraz daha modernleştirmiş mutfağı. Arka bahçeye açılan bir kapısı var üstelik.” Gülşen etrafına bakınırken Gülten Hanım üst kata çıkan merdivenlere göz atmıştı.

“Evladım, üst katta bu şekildeyse ben hiç çıkmayayım. Dizlerim ağrımaya başladı.” Serdar kadına üzgün bir şekilde bakarak “Bu kat senin olur Gülten anne, hem merdiven çıkmak zorunda da kalmazsın. Bizde Gülşen hangisini isterse o katta kalırız.” Gülten Hanım Serdar’ın yüzünü okşayarak hafif gülümsemişti.

“Allah razı olsun oğlum, siz mutlu olun da gerisi önemli değil.”

“Olur mu öyle şey, sen olmazsan biz mutlu olamayız ki. Hadi anne şu evi bir gez beğenirsen ev sahibi ile anlaşmaya gideceğim.”

“Kızım beğendiyse bende beğenirim. Gülşen ne dersin evi beğendin mi?”

“Çok güzel anne ama çok pahalı değil midir?”

“Sen beğendin mi Gülşen, gerisini düşünme artık. Hadi üst katları da gezelim sonra çıkarız. Efe, sen en üst kata bak istersen. Tam sana göre bir çatı arası odası var. Üstelik manzarası harika!” Efe genç adamın sözleri ile hızla merdivenlere yönelmişti. Bina içinden merdiven olduğu gibi dış kısımdan da her kata ayrı bir merdiven vardı. Gülşen ve Efe yanlarından ayrıldığında Gülten Hanım genç adamın koluna tutarak dikkatini çekmişti.

“Bir şey mi oldu Gülten anne?”

“Oğlum, bırak ev için bende yardım edeyim. Düğün kuracaksın çok masrafın olacak.”

“Merak etme anne, yıllardır biriktirim yaptım çok şükür eve de düğüne de yetecek kadar kazandım. Yetmezse bile kredi çekerim. Sen üzülme.”

“Ama oğlum niye borca gireceksin, hem birlikte yaşayacağız dedin. Ben de elimi taşın altına koyayım.”

“Anne, sen paranı Efe için biriktir. Söz bir sıkıntım olursa sana söyleyeceğim. Gel biz arka bahçeye bakalım.” Kadın genç adamı ikna edemeyeceğini anladığında ısrar etmekten vazgeçmişti. İkili arka bahçeye çıkarken Gülten hanımın tepkilerini yakından inceleyen genç adam onun bahçeyi beğendiğini anlayınca derin bir nefes almıştı.

“Size de yakın burası, havası da mis gibi.”

“Öyledir memleketim. Burası senin sağlığına da iyi gelecektir. Komşuların çok iyi olacak.” Kadın sessizce başını sallamıştı. Bahçedeki kiraz ağacını görünce duygulanan kadın bakışlarını Serdar’dan kaçırmıştı.

“Anne ev çok güzel,” diyerek Gülşen bahçeye çıktığında ortamın havası değişmişti.

“Beğenmene sevindim kızım, Efe nerede?”

“O üst kata bakıyordu, odasını seçti bile.” Serdar kızın neşesiyle mutlu olmuştu.

“Karar verdiğimize göre gidip ev sahibi ile buluşalım. Tapu dairesine daha gideceğiz.” Efe’yi çağırdıktan sonra evi kilitleyerek yola koyulan genç adam ev sahibini arayarak önce bankaya sonra da tapu dairesine gitmişti. Paranın yarısını çektikten sonra geriye kalan parayı adamın hesabına havale etmek üzere anlaşmışlardı. Serdar’ın polis olması adamın güvenmesine yetmişti. İşlemler birkaç saat süreceği için genç adam Gülten hanımı Efe ile birlikte eve bırakıp Gülşen ile yeniden tapu işlemleri için yola koyulmuşlardı.

“Serdar, bu kadar masrafa gerek var mıydı? Kiraya ev tutabilirdik. Senin tayinin çıkarsa ne olacak?”

“Evimiz burada kalacak Gülşen, annen ve Efe rahat eder. Annen isterse bizimle gelir ama Efe okul için burada olacak. Annen de onunla kalmak isteyecektir. Hem tayin için çok var. Doğu görevimi yaptım biliyorsun.” Gülşen genç adamın sözlerine hafif gülümsemişti. Serdar doğu görevini abisi ile birlikte yapmıştı.

“Abimin de burada bizimle olmasını çok isterdim.” Kızın hüzünlü çıkan sesi Serdar’ın da üzülmesine neden olmuştu.

“Abin herkese nasip olmayacak bir mertebeye erişti Gülşen, onun için üzülmemelisin. Bir gün olur ya bende…” Gülşen ne söyleyeceğini anladığında hızla genç adamın ağzını kapatmıştı.

“Söyleme, senin nefes almadığın ihtimalini duymak bile istemiyorum.”

“Peki, ama bu konu burada kapanmadı Gülşen. Hadi yuvamızı alalım.” Gülşen sessiz bir kabullenişle yola bakarken ikili geleceğe yönelik ilk adımını atıp evlerini almıştı.

***

Arya serumunun bitmesi ile yanında ki genç adama bakmıştı. Aras yatağın yanındaki sandalyeye oturarak telefonundan sürekli bir şeyler yazıyordu. Genç kız sessizce onu izlerken boğazını temizleyerek “Serum bitti, hemşireye söyler misin?” dediğinde Aras kıza bakışlarını çevirerek yerinden doğrulmuştu. Arya’nın başı ağrıdığı için genç adam serum takıldığında beri tek kelime etmemişti. Hemşire serumu çıkardıktan sonra ‘geçmiş olsun,’ diyerek yanlarından ayrılırken Aras derin bir nefes alarak “Daha iyi misin?” dedi. Arya başını sallayarak genç adama cevap verirken kızın yataktan kalkmasına yardım eden Aras “İstersen seni eve bırakayım, bu gün işe gelme,” dedi.

“Ben iyiyim, stajımı yakmaya niyetim yok.”

“Patron benim unuttun mu?”

“Hukuk öğrencisine sahtekârlık teklif ediyorsun. Stajımı hakkıyla yapacağım.”

“Sonra?” Arya anlamaz bir şekilde genç adama bakarken Aras onun şaşkın ifadesine gülmüştü.

“Stajdan sonra hukuk bürosunu açacak mısın?” Arya düşünceli bir şekilde bakışlarını kaçırırken Aras onun tereddütte olduğunu anladığında üzerine gitmemeye karar verdi.

“Neyse bunu sonra konuşuruz. Madem daha iyisin, babanı görüp limana gidelim.” Genç kız ayakkabılarını giyerek ayağa kalktığında Aras hemen koluna girmişti. arya adamın ilgisi karşısında mutlu olsa da bakışlarını kaçırmıştı.

“Teşekkür ederim.” İkili babasının odasına doğru ilerlerken koridorda Selim ile karşılaşmıştı.

“Arya siz burada mıydınız?”

“Aras yakın diye buraya getirdi abi, babam nasıl oldu.”

“Odaya alındı, annem yanında. Hadi yanlarına gidelim.” Selim kardeşinin omzuna kolunu atarak kızı kendine çekmişti. Saçlarına dudaklarını bastırırken “İyi misin güzeli,” dedi. Arya bakışlarını Aras’tan kaçırırken başını sallayarak iyi olduğunu belli etmişti.

“Kafayı neye bu kadar taktın da migrenin tuttu yine. Sen kolay kolay kafayı takmazsın.”

“Önemli değildi abi, uyuyamadım sadece.”

“Anlatmayacaksın abine yani, neyse eve geçince konuşuruz.” Aras iki kardeşi sessizce dinlerken odanın kapısına geldiklerinde Arya heyecanla odanın kapısını açıp içeri girmişti.

“Arya, kapıyı tıklatsaydın bari,” Selim’in şakalaşarak söylediği sözle Arya gülerek odadaki anne babasına bakmıştı. Yatakta oturur vaziyette göğsünde ki kırmızı kalp yastıkla Arya’ya bakan adamın gözleri parıldıyordu.

“Babacım,”

“Yarım meleğim,” Aras adamın Arya’ya olan hitabına şaşırarak Selim’e yaklaşıp “Yarım melek nedir?” diye sessizce sorunca Selim gülerek adama iki parmağını işaret ederek “İkizi de diğer yarısı,” dediğinde Aras gülümseyerek yüzünü aşağıya eğmişti. Ahmet Bey Arya ve Alya’yı bir meleğin iki yarısı olarak seviyordu. İkizler yan yana olduğunda meleklerim diye severken biri ayrı olunca yarısı olmayan elma gibi kızlarına kucağını gösteriyordu.

“İlginç bir sevme şekli.”

“Öyle,” Arya babasının göğsünde ki kalp yastığı işaret ederek “Kalbini eline mi verdiler babacım,” dedi. Adam ağırlık olarak tuttuğu yastığa bakarak gülümsemişti.

“Bir süre kalbimi elimde tutacağım kızım.” Arya babasına gülümseyerek yarasına dikkat edip sarılmaya çalışmıştı.

“Çok şükür bunu da atlattık babacım, çok şükür. Doktor ne dedi, ne kadar daha hastanede kalacaksın?”

“Bir hafta kalır en az. Kontrol altında olması gerekiyor.”

“Sen iyi ol da kalırız be babam.” Emine Hanım baba kızı kenardaki koltukta oturarak izlemişti. Aras dikkatini çekince ayağa kalkarak genç adama “Oğlum niye geride duruyorsun, içeri gelsene,” dedi. Ahmet Bey damadı olacak adamı görünce gülümseyerek ona baktı.

“Hoş geldin evladım, gelsene içeri.”

“Hoş bulduk Ahmet baba, iyi gördüm seni çok şükür.”

“Şükür evladım, siz işe gitmediniz mi?” Selim babasının sorusuna cevap vermişti.

“Sabah bizimkinin yine migreni tuttu. Aras’ta onu buraya getirmiş doktora.”

“Şimdi iyi misin kızım, neye kafayı taktın yine.”

“Babacım, kapatalım bu konuyu. Şimdi daha iyiyim.”

“Serdar nasıl oldu da seni getirmedi?” babasının sorusuna Arya şaşkınlıkla abisine bakmıştı.

“Sahi, Serdar abim biz çıkarken hiç bir şey söylemedi.” Selim kardeşinin sorusuna omzunu silkeleyerek Serdar’ın dediği gibi “Damat ilgilensin dedi!” dediğinde Aras gülmemek için kendisini zor tutarken Arya şaşkınlıkla ağzı açık kalmıştı.

“Yalan, Serdar abim öyle bir şey söylemez.” Emine Hanım kızının şaşkınlığına gülerek Selim’i doğrulamıştı.

“Hasta ziyareti kısa olur biz çıkalım Ahmet baba, limana gitmemiz gerekiyor.” Arya babasına sarılarak Aras’ın peşinden odadan çıkarken Emine Hanım kocasının elini sıkarak hafif gülümsemişti.

***

Zeynep limana geldiğinde arkadaşının gelmediğini öğrenince tedirgin olmuştu. Arya olmadan ilk kez limanda yalnız kalıyordu. Kendilerine verilen odaya geçtiğinde çaycı adam önüne çayını bıraktığında genç kız adama teşekkür ederek denize doğru dönüp çayını yudumlamaya başlamıştı.

“Günaydın, nasılsın?” odanın kapısı açılıp içeriye Akın girmişti.

“Günaydın, daha iyiyim, siz nasılsınız?” Zeynep adama kısa bir bakış atıp yeniden denize bakmaya başlamıştı.

“Denizi izlemeyi seviyorsun?”

“Kim sevmez ki, beni rahatlatıyor. Özellikle dalga sesleri beni çok mutlu eder.”

“Anlıyorum, yalnızlığı seviyorsun sen,” Zeynep adamın sözleri ile yeniden genç adama dönmüştü. Bakışları çakışan ikiliden gözlerini ilk kaçıran yine Zeynep olmuştu.

“Siz bir şey mi istemiştiniz?” Akın kızın resmi konuşmasından hoşlanmamıştı.

“Biz bizeyken bana siz demezsen sevinirim. Adımla seslenmen daha çok hoşuma gider.”

“Üzgünüm ama patronuma adıyla seslenmek adetim değildir. Eğer bir sorunuz yoksa ben verdiğiniz dosyaları inceleyecektim.”

“Birlikte inceleyelim o zaman.” Akın’ın tüm neşesi kaçmıştı. İkili odanın ortasında ki büyük masaya geçerken Akın bilgisayarını açarak kızın dosyaları masaya bırakmasını izlemişti.

“Yeni yapılacak sözleşmelerde dikkat etmemiz gerekiyor. Özellikle son yapılan sözleşmelerde sorun yaşamaya başladık.” Zeynep başını sallarken Akın kızın her hareketini izliyordu.

“Arya bahsetmişti. Açıkçası çok basit hatalar yapılsa da sonuçları ciddi olabilecek hatalar olmuş. Eminim Arya bu dosyaları çoktan incelemiştir. Bu gün geç kaldı gelince ona da sorarız.”

“Abim sabah onu almaya gitmişti o da gelmedi. Şimdi bende merak ettim.” Akın telefonunu çıkararak abisini ararken onların hastaneye uğradıklarını limana gelmek üzere olduklarını öğrenince rahatlamıştı. Bir süre dosyaları birlikte inceleyen ikili odanın kapısının açılması ile kapıda dönmüştü. Arya kapıdan içeri girerken Aras’ta hemen arkasından onu takip etmişti.

“Kolay gelsin ne yapıyorsunuz?”

“Dünkü toplantının dosyalarını inceliyorduk.” Arya arkadaşının cevabına gülümseyerek omzunda ki çantayı askıya asıp ikiliye dönmüştü. Akın ile göz göze gelince Akın tedirgin olurken Arya genç adama yaklaşarak hafif eğilmişti.

“Arkanı kollasan iyi edersin sevgili kayınbiraderim.” Aras kızın genç adama fazla yaklaştığını düşünerek boğazını temizleyip uyarıda bulunmuştu.

“Aranızda ki meseleyi sonra konuşursunuz, şimdi işimize bakalım.” Aras’ın sesi garip bir sertlikte çıkarken Akın abisinin davranışına şaşırarak gülümsemişti.

“Fazla yaklaşma yengecim, abim kızıyor sonra.”

“Akın!” Aras kardeşini uyarırken Arya şaşkınlıkla genç adama bakmıştı. Zeynep gülmesini bastırırken Arya ciddi olmaya özen göstererek sandalyelerden birini çekip dosyayı önüne almıştı.

“Bir şey buldunuz mu? Sözleşmelerde sorun yok değil mi?” Aras’ın sorusuna Akın “Şuanda gözümüze bir şey çatmadı,” derken Arya esneyerek “Bu sözleşmeyi imzalayamayız, şartları çok ağır iyileştirme yapılmalı.” Arya’nın konuşması ile Akın ve Aras genç kıza bakmıştı.

“Nasıl?” Zeynep arkadaşını tanıdığı için geriye yaslanarak onu dinlemeye başlamıştı. Arya başını masaya koyarak “Madde 22 ve 28 de bir terslik var. Bu firma elektronik firması değil mi? bu iki madde de konteynırlara elektronik dışında da taşıma yapabileceği maddesi dikkatimi çekti. Kendi alanı dışında ne taşımamızı isteyecek ki?” Aras kızın yarı uykulu bir şekilde söyledikleriyle hızla dosyada bahsettiği iki maddeye bakmıştı.

‘İş bu sözleşme gereği özel konteynırlarda ayda iki kez taşıma yapılacaktır. Konteynırlar içeriği gizli tutulacaktır.’

Genç adam diğer maddeyi de okuduğunda dişlerini sıkmıştı. Akın kızın uyumak üzere olduğunu anladığında abisine bakmıştı.

“Ecem’i Arya’ya mı vermiştin. Uyumak üzere görende sabaha kadar beşik salladı sanır,” dediğinde Aras kardeşine susmasını işaret etmişti.

“Arkadaşımı biraz tanıdıysam sabaha kadar dosyayı ezberlemiştir.”

“Hadi canım, o kadar da değildir.” Zeynep omuzunu silkelerken masanın üzerinde uyuya kalan genç kızı yavaş bir şekilde kucağına alan Aras Akın’ın şaşkın bakışlarını görünce kaşlarını çatarak “Öyle bakacağına kapıyı aç,” dedi. Akın kapıyı açarken Aras genç kızı kendi odasına götürüp odada ki üçlü kanepeye yatırmıştı. Odada ki pencere altında ki dolapta bulundurduğu polar battaniyeyi genç kızın üzerine örterken yüzüne gelen saçlarını da geriye çekmişti.

“Sen nasıl bir şeysin?” Aras sessizce genç kızı izlerken aralık kapıdan içeriye giren Akın ile göz göze gelmişti.

“Abi, ne oldu?” Akın’ın bakışları genç kıza dönünce Aras yerinden kalkarak kardeşinin koluna girip odanın kapısına doğru ilerledi.

“Bu gün senin odanda çalışalım. Hadi…”

“Bir sorun mu var, neler oluyor?”

“Dün kıza ne söylediysen kız sabaha kadar uyumadı. Bırakalım da biraz dinlensin. Zaten zor günler yaşıyor.”

“Şu dava işi ne oldu, Hünkar hanımla konuşabildin mi?” Aras başını sallayarak genç adama cevap vermişti.

“Kararlı, torununu istiyormuş.” Aras sıkıntıyla genç adama bakarken Akın şüpheyle abisine bakmıştı.

“Neden yüzün asıldı, bir sorun mu var?”

“Hünkar Hanım, birkaç gündür anneme gidip geliyor. Bu iş midemi bulandırıyor Akın,”

“Sence bu işin altında annem mi var?”

“Bilmiyorum ama olabilir. Arya ile evlenmeme takmış durumda kadın. Evlilikten vazgeçmezsem kızımı alacakmış.”

“Çok saçma, kimse babasından alıp kızını ananeye vermez. Ama annemle görüşmesi beni de tedirgin etti. Bir süre annemi boşlamasak iyi olur.”

“Anlamıyorum, annem neden bu kadar kötü. Acaba tedavi olması için onu ikna etmeye mi çalışsak. Belki destek alırsa normale döner.” Aras’ın sözleri Akın’ı şaşırtmıştı. Kendinden beklerdi ama abisinden bu kadar basit sözler beklemezdi.

“Aklın alıyor mu abi, annemden bahsediyoruz. Şu sözleri senin söylediğini biri söyleseydi inanmazdım.”

“Ne bileyim Akın, umut işte.” Akın üzgün bir şekilde abisine bakmıştı.

“Seninle neden bu kadar uğraştığını hala anlayamıyorum abi, bende oğluyum evlendirmek isteseydi beni evlendirmeye çalışırdı ama yapmıyor. Sürekli gözleri senin üzerinde.” Aras kardeşinin tespiti ile kaşlarını çatmıştı. Daha önce hiç bu şekilde düşünmemişti.

****

25.BÖLÜM <<<<<<——>>>>> 27.BÖLÜM

14540cookie-checkTatlı Hata 26. Bölüm