Temmuz 9, 2021 Yazarı mermaridyy 12

Tatlı Hata 27. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu bölüm Alya ve Cenk içerir. Bölümü yazarken o kadar çok kurgu geldi ki aklıma Alya’ya ayrı bir hikaye mi yazsam dedim. Bakalım ne olur. Keyifli okumalar.

Siyah Kalp Sembolü

Genç kız kapının sert bir şekilde vurulmasıyla korkuyla yattığı yerden dönerek yere düşünce gözlerini aralamıştı. Kapı hala sert bir şekilde çalarken endişeyle üzerini düzeltmeye çalışarak pijamaları ile dış kapıyı hafif aralamıştı. Gözleri yarı açık bir şekilde gelene bakarken kapısında ki kadın nefes nefese genç kıza “Kızım yardım et,” dediğinde Alya şaşkınlıkla gözlerini iyice aralamıştı.

“Deniz teyze, hayırdır?” Alya tek odalı evinin duvarında ki saate başını uzattığında saatin sabahın beşi olduğunu görünce endişeyle yeniden kadına döndü.

“Deniz teyze, iyi misin?” kadın nefesini düzenlemeye çalışıyor bir yandan da elini kolunu sallayarak genç kıza derdini anlatmaya çalışıyordu.

“Kızım yardım et, Cenk’e bir şey oldu uyandıramıyorum.” Alya kadının sözleri ile ayağına geçirdiği terlikleri ile üzerinde ki pijamalarına aldırış etmeden hızla evin kapısını kapatarak koşmaya başlamıştı. iki sokak arkadaki evin önüne geldiğinde ellerini dizine dayayarak soluklanmış, yarı aralık dış kapıdan hızla eve dalmıştı.

“Cenk hocam, neredesiniz?” Alya evin içinde ki odalara bakarken dış kapıdan içeri giren Deniz Hanım genç kıza oğlunun odasını göstererek “Burada,” diye onu yönlendirmişti. Alya odaya girdiğinde hızla genç adamın yatağına doğru yaklaştı. Cenk yatağında gözleri kapalı bir şekilde yatıyordu.

“Cenk hocam! Hocam!” Alya genç adamın omzunu dürterken elini alnına koymuştu. Ateşine bakarken bir yandan da kulağını göğsüne doğru yaklaştırıp kalp atışlarını dinlemeye çalışmıştı. Genç adamın nefes alışında bir sorun olmadığını anlayan Alya rahat bir nefes alırken ağlayan kadına bakarak “Merak etme Deniz teyze, nefes alıyor. Uyuyor galiba…” dediğinde kadın başını iki yana sallayarak genç kıza cevap vermişti.

“Oğlumun uykusu hafiftir, bir şey var kızım. Yardım et bir doktora götürelim.” Alya kadının ağlamasına dayanamayarak kadının yanına yaklaşıp elini sıkmıştı.

“Korkma teyze, ben şimdi onu uyandırırım.”

“Nasıl?” Alya genç adamın uyuduğuna emin bir şekilde mutfağa gidip dolaba bakmıştı. Havaların ısınması ile dolaplara soğuk su bulundurulmaya başlamışlardı. Bir haftayı geride bırakan genç kız bu zaman zarfında Deniz hanımla oldukça iyi anlaşmıştı. Her akşam muhakkak yan yana gelip günün kritiğini yapmaya başladıklarında Cenk annesiyle konuşmuş, kızı fazla meşgul etmemesini söylemişti. Kadın oğlunu onaylasa da bu kez kadına alışan genç kız eve geldiği zaman Deniz hanımı arayarak müsait olduğunda eve çaya davet ediyordu. Genç kız dolaptaki buzlu suyu alarak odaya döndüğünde Deniz hanımı Cenk’in başında saçını okşarken görünce genç adama iyice kızmıştı.

“Deniz teyze bir müsaade eder misin?” Deniz Hanım kızın ne yapacağını anladığında engellemek için çok geç kalmıştı. Alya elindeki bir sürahi dolu buzlu suyu genç adamın başından aşağıya boca etmişti.

“Hay ben…” Cenk hissettiği buz gibi su ile yerinden sıçrarken söylenmeye başlamıştı.

“Ne oluyor ya!” genç adamın kendine gelmesi ile Alya bir elinde sürahi kolları bağlı bir şekilde yatağın ayak ucunda durduğunu görünce kaşları iyice çatılmıştı.

“Günaydın hocam, nasılsınız?” Cenk saçlarından aşağıya akan suyu elleri ile silerken öfkeyle dişlerini sıkmıştı.

“Sen ne yaptığını sanıyorsun?” Alya adamın sert sesinden korkmak şöyle durdun gülümseyerek Deniz hanıma bakmıştı.

“Sana demiştim değil mi teyze…” diyerek genç adama dönüp devam etti. “Oğlunun bir şeyi yok, kış uykusuna yatmış.”

“Seni var ya!” Cenk hızla yatağından kalkarken Alya hemen Deniz hanımın arkasına saklanmıştı.

“Ah be oğlum ne kadar korktum haberin var mı?” Cenk annesinin ıslak yanaklarına bakınca derin bir iç çekmişti.

“Anne, korkacak bir şey yok, neden yabancıları bu saatte eve alıyorsun?” Cenk kızın ters bakışlarını yakaladığında oda genç kıza aynı şekilde bakmıştı. Masasının üzerindeki saate baktığında ise kaşları iyice çatılmıştı.

“Sabahın bu saatinde dışarı mı çıktın sen?” Annesine sitem eden genç adam Alya’nın kapıya yönelmesi ile ona dönmüştü.

“Sen nereye gidiyorsun?” genç kız arkasını dönmeden Cenk’e cevap vermişti.

“İyi olduğunuza göre yarıda kalan uykumu çekmeye, yani evime!”

“Bu saatte bu kılıkta bir yere gidemezsin,” Cenk’in sert sesi ile Alya arkasını dönerek genç adama bakmıştı.

“Anlayamadım?” dediğinde Cenk kızın üzerinde ki siyah saten pijama takımına bakmamaya çalışarak annesine dönmüştü.

“Anne sen misafir odasını Alya için hazırlarsın. Bu kıyafetle dışarı çıkmasın.” Alya şaşkınlıkla yanından geçip giden adamın arkasından bakarken Alya “Ne varmış kıyafetimde,” diyerek üzerine baktığında utançla bir eliyle yüzünü kapatmıştı.

“Allah seni ne yapmasın Alya, pijama ile geldin ya adamın evine!” kendi kendine kızarken duyduğu hafif kıkırtı ile yerin dibine girmek istemişti.

“Gel kızım sana yatak açayım,” Deniz Hanım önden çıkarak genç kızın kendisini takip etmesini beklemişti. Girdikleri odada tek kişilik bir yatak ve beş çekmeceli şifonyerden başka mobilya yoktu.

“Sana da zahmet oldu Deniz teyze kusura bakma.”

“Ne kusuru kızım, sen olmasaydın aklımı kaçırırdım. İlk kez bu kadar derin uyudu Cenk!” Alya başını sallayarak kadına çarşafları sermesi için yardım etmişti. Sabah ışıkları kendini belli etmeye başladığında yatağına girerek üzerini kapatmıştı. Ertesi gün cumartesi olduğu için uyumayı düşünen genç kız yabancı bir evde olduğu için bu düşüncesinden vazgeçmişti. Derin uykuya dalarken aklında ne misafir olduğu ne de erken uyanmak vardı.

***

Genç adam saatine bakarak karşısında oturan annesine baktı. Derin bir iç çekerek  örgü ören kadına “Daha ne kadar uyuyacak, kaldır da kahvaltı yapalım,” dediğinde Deniz Hanım oğluna ters bir bakış atarak cevap vermişti.

“Elleşme kıza, senin yüzünden sabahın beşinde kızın kapısına dayandım.”

“Anne…”

“Hem bu gün cumartesi, bırak uyusun. Kahvaltı hazır git sen yap kahvaltını.”

“Senin ilaçların var anne, bir şeyler yemelisin.” Deniz Hanım oğlunun sözlerine karşılık elindeki örgüsüne odaklanan Deniz Hanım salondan söylenerek çıkıp giden oğlunun arkasından gülümsemişti. Kapı zilinin çalınması ile oğluna seslenerek kapıyı açmasını istediğinde elinde ki örgüyü kanepenin kenarına bırakmıştı.

“Kim geldi oğlum?” Deniz Hanım kapıya çıktığında yan komşusu ve kızının geldiğini görünce hafif gülümsemişti.

“Gelsene Hidayet, hoş geldin Selin kızım,” diyerek iki kadını da eve davet etmişti. Cenk her hafta sonu olduğu gibi oturmaya gelen komşuları ile annesini yalnız bırakarak mutfağa geçmişti.

“Oğlum, çay demlenmişti misafirlerimize döküver birer bardak,” dediğinde Cenk annesinin dediğini yaparken Selin ayaklanarak “Ben alırım çayları Deniz teyze, Cenk beye zahmet olmasın,” diyerek hızla mutfağa geçmişti. Cenk bardaklara çay doldururken yanına gelen kıza kısa bir bakış atarak önüne dönmüştü.

“Bir şey mi istemiştiniz?” diye kıza sorarken kız çaydanlığı ocağın üzerine bırakan genç adamın doldurduğu çayları tepsine koyarak “Size yardım etmek istemiştim,” dediğinde kızın bakışları hazır olan kahvaltı masasına takılmıştı.

“Kahvaltı da etmediniz galiba,” dediğinde mutfağın kapısından içeriye yarı uykulu bir şekilde giren kızı gördüklerinde ikisi de susmuştu.

Alya uyandığında kendi evindeymiş gibi her sabah yaptığı gibi mutfağa yönelerek dolaptan suyunu alıp içmeye başladığında kendine şaşkın bir şekilde bakan kızla göz göze gelmişti.

“Merhaba?” Alya son yudumunu da yuttuktan sonra kıza kısık gözlerle bakarak selam vermişti. Kız hala elinde tepsi ile şaşkın bir şekilde Alya’ya bakarken dalgın bir şekilde “Merhaba,” dediğinde Alya kızın elinde ki çay bardaklarından birini alarak “Teşekkür ederim,” diyerek kahvaltı masasına geçmişti. Cenk kızın rahat tavrının ne kadar süreceğini dikkatle izlerken bir yudum çay alan genç kız duraksamıştı. Cenk tek kaşını yaylandırarak kıza bakarken Alya dudaklarını kemirerek “Hii,” diyerek hızla masadan kalkmıştı. Mutfaktan hızla çıkarak salona girip “Deniz teyze bir bakar mısın?” diyerek aynı hızla kaldığı odaya girmişti. Arkasından kahkaha atan genç adamın sesi kulaklarına geldiğinde öfkeyle kendine söylenmeye başlamıştı.

“Ne oldu kızım?”

“Teyze bana giyecek bir şeyler verir misin? Rezil oldum yine!” derken Deniz Hanım gülümseyerek genç kıza bakmıştı.

“Ah be kızım buna mı bu kadar bağırdın?” kadın odasına giderken Alya’ya da gelmesini söylemişti. Genç kız kadının üç kapılı dolabını açarak içinden kendine uygun kıyafet bakarken çiçekli basma elbise gözüne takılmıştı. Ananesinin de buna benzet bir elbisesi vardı. Alya yaşlı kadının basma elbiselerini giymeyi çok severdi. Kadına elbiseyi göstererek “Deniz teyze bunu giymem sorun olur mu?” dediğinde kadın kızın elinde ki elbiseye şaşkınlıkla bakmıştı.

“Emin misin kızım, o elbise pek sana göre değil sanki.”

“Niye, bence çok güzel bir elbise.” Alya elbiseyi giymek için banyoya geçtiğinde Deniz Hanım misafirleri yalnız kalmasın diye salona geçmişti.

“Selin kızım bir şey mi oldu dalgınsın?” Deniz Hanım melodik sesi ile genç kıza sorarken Hidayet Hanım araya girerek merakla sormuştu.

“Hayırdır Deniz, misafir kızımız kim? Pekte güzelmiş maşallah.”

“Öyle Hidayet, memleketten bir tanıdık.”

“Çok kalacak mı?” kadının sorusu ile Deniz Hanım kaş çatarken Cenk salona girerek ortamın havasını değiştirmişti.

“Anne, Alya’da kalktığına göre hadi kahvaltı yapalım,” dediğinde misafirleri de mutfağa davet etmişti. Alya Cenk’in arkasına bittiğinde genç adam hissettiği hareket ile Alya’ya döndüğünde donup kalmıştı. Alya adamın bakışlarından habersiz kırmızı çiçekli elbisesi ile Hidayet hanıma yaklaşarak elini öpüp “Hoş geldiniz efendim, kusura bakmayın biraz garip bir karşılama oldu,” dediğinde Hidayet Hanım alıcı gözle genç kızı süzmeye başlamıştı.

“Maşallah kızım pek güzelsin,” dediğinde Alya hafif gülümseyerek “O sizin güzel bakışınız,” diyerek kadını mest etmişti.

“Hadi kahvaltıya geçelim,” Deniz Hanım araya girerken öne geçerek oğlunu dürtüp mutfağa yönlendirmişti. Alya masaya geçenlere çay doldururken Selin’in bakışlarını görünce duraksamıştı. Kızın bakışlarından hoşlanmamıştı. Deniz hanıma dönerek konuşmuştu.

“Deniz teyze benim gün işim varda, yarın seninle dolaşsak olur mu?” dediğinde Cenk kızın ne işi olduğunu merak etmişti.

“Bir sorun mu var Alya, nereye gideceksin?”

“Özel bir işim var hocam!” Alya’nın ‘hocam’ hitabını bastırarak söylemesi Cenk’in dikkatinden kaçmamıştı.

“Nerelisin kızım?” Alya Hidayet hanımın sorusu ile ona dönmüştü.

“Trabzonluyum teyzecim,” diyerek kısa cevap vermişti.

“Maşallah, pek güzelsin. Var mı söz nişan?” Alya ağzına attığı lokmayı yutmaya çalışarak kadına dönmüştü.

“Hidayet kızı rahat bırak.” Deniz Hanım araya girerek Alya’yı cevap vermekten kurtarmış olsa da Hidayet hanımın geri durmak gibi niyeti yoktu.

“Niye öyle diyorsun Deniz, Alya kızımın bir görüştüğü yoksa benim oğlanla bir görüşsün,” dediğinde Alya içtiği çayı güçlükle yutarak öksürmeye başlamıştı. Cenk kadının sözlerine sinirlense de bir şey söylememişti.

“Kusura bakma teyzeciğim ben sözlüyüm,” diyerek geriye yaslandığında kadın kıza inanmamıştı.

“İnanmam, sözlü olsaydın burada tek başına ne işin olur kızım.”

“İnanmıyorsanız sözlümün resmini göstereyim,” diyerek masanın kenarında duran telefonunu alarak galeride Arya ve Aras’ın sözde çekilen resmini kadına göstermişti. Cenk şok olmuş bir şekilde kıza bakarken Deniz hanımın da oğlundan farkı yoktu.

“Kızım, neden daha önce sözlü olduğunu söylemedin ki?” Alya Deniz hanımın sorusuna gülmemek için dudaklarını kemirirken Cenk ile göz göze gelmişti. Genç adamın bakışlarından hoşlanmayan Alya bardağını alarak çayını yudumlamaya başlamıştı. Kadın kızın telefonunda ki resimlere bakarken dikkatle ikilinin resimlerine övgüler yağdırırken Alya’nın telefonunun çalması ile kadın telefonu Alya’ya uzatmıştı.

“Diğer yarın arıyor kızım,” dedi imayla. Alya telefonu alarak izin isteyip kapıdan çıkmadan “Aşkım,” diyerek telefona cevap vermişti.

“Kızım kafayı mı yedin ne oluyor?” Alya ikizinin aşkın sesini duyunca kahkaha atmıştı.

“İdare et hayatım, yakında geleceğim,” dediğinde kapıdan kendisini merakla dinleyen kıza kaşlarını çatarak bakmıştı. Bir eliyle telefonun üzerini kapatarak “Bir şey mi söyleyecektin?” diye sordu. ,

“Çantamdan telefonumu alacaktım,” kızın işaret ettiği çantaya kısa bir bakış atan Alya salondan çıkarak rahat konuşabileceği gece kaldığı odaya girmişti.

“Kusura bakma yarım elma, müsait değildim.”

“Hayırdır, yeni bir talip mi çıktı sana?” Alya gülerek ikizine cevap vermişti.

“Nereden anladın? Merak etme ikiz, senin ve eniştemin söz resmi çok işime yarıyor.”

“Alya, yine bizim resmi mi kullandın?” Alya omzunu silkeleyerek odanın camına doğru ilerledi.

“Ne yapayım kızım, bir rahat vermiyorlar.”

“Sen neredesin Alya, sabah sabah misafir mi geldi sana?” Arya’nın sorusu ile genç kız derin bir nefes almıştı. Sabah olanların tek bir anını bile atlamayarak olayları ikizine anlattığında içi rahatlamıştı. Bu hayattaki en güzel şey gizli saklısı olmadan her şeyini anlatabileceği bir kardeşinin olmasıydı.

“Alya, dikkat etmelisin.” Alya kardeşinin uyarısı ile gerilirken salondan gelen seslerle zamanın ne kadar çabuk geçtiğini anlamadığı için kendisine kızmıştı.

“Misafirlere ayıp oldu Arya, kapatmam gerekiyor.” Arya ile konuşmasını sonlandırdığında odadan çıkarak mutfağa geçmişti. Kahvaltı masasında Deniz Hanım dalgın bir şekilde çayını yudumlarken Alya kadının karşısında ki sandalyeye oturarak konuşmuştu.

“Misafirlerin gitti mi teyze? Kusura bakma ayıp oldu onlara da…” Deniz Hanım başını ağır bir şekilde kaldırarak genç kıza bakmıştı.

“Yok kızım ne ayıbı, sen sözlünle konuşurken biraz daha kalıp gittiler.”

“Deniz teyze, şey…” Genç kız kadına yalan söylediği için hiç rahat değildi.

“Efendim kızım,”

“Şu sözlü meselesi, ben sözlü değilim.” Deniz Hanım şaşkın bir şekilde genç kıza bakarken “E gösterdiğin resim,” dedi.

“O Arya ile Aras eniştemin resmiydi. Arya benim ikizim.” Alya yerinden kalkarak kadının yanına oturup telefonunda ki ikiziyle olan fotoğraflarını göstermeye başladığında kadın şaşkınlıkla genç kıza bakmıştı.

“Annen baban sizi nasıl ayırıyor? Bu kadar benzerlik, Allah’ın hikmeti işte. Söylemeseydin inanmazdım sen olmadığına!” dediğinde Alya ikizinin resmini öperek gülmüştü.

“Değil mi ama benden bir tane daha var. Görüntü benzese de huyumuz çok farklı. Arya ağır başlı ve akıllıdır.”

“Akıl konusunda senin de ondan aşağı kalır yanın yok!” mutfağa giren genç adam son sözlerine karşılık konuşmuştu.

 “Yaptığın hiç doğru değildi Alya, Arya bu yaptığını öğrenirse çok kızadır.”

“Ona söyledim ki? İkizimle aramda gizli saklı yoktur.”

“Ne zaman?” Cenk şaşkınlıkla genç kıza bakarken Alya yerinden kalkarak kendine çay doldurmaya başlamıştı.

“Az önce aradı ya, söyledim. Size de selamı var Deniz teyze…” Cenk kızın rahat konuşması karşısında şaşkınlığını gizleyememişti.

“Sen her şeyini böyle anlatır mısın kardeşine?”

“Elbette, bizim gizlimiz yoktur, o zaman ikiz olmanın anlamı da kalmazdı değil mi?” Deniz Hanım hala şaşkınlıkla Arya ve Alya arasında ki benzerliğe bakıyordu.

“Sen ikizini tanıyor musun oğlum? Ne kadar benziyorlar değil mi?” Cenk annesinin sorusuna başını sallayarak cevap vermişti.

“Birkaç kez sınavlarıma girmişti.” Alya’ya dönen genç adam alaycı bir şekilde “Değil mi Alya?” diye sorduğunda Alya adamın ne yapmak istediğini anlayarak hafif gülümsemişti.

“Elbette hocam, arada sizin sınavlarınıza giriyordu. Çok zeki bir ikizim var!”

“Birde utanmadan onaylıyor, çıldıracağım ya!” Cenk kızın fütursuz davranışlarına kızarak hızla oradan ayrılmıştı.

“Oğlum nereye?” Deniz Hanım genç adamın arkasından seslenirken Alya keyifli bir şekilde gülümsemişti.

“Bırak Deniz teyze bu gün baş başa olalım. O da istediği yere gitsin.” Cenk kapı ağzında duyduğu şeyle iyice kızmıştı. Hızla yanlarına dönerek “Sen artık gitmiyor musun? Daha ne kadar burada kalacaksın?” diye sordu. Alya adamın sözlerini duymazdan gelirken Deniz Hanım oğluna kınayıcı bir şekilde bakmıştı.

“Oğlum o nasıl söz? Misafire hiç git denir mi?”

“Misafir mi, kim misafir? Allah’ın her günü dip dibesiniz? Geri kalan zamanda da bahçe yapımında burnumum dibinde duruyor!” Cenk’in sözleri ile Alya dişlerini sıkmıştı. Varlığının genç adamı bu kadar sıktığının farkında olmadığı için kendine kızan Alya oturduğu yerden kalkarak telefonunu aldı. Deniz Hanım kızın seri bir şekilde kalkmasını izlerken Cenk içinden ‘bu kez ne düşünüyor?’ diye sormadan edememişti.

“Ben artık gideyim Deniz teyze, verdiğim rahatsızlık için özür dilerim. Bir daha ki sefere sen bana gelirsin, benim gelmeme gerek yok. Malum Cenk hocamız bizden oldukça rahatsız görünüyor.”

“Ama kızım,” Deniz Hanım sözlerini bitiremeden Alya hızla dış kapıya yönelmişti. Ayakkabısı olmadığı için ev terliklerini ayağına geçirerek evden ayrılırken arkasından şaşkın bir şekilde bakan genç adamı görmemişti.

“Bu kızın bir ortası yok mu Allah aşkına?” Cenk’in yakınmasına karşılık annesi genç adama kızgın bir şekilde bakarak “Yaptığını beğendin mi oğlum, Alya kızım bir daha bu eşikten içeri adım atmaz,” dediğinde Cenk başını iki yana sallayarak “Yarın gelir merak etme anne. Şu kızla bu kadar yakın olma, komşular konuşmaya başlayacak yoksa!” dedi.

“Ah be oğlum, oldu mu şimdi. Kız yalnız burada, bir bize geliyordu ayağını kestin artık gelmez.”

“Anne, merak etme gelir.” Deniz Hanım oğluna yüzünü asarak mutfaktan çıkmıştı. Cenk annesinin arkasından bakarken kendine söylenirken Alya evinin kapısına geldiğinde anahtarı içeri unuttuğunu fark ederek kapının dibine çöküp sinirden kendine söylenmeye başladı.

“Aptal, aptalsın kızım. Bundan sonra ölse bir yere gitmeyeceksin. Kaldın mı kapıya şimdi!”

“Alya?” Alya kendi kendine söylenirken duyduğu sesle dişlerini sıkarak başını kaldırmıştı.

“Evet, bir şey mi istedin?”

“Hayırdır, neden kapıda oturuyorsun?” Alya birlikte staj gördüğü Mehmet’e kaşlarını çatarak cevap vermişti.

“Hiç yoldan gelen geçeni seyrediyorum, manyağım ya ben!” dediğinde Mehmet gülmemek için kendisini zor tutmuştu. Kızın ifadesi oldukça komikti.

“Şaka yapmayı bırak, bir şey mi oldu? Yardım edebilirim.”

“İstemez, kendi başımın çaresine bakarım.” Alya yerinden kalkarak yan tarafta otura komşusunun kapısını çalmıştı. Kadın kapıyı açtığında genç kızı görünce duraksadı.

“Buyur kızım, bir şey mi isteyeceksin?” Alya kadının sorusuna gülümsemişti. Buraya geldiğinden beri en sevdiği şey komşularının içten ve yardım sever olması olmuştu.

“Kapıda kaldım teyze, bildiğin bir çilingir var mı?” Kadın kızın sözleri ile kapıyı geriye kadar açarak içeriye bağırdı.

“Çilingiri ne yapacaksın kızım, benim oğlan halleder şimdi.”

“Nasıl olacak abla, senin çocuk daha küçük değil mi?” kadın gülerek genç kızın omzunu sıvazlamıştı.

“Ben de çok unuturum anahtarı kızım, bizim oğlan usta oldu kapı açmada!” dediğinde içeriden koşarak on üç – on dört yaşlarında ki çocuk gelmişti.

“Efendim anne,”

“Oğlum, ablan anahtarı evde unutmuş bir halletsen şu kapıyı, hadi evladım…” Çocuk bıkkın bir şekilde evden çıkarken Alya şaşkınlıkla onun arkasından bakmıştı.

“Bana söyleseydin bende açabilirdim kapıyı, neden çocuğu çağırdın?” Alya Mehmet’e ters bir şekilde bakarak cevap vermişti. Kız olduğu için ilk günlerde Mehmet ve diğerleri Alya ile uğraşırken Alya onlardan uzak durmaya başlamıştı. Genç kızın geri çekilmesi ile gösterdiği başarı guruptakilerin dikkatini çekse de Alya artık onlarla gerekmedikçe konuşmuyordu.

“Hadi ama bize bu şekilde davranmamalısın. Bir ekibiz!”

“Öyle mi? Ben neden bilmiyorum ekip olduğumuzu? Unuttun galiba sen ve arkadaşların beni küçük düşürmek için elinizden geleni yaptınız. Şimdi izin verirsen evime girip dinlenmek istiyorum.” Mehmet yanından geçip giden kızın arkasından üzgün bir şekilde bakarken Alya’nın gönlünü almak için ne yapabileceğini düşünmeye başlamıştı. Alya evinin kapısının açılması ile küçük çocuğa teşekkür ederken ertesi gün onu sinemaya götürmeyi teklif edince çocuk kısa bir duraksama yaşamıştı.

“Gerek yok Alya abla, ben her gün yapıyorum bunu.”

“Olsun hem beni de sen götürmüş olursun. Buraların yabancısıyım. Çok sıkıldım sinema izlemek istiyorum,” dediğinde çocuk gülmüştü.

“Tamam abla ama akşam geç kalamam. Ona göre hazırlıklı olursun,” dediğinde Alya kolunu çocuğun omzuna atarak saçını karıştırmıştı.

“Ya Alya abla ne yapıyorsun?”

“Çok sevimlisin, ne var yani kardeşim sayılırsın artık.”

“Ama Alya abla, mahalleye rezil oldum,” dediğinde Alya gülerek çocuğu bırakmıştı.

“Tamam bıraktım hadi, gidebilirsin. Alya evine girerek kapıyı kapattığında derin bir nefes almıştı. Hafta sonu Cenk hocadan uzak durmayı başarabilirdi ancak bahçe yapımında bunu nasıl başaracağını bilmiyordu. En iyisi gruptakilerin yanından ayrılmamak olacaktı. Bir süre tek takılmaları bırakması gerekiyordu.

Genç kız kendini yatağının üzerine atarak kollarını iki yana açmıştı. Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Ona göre hayat saçma şeyleri kafaya takmayacak kadar kısa ve değerliydi.

“Bundan sonra seni rahatsız etmeyeceğim Cenk Bey, bakalım ne kadar rahat olacaksınız!” gözlerini kapatarak yeniden uykuya dalan genç kız uyandığında akşam olmak üzereydi. Telefonun yanıp sönen ışığını görünce yerinde doğrularak arayana bakmıştı. İki kez Arya, dört kez de Deniz hanım aramıştı. Önceliği Deniz hanıma vererek onu aradı. Arya ile konuşması daha uzun süreceği için onu ikinci aramaya karar vermişti.

“Alya, kızım neden telefonlarıma cevap vermiyorsun?” Alya kısa bir duraksamanın ardından gülümseyerek kadına cevap vermişti.

“Uyuya kalmışım Deniz teyze, bir sorun yok değil mi?”

“Oh ben de bir şey oldu sandım sana, çaya davet edecektim.” Alya kadının sözleri ile derin bir iç çekmişti.

“Özür dilerim Deniz teyze ama size gelmem uygun olmayacaktır. Bundan sonra siz bana gelirsiniz müsait olduğunuzda.”

“Ama kızım yarın kahvaltıya gel diyecektim.” Kadının sesi üzgün çıksa da Alya kararlıydı. Cenk hocanın sözlerinden sonra onun evine gitmemeye kesin kararlıydı.

“Yarın gelemem teyze, çok yakışıklı birine sözüm var, sinemaya gideceğiz,” dediğinde kadının “Yakışıklı biri mi?” dediğini duymuş ama sonrasında kulağına yankılanan sert sesle yerinden sıçramıştı.

“Bana bak Alya, dayın seni bana emanet etti. Kim o sinemaya gideceğin kişi?”

“Bu sizin üstünüze vazife değil hocam, kimsenin korumasına ihtiyacım yok.”

“Alya, beni delirtme, başına bir iş gelse nereden bulacağım seni?”

“İyi günler hocam, pazartesi bahçece görüşürüz!” Alya telefonu kapattığında Cenk’in delirdiğine emindi. Dayısı yüzünden üzerine fazla düştüğünü biliyordu ama bu şekilde duymak kızın canını sıkmıştı. Başının çaresine bakabilirdi, kimseye ihtiyacı yoktu. Bir kişi dışında, Arya! Telefonu eline alarak gelen aramayı reddedip Arya’yı aradı.

“İkiz, nerelerdesin, neden cevap vermiyorsun telefona?”

“Hafta sonu ne yaparım genelde Arya?”

“Yok artık, orada da mı uyuyorsun? Kızı m çık dışarı gez, dolaş… etrafı tanısana!”

“Yarın sinemaya gideceğim, komşunun oğluna söz verdim.”

“Hım… Yakışıklı mı?” Alya kardeşinin sesinden eğlendiğini anlayınca ona ayak uydurmuştu.

“Hem de çok, görmen lazım. Yeşil gözlü kumral benim boylarımda biri…”,

“Hadi canım, sen yeşil gözlülere hayransındır. Çok şanslısın kızım,” Alya ikizinin sözüne kahkaha atarak gülmüştü.

“Evet, çok şanslı olacaktım ama çocuk on dört yaşında olmasaydı…” Alya telefonun karşısında oluşan sessizliğe gülerek Arya’nın kendine gelmesini beklemişti.

“Kızım sübyancı çıkma başımıza, ne işin olur çolukla çocukla?”

“Bu gün kapıda kaldım, kapıyı komşunun oğlu Can açtı. Bende sinemaya götürmek istedim.”

“Hım anladım, bak ben seni niye aradım. Aras ile nikahı erkene alıyoruz.”

“Ne? Hani beni bekleyecektiniz?”

“Biliyorum ama düğün sonra olacak. Sadece nikah kıyılacak. Ecem’in mahkemesi için şart oldu nikah.” Alya kısa bir duraksamanın ardından sormuştu.

“Ne mahkemesi, neler oluyor orada Arya?” dediğinde Arya ikizine baştan başlayarak olanları anlatmıştı. Alya küçük kız için üzülürken ikizi için seviniyordu. Birkaç saatlik günlük konuşmanın ardından telefonu kapattıklarında evin kapısı sert bir şekilde vurulmaya başlamıştı.

“Oha, alacaklı mısın be?” diyerek kapıyı hızla açan genç kız yüzüne doğru gelen yumruktan son anda kurtulabilmişti.

“Neredesin sen?”

***

Bakalım ne olur… Ne dersiniz ayrı bir hikaye yazayım mı?

26.BÖLÜM <<<<<<<——->>>>>> 28.BÖLÜM

14690cookie-checkTatlı Hata 27. Bölüm