Ağustos 17, 2021 Yazarı mermaridyy 10

Asil Kan 32. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Yavaş yavaş finale yaklaşıyoruz gibi. Bakalım sonraki bölümler nasıl olur. Keyifli okumalar!

***

Edward hızla odaya girerken Flora şaşkınlığından çıkarak hemen Elizabeth’in üzerini örtmüştü. Almira oğlu ile ağabeyi arasında ki didişmenin süreceğini anlayınca ikisinin arasına girerek “Şimdi sırası değil abi,” diyerek onları susturmuştu.

“Ama anne!”

“Adrian, dışarıya çık!” Adrian yavru kedi gibi annesine bakarken dayısını keskin bakışları altında kapıdan dışarıya çıkarken oldukça sıkıntılıydı. Elizabeth’in hala kendine gelmemiş olması genç adamı endişelendirmeye yetiyordu.

“Akıllı cadı!” kendi kendine söylenirken yanına gelen kişi ile duraksamıştı. Genç adam beklenmedik misafirine kaşlarını çatarken adamın onu umursamıyor oluşu Adrian’ı kızdırmıştı.

“Sizin burada ne işiniz var?” Adrian’ın sorusu ile adam kısa bir göz süzmesi ile onu inceledikten sonra derin bir iç çekmişti.

“Tıpkı dayına çekmişsin. O da senin gibi gereksiz sorular sormaya bayılırdı.”

“Dayım hakkında düzgün konuşun,” Adrian öne adım atarken olduğu yerde kalınca dişlerini sıkmaya başlamıştı.

“Olduğun yerde kal genç adam. Karşısındaki kişi senin büyüğün! Kral Edward nerede?” Louis Adrian’ın kilidini çözerken oldukça rahattı.

“Dayımı neden arıyorsun? Senin şuanda kaçıyor olman gerekmiyor muydu?” Louis sorulan soruya gülerek karşılık vermişti.

“Neden kaçayım, ne gibi bir hatam oldu?”

“İsyana kalkışmak olabilir mi?”

“İsyan, ben mi? kanıtın var mı?” Louis’in sorusu ile duraksayan genç adam adamın bakışları altında yutkunmadan edememişti. Odanın kapısı açılıp Flora dışarıya çıktığında Adrian hemen yanına gitmişti.

“Ne oldu, neden dışarıya çıktın?”

“Halam yanında, benim yapabileceğim bir şey yok!” Adrian endişeyle genç kıza bakarken Flora’nın bakışları Louis’e takılmıştı.

“Sen Louis amca olmalısın, babam seni görünce nasıl tepki verir bilmiyorum. Burada olmanız doğru mu?”

“Büyümüşsün! En son emekliyordun Flora!”

“Beni tanıyor musunuz?” Louis kızın sözlerine gülmeden edememişti. Saraydan ayrıldığında prens ve iki prenses çoktan doğmuştu. Birbirinden farklı iki prenses Louis için oldukça şaşırtıcı olmuştu.

“Elbette, Felisa ve sen bebekken bile ayrılmazdınız, bu gün nasıl oldu iki düşman oldunuz?”

“O hainin adını anma, babam onun için hak ettiği cezayı verecektir.”

“Bu kadar katı olmamalısın Flora, nede olsa kardeşin.” Flora amcasına birkaç adım yaklaşarak yüzüne iyice yaklaşıp gözlerine bakmıştı.

“Ülkeme ihanet eden kim olursa olsun, düşmanımdır. Biz babamızdan böyle öğrendik.” Louis kızın keskin bakışları altında gerilirken odanın kapısı yeniden açılıp dışarıya çıkan kadınla duraksamıştı. Aynı şekilde Almira da gördüğü yüzle donup kalmıştı.

“Abi?” Louis yıllardır görmediği kız kardeşini karşısında görünce donup kalmıştı. Kızın konuşması ile nasıl yaptığını bilmeden kadını kollarının arasına çekerken Almira çoktan ağlamaya başlamıştı.

“Almira, küçüğüm hiç değişmemişsin.” Almira kollarını abisine dolarken geri çekilerek adamın yüzünü iki elinin arasına almıştı.

“Ah sende hiç değişmemişsin, hala eskisi kadar yakışıklısın!”

“Yalan söylemek size yakışmıyor prenses, yaşlandık artık.”

“Aynaya bakmıyor musunuz prensim?” Almira abisine gülerek yeniden sarılmıştı. Adrian annesinin davranışlarına inanamıyordu. Araya girmek istiyor ama bir türlü cesaret edemiyordu.

“İçerdeki nasıl? O kadar darbeye iyi dayandı doğrusu!” Adrian annesinin ağzından çıkacak sözleri beklerken oldukça endişeliydi.

“Göründüğünden daha güçlüdür, kolay kolay pes etmeyecektir.”

“Onu anladık savaş meydanında, senin oğlunu haşat etti.”

“Dayı!” Adrian araya girerken Almira oğluna gülerek bakmıştı.

“Söylesene Almira, nasıl oldu da Alexis gibi birinden çocuğun oldu. Üstelik işe yaramazın teki!” Adrian sinirlenerek odaya girerken ikili genç adamın arkasından gülerek bakmıştı.

“Onunla fazla uğraşma sinirlenince ne yapacağı belli olmaz.”

“Beni oğlunla mı korkutuyorsun?” Almira cevap verecekken bedenine dolanan kollarla susmak zorunda kalmıştı.

“Oh çok şükür iyisin, geldiğini neden haber vermedin?” Almira tanıdık kokunun sahibinden ayrılırken kendilerine bakan şaşkın gözlerle karşılaşınca utanarak geri çekilmişti.

“Ben iyiyim merak etme,”

“Buraya gelmek senin için zor biliyorum, Edward ile konuşacağım…”

“Ronald, buna gerek yok. Ben iyiyim…” Ronald kadının iki omzunu sıvazlarken arkasından gelen boğaz temizleme sesi ile kaşlarını çatarak dönmüştü.

“Ronald?” Louis’in kısık bakışları altında ciddiyetini koruyarak ona karşılık veren adam “Prens Louis,” dediğinde Louis adamın kendini takmadan kardeşinin belindeki eline işaret ederek söylenmişti.

“Ne zamandan beri prensese bu kadar fütursuzca dokunur oldun?” Almira gerginlik çıkmaması için araya girmek istemiş ama Ronald ondan önce davranarak cevap vermişti.

“Kendisiyle evlendiğimden beri, karıma sarılmamın bir sakıncası mı vardı prens?”

“Karın mı? Siz…” Almira utanarak bakışlarını kaçırırken bir süre sessiz kalan Louis kahkaha atmaya başladığında karı koca şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Bunda gülünecek bir durum olduğunu sanmıyorum Louis,” adamın kahkahası duyduğu sesle bıçak kesiği gibi kesilirken yutkunarak sesin sahibine dönmüştü.

“Kral Edward!”

“Evet küçük kardeşim, uzun zaman oldu seni görmeyeli.” Louis krala selam verirken Edward kısa bir süre evli çifte bakarak yeniden Louis’e dönmüştü.

“Şartlar bunu gerektirdi. Seni yeniden görmek çok güzel!” Edward kardeşine dikkat kesilirken onun yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalışıyordu. Beyninden geçenleri okuduğundan habersiz Louis ne kadar mutlu olduğunu düşünürken Edward’ın kaşları çatılmıştı.

“Burada konuşmayalım, taht odasına gidelim.”

“Sana yolu göstereyim,” Louis öne geçerek yol gösterirken Almira ve Ronald’ta onları takip ediyordu. Flora yapacak bir şeyi olmadığından kız kardeşi Lizzy’i bulmak için sarayın içinde dolaşmaya başlamıştı. Lizzy’i biraz olsun tanıyorsa sarayı bir birine katmaya başlamıştı.

***

Genç adam öfkeyle odaya girdiğinde dayısı ile göz göze gelmişti. Edward’ın söze başlamasına fırsat vermeden “Prens Louis kapıda,” diyerek dikkatini başka yöne çekmişti. Adrian genç kızın yanına yaklaşırken Edward yeğeninin daha çok sürüneceğini düşünerek hafif gülümseyip kapıya yönelmişti. Kapıdan çıkmadan önce “Fazla alışmasan iyi edersin, kızımı son görüşlerin,” dediğinde Adrian gözlerini kapatarak dişlerini sıkmıştı. Edward odadan çıkar çıkmaz “Sen öyle san dayı,” diye içinden geçirdiğinde Edward’ın beyninde yankılanan “Seni duyuyorum” sözleri ile ürpermişti. Hala dayısının nasıl yaptığını anlayamadığı bu konuşmalara içten içe hayranlık duyuyordu.

Yatağa iyice yaklaşarak huzursuz bir şekilde uyuyan prensesin elini avucunun içine hapsetmişti. Bedeninde ki güçsüzlüğü kendi bedeninde hissedebiliyordu.

“Bu nasıl bir şey hala anlayamıyorum? Nasıl oluyor da seni bu kadar yakından hissedebiliyorum,” dediğinde başını eğerek alnını genç kızın avucuna yaslamıştı.

“Zor olacak biliyorum ama seni dayıma bırakmayacağım. Hem nerede görüşmüş bir kocanın karısını babasının eline bıraktığı? Gözlerini açıp bana ne zaman bakacaksın? Daha doğru düzgün konuşamadık bile. Şu olanlara bak!” Adrian kendi kendine konuşurken odanın kapısı tıklatıldığında başını kaldırarak “Gel,” diye seslenmişti. Elinde tepsi ile hizmetlilerden birinin geldiğini görünce kaşlarını çatan genç adam kızın tedirgin halinden şüphelenerek sormuştu.

“Bir şey mi oldu? Nedir o elindeki?”

“Prenses Elizabeth için ilaçmış, anneniz gönderdi!”

“Öyle mi? şuraya bırak çık!” hizmetli adamın sözlerine gerilerek tepsiyi kenara bırakırken Adrian her hareketini kontrol ediyordu. Saray onlar için güvenli değildi. Ne kadar Alexis’i sevmeseler de ona hala sadık hizmetliler vardı. Alexis’e olmasa bile kraliçenin yandaşları hem ona hem de Elizabeth’e zarar verebilirdi. Kapıya yönelen kızı durdurarak adını sorduğunda kızın duraksaması şüphesini daha da arttırmıştı. Kapıdan çıkmak üzereyken tek hareketi ile kapıyı kapatan prens hizmetlinin çığlık atması ile yerinde doğruldu.

“Şimdi söyle bana, seni kim gönderdi?”

“Prenses Almira gönderdi.”

“Nedense sana inanmıyorum, eğer şimdi doğruyu söylersen bende ilerdeki kraliçeye zarar vermeye çalıştığını unuturum.”

“Kraliçe?” genç kız korkuyla yatakta yatan prensese bakarak yutkunmuştu.

“Ben bir şey yapmadım. İlacı getirmezsem beni öldüreceğini söylediler!”

“Kim?”

“Prens ve prenses,” Adrian kaçlarını kaldırırken kız devam etmişti, “Kardeşleriniz, size zarar verdiği için ilacı içmesi gerektiğini söylediler.”

“Demek öyle, onları sarayda barındırmayı düşünüyordum ama bu hareketleri onların akıbetini belli etti. Şimdi çık dışarıya bir daha ne prensese ne de annemin ailesine yapılan yanlışlığı affetmeyeceğimi bil. Saraydaki herkes bilsin, prenses Elizabeth, benim eşim bu ülkenin de kraliçesi olacak. Çık dışarı!” Adrian’ın sesi o kadar sakin çıkmıştı ki genç kıza bağırsaydı onu bu kadar korkutamazdı. Hizmetli hızla odadan çıkarken Adrian sarayda çoktan Elizabeth’in kim olduğunun yayılmaya başladığına emindi.

“Görüyorsun değil mi prenses, sen uyurken hiçbir şey yoluna gitmiyor. Uyanmalısın artık,” dediğinde yatağın yanına yaklaşarak prensesin yanına uzanıp sırtını yatağın başlığına dayamıştı. Genç kızın elini tutarken bedeninin sıcaklığı Adrian’ın dikkatini çekmişti.

“Prenses?” kızın ateşi olduğunu anlayan prens annesini çağırması için hizmetli ararken aklına gelen düşünce ile odaklanmaya çalışıp yakında olan annesinin düşüncelerine sızmıştı.

“Sana ihtiyacımız var!” annesini çağırmaya çalışan genç adam bedeninde hissettiği soğuklukla titremeye başlamıştı.

“Yine mi?” prensesin buz kütlesi ile kaplanan bedeni Adrian’ı da sararken prensesi bu huyundan vazgeçirmeyi aklının bir köşesine not etmişti. Farkında olmadan prensesin yanında buz kütlesinin içinde uyumaya başlayan Adrian odaya sert bir şekilde giren ne Edward’ı ne de diğerlerini görmüştü.

***

Edward taht odasına girer girmez kardeşine dönerek “Burada ne işin olduğunu sorabilir miyim?” dediğinde Almira araya girmek istemiş ama Louis elini kaldırarak kardeşini susturmuştu.

“Bende seni gördüğüme çok sevindim abi.”

“Benimle laf cambazlığı yapma Louis, sen kurallara karşı geldin, isyan başlattın.”

“Benim isyanla alakam yok. Buraya geldim çünkü kraliçe Barbara beni davet etti.”

“Barbara mı? Senin Barbara ile ne ilgin olabilir?”

“Birkaç ay önce kaldığım yere adamlar geldi ve kraliçenin benimle görüşmek istediğini söylediler. Bende cezamın bittiğini düşünerek geldim ama Barbara’nın kuzeninin yanında olduğunu söyleyerek beni buraya çağırdılar.”

“Sende hiç şüphe duymadan kabul ettin öyle mi?”

“Nereden bilebilirim. Yıllardır saraydan ayrıyım.”

“Neden acaba?”

“O bir hataydı abi, sende biliyorsun çok gençtim.”

“Bunun genç olmakla alakası yok Louis, babamıza isyan ettin.” Louis yüzünü buruşturarak abisine bakmıştı.

“Babamız zalim bir kraldı sende biliyorsun!”

“Yine de o senin atandı Louis, bu davranışını haklı çıkarmaz.”

“Abi, lütfen,” Almira iki abisinin arasına girerek ses tonlarını düşürmesini istemişti.

“Ben haklı olmak istemiyorum abi, o adam yüzünden Almira saraydan kaçtı. Annemiz erken yaşta öldü. Üstelik halkına zulüm ediyordu.”

“Louis, konumuz bu değil. Sen düşman kralın safında yer aldın.”

“Onun seninle savaştığını daha dün akşam öğrendim.” Edward kardeşine dikkatle bakarak onun doğru söyleyip söylemediğini anlamaya çalışıyordu. Louis’in yalan söylemediğini anladığında için azda olsa rahat etmişti.

“Peki güçlerini geri almana ne demeli?”

“İşte onu bende merak ediyorum. Senin yaptığın mührü Alexis gibi biri nasıl kırabildi?” Edward kaşlarını çatarak kardeşine bakmıştı. Edward’ın aklını kurcalayan şeyde buydu.

“Bunu sonra konuşacağız, önceliğim Elizabeth. Travuz’a gidince uzun bir konuşma yapacağız.”

“Elizabeth, seçilmiş olan değil mi?” Edward Louis’in sorusu ile irkilmişti. Daha önce kimse Elizabeth’in seçilmiş prenses olduğunu anlayamamışken Louis’in anlaması Edward’ı şaşırtmıştı.

“Nasıl?”

“Seçilmiş olan mı?” Almira şaşkınlıkla abisine bakarken Louis kızın şaşkınlığına gülerek başını iki yana salladı.

“Bunu anlayamadığına inanamıyorum. Barbara durdu durdu seçilmiş olanı doğurdu ama kıymetini bilemedi. Çok yazık.”

“Louis!” Almira hala şaşkınlıkla Edward’a bakarken Edward derin bir iç çekerek nefesini dışarıya vermişti.

“Nasıl?”

“Doğduğunda ışığı ile doğmuştu,” Edward devam edemeden Almira heyecanla ileri atıldı.

“Bu yüzden mi onu sunağa günler sonra çıkardın? Herkes prensesin ölü doğduğunu düşünmüştü.” Dedi. Edward başını sallarken bu kez diğer abisi Louis’e döndü.

“Peki sen nasıl anladın?”

“Sence iki asil kandan doğan birine kim karşı koyacak güçte olabilirdi Almira?” Almira şaşkın bir şekilde Louis’e bakarken Louis başını sallayarak devam etmişti. “Adrian hem senin hem de Alexis’in kanını taşıyor. Bu da onu diğerlerinden güçlü yapıyor Almira. Elizabeth ise hiç zorlanmadan ona karşı durabildi. Ya saf kan olacaktı ya da seçilmiş. Barbara’dan saf kan olmadığını bildiğimize göre geriye sadece seçilmiş olan kalıyor.”

“Bakıyorum hala zekice düşünüyorsun Louis?” Edward kardeşine gözlerini kısarak bakarken Louis omzunu silkeleyerek “Hala sana ulaşamadım kralım,” dediğinde Almira’nın dalgınlaşması iki kardeşin de dikkatini çekmişti.

“Elizabeth,” genç kadının ağzından çıkan isimle Edward yerinden fırlarken diğerleri de onu takip etmişti. Odanın kapısın sert bir şekilde açıp içeri giren Edward yatakta yan yana buz kütlesinin içinde uyuyan ikiliyi görünce duraksamıştı. Louis şaşkınlıkla Adrian ve Elizabeth’e bakarken birden yaşadığı aydınlanma ile “Yok artık,” dedi.

“Kes sesini Louis,” Edward kardeşinin ne yumurtlayacağını anladığında onu susturmak istemiş ama Louis konuşmasına devam etmişti.

“Onlar eş olarak doğdu. Bu yüzden Elizabeth’in aldığı darbeler Adrian’ı güçsüz bıraktı!”

“Sana kes sesini dedim Louis,” Edward’ın sert çıkan sesi ile Almira ileri atılarak prensesin yüzüne buz yansımasından bakmıştı. Kızın kızarmış yanakları ateşi olduğunu gösterirken bedeninin kendini korumaya alması kadını sevindirmişti.

“Biz olmasak da Elizabeth kendini korumayı başarıyor.”

“Sanırım öyle, prenses Flora’yı yanlarına çağıralım. Bizim daha yapacak işlerimiz var!”

“Kraliçe ve prenses Felisa’ya ne yapacaksın?” Almira’nın sorusu ile Edward duraksamıştı.

“Bu zamana kadar hainlere ne yapılıyorsa onu yapacağım.”

“Ama…”

“Bu konu kapanmıştır Almira, ülkesine ihanet edenin cezası bellidir.”

“Peki prenses ne olacak? Ne de olsa kraliçe onun annesi,” Edward kardeşinin sorusu ile hızla arkasını dönmüştü.

“Annesi mi? Kraliçe prensesimi doğurmuş olabilir ama ona asla annelik yapmadı. Aksine ona düşmanıymış gibi davrandı. Onu kaç kez uyarmama rağmen inadından vazgeçmedi.”

“Yine de…” Edward kardeşine ters bir şekilde bakarken Ronald araya girerek Almira’nın kolunu tutmuştu.

“Prenses, bu konuya karışmamak en iyisi, kralımız en doğru kararı verecektir.”

“Bence de karışmayalım,” Louis abisinin öfkesinden çekindiği için geri adım atmıştı. Prensesin seçilmiş olması abisine de güç kazandırmış olmalıydı. Asil kan doğan bebeklerin her bir gücü keşfedildiğinde aynı derecede güç babaya da geçiyordu. Louis şahit olduğu olayların sonunda abisinin gücünü tahmin bile demiyordu. Edward uzaklaşırken beyninde yankılanan “Ağzını kapalı tut!” uyarısı ile yutkunmadan edememişti.

“Ne yapacağız?” Almira kocasına dönerken Ronald prensese gülümseyerek yatakta uyuyan ikiliyi göstermişti.

“Bence sen prensesle prensin yanında kalmalısın. Şuanda onlara yardım edebilecek tek kişi sensin.” Almira başını sallarken Ronald ve Louis odadan ayrılmıştı.

“Sonunda başardın ha Ronald?” Ronald odadan çıkar çıkmaz arkasından seslenen prense dönmüştü.

“Sizi anlayamadım prensim.”

“Bence anladın, prenses Almira’ya olan sevgin galip gelmiş gibi. Nedense evlenmenize hiç şaşırmadım.”

“Kralımızın taktiriydi, benim yapacağım bir şey yoktu.”

“Eminim öyledir. Edward senin Almira’ya olan aşkının hep farkındaydı, bunu biliyorsun değil mi? açıkçası seni takdir ettim. Bunca yıl evlenmeyip Almira’yı beklemiş olman büyük başarı.”

“Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Karım ile aramda olanlar bizi ilgilendirir. Abisi olmanız bize müdahale edebileceğiniz anlamına gelmiyor.”

“Haklısın, Almira mutlu olduğu sürece sorun yok.” Louis’in dalgın bir şekilde söylenmesi Ronald’ın dikkatini çekmişti.

“Peki siz evlendiniz mi prens? Yıllardır saraydan uzakta yaşıyorsunuz, evlenmemiş olmanız şaşırtıcı doğrusu.”

“Evlenmiştim!” Ronald adamın susması ile ona dönmüştü.

“Eşiniz nerede?” Louis’in yüzünden geçen buruk gülümseme adamın dikkatinden kaçmamıştı. Adamdan cevap alamayınca Ronald yeniden sormuştu.

“Eşiniz nerede prens Louis?”

“Eşim öldü, saldırıya uğradık. Eşim kızımı kurtarmaya çalışırken öldü!” Ronald adamın acısını içinde hissederken ne söyleyeceğini bilememişti.

“Peki prenses, o…”

“Kızım kayıp onu hala arıyorum. Prensesi bulmadan durmayacağım.”

“Sizin adınıza üzüldüm prens, kral Edward yeğenini bulacaktır.”

“Umarım Ronald, kızımı bulmak için her şeyi yapmaya hazırım.”

“Kızınız küçük olmalı, en son onu ne zaman görmüştünüz?” Ronald adamdan bilgileri alırken Louis farkında olmadan kızını anlatmaya başlamıştı. Kızının nasıl güzel olduğunu, gözlerini, küçücük ellerinden bahsederken artık o kendine uzanan ellerin küçük olmadığına emindi. İçi yanarak “On iki yıl oldu Ronald, kızımı on iki yıldır arıyorum,” dediğinde Ronald yutkunmuştu.

“Daha önce gelmeliydiniz?”

“Ülkeye girişim yasaktı, gönderdiğim haberler hep geri döndü.”

“Mümkün değil, kralımız haber alsaydı kayıtsız kalmazdı.” İkili son sözle olduğu yerde kalırken Louis hızla Ronald’a dönmüştü.

“Abim kayıtsız kalmazdı. O zaman neden çağrıma sessiz kaldı?”

“Gönderdiğiniz çağrıları almadığına eminim prens Louis.”

“Nasıl?”

“O sadece bir kişi cevaplayabilir.” Louis öfkeyle adımlarını hızlandırırken Ronald ona yetişmeye çalışıyordu. Zindana inen merdivenleri hızlı adımlarla ilerlerken Edward’ın gür çıkan sesine aldırış etmeden hızla kraliçenin bulunduğu bölüme girmişti. Alaycı bir şekilde abisine bakan kadını gördüğü an boğazına yapışırken Edward ne olduğunu anlayamadan odluğu yerde kalakalmıştı.

“Sendin! Sendin değil mi?” Barbara nefes alamazken Edward kardeşinin kolunu çekmeye çalışmış ama Louis anlayamadığı bir güçle ona engel olmuştu.

“Louis bırak onu!”

“Sendin, gönderdiğim haberleri abimden saklayan sendin. Söyle, bunu neden yaptın?” kadının gözleri parlarken Ronald şaşkınlıkla kraliçenin cüretini izlemişti. Elini çeken Louis kadına öfkeyle bakarken öksürerek kendine gelmeye çalışan Barbara gülerek Louise bakmıştı.

“Onu asla bulamayacaksın!”

“Söyle, kızımın yerini biliyor musun?” Louis’in çaresiz çıkan sesi Edward’ın canını yakmıştı.

“Kızın mı? Senin bir kızın mı var?”

“Vardı, yıllar önce kaçırıldı. Senden yardım istemek için defalarca haber gönderdim ama bana geri dönüş yapmadın. Ben umursamadığını sanmıştım…”

“Bana haber gelmedi!” Edward bakışlarını Barbara’ya çevirerek devam etmişti.

“Bu senin işin değil mi Barbara? Bunca yıl koynumda yılan beslemişim. Bir türlü tatmin olmadın, hep daha fazlasını istedin. Kızını bile gözlerin görmedi.”

“Anlaşabiliriz, beni bırak kızının yerini öğren!” Louis öne atılarak yeniden kadına saldırmıştı.

“Kızım nerede?”

“Abine söyle beni bıraksın, yoksa kızının yerini asla öğrenemezsin.”

“Sen zahmet etme Barbara, ben nasılsa yeğenimi bulurum!” Barbara yutkunarak adama bakarken Edward kimseye aldırmadan Barbara’nın çenesini tutarak onunla göz göze gelmişti.

“Şimdi bana söyle Barbara, yeğenim nerede?” Barbara direnirken Edward’ın gözlerinden çıkan kör edici ışık Barbara’nın gözlerine ulaşırken Louis bir adım geriye atmıştı. Tüm bedeni heyecanla titrerken kızını bulacağı için içine yerleşen umuda tutunmak istemişti. Bir süre Edward’ın efsunlu sesi sorular sorarken Barbara konuşmasa da gözleri ile adama cevap veriyordu. Son soru ve aldığı cevapla geriye sendeleyen Edward gözlerini kapatarak derin bir nefes alırken şaşkınlıkla kraliçeye bakmıştı.

“Gözlerim!” Barbara’nın çığlığı zindanda yankılanırken Ronald ve Louis şok olmuş bir şekilde kraliçenin kan damlayan gözlerine bakıyordu.

“Bu sana en büyük ceza Barbara, kraliçelikten azledildin. Bundan böyle devrik kraliçe olarak hayatına kör biri olarak devam edeceksin. İhtiyaçların dışında düşünemeyeceksin.”

“Bunu bana yapamazsın!”

“Cezanı almadan önce sana son bir haber daha…” Edward kadına yaklaşarak sessizce fısıldamıştı.

“Sakladığın prenses öyle bir yerde ki senin bir daha asla ulaşamayacağın kadar yüksekte.”

“Edward, bunu bana yapamazsın.” Edward kadının çığlıkları arasından zindandan çıkarken yan tarafta olan kızına kısa bir göz atmıştı.

“Abi kızım nerede, öğrendin mi?”

“Merak etme, buradan kızının yanına gideceğiz.”

“Gerçekten mi?” Louis’in çocuk gibi sevinmesi Edward’ın yüzünde hafif bir tebessüm oluşturmuştu. Felisa babasının kapıdan içeriye girdiğini göründe yutkunmadan edememişti. Kraliçenin çığlığı kulakları sağır edecek kadar keskindi.

“Seni birçok kez uyardım Felisa, kardeşlerine beslediğin düşmanlığı bitirmen için sana defalarca şans verdim. Ama sen fitneci annenin sözlerine inanarak hem bana hem de ülkene ihanet ettin. Bundan böyle prenseslik unvanını geri alıyorum. Ayrıca kanımdan olan gücünü de!” diyerek kızın itirazına fırsat vermeden göğsünün üstüne yerleştirdiği mühürle kızının gücünü elinden almıştı. Aldığı darbe ile yere düşen kız ağlayarak yalvarırken Edward kızının yüzüne bakmadan kapıya yönelmişti.

“Benin prenseslerim gücünü kötüye kullanamaz. Bu sana bir ders olsun. Canını almadığım için dua et. Bir sonraki hatanda canından olacaksın. Askerler seni annenin yanına bırakacak.”

“Baba, bana bunu yapamazsın.”

“Ayrıca, bana baba demeni de yasaklıyorum!” Edward kızının yanından içi acıyarak ayrılırken Louis abisinin katı tutumuna inanamamıştı. Söz konusu ülkesi olunca onun kimseyi tanımadığına yeniden şahit olmak adamı sarsmıştı. Kral Alexis’in yanına gittiğinde ise Edward başını iki yana salladı.

“Bakın burada kim varmış.”

“Beni serbest bırak Edward, bu yaptığın kanunlara aykırı.”

“Haklısın, senin ölmen gerekiyordu savaşın sonunda.” Alexis duyduğu şeyle geri adım atarken Edward devam etmişti.

“Bundan böyle senin bu ülkede hiçbir hükmün yok. Yerine soyundan gelen tek kişi Adrian gelecek.”

“Sen…”

“Evet ben, biliyorum. Tek varisinin Adrian olduğunu biliyorum. Eğer bir numara çevirmeye kalkarsan tüm ülke kraliçenin ne kadar ahlaksız olduğunu ve senin de buna göz yumduğunu öğrenir. Sonuçlarını biliyorsun değil mi?” Adam susarken Edward kapıya yönelerek “Burada işimiz bitti, gidebiliriz,” dedi.

“Abi, kızım nerede?”

“Gidince görürsün Louis, bunca yıl bekledin birkaç gün daha bekleyebilirsin.”

“Ama…” Edward kardeşinin yanından geçip giderken arkasından ıslak gözlerle bakan kardeşinden habersizdi.

***

Umarım beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı eksik etmezseniz sevinirim. Sizce Louis’in kızını bulmak kolay olacak mıdır?

31.BÖLÜM <<<<<<——>>>>> 33.BÖLÜM

15521cookie-checkAsil Kan 32. Bölüm