Temmuz 13, 2021 Yazarı mermaridyy 12

Asil Kan 28. Bölüm

Keyifli okumalar!

-***-

Ağır adımlarla ilerlerken omuzlarına yüklenen yükün daha da arttığını hissederken düşünceleri onu mahvediyordu. Beyni haddinden fazla çalıştığı için bedeni yorulmaya başladı. Farkında olmadan elinde oluşturduğu su topunu yukarı atıp yakalarken sarayın koridorlarında kendisine selam verenlere hafif gülümsemekle yetindi. İçinde garip bir sıkıntı vardı. Babası gittiğinden beri haber göndermemişti. Diğer sınırlar güvende olsa da Drew’in sınırlara hayvanlarını bıraktığını biliyordu. hayvan deyince aklına kendi jaguarı gelmişti. Büyünün etkisine girdiğinden beri jaguarını görmemişti. Anlaşılan Drew verdiği hayvanı korumak için geri çekilmişti.

“Elizabeth, Elizabeth sana sesleniyorum!” genç kız arkasını döndüğünde kendine doğru koşan kız kardeşi prenses Lizzy’i görünce duraksamıştı.

“Lizzy bir sorun mu var?” Lizyy nefes nefese genç kızın yanında dururken Elizabeth’in kaşları iyice çatılmıştı.

“Neler oluyor Lizzy, neden bu haldesin?” Lizzy kısa bir soluklanmanın ardından etrafına bakınarak genç kızı hızla ilk kapıdan içeriye sokmuştu.

“Acil konuşmamız gerekiyor, bir sorun var?”

“Açık konuş Lizzy…” küçük prenses etrafına bakınarak yalnız olduklarından emin olduktan sonra sesini alçaltarak konuşmuştu.

“Saray yetkilileri acil toplantı talep etmişler:” Elizabeth kızın sözlerine kaşlarını çatarak sormuştu.

“Toplantının nedenini de biliyorsundur elbet.”

“Babam gideli üç gün oldu ve ne ondan ne de komutanlardan bir haber alamadık. Kralın sessiz olması saray yetkililerinin aç gözlülüklerini tetikledi anlaşılan. Sonraki taht varisi için toplanmak istemişler.”

“Sonraki kral belli değil mi? Üstelik Drew hala tahtta otururken.”

“Konuşurken duydum, babam başarısız olursa Drew diğer krallara karşı koyacak güce sahip değilmiş. Bu yüzden yeni bir varis seçmek istiyorlar.” Elizabeth elleri yumruk olarak dişlerini sıkarken derin bir nefes almıştı.

“Bundan emin misin?”

“Elbette, emin olmadığım bir konuyu sana açmazdım. Ne yapacağız, böyle giderse saray karışacak.”

“Peki kimi düşündüklerini de söylediler mi?” Lizzy başını iki yana sallayarak kıza cevap verirken yönünü değiştirerek “Beni takip et Lizzy ve sakın yanımdan ayrılma,” dediğinde Lizzy endişeyle genç kızı takip etmeye başlamıştı.

“Almira halam ve Nadia anneme kraliçenin odasına gelmelerini haber edin!” hizmetlilere emir verirken Lizzy’e dönerek “Sende Flora’yı çağır,” dediğinde genç kız kraliçenin odasına varmıştı. Odanın kapısını tıklatarak içeri girdiğine abisi Drew’i görünce kıza bir duraksama yaşamıştı.

“Elizabeth, hayırdır bir şey mi oldu?”

“konuşmamız gerekiyor, acil.” Drew karısının yanından kalkarak kardeşinin karşısına dikilmişti. Birkaç dakika sonra aile üyeleri kapıdan içeriye girdiğinde Almira ilk kraliçeye bakmıştı.

“Bir sorun mu var neden kraliçenin odasına çağırdın bizi?”

“Elizabeth?”

“Flora ile Lizzy de gelsin!” Drew iyice merak ederken Elizabeth beyninde yankılanan sesle yerinde sarsılmıştı. Eli başına giderken Almira ve Nadia hızla genç kızın kolunu tutmuştu.

“Elizabeth, neyin var?”

“Ben iyiyim, beynimin içinde savaş var!” kızın sözleri ile Drew merakla sormuştu.

“Babamla iletişime geçebiliyor musun?” Almira şaşkınlıkla Drew’e bakarken Elizabeth gözlerini kapatarak odaklanmaya çalışmış ama duyduğu ses babasına ait değildi. Gözlerini sızla açarken şaşkınlıkla Almira’ya bakmıştı.

“Hala?” genç kız halasına soru soracakken kapıdan içeriye hızla iki prenses girmişti. Prensesler Elizabeth ve Drew’i selamlarken Elizabeth konuşacakları konuyu hatırlayınca “Resmiyetin sırası değil şimdi, acil bir konu var.”

“Neler oluyor hepimizi neden topladın?”

“Saray yetkilileri senden toplantı talep edecek Drew, taht için yeni varis konuşmak istiyorlarmış. Bunun ne demek olduğunu biliyorsun değil mi?” genç kızın sorusunu Almira cevaplamıştı.

“Bu ailemize isyan demektir. Toplantı oyalama taktiği ve aile üyelerini tehdit ediyor.”

“Nasıl?” Nadia yutkunarak Almira’ya bakarak sormuştu.

“Yıllar önce böyle bir olay olmuştu. Babam hastalanınca abim tahtta geçmesin diye…” Genç kadının gözleri aklına gelen ihtimalle büyümüştü.

“Neden sustun?” Elizabeth araya girdiğinde Drew yumruklarını sıkmıştı.

“Olamaz, onun güçleri elinden alınmıştı!”

“Kimin hala, ailede gücü alınan biri mi var?” Flora dayanamayıp araya girmişti.

“Küçük kardeşim Louis isyan ettiği için babam onun güçlerini mühürlemişti. Eğer bir yolunu bulup mührü kırdıysa hepiniz tehlikedesiniz!” Elizabeth halasının sesinden ne kadar korktuğunu anlayabiliyordu.

“Bir amcamız olduğunu bilmiyorduk.”

“Kral Edward bahsetmişti. Yıllardır onu aramış ama bulamamış.” Nadia endişeli bir şekilde ailesine bakarken gözleri kararmaya başlamıştı. Katren sessizce olanları dinlerken bir eli karnında hareketli olan bebeklerini sakinleştirmeye çalışıyordu.

“Ne yapacağız? Louis olup olmadığını nasıl anlayacağız?”

“Amcam olsun olmasın sizi tehlikeye atamam. Biz Drew ile toplantıya katılırken sizin için ayarladığım yere saklanmanızı istiyorum. Özelikle Katren ve Nadia annemin ortalıkta olmamasını istiyorum.”

“Ama Elizabeth,” Nadia araya girerken genç kızın gözlerine takılıp kalmıştı. Nadia kızın gözlerinden okudukları ile ağzı açılırken ne söyleyeceğini bilememişti.

“Nadia anne, Katren’in yanında onu sakinleştirecek biri gerekiyor. Flora ve Almira halam sizi korumak için yanınızda olacak. Lizzy sen bizimle geleceksin.” Lizzy heyecanla öne çıkarken Flora kaşlarını çatarak Elizabeth’e bakmıştı.

“Ben neden gelmiyorum?”

“Çünkü sana daha önemli bir görev düşüyor. Eğer tahmin ettiğim olursa Almira halaya yardım etmen gerekecek. Lizzy bizimle olacak ama gücünü kullanması için.” Lizzy gözlerini kısarak Elizabeth’e bakarken Flora merakla kız kardeşine bakmıştı.

“Benim bilmediğim bir gücün mü var Lizzy?” Lizzy hızla başını iki yana sallarken Elizabeth endişeli olan abisine bakmıştı.

“Drew, bunun üstesinden geleceğiz. Onlar daha kiminle dans ettiğini bilmiyorlar.”

“Sadece…” genç adam hamile karısına baktığında Elizabeth gülümsemişti.

“Onları merak etme, belli etmese de Flora oldukça yetenekli. Eminim annem ile kraliçeyi koruyacaktır. Ayrıca seninkilerden en güvendiklerini de onların korumasına verebilirsin. Güvenlik çemberini geçebilen olursa onları karşılarlar.” Drew başını sallayarak Katren’i kendine çekip sarılmıştı.

“Kralım ne yapıyorsunuz?”

“Sen ve bebeklerimiz güvende olacak. Şimdi Elizabeth’in dediğini yapalım. Sonrasında bizde yanınıza geleceğiz.”

‘Elizabeth, beni bul!’ prenses Elizabeth beyninde yankılanan sesle hafif bir çığlık atmıştı.

“Elizabeth, neler oluyor?” Almira kızın elleri arasında ki başını tutup yüzünü kendine çevirmişti.

“Hala, onu duyuyorum. Acı çekiyor.” Almira duyduğu şeyle yüzü beyaza keserken yutkunmadan edememişti.

“Ne hissediyorsun?”

“Etrafı kalabalık, ona bir şey yapıyorlar. Gücünün azaldığını hissedebiliyorum.” Almira kızın sözleri ile gerilse de bir şey söylememişti.

“Eminim baban onun için elinden geleni yapacaktır. Şimdi önceliğimiz saray olmalı.” Elizabeth derin nefes alarak başını salladı.

“Peki bizim için ayarladığın güvenli yer neresi?” Flora’nın sorusu ile Elizabeth ona dönmüştü.

“Geçende beni götürdüğünüz kulübeye gideceğiz. Orası saraydan daha güvenli olacaktır.”

“Saraydan gizli çıkmamız gerekiyor. Anne siz önemli olan eşyalarınızı alın.” Flora Nadia’ya dönerken kadının hala dalgın olması dikkatten kaçmamıştı.

“Anne, sen iyi misin?” Lizzy kadının elini tutarken Nadia’nın yanağından aşağıya bir damla yaş akmıştı.

“Siz Katren’i götürün, ben saraydan ayrılmayacağım.”

“Olmaz Nadia anne, asıl senin gitmen gerekiyor. Şuanda ilk hedef sen olacaksın.” Elizabeth kadının elini tutarken Nadia başını iki yana sallamıştı.

“Ben değersiz biriyim, alt tabakadan geliyorum. Burada kalıp size yardım etmek istiyorum.” Drew kadının sözlerine sinirlenerek öne çıkmıştı.

“Ne demek değersizsin anne, sen kral Edward’ın resmi olarak kalan tek eşisin. Seni ele geçirmeleri demek babama karşı koz demektir. Lütfen Elizabeth’in dediğini yap.”

“Çocuklar doğru söylüyor Nadia, burada belki de en değerli esir sen olursun. Şimdi saraydan nasıl çıkacağımızı konuşalım.”

“Sizi gece göndereceğim. Saraydakiler ayak altından çekilir çekilmez çıkacağız.”

“Sende mi geleceksin?” Elizabeth başını sallarken Drew’e dönerek “Jaguarım nerede?” diye sordu.

“Şuanda senin yanında kalması tehlikeli olabilir. İyi olduğunda sana geri vereceğim.”

“Onu şimdi istiyorum. Sarayı hallettikten sonra yola çıkacağım.” Drew ve diğerleri genç kıza şaşkınlıkla bakarken Elizabeth izin isteyerek yanlarından ayrılmıştı.

***

“Kralım ne düşünüyorsunuz?” Edward başı ellerinin arasında kara kara düşünürken Ronald merakla yanına yaklaşmıştı.

“Ronald yapmak zorunda olduğun ama yapmayı hiç istemediğin bir şey yaptın mı?” Ronald kralın sözlerini anlamayarak ona bakmıştı.

“Geldiğinizden beri çadırınızdan çıkmadınız. Askerler bir adım bile ilerlemedi. Ne düşündüğünüzü anlayamıyorum.”

“Vereceğim karar sadece bizi değil, ülkemizi de etkileyecek.”

“Kralım, Alexis ile konuşmaya gittiğinizden beri çadırınızdan dışarıya çıkmadınız. Askerler tedirgin olmaya başladı.”

“Ronald, Louis geri döndü!” Ronald şaşkınlıkla ona bakarken Edward devam etmişti.

“Kardeşim düşmanla iş birliği yaparak ülkesine ihanet etti Ronald. Ben şimdi ne yapmalıyım. Yıllarca kardeşlerimi aramaktan başka bir şey yapmadım. Biri geri döndü ama diğeri sinsi gibi bekleyip bizi sırtımızdan vurmaya çalışıyor:”

“Babanız onun güçlerine mühür vurmamış mıydı, neden bu kadar endişelisiniz?”

“Mührü kırdırmayı başarmış.” Ronald adamın sözleri ile yutkunmuştu. Adam yıllardır yanında olduğu kralın çaresiz kalışını ilk kez görüyordu.

“Saraya dönmeniz gerekmez mi? Saldıracağı ilk yer saray olmayacak mı? Üstelik siz de sarayda olmadığınız için aileniz tehlike altında olacaktır.”

“Saraydakiler güvende olacaktır. Louis ne kadar güçlü olursa olsun Elizabeth ile boy ölçüşemez. Saraya saldırırsa onun sonu olur.”

“Yine de…” Ronald’ın Almira’yı düşündüğünü anlayan Edward hafif gülümseyerek başını iki yana sallamıştı.

“Louis kız kardeşine dokunmaz merak etme.”

“Yine de emin olamayız kralım. Alexis ile iş birliği yaptıysa Almira da hedef olabilir.”

“Şuanda önemli olan Adrian’ı onların elinden almak. Adrian’ın üzerine deneyecekleri büyüler beynindekileri silebilir.”

“Onu görebildiniz mi? Durumu nasıl?”

“Kendince plan yapmış ama göz ardı ettiği şey babasının dürüst bir savaşçı olmadığıydı. Yakında acı bir şekilde öğrenecektir.” Edward yeniden sessizliğe bürünürken kulaklarına gelen tartışma sesi ile ikili hızla çadırdan dışarıya çıkmıştı.

“Neler oluyor burada?” İki asker kendi aralarında tartışırken Edward’ın sesini duyanlar hemen sıraya girip krallarını selamlamıştı.

“Size bir soru sordum, neler oluyor burada?” Kralın sert sesi ile askerler birbirine bakıp başlarını öne eğmişti.

“Sen söyle, neden tartışıyordunuz?”  Ronald öne çıkarak Edward’ın daha fazla sinirlenmemesi için araya girmişti.

“Kralım, bu asker sınırdan geçen birkaç şüpheli görmüş ama bize haber vermeyi unutmuş.” Kral gösterilen askere bakışlarını çevirdiğinde adamın korkudan titrediğini görünce başını iki yana sallamıştı.

“Madem bu kadar korkuyorsun neden görevini düzgün yapmıyorsun asker?”

“Kralım, sınırda gezerken birkaç kişi gördüm ama üzerlerinde bizim ülkeye has kıyafetler vardı.”

“Düşman kılık değiştirip aramıza sızabilir, bunu size kaç kez söyleyeceğiz?” Kral diğer askerlerine göz atarak konuşmasına devam etmişti.

“Her an savaşacak gibi tetikte olun. İki gün sonra savaşacağız. Bu akşam iyi dinlenin. Beklenilenden aha kanlı bir savaş olacak.” Askerler gözleri büyüyerek krala bakarken kendi aralarında konuşmalar başladığında Ronald araya girerek “Talimlerden sonra iyice dinlenin. Dağılabilirsiniz,” diyerek Edward’ın ardından çadıra girmişti.

“Kralım, neden onlara savaşacağımız zamanı söylediniz? Şimdi içerine korku yayılacak.”

“Onlar benim askerim, savaşmaktan asla korkmazlar.”

“O zaman neden bildirdiniz?”

“Düşmanın hazır olması için, hazır olsunlar ki planımız işlesin.” Ronald krala gözlerini kısarak bakarken başını iki yana sallamıştı.

“Sizi anlamak çok zor kralım, aklınızdan geçenleri anlayamıyorum.”

“Alexis’e iki gün sonraki saldırı haberi gidecektir. Önce bizimle savaşanlar kim olacak?”

“Elbette sivilleri öne sürecektir.”

“Doğru, Alexis sivilleri bizim üzerimize gönderdiğinde onları gizli ordu güvenli bir alana sürükleyecek.” Ronald adamın sözleri ile susmak zorunda kalmıştı. Aklı hala sarayda, geride bıraktığı karısında kalırken Elizabeth’in zorluklarla baş edebilmesini diliyordu.

“Endişelenme Ronald, bu savaş çok uzun sürmeyecek. Özellikle Louis ile karşılaştığımda hepsi bitecek.”

“Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?”

“Kardeşim de olsa kanunlarımızı çiğnemesine izin veremem. Louis mührünü açtırarak ülkenin kanunlarına karşı geldi. Şimdi karşılığını alma vakti geliyor.”

“Planınız ne?”

“Savaş alanında planımı herkes gibi sende öğreneceksin.”

***

Elizabeth gece yarısı sarayın içindeki herkesin uyumasını sağlayarak hazırladığı at arabası ile ailesini hazırladığı kulübeye doğru yola çıkarmıştı: Drew her ihtimale karşı sarayda kalırken kadınlar kulübeye gitmişti. Tek odalı kulübeye geldiklerinde Flora şaşkınlıkla içindeki eşyaları değişen odaya bakmıştı.

“Bunları ne zaman ayarladın?”

“Sizin rahat etmeniz için her şey var. Her ihtimale karşı birkaç günlük erzakta var. Sizi almaya gelmeden sakın dışarı çıkmaya çalışmayın. Kulübenin etrafında görünmez bir güvenlik çemberi olacak. Benden ve babamdan başka kimse çemberi açamaz. Flora sende sarmaşıklarını kullanmayı unutma. Çemberin içinde Drew’in görevlendirdiği dostları olacak. Sizi korumak için her şeyi yapacaklar merak etme.”

“Siz ne olacaksınız?”

“Bizi merak etmeyin hala, işim biter bitmez size geleceğim.” Nadia genç kıza doğru ilerleyerek ona sıkıca sarılmıştı.

“Kendinize dikkat edin Elizabeth, size bir şey olursa dayanamam.”

“Sen bizi merak etme Nadia anne, burada güvende olacağınız için bizde rahat hareket edeceğiz.” Nadia kızı bıraktıktan sonra Elizabeth son kez ailesine bakarak kulübeden dışarıya çıkmıştı. Küçük pencereden dışarıya bakan üç kadın Elizabeth’in bedeninden çıkan sert rüzgarla birlikte kulübenin çevresi saydan bir tabaka ile sarılmıştı. Genç kız elini kaldırarak son hareketini yaparken tabakanın üzerinde sadece Asil kanların dikkatle baktığında fark edebileceği alev çemberi vardı.

“Kendinize dikkat edin,” Elizabeth seslenerek içerdekilere sesini duyurduktan sonra abisinin verdiği ata binerek hızla saraya doğru ilerlemeye başlamıştı. Saray kapısından içeri girer girmez yapmış olduğu büyüyü bozarak nöbetçileri uyandırmıştı. Abisinin odasına giderek sabaha kadar plan yapmışlardı. Bekledikleri haber saat on gibi onlara ulaştığında ikili birbirine baktı.

“Başlıyoruz kardeşim, kazamız mübarek olsun,” diyen Drew Elizabeth’in gülmesine neden olmuştu.

“Bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz abi, bu şekilde saraydaki hainleri temizleyebiliriz.” Drew başını sallarken kral cüppesini giyerek taht odasına doğru ilerlemeye başladı. Lizzy Elizabeth’in emri ile saray yetkilileri arasında dolaşarak ne planladıklarını öğrenmesi için aralarına karışırken ablasının tahmini gibi amcası olacak adamın taht üzerinde hak talep edeceğini de öğrenmişti. Birkaç saat içinde taht odasına giren yetkililer iki tarafta dizilirken herkesin gözü Elizabeth’in üzerindeydi. Prensesin toplantıda olması adamların hoşuna gitmediği ifadelerinden belli oluyordu.

“Sizi dinliyorum bakanlar. Savaş halinde olmamıza aldırış etmeden bu acil toplantının nedeni nedir?” Drew söze girerken ilk önce girecek kişiyi bekliyordu. Konuşan kişi isyanı organize eden kişi olacaktı.

“Kral Edward savaşa gittiğinden beri bir haber gelmedi. Duyduğumuza göre kral ve askerleri en son mola verdikleri yerden günlerdir hareket etmemiş. Kralın hasta olduğu söyleniyor.”

“Kral Edward’ın sağlık durumu gayet iyi merak etmeyin.”

“Bunu nereden bileceğiz. Siz söylediniz diye iyi olduğuna kanaat getiremeyiz.”

“Kralın iyi olmasından hoşnut değilmiş gibi konuşuyorsunuz sayın ticaret bakanı.” Elizabeth’in sözleri ile ortam gerilirken başka bir adam konuşmuştu.

“Prenses bu toplantıya katılmanız uygun değildir.”

“Öyle mi bunu kim söylüyor. Unutuyorsunuz galiba, boş olan kraliçelik koltuğu şuanda benim elimde. Buda burada ki herkesten daha yetkili olduğumu gösterir.” Elizabeth’in sözleri ile gerilen kalabalık Drew’in dikkatinden kaçmamıştı.

“Sadede gelin beyler, bizi neden topladınız?” Adamlar kısa bir süre kendi aralarında homurdanan saray görevlileri sözcüsü olduğu belli olan adamın konuşması ile susmuştu.

“Bizler kral Edward’ın geri dönüp dönmeyeceğini bilmiyoruz. Tahttın boş kalması söz konusu bile değildir.”

“Taht boş değil gördüğünüz gibi, kral Drew hala deneme aşamasında.”

“Taht deneme tahtası değildir prenses? Ülke yönetimi işinin ehli olan kişilerce yapılmalı.”

“Mesela kimin gibi?” Elizabeth adamların hepsinin yüzünde bakışlarını gezdirirken birçoğunun çoktan isyancılara katıldığını öğrenmişti. Üzgün bir şekilde abisine bakarken Drew onun bakışlarını yakalayarak dudaklarını oynatıp “Ne oldu?” dedi.

“Şuanda savaştayız ve siz ülkeyi kaosa sürükleyecek işler peşinde koşuyorsunuz. Kral sarayda olmadığı için bu kadar rahat olmanıza şaşmamak gerek. Kral Edward saraya döndüğünde bu yaptığınızı bizzat ben rapor edeceğim.”

“Tabi dönebilirse!” sessizce söylendiğini düşünen adamın sözlerinin biter bitmez salonda yankılanan acı dolu sesi herkesin kanının çekilmesine neden olmuştu. Salonun ortasında bedeni yılanla çevrelenmiş adam havada yükselirken herkes şok olmuş bir şekilde yılanın kıskacında kalan adama bakmıştı. Drew alevli gözlerle adama bakarak “Az önce ne dedin sen? Babama suikast mı düzenleyeceksiniz?” Drew öfkeyle bağırırken Elizabeth omzuna dokunarak başını iki yana sallamıştı.

“Yapma Drew, buna değmez. Onlar babam gibi birine dokunabileceğini düşünecek kadar aptallar.” Elizabeth kendilerine doğru bakan adamlara dönerek alaycı bir şekilde gülümsemişti.

“Neden susuyorsunuz? Yoksa tahtta amcam olacak adamı mı geçirmeyi düşünüyordunuz?” Elizabeth’in sözleri ile herkes şaşkınlıkla birbirine bakmıştı.

“Neden öyle bakıyorsunuz? Amcam olacak adamın geri döndüğünü bilmediğimizi mi sanıyorsunuz? Sizler kralınıza ihanet ettiniz. Babam olmasaydı bile Louis asla kral olamazdı. Ülkenin kanunlarına karşı gelen bir adamı tahtta çıkarmak için bizi karşınıza aldığınız için sizde cezanızı çekeceksiniz.”

“Bize dokunamazsınız!” adamlardan biri öne doğru hamle yaparken Elizabeth elini havaya kaldırarak adamı duvara savurmuştu. Salon birden alev topuna dönerken Drew şaşkınlıkla kız kardeşine bakmaya başlamıştı. Saldırıya geçen saray yetkilileri bir biri duvara sabitlenirken Elizabeth tırnaklarına bakarak duvara asılı duran adamlara doğru ilerlemeye başlamıştı.

“Nerede o Louis denen adam?

“Prenses bu yaptığınız doğru değil. Sivillere güç kullanmanız yasak. Bırakın bizi!”

“Masum sivillere diyecektin galiba, siz masum değilsiniz ki?” Elizabeth tek tek hepsine bakarak devam etti. “Hepiniz hainsiniz. O güvendiğiniz adam savaşta babamdan cezasını çekecek. Siz sarayın içine yaydığınız askerlerin hesabını vereceksiniz.” Kapı ardından saray koridorlarında yankılanan kılıç ve çığlık sesleri Elizabeth’in gülümsemesine neden olmuştu.

“Prenses bize bunu yapamazsınız. Biz bu ülkenin bel kemiğiyiz.”

“Siz bu ülkenin kalburusunuz.” Elizabeth hepsini tek tek yere savururken salona giren askerlerine “Hainleri tutuklayıp zindana atın, babam gelince icaplarına bakar.” Askerler adamları tek tek yerden toplarken Drew ve prenses birbirine bakmıştı. Sarayın koridorlarında yükselen acı çığlıklar, hizmetlilerin koşuşturması Elizabeth’in derin bir iç çekmesine neden olmuştu.

“Bu iş çok uzadı,” Elizabeth hızlı adımlarla taht odasından çıkarak çığlıkların geldiği yöne doğru ilerlemeye başlamıştı. Tam da tahmin ettiği gibi çığlıklar kadınlar bölümünden geliyordu. Kraliçenin odasına giden koridorda kalabalık isyancılar askerlerle savaşıyordu. Adımlarını daha da hızlandırarak koridora girdiğinde hizmetli kadınlara kılıcını sallayan adamları görünce gözleri öfkeyle alev almıştı. Her adımda bedeninden yükselen sert rüzgarla isyancılar etrafa saçılırken kendisine doğru gelen okun yönünü elini savurarak değiştirip gözleri ile adamı duvara yapıştırmıştı. Hizmetliler hızla kaçışırken Elizabeth isyancılardan başka kimseyi görmüyordu. Çığlıklar kan dondurucu bir şekilde ortama yankılanırken son kalan isyancıyla Elizabeth göz göze gelince elini kaldırarak adamı boynundan yukarıya kaldırmıştı. Adamın gözlerinde ki korkuyu içine çeken Elizabeth’in gözlerinden dışarıya ışık saçılırken adamın gözünden okuduğu şeyle hızla elini savurmuştu.

“Askerler, tüm isyancıları tutuklayıp zindana atın.” Elizabeth emrini verdikten sonra hızla sarayın kapısına doğru koşmuştu. Atının getirilmesini emreden genç kız askerlerin koşturması ile hızla atına doğru ilerledi.

“Prenses?”

“Drew’e güvenli eve gittiğimi söyleyin. Sarayda her şey kontrol altında olsa da dikkatli olsun.” Elizabeth atını ileri sürerken içinden ailesinin iyi olması için dua ediyordu.

***

Nadia kraliçe Katren’in yatağa uzanmasını sağlayarak Almira ile masaya geçerek konuşmaya başlamıştı. Nadia oldukça huzursuzdu. İçine sinmeyen bir şeyler vardı.

“Sence de çok sessiz değil mi?”

“Evet, çok sessiz!” Almira da ilk kez tedirgin olmaya başlamıştı. Flora pencereden dışarıya bakarak etrafı gözlemlerken çemberin dışından gelen seslerle hızla arkasını dönmüştü.

“Dışarıda birileri var!” Flora annesine bakarken Almira hızla oturduğu yerden kalkmıştı.

“Sakin ol Nadia, biz hallederiz. Sen Katren’in yanında olmalısın!” Almira ve Flora kapıya yöneldiğinde Flora halasının önünde durarak “Siz burada kalın prenses, ben dışarıda ne olduğuna bakacağım. Birimizin kraliçenin yanında olması gerekiyor.”

“O zaman sen kal Flora, dışarı ben çıkayım!” Flora kadının sözlerinin bitmesini beklemeden hızla kapıdan dışarı çıkıp kulübeyi dikenli sarmaşıklara sarmıştı. Genç kız çemberin etrafında dikkatli bir şekilde dolanırken dışarıda ki misafirlerinin kim olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kalabalık bir grubun çemberi geçmeye çalıştığını görünce sıkıntıyla iç çekmişti. Kural gereği sivillere güç kullanamazdı ama bu durum oldukça istisna olacaktı. Nefesini ayarlayarak sesini olabildiğince çemberin dışına duyurmaya çalıştı.

“Olduğunuz yerde kalın, yoksa sonunuz iyi olmayacak!” Flora’nın sesini duyan asiler kızın olduğu tarafa bakmaya başlamıştı.

“Orada, prenses orada!” diye bağıran adamlardan biri tüm dikkati genç kızın üzerine toplamayı başarmıştı.

“Sizi son kez uyarıyorum, buradan uzaklaşın!”

“Bize bir şey yapamazsın prenses!” Adamlardan biri gerilerden gelerek kalabalığın önüne geçerken Flora dişlerini sıkarak kedisine cevap veren adama bakmıştı.

“Bu yaptığınızın sonucu ağır olacak biliyorsun değil mi?” Adam elini kaldırarak çemberi zayıflatmak için güç kullanmaya başlayınca Flora adamın normal biri olmadığını anlamıştı.

“Bizi düşünmenize gerek yok prenses, asıl kendinizi düşünmelisiniz! Sizi kimin kurtaracağını merak ediyorum.” Flora çatırdamaya başlayan güvenlik çemberinin sesini duyunca öfkeyle bedenini havalandırmıştı. Çemberi geçenleri geri savuşturmak için vücudundan çıkan dikenli dalları etrafa yayan genç kız gözlerini gücünü kullanan adama dikmişti. Prensesin değişen bedeni, etrafa saçtığı dikenli kollar sivil insanları korkuturken adam gözlerini prensese dikerek arkasından ki adamlara seslenmişti.

“Prenses benim, siz kulübedeki kadınları alın. Onlar bizim için değerli unutmayın!” Prenses adamın sözleri ile iyice sinirlenmişti. Bedenini sakinleştirerek düşünmeye başlamıştı. Çemberi geçen ilk kişi gücünü kullanan adam olurken Flora adama doğru hamle yapmadan beklemişti. Onun sakin tavrı adamı şaşırtsa da prensese saldırması kısa sürmüştü. Flora saldırıyı kolaylıkla savuştururken adamın hareketi ile çemberi geçen diğer kişiler kulübeye doğru ilerlemeye başlamıştı. Flora çemberin etrafındaki dikenli çitleri daha da kalınlaştırarak kendisine saldıran adama baktı.

“Gel bakalım hain!” Adam prensese doğru savurduğu oklarla genç kıza saldırmaya devam ederken ormanın gücünü kullanmaya karar veren genç kız adamın arkasında bulunan ağaca doğru uzanarak dallarının eğilip adamın görüş açısını kısıtlamıştı. Ağacın altından çıkan adam bedenine dolanan sarmaşık ile havalanırken Flora sarmaşığı kendisine yaklaştırarak adamla göz göze gelmişti.

“Seni kim gönderdi!”

“Öleceksin!” Adamın tehdidi ile Flora dişlerini sıkmıştı.

“Yanlış, ölecek olan sen ve şu ahmaklar. Onlara söyle uzaklaşsınlar!” Flora sert bir şekilde konuşurken adamın gülmeye başlaması kızın sinirini iyice bozmuştu. Sarmaşık dalları yukarıya doğru yükselirken adam çığlık çığlığa bağırıyordu.

“Başaramayacaksınız, hepiniz öleceksiniz!” adamın son sözleri bu olmuştu. Adam gökyüzüne doğru savulurken kulübeye girmek üzere olan adamlara doğru hızla atılmıştı. Kulübeye yaklaştığında ise kulübenin üzerine doğru yükselen güçlü ışık kaynağını görünce yerinde duraksamıştı. Bu zamana kadar gördüğü en parlak ışık kulübenin içinden dışarıya doğru yayılırken çığlık atan adamların sesi kulakları tırmalıyordu.

Işık gittikçe yayılırken Flora endişeyle kulübenin içeriye girmişti. Gözleri hemen annesi ile kraliçeyi ararken şaşkınlıkla olduğu yerde kalmıştı. Yatakta yatan kraliçenin bedeninden yükselen ışık genç kızı şoka uğratmıştı. Katren’in karnından yükselen ışık huzmesi koca bir ağacı andırırken etrafa yaydığı güç oldukça etkiliydi. Gözleri kör edecek bir şekilde etrafa yayılan ışık aynı hızla geri çekilerek kraliçenin bedeninde kaybolurken Almira ve diğerleri şaşkınlıkla yatakta baygın bir şekilde duran Katren’e bakmıştı.

“Neler oluyor?”

***

Beğeni ve yorumlarınızı eksik etmezseniz sevinirim!

27.BÖLÜM <<<<<—->>>>> 29.BÖLÜM

14872cookie-checkAsil Kan 28. Bölüm