Eylül 28, 2021 Yazarı mermaridyy 12

Asil Kan 38. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu bölüm bir çok kişinin beklediği bölüm olabilir gibi. Özellikle sonu için yorum istiyorum. Ayrıca neden yorumlar düştü. 🙁 Keyifli okumalar.

***

Genç adam heyecanla sarayın kapısından içeriye girerken hissettiği endişeyle başını çevirmiş ve gördüğü manzara ile dehşete düşmüştü. Neredeyse bir aydır görmediği prenses pencereden aşağıya düşüyor ama hiçbir kurtarma çabası göstermiyordu. Farkında olmadan elini uzatarak yerden yukarıya doğru yükselen genişçe bir su hortumu oluşturmuştu. Suyun tene çarpması ile genç adam bedeninin üşüdüğünü hissetmişti. Ürperse de soğuğa dayanarak genç kızı yere düşmeden suyun üzerinde yakalamıştı. Genç kızın suyun üzerinden süzülerek yere ayak basmasını hayran gözlerle izlerken kendine gelerek atından inip hızlı adımlarla prensesin yanına ulaşmıştı.

Elizabeth’in kendisini görünce ki yüz ifadesini asla unutamazdı. genç kızın onu görünce yaşadığı şaşkınlıktan faydalanmak için hiçbir fırsatı kaçırmazken onu almaya geldiğini söylediğinde ki tepkisi Adrian’ın içini ısıtmıştı. Elizabeth farkında olmasa da gözlerinin parladığını Adrian görebilmişti. Kızın ürpermesi ile ıslak elbisesine dikkat çeken Adrian prensesin üzerine yapışan elbisesinden bedeninin kıvrımlarının belli olmasından ve bu manzarayı yabancıların görme ihtimalinden de hoşlanmamıştı. Yaşadığı rahatsızlığa anlam veremezken omuzlarından aşağıya dökülen kraliyet pelerinini çözerek genç kızın bedenine sarmıştı.

“Onun olanı kimse göremezdi!” genç adam düşüncelerini dışa sesli olarak vurduğunu Elizabeth’in verdiği tepkiyle anlamıştı. Prensesin kısa bir duraksamadan sonra tek kaşını kaldırarak Adiran’a bakması ve “Kraliçem?” diye sorması Adrian’ın gülmesine neden olmuştu. Başını eğerek kızın kulağına dudağını yaklaştırarak nefesini verdiğinde Elizabeth’in ürpererek gerildiğini kendi bedeninde bile hissetmişti.

“Evet, siz kraliçem! Siz kendinizi yola çıkmaya hazırlarsanız iyi olur. Birkaç güne yeni evinize doğru yola çıkacaksınız.” Adrian’ın sözlerine alaycı bir şekilde gülen genç kız başını iki yana sallamıştı.

“Çok hayalperestsiniz kralım. Size evet dediğimi hatırlamıyorum.”

“Ah evet diyeceksiniz.” Adrian’ın gülümsemesi Elizabeth’in bedeninin üzerinde ki etkisi ikisinin de gözünden kaçmamıştı. Elizabeth etrafta kendilerini merakla izleyenleri fark edince bir adım geri çekilerek kralı gerektiği gibi selamlamıştı.

“Kralım, sarayımıza omur verdiniz!” Adrian birden tavrı değişen genç kıza şaşkın bir şekilde bakarken Elizabeth’in arada bakışlarını kaçırdığı etrafa göz atınca yalnız olmadıklarını hatırlamıştı.

“O onur bana ait prenses!” Elizabeth öne geçerek genç adama eşlik ederken oldukça sessizdi. Saray giriş kapısında kendilerini bekleyen ağabeyi prens Drew’i gören Elizabeth adımlarını hızlandırarak ona ilerlemişti.

“Prensim, kral Adrian sarayımıza teşrif etmiş.” Elizabeth’in bildirisi daha çok ‘neden geleceğinden haberim yok’ der gibiydi.

“Evet prenses görüyorum.” Drew kardeşinin uyarısını görmezden gelerek Adrian’ı selamlamıştı. Adrian gülerek Drew’e sarılırken Elizabeth kaşlarını çatarak ikiliye bakmıştı.

“Seni gördüğüme sevindim kuzen, ayrıca dostlarını gönderdiğin içinde teşekkür ederim.” Drew geri çekilerek başını sallamıştı.

“Bu çok uygunsuz bir davranıştı. Hizmetlilerin yanında bana sarılmamalısınız.”

“Neden?” Adrian’ın sorusu ile Drew derin bir nefes almıştı.

“Siz bir kralsınız, konumunuza göre hareket etmelisiniz.” Adrian elini sallayarak gülmüştü.

“Boş versene, biz bir aileyiz. Unvanlar kimin umurunda.”

“Kral Adrian!” Elizabeth’in uyarısı ile Adrian genç kıza dönmüştü.

“Sizi dinliyorum müstakbel kraliçem!” Elizabeth hiç çekinmeden kendisine kraliçesiymiş gibi davranması karşısında gerilmişti. Hizmetliler atmaca gibi onları izliyordu. Prenses ürperince Adrian kaşlarını çatarak ona baktı.

“Prenses, üzerinizi değiştirmelisiniz, yoksa hasta olacaksınız.”

“Kimin yüzünden acaba?”

“Ne yapmamı bekliyordunuz prenses, öylece yere çakılmanıza izin mi verseydim.” Drew ikili arasında ki konuşmayı anlamadığı için Elizabeth’e bakmıştı. Başta fark etmediği pelerini görünce Drew merakla sordu.

“Üzeriniz neden ıslak prenses ve bu pelerin neden üzerinizde?”

“Küçük bir kazaydı prensim lütfen endişelenmeyin.” Drew geç kalacaklarını düşünerek Adrian’a döndü.

“Kral Edward seni bekliyordu, törenden önce seninle konuşmak istiyormuş.” Adrian başını sallayarak genç adamı onaylarken Elizabeth’e dönerek elini tutup dudaklarına götürüp öpmüştü.

“Kraliçem!”

“Ben senin kraliçen değilim.” Elizabeth dişlerinin arasından tıslarken Adrian gülerek yoluna devam etmişti. Elizabeth üzerinde ki kıyafetin ağırlığının farkına varında sıkıntıyla odasına doğru ilerledi. Hizmetliler onu üzerinde ki pelerini görünce şaşırarak ona bakarken koridorda karşılaştığı hizmetlilere odasına sıcak su getirmelerini emretmişti. Yoksa Adrian’ın dediği gibi hasta olacaktı.

***

Odasının kapısı açıldığında bedeninde ki üşümeyi daha çok hissetmişti kadın. Üzerinde ki örtüyü boynuna kadar çekerek yan dönüp uykusuna devam etmişti. Gözlerini odanın geniş pencerelerinde ki kalın perdelerin aralanarak odaya hücum eden güneş ışınlarının yüzüne vurması ile aralamıştı. Az önceki üşümesine inat güneşin sıcaklığıyla tüm bedeni gevşemişti. Nadia şaşkınlıkla gözlerini araladığında bunun nasıl mümkün olduğunu anlamaya çalışıyordu. Dört hizmetli odanın üç tarafını çevreleyen pencerelerdeki perdeleri açarken Nadia geri çekilerek sırtını yatağın başlığına dayamıştı.

“Hanımım, sizin için sıcak duş hazırladık.” Nadia başını sallarken elinde kahvaltı tepsisiyle odaya giren başka bir hizmetliye bakmıştı. İlk kez karnının bu kadar çok acıktığını hissetmişti.

Kahvaltınızı şimdi mi yoksa banyo yapıktan sonra mı yaparsınız?” hizmetlinin sorusu ile Nadia yatağından kalkarak diğer bir hizmetlinin tuttuğu sabahlığını üzerine geçirmişti.

“Şimdi yapmak istiyorum, çok acıktım.” Nadia’nın sözleri ile kızlar şaşırmıştı. İlk kez hanımlarının ağzından çok acıktığıyla alakalı bir cümle duymuşlardı. Nadia kahvaltıya oturduğunda yanı başına dikilen hizmetlilere kısa bir bakış atarak sormuştu.

“Siz ne bekliyorsunuz, lütfen işinize bakın. Sadece biriniz yanımda kalabilir, diğerlerinin eminim yapacak çok işi vardır.” Hizmetkarların başı kızları odadan çıkarırken kendisi Nadia’ya hizmet etmek için kalmıştı.

“Anlat bakalım, sarayda bir sıkıntı var mı?” Nadia iki eli önünde bağlı başı yerde olan kadına dikkatle bakarak sormuştu. Kadın gelen soruyla hızla başını kaldırmıştı.

“Hanımım…”

“Hadi ama Suzy biliyorsun ki benimle rahat konuşabilirsin. Çalışanların bir sıkıntısı var mı?” Kadın Nadia’nın sorusu ile sıkıntıyla nefes almıştı.

“Şu kızlar geldiğinde beri saraydan ayrılmak isteyen hizmetkarların sayısı arttı.” Nadia ağzına götürdüğü peyniri yerken memnuniyetle başını sallamıştı. Peynir ona her zamankinden daha lezzetli gelmişti.

“Anlıyorum, biraz daha dayansınlar bu gün kraliçe taç töreninden sonra diğerleri saraydan gidecek.”

“Umarım öyle olur hanımım, bu aralar koridorlarda kraliçe olamasalar bile cariye olarak kalabilecek kişilerin olduğu söyleniyordu.”

“Sen kimseye bakma Suzy, hizmetinizi güzel yapın yeter. Unutmayın sizler kralımızı temsil ediyorsunuz.” Kadın Nadia’nın sözlerine üzülmüştü. Hala kocasının itibarını düşünüyor olması Suyz’i sinirlendirse de duygularını bastırmayı başarmıştı. Tabii karşısında ki kadının düşüncelerini okuduğunu bilmeden!

“Hanımım keşke siz kraliçe olsaydınız.” Nadia’nın eli duyduklarıyla havada asılı kalmıştı.

“Bunun mümkün olmadığını biliyorsun Suzy.”

“Siz kraliyet ailesinin tek prensini doğuran kadınsınız. Bu kadarını size mecbur bu ülke.”

“Bu konuşmayı kapatalım Suzy, lütfen başka bir yerde böyle konuşma. Nitekim ceza almanı istemem.” Kadın hayal kırıklığı ile Nadia’ya bakarak başını eğmişti.

”Emredersiniz hanımım.”

“Katren’in hamileliği nasıl gidiyor. Kendisi iyi mi?” Nadia’nın sorusu ile kadın gülmemek için kendisini zor tutmuştu.

“Hamileliği sorunsuz ilerlese de başka sıkıntıları vardır.”

“Anlamadım?”

“Prens Louis prensesin kendi kızı olduğunu öğrendiğinden beri korumacı bir şekilde onun yanında duruyor.”

“Ne var bunda, yıllardır kızını görmemiş bir babadan bunu esirgeyemezsiniz.”

“Elbette, ama prens Drew’i eşinin yanına yaklaştırmıyor. Çok affedersiniz ama prensimiz bir aydır karısını doğru düzgün göremedi bile.” Nadia şaşkınlıkla kadına bakarken birden kahkaha atmaya başlamıştı. Nadia öyle bir gülüyordu ki hizmetli onun için endişelenmeye başlamıştı. öyle ki Nadia ne kadının onu sakinleştirmeye çalıştığını görebiliyor ne de hemen yan taraftaki odada hazırlanan Edward’ın merakla araladığı kapıdan kadını izlediğini…

“Hanımım lütfen sakin olun.”

“Gerçekten prens Louis oğlumu karısının yanına yaklaştırmıyor mu?” hizmetli kadın Nadia’ya su uzatarak sadece başını sallamakla ona cevap vermişti. Nadia bir süre sonra sakinleştiğinde ne zamandır bu kadar güldüğünü hatırlamaya çalışmıştı. Fark ettiği gerçekse bunun hiçbir zaman olmadığıydı. Suyu içerken yanağını ıslatan yaşları da silmeye çalışıyordu.

“Teşekkür ederim Suzy, daha önce bu kadar gülmemiştim.” Kadının gerçekçi sözleri ara kapıdan karısını izleyen adamın içini acıtmıştı. Kimseye görünmeden – ki bu Edward için çocuk oyuncağıydı- kapıyı kapatarak hazırlıklarına devam etmişti.

“Hanımım, kahvaltınızı ettiyseniz banyonuzu hazırlayalım. Taç giyme töreni için hazırlanmanız gerekiyor.” Nadia sıkıntıyla yerinden kalkmıştı.

“Peki, ben banyomu yaparken sizde giyeceğim kıyafeti hazırlarsanız sevinirim.” Suzy hanımın kibar sözleri karşısında mahcup olmuştu. Birkaç gündür kendisi de diğer hizmetliler de resmen kraliçe adayları yüzünden kan kusmuştu. Şimdi böyle bir nezaket görmek kadını duygulandırmıştı.

“Emredersiniz hanımım.”  Kadın Nadia’nın yanından ayrılırken Nadia elini karnına doyarak konuşmuştu.

“Günaydın bebeğim, bu gün baban için önemli bir gün.” Elinin altında ki kıpırtı kadının yüzünü gülümsetmişti. Nadia tören için hazırlanırken Edward odasından çıkarak son hazırlıkları kontrol etmek için tören odasına gitmişti. Koridorda Ronald’ı görünce gülümseyen adam onun yüzünde ki ifadeden hoşlanmamıştı.

“Ne oluyor Ronald, bir sorun mu var?”

“Önemli bir sorun yok kralım, sadece Almira’yı sabahtan beri görmedim. Şifahanede de değil.”

“Törene gelecek birkaç saat dayanabilirsin.”

“Bunu sizin için söylemek kolay, sonuçta cariye Nadia hemen yan odanızda kalıyor.” Edward adamın sözleri ile kaşlarını çatmıştı.

“Sen benim odamı mı takip ediyorsun?” Ronald karşısında ki adama ciddiyetle bakmıştı. Kral da olsa Edward onun en yakın arkadaşıydı. Zaman zaman ona düşüncelerini açık bir şekilde söylemekten çekinmiyordu.

“Bu gün sizin için çok önemli biliyorsunuz kralım, eminim en iyisini bilirsiniz ama söylemeden de edemeyeceğim.”

“Ronald, açık konuş!”

“Kraliçelik makamının boş olamayacağını elbette bende biliyorum ama hak edene hakkını vermemek size göre bir davranış değil kralım. Cariye Nadia bu günden sonra sarayda kalmak istemeyebilir, bunun farkındasınız değil mi?” Edward adamın sözleri ile gerilmişti. O da biliyordu Nadia’nın sarayda kalmak istemeyebileceğini. Ama onu hiç ir yere göndermeyeceğini de biliyordu.

“Zamanımız azaldı Ronald, senden kraliçe adaylarının hepsini taht salonuna toplamanı istiyorum.” Ronald şaşkınlıkla krala bakarken emrini yerine getirmekten başka bir şey yapamayacağı için izin isteyerek yanından ayrılmıştı. Edward önce tören salonuna gitmiş hazırlıkları kontrol ettikten sonra taht salonuna giderek beklemeye başlamıştı. Kraliçe adaylarını beklerken salona oğlu ve yeğeni girince gülümseyerek ikiliyi karşıladı.

“Kral Edward, bu ne şıklık.” Adrian’ın sözleri karşısında Edward gülmüştü.

“Aynı şey sizin içinde geçerli Adrian, ne zaman geldin?”

“Çok olmadı dayıcım, hemen sizi görmek istedim.” Edward şüpheci bakışlarla Adrian’a bakarken genç adamın yaramaz bakışlarından onun Elizabeth’i gördüğünü anlamıştı. Başını iki yana sallarken kapıda ki askerin bildirisi ile adayların geldiğini öğrenmişlerdi.

“Neler oluyor baba?”

“Birazdan öğrenirsiniz.” Edward tahtına geçerek oturduğunda Adrian ve Drew de iki yanında ayakta beklemeye başlamıştı. Salona sekiz aday girdiğinde Edward dikkatle onları incelemeye başlamıştı. Kızların başları önde kralı selamlayarak iki yana eşit bir şekilde dikilmesi ile bu kez kapıdan kızları öneren saray yetkilileri ve bazılarının babası olan üst tabaka kişiler girmişti. kral kaşlarını çatarak gelen adamlara bakarken adamlar selam vererek kızların hemen arkasında durmuştu.

“Sizi çağırdığımı hatırlamıyorum!” Edward’ın sözleri ile adamlar aynı anda Edward’a bakmıştı. İçlerinden en yetkili olan kişi öne çıkarak konuşmuştu.

“Böyle bir zamanda burada olmamız gerektiğini düşündük kıralım.” Drew şaşkınlıkla adamın küstahlığına bakarken Adrian dayısının ne yapacağını merak etmişti. Edward tiz bir kahkaha atarken iki genç adam da şaşırmıştı. Kralın kahkahası aynı keskinlikle sona ererken avını parçalamak ister gibi adamların üzerinde dolaşmıştı.

“Demek öyle, benden izinsiz kendi başınıza karar alabiliyorsunuz. Peki öyleyse siz de duyun.”

“Kralım biz…” Edward elini kaldırarak adamı susturmuştu.

“Madem geldiniz o zaman dinleyin. Öncelikle sizin adayınızla başlayalım.” Kız yutkunarak başını kaldırdığında Edward’ın keskin bakışlarından çekinerek hemen başını eğmişti.

“Elendiniz!” Edward’ın soğuk sesi ortamı buz gibi yapmıştı.

“Kralım…”

“Kraliçe adayınız bir kraliçenin yapmaması gereken tüm davranışları sergilemiştir. Halkına üsten bakan kibirli bir kraliçenin benim ülkeme bir faydası olmaz.” Adam krala itiraz etmek istemiş ama Edward bu kez diğer adaylara dönmüştü. Sağ taraftaki üç adayı işaret ederek “Elendiniz!” kralın sözleri ile adayları tavsiye eden yetkililer öne çıkarken Edward’ın tek bakışı ile oldukları yerde donup kalmışlardı.

“Siz üçünüz sarayda asla tahammül edemeyeceğim davranışlarda bulundunuz. Ceza almıyorsanız bu tamamen sizi öneren kişilerin susması içindir.”

“Kralım kabahatleri nedir?” adamlardan biri makul bir şekilde sorunca Edward ona dönerek cevaplamıştı.

“Baştaki adayınızın ahlaki değerleri yok, büyüklerine nasıl davranacağından da… Ortadaki öfke problemi geçirerek çalışanlarımıza zarar veriyor ki buna asla müsaade edeme. Son adayınızın kabahati hepsinden büyük, kimse benim cariyemi aşağılamaya kalkamaz!” Drew babasının sözleri ile öne atılırken babasının bakışı ile duraksamıştı. Geriye dört aday kalmıştı. Elenen adayların varlığı diğerlerini memnun ederken kral kıyıma devam ediyordu.

“Siz ikiniz öne çıkın!” Edward’ın gösterdiği iki aday korkuyla öne çıkarken kral arkalarında ki yetkililere bakarak sinsice gülümsemişti.

“Kralım?” iki aday eğilerek kralı selamlarken Edward avını yakalayan avcı gibi gülümsemişti.

“Ailenizin kim olduğunu öğrenebilir miyim?” kızlar şaşırarak başlarını kaldırdığında yetkili öne çıkarak araya girmişti.

“Kralım, o benim kızım.”

“Öyle mi, oysaki sizin hiç çocuğunuz olmadığını sanıyordum.” Adamın yüzü beyaza keserken Edward kıza dönerek devam etmişti.

“Aileniz sizi bekliyor bayan, lütfen törene katıldıktan sonra sizi ailenize götürecek askerlere güvenin.” Kızın titreyen vücudu gözden kaçmazken kral bu kez diğerine dönmüştü. Kızın bakışları sabit bir şekilde yere odaklanmıştı.

“Lütfen başınızı kaldırın,” dediğinde kız komut almış gibi başını kaldırmıştı.

“Kralım?” kızın fısıltı gibi çıkan sesi Edward’ın hafif gülümsemesine neden olmuştu. Adaylar arasında sadece tek adayı kraliçe olmak gibi bir hayali yoktu. O da karşısında tedirgince duran kızdı.

“Birkaç yıl önce hastalık geçirmişsiniz doğru mu?” kralın sorusu ile kız hızla başını kaldırmıştı.

“Evet kıralım doğrudur.”

“Ve hala hastalığın belirtileri bedeninizde bulunuyor.” Kızın mahcup bakışlarına karşılık Edward anlayışla gülümsemişti.

“Umarım yakın zamanda iyi olursunuz. Nitekim bu şekilde kraliçeliğe aday olamazsınız.” Kız başını sallarken iki aday kalmıştı kralım kararını bekleyen. Edward geriye kalan adaylara bakarak tahtından kalkarken herkes başını eğerek ona selam vermişti. Edward kapıya doğru ilerlerken “Törene katılmayı unutmayın,” diyerek kapıdan çıkıp gitmişti. Adrian ve Drew şaşkınca olanları anlamaya çalışırken geriye kalan iki aday birbirine ölümcül bakışlar atarak hazırlanmak için oradan ayrılmıştı.

***

Aynanın karşısında ki görüntüsüne hüzünlü bir şekilde gülümsemişti. Hizmetlilerin getirdiği kıyafete dikkatle bakarak başını iki yana salladı. Sarayda elbette kralın cariyesine yakışır kıyafetler giyiyordu ama ilk kez bu kadar gösterişli bir elbise giyiyordu. Elini kıyafetinin üzerine usulca gezdirirken hizmetlilerin hayranlıkla çıkardıkları sesleri duyunca kendine gelmişti.

“Hanımım, bu elbise size çok yakıştı.” Nadia kadına bakışlarını çevirdiğinde kadının bakışları hemen aşağıya inmişti.

“Teşekkür ederim Suzy, elbise gerçekten de güzelmiş.” Odanın kapısı tıklatıldığında Nadia içeri girmelerini söylediğinde içeriye biri önde üç kişi girmişti. Öndeki adamın elinde ki kutu Nadia’nın dikkatinden dikkatini çekse de bir şey sormamıştı. Suzy öne çıkarak adamın karşısında durduğunda adam selam vererek “Cariye Nadia için kralımız tarafından gönderildi.” Nadia adamın selamını alırken Suyz kutuyu alarak kadının önünde kapağını açmıştı. İçinde göz kamaştıran takı setini gören Nadia yutkunmadan edememişti.

“Kralımız törende bu takıları takmanızı emretti hanımım.” Hizmetliler hayranlıkla kutunun içindeki göz alıcı mücevherleri seyrederken Nadia başını eğerek kralın emrine uyacağını belirtmişti. Kadın oldukça gergindi. Geride duran adam öne çıkarak elinde ki parşömeni kadına uzatırken Nadia yutkunarak eline bırakılan bildiriye bakmıştı.

“Kralımız bildiriyi törende kralımızın emriyle açmanızı emrettiler.” Nadia elleri titreyerek parşömeni alırken adamlar arkasını dönerek odadan dışarıya çıkmışlardı.

“Hanımım, iyi misiniz?” Nadia hizmetlinin seslenmesi ile kadına dönmüştü. Kadının elinde ki gerdanlığa bakarak yeniden arkasını dönmüştü. Boynuna takılan ağırlıkla derin bir nefes alırken gözlerini kısa bir süreliğine kapattı. Tören vakti yaklaştığında hizmetliler kadının son hazırlığını tamamlamıştı.

***

Elizabeth tören için hazırlanırken diğer prensesler de onunla aynı telaşı yaşıyordu. Lizzy ablalarına dönerek neşeli bir şekilde şakımıştı.

“Nasıl oldum ablalarım?” Elizabeth saçını üstten bağlayarak kuğu zarifliğinde ki boynunu açıkta bırakmıştı. Altın sarısı saçlarının üzerine serpiştirilen simler genç kızı daha da ışıltılı hale getirmişti.

“Her zamanki gibi şımarık,” Flora kardeşine cevap verirken Lizzy ablasına alaycı bir şekilde karşılık vermişti.

“Kıskanıyorsun değil mi? ailenin en küçüğü benim diye. Babam beni daha çok seviyor.” Elizabeth prensesin sözlerine gülerek karşılık vermişti.

“Sizin odanız yok mu neden buradasınız?”

“Seni rahatsız mı ettik prenses?” Flora’nın sorusuyla Elizabeth başını iki yana sallamıştı.

“Elbette hayır, sadece garip geldi. Ayrıca Lizzy ailenin en küçüğü artık sen değilsin.” Elizabeth’in sözlerine karşılık Flora kahkaha atmıştı.

“Haklısın, yakında aileye yeni üyeler katılacak. Drew’in heyecanını gördükçe evlenesi geliyor insanın.” Elizabeth ablasının sözleriyle gerilerek bakışlarını kaçırmıştı. Az önce farkında olmadan pot kıracaktı. Yüzünün şekli değiştiğinde Flora şüpheyle genç kıza baktı.

“Ne?”

“Kim?”

“Anlamadım?”

“Kim hamile?” Flora’nın sorusu ile Lizzy dikkatini iki ablasına vermişti.

“O nasıl soru abla, Kater’den bahsediyordu.”

“Hayır, Katren değildi. Kim?” Flora dehşete düşmüş gibi kardeşinin koluna yapışmıştı.

“Sakın bana hamile olduğunu söyleme!” Elizabeth ablasının sorusu ile gözleri büyüyerek ona bakmış ve sesinin ne kadar çıktığını önemsemeden haykırmıştı.

“Saçmalamayın prenses, elbette ki ben değilim. Sadece yeni bir kardeşimiz olacağını söylemeye çalışıyordum.” Elizabeth’in sözleri ile iki prenseste şoka girmişi. Lizzy yutkunarak ablasına bakarken sayıklar gibi “Kardeş,” dediğinde Flora da onu onaylamıştı.

“Annem, hamile mi?” prenses başını sallarken ikili aldıkları haber karşısında hem şok olmuş hem de anneleri adına sevinmişti.

“O zaman annem sarayda kalmak zorunda değil mi?” Lizzy’in umutlu sesi Elizabeth’in yüzünü asmasına neden olmuştu.

“Ne oldu Elizabeth?” Flora’nın sorusu ile genç kız sıkıntıyla nefesini geriye bırakmıştı.

“Bunu sadece üçümüz biliyoruz, babamın haber yok.”

“Nasıl yok, neden?”

“Olanları biliyorsunuz prenses, annem daha yeni kendine geliyor. Son zamanlarda babamın davranışları da malum, bu yüzden henüz ona bildirilmedi. Sizde annem söyleyene kadar kimseye bir şey söylemeyin.” İki prenses üzgün bir şekilde bakarken Elizabeth’i onaylamışlardı. Tören vakti geldiğinde üç prenseste birbirinden göz alıcı şekilde kalabalıklaşan tören salonuna doğru ilerlemişti.  üç prenses salondan içeri girdiğinde uğultu birden kesilmişti. Prensesleri görenler başlarını eğerek selam verirken onlarda sadece gülümseyerek selamlarını almıştı.

“Çok ikiyüzlüler!” Flora’nın sessiz sözlerine karşılık Elizabeth uyarırcasına öksürerek cevaplamıştı.

“Bilmediğim bir şey söyle, ama katlanmak zorundayız.”

“Maalesef!” Flora büyük olduğu için öne geçerek kraliyet ailesi için hazırlanan yüksek sahnedeki yerlerine sırayla oturarak salonda ki davetlilerin kendilerine dönmesini sağlamıştı.

“Şunlara bir şey söyle de bize bakmayı kessinler!” Lizzy ablasına eğilerek fısıldadığında Elizabeth’te kardeşini onaylamıştı. Flora derin bir iç çekerek oturduğu yerden kalkarak elini hafif kaldırıp kalabalığın kendisine bakmasını sağlamıştı.

“Lütfen tören başlayana kadar eğlencenize devam edin, müzik başlayabilir.” Prensesin sözleri ile müzik başlarken davetliler kendi aralarında sohbetine devam etmişlerdi.

“Şu tantana bitse de rahata ersek.” Elizabeth’in sözlerine karşılık Flora ona bakmıştı.

“Sence babam kimi kraliçesi yapacak?” Elizabeth omzunu silkeleyerek ablasına bakmıştı.

“İnan bu kez bende bilmiyorum. Tek temellim Nadia annemin üzülmemesi.”

“Annem her şekilde üzülecek. Babamın kral olmasını bazen istemiyorum. Sırf konumu yüzünden yeniden evlenmek zorunda.” Lizzy araya girdiğinde Flora da onu onaylamıştı.

“Sakin olun kızlar, salonda meraklı gözler var.” Elizabeth’in uyarısı ile iki prenseste hafif gülümseyerek kalabalığa göz gezdirmişti. Ne kadar da sahte bir ortamdı.

“Ben kesinlikle asil kanla evlenmeyeceğim, sıradan bir hayatım olsun istiyorum. Annem gibi kocamın başkası ile evlenip evlenmeyeceğini dert etmek istemiyorum.” Flora’nın konuşmasını salona giren grup kesmişti. Genç kızın bakışları az önce salona giren adamın üzerinde sabit kalmıştı.

Sander!

Elizabeth onun baktığı yöne bakışlarını çevirdiğinde yutkunarak ablasına bakmıştı. Flora’nın bakışlarını Sander’den çekmediğini görünce koluyla usulca onu dürtmüştü.

“Prenses kendinize gelin.” Elizabeth yeniden gruba döndüğünde gözleri bu kez kendi yansımasına takılmıştı. Kral Adrian grubun ortasında durmuş etraftakileri umursamadan Elizabeth’e bakıyordu. Gerilen prenses yerinde kıpırdanırken bu kez Flora onu uyarmıştı. Adrian, Sander ve birkaç adını bilmediği adam onlara doğru ilerlerken Elizabeth’in elleri buz kesmişti. Beyninde yankılanan seslenme ile hızla bakışlarını Adrian’a çevirdi.

“Kraliçem, beni üşütmeyi ne zaman bırakacaksınız?”

“Kes şunu Adrian!”

“Bana adımla seslenmene bayılıyorum.” Elizabeth bakışlarını kaçırırken oturdukları bölümün merdivenlerine ulaşan grup prenseslerin şaşkın bakışları altında yukarıya sahneye çıkmıştı. Herkes onları izlerken Elizabeth dişlerini sıkarak Adiran’a sormuştu.

“Sen ne yapıyorsun?”

“Yerime geçiyorum prenses!” Adrian’ın cevabı ile Elizabeth hemen yanında ki sandalyeye bakmıştı.

“Kahretsin!” Adrian başka ülkenin kralı olabilirdi ama aynı zamanda Edward’ın yeğeni olduğu için ailedendi. Bu yüzden kraliyet ailesinin oturduğu bölüme oturması gerekiyordu. Adrian prenseslerin ellerini sırayla öperken sıra Elizabeth’e geldiğinde gözünden parıldayan ışıkla Elizabeth’in nefesini kesmişti.

“Şunu yapmayı kes.” Elizabeth’in sessiz fısıltısı ile Adrian gülümsemişti.

“Merhaba prenses, Sander’i zaten tanıyorsunuz. Bu iki beyefendi de benim yakın arkadaşlarım Alan ve Bernard. İkisine de güvenebileceğinizi söylemek isterim.” Elizabeth iki adama başıyla selam verirken çoktan bakışlarından onlar hakkında bilgi sahibi olmuştu. Salonda oluşan sessizlikle Elizabeth’in bakışları kapıya yönelmişti. Abisi hamile karısını daha önce kraliyet ailesinde görülmemiş bir hareketle koluna takıp salona girmişti. Onları görenler şaşkınlığa uğrasa da asıl hemen arkalarından gelen amcasını görünce şok olmuşlardı. Onu tanıyanlar hemen eğilerek amcasına selam vermişti. Babasından öğrendiğine göre amcası dedesine isyan ederek onun ölmesine neden olmuştu. Bu yüzden cezalandırılsa da halk dedesi gibi acımasız bir kraldan kendilerini kurtardığı için prens Louis’e her zaman minnet duymuştu.

“Prens Louis, sizi tekrar aramızda görmekten çok mutlu olduk.”

“Teşekkür ederim beyler, şimdi izin verirseniz prensesimin yanına gitmek istiyorum.” Louis’in sözleri ile şaşıran adamlar amcasının Katren’in yanına gideren ona merdivenleri çıkmada yardım etmesinin yüzlerinde aynı şaşkınlıkla izlemişlerdi.

Sahneye çıkan üçlü abisinin surat asması ile yerlerine oturmuştu. Sıralama oldukça basitti. Kral Edward ortada hemen yanında kraliçesi olacak kadın için bir taht ve diğer yanında kardeşi için bir oturak konuşlandırılmıştı. Kraliçenin yanında sırasıyla prens ve büyük prensesten küçük prensese kadar hepsi yerleştirilmişti. Ayrıca Louis’in diğer yanı prenses Almira için ayrılmıştı. Adrian hemen annesinin yanında oturacaktı. Babalar ve çocukları yan yana otururken kraliyet ailesinin ihtişamı gözler önüne serilmişti.

Salon gittikçe kalabalıklaşırken kraliçe adayları da bir bir salona gelmeye başlamıştı. İki prenses kızlar hakkında acımasız yorum yaparken Adrian onlara gülmeden edememişti.

“Çok ayıp kuzenlerim, gelecekteki anneniz hakkında bu şekilde konuşmamalısınız.”

“Onlar bizimle yaş sayılır, annemiz olamayacak kadar küçükler.”

“Yine de kralın kraliçesi olmaya adaylar.” Elizabeth ters bir şekilde Adrian’a bakarken genç adam gülümseyerek bakışlarını kaçırmıştı. Salona kralın geldiği bildirildiğinde herkes ayağa kalkmıştı. Edward ağır adımlarla etrafındakilerin selamlamalarına karşılık elini kaldırarak karşılık verirken gözleri salonda asıl görmek istediği kişiyi arıyordu. Sıkıntıyla sahneye çıkarken prens ve prensesler babalarını selamlamıştı.

“Törene katıldığınız için hepinize teşekkür ederim. Kraliçe açıklanmadan önce lütfen eğlenmenize devam edin.” Kralın sözleri ile müzik yeniden başlamıştı.

“Elizabeth, cariye Nadia nerede?”

“Bana neden soruyorsunuz babacım, o sizin eşiniz.” Edward kızının ters cevabı karşısında sinirlense de bir şey yapmamıştı.

“Neden acaba, her fırsatta onu saraydan kaçırdığın için olabilir mi?”

“Bu kez ben bir şey yapmadım babacım, inanmıyorsanız kapıya bakın!” Nadia tüm zarafeti ile salona girdiğinde yeniden sessizlik oluşmuştu. Kadının üzerinde ki elbise ona o kadar yakışmıştı ki kraldan korkmalarına rağmen birçok erkeğin hayranlığını kazanmıştı. Nadia’nın güzelliği salonda sessizce konuşulmaya başladığında Edward rahatsız olarak yerinde kıpırdandı. Ağzının içinden ‘keşke o elbiseyi göndermeseydim,’ diye söylenirken Nadia başı yukarıda dik bir şekilde sahnenin önüne gelerek hafif dizlerini kırıp kralı selamlamıştı.

“Kralım!” Edward hayranlığını belli etmemek için oldukça çaba sarf ediyordu. Kralı selamladıktan sonra diğer kraliyet ailelerini de selamladıktan sonra arkasını dönerek kalabalığın arasına karışmıştı.

O sahnede kendisine yer yoktu!

Edward kadının arkasını dönerek kalabalığa karışmasını izlerken elleri iki yanında yumruk olmuştu. Yıllardır süre gelen bu tören safsatalarında Nadia her zaman yabancı gibi uzaktan ailesini izlemişti. Salona son olarak geride kalan iki kraliçe adayı katılmıştı. Kendi aralarında oldukça neşeli olan kızların neşesi dikkatlerden kaçmamıştı. Edward zamanının geldiğini düşünerek tahtından kalkıp salonda ki kalabalığın dikkatini çekmişti. Herkes pür dikkat kralı dinlerken Nadia bir köşeye çekilerek eli karnında hüzünle gülümsemişti.

“Zamanı geldi bebeğimi bak bu adam senin baban.” Diye fısıldarken Elizabeth ile göz göze gelmişti. Genç kız annesine teselli cümleleri kurarken kardeşini düşünmesini istemişti. Üzülmemeli ve strese girmemeliydi.

“Bu törenin ne için yapıldığı herkesin malumudur. Kraliçe Barbara ihanetinden sonra unvanı elinden alınmış, sürgüne gönderilmiştir. Boş kalan kraliçelik tahtı yeni sahibini bekliyor. Ülkemiz adına en hayırlısını seçmeye çalıştığımı bilmenizi isterim. Yetkililer kraliçem olması için kendi adaylarını sunmakta çokta gecikmediler açıkçası.” Kralın alaycı sözleri salonda yankılanırken Edward tedirgin olanlara gülümsemişti.

“Sekiz adaydan altısını tören olmadan elediğimi bilmenizi isterim. Nedenlerini de açık bir dille belirterek tabi. Onlar bu konu hakkında bilmesi gerekenleri biliyorlar. Geriye iki aday kaldı. Lütfen kraliçe adaylarımız öne çıkabilir mi?” kızlar heyecanla öne çıkarken ağızları kulaklarında kralın karşısında durmuşlardı. Herkes seçilecek adayları incelerken Nadia gözlerini kapatarak o anı görmek istememişti. Elinde olsa kulaklarını da tıkamaktan isterdi. Kralın bariton sesi salonda yankılanırken kadın karnında ki bebeğinden güç almaya çalışıyordu. Hakkı olmadığını bile bile Edward’ı artık kimseyle paylaşmak istemiyordu.   

“Siz iki aday, sarayın üst düzey yetkilileri tarafından kraliçe olarak aday gösterildiniz. Sarayda olduğunuz süre zarfında tüm adaylar dikkatle gözlemlenmiştir. Nitekim edinilen bilgiyle saray yetkililerinin aday seçmek konusunda olukça başarısız olduğudur.” Edward keskin bakışlarını salonda gezdirirken sözlerine itiraz etmek isteyen birkaç kişi öne çıkıp kralın sözlerini kabul etmemişti.

“Sizin neyi kabul edip etmediğiniz önemli değil. Önemli olan kraliyet için seçilen adayların hiç birinin kraliçelik için uygun olmadığıdır. Gücünüze daha fazla güç katmak için önünüze geleni karşıma çıkardınız. Yetmedi benim mührümü kullanarak resmi olan tek eşimi saraydan göndermeye çalışma cesaretini gösterdiniz.” Edward’ın öfkeli sesi salonda yankılanırken Nadia hızla başını yukarıya kaldırıp Edward ile göz göze gelmişti. Kadın kralın bakışları altında yutkunurken kocasının sesi beyninde yankılanmıştı.

‘Sakın korkup geri çekilme Nadia, bir kez olsun cesur ol!’ Nadia Edward’ın neden bahsettiğini anlamasa da kralın konuşmaya devam etmesini dikkatle dinlemişti.

“Siz ikiniz hangi hakla halkımın aptal olduğunu savunursunuz?” kızlar korkuyla bir adım geri giderken beyinlerinde kralın bu ayrıntıyı nereden öğrendiği dönüyordu.

“Duymayacağımı, öğrenmeyeceğimi mi sandınız. Siz, kraliçe olunca güney kalesini babanıza tahsis edecektiniz değil mi?” Edward sağdaki adaya sorarken kız korkudan baygınlık geçirmek üzereydi.

“Ve siz, abiniz daha fazla toprak sahibi olsun diye kraliçe olmak istediniz.”

“Kralım ben…

“Kesin sesinizi, bu ülke hırslı bir kraliçenin ihanetine uğramışken sizleri kraliçe olarak seçebileceğimi nereden çıkardınız. Sizler beni kral Edward’ı aptal mı sandınız?” kralın her sözde sert çıkan sesi salonda yankılanırken bazılarına korku bazılarına da şaşkınlık oluşturmuştu.

“Son olarak, kraliçe tahtına layık hali hazırda bir eşim var zaten. Saray kurallarını ve ahlakını ondan daha iyi kimse bilemez. Üstelik halkını şefkatle kucaklayacak bir kraliçe olacağına da eminim. Şimdi izin verirseniz yeni kraliçemi sizlere taktim etmekten büyük gurur duyarım. Cariye Nadia, lütfen buraya gelin!” Nadia şaşkınlıkla başını iki yana sallarken Edward’ın gözlerinde ki uyarıyı görünce yutkunarak sahneye doğru ilerlemeye başlamıştı.

“Kralım bunu yapamazsınız. O bir asil değil, alt tabakadan biri kraliçe olamaz.”

“Alt tabakadan dediğiniz kişi krallığın tek prensini doğuran kişidir. Haddinizi bilin.”

“Kralım saray kurallarına göre bedeninde yara izi olan kraliçe ya da cariye olamaz.”

Kraliçemin bedeni sadece eşi olarak beni ilgilendirir. Kaldı ki öyle bir iz mevcut değil.”

“Bunun doğru olduğunu biliyorsunuz kralım, cariye Nadia’nın ayağında ki izi sarayda duymayan kalmadı.” Edward dişlerini sıkarken az önce Nadia’ya itiraz eden adam acıyla yüzüne tutmuştu. Anında bedeninde yaralan oluşan adama korkuyla bakan konuklar ondan olabildiğince uzaklaşmıştı.

“Kralım, yapmayın bu hiç adil değil.” Acı içinde bağıran adam Edward’ın derin bir nefes almasına neden olmuştu.

“Bunu size ben yapmadım. Biliyorsunuz ki hastalıklar hakkında benim bir gücüm yok!” kralın sözlerine karşılık herkes etrafına bakınmaya başlamıştı. Adamı bu hale koyanın kendilerine de aynısını yapacağından korkuyorlardı.

“Nadia, sana gönderdiğim bildiriyi çıkarman istiyorum.” Nadia adamın isteğini dalgın bir şekilde yerine getirirken hala olanları idrak etmeye çalışıyordu. Edward kadının elinde ki parşömeni alarak herkesin şaşkın bakışları arasında Ronald’ın tuttuğu kraliyet mührünü belgeye basarak konuşmuştu.

“Bu belgeyle Cariye Nadia Travuz krallığının yeni kraliçesidir.” Dediğinde hemen yan tarafta duran kraliçelik tacını genç kadının başına geçirmişti. İtirazlar, tebrikler arasında Edward karısının omzuna kraliyet pelerinini taktığında Nadia adamın dudaklarını alnına hissettiğinde kendine gelmişti.

“Kralım?”

“Kraliçem!” gözleri dolu bir şekilde krala bakan kadın yutkunarak bir elini karnına götürmüştü. Sadece kralın duyabileceği bir sesle konuşmuştu.

“Bunu yapmamalıydınız.” Edward kadının sözlerine gülmeden edememişti. Nadia kadar mütevazi bir kadını daha bulamayacağını biliyordu. Kraliçeliğe itiraz eden başka bir kadını nereden bulabilirdi ki?

“Kraliçe Nadia, sarayım ve halkım size emanet. Bu halkın annesi artık sizsiniz.” Olanları şaşkınlıkla izleyen prensesler gerçeği idrak ettiğinde Lizzy bir prensese yakışmayacak coşkunlukta çığlık atıp annesine koşmuştu. Tam annesine sarılmak üzereyken Elizabeth’in atikliğiyle engellenmişti.

“Ve son olarak, kraliçenizi tebrik etmeniz gerektiğini söylemek zorundayım. Kraliyet ailesine yeni bir asil kan dünyaya getireceği için.”

“Kralım?” Nadia şaşkınlıkla krala bakarken hamile olduğunu nereden öğrendiğini anlamaya çalışıyordu. Gözleri Elizabeth’e dönerken Edward kahkaha atarak karısının elini tutmuştu.

“Prensesin ağzının sıkı olduğuna inanabilirsiniz.”

“Nasıl?”

“Güçler Nadia, güçler!” Nadia şaşkınlıkla krala bakarken Edward “Müzik,” diyerek kraliçesine dönmüştü.

“İlk dansımız için bana izin verir misiniz kraliçem?” Nadia ne söyleyeceğini bilememişti. Edward’ın kollarında salonun ortasında dönerken herkes onları izliyordu. Kralın neşeli yüzü dikkatlerden kaçmazken cariye Nadia’nın kraliçe olduğunu duyan hizmetliler de kendi aralarında bir kutlama yapmaya koyulmuştu. Salonda çığlıklar atan adamın acısını dindirmek için karısının karnında ki bebeğine “Bu kadar yeter ufaklık, yeterince acı çekti,” diye uyarıda bulunmuştu. Bebek babasının sesindeki emri almış gibi adamı eski haline döndürdüğünde yeniden salonda bir uğultu kopmuştu.

Dans bitip de sahneye çıkan kral ve kraliçe yerlerine oturduğunda Edward’ın gözüne dans eden prensesler takılmıştı. Elizabeth’in cezasını çekmesinin zamanı gelmişti. Belki de bu onun için ceza olmayacaktı.

“Lütfen buraya bakın!” Edward’ın el etmesi ile susan müzik kralın sesinin duyulmasını sağlamıştı.

“Bu güzel günde sizlere önemli bir haber daha vermek istiyorum. Sevgili kızım prenses Elizabeth’in birkaç güne kral Adrian ile evleneceğini duyurmaktan onur duyarım!” Elizabeth yutkunarak babasına baktığında onun gözlerinde gördüğü şeyle donup kalmıştı.

“Yapma baba!” Edward tek kaşını kaldırarak kızının düşüncelerine sızarak ona cevap vermişti.

“Yaptım bile, anneni kaçırarak bu cezayı hak ettin!” Elizabeth kollarında olduğu adamın yanından ayrılırken ellerini sıkıyordu. Gözleri öfkeden çakmak çakmak olurken babasının yaptığına hala inanamıyordu. Etrafı yakıp yıkmak istiyor ama elinden bir şey gelmiyordu. Salondan çıkarken koşarak koridorlarda ilerlemeye başlamıştı. Küçükken geçtiği koridorlarda neşeli sesi yankılanırken şimdi o neşesine neden olan en önemli oyuncakları yoktu. İki avucunun içi de boştu!

Bomboştu!

Babası güçlerini elinden almıştı!

***

Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz? Hikayenin sonuna doğru yaklaşırken bölümler daha da uzun olmaya başladı ama siz küçük bir yorumu çok görüyorsunuz. 🙁 beğeni butonuna basmayı unutmayın. Paylaşın kısmının gelmesine aldırmayın lütfen kapattığınızda siz beğeni yapmış oluyorsunuz!

37.BÖLÜM <<<<<<——->>>>>> 39.BÖLÜM

16040cookie-checkAsil Kan 38. Bölüm