Asil Kan 31. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu gün bölümü erken yayınlıyorum. Burada hava oldukça fırtınalı olduğu için elektrik gitme olasılığı var. Umarım bölümü beğenirsiniz.

***

Genç kız kardeşine bakmak için çadırına doğru ilerlerken babası ile Elizabeth’in sesini duyunca duraksamıştı. Bir şeyler döndüğüne emindi. Elizabeth’in babasına ısrarcı olması Flora’nın dikkatinden kaçmamıştı. İçine oluşan şüphe ile konuşmayı dinlemeye devam etmişti. Elizabeth’in tek başına Adrian ile karşılaşmaya gideceğini duyduğunda istem dışı elleri iki yanda yumruk olmuştu. Elizabeth’in kendini tehlikeye atması Flora’nın sinirlenmesine neden olmuştu. Kardeşi doğduğundan beri hep ön plandaydı. Bu kesinlikle kıskançlık değildi. Daha çok her fırsatta öne atılarak kendini tehlikeye attığı için hissettiği bir kızgınlıktı. Felisa ile ona yaşattığı onca zorluğa rağmen her zaman büyük bir olgunlukla sorunların üstesinden gelmiş, babasına hiçbir şey anlatmamıştı. Elizabeth’in hazırlanmak için izin istediğini duyduğunda geriye dönerek düşünceli bir şekilde kendi çadırına doğru ilerledi. Kraliçe Katren’in iyi olduğuna emin olduktan sonra ilk fırsatta yardım edebileceğini düşünerek kampa gelmişti. Elizabeth henüz onun geldiğini bilmiyordu. Adımları çadırına girer girmez birden durmuştu.

Felisa!

Flora’nın aklına prenses Felisa gelince tüyleri diken diken oldu. Elizabeth tehlikenin farkında bile değildi. Belki de tehlikeyi umursamıyordu. Felisa kral Alexis’in yanındaydı ve Elizabeth kendi ayakları ile ona doğru gidiyordu. Bedeni endişe ile kasılırken hemen hazırlanmaya başlamıştı. Orman Felisa’nın bölgesiydi ve kardeşini biraz olsun tanıyorsa Elizabeth için bekleyecekti. Bu kez ona izin vermeye niyeti yoktu. Daha önceki tuzakları Elizabeth’in kolaylıkla atlatabilmiş olması ormanda olmadığından kaynaklanıyordu. Ormanda Elizabeth’in ağır yara alma olasılığı Flora’nın da harekete geçmesine neden olmuştu. Genç kız hazırlıklarını tamamladıktan sonra Elizabeth’i uzaktan takip etmeye başlamıştı. Zor durumda kalmadığı sürece kendini belli etmeye niyeti yoktu. Ayrıca babasının da kız kardeşini yalnız bırakmayacağına inancı tamdı. Ormanın derinliklerine doğru ilerlediklerinde Flora tüm duyularını açmış ormanla adeta konuşuyordu. Gözleri kapalı bir şekilde ağaçların üzerinde süzülürken her zaman hissettiği huzuru bu kez bulamamıştı. Tehlikeyi sezebiliyordu. Uzaktan Elizabeth’i izleyecek, yardıma ihtiyacı olduğunu anladığı anda ortaya çıkacaktı. Nitekim düşüncelerinde Felisa’nın ortaya çıkması ile yanılmadığını anlamıştı.

Felisa tamda düşündüğü gibi ormanda Elizabeth’i bekliyordu. Başlarda Elizabeth saldırılara karşı koysa da Felisa’nın adil oynamayacağını bildiği için tetikte beklemeye devam etmişti. Elizabeth’in üzerine doğru yükselen etçil bitkiyi gördüğünde araya girme zamanı geldiğini anlamıştı. Saniyelik bir hızla Elizabeth’i bitkinin önünden çekerken gözleri öfkeyle alev alev olmuştu.

“Seni uyarmıştım!” Felisa ile karşılıklı durduklarında kendisi ne kadar öfkeli bakıyorsa Felisa o kadar alaycı bir şekilde genç kıza gülümsüyordu.

“Bakın burada kimler varmış, prenses Flora!”

“Felisa, seni uyarmıştım, aileme zarar verirsen seni affetmeyeceğimi söylemiştim.” Felisa kızın sözlerine tiz bir kahkaha atarken Elizabeth şaşkınlıkla iki ablasına bakmıştı. Flora’nın neden orada olduğunu sorgulayacak durumda değildi. Gözleri sürekli tetikte etrafını kontrol ediyordu.

“Aile mi? Ne zamandan beri Elizabeth senin ailen oldu?”

“Doğduğu andan beri ailemin bir üyesi, tıpkı senin bir zamanlar olduğun gibi.” Felisa son sözlerle dişlerini sıkarken elleri iki yanda yumruk olmuştu. Flora sarmaşıkların sardığı Elizabeth’i yavaşça alandan uzaklaştırırken onun endişeli bakışları karşısında hafif gülümsemişti.

“Merak etme kardeşim, o benimle baş edecek yeteneğe sahip değil. Sen yoluna devam et.” Elizabeth yutkunarak kendisine şefkatle bakan ablasına odaklanmıştı. Felisa kendini küçümseyen Flora’ya öfkelenirken saldırı için fırsat kolluyordu.

“Emin misin?” Flora başını sallarken Elizabeth atına doğru hamle yaptığında Felisa sinirlenerek elini sallayıp Elizabeth’in yanından geçmeye çalıştığı ağacın dallarını aşağıya doğru savurarak Elizabeth’i geri savurmuş ama Flora’nın oluşturduğu yaprak yığını sayesinde sert zemin yerine yaprakların üzerine zararsız bir düşüş yaşamıştı. Elizabeth sakin kalmaya çalışarak Felisa’ya baktığında ablasını dikenli tellerin arasında olduğunu gördüğünde şaşkınlıkla bu kez Flora’ya bakmıştı. İki prensesin de bedeni dikenli sarmaşıklarla sarılmıştı. Ama biri acı çekerken diğer oldukça rahat bir ifadeye sahipti.

“Sen gidebilirsin Elizabeth, burayı ben halledebilirim.” Elizabeth atıyla uzaklaşırken Felisa kardeşinin boşluğundan yararlanarak ormanın içinde hızla Elizabeth’in peşine düşmüştü. Elizabeth atıyla hızla ormanda ilerlerken Fleisa’nın savurduğu dallardan, dikenli tellerden, saldırgan bitkilerden bazen kendi çabasıyla bazen de Flora’nın yardımıyla kurtulmuştu.

Dışarıdan onları seyredenler prenseslerden çok ormanın bir biri ile olan savaşını izliyordu. İki prenses de hakimi olduğu orman bitkilerini kullanmakta oldukça acımasızdı. Yükselen dalları karşı taraftan savrulan dallar karşılıyor büyük bir gürültü ile ormanın dört bir tarafına parçalanarak savruluyordu.

Üç prenses açık alana çıktıklarında konuşlanmış askerlerin farkında değildi. İki tarafında askerleri karşılıklı durmuş bir birlerini tartarken ortaya birden çıkan üç prensesle şaşkınlık yaşamıştı. Elizabeth açık alana çıktığında rahat bir nefes alırken Felisa kızın hemen peşinden gönderdiği sarmaşıkların birden kesilmesi ile bu kez saldırısını Flora’ya doğru yöneltmişti.

“Flora bu seni ilgilendiren bir durum değil, aradan çekil.” Flora hafif gülümseyerek Felisa’nın etrafında daha önce kimsenin görmediği ince bir filizin üzerinde bir alçalıp bir yükselerek dönerken Felisa dişlerini sıkmaya başlamıştı.

“Başarmışsın!” Flora onun neden bahsettiğini hemen anlamıştı. Ormanda bitkileri kullanmak kolaydı ancak açık arazide istediği bitkiyi kullanmak herkesin başarabileceği bir şey değildi. Felisa otları küçümsediği için onlar üzerine yeteneğini geliştirmezken Flora her bitkinin yeni bir gücünü keşfederek kullanmak için can atmıştı. Prenses Felisa’nın yapabildiği sadece ince otları yoğunlaştırarak balyalar halinde kullanabilmekti. Ama Flora’nın üzerinde durduğu filize bakarken dişlerini sıkmıştı. Toprak insanı içinde barındıran, insanı yaşatan yegane güçtü. İnsanın kök salmasında en büyük etken üzerinde bulunduğumuz topraktı. Altı da üstü de insana verilen nimetlerle bezeliydi.

“Sana bitkileri sadece çiçek olarak görmemeni söylemiştim. Onları hafife almaman gerekiyordu.” Flora sözlerini bitirdiğinde Felisa alaycı bir şekilde elini geriye sallamış az önceki etçil bitki sürünerek Felisa’nın yanına kadar uzanmıştı. Flora etkilenmediğini belli eden bir gülümseme ile prensese bakmıştı. Flora ne kadar rahatsa Elizabeth o kadar gergindi. Saldırı kendi üzerinden tamamen Flora’ya dönmüştü.

“Felisa, Felisa, Felisa,” Flora başını iki yana sallayarak onu uyarmadan edememişti. Felisa’nın tek zayıf noktasının çabuk öfkelenmesi olduğunu bilen Flora onu öfkelendirerek hata yapmasını sağlamak istemişti.

“Beni hafife alma Flora,”

“Seni hafife almak mı? Bence böceğini de alıp buradan uzaklaşmalısın. Eğer seni yakalarsam babamın sana vereceği cezayı kestiremiyorum. Sana son kez şans veriyorum Felisa, bu oyunları bırak ve babamdan af dile!” Felisa Flora’nın sözlerine sinirlenerek saldırıya geçtiğinde Flora birkaç metre geriye giderek avucunun içinden çıkardığı sarmaşık oklarını bitkilerin başına saplıyordu. Bunun için kıpırdamasına bile gerek yoktu. Bir bitkiden seken ok genç kızın göz teması ile diğerine oradan diğerine saplanırken Flora’nın dibine kadar gelen bitkinin ona ulaşamadan havada asılı kalması Felisa’nın öfkesini daha da arttırırken onun öfkesi Flora’ya kahkaha attırmıştı.

“Senin bu kadar aptal olabileceğini düşünememiştim. Daha elinin altında ki savaşçının ne kadar ilerleyebileceği hakkında bilgin yok.” Flora önünde sürekli ağzını açıp kapayan, ona ulaşmaya çalışan bitkiye avucundaki oku saplayarak yere düşmesini sağlamıştı. Bitki yere düşer düşmez hızla ormana çekilirken Felisa delirmiş gibi Flora’ya saldırıyor ama ona ulaşamıyordu. Kendine güveni sarsılan Felisa ormana daha da yaklaşırken Flora onun bu yersiz çabasına sadece gülümsemişti. Genç kız etrafına spiral gibi dönerek ortamı toza boğarken onu takip etmekte zorlanan izleyici askerler birden Felisa’yı spiral rüzgarın içinde hapsolmuş bir şekilde bulduğunda düşman ordusu korkuyla geri çekilirken kendi askerleri sevinç çığlıkları atıyordu. Elizabeth ortamın kalabalık oluşundan hoşlanmamıştı. Babasını görmek için etrafına bakınsa da onu görememişti.

“Beni hemen bırak Flora!” kulaklarına yankılanan sesle bakışları yeniden iki prensese dönmüştü. Flora hapsettiği Felisa’nın etrafında dönerken üzgün bir şekilde ona bakmıştı.

“Senden her şeyi beklerdim Felisa ama babama ihanet etmeni asla beklemezdim. Üstelik kraliçe ile bunu yaptınız. İkizin de cezası ağır olacak.”

“Flora!” Flora bir şey söyleyemeden birden geri savrulmuştu. Ablasının geriye doğru düşmeye başladığını gören Elizabeth öne doğru atılarak Flora’yı havada yakaladı. Çocukken oyun olarak yaptığı yükselmeyi şimdi ablasını korumak için yapıyordu. Belinden yakaladığı Flora ile etrafında tam tur dönerek yeniden düşmanına dönmüştü. Elizabeth gördüğü yüzle yutkunurken düşman askerleri tezahüratla bağırıyordu.

“Prens Adrian!” Felisa kurtulduğu kıskançtan gülerek yere inerken Adrian ile yan yana durarak kardeşlerine bakmıştı.

“Adrian!” Flora dişlerini sıkarak karşısında ki genç adama bakarken yanında sessizce duran Elizabeth’e kısa bir bakış atarak yeniden Adrian’a dönmüştü. Birden gülmeye başlayan Flora herkesi şaşkınlığa uğratmıştı. O kadar yüksek kahkaha atıyordu ki bilmeyen biri onun delirdiğini düşünebilirdi.

“Prenses Flora sakin olun!” Elizabeth sessizce ablasını uyarırken Flora hala yüksekte olduğunu görünce başını iki yana sallamıştı.

“Elizabeth, aşağıya inelim. Şu hadsizlere günlerini gösterelim.” Elizabeth ablasına bakarak buruk bir şekilde gülümsemişti. Flora yere ayağını basar basmaz yeniden topraktan çıkan filizle yükselmeye başlamıştı. Yüzünde alaycı bir gülümseme ile prens Adrian’a bakıyordu.

“Vay canına, demek Alexis seni yanına çekmeyi başardı ha Adrian? Söylesene seni büyütüp yetiştiren dayınla nasıl savaşacaksın?” Adrian gözleri kısılı bir şekilde karşısında ki iki prensese bakıyordu. Alaycı olanın neden bahsettiğini bilmese de sessiz olan prenseste onu rahatsız eden bir şeyler vardı. Gözlerini kendine dikmiş bakarken göz göze gelmeye çekiniyordu.

“Flora, o kendinde değil.”

“Öyle mi? Bu bir bahane değil Elizabeth, diğerleri gibi o da düşmanımız olmayı seçmiş.” Elizabeth ve Flora atışırken Felisa fırsat olduğunu düşünerek hamle yapmış ama Flora başını bile çevirmeden hamlesini geri püskürtmeyi başarmıştı.

“Adrian benim Flora!” Flora kardeşinin kesin sözleri ile duraksamıştı. Omzunu silkeleyerek arkasını dönüp yeniden ikiliye bakmıştı.

“Nasıl istersen öyle olsun küçük kardeşim.” İki tarafta da güçlü savaşçılar vardı. Flora ve Felisa karşılıklı dururken Elizabeth’in bakışları Adrian’ın üzerine odaklanmıştı.

“Bunu yapmak zorunda değilsin Adrian, böyle olmak zorunda değil. Vazgeç!” Elizabeth’in seslenişi ile askerler merakla Adrian’a bakmıştı. Genç adam dikkatle prensese bakmaya devam ediyordu. Felisa sinirlenerek Elizabeth’e doğru saldırdığında tepki beklenmedik bir yerden gelmişti. Elizabeth’e doğru ilerleyen ağır cisimler Adrian tarafından engellenmişti. Elizabeth genç adamın düşüncelerini okuyabildiği için şaşırmazken iki prenseste onun bu hareketine şaşırmıştı.

“O benim, sen diğeri ile ilgilen!” Felisa aldığı cevapla gülerken Flora yutkunarak kardeşine bakmıştı. Adrian’ın bakışlarında ki bir şey onu endişelendirmeye yetmişti.

“Seninle savaşmak istemiyorum prens Adrian!” Elizabeth sesini yükseltirken Adrian alaycı bir şekilde ona karşılık vermişti.

“Prenses korktu mu yoksa!” Prensin sözleri ile askerler gülerken Edward’ın yenilgisini izlemek için atının üzerinde ki yerini alan Alexis keyifle savaş alanını izliyordu. Galibiyetten o kadar emindi ki meydanda kendini göstermeye çekinmiyordu. Üstelik yalnız da değildi. Yanında Barbara ve Louis^te vardı. Prens Louis yeğenlerini görünce dişlerini sıkmaya başlamıştı. Yanında ki adam yüzünden yeğenleri karşılıklı bir birine zarar verecekti.

“Kral Edward nerede? Yoksa yenilgisini görmemek için korkak bir kedi gibi saklandı mı?” Alexis’in sözleri alanda yankılanırken Elizabeth dişlerini sıkarak ona karşılık vermişti.

“Kral Edward’ın senden daha önemli işleri var Alexis, senin hakkından bizim geleceğimizi düşündüğünden gelmedi.” Alexis aldığı cevapla sinirlenirken Adrian’a bakarak işaret etmişti.

“Baban bu gün buradan çok değerli prenseslerinin ölü bedenlerini toplayacak!”

“Buradan toplanacak tek şey senin pis bedenin olacak Alexis.” Elizabeth kralın hemen yanında duran annesine tiksintiyle bakarak konuşmasını sürdürmüştü.

“Devrik kraliçe Barbara, yoksa vatan haini mi demeliyim. Ülkene ihanet ettiğin için cezalandırılacaksın. Annem olmanı umursamayacağıma emin olabilirsin. Sana verilen ayrıcalıklara ihanet ettin.”

“Seni doğurmamalıydım Elizabeth, sen de diğer kardeşlerin gibi ölmeliydin.”

“Senin için çok yazık olmuş Barbara, doğurduğuna pişman olduğun bu prenses ülkeni başına geçirecek.”

“Bu kadar konuşma yeter, öldürün şunları!” Alexis sinirlenerek Adrian ve Felisa’ya bakmıştı.

“Ne oldu Alexis, yoksa benimle savaşmaktan korkuyor musun?” Alexis sinirlenerek gözlerini kapattığında başının üzerinden hızla ilerleyen mızrakları genç kıza doğru savurmuştu. Elizabeth yerinden kıpırdamazken mızraklar yön değiştirerek ormanın içinde kaybolmuştu. Elizabeth gözlerini kısarak hemen Alexis’in yanında duran adama bakmıştı. Onu tanımasa da simasından kim olduğunu anlamıştı. Anlamadığı şey ise neden mızrakların yönünü değiştirmişti. Üstelik bunu o kadar kolay yapmıştı ki kimse Louis’in yaptığını anlamamıştı. Elizabeth ve Adrian dışında. Genç adam Louis’e kısa bir bakış atarken Felisa çoktan saldırıya geçmiş Flora da onun saldırılarına karşılık vermeye başlamıştı. Ortalık toz bulutu halini alırken Elizabeth tetikte Adrian’ın saldırısını bekliyordu. İkisi de ilk hamlenin yapılmasını beklerken Flora’nın Felisa’yı yakalamak üzere olduğunu gören Adrian Flora’ya karşı avucunda ki ateş topunu savururken Elizabeth’in güçlü kasırgası ile geri sendelemişti.

“Bir sonraki bu kadar hafif olmayacak Adrian, vazgeç!” Adrian sendelemiş bir şekilde prensese bakarken askerler şaşkınlıkla prensin geri püskürtülmesini izliyordu.

“Prens Adrian!” tezahüratlar artarken Elizabeth’in askerleri sessizce olacakları bekliyordu. Adrian sinirlenerek Elizabeth’e karşı saldırıya geçerken Elizabeth her saldırıyı tersi ile karşılıyordu. Adrian Ateş ile saldırırken Elizabeth ona su ile yanıt veriyordu. Adrian toprağı kaldırırken Elizabeth yükselerek onun hamlesini başarısız kılıyordu. Saldırılar ardı ardına gelirken prenses Elizabeth’in avuç içlerinden yükselen ateş Adrian’ın etrafını sarmıştı. Elizabeth ona zarar veremeyeceğini biliyordu. Aynı şekilde Adrian’ın da kendine zarar vereceğine inanmıyordu. Adrian iki avucunda oluşan su yığını ile etrafında ki ateşi söndürürken hızlı davranarak Elizabeth’e savurduğu rüzgarla genç kızın geriye savrulmasını sağlamıştı. Bundan sonra ikisi arasında amansız bir mücadele başlamıştı. Elizabeth genç adamın alev toplarına karşılık verirken oldukça yorgun düşmüştü. Üstelik bu saldırılara nereden geldiğini anlamadığı bir yerlerden destekte geliyordu. Elizabeth üç tarafı sarılı bir şekilde saldırılara karşılık vermeye çalışırken halasının sözlerini hatırlamıştı. Bedenine aldığı son darbe ile Adrian’ın da savrulması herkesi şaşırtmıştı. Elizabeth alanda kendisine rakip olabilecek tek kişinin Adrian olduğunun farkındaydı. Savaşmalarının bir sonu yoktu. İkisinin de eşit güçleri vardı. Prenses derin bir nefes alarak Adrian’a baktı.  Onu yenmenin tek yolu kendini saldırıya açık bırakmaktı. Elleri iki yanda yumruk olurken gözlerini kapatarak odaklanmaya başlamıştı.

“Elizabeth, ne yapıyorsun? Kendini korusana!” Flora prensesin savaşmayı bıraktığını görünce gözleri korkuyla büyümüştü. Felisa’yı son hamle ile etkisiz hale getirirken bir süre uyanmayacağından emin olmuştu. Elizabeth’e saldıran diğer kişilere karşı koymaya çalışırken Elizabeth’in mücadeleyi bırakması Flora’yı şaşırttığı kadar diğerlerini de şaşırtmıştı.

“Elizabeth?” Flora ne kadar seslenirse seslensin Elizabeth odaklanmış bir şekilde bedenine vuran darbeleri karşılıyordu. Askerler şaşkınlıkla prensese bakarken aldığı darbelere rağmen ağır adımlarla ilerlediğini görenler gözlerine inanamıyordu. Karşı tarafta ise iki büklüm olmuş Adrian’ı görenler ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Alexis oğluna bakarken Elizabeth’in etrafında oluşan şeffaf güvenlik çemberi saldırıları etkisiz kılıyordu. Adrian bir eli yerde dizlerinin üzerine çökmüş bir şekilde kendisine buz mavilikler içinde yaklaşan kıza odaklanmıştı.

“Öldürün prensesi, herkes saldırsın!” Alexis’in emri ile alanda bulunan tüm asil kanlar prensese saldırmaya çalışıyor ama güçleri prenses üzerinde etki etmiyordu. Barbara şokla kızına bakarken Louis “Sıfırlayıcı!” diye fısıldayarak konuşmuştu. Alexis elini havaya kaldırarak tüm gücü ile prensese doğru hamle yaparken gücünün işe yaramadığını fark edince öfkeyle sivil askerlere bağırmıştı.

“Okçular, prensesi hedef alın!” siviller yerlerini alırken Elizabeth umursamadan Adrian’a doğru ilerlemeye devam ediyordu. Kulaklarında halasının “İki kalp üst üste geldiğinde eşler birbirini tanır ve büyü bozulur!” sözleri dolanıyordu. Tüm odak noktası şuanda Adrian olmuştu. Flora kardeşinin ilerleyişini şaşkınlıkla izlerken askerlere “Kalkanlar prensesi korusun!” diye bağırmıştı. Kendi askerleri hızla prensesin etrafını sararken onunla birlikte ilerlemeye devam ettiler. Adrian’a birkaç adım kala Adrian yerinde doğrularak prensese doğru hamle yapmıştı. Çember yarıldığında Elizabeth Adrian’ın kollarına düşerken Adrian hızla davranarak prensesi kollarının arasına aldı. Elizabeth’in kolları genç adamın boynuna dolanırken dudaklarından “İki kalp üst üste geldiğinde eşler birbirini tanır ve büyü bozulur!” sözleri dökülmüştü. İki güçlü beden birbirine dolandığında üst üste gelen kalpleri birbirini tanımıştı. Adrian derin bir uykudan uyanırken Elizabeth’in hareketsiz olduğunu görünce korkuyla ona seslenmiş ama cevap alamayınca göğü yırtarcasına dudaklarından çıkan haykırış etraflarında yükselen su birikintisini rüzgarla birleştirerek etraflarında ne var ne yoksa savurarak yok etmişti. Su bulutu yere dindiğinde ise birbirine sarılı iki bedenden yayılan kör edici ışık herkesin yere kapaklanmasına neden olurken şoka uğrayan askerlerin ellerinde savaşabileceklerine dair hiçbir silah kalmamıştı.

“Nasıl olur?” Alexis ileri doğru atılırken Edward birden alanın ortasına belirerek atının üzerinde Alexis’in karşısına dikilmişti.

“Yolun sonu Alexis,” Edward konseyden aldığı yetkiyle mührünü Alexis’in göğsüne yerleştirerek tüm gücünü elinden almıştı. Hareket edemeyen Alexis gözleri büyüyerek Edward’a bakarken öfkeyle bağırmıştı.

“Bana ne yaptın?”

“Konseyin emri ile artık kimseye güç kullanamayacaksın. Kral Alexis, senin dönemin kapandı! Bundan sonra ülkenin yönetimine prens Adrian geçecek!” Adrian rüyadan uyanmış gibi kollarında cansız yatan prensese korkuyla bakarken “Dayı!” diye bağırarak Edward’ın dikkatini çekmişti.

“Dayı, uyanmıyor!” Edward atından aşağıya atlayarak hızla kızının yanına giderken Flora da korkuyla babasını takip etmişti.

“Elizabeth, kızım!” Edward prensin kollarında olan kızını kendi kollarının arasına alırken onların dalgınlığından faydalanmak isteyen Alexis eline aldığı kılıçla Edward’a arkadan yaklaşmıştı. Kılıcı “Bu alandan sağ çıkamayacaksın Edward,” diyerek savurduğunda kafasına inen darbe ile hızla geriye dönmüş ama kimseyi göremeyince yeniden Edward’a hamle yapmak istediğinde önünde kılıcıyla beliren kız ile hızla geri sıçramıştı.

“Sakın babama dokunayım deme!” Edward kızına çıkışırken küçük prenses öfkeyle Alexis’e bakıyordu.

“Lizzy?”  Lizzy elinde ki kılıcı savurarak Alexis’ın elinde ki kılıcı düşürürken Flora kardeşinin neden savaş alanında olduğunu sonra sorgulamayı düşünerek Alexis’i sarmaşıklar arasına hapsetmişti. Düşman askerleri korkuyla kaçışırken Barbara da kaçmak istediğinde Elizabeth’i korumakla görevli olan hayvanlar kraliçenin atının etrafını sarmıştı. Ürken at üzerinde ki kadını aşağıya atarken koşarak alandan uzaklaşmıştı. Askerler yenilen krallarına endişeli bir şekilde bakarken herkes prensesin durumuna odaklanmıştı.

“Elizabeth, aç gözlerini!” Edward kızının yavaş atan nabzı karşısında oldukça endişelenmişti.

“Dayı, ne olur bir şey söyle.”

“Hemen Almira’ya haber verin, saraya gelsin!” Ronald başta itiraz etmek istese de söz konusu Elizabeth olunca bir şey söyleyememişti. Elizabeth’i kucağına alan adam atına atladığı gibi Alexis’in sarayına doğru yola koyulmuştu. Askerler onların arkasından bakarken olanlara hala anlam verememişti. Presesin aldığı darbeleri prensin hissetmesi ve prensin prensese olan tavrı oldukça kafa karıştırıcıydı. Memnun oldukları tek şey ise Alexis’in krallığının son bulması olmuştu. Prens Adrian’ı yetiştiren kişinin Edward olması halk için umut kaynağı olmuştu.

“Lizzy senin burada ne işin var?”

“Macerayı kaçırmak istemedim.”

“Babam sana çok kızacak. Hem senin koruman nerede?” Flora etrafına bakınarak Sander’i görmeye çalışmıştı.

“Boş yere bakma, onu atlattım.”

“Lizzy!” Flora kardeşine kızarken bir yandan da kurtulmaya çalışan Felisa’nın etrafına bir tur daha çember örmüştü.

“Bunlara ne olacak?” Lizzy bağlı bir şekilde duran Felisa, Barbara ve Alexis’e bakmıştı.

“Cezalarını babam verecek. O zamana kadar zindanda duracaklar.” Flora yaptığı tek hareket ile sarmaşıkları hareket ettirmiş peşinden sürüklenmesini sağlamıştı. Prensesler babasının peşinden saraya doğru ilerlerken kendilerine korkuyla bakan halka kısa bir bakış atmıştı.

“Bu kadar güzel bir ülkenin halkının acı çekmesi çok kötü. Neyse ki Alexis’in devri kapandı.” Lizzy’in sözleri ile Flora başını sallamıştı. Şuanda tek düşündüğü şey Elizabeth’in iyi olmasıydı

Edward kollarında Elizabeth ile Adrian’ın gösterdiği odaya girerken kızını yatağa yatırarak onu uyandırmaya çalışmıştı. Düşman kralı sarayda gören yetkililer ve Alexis’ın karısı korkuyla geri sıçrarken kucağında ki kızı görenler merakla duraksamıştı. Adrian’ın koşarak Edward’ın peşinden gitmesi ile bardağı taşıran son durum olmuştu.

“Prens Adrian, düşman kralın sarayda ne işi var!” kraliçenin sözlerine aldırış etmeyen adam odaya girerek kapıyı kapattığında savaş alanında olanlar çoktan halkın diline dolanmıştı. Alexis’in zulmünden kurtuldukları için sevinseler de yeni krallarını yenen prensesi düşünmeden edememişlerdi. Üstelik o prenses sarayda prens Adrian’ın yanındaydı. Herkes şaşkın ve bir o kadar umutluydu. En azından toprakları Travuz ülkesine bağlanmayacaktı.

“Almira’ya haber gitti mi?” Adrian annesini bekleyemeyeceğini düşünerek prensesin üzerine eğilerek ellerini üst üste koyup odaklanmaya çalışmıştı. Bedenindeki yaraları kendine almak isterken normal nefes alması için tüm gücünü kullanmaya çalışıyor ama Elizabeth onu engelliyordu.

“Prensesim, lütfen bana geri dön!” Adrian’ın genç kızın kulağına fısıldaması ile yanağından aşağıya damlalar yuvarlanmaya başlamıştı. Prensin bedeni ağır darbeler almıştı. Kendini çok yorgun hissediyordu.

“Flora, bir şeyler yap!”

“Ben değil, sen yapmalısın!” Adrian anlamaz bir şekilde genç kıza bakarken Flora başını iki yana sallamıştı.

“Unutuyorsun Adrian, Elizabeth’in iyi olması sadece senin iyi olmana bağlı. Acını dışarı sal ki o da hissetsin.”

“Ama canı yanar!”

“Bırak yansın,” dediğinde Adrian son çare olarak bedeninde saklamaya çalıştığı acıyı açığa vurduğunda yatakta inlemeye başlayan prensesle herkes Elizabeth’in başına toplanmıştı. Bu kez acıyı sadece Elizabeth hissediyordu. Adrian onun acısını almak istiyor ama görünmeyen yarayla savaşamayacakları ve Elizabeth’in iyi olması için acı çekmesine izin verecekti. Flora odada ki erkekleri dışarı çıkararak kardeşinin üzerini çıkarırken yataktaki bedende olan yaraları görünce acıyla yutkunmuştu.

“İyi olacaksın Elizabeth, iyi olmak zorundasın!” Flora halası gelene kadar Elizabeth için elinden geleni yapmıştı. Almira saraya endişeli bir şekilde geldiğinde ise ilginin odak noktası olmuştu. Yeni krallarının annesi olduğunu öğrenenler kadına büyük ilgi göstermişti. Kraliçe n büyük rakibini sarayda gördüğünde ona saldırmak istemiş ama hiç beklemediği kişiler tarafından engellenmişlerdi. Saray hizmetlileri kraliçeye engel olurken kocası gibi onun zulmünün de bittiğini düşünüyorlardı. Almira odaya girdiğinde yatakta inleyen yeğenini görünce üzüntüyle yutkunmuştu.

“Prenses Almira, o iyi değil!”

“Kullandı değil mi?” Flora halasının neden bahsettiğini bilmediği için gözlerini kısarak ona baktı.

 “Neyi kullandı?”

“Sıfırlayıcı gücünü kullandı değil mi?” Flora kadının sözleriyle hızla Elizabeth’e dönmüştü. Onun sıfırlayıcı gücü olduğunu bilmiyordu. Bu gücü taşıyanlar diğer güçlerini kullanmak için yıllarca çalışıyordu.

“Onun sıfırlayıcı gücü olduğunu bilmiyordum.”

“Yoktu zaten,” Almira üzgün bir şekilde yeğeninin yanına giderek avuçlarını ovuşturup içinde yeşil ışık oluşmasını sağlamıştı. Odaklanmaya çalışarak Flora’nın şaşkın bakışları altında Eliabeth’in tüm bedenine ışığın yayılmasına sağlamıştı. Işık beden tarafından emilirken Flora’nın aklı iyice karışmıştı.

“Gücü yoksa nasıl kullanabildi?” Almira mahcup bir şekilde yeğenine bakarak cevap vermişti.

“Ona gücü ben verdim!”

“Ne yaptın!” Almira ve Flora kapıdan gelen tok sesle arkasını dönerken öfkeli bakışlardan gözlerini kaçırmak zorunda kalmışlardı.

“Sana ne yaptığını sordum?”

“Sıfırlayıcı gücümü Elizabeth’e verdim.”

“Sen aklını mı kaçırdın, bu güç onu öldürebilirdi!”

“Neyse ki ölmedi!”

“Anne!” Adrian’ın sert çıkan sesi ile iki kadın geriye sıçramıştı.

“İki kalp bir birini tanır!” yataktan gelen mırıltı ile Adrian hızla kızın yanına ulaşmıştı. Şuanda ne annesi ne de Elizabeth’in çıplaklığını görecek durumdaydı.

“Elizabeth!”

“Sen hemen kızımın yanından uzaklaş!” Edward’ın sert sesi ile ortam gerilirken Adrian ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Prensesi alabilmek için geçmesi gereken büyük bir engel vardı.

Dayısı!


Umarım beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı bekliyorum arkadaşlar. Yoğunluktan dolayı cevap yazamazsam da mutlaka okuduğumu bilin. Sizin yorumlarınız beni mutlu ediyor.

30.BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 32.BÖLÜM

15420cookie-checkAsil Kan 31. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

8 yorum

  1. Bölüm harikaydi bayıldım emeğine sağlık Yazarcigim ❤️sonunda yakalandı 3lu ayrıca Elizabeth dayısı iyi birisi olmaya karar verdi sanırım yardım ettiğine göre ❤️ Flora’nin güçlerini güçlendirmesi harikaydı ayrıca Elizabeth direkt Adriana gittiği sahneye bayıldım umarım iyileşir biran önce Elizabeth ❤️

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*