Temmuz 27, 2021 Yazarı mermaridyy 10

Asil Kan 29. Bölüm

Hayırlı akşamlar arkadaşlar, geçmiş bayramınız mübarek olsun. Bayram arasından sonra hikayemiz tam gaz devam ediyor. Umarım beğenirsiniz. Bir sonraki bölümde çiftimizin savaşını okuyacağız.

***

 Sarayda olaylar kontrol altına alındığında prenses Elizabeth kraliçenin odasında yakaladığı adamlardan kulübeyi bildiklerini öğrendiğinde askerlerine emir vererek hemen yola çıkmıştı. Abisinin kendisine verdiği asil atı hızla sürerken peşine takılan koruyucu hayvanı Jaguar ondan önde genç kıza yol açıyordu. Zamanla yarışan prensesin tek tesellisi amcası olacak adamın kulübeye giden adamlar arasında olmamasıydı. En azından kendisini kulübeye varana kadar kardeşi ve halası isyancıları oyalayabilirdi. Ormana girdiğinde kulağına ilişen çığlıklardan saldırının başladığını anlayan genç kız atını daha da hızlandırdı.

“Hadi!” nefes nefese ormana daldığında kulübeye yaklaştığı için çığlıklar daha da artmıştı. Aniden gökyüzüne yükselen ışığı görünce gözleri korkuyla büyürken atından aşağıya atlayarak kalan yolu farkında olmadan güçlerini kullanarak kat etmişti. Kulübeden içeriye daldığında ise gördüğü, manzara ile yutkunmadan edememişti. Işık düşmandan gelmiyordu, aksine kraliçenin bedeninden yükselen güçlü ışık isyancıları çığlıklar içine bırakırken halası ve diğerleri ellerini gözlerine siper etmiş her şeyin normale dönmesini bekledi.

“Neler oluyor burada?” Elizabeth kulübenin içini kontrol ederek her şeyin yolda olduğundan emin olduktan sonra hızla yatakta yatan kraliçenin yanına koşmuştu.

“Hala, buraya gel!” Almira kraliçenin yanına gittiğinde kadının hala parladığını fark edince şaşkınlıkla Elizabeth’e bakmıştı.

“Neler oluyor Elizabeth? Kraliçe iyi mi?” kadınlar kraliçenin başında toplanırken Flora etrafı kontrol etmek için dışarıya çıkmıştı.

“Kraliçe Katren?” Nadia genç kadına seslense de cevap alamamıştı. Elizabeth endişeyle halasına bakarken merakla sormuştu.

“Bunu daha önce görmüş müydün hala?” Almira başını iki yana sallayarak prensese cevap vermişti.

“Kraliçenin bebekleri annenin korkusunu hissetmiş olmalı. Daha önce görmemiştim ama duymuştum.”

“Normal mi?” Almira bakışlarını kaçırarak “Asil Kandan olan bir prenses olsaydı normal olabilirdi ama kraliçe basit bir insan. Gücü olmayan bir anne adayının bebeklerinin anne karnından gücünü kullandığını ilk kez görüyorum.”

“Katren’e bir zarar gelir mi?”

“Bilmiyorum Elizabeth, zaman gösterecek. Umalım ki kraliçeye bir şey olmasın.” Nadia kadının yanına oturarak elini kavrayıp Katren’in saçını okşamaya başlamıştı.

“Ah kızım, nedir bu başına gelenler. Önce çoklu gebelik, şimdi de bu!”

“Anne, bu şekilde konuşmamalısın, torunların üzülüyor.” Nadia prensese bakarak hayretle başını hızla baygın kraliçenin karnına bakmıştı.

“Duyuyorlar mı?”

“Nadia anne, onlar normal bir bebek değil, üç bölgede krallık kuracak prensler!” Elizabeth’in sözleri ile Almira’nın yüzü asılmıştı.

“Prenses Almira, neden yüzünüz asıldı?” Almira üzgün bir şekilde Nadia’ya baktı.

“Abimden ve Adrian’dan hala bir haber yok,”

“Endişelenme diyemem, bir anneye evladı tehlikedeyken endişelenme demek kadar saçma bir söz yoktur. Ama Edward yeğenini koruyacaktır.”

“Sanmıyorum, Adrian babasının etkisi altında kalırsa korkarım dayı yeğen karşı karşıya kalacak.”

“Bir şey mi biliyorsun Elizabeth?” Almira genç kızın sözleri ile prensese bakmıştı.

“Hissediyorum hala, Adrian’ın bedeninde garip değişiklikler oluyor.”

“Onu sadece sen durdurabilirsin Elizabeth, savaş alanına gitmen gerekiyor:”

“Ben nasıl yapacağım?” Almira bakışlarını kaçırarak kavuşturduğu eline baktı.

“Seninle özel konuşmamız gerekiyor Elizabeth, önce saraya dönmemiz gerek.”

“Katren kendine gelir gelmez döneceğiz. Sizde dinlenmelisiniz.”

“Sarayda ne oldu Elizabeth, Drew nasıl?” Elizabeth sarayda olanları anlatarak isyancıları yakaladıklarını, saray yetkililerini babası gelene kadar hapsettiğini söylemişti. Nadia başını sallarken Almira düşünceliydi.

“Ne düşünüyorsunuz prenses?”

“Eğer abim gerçekten geri döndüyse savaş yakın demektir. İç savaş çıkmasından korkuyorum.”

“Babam buna izin vermeyecektir.”

“Edward abim bu kez ona acımayacaktır. Sonradan acı çekmesini istemiyorum.” Almira Elizabeth’e bakarken kapıdan içeriye Flora ile Lizzy girmişti.

“Lizzy, ne oldu?” Elizabeth hızla kardeşinin yanına giderek koluna dokunmuştu.

“Sorun yok, kendimi göstermek zorunda kaldım.” Lizzy’in kolunda hafif sıyrık vardı.

“İyi olduğuna emin misin? Prenses Almira koluna baksın önce.”

“Önemli bir yara değil, kaçarken sal sıyırdı.” Elizabeth kızın gözlerine bakarak sözlerinden emin olmak istemişti. Ciddi bir şey olmadığını anladığında rahatlamıştı.

“Sana söylediğimi yaptın mı?” Lizzy ablasının sözleri ile gururlu bir şekilde gülmüştü.

“Benden kaçar mı? Elbette yaptım. Alexis bizimle uğraştığına pişman olacak.” Almira şüpheyle iki prensese bakmıştı.

“Siz ne yaptınız?”

“Önemli bir şey yapmadık hala, Alexis’in komşularının arkasından çevirdiği dolapları onlara belgeleri ile bildirdim.”

“Ne yaptın?”

“Alexis ve ortağı sınır ülkeleri birbirine düşürmek için anlaşma yaptı. Onları savaşa sokarak iki taraftan saldırıp toprakları ele geçireceklerdi. Bu plandan iki ülkenin de haberi oldu.”

“Siz nasıl öğrendiniz?” Elizabeth gülerek cevap vermişti.

“Drew’in dostları her yerde anne, düşmanları prens Drew’in gücünü hafife almakla hata yapıyorlar. Odasında bulunan bir örümcek bile abime bilgi akışı sağlayabiliyor. Babamın on yılda topladığı bilgiyi abim birkaç saat içinde toplayabiliyor. Birçok ülkenin en gizli sırlarını Drew abim elinde tutuyor:”

“Bu çok tehlikeli, kimse bilmemeli bu durumu. Yoksa prens tehdit altında olacaktır. Sakın kimseyle bu konu hakkında bilgilendirmeyin.”

“Durumun hassasiyetini biliyoruz hala, bu yüzden işimizi gizli yapıyoruz.”

“Peki Lizzy nereye gitti.” Nadia kızına bakarken Lizzy tırnaklarına bakarak cevaplamıştı.

“Düşman sarayına girip belgeleri aldım.”

“Bu kadar kısa sürede?” Flora şaşkınlıkla kardeşine bakarken Elizabeth prensesin haklı gururlanmasına gülmüştü.

“Elbette, çok kolay oldu ama Felisa’yı görünce kendimi tutamadım.”

“Ne yaptın?” Eliabeth hızla kardeşini kendine döndürmüştü. Felisa’nın ne kadar zalim olduğunu bildiği için Lizzy’e zarar vermiş olabileceğini düşünmüştü.

“Endişelenme, beni son ana kadar göremedi. Sevdiği saçlarını eline verdim.”

“Ne yaptın?”

“Duydunuz, saçlarını koparıp eline verdim. Sonra da saraydan hemen çıktım.” Flora şaşkınlıkla kardeşine bakarken Nadia durum karşısında üzülmüştü.

“Bunu yaptığına inanamıyorum. Ya sana zarar verseydi.”

“Beni görseydi verebilirdi ama görmediğin bir düşman ile savaşamazsın.” Flora başını iki yana sallarken Lizzy birden durgunlaşmıştı.

“Ne oldu Lizzy, sarayda sorun mu çıktı?”

“Aslında emin değilim ama babamın da sarayda olduğunu hissettim.”

“Emin misin?”

“Evet ama sonradan saçma olduğunu düşündüm. Sarayda olsaydı muhakkak beni fark ederdi. Hala nasıl yaptığını anlayamıyorum ama beni hemen yakalıyor. Orada olsaydı beni yine yakalardı.”

“O kadar emin olmayın küçük Hanım, düşman sarayında ne aradığını öğrenebilir miyim?” kadınlar kapıdan kaşları çatılı bir şekilde kulübenin kapısından içeriye giren Edward ve Ronald’ı gördüğünde şaşırmıştı.

“Babacım, siz…” Elizabeth, iki adama bakarken Almira kocasını sağ salim karşısına gördüğü için sevinçten hemen adama sarılmıştı. Edward öksürerek kardeşini uyarsa da Almira abisine aldırış etmemişti. Nadia bakışlarını aşağıya indirerek kralı selamlarken Flora ve Lizzy de annesini taklit ederek babasını selamlamıştı.

“Kralım!”

“Size bir soru sordum, Lizzy neden Alexis’in sarayındaydı?” Elizabeth babasına sarılarak derin bir iç çekmişti.

“İyi olduğuna sevindim kralım, savaşın bittiği haberi bize gelmedi.”

“Savaş henüz başlamadı Elizabeth, bu savaşta sen tek başına olacaksın!” Elizabeth babasının sözleri ile yutkunurken Almira gözleri dolu bir şekilde abisine bakmıştı.

“Alexis yaptı değil mi? oğlumu etkisi altına almayı başardı.”

“Evet, Adrian Alexis’in etkisi altında. Savaşa girersek çok masum ölecek. Bu savaşı en az hasarla sadece Elizabeth bitirebilir.”

“Elimden geleni yapacağım baba, sen neden döndün?”

“Sarayda işlerin karıştığını duydum, bir göz atmaya geldim ama görüyorum ki çocuklarım üstesinden gelmiş.” Edward’ın sözlerini bölen Katren’in inlemesi olmuştu. Almira hızla kraliçenin yanına giderek onu muayene ederken Edward kardeşinin hızlı hareketinden şüphelenerek gözlerini kısmıştı.

“Kraliçe neden yatıyor?” Edward kadınların gözlerine bakarken Elizabeth araya girerek babası ile göz teması kurmuştu. Katren’in olanların ne kadar farkında olduğunu bilmediğinde babasına sessizce açıklama yapmak istemişti.

“Kralım, sizinle dışarıda konuşsak, kraliçemiz kendini pek iyi hissetmiyor.” Edward kızının rahat olmadığını anlayarak Ronald ile birlikte dışarıya çıkmıştı. Elizabeth babasının karşısına geçtiğinde Edward ne duyacağından emin değildi. Prenses bebeklerin güçlerini anne karnından bile kullanabildiklerini söylediğinde Ronald şaşkınlıkla krala bakmıştı.

“Bu mümkün mü?”

“Daha önce de olmuştu, yıllar sonra ailede ilk kez oluyor. Kraliçe kendini yorgun hissedecektir. Bir hafta yatması gerekiyor.”

“Bir hafta mı? Çok uzun değil mi?” Edward başını sallayarak sıkıntıyla nefesini dışarı vermişti.

“Kraliçenin durumunda biri için daha uzun olacaktır bu zaman ama en az bir hafta yerinen kalkmaması gerekiyor.”

“Saraya götürmek için ne yapacağız?”

“Saraya gitmemeli, burada kalması gerekiyor. Saraydan birkaç görevli çağırın yanında kalsın.”

“Ama baba…”

“Elizabeth, sen de Drew de onunla kalamazsınız. Sen savaş meydanına gideceksin, Drew sarayı bırakamaz. Bir hafta dişini sıkmak zorunda. Karısı ve bebekleri için…”

“Anlıyorum,” Elizabeth kapı ağzında duran adamı fark edince hafif gülümsemişti.

“Kraliçeyi saray görevlilerine emanet edemeyiz. Yanında aileden birileri kalmalı.”

“Aklından ne geçiyor Elizabeth?” babası genç kıza bakarken Elizabeth omzunu silkeleyerek devam etmişti.

“Sarayda isyan çıkaranların hepsini yakalayıp yakalamadığımız belli değil bu yüzden kraliçenin yanına Flora’nın kalmasını istiyorum. Hem tıbbi bilgisi de var.”

“O zaman en güvendiğin askeri birliği prenses ve kraliçe için buraya getir.” Elizabeth babasından izin aldıktan sonra saraya dönecekler için hazırlıkların yapılmasını istemişti. Katren bebeklerin sağlığı için olduğunu düşündüğü için yerinden kalkmamaya itiraz etmemişti. Kraliçe için bebekler her şeyden önemliydi.

“Flora sen Katren ile birlikte burada kalacaksın. Biz savaş alanına gideceğimiz için Drew sarayda kalmalı.”

“Neden ben, Almira halam kalsın!”

“Flora, prenses Almira bana yardım edecek. Yıllardır uzak olsalar da oğlunu herkesten daha iyi tanıyordur.”

“Peki ben ne yapacağım burada bir hafta, sıkılırım.”

“Flora, ormanın içinde olacaksınız, yani sizin bölgenizde. Eminim uğraşacak bir şeyler bulursunuz. Olmadı Sander ile uğraşın!”

“Sander?” kardeşinin sözleri ile Flora’nın bakışları değişmişti. Kapı ağzında doğrulan adamı fark edince parmağı ile genç adamı işaret ederek “Sander o mu?” diye sormuştu.

“Prenses Elizabeth, yanınızdan ayrılmamak üzere emir aldım.”

“Ben de sana burada kalmanı emrediyorum. Kraliçe ve prensesi koruma görevi sizin Bay Sander,”

“Ama prenses…”

“Kpnu kapanmıştır Sander, ben arkadaşınla hesaplaşırken sen burada kalacaksın.” Sander itiraz etmek için ağzını açtığında Elizabeth’in bakışları ile duraksamıştı. Flora genç adama kısa bir bakış atarken Sander izin isteyerek kapıdan ayrılmıştı.

“Elizabeth, emin misin?” Flora kapıyı işaret ederek Sander’i işaret etmişti.

“Ondan başka kimseye güvenemem Flora, kanunlarımızı biliyorsun, sivillere istisna dışında gücümüzü kullanamayız. Askerleri Sander’den başkası idare edemez.”

“Sen eminsen benim için sorun yok. Hemen mi gideceksiniz?” Elizabeth başını sallayarak ablasına cevap verirken sıkıntıyla iç çekmişti.

“Bizim gitmemiz gerek, gölgeyi de senin yanına bırakacağım.” Flora kaşlarını çatarak Elizabeth’e bakmıştı.

“Gölge?” Elizabeth gülümseyerek bir köşede kendilerini izleyen Jaguarına bakmıştı. Flora kardeşinin baktığı yere döndüğünde yutkunmadan edememişti. Simsiyah hayvanın parlak sarı gözleri ikilinin üzerine her an saldıracakmış gibi dikilmişti.

“Ona Gölge adını mı verdin? Bizimle olması tehlikeli değil mi? seni koruması için görevlendirildi.”

“Size zarar vermez, ben dönene kadar size eşlik edecek.” Flora tedirgin olsa da bir şey söylememişti. İkili bir süre daha konuştuktan sonra Edward kızına yola koyulmasını söylediğinde Nadia ve Lizzy at arabasına binmiş, Almira ve Ronald hemen Elizabeth’in önünde atına binerek yola koyulmuştu. Edward arada arkasına dönerek geldiğinden beri tek kelime etmeyen Nadia’nın bulunduğu arabaya bakıyordu. Elizabeth babasının bakışlarını fark ederek atını biraz daha hızlandırıp babasının yanına yaklaştı.

“Bir sorun mu var baba?”

“Nadia’ya bir şey olmuş, garip davranıyor.” Elizabeth geriye dönerek at arabasına bakmıştı. O da Nadia annesindeki garipliği fark etmişti.

“Sanırım korktu, saraya gidince onunla ilgilenirim.” Edward olayın bu kadar basit olduğundan şüphe duyuyordu. Nadia korkmuş gibi değildi, düşünce boşluğunun içinde kaybolmuştu. Aklından geçenleri okumak istiyordu ama kadının kendisinin derdini söylemesini istediği için okumak istememişti.

“Sarayda fazla kalamayız biliyorsun, geri dönünce derdini anlarız.” Elizabeth babasının sıkıntılı olduğunu anlamıştı. Ancak ne söyleyip onu rahatlatabileceğini bilmiyordu. Sarayın avlusunda içeriye girdiklerinde etrafta hala saray görevlileri koşturuyordu. Kimisi korkmuş kimisi meraklı bakışlarını kraliyet ailesinin üzerine dikerken Elizabeth’i görenler bakışlarını kaçırıyordu. Prensesin isyancılara yaptıklarını görenler Elizabeth’e daha temkinli yaklaşıyordu.

“Neden sana korkuyla bakıyorlar?” Almira yeğeninin yanına gelerek genç kıza hafif eğildi.

“Senden korkmaya başladılar Elizabeth!” Elizabeth halasının sözleri ile etrafına daha dikkatli bakmaya başlamıştı.

“Korkmaları daha iyi, isyan etmeye kalkanların başına neyin geldiğini görmüş oldular.”

“Bu kadar katı olmamalısın Elizabeth, halkın korkması kaosa neden olabilir. Yüzünün ifadesini yumuşatmalısın.”

“Birkaç hafta bu şekilde olması iyi, Adrian’ı geri getirene kadar korkmalarında sakınca yok.” İkili atlarından inerken oldukça dikkatliydi. Saray kapısından içeriye girdiklerinde kendilerine doğru hızlı adımlarla gelen Drew’i gördüklerinde Elizabeth bakışlarını kaçırmıştı.

“Baba, Elizabeth?” Drew etrafa bakınarak karısını görmeye çalışmıştı.

“Drew, herşey yolunda mı?” Edward oğlunun arayışının farkındaydı. Genç adam kardeşine dönerek sormuştu.

“Katren nerede?”

“Onun kulübede kalması gerekiyordu.” Drew kaşlarını çatarak aile üyelerine bakmıştı.

“Kraliçeme bir şey mi oldu?”

“Endişelenme Drew, kraliçe iyi. Sadece bebekler annesini biraz yormuş durumda. Bu yüzden bir hafta kadar kulübede kalması gerekiyor.” Drew babasının sözlerine karşılık yutkunmadan edememişti.

“Benim kraliçemin yanına gitmem gerekiyor.” Edward oğlunun içinin rahat etmeyeceğini anladığında başını sallayarak “Acele etmelisin, biz saraydan ayrılmadan burada olmalısın.” Drew babasının sözlerini bitirmesi ile hızla Elizabeth’in atına bindiği gibi kimseyi beklemeden hızla yola koyulmuştu.

“Kralım, izninizle!” Nadia selam vererek saraya girdiğinde ardından üzgün bir şekilde bakan kişilerden habersizdi.

***

Adrian elleri bağlı bir şekilde karşısında duran adama bakıyordu. Büyücü elinde ki tütsü ile genç adamın etrafında dolanırken dudakları kımıl kımıl hareket ediyordu. Adrian adamın etkisi altında gözlerinin önünde halkalar dönerken genç adam gözlerini kapatmıştı. Uykuya dalan Adrian bir süre sonra aydınlık bir ortamda yürürken ucu bucağı olmayan dumanlar arasında ağır adımlarla yürürken ilerdeki gölgenin sahibine ulaşmaya çalışıyordu. Gölge yaklaştıkça sanki daha da ondan uzaklaşıyordu.

“Adrian!” genç adam kulağına gelen boğuk haykırışı dinlerken birden üzerine gelen alev parçasıyla irkilerek hızla gözlerini aralamıştı. Gözlerini büyücüye odakladığında adam Adrian’ın gözlerindeki alevden korkarak geri adım atmıştı. Genç adam delirmiş gibi etrafına saldırırken iplerinden kurtulmaya çalışıyordu.

“Sakin ol, sakin!” Adrian’ı durdurmaya çalışsa da başarılı olamamıştı. İplerinden kurtulmasına ramak kala zindanın kapısı açılarak içeriye Alexis girmişti.

“Neler oluyor burada?” Alexis oğlunun delirmiş gibi etrafa saldırmaya çalıştığını görünce öne doğru atılıp onu durdurmaya çalışmış başaramayınca da gücünü kullanarak genç adamı yeniden bayıltmıştı.

“Kralım?”

“Oğluma ne oldu? Neden çıldırmış gibi davranıyordu?” Adam korkuyla Alexis’e bakarken bakışlarını hemen aşağıya indirerek cevap vermişti.

“Prens Adrian çok güçlü, büyüye karşı koymaya çalışıyor. Ne zaman meditasyona girse daha bir saldırgan uyanıyor.”

“Nedenini bilmiyor musun? Bu normal değil, şimdiye kadar bana sadık bir asker olması gerekiyordu.”

“Kralım bu biraz zaman alacak.”

“Zamanımız yok, komşu ülkeler sınıra toplanmaya başlamış. Edward’ın yanında onlarla da savaşmamız gerekebilir. Adrian’ın gücüne ihtiyacım var.”

“Elimden geldiğince çabuk olmaya çalışacağım. Ama bu prense yan etki yapabilir.”

“Ben anlamam, sana her türlü imkanı sağladım. Prensi etkisiz hale getirebilmek için kaç tane sıfırlayıcı var biliyor musun sen?”

“Kralım, bağışlayın!” Alexis baygın olan oğluna kısa bir bakış atarak hızla oradan ayrılmıştı. Zamanı yoktu ve her an saldırıya uğrayabilirlerdi. Adrian’ın uyanması için her şeyi yapacaktı.

***

Prenses hazırlıklarını tamamlamış aile üyeleri ile görüşmek için odalarını ziyaret ederken en son Nadia annesini ziyaret etmeye karar vermişti. Cariyenin odasına giderken oldukça düşünceliydi. Son zamanlarda Nadia annesinin hiç keyfi yoktu. Gözleri etrafa boş bir ifadeyle bakarken annesinin derdinin ne olduğunu öğrenmek için elinden geleni yapacaktı.

“Nadia anne?” Nadia odasının penceresinden aşağıda ki savaş hazırlıklarına bakarken içi burulmuştu. Sarayda olanları düşününce yıllardır bu sarayda yaşadığı olaylar yeniden kadının gözünün önüne gelmişti. Yeni kraliçenin de Barbara gibi biri olmasından çekinmeden edemiyordu. Kraldan azledilmeyi bile düşünmeye başlamıştı. Cariyelik makamını bırakıp normal bir yaşam sürmek için köyüne dönmek istiyordu. Bunun imansız olduğunu bile bile bunu diliyordu. Yanağından akan yaşı hızla silerek kendisine seslenen Elizabeth’e döndü.

“Prenses, gidiyor musunuz?”

“Seninle görüşmeye geldim. Gitmeden önce annemin ne derdi olduğunu anlamaya geldim.” Elizabeth kadının gözlerine bakarken Nadia bakışlarını kaçırarak “Yapma Elizabeth, okuma!” dediğinde Elizabeth kadının üzgün sesine kaşlarını çatmıştı.

“Nadia anne?”

“Elizabeth, ben iyiyim, sadece aklım karıştı.”

“Geri döndüğümde bu konuyu konuşacağız o zamana kadar kendini üzme. Lütfen kendine dikkat et.” Nadia prensese hafif gülümseyerek sarılırken kapıdan kralın geldiğine dair hizmetli seslendiğinde Elizabeth geri çekilmeden önce Nadia’nın kulağına “Babam senin için endişeleniyor, savaşa gidecek biraz gülümsesen,” dediğinde Nadia gergin bir şekilde geri çekilmişti.

“Prenses?” Edward kızını Nadia’ya sarılı bir şekilde görünce gülümsemişti.

“Kralım, yola çıkmadan önce annemi görmek istemiştim.”

“İyi yapmışsın, Nadia annenin bu aralar pek keyfi yok sanırım.”

“Kralım,” Nadia başını eğerek kralı selamlarken Edward kadının çenesini tutarak başını yukarı kaldırmıştı.

“Neyin var? Neden günlerdir yüzün asık?”

“Ben iyiyim kralım, savaşa giderken aklınız bende kalmasın.”

“Bana söyle, söyle ki yüzünün gülmesi için elimden geleni yapabileyim.” Nadia yutkunarak kocasına bakarken Elizabeth onları yalnız bırakmak için odadan dışarıya çıkmıştı. Hissediyordu, Adrian’ın durumunun iyi olmadığını hissedebiliyordu. Beyninin bulanmaya başladığının farkındaydı.

“Elizabeth!” prenses ruhunun derinliklerinde duyduğu sesle gözlerini kapatmıştı. Bedeninin gevşediğini hissederken kendini bilmediği bir alanda bulmuştu. Havada süzülür bir şekilde ilerlerken sesin sahibine doğru ilerlemeye devam ediyordu.

“Elizabeth!” genç kız ilerledikçe bedeninin etrafını saran su mavisi şeffaf halkanın farkına vardığında adımları yerinde kalmıştı. Hala etrafında hızla döndükçe sesin sahibinin acı çektiğini hissedebiliyordu.

“Elizabeth, sana ihtiyacım var!”

***

Günler sonra yorumlarınızı eksik etmezseniz sevinirim.

28.BÖLÜM <<<<<<—–>>>>>> 30.BÖLÜM

15070cookie-checkAsil Kan 29. Bölüm