İntikam 37. Bölüm

Keyifli okumalar!

Kulağında ki tüm sesler yok olmuştu. etraftan soyutlanmış bir şekilde şoka girmişti. Nefes almak zor gelir miydi insana? Erem nefes almayı unutmuş bir şekilde kollarında ki kızın kar beyazı elbisesinin ala bulanmasını izliyordu. Yutkunmak, boğazına takılı kalan yumruyu geri göndermek istemiş ama başarılı olamamıştı. Birinin kendisine çarpması ile öksürerek kendisine geldiğinde çığlıklar yeniden kulaklarında dolarken koşuşturan insanları umursamıyordu bile.

“Hüzün!” sesini genç kıza duyurabilmek için bağırırken yüzünde hafif gülümseme ile kendisine bakan kızın gözlerine hapsolmuştu. Elini nereye koyacağını şaşırırken kızı alçılı koluyla sarmaya çalıştığının bile farında değildi. Elini kanamanın üzerine bastırırken bir yandan da yardım etmeleri için etrafa bağırıp duruyordu. Her ihtimale karşı çağırılan sağlık görevlileri kalabalığı yararak içeri girmeye çalışırken Erem gözünden akan yaşın farkında değildi.

“Hüzün, gözlerini kapama, bana bak. Lütfen beni bırakma. Bu kez dayanamam, bana bunu yapma…” Hüzün derin bir şekilde nefes alınca canı daha çok yanmıştı. Damarlarında ki kan çekildikçe gözleri kayıyordu. Üzerine düşen damlaların farkında bile değildi. Elini hayal ile gerçek arası kaldırarak Erem’in yüzüne dokundurmuştu. Elinin altında ki hissizlik ile hafif gülümsemişti.

“Beni almaya mı geldin? Zamanım doldu mu?” dediğinde Erem kızın sözleri karşısında çıldırmıştı. Hüzün hayal gördüğünü sanıyordu ya da gerçekten görüyordu.

“Yenge, amca…” Erem gülümseyerek boşluğa bakan kızın yüzünü kendisine çevirerek dikkatini çekmeye çalışmıştı.

“Buradayım, Hüzün bana bak.”

“Erem, sende mi geldin? Sonunda huzur…”

“Hayır… Hayır, beni bırakamazsın. Hüzün bana bak, uyuma. Yardım edin.” Erem hızla yanına çöken kadın ile göz göze gelince duraksamıştı. Gülşen Hanım kızının yerde kanlar içinde yattığını görünce donup kalmıştı. Yıllardır uzak kaldığı kızıyla aralarını tam düzeltmeye başlamışken onu kaybetmeye dayanamazdı. Ortamda tam bir kaos havası vardı. Sonunda sağlık görevlileri yanlarına ulaştığında kızı Erem’in kollarından almak kolay olmamıştı. Yakınlardaki askeriyeye uğrayan Orhan haberi alır almaz yola çıkmış, salona geldiğinde karşılaştığı kargaşa ile hızla salona girmişti. Yeğeninin çaresiz çırpınışları karşısında sakinliğini korumak oldukça zor olsa da Erem’in kollarından Hüzün’ü almayı başarmıştı.

“Sakin ol aslanım, bırak görevlerini yapsınlar.”

“Amca, amca Ekrem… Bak amca ne yaptı?” Erem yıllar önceki yaşadığı zamana geri dönmüştü. Ailesinin yaptığı kazada kendisine geldiğinde yaşayamadığı acıyı bedeninin en uç hücresine kadar hissediyordu. Olanları amcasına şikayet eden çocuktan farkı yoktu. Bilinci tamamen karmaşa içinde etrafa bakınırken kendisine acıyla bakan gözlerin farkında bile değildi. Orhan yeğeninin acısı karşısında gözünden akan yaşa engel olamamıştı.

“Amca, ona bir şey olmasın.”

“Erem, kendine gel artık,” dediğinde sedyeye alınan genç kızın peşinden o da kalkmıştı. Aklına gelen Ekrem ile acısı öfkesine karışarak alev alan bakışlarını etrafına bakınmaya başlamıştı. Ortalıkta olmayan adamın kaçmış olma ihtimalini bile düşünmek istemiyordu.

“Amca Ekrem nerede?” Orhan yeğeninin delirmiş gibi etrafa dolanmasını kolunu yakalayarak durdurmuştu.

“Sakin ol artık, sen bir askersin.”

“Umurumda değil, Ekrem nerede amca? O adam benim ellerimde can verecek.” Dediğinde gözlerinde ki kararlılık Orhan’ı korkutmuştu. Gülşen Hanım’ın kulakları tırmalayan “Kızım,” diye haykırışı Erem’in kulaklarına dolduğunda hızla salondan çıkıp yakından geçen ambulansın peşinden gitmek için koşarak arabasına ulaşmıştı. Anahtarını bir türlü bulamayınca sinirle direksiyona vurmuştu. Şuanda önemli olan tek şey Hüzün’ün iyi olmasıydı. Gülşen Hanım giden ambulansın ardından yere dizlerinin üzerine çökmüş hıçkırarak ağlıyordu. Onu ayağa kaldırmaya çalışan kadına baktığında yutkunmuştu.

“Ölmez değil mi?” dediğinde Özlem ne söyleyeceğini bilememişti.

“Hadi sizi hastaneye götürelim,” bakışları yeğeninin peşine takılan kocasına takıldığında üzüntüsü daha da artmıştı. Orhan ne yöne gideceğini, kime üzüleceğini şaşırmış bir şekilde herkese yetişmeye çalışıyordu.

“Orhan, Erem’i al gel” diye bağırdığında Orhan karısına minnetle bakmıştı. Hala arabayı çalıştırmaya çalışan Erem’i arabadan indirerek Özlem’in arabasına bindirmişti. Genç adam başını arabanın camına yaslayarak geride bıraktığı şeridi izlerken Gülşen Hanım sürekli ağlıyordu. Hıçkırıkları söylemlere dönüşürken Erem daha fazla dayanamayarak bağırmıştı.

“Kes şunu yenge, Hüzün ölmüş gibi davranma.” Özlem ve Gülşen Hanım boş bulunarak yerinde sıçrarken Orhan başını iki yana sallayarak konuşmuştu. “Sakin olun artık, bu şekilde davranmak kimseye fayda sağlamaz.”

“Amca, hangi hastaneye götürüyorlar?”

“En yakın hastaneye götürüyorlar, duruma göre askeri hastaneye aldıracağız.” Erem aldığı cevapla susarken hala olanlara inanamıyordu. Nasıl bu hale geldiklerini anlamaya çalışmak başına keskin bir ağrı girmesine neden olmuştu. Araba seri bir şekilde ambulansı yakalarken siren sesi genç adamın içini delip geçiyordu. Ambulans acil servisin önüne gelince onların arabası da hemen yanında durup arabadan aşağıya indileri. Gülşen Hanım ayakta zor dururken Özlem ona destek olmaya çalışıyordu. Orhan yeğeninin peşine takılırken ambulanstan indirilen genç kız acil müdahale odasına alınmıştı. Erem ondan sonrasını ise sis perdesi arasında izlemişti. Müdahale eden doktorların odaya giriş çıkışları, Hüzün’ün ameliyata alınması, Gülşen hanımın feryatları, hepsi sis perdesi ardında kalmıştı.

***

Özge korkudan titreyerek kendisini saran genç adamın kollarına daha da sokulmuştu. O koşuşturmada ezilme tehlikesini Koray’ın kendisine siper olması ile atlatmıştı. Hala olayın şokunu üzerinde taşırken etraf sessizleşmeye başlamıştı. Özge başını kaldırarak kendisine bakan adama gözlerini dikti.

“Sence kalabalık dağılmış mıdır?” Sesi titrerken Koray dayanamayarak genç kızın yüzüne düşen saçlarını geriye çekerek hafif gülümsemişti.

“Sesler azaldı, korkma artık. Buraya gelmek kimsenin aklına gelmez.” Özge etrafına bakarak o ana kadar nerede olduklarını fark etmemişti. Gelin odasında olduğunu anladığında hızla Koray’ın kollarının arasından çıkmıştı. Aklına Hüzün gelmişti. o kadar çok korkmuş ve kendi halini düşünmüştü ki Hüzün’ü tamamen unutmuştu.

“Hüzün?” Koray genç kızın sözleri ile kendisine gelmişti. O da Hüzün’ü unutmuştu. Özge endişeli bir şekilde telefonuna sarılırken Koray da onu takip ediyordu.

“Sakinleşti dışarısı hadi çıkalım.” Genç kız bir yandan telefon ederken diğer yandan da kapıyı açıp dışarıya çıkmıştı. Koray onu takip ediyordu. Erem’in telefonu açık değildi. Onu kazadan sonra ilk gördüğünde küçük dilini yutacaktı. Haberlerde bas bas öldüğü duyurulan Erem birkaç kırık ve alçılı bir kolla karşısında duruyordu. Başını iki yana sallayarak elinde ki telefonu öfkeyle savurmak istemiş, son anda Koray ona engel olmuştu.

“Erem telefonu açmıyor.”

“Babanı ara.” Özge Koray’ın uyarısı ile babasını aramış, hastanede olduklarını öğrenince hızla yola çıkmışlardı. Etrafta hala polis ve birkaç asker arabası vardı. Şehrin göbeğinde askerin ne işi olduğunu düşünecek durumda olmadığında Korayla birlikte yola koyulmuşlardı.

“Bu olanlara inanamıyorum. Hüzün’ün başına gelenlere inanamıyorum. Ailesi tamda ona göre isim koymuşlar.” Koray söylenirken Özge ona dönerek kaşlarını çatmıştı.

“Ona bir şey olmayacak. Babası olan şerefsiz hak ettiğini bulacak.”

“Elbette, ona şüphe yok.” İkili bir süre sessizce yol alırken Özge dayanamayarak konuşmuştu.

“Ona bir şey olmamalı, yoksa Erem’i toparlayamayız.” Koray onu onaylarken arabayı hastanenin kapısına park ederek hızla içeriye koşmuşlardı. Hastanenin ön kapısı gazetecilerle doluydu. Güvenlik yetersiz kalınca yardım için hastane polisi çağrılmıştı. Polis onların içeri girmesine izin vermiyordu. Yılın olayı diye adlandırılan olayda akbaba gibi hastanenin kapısına üşüşmüşlerdi. Koray’ı gören gazeteciler ona doğru ilerlerken genç adam bir anda kalabalığın arasında kalmıştı. Adeta etrafı etten duvarla örülmüştü. İkili güçlükle koridoru aşarak ameliyathanenin önüne geldiğinde bekleme salonunda sadece üç kişi vardı. Erem duvarın dibine çökmüş gözünü ameliyathanenin kapısına dikmişti. Koray hızla Orhan’ın yanına giderken Özge yerde oturan genç adamın yanına çömelmişti.

“Erem?” başını ağır bir şekilde Özge’ye çeviren genç adam gözünden aşağıya akan yaşa aldırmadan yutkunmuştu. Tarazlı sesi ile “Ona ne yaptığımı gördün mü Özge? Benden uzak durmasını söylemiştim, bak ne oldu… O orada can çekişiyor ben elim kolum bağlı burada bekliyorum.” Özge ağlayan genç adama sarılırken bir yandan da onu telkin edecek sözler bulmaya çalışıyordu.

“Senin suçun değildi. İyi olacak.” İçinden de dua ederken Erem genç kızın kollarına daha da sokulmuştu.

“Ona bir şey olursa dayanamam. Her şey yoluna girecekken dayanamam.”

“Olmayacak dedim sana, neden kendini yıpratıyorsun? Bu halini görseydi senden daha fazla üzülürdü. Güçlü olursan o da iyi olur.”

“Yapamıyorum.”

Ameliyat başlayalı yaklaşık yedi saat sürmüştü. Erem çıldırmanın eşiğine gelmişti. Oturduğu yerde ayakları uyuşmuş bir şekilde kalkmaya çalışırken Koray ona yardım etmeye çalışmıştı. Erem genç adama bakarken gözleri alev alev yanıyordu. Kolunu çekerken Koray onun bu durumda bile kimseden yardım almak istemeyişine söylenmişti.

“Neden bir haber vermiyorlar? Yenge, sen doktorsun bir sorsan?”

“Erem, yarası derindi, bunu sende biliyorsun.”

“Bu kadar uzun sürmesi normal mi?”

“Sakinleş biraz, sabırlı olmalısın.” Erem yengesinin sözleri ile daha da sinirlenmişti.

“Sabır, sabır sabır… Daha ne kadar? İçerideki kişi Hüzün, benim diğer yarım!” derken ameliyat hanenin kapısı yana kaymıştı. Erem ve diğerleri hızla dışarı çıkan doktora yönelirken adam birkaç adım geri gitmişti.

“Nasıl? O iyi mi?” Özlem öne çıkarak doktora kendisini tanıtarak sormuştu.

“Hastanın yengesiyim, ayrıca doktorum. Durumu nedir?” Doktor anlayışla etrafındakilere bakarken kendisini doktor olarak tanıtan kadının asker kıyafetli olması onu gözünde farklı bir konuma getirmişti.

“Buraya getirildiğinde oldukça kanaması vardı. Neyse ki kan grubu kolay bulunuyor. Beş ünite kan verdik. Dalağı parçalanmış durumdaydı, almak zorunda kaldık. Kırk sekiz saat uyutulacak. Karaciğerin görevini yapmasını bekleyeceğiz. Bu zaman içinde kanaması olmazsa uyandıracağız. Yoğun bakım odasına alınacak.” Erem aklı tutulmuş bir şekilde etrafına bakılırken doktor izin isteyerek yanlarından ayrılırken Erem koridordaki koltuğa çökmüştü.

“Yenge, ben bir şey anlamadım!” Gülşen Hanım da Erem’in sorusu ile Özlem’e yönelmişti.

“Bakın doktor elinden geleni yaptı. Dalak parçalandığı için alınmak zorundaydı. Organları dinlensin diye uyutulacak. İç kanama olmaması için dua edelim.”

“İyileşir değil mi?”

“Endişelenme artık. Eminim doktor elinden gelen her şeyi yaptı. İzin çıksın onunla ilgileneceğim. Burada beklemenin bir anlamı yok, gidelim artık.”

“Ama Hüzün çıkmadı.” Erem çocuk gibi davranırken onun haline Özge inanamıyordu. Birkaç saat içinde çökmüştü.

“Erem, hadi gidelim. Hüzün’ü içerden yoğun bakıma aldılar.” Erem Özge’nin kolunun altına girerek uzaklaştırmaya başlamıştı. Özlem uzun zamandır sesi soluğu çıkmayan Gülşen hanıma yardım ederken Koray ve Orhan en arkada onları takip etmeye başlamıştı. Koray tedirgindi. Yanında ki adamdan yayılan gerilim onu da geriyordu. Hep birlikte yoğun bakımın kapısına geldiklerinde Özlem Gülşen hanımı bekleme koltuğuna oturtarak kocasına yöneldi. Orhan yanına gelen kadına üzgün bir şekilde bakarken Koray karı kocayı yalnız bırakarak hala Erem’in yanında olan kızın yanına gitmişti.

“Nasılsın?” Özlem Orhan’ın elini tutarak dikkatini üzerine çekmeye çalışmıştı. Orhan üzgün bir şekilde gülümseyerek kadına baktı.

“Olan yine en masuma oldu Özlem. Tek duam bu günleri atlatarak Hüzün’ün o kapıdan sağ salim çıkması.” Özlem kocasının sözleri ile sessiz kalınca Orhan şüphe ile ona bakmıştı.

“Bana söylemediğin bir şey yok değil mi?” Özlem yutkunarak bakışlarını Erem’e dikmişti.

“Durumu kritik Orhan, doktor umut verici konuştu biliyorum ama dosyasına bakmadan sana bir şey söyleyemem. Sadece doktordaki ifadeler beni gerdi. Sanki bir şey söylemek için çırpınıyordu.” Orhan karısının sözleri ile iyice gerilmişti. Özlem mesleğinde birçok doktoru geride bırakarak askeriyeye alınmıştı. Hayatında güvenebileceği tek doktor olarak karısını görüyordu. Genç kadının elini tutan Orhan doktorun odasına yönelirken onu sessizce takip eden Özlem’in içi sıkılmıştı. Doktor olmasına rağmen sevdiği birini hastanede düşünmek canını yakıyordu. Birkaç dakika sonra doktorun kapısını çalıp içerden ses gelmesini beklemeden hızla odaya dalan ikili doktorun sıkıntıyla kendilerine bakmasını sağlamıştı.

“Özlem Hanım?” doktorun yerinden kalkıp elini uzatması ile ikili onun gösterdiği yere geçip oturmuştu.

“Geleceğinizi tahmin etmiştim. Buyurun!” elinde ki dosyayı genç kadına uzatırken Özlem dikkatle dosyayı incelemeye başlamıştı. Ameliyatta yapılan işlemleri okurken yüzü asılmıştı.

“Bir sorun mu var hayatım?” Özlem elindeki dosyayı kapatarak önünde ki sehpaya bırakırken doktorun mahcup bir şekilde kendilerine bakmasına dayanamamıştı.

“Siz elinizden geleni yaptınız, bundan sonrası tamamen Hüzün’ün dayanmasına bağlı.”

“Neler oluyor Özlem?”

“Ameliyatta Hüzün’ün kalbi durmuş, kalbin geri gelme süresini düşünürsek uyandığında sorun yaşayıp yaşamayacağını şuanda anlayamayız.” Orhan yutkunarak karısı ile doktorun arasında gidip gelen bakışlarını karısına sabitlemişti.

“Benimle açık konuş Özlem, ne demek istiyorsun?”

“Kalbi uzun süre atmadı Orhan, beyninde sorunlar olabilir. Bunu ancak uyanınca anlayabiliriz.” Orhan duyduklarını hazmetmek için derin bir nefes alarak hızla yerinden kalkıp odada turlamaya başlamıştı.

“Hasar kalma ihtimali nedir?”

“Buna cevap veremem.”

“Özlem…”

“Sana söyledim, buna cevap veremem. Belki de geçici bir durum olur. Şuanda ihtimaller üzerine konuşamayız.” Orhan başını sallayarak karısına dönerken aklına gelen kişi ile endişesi yeniden tavan yapmıştı.

“Erem’e bu olasılıktan bahsetmeyin.”

“Ama.”

“Bu durumda bile iyi değil, böyle bir şey karşısında tepkisini kestiremiyorum.” Özlem onu onaylarken durumun bir kişiye söylenmesini istemişti.

“Gülşen Hanım bilmeli. Annesi olarak durumunu bilmek hakkı.”

“Biliyorum, sen onu buraya getirebilir misin?” Özlem kocasının isteğini yapmak için odadan çıkarken Orhan hala sıkıntılıydı.

***

Erem camın dışından içeride yatan kızı izliyordu. Olayın üzerinden geçen bir haftada Hüzün kendine gelmemişti. Ameliyat başarılı geçse de Hüzün bir türlü uyanmamıştı. Doktor kızın durumunun iyi olduğunu söylemiş, uyanmamasını Hüzün’ün uyanmak istemeyişine bağlamıştı. Durumunun gidişatı iyi olduğundan genç kızı askeri hastaneye nakletmişlerdi. Orhan yeğeninin yanına gelerek elini omzuna koyduğunda genç adam üzgün bir şekilde amcasına “Uyanmıyor amca,” dediğinde Orhan günlerdir pencerenin önünden ayrılmayan Erem’in omzunu sıkarak ona cevap vermişti.

“Uyanacak… Uyanacak ve senin bu perişan halini görünce hiç uyanmasaydım diyecek.”

“Öyle söyleme amca, uyansın artık. Daha ne kadar zaman geçecek?”

“Sabırlı olmalısın, annenin yanına uğradın mı? Yengem seni görünce daha iyi oluyor.”

“Bu durumda onun yanına gidemem. Ya bana emanetime sahip çıkamadın derse amca, o zaman ne cevap veririm.” Orhan yeğeninin ensesini kavrayarak kendisine çekmişti. Gözleri Hüzün’e takıldığında gülümsemişti.

“Sence rüyasında ne görüyordur?” Erem kaşlarını çatarak ona bakmıştı.

“Rüyasında mı?” Orhan iki gün önce şahit olduğu durumu yeğenine anlatmaya karar vermişti.

“Geçen gün sen uyurken geldiğimde Hüzün’ün uykusunda gülümsediğini gördüm. Özlem rüya görüyor olabileceğini söyledi. Uykusunda mutlu olduğu için uyanmıyor olabilirmiş. Onu rüyasından çıkarmayı başarmamız gerekiyor. Nasıl olacak bilmiyorum. Hatta psikologdan yardım bile isteyebiliriz.” Erem’in bakışları genç kızın üzerinde dolanırken gözlerinin oynadığını görmüştü. Yanıldığını düşünerek dikkatle bakarken Orhan’da onun gördüğü ile gülümsemişti.

“Rüya görüyor.” Orhan’ın sözleri ile Hüzün’ün dudakları hafif kıvrılmıştı.

“Amca sende gördün mü? Resmen gülümsedi.” Erem’in heyecanı Orhan’ı da gülümsetmişti.

“Ne görüyorsa Hüzün uyanmak istemiyor. Onun rüyasını bölmemiz gerekiyor. Yoksa ne zaman uyanacağını kestiremiyorlar.” Erem içi rahatlayarak uzun zamandır göremediği annesinin odasına doğru yönelmişti. Orhan onun gidişini izlerken yeniden genç kıza bakmaya başlamıştı. “Uyanmak için acele etme sakın, uykuda bile olsa mutlu olmalısın!” diyerek oradan ayrılmıştı.

***

Erem annesinin odasına girerken oldukça gergindi. Aradan yıllar bile geçse annesi onun her hareketini hala çözmeyi başarıyordu. Yüzünden olanları anlamaması için elinden geleni yapsa da başarılı olamayacağını bildiğinden uzun süre annesini ziyaret edememişti.

“Oğ..lum!” Zeynep Hanım güçlükle Erem’e seslenirken genç adam odaya girdiğini fark etmişti. Kadın yıllardır komada olmanın verdiği güçsüzlükle zor konuşuyordu. Üst kaslarını hareket ettirmeyi başarırken hala belden aşağısı zayıf durudaydı. Doktorlar onun yaşamasının bir mucize olarak niteliyordu.

“Annecim?” Kadın ağır bir şekilde elini kaldırarak oğlunu yanına çağırmıştı. Yatağında oturur vaziyette sıkıntıyla karşısında ki boş duvara bakmakta olan kadın için odaya giren herkes yeni bir ses yeni bir nefes oluyordu.

“Ne..reler..desin? Odada sı..kı..lıyorum,” dediğinde Erem hızla annesinin yanına giderek elini yakalamıştı.

“Özür dilerim anne, seni ihmal ettim.” Kadın oğlunun kendisinden bakışlarını kaçırması ile gözlerini kısmıştı. Kısa biran Erem’i süzerek “Ne oldu?” diye sordu.

“Efendim?”

“Beni oya.la.ma…” derken elini sıkmaya çalışmıştı.

“Anne!” Erem sıkıntıyla kafasını çevirerek güç toplamaya çalıştı.

“Bir sorun yok anne, işler bu aralar yoğun.” Kadın derin bir iç çekerek güçlükle konuşmuştu.

“Bana ne olduğunu söyle!” kadın hasta da olsa sesi gerektiğinde hala otoriter çıkıyordu. Erem annesine kısa bir süre bakarak kaçışı olmadığını anlayınca derin bir nefes almıştı. Bakışlarını annesine çevirdiğinde istem dışı yanağından aşağıya damlalar dökülmeye başlamıştı. Genç adam yanaklarını silerken bir yandan da annesine acı bir gülümseme bahşetmişti.

“Anne nefesim kesiliyor!” Zeynep Hanım sabırla oğlunu dinlerken Erem devam etmişti.

“Hüzün, burada…” genç adam yutkunurken kadın yerinde doğrulmaya çalışmıştı. Onun hareketliliğini gören Erem annesine yardım ederek oturuşunu düzeltmişti.

“O yüzden, televizyon gitti.” Erem başını sallarken Zeynep Hanım bakışlarını oğlunun ıslak gözlerine dikti. “Durumu nasıl?” diye sorduğunda Erem hafif gülümsemişti.

“Bedenen bir sorunu yok ama uyanmıyor. Doktorlar uyanmak istemediğini söyledi.” Zeynep üzgün bir şekilde oğluna bakarken derin bir iç çekmişti. Oğlunun acı çektiğini görebiliyordu.

“Neden burada diye sormaya korkuyorum Erem, mazlum kızıma ne oldu?” kadının sorusu Erem’in gülmesine neden olmuştu. Kendisini bildi bileli annesi Hüzün’e farklı bir sevgi beslerdi. Yeri geldiğinde Erem’in bile karşısına dikilerek Hüzün’ün yanında olurdu.

“Bazen ben mi özüm yoksa Hüzün mü senin öz çocuğun şaşırıyorum. Ona olan sevgin her zaman çok farklıydı.”

“O benim kızım, kan bağı önemli değil.” Zeynep Hanım kısa bir duraksamanın ardından sözlerine devam etmişti. “Sude, o nasıl? Ona ne zaman söyleyeceksin? Kızımı görmek istiyorum artık.” Sude’nin yaşını göz önüne alan Özlem annesini öldü bilen küçük kızın pedagog eşliğinde annesini görmesinin daha iyi olacağını söylediğinde Erem ona hak vermişti. Sonradan gelişen olaylarla bu durum ertelenirken Erem annesine haksızlık yapıldığını hissediyordu.

“Seni öldü biliyor anne, onun için doktor kontrolünde ona söylememiz gerekiyor.” Kadın hak verircesine oğlunu onaylarken aklına gelen şeyle yerinde rahatsızca kıpırdanmıştı. Erem onun hareketleri ile tek kaşını yukarı kaldırarak ona bakmıştı.

“Söyle hadi, ne söyleyeceksen.”

“Hüzün’ü görmek istiyorum.”

“Olmaz anne.”

“Onu görmek istiyorum, lütfen beni ona götür!” Erem ne söyleyeceğini bilmiyordu. Annesini Hüzün’e götürmesi demek onu ifşa etmek anlamına geliyordu. Başını iki yana sallayarak “Olmaz anne, Gülşen yengem burada seni görürse…” dediğinde Zeynep oğluna çıkışarak konuşmuştu.

“Zaten yakında öğrenmeyecek mi? Herkes öğrenecek, beni kızdırma. Şimdi beni kızıma götür.” Erem annesinin ani çıkışı ile geri çekilmişti. Bu kaza annesinin bazı huylarını da değiştirmişti. Kadının ses tonu birden yükselip sonra ne yaptığını anlayarak geri çekiliyordu. Bu durum Erem’in dikkatinden kaçmazken doktorların normal karşılaması rahat olmasını sağlıyordu.

“Sakin ol anne, tamam doktorla konuşayım.”

“Konuşmana gerek yok, zaten koridorda dolaştırıyorlar arada.”

“Ama…”

“Erem beni kızıma götür!” kadının sesi odada yankılanırken Zeynep Hanım elini dudaklarına götürerek kapatmıştı. “Özür dilerim oğlum, bağırmak istememiştim,” üzgün bir şekilde genç adama bakan kadın onun gülümseyen yüzü ile utanarak başını eğmişti.

“Zeynep sultanın sesi çıkıyormuş demek. Bazen ses tonlamanda hata olduğunu düşünürdüm. Sen bu zamana kadar en sinirli halinde bile bağırmamıştın anne. Bu durum beni mutlu ediyor.”

“Sana bağırmam mı?” kadın şaşkındı. Erem onu onaylayarak odanın bir köşesinde olan tekerlekli sandalyeye oturtarak odadan çıkmıştı. İkili yoğun bakımın önüne geldiklerinde Zeynep korkarak başını geri çevirip oğluna baktı.

“Bana iyi olduğunu söylemiştin.”

“İyi merak etme, sadece uyanmıyor.” Zeynep Hanım pencerenin ardında dalgın bir şekilde içeriyi seyreden Gülşen hanımı görünce kadına içi acımıştı. Onunla fazla muhabbeti olmasa da bu zamana kadar bir kötülüğünü görmemişti. İkisinin de kendisine ait ortamları vardı.

“Gülşen?” kadın kulaklarına yankılanan sesle hızla dönerken biran başı dönmüştü. Gördüğü kişiyle gözleri büyürken elleri ağzının üzerinde şaşkınlıkla Zeynep hanıma bakıyordu. Nasıl şaşırmasındı ki? Yıllar önce öldüğünü düşündüğü kadın sapa sağlam kanlı canlı karşısında duruyordu.

“Zeynep, bu sen misin?” kadının ağlamaya başlaması beklenilen bir durum değildi. Kadın koşarak Zeynep hanıma sarılırken Erem şaşkınlıkla yengesine bakmıştı. Kadın geri çekildiğinde Zeynep’in önüne çökerek kadının ellerini kavramıştı.

“Hüzün gidiyor Zeynep, kızım geri gelmiyor!” dediğinde Zeynep Hanım kadını teselli edecek bir söz bulamamıştı. Gülşen Hanım kadının yaşamasına dair tek söz söylemezken kızının derdine düşmüş bir anne olarak konuşuyordu.

“Merak etme, Hüzün kendine gelecektir. Sadece yorgun olduğu için uyuyor.” Erem’e bakan kadın Zeynep’i göstererek onu Hüzün’ün yanına götürmesini istemişti. Odanın kapısından içeriye girerken “Bana cevap vermedi ama sana verir. Seni çok seviyordu.” Gülşen Hanım üzgün bir şekilde ona bakarken Zeynep’in de tek temennisi oydu. Kızı gibi gördüğü Hüzün’ün biran önce bu soğuk odadan dışarı çıkmasıydı.

“İnşallah Gülşen, İnşallah.” Kadın Erem’in sandalyeyi ittirmesi ile Hüzün’ün yanına girerken arkalarından kapanan kapı sesi ile gerilmişti. Bir süre uyuyan kızı izleyen ikili onun gülümsemesi ile gülümsemişti.

“Gördün mü anne, o bulunduğu dünyada mutlu.” Erem sitemle konuşurken Zeynep Hanım oğlunun tavrına kaşlarını çatmıştı.

“Bizi yalnız bırak!”

“Bende burada kalmak istiyorum.”

“Oğlum!” kadın uyarıcı konuşsa da genç adamın dışarıya çıkmaya niyeti olmadığını anladığında sessiz olmasını söyleyerek konuşmaya başlamıştı.

“Hüzün, kızım ben geldim!” kadın bir tepki alamayınca genç kızın elini tutup sıkmıştı. Genç kıza yaklaşmıştı.

“Biliyorum, orada mutlusun ama burada seni bekleyenler çok üzülüyor. Bizi özlemedin mi? Ben seni çok özledim kızım. Annen perişan durumda, hadi aç gözlerini de hasret kaldığım o güzel gözlerini göreyim.” Zeynep Hanım kendisini dinleyen oğluna aldırmayarak biraz daha genç kızın kulağına yaklaşıp son kozunu oynamıştı.

“Uyanmayacak mısın? Bence de uyanmamalısın, sen burada dinlenirken benim aptal oğlum evlenmeye karar vermiş. Seni unutacakmış!” dediğinde Erem öne doğru atılmış ama kulaklarına dolan zayıf sesle yerinde kalmıştı.

“Onu öldürürüm!” 

****

Cengaver uyandı mı acaba? 

14650cookie-checkİntikam 37. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*