Ekim 2, 2021 Yazarı mermaridyy 10

Tatlı Hata 38. Bölüm güncel

Merhaba arkadaşlar. Dünden beri sitenin yönetici bölümünü düzeltmeye çalışıyorum. Sanırım bu kez oldu. Umarım yayınlanır. Bölümü kontrol edemedim. Normalde kontrol eder beğenmediğim yerleri siler yeniden yazarım ama gerek zaman kısıtlaması gerek sitenin verdiği sıkıntıyla fırsat bulamadım. Umarım beğenirsiniz. Keyifli okumalar!

****

Genç kız heyecanla yanında ki adamın yüzüne bakarken arabayı süren Aras derin bir iç çekmişti.

“Kaza yapmama neden olacaksın, bana şöyle bakmamalısın.” Arya adamın sözlerinden utanarak önüne dönse de merakına engel olamamıştı.

“Nereye gittiğimizi söylemeyecek misin?” Arya’nın meraklı sesi adamı güldürmüştü.

“Sürpriz,” dediğinde Arya kollarını bağlayarak geriye yaslanmıştı. Aras onun hareketi ile gülerek başını iki yana salladı.

“Söylesen olamaz mı ha, ben çok merak ediyorum.” Genç adam uzanarak karısının elini tutarak dudaklarına götürmüştü.

“Az kaldı hayatım az sabret.” Arya gözlerini kısarak inatçı adama baktı.

“Söylemezsen söyleme, bana ne!” diyerek elini çekip yeniden arkasına yaslandı. Geç vakit olduğu için yol neredeyse bomboştu. Karanlıkta görünmeyen denize doğru baksa da onu göremiyordu. Kocaman bir karanlık boşlukta arada kenarında ki balıkçı kulübelerinin ışıklarının oynaştığı suyu görünce gülümsüyor sonra yeniden karanlığa boğuluyordu. Tıpkı adı gibi Karadeniz, gecenin bir yarısı kapkara olsa da her zaman varlığının orada olduğunu hissettiriyordu. Arabanın saptığı yöne bakan Arya aklına gelen ihtimalle hızla Aras’a dönmüştü. Gözleri arabanın loş ortamında bile parıltılar saçıyordu.

“Karagöl’e mi gidiyoruz.” Aras kızın neşeli sorusuna gülerek başını sallamıştı.

“Evet, yılın bu zamanı çok güzel olur.” Arya ellerini çırparken Aras onun neşesine ayak uydurmaya çalışmıştı.

“Ama bu kadar kısa sürede nasıl ayarlayabildin?”

“Orada sevdiğim bir arkadaşım var, onun pansiyonunda kalacağız.” Arya derin bir iç çekerek gözlerini kapattığında araladığı camdan içine temiz havayı çekmişti.

“Hasta olacaksın Arya, camı kapatır mısın?”

“Ama akşamları orman daha güzel kokuyor. Doğa uyuyunca ortama sadece cırcırböceklerinin sesi kalıyor.”

“Evet, çok sinir bozucu.” Arya şaşkınlıkla Aras’a bakarken genç adam omzunu silkerek devam etmişti.

“Bana şöyle bakma Arya, sende biliyorsun ki bir süre sonra oldukça kafa ağrıtıcı oluyor o hayvanlar.” Arya adamın sözlerine gülmekle yetinmişti. Ona katılmayacaktı elbet ama karşı da gelmeyi istemiyordu. Herkes bu sesi sevecek diye bir şey yoktu. Tabelaya göre fazla yolları kalmamıştı. Gözlerini kapatarak gün boyu yaşadığı stresin yorgunluğunu biraz olsun gidermek istemişti. Aras onun gözlerini kapattığını görünce gülümseyerek yola dönmüştü. Hala yeniden evlendiğine inanamıyordu. Evliliğe tövbe etmiş biri olarak karşısına Arya gibi birini çıkardığı için Allah’a ne kadar şükretse yetmiyordu. Araba arkadaşının attığı konuma doğru ilerlerken içi huzurla dolmuştu.

***

Gülten Hanım şaşkınlıkla karşısında ki adama bakarken dikkat çektiklerini fark ederek hemen kendisini toparlamıştı. Aynı şaşkınlığı Adnan Bey de yaşıyordu. Efe annesinin konuştuğu adamama kaşlarını atarak bir adım öne çıkıp annesinin omzuna kolunu atmıştı. Adnan Bey genç delikanlıyı görene kadar nerede olduklarını unutmuştu.

“Adnan, oğlum Gülten kızımı tanıyor muydun?” Hatice Hanım oğluna merakla bakarken oldukça düşünceliydi. Oğlu yıllardır ülke ülke geziyordu. Kendi memleketine bile geldiği süre çok azken misafirlerini tanımasına şaşırmıştı. Annesinin sorusu ile adam gülümsemişti. Ablası ile göz göze geldiğinde Emine Hanım kardeşine yardım etmeye karar vermişti.

“Anne herkes çok yoruldu, evde konuşsak bu konuyu?” dediğinde kadın kızına hak vermişti. Aile üyeleri arabalara dağılırken Adnan Bey kendi arabası ile geldiği için geride kalan kimse olup olmadığını sormuştu.

“Benim araba boş, sıkışmayın arabalara!” Serdar sözleri ile ona dönmüştü.

“Dayı Gülten annem ile Efe’yi sen eve bırakabilir misin? Benim Gülşen ile konuşacaklarım vardı!” dediğinde izin ister gibi Gülten hanıma bakmıştı. Efe bu durumdan hoşlanmışa benzemiyordu.

“Elbette, lütfen bu taraftan gidelim,” dediğinde kadına itiraz hakkı bırakmamıştı. Kadının tedirginliği oldukça belli olsa da ne Emine Hanım ne de diğer aile üyeleri bir şey söylemişti.

“Geç kalma Adnan, eve gelince ifadeni alacağım.” Hatice Hanım oğlunu azarlarken Adnan Bey arkasını dönerek uzaktan annesine eliyle öpücük yollamıştı.

“Olur anacum olur, bende ne zaman ifadeye gireceğuni bekleydum.” Dediğinde Gülten Hanım kendini tutamayarak gülümsemişti. Adamın çocuk gibi davranması biran komik gelmişti. Yüksek arazi aracının yanına geldiklerinde Efe yutkunarak dev gibi jeepe bakmıştı. Olduğu yerde duran anne oğula bakarak tek kaşını kaldırmıştı.

“Neden durdunuz, hadi gidelim.” Dediğinde Efe adamın rahatlığına şaşırmıştı. Onu tanımıyordu. Annesine olan bakışlarından hoşlanmamıştı. Aynı şekilde annesinin de adama olan bakışlarından da hoşlanmamıştı.

“Annem bu arabaya binemez,” Efe’nin sözlerine karşılık Adnan bir Gülten hanıma bir de kızım dediği arabasına bakmıştı. Bu aracı özellikle seçmişti. Alabilmek için oldukça uğraşmıştı.

“Neden?”

“Adnan Bey, biz başka bir arabayla gidelim, size zahmet olmasın.” Dediğinde Adnan gece boyu ilk kez kaşlarını çatmıştı.

“Zahmet olmaz, ayrıca kızım gözünüzü korkutmasın. Lütfen bu tarafa gelin,” dediğinde Gülten Hanım ve Efe’nin şaşkın bakışları arasında arabanın arka kapısını açmıştı. Kapı açılır açılmaz aşağıya doğru inen merdiven anne oğulun dikkatini çekmişti.

“Lütfen, saat epey geç oldu. Sizde bende çok yorgunum.” Gülten Hanım oğlunun koluna girerek arabaya doğru yaklaşırken adama bakmadan merdivenden yüksek arabaya çıkmıştı. Efe araştırmacı bakışlarıyla arabayı inceliyordu. Gençliğin verdiği merakla her bir ayrıntısına fark ettirmeden bakmak istiyordu. Daha önce televizyonda ve nette gördüğü arabalardan birinin içindeydi. Adnan onun bakışlarını öğretim görevlisi olarak fark etmişti.

“Delikanlı, sen öne bin.”

“Ben annemin yanına binerim.”

“Ben önde sıkılırım,” Adnan beyin sözleri ile Efe oflayarak arabanın etrafına dönerek ön koltuğa tırmanmıştı. Gençliğin verdiği çeviklikle kendini yukarı çekerken Adnan direksiyona geçerek Efe’nin kapısını kapatmasını beklemişti.

“Kusura bakma delikanlı, merdiveni sadece arka kapılara yaptırdım,” dediğinde Efe adama dönmüştü. Cevap vermek yerine arabanın ön panelinde olan değişik ekranlara merakla bakmıştı. Daha önce bu kadar donanımlı bir arabaya binmemişti. Araba çalışmaya başladığında yanan göstergeler daha çok dikkat çekiciydi. Arabanın dört bir tarafını gösteren kamera ekranına şaşkınlıkla bakmıştı.

“Bu kameralar neden?” Adnan elen soruya gülmüştü.

“Yabancı ülkelerde tehlikenin ne taraftan geleceğini bilemezsin evlat, inan o kameralar birçok kez hayatımı kurtardı.” Adamın sözleri ile Gülten Hanım yutkunarak gözlerini açmıştı. Dikiz aynasından adamla göz göze geldiğinde hemen bakışlarını kaçırmıştı. Araba kendi evlerine doğru yola çıktığında Gülten Hanım müdahale etmek zorunda kalmıştı.

“Adnan Bey, yanlış yoldan gidiyorsunuz. Bizim evimiz diğer tarafta kaldı.” Adnan kadının sözleri ile aynadan kadına bakmıştı.

“Trabzon’a mı taşındınız?” adamın şaşkın ifadesi kadının başını sallaması ile gülümsemeye dönmüştü.

“Evet, çocuklarımla burada yaşayacağız. Serdar’larla aynı binada kalacağız.” Adnan içinden yeğenine methiyeler düzerken başını sallayarak “Anlıyorum,” diye cevap vermişti. arabayı ilerdeki sapaktan çevirerek geriye dönen adam yol tarifine gerek kalmadan evin yoluna koyulmuştu. Efe adamın arabayı yavaş kullanışına söylenmeden duramadı.

“Çok yavaş kullanmıyor musunuz?” Adnan çocuğun sözlerine gülümseyerek cevap vermişti.

“Evet yavaş kullanıyorum. Bu sokaklar gece vakti bile hareketli olur. Belki araba göremezsiniz ama kapılarda çocuklar oynar. Bir kazaya sebep olmayalım.” Adamın cevabı ile ikili susmuştu. Sessizce yoluna devam ederken adamın daha önce gelmiş gibi evlerini bulması Efe’nin dikkatinden kaçmamıştı.

“Evin adresini nereden biliyordunuz?” Efe’nin sorusu ile Adnan Bey ona kısa bir bakış atmıştı.

“Serdar abin göndermişti. Belki uğrarım diye!”

“Arya abla da bizim karşımızda oturacak biliyor musunuz?” adam çocuğun yavaş yavaş açılmaya başladığını anladığında içi rahat etmişti.

“Evet, onu da biliyorum. Uzakta olabilirim ama yeğenlerimle her gün konuşurum.” Efe yüzünü asarak adama bakmıştı. Aklına kendi dayıları gelince başını geriye çevirerek annesine bakmıştı. Kadının gözlerinde de hüzün vardı.

“Geldik, hadi bakalım,” Adnan Bey arabadan inerek arka kapıyı açmıştı. Kapının kenarında ki düğmeye basınca gizli bölmeden dışarıya çıkan merdiven kadının inmesi için hazırdı.

“Teşekkür ederiz Adnan Bey, size de zahmet oldu.”

“Duymamış olayım, yakında akraba olacağız. Gülşen kızım maşallah çok güzel yetiştirmişsiniz.” Adamın sözleri kadını gururlandırmıştı. Derin bir iç çekerek “Çok şükür,” dedi. Adnan yeğeninden Gülşen’in abisinin ve babasının şehit olduğunu öğrenmişti. Kadının çocuklarını tek başına büyüttüğünü hatırlayınca içi acımıştı. Serdar’ın sürekli bahsettiği kadının yıllar önce hayatını kurtaran kadın olduğunu bilseydi yanında olmak için elinden geleni yapardı.

“Hayırlı akşamlar Adnan Bey, bize müsaade,” diyerek anne oğul evin bahçe kapısından içeriye girmişti. Adam onların kapı ardında kayboluşlarını izledikten sonra arabasına binerek güçlü motor sesiyle oradan ayrılmıştı.

***

Genç kız arabaya bindiğinden beri oldukça sessizdi. Aklı iyice karışmış bir şekilde yolda ilerlerken nişanlısının “Ne düşünüyorsun?” diye sormasıyla düşüncelerinden sıyrılmıştı.

“Sence annem ile dayın nereden tanışıyor?” genç adam kızın sorusuna başını sallamıştı.

“Bende bilmiyorum, ama dayımı tanıyorsam önemli bir şey olmadığı sürece kimseye anlatmaz.”

“Ben anneme sorup sormamaya karar veremiyorum. Annemin kırılmasını istemiyorum.” Kızın arada kalışı genç adamı da üzmüştü.

“O zaman bırak Gülten anne anlatsın sana ne olduğunu.” Serdar arabayı dikkatle sürerken gece boyu olanları hatırlamıştı. Birden gülmeye başlayan genç adam nişanlısının da gülmesine neden olmuştu. Gülmek bulaşıcı dedikleri bu olsa gerekti. Gülşen neye güldüğünü bilmeden adama eşlik ediyordu.

“Neye gülüyoruz?”

“Bu akşam çok güzeldi değil mi? Dayımın gelmesi düğüne renk kattı. Ananemin dayım oynarken gösterdiği tepkiyi hatırlıyor musun?” Gülşen kadının oğlunu azarlayışını hatırlayınca gülmesi artmıştı.

“Hatice anane gerçekten çok komikti. Dayının kalp krizi geçireceğini sandı.”

“Haklı, dayım hiç oturmadı bu gece, ama iyi eğlendik.” Gülşen genç adama dönerek yan oturmuştu.

“Dayın çok eğlenceli biri, onu sevdim.”

“O da seni sevdi güzelim. Dayım sıcakkanlıdır.” Serdar derin bir iç çekerek devam etmişti. “Bu geceye kadar dayımı ne kadar çok özlediğimi fark etmemişim. Umarım uzun süre bizimle kalır.”

“Hep gider mi?” Serdar genç kıza kısa bir bakış atarak yeniden yola odaklanmıştı.

“Dayım yıllardır araştırmaları için yurtdışına çıkıyor. Arada bizi de götürmek istiyor ama annemle babam hep karşı çıkmıştır. Sadece Arya birkaç kez ona katıldı o da gizlice.” Serdar kendi sözlerine gülerken Gülşen onun neye güldüğünü anlamaya çalışıyordu.

“Neden gülüyorsun?”

“Arya gizlice gittiğini düşünüyordu ama biz biliyorduk. Annem ilk duyduğunda neredeyse kalp krizi geçirecekti. Dayım Afrikada’ydı ve Arya da onun yanına gitmişti. Belgesellerden oranın nasıl bir yer olduğunu izlerdik annem Arya’yı kaçıracaklar diye söylenip duruyordu.” Gülşen adamın sözlerine gülerek karşılık vermişti. İkili evin sokağına girerken Serdar arabayı yavaşlattı.

“Neden yavaşladın?” Gülşen’in sorusu ile genç adam arabayı kenara çekerek durdurmuştu.

“Şu düşün işini konuşalım mı? Biliyorum erken daha ama en azından nasıl bir düğün istediğine karar veririz.”

“Sade bir tören olsun Serdar, biliyorsun bizim kimsemiz yok. Hele son olanlardan sonra anne tarafından kimsemiz kalmadı.” Kızın sözlerine Serdar üzülmüştü. Ankara’ya gittiklerinde Gülten Hanım babadan kalma evlerini Serdar’ın üzerine yaparak satışa sunmuştu. Kardeşleri bunu duyunca annesini tehdit etmekten geri kalmazken Serdar ve polis arkadaşları olaya müdahale ederek adamları kısa süreliğine karakolda ağırlamıştı. Dayısının ağır sözlerin annesinin canını yakmıştı.

“Merak etme, artık size zarar veremezler. Hem artık kocaman bir ailen var. Benim ailem senin ailen.” Gülşen adamın sözlerine duygulanmıştı.

“Artık eve gitmeliyim, annem ben gelmeden uyumayacaktır.”

“O zaman yarın seni alayım birlikte kahvaltı yapalım,” dediğinde kız kabul ederek arabadan inmişti.  Serdar kız eve girene kadar kapıda beklemişti.

****

Türk ailesi eve girdiklerinde her biri salonda bir yere neredeyse kendini atıp oturmuştu. Kimi ayağını ovalıyor kimisi ise omuzlarını hareket ettirmeye çalışıyordu. Emine Hanım kocasına bakarak konuşmuştu.

“Ahmet, sen dinlen artık, çok yoruldun bu akşam.”

“İyiyim ben Hanım.”

“Sana bu kadar hareket yasak biliyorsun, tam olarak iyileşmedin.”

“Emine, iyiyim ben sen bize bir çay koyda içelim.” Ahmet beyin sözlerine karşılık Sema hızla yerinden kalkmıştı.

“Ben koyarım çayı anne sen kalkma.” Selim karısının salondan çıkışını izlerken yüzüne oluşan ifadeyi Alya kaçırmamıştı. Abisine kaş göz işareti yaparken annesinin sözlerini duymuştu.

“Allah razı olsun kızımdan, en çok o yoruldu. Yine de iş yapıyor.” Selim annesinin duasına içten ‘Amin’ derken Alya düşüncelere dalmıştı. Abisi ile yengesi babası hasta olduğunda evin tüm yükünü üstlenmişti. Üstelik düğün hazırlıklarına da ilk o işe koyulmuştu. Başka gelin olsaydı Sema yengesinin yaptıklarını yapar mıydı bilmiyordu. Derin bir iç çekerek yerinden kalkıp mutfağa gittiğinde yengesinin çayın yanında bir şeyler hazırlamaya çalıştığını görünce kadının ellerini tutarak onu durdurmuştu.

“Sen otur yenge, ben hallederim.”

“Gerek yok Alya, zaten bir şey yapmayacağım. Dipfrizdeki hazır börekleri kızartacağım.”

“Olsun sen çok yoruldun hadi ben hallederim. Sen odana gidip üzerini değiş. İstersen bir duş alıp kendine gel.” Sema genç kızdaki durgunluğu fark edince bir şey söylememişti. Alya’nın kafa dağıtmak istediğini düşünerek ona izin vermişti. Genç kız su ısıtıcısından ses gelince suru çaydanlığa dökerek ocakta iyice kaynamasını sağlamıştı. Aynı işlemi çayı koyacağı demliğe de uygularken kaynayan suyun üzerine yeterince çay ekleyerek demini alması için ocağı kısarak börekleri kızartmaya koyulmuştu. Üzerinde hala düğünde giydiği kıyafet varken hazırlıkları yaparken ne üzerine sıçrayan yağ umurundaydı ne de çaydanlığın buharının kolunda oluşturduğu kızarıklık. İşi bitince bardakları ayarlayarak sandalyeyi çekerek oturdu. Bir eli alnında öylece otururken mutfağa giren ağabeyini dahi fark edecek durumda değildi.

“Alya, güzelim ne oldu?” omzuna dokunan elle kendine gelen genç kız bakışlarını merakla kendisine bakan büyük abisine çevirmişti.

“Bir şey yok abim, ne oldu bir isteğin mi var?”

“Benim yokta sen neden bu haldesin?”

“Nasıl?” genç adam kardeşine üzerini işaret ederken Alya kıyafetine bakmıştı. Umursamazca omzunu silkerken Selim kızın yanına oturarak elini avuçlarını arasına almıştı.

“Anlatmayacak mısın?”

“Anlatacak bir şey yok abi, sadece yorgunum.” Selim genç kızın zor bir gün geçirdiğini hatırlayarak yüzünü asmıştı.

“Haklısın abicim, hadi sen salona geç ben getiririm çayları.” Alya abisine gülümseyerek kollarını uzatıp boynuna dolamıştı.

“Seni çok seviyorum biliyorsun değil mi abi?” Selim gülümseyerek kardeşine sarılmıştı.

“Hani en sevdiğin abin Serdar’dı ne oldu?” Selim’in şakacı tavrı kızı güldürmüştü. Yerinden kalkarak çayları doldurmaya başlayan Alya arada abisine bakarak kıkırdıyordu.

“Ne oldu neden gülüp duruyorsun?”

“Mutfakta yengem var diye geldin değil mi?” Alya abisine tak kaşını kaldırarak bakınca Selim başını iki yana sallamıştı.

“Bu sorudan utanmam mı gerekiyordu şimdi?” Selim’in de oyuna ayak uydurması Alya’yı daha da keyiflendirmişti.

“Yengem ayağa kalktığında bakışların ateş saçıyordu Selim Bey, bu kadar belli etmeyin sevginizi!” dediğinde Selim küçük bir kahkaha attı. Onun kahkahasına karşılık Sema mutfağa girmişti.

“Ne oluyor?”

“Hah geldi özenen hatun!” Alya’nın sözleriyle Sema kocasına bakmıştı. Selim gülümseyerek yerinden kalkıp karısını kolunun altına almıştı.

“Özlerim tabi, ne zamandır birlikte vakit geçirmedik.” Sema utanırken Alya üzgün bir şekilde ikiliye bakmıştı.

“Haklısın abicim, yengem çok yoruldu. Hazır okulların açılmasına varken bir tatile mi çıksanız?” Selim kardeşinin önerisi ile karısına dönmüştü.

“Sen ne dersin hayatım?”

“Şimdi gitmemiz doğru olur mu? Daha yapılacak çok iş var.” Alya yengesinin ellerini tutarak gülümsemişti.

“Çok uzağa gitmezsiniz, en azında hafta sonu bir kaçamak yapın. Hem çocuklar da bizimle kalır.”

“Bilmem ki ayıp olmasın annemlere!”

“Aşk olsun yenge ya… Bak ne diyorum benim bir arkadaşım var Uzungöl’de pansiyon işletiyorlar. Ona söylerim size güzel bir oda ayarlar. Hem uzakta olmaz istediğiniz zaman gelirsiniz!” karı koca birbirine bakarken Alya onları ikna ettiğini biliyordu. Çayları alarak salona geçtiklerinde Serdar abisi ile dayısı da eve girmişti.

“Hoş geldin dayıcım, çay ister misin?” Adnan yeğenine bakarak başını sallamıştı. Oturduğu koltukta başını geriye doğru yaslarken annesinin radarına girdiğinden habersizdi.

“Ee Adnan anlatmayacak mısın Gülten’le nereden tanıştığını?” Hatice hanımın sorusu ile Adnan gözlerini açarak annesine bakmıştı. Annesi ile ablası yan yana oturmuş delici gözlerle ona bakıyordu.

“Ankara da okurken tanışmıştık anne, büyütecek bir konu değil.”

“Öyle mi? bunca yıl sonra bile onu tanıyabildiğine göze önemsiz olamaz.” Dediğinde Adnan sıkıntıyla nefesini vermişti.

“Kötü bir karşılaşmaydı anne, Gülten Hanım anlatmak isterse kabulüm ama benim anlatmam uygun düşmez.” Hatice Hanım oğlunun sıkıntısını görünce üstelemek istememişti. Emine Hanım kardeşine şüpheyle bakarken gözleri iyice kısılmıştı. Adnan çayını tek yudumda içerken Alya’nın sıcak diye uyarısına aldırış etmemişti. Yerinden kalkarak “Ben Alya’nın odasında yatacağım,” diyerek izin isteyip salondan ayrılmıştı. Hatice Hanım kızının dizine elini vurarak başıyla gitmesini işaret etmişti.

“Git bir konuş kardeşinle, sıkıntısını bir sana anlatır biliyorsun.” Emine Hanım annesine başını sallayarak yerinden kalkmıştı. Ağır adımlarla kardeşinin peşinden giderken kızının odasının kapısını tıklayarak içeriden gel sesini beklemeden odaya girmişti. Adnan gömleğini çıkarırken odaya giren ablasını görünce yüzünü asmıştı.

“Abla şimdi değil!” Hatice Hanım yatağın kenarında ki el valizinden tişört çıkarak kardeşine kısa bir süre baktıktan sonra iç çekmişti.

“Gülten o değil mi?” dediğinde Adnan’ın eli havada asılı kalmıştı. Emine Hanım sorduğu sorunun cevabını kardeşinin hareketinden almıştı. Adnan tişörtünü yatağın üzerine atarak omuzları çökmüş bir şekilde yatağa oturmuştu.

“Nasıl anladın?”

“Yıllar geçse de o bakışları asla unutmam Adnan, ne yapmayı düşünüyorsun? Yine kendini yollara mı vuracaksın?”

“Bir şey yapmayacağım abla, aradan çok zaman geçti.” Emine Hanım kardeşinin yanına oturarak elini dizine koyarak sıkmıştı. İkisinin de bakışları odanın duvarında ki yazıya takılmıştı. “Her şey Allah’tan gelir!” yazısı ikilinin içini ferahlatmıştı. Adnan yıllar öncesine üniversite okuduğu gençlik yıllarına gittiğinde gözünün önüne Gülten’in gülümseyerek etrafa bakınması gelmişti. Öğrenci evinde kalırken bir alt sokaklarında oturuyorlardı. O kadar neşeli bir kızdı ki Adnan ister istemez ondan etkilenmişti. Her akşam onu görmek için saatlerce sokak başında bekliyor, sabahları da genç kızın kapısından geçerek onu görmeye çalışırdı. Birkaç gün sonra onunla markette karşılaştığında kızın aldıklarının ağır olduğunu görünce ona yardım teklif etmiş kızda utana sıkıla kabul etmişti. Genç kızın çekingen davranışlarını utangaçlığına yormuştu ama çok geçmeden gerçeği birkaç hafta sonra anlamıştı Adnan, her fırsatta yardım etmeye çalıştığı, gönül verdiği kız evli ve iki çocukluydu. Genç kızın mesafeli davranışını kendinden çekinmesine yorarken asıl çekindiği el alemin dedikodu yapabilecek olmasıydı. Evli olabileceği aklının ucundan bile geçmezdi. Daha on sekizinde iki çocuk annesi olduğunu öğrendiğinde beyninden vurulmuşa dönen adam evli bir kadına gönül vermeyi kendine yediremeyerek o sene okuldan başka bir okula geçiş yapmış gönlüne de kilit vurmuştu.

Yıllar sonra Gülten’i görmek Adnan’ın küllendiği sandığı duygularını yeniden kalbine hatırlatsa da haddini bilip kadını rahatsız etmek istemiyordu. Emine Hanım kardeşinin durgunlaştığını görünce üzülmüştü.

“Belki de bu sana verilen ikinci bir şanstır?” Adnan ablasına hüzünlü bir gülümseme ile başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“O kadın yılladır tek başına mücadele veriyor abla, benim yüzümden sıkıntıya düşmesini istemiyorum. Serdar’ın şehit olan arkadaşının Gülten’in oğlu olduğunu bilseydi belki ona yardım edebilirdim ama şu saatten sonra olmaz!” dediğinde Emine Hanım kardeşine üzülmüştü.

“Sen yine de iyi düşün Adnan, daha ne kadar kendinden kaçacaksın? Yıllar oldu evinden ayrılalı, annem artık yaşlandı. Kadın tek başına yaşıyor. Yıllardır tek duası sensin, senin dönmen ve yuvanı kurman.” Adam ablasının sözlerine üzülmüştü.

“Evlilik konusunda bir şey diyemem ama gerekmedikçe artık seyahat yok. Bir teklif aldım ve kabul etmeyi düşünüyorum.” Emine Hanım kardeşinin sözleri ile heyecanlanmıştı.

“Gerçekten mi? geri mi dönüyorsun?”

“Abla, henüz kesin değil ama öyle gibi. Sen yine de kesin olana kadar anneme söyleme.” Kadın kardeşine sarılarak gülümsemişti.

“Sen yine de iyi düşün derim, ayağına gelmiş fırsatı tepme.” Adnan geri çekilerek sitem etmişti.

“Abla, lütfen bu konuyu kapatalım. Şu çocuğun kulağına giderse bu sözler annesini kırabilir.” Efe’yi ima eden adam ablasını güldürmüştü.

“Şu kadere bakar mısın? Oğlumun sevdiği kız dayısının sevdiği kadının kızı çıktı.” Emine hanımın ağzına elini kapatan Adnan birinin duyup duymadığını anlamak için kapıya dönmüştü.

“Lütfen.” Emine kardeşini odada yalnız bırakarak salona geçerken annesiyle göz göze gelmişti. Hatice Hanım kızının yüzünden istediğini öğrendiğini anladığında gülmüştü. Anne kız bakışlarla anlaşırken ev ahalisi yorgun olduğu için odasına çekilmişti. Alya yengesine mutfakta yardım ederken Emine Hanım kızlara mutfağı sabah toplamasını söyleyerek onları da odasına göndermişti. Annesinin kendisini beklediğini bildiği için ilk önce onun yanına uğramıştı. Hatice hanıma olanları anlatarak kardeşinin üzerine gitmemesi için ondan rica etmişti. İki kardeşin en büyük şansları anneleri olmuştu. Yaşlı kadın çocuklarının düşüncelerine her zaman saygı duymuş, hayatlarına müdahale etmemişti. Elinden bir şey gelirse fark ettirmeden yardım etmeye çalışmıştı. Annesinin yanından ayrılan emine kendi odasına giderken yatmadan önce yatsı namazını kılarak kardeşi için bol bol dua etmişti. Zaman ne gösterirdi bilmiyordu ama Allah ikisinin kaderini birleştirirse kimse müdahale edemezdi.

***

Genç adam telefonun çalması ile hızla yerinden sıçramıştı. Yastığının yanında ki telefonu eline alarak arayana bakmadan kulağına götürdü. Birkaç dakikalık konuşmanın ardından öfkeyle yerinden kalkmıştı. Hazırlanarak silahını beline takarken rozetini de alıp odasından çıkmıştı. Ailenin yaşlı üyeleri kalkmış salonda sohbet ediyordu. Serdar acele ile kapıya yönelirken babasının kendisine seslenmesi ile salona bakmıştı.

“Oğlum ne bu acele?” Serdar adamı endişelendirmemek için sakin olmaya çalışmıştı.

“Sabah toplantı vardı baba unutmuşum.”

“Sen izinli değil miydin, ne toplantısı bu?” Serdar dilini ısırmamak için kendini zor tuttu.

“İzinliyim baba, toplantıdan sonra geri döneceğim. Önemli bir toplantı olduğu için benimde katılmam gerekiyordu.” Adam başını sallayarak oğluna gitmesini söylerken Serdar hızla ayakkabılarını giyerek evden ayrılmıştı. Binanın önünde duran Arya’nın arabasına binerek merkeze doğru ilerlerken oldukça öfkeliydi. Arkadaşının sözlerini yanlış anlamayı umuyordu. Araba polis merkezinin önünde durunca kapıda bekleyen adamı görünce kaşları iyice çatılmıştı.

“Senin burada ne işin var?” Aslan genç adamın yanına yaklaşarak omzunu silkmişti.

“Unutuyorsun galibe, bu olayın bende takipçisiyim.”

“Ne odluğun beni ilgilendirmez eğer doğruysa o kadını kimse elimden alamaz.” Aslan adamın öfkesini anlayabiliyordu. Kendi kardeşi kaçırılmış olsaydı onun kadar sakin kalır mıydı bilmiyordu. İkili merkeze girerken oda arkadaşı Ali ile karşılaşmıştı.

“Adamlar konuştu mu?”

“Konuşmadılar ama hesaplarına yüklü miktarda para yatırılmış. Paranın kaynağını takip edince kimin olduğunu öğrendik.”

“Kim?”

“Serdar, bu durum aileden saklanabilecek bir şey değil. Ahmet amcaya da ailenin diğer üyelerine de söylemeniz gerekiyor.”

“Kim dedim sana Ali?”

“Aynur Aksoy adına çalışan adamlardan biri göndermiş.” Serdar dişlerini sıkarken elleri iki yanda yumruk olmuştu.

“O kadın kardeşimi istemiyordu, onun hayatına kast etti.”

“Henüz kesin değil Serdar, adamı kadının tuttuğu belli değil.”

“Allah aşkına bir çalışanda o kadar para ne arasın? Adama o parayı kimin gönderdiğini bulamadınız mı?”

“İşin garip tarafı da o, parayı gönderen Aras beyin eski dünürleri.” Serdar kaşlarını çatarak arkadaşına bakmıştı.

“Adamı aldınız mı?” Ali başını sallarken Serdar hızla sorgu odasına gitmişti. Birkaç dakika sonra adam karşısında oturuyordu. Serdar’ın yüzüne umursamaz bir şekilde bakarken genç adam korkutucu bir şekilde ona bakıyordu.

“Kim?”

“Anlamadım?” Serdar elini masaya sert bir şekilde vurarak sorusunu tekrarlamıştı.

“O parayı sana kim verdi?” Adam’ın sessiz kalması genç adamı öfkelendirmişti. Hızla yerinden kalkarak adamın yakalarını tutarken sesi öyle sert çıkmıştı ki adam yutkunmadan edememişti.

“Bak seni uyarıyorum. Eğer konuşmazsan buradan cesedin çıkar. Polislik umurumda bile olmaz, benim bacıma el uzatanın aldığı nefesi keserim.” Dediğinde sözlerini haklı çıkarırcasına adamın boğazını sıkmaya başlamıştı. Odaya dalan arkadaşları Serdar’ı adamdan ayırmaya çalışırken nefesi iyice kesilen adam çırpınarak konuşacağını söylemişti. Serdar adamın yakasını bırakarak arkasını döndüğünde sakinleşmeye çalışmıştı.

“Hünkar Hanım, parayı o verdi.”

“Hünkar!” Serdar ismi alır almaz hızla odadan çıkmıştı. Ali onun peşine takılırken amirine hızlı bir şekilde yakalama emri çıkararak kadının adresine doğru yola çıkmışlardı. Aslan genç adamın hızına yetişemiyordu. Akın’ı arayarak onları anlattığında genç adam onlara katılacağını söyleyerek Hünkar hanımın evine doğru yola çıkmıştı.

Polis arabası oldukça lüks bir villanın önüne geldiğinde kapıda ki güvenlik merakla öne çıkmıştı.

“Bir soru mu var memur Bey?”

“Evin hanımıyla görüşeceğiz.” Adam kapıyı açarken araba meraklı bakışlar altında eve doğru yaklaşmıştı. Bahçeye çıkanlar polis arabasına şaşırsa da Serdar’ın öfkeli sesi onların merakını gidermiş olmuştu.

“Hünkar Hanım, bizimle geliyorsunuz!” kadın şaşkınlıkla Serdar’a bakarken kadının kocasının ve oğullarının itirazlarına izin vermeden yakalama emrini göstererek kadının bileğine kelepçeyi takmıştı. Kadın şoka girmiş bir şekilde polis arabasına geçerken hemen arabaya binerek yola koyulmuştu.

Kimse onun biriciklerine zarar veremezdi! Polis arabası villanın bahçe kapısından çıkmadan sosyetede haber hızla yayılmaya başlamıştı. Haberi alan asıl kişiler ise çoktan ortadan kaybolmak için hazırlanmaya başlamıştı!

****

yorum ve beğeni yapmayı lütfen unutmayın. En güzele emanetsiniz!

37.BÖLÜM <<<<<<<——>>>>>> 39.BÖLÜM

16080cookie-checkTatlı Hata 38. Bölüm güncel