Dilay Hanım 2. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Hikayenin ikinci bölümü geldi. Umarım beğenirsiniz. Ayrıca sizlerden bir ricam daha var. Yazarken başta doğru olan bazı kelimeler dosyayı kaydettiğim sırada değişebiliyor. Böyle kelimeler görürseniz bana bildirirseniz sevinirim. Teşekkür ederim. Keyifli okumalar!

***

Genç kadın elinde kahve bardağıyla terasa çıkarken batmak üzere olan güneşi izlemeye başlamıştı. Terasın üç tarafına yerleştirilen çiçekler havaya oldukça hoş bir koku yayıyordu. Köşeye yerleştirilen sallanır koltuk rahat olsa da Dilay ikili koltuk ve iki tekliden oluşan oturma bölümünde zaman geçirmeyi daha çok seviyordu. Elinde kitabı ikili koltuğa ayaklarını uzatarak oturdu. Çocuklar henüz uyanmazlardı ve bu zamanı kendine ayırmak istiyordu. Birkaç sayfa kitabından okumuştu ki çiftliğin bahçesinden gelen sesle duraksadı. Daha önce duymadığı bu ses kadının dikkatini çektiğinden yerinde doğrularak aşağıya bakmıştı. Üstten sadece başını gördüğü kadın anlaşılan telefonla konuşuyordu.  Sesleneceği sırada kulağına ilişen sözlerle duraksayan genç kadın konunun nereye kadar varacağı merakıyla konuşmayı dinlemeye devam etmişti. Belki başkasını dinlemek yanlış olabilirdi ama konuştuğu konu kendi ailesini de ilgilendiriyordu. 

“Ya kızım deli misin bu arazi çok değerli, görmen lazım.” Karşıdaki kadın ne söylediyse kadının şen kahkahası Dilay’ın kulağına kadar gelmişti.

“Bu kadar büyük bir ev beklemiyordum, bu kez şansım döndü galiba.”

“…”

“Yok, babası hastaymış galiba. Adam fazla yaşamaz zaten, o zaman burası iki oğluna kalacak. E gerisi bana düşer değil mi?” kadının yeniden kahkaha atmasıyla Dilay dişlerini sıkmıştı. Anlaşılan Seyhan paragöz biriyle çıkmaya başlamıştı. Bir süre onları izleyecek daha sonra da Seyhan ile konuşacaktı. Genç kadın kardeş bildiği Seyhan için üzülerek adamın kadınlar konusunda hiç şansı olmadığını düşünüyordu.

“Dilay abla, akşam yemeğine inecek misin?” Aslı kapıdan ona seslenirken aşağıda ki kadının başını yukarı kaldırmak üzere olduğunu anlayınca hemen geriye çekilmişti. Aslı şaşkınlıkla kadına bakarken Dilay hızla yanına giderek terasın sürgülü kapısını çekmişti.

“Aslı, sessiz ol.”

“Ne oluyor abla?” genç kızın yüzü iyice meraklı bir ifadeye bürünmüştü.

“Misafir var sanırım aşağıda, ben inmeyeceğim. Sende gitme ikimiz burada yiyelim.” Genç kız başını sallarken aklı karışmıştı. Aslı’nın ailesi uzakta olduğu için genç kız ona emanetti. Okumak için geldiği Bursa da boş zamanlarında ikizlere bakıyor, tatillerinde ise eve gitmemek için Emine hanıma yardım ediyordu.

“Mehmet Bey seni çağırmamı istedi,” dediğinde Dilay’ın yüzü asılmıştı.

“Ona uyuduğumu söyle bana kıyamayacaktır.” Aslı anlamasa da ablasının bir bildiği olduğunu düşünerek kabul etmişti. Alt kata inerek Mehmet beyin yalnız oturduğunu görünce derin bir nefes alarak “Dilay Hanım uyuyor Mehmet Bey,” dedi. Adam genç kıza kaşlarını çatarak bakarken genç kız iyice gerilmişti.

“Kızım sansa kaç kez söyleyeceğim bana amca de diye? Ben yokken Dilay’a abla dediğini biliyorum.”

“Şey…”

“Bir daha duymayayım Bey dediğini. Sen bize emanetsin, hadi kızım sen yukarıya çık da çocuklarla ilgilen.” Aslı adamın emri ile hızla salondan çıkarken Mehmet Bey arkasından gülümseyerek bakmıştı.

“Baba, abim ne yüzle buraya geldi?” Mehmet Bey oğlunun sorusu ile gerilmişti. Yıllar sonra büyük oğlu gelmişti ama adam sevinemiyordu bile.

“Bilmiyorum Seyhan, Dilay’ı onlarla yalnız bırakmanı istemiyorum.” Seyhan babasının sözlerine kaşlarını çatarak sormuştu.

“Onlar kim baba? Misafir mi getirdi?” Mehmet Bey başını aşağıya eğerek sıkıntıyla nefes vermişti. Huzur dolu evi birkaç saatte huzurunu kaybetmişti.

“Yanında bir kadın var, evlendiğini söylüyor.” Seyhan duyduklarına inanamıyordu.

“Nasıl evlendi? O hala yengemle evli.” Seyhan çıldırmış gibi odada dolanırken öfkesini dışa vurmak için bir yerlere saldırmak istemiş ama neye saldıracağını bilememişti.

“Sakin ol Seyhan, bu yüzden sana Dilay’ı yalnız bırakmamanı söyledim.” Seyhan babasının yüzüne baktığından yanlış bir şeyler olduğunu hemen anlamıştı. Hızla babasının yanına giderek “İlacını aldın mı baba?” diye sordu. Adam başını olumsuz sallarken genç adam hemen adamın ceplerini arayarak dilaltı hapını ona vermişti.

“Sen sakin ol baba, ben halledeceğim. O ikisi buraya geldiğine pişman olacak.”

“Sadece Dilay’ı düşünüyorum oğlum, yıkılacak.” Adam gelinini düşünse de asıl korktuğu oğlunun ikizleri görünce vereceği tepkiydi.

“Neredeler şimdi?”

“Dinleniyorlar, sabah konuşuruz bunları yorgunum,” dediğinde genç adam babasına odasına kadar eşlik etmişti. Hala inanamıyordu. Bir zamanlar her şeyden çok imrendiği ağabeyinin yaptıklarına inanması mümkün değildi. Dilay ile evlenmek istememişti biliyordu ama karısını bu kadar gözden çıkarmasını da anlayamıyordu. Abisi her zaman mantıklı bir adam olsa da son beş yıldır onun yaptıklarında mantık bulamıyordu. Kendi odasına giderek ertesi gün olabilecekler için dinlenmesi gerekiyordu. Bildiği tek şey Dilay ablasını ne abisine ne de yanında getirdiği kadına ezdirirdi.

***

Genç kadın sabahın erken saatinde kalkarak işlerini halledip kahvaltı hazırlayıp çocuklarını uyandırmak için odalarına giderken kızının çoktan uyandığını görünce gülümseyerek onun yanına gitmişti.

“Sümeyra’m sen uyandın mı?” küçük kız gülerek kollarını annesine uzatırken Dilay kızını hemen kucağına almıştı. Bu Pazar olduğu için tüm günü çocuklarıyla geçirecekti.

“Süya uyanmadı ayne.” Küçük kız annesine cevap verirken Dilay oğlunun başına giderek onu öpücükleriyle uyandırmıştı.

“Hadi uykucu, bu gün atlara gideceğiz,” dediğinde Süha hemen uyanmıştı. Heyecanla annesine bakarken Dilay oğlunun bu at sevgisinin nereden geldiğini merak etmişti

“Ayne hemen gidelim,” diyen küçük çocuğa gülümseyerek “Önce elimizi yüzümüzü yıkıyoruz. Sonra yemek yiyip gidiyoruz, tamam mı?” iki küçük hemen başını sallarken Dilay ikisini de banyoya götürerek küçük taburenin üzerine çıkarıp ellerini yıkamasını sağlamıştı. Küçücük ellerinden sızan sular üzerini ıslatsa da genç kadın onlara bir şey söylememişti. Yavaş yavaş öğreniyorlardı.

Üçü birlikte kahvaltıya oturduklarında kapının tıklatılmasıyla Dilay dairenin kapısını açmaya gitmişti. Koca bir serveti vardı ama o kendini bu dairede hissettiği kadar mutlu hissetmiyordu.

“Seyhan, gelsene.”

“Yenge… Şey Dilay abla kahvaltıya gelmeyince merak ettim.” Genç kadın gülümseyerek adama bakarken içeriye davet etmişti.

“Biz çocuklarla burada yapıyoruz, sonra da haraya gideceğiz.”

“Bende sizinle geleceğim. Ne zamandır at binmemiştim.” Dilay adamın sözlerine gülerek karşılık vermişti.

“Bir sorun mu var Seyhan, biraz durgunsun.” Genç kadın adamın tedirginliğini hissedebiliyordu. Ne söyleyeceğini bilemezken derin bir iç çekti.

“Sana bir şey söylemem gerekiyor, o geldi.”

“Kim?” Dilay merakla sorarken Seyhan ikizlere bakarak dişlerini sıkmıştı. Gözüyle ikizleri işaret ederek ablasına kimin geldiğini anlatmaya çalışıyordu.

“Selim…” Dilay aldığı cevapla yutkunarak hemen ikizlere bakmıştı. Sakinleşmek için derin nefesler alırken Seyhan’ın sözleri ile istem dışı gülmüştü. “Yanında bir kadınla…”  Dilay gözlerini kapatarak cevap veren genç adama elini uzatarak buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Burası babasının evi, elbette bir gün gelecekti. Sadece ani olduğu için biraz şaşırdım.”

“Abla, sen…”

“Sorun değil Seyhan, ben abini yıllar önce azat ettim. Bundan sonra bizim ortak hiçbir şeyimiz olamaz.”

“İkizler…”

“Çocuklarıma yaklaşmaya cesaret etmesin bile…” Dilay sessiz ama öfkeyle konuştuğunda sesi buz gibiydi.

“Babam dün kötü oldu, son zamanlarda sağlığı iyi değil. Sanırım bunu duyup gelmiş.”

“Babasını bu kadar çok düşündüğünü bilmiyordu. Neyse beni ilgilendirmez. Benden ve çocuklarımdan uzak durduğu sürece ne yaptığıyla ilgilenmiyorum.”

“Ben her zaman yanındayım abla, sakın kendini yalnız hissetme.” Seyhan’ın masanın üzerinde ki eline uzanarak hafif gülümsemişti.

“Teşekkür ederim Seyhan, ikizlerin senin gibi bir amcası olduğu için çok mutluyum. Belki babadan yana şanslı değillerdi ama amcadan yana çok şanslılar.” Sessizce yapılan konuşmayı Süha’nın ellerini kaldırarak “Ben bitirdim ayne,” demesi kesmişti.

“O zaman hadi elini yıka Aslı ablan üzerini değiştirsin.” Dört yaşında ki çocuk hızla sandalyeden inerek Aslı’nın kaldığı odaya doğru koşmuştu. Aslı büyük olasılıkla ders çalışıyordu. Yirmi yaşında ki genç kız diğer çalışanların aksine onunla birlikte teras dairede kalıyordu. Birkaç dakika sonra üzerinde pijama takımıyla küçük çocuğu banyoya sokan genç kız geriye döndüğünde kendisine şaşkın bir şekilde bakan adamı görünce yutkunarak hemen ikizlerin odasına girmişti.

“Kimdi bu?” Seyhan kızın ardından bakarken Dilay kayınbiraderinin sözlerine gülmeden edememişti.

“Aslı’yı tanımadın mı?”

“Ee bunun saçları kıvırcıkmış ya.” Dilay adamın sözlerine gülerken Seyhan kırdığı potu fark ederek hemen kendisini toparlamıştı. Aslı genelde kıvır kıvır olan buklelerini düzleştirerek kullanmayı seviyordu. Bu yüzden saçları her zaman fönlü olduğunda Seyhan’ın şaşkın ifadesine gülmüştü genç kadın.

“Hadi sen gidip hazırlan bende çocuklarla gelirim.” Seyhan alt kata inerken hala gözünün önüne kıvırcık gür saçlar geliyordu. Başını iki yana sallarken kendine kızmıştı.

“Ablan gelmiyor mu Seyhan?” Mehmet beyin sözleriyle masada bulunan Selim ve yanında eşi olarak getirdiği kadın ona bakmıştı. Kadın genç adama dönerek “Kız kardeşin olduğunu söylememiştin,” diye sorarken Selim gayet soğuk bir şekilde “Yok zaten,” dedi.

“O zaman bu abla kim?” Selim omzunu silkeleyerek kahvaltısına devam ederken Selim’in de aklına aynı soru takılmıştı. ‘kimdi bu abla?’ genç adamın aklına karısı asla gelmiyordu. Yıllar önce terk ettiği kadının hala bu evde olabileceği aklının ucunda bile değildi.

“Bilmiyorum, nasılsa öğreniriz.” İkili konuşurken Seyhan dişlerini sıkarak onları izlemişti. Sonra da babasına dönerek “Çocuklarla üst katta yediler baba, birazdan haraya gideceğiz,” dedi. Mehmet Bey başını sallarken Selim başını kaldırarak kardeşine bakmıştı.

“Çiftlikte çocuk olduğunu bilmiyordum,” dedi.

“Evet, ikizler var çok sevimliler.” Selim kaşlarını çatarak kardeşine bakarken onun ifadesinden bir şeyler anlamaya çalışıyordu. Seyhan izin isteyip masadan kalktığında Mehmet Bey daha fazla dayanamayarak büyük oğluna dönmüştü.

“Açık konuşalım Selim, Bey yıl sonra neden geldin?”

“Sizi özledim,” oğlunun sözlerine alaycı bir şekilde gülerek karşılık vermişti.

“Seni kaç kez aradık, İstanbul’a geldim peşinden ama sen ortalıktan kaybolmuştun. Telefonlara çıkmadın, şimdi kalkmış bizi özlediğini söylüyorsun.”

“Buradan neden gittiğimi sende biliyorsun baba, beni zorla istemediğim biriyle evlendirdin.” Mehmet Bey masadaki kadına bakarken kadının her şeyden haberi olduğunu anlamıştı.

“Seninle anlaşmıştık, birkaç yıl idare edecektin. Ama sen ne yaptın, dokunmaman gereken meyveye dokunarak kızı yüzüstü bıraktın. Geride ona ne olacağını düşünmeden sırra kadem bastın.” Selim babasının sözleri karşısında bakışlarını kaçırarak başını eğmişti. Belki de hayatı boyunca pişman olduğu ve uykularını kaçıran tek şey evlendiği geceki yaptığı iğrençlikti. Karısına zorla dokunmamıştı elbette ama sonrasında yaptığının affı yoktu.

“Böyle olacağını bilemezdik baba, suçu sadece bana atamazsın. Sende benim kadar suçlusun.” Mehmet Bey elini masaya vurarak oğluna öfkeyle bakmıştı.

“Haklısın, tertemiz bir kızı seninle evlendirip hayatını mahvettim. Geleceğini elinden aldım. Allah benimde cezamı elbet verecek ama senin yakandan onun ahı kurtulmayacak.”

“Aa Mehmet Bey susayım diyorum ama sizde Selim’in üzerine çok geliyorsunuz canım.”

“Sen kes sesini, takılmışsın evli adamın peşine buraya kadar gelmişsin.” Kadın öfkeyle yaşlı adama bakarken Selim araya girerek konuşmuştu.

“Karımla bu şekilde konuşma baba, Elmas’ı size tanıştırmak için ben getirdim.”

“Karın mı? Sen hala evlisin.”

“Bende onun için geldim zaten, şu saçma evliliği bitirmek için. Aptallık edip Dilay’ın imzaladığı kağıdı kaybetmeseydim şimdiye kadar boşanmıştım.”

“Sen kızıma kağıt mı imzalattın?” Adam öfkeyle yerinden kalkarken nefesi tıkanarak eli boynuna gitmişti. Selim korkuyla babasına yaklaşırken adam elini kaldırarak onu durdurmuştu. ,

“Sakın…” Mehmet Bey cebindeki ilacını ağzına atarken adeta yıkılmış bir şekilde oğluna bakıyordu. Bir zamanlar gurur duyduğu oğlu nereye kaybolmuştu. Merhameti nereye gitmişti.

“Baba iyi misin?” genç adamın gözlerinde korku olsa da yaşlı adam onu kendine yaklaştırmıyordu.

“Mehmet Bey iyi misiniz?” Aslı salona masayı toplamak için girdiğinde patronunun halini görünce endişeyle yanına koşmuştu.

“Beni odama götür Aslı, dinlenmem gerek.” Aslı yaşlı adamı odasına götürürken Selim pişmanlıkla babasının ardından bakıyordu. Adamın perişan halini umursamaya kadın yerinden kalkarak genç adamın omzuna elini koydu.

“Bu kadar üzülmene değmez hayatım, baksana senin kararlarına saygısı yok.”

“Sen bu işe karışma Elmas, Dilay ile evlenene kadar babamla aramız çok iyiydi.” Adamın ağzında genç kadının adı acı bir tat bırakmıştı.

“Şu baba ile oğlu düşman eden kadını merak ettim doğrusu,” kadının sesinde ki bariz kıskançlık hissedilirken Selim başını iki yana sallayarak ona cevap verdi.

“Onu göreceğini sanmıyorum, kendini terk eden kocasının evinde kalacak değildir herhalde.” Adamın sözleri ile Elmas içinden ‘umarım’ derken bahçeyi gösteren boydan cama dönerek “Hava çok güzel biraz bahçede dolaşalım mı?” diye sordu. Adam kadının isteğini kabul ederken kadın kolundan büyük sürgülü cam kapıdan dışarıya çıkmışlardı. Elmas etrafı hayranlıkla seyrederken arka bahçeden gelen neşeli sesler dikkat çekmişti.

Genç kadın çocuklarını hazırlayarak binici kıyafetlerini giydirmiş kendisi de üzerini değiştirerek asansörle aşağı inip çiftliğin arka kapısından bahçeye çıkmışlardı. Ön bahçeye göre arka bahçe daha çok yaşam alanı içeriyordu. Oturma bölümü, mangal yapabilecekleri ayrı bir bölüm ve akşamları oturup sohbet edecekleri ateş çemberinden oluşan bir bölüm vardı. Bahçe düzenlemesini bizzat Dilay kendisi yapmıştı. Özellikle ikizler doğduktan sonra koca bahçede onlar için oyun parkı yaptırmıştı. İkizler için meyve ağacı diktirmiş, onları bebekleri ile büyütmüştü.

“Hazır mısınız abla?” Seyhan genç kadına seslenirken Dilay başını sallayarak ona gülümsemişti. Hara biraz uzak olduğu için çocukların yürümesine imkan yoktu. Arabayla gidecekleri için yanlarında piknik sepeti de almışlardı. Gökyüzünde parlayan güneşin daha da kızdırıcı olacağını düşünerek şapka almak için eve doğru ilerleyecekken birden hissettiği ürperti ile duraksamıştı. Evin köşesinden dönen çift genç kadının kadrajına girerken ikizler amcalarıyla yarışarak onlara doğru ilerliyordu.

“Çocuklar arabaya!” ikizler şaşkın bir şekilde annesine bakıp diğer yandan da yabancı olan kişilere dönmüştü. Seyhan ablasının baktığı yöne döndüğünde hızla ikizlere doğru ilerleyip onları kucağına alıp arabaya doğru götürmüştü.

Genç adam gördüğü küçük bedenlerle olduğu yerde donup kalırken nefes almakta zorlanmıştı. Yanında ki kadının Dilay’a olan bakışlarının farkında bile değildi. Koluna aşınılması ile kendine gelen adam yutkunarak karşısında ki kadına baktı.

İki düşman bakışın çakışmasıyla genç kız alaycı bir şekilde gülmüştü. Karşısında ki adama tahammül sınırları oldukça tükenmişti. Adamın da ondan aşağı kalır yanı yoktu. Yıllar sonra döndüğü evde yine aynı manzarayla karşılaşmıştı. Karşısında ki kadın yüzünden kolundaki kadının varlığını dahi unutmuştu.

Dilay Yavuz…

 Hayır yıllar önce Dilay Bozkurt olmuştu! Genç adam hala onu boşamayı unuttuğuna inanamıyordu. Evlendikleri gecenin sabahında kızın gözlerinin içine bakarak alaycı bir şekilde konuşup boşanma evraklarını imzalatıp büyük evden ayrılmıştı. Ailesi oldukça variyetli olmasına rağmen şehirden yarım saat uzaklıktaki bu büyük çiftlik evinde kalmayı seviyordu. Kısa bir süre etrafı inceledikten sonra yeniden önünde ki kadına dönmüştü. Kadının gözlerinde ki o bakışı ölse unutamazdı. Aynı bakış şimdide kadının gözlerinde vardı.

Tiksinti!

Kadının gözleri kolunda ki kadına takılınca adam gerildiğini hissetmişti. Dilay hiç bir şey söylemeden çiftliğin kapısından içeriye girerken adam arkasından sadece bakmıştı. Babası olmasaydı Dilay ile asla evlenmeyeceğini biliyordu.

Ama görüyordu ki gittiğinden beri çiftlikte pek bir şey değişmemişti. Kadın hala çiftliğin sahibi olarak dolanıyor, etraftakilerin hayran bakışlarını üzerine topluyordu.

Dilay güzeldi!

Kahretsin ki eskisinden bile daha güzeldi. Dişlerini sıkarken en büyük imtihanının başladığından habersizdi.

Genç kadın çiftliğe girdiğinde derin bir nefes almıştı. Soğukkanlılığını koruması gerekiyordu. Hızlı bir şekilde dairesine çıkarak çocuklara ve kendisine şapka alıp aşağıya inmişti. Kapıdan çıktığında kocası olacak adamın hala şaşkınlıkla arabadaki çocuklara baktığını görünce gerilse de belli etmemeyi başarmıştı. Hızlı adımlarla arabaya doğru ilerlerken camı açan ikizler “Ayne, hadi gideyim,” diye seslendiğinde Dilay sırtından buz gibi suyun aktığını hissetmişti. Geride bıraktığı adamın gerginliği ona da sirayet etmişti. Genç kadın hiç düşünmeden arabaya bindiğinde Seyhan onun kaçma isteğini anlamış gibi hızla yola koyulmuştu. Selim’in bir adım öne çıktığını gören genç kadın dişlerini sıkarken yan tarafa dönerek arabayı süren genç adama “Ne kadar kalacaklar?” diye sordu.

“Bilmiyorum, umarım uzun süre kalmazlar.” Seyhan’ın sözleri çocukların neşeli sesiyle kesilmişti. İkizler arabanın içinde neşeli bir şekilde konuşurken Dilay tüm sıkıntılarını unutmuştu.

“Bu gün hara kalabalık olmaz umarım,” Dilay’ın sözleri ile Seyhan da başını sallamıştı.

“Biliyorsun abla, atlar bazı çocuklar için terapide kullanılıyor. Hava güzel olduğu için kalabalık olabilir.”

“Haklısın, sanırım düşüncesizlik ettim.” Hara da özel eğitimli atlar özel çocuklara seans terapileri için kullanılıyordu. Çevrelerine daha çabuk alışmaları için doktorlar çocuk hastalarını atlarla bir araya getirilirken bazı kişilerde bacak kaslarını güçlendirmek için at biniyordu. Haranın büyük kapısından içeriye girdiklerinde çalışan hızla onlara doğru koşmaya başlamıştı. Bahçedeki arabaları gören genç kadın “Sanırım kalabalık olacağız,” dedi. İkizler annesinin onları indirmesini heyecanla beklerken arabayı özel park alanına park eden Seyhan onlara dönmüştü.

“Anlaşalım yaramazlar, benim ya da annenin elini bırakmak yok. Burası kalabalık kaybolmayın, tamam mı?” ikizler amcasının sözlerine ellerini kaldırarak “Tamam,” dediğinde genç adam gülmüştü.

“Hadi kapalı bölmeye gidelim,” Seyhan genç kadını yönlendirirken Dilay ona ayak uydurmuştu.

“Dilay Hanım, geleceğinizi bilmiyorduk.”

“Haber vermemiz gerektiğini bilmiyordum,” Dilay’ın mesafeli tavrına karşılık adam mahcup olmuştu.

“Şey, küçük beyin midillisini başka bir çocuğa vermiştik,” dediğinde adamın telaşını da anlamış olmuştu.

“Sorun değil, biz biraz bekleriz.” Süha annesinin sözlerini anlamadığından midillisinin yanına gitmek için heyecanla yerinde zıplıyordu.

“Midilli nerede?”

“Sizin de istediğiniz gibi kapalı haradan ikizlerin midillilerini çıkarmıyoruz. Sadece siz gelince ve sabahları dolaştırmaya çıkarıyoruz.” Dilay başını sallayarak ikizlerin elinden tutup kapalı haraya doğru ilerlemeye başlamışlardı. Seyhan etrafı incelerken uzun süredir gelmediği için değişiklikleri hemen anlayabiliyordu.

“Yeni seyisler mi alındı?” adama soru soran genç adam cevabını ablasından almıştı.

“Evet, atların sayısı artınca çalışanlar yeterli olmamaya başlamıştı. Ayrıca arazinin bir kısmı boş kalmıştı onu da değerlendirmeyi düşünüyorum. Birkaç bulgov eve ne dersin?”

“Güzel olur elbette ama araziye yabancıları almak ne kadar doğru?” Dilay haradan içeriye girdiğinde içeride üç midillinin üzerinde oturan çocukları göstermişti.

“Şunlara bak Seyhan, bu çocuklar hafta sonu git gel yapıyor. En azından Cumadan gelip Pazar akşamı dönmeleri için kalacak yerleri olurdu. Küçücük bedenleri çok yoruluyor.” Seyhan neşeli çocuklara bakarak iç çekmişti. Kiminin bacaklarında özel kasnaktan yapılmış destekler mevcuttu. Kimiyse daha ilk bakışta hasta olduğu anlaşılmasa da dikkat edince farklı çocuklar olduğu anlaşılıyordu.

“Haklısın sanırım.”

“Beyim atıma bindi!” Süha annesine kendi midillisini gösterirken neredeyse ağlayacaktı. Oğlunun önünde eğilerek ıslak gözlerine gülümseyerek bakan genç kadın çocuklarının sağlıklı olduğu için şükretmeden yapamamıştı.

“Süha, hayatım o arkadaşın biraz hasta, ona izin veremez misin? Eğer senin atına binerse iyileşecekmiş.” Küçük çocuk annesinin sözlerini küçük dünyasında tartarken Süreyya annesinin koluna asılarak “Ayne, ben ata binmiycem, Süha binsin,” dediğinde Dilay kızını kollarının arasına çekmişti.

“Oymaz ben aykadaştan inince binicem,” dediğinde Dilay deri bir nefes aldı. Onları dinleyen seyis ikizlere gülümserken araya girmişti.

“İsterseniz size atların yavrusunu göstereyim, olur mu?” çocuklar hemen annelerine bakarken Dilay gülümseyerek başını sallamıştı. Seyis ikizleri yeni doğan tayın yanına götürürken Dilay da onları takip etmek istemişti. Kulağına yankılanan çığlıkla hızla arkasını dönerken çitin içinde ki atlardan birinin kontrolden çıkmak üzere olduğunu görmüştü. Üzerinde duran küçük kız korkuyla ağlamaya başladığında yanında ki yardımcısı kızı sakinleştirmek istemiş ama başaramamıştı. Genç kadın hızlı bir şekilde çitlerin içine girerek küçük kızın yanına geldiğinde yardımcı adamın atın üzerine bağlanmış olan çocuğu çözdüğünü anlamıştı. Dilay küçük kızı hızla atın üzerinden çekerek kucağına alınca boynuna saklanarak “Anne!” diye ağlayan kıza içi gitmişti.

“Neler oluyor burada? Neden daha dikkatli olmuyorsunuz?”

“Dilay Hanım, normalde bu at çok uysaldır neden böyle yaptı anlamıyoruz.”

“Bunun bahanesi olamaz, atın ne sorunu olduğunu öğrenin.” Genç kadın bedenine ki ağırlığı tutmakta zorlansa da küçük kızı çitlerin ardına geçirmeyi başarmıştı.

“Korkma canım, sana bir şey yapmaz.”

“Beni düşürecekti.” Küçük kız titrerken Dilay sırtını sıvazlayarak onu sakinleştirmeye çalışmıştı.

“Merak etme, sana bir şey olmasına izin vermezdik.” Genç kadın etrafına bakınarak çocuğun ailesini görmeye çalışmış ama kimseyi göremeyince kaşları çatılmıştı. Az önce atın yanında ki çalışanı çağırarak “Çocuğun ailesi nerede?” dedi.

“Bakıcısı ile gelmişti Dilay Hanım, az önce buradaydı.” Dilay dişlerini sıkarak genç adama bakmıştı.

“Bana çocuğun ailesini bulun, bir daha çocuğunu tek başına buraya göndermesinler.” Genç kadın küçük kız kucağında kapıya yönelirken çalışanın seslenerek tekerlekli sandalyeyi göstermesiyle daha da sinirlenmişti.

“Onu ana binaya götürün, biz birazdan geliriz,” diyerek kızı alıp kapıdan çıkmıştı. Başta ne olacağını bilemese de ikizlerin yanına gitmeye karar vermişti. Küçük kız hala korkudan titriyordu.

“Abla?” Seyhan kadının kucağında ki kızı hızla ondan alırken bakışlarıyla ne olduğunu soruyordu.

“Sonra anlatırım Seyhan, bu küçük Hanım şimdilik bizimle olacak.” Seyhan ağlamaktan kızarmış gözlere içi giderek bakarken ikizler kızı fark ederek ona bakmıştı.

“Abla niye ağlıyo?” Süreyya’nın sözlerine kız hemen gözlerini silmişti.

“Ağlamıyorum bak!”

“Bak abla, bizim yavyumuz oldu.” Küçük kız çocukların gösterdiği yere baktığında yüzü aydınlanmıştı. Küçük tay çocukların ilgi odağı olurken zamanın nasıl geçtiğini anlamamışlardı. Yaklaşık yarım saat sonra haradan içeriye öfkeli bir şekilde giren adam ortamı kasıp kavururken Dilay gelen kasırganın karşısında dimdik durmak için kendini hazırladığından habersizdi.

***

Yorum ve beğeni yapan herkese çok teşekkür ederim. 🙂

1.BÖLÜM 3.BÖLÜM

16940cookie-checkDilay Hanım 2. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

16 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ . Selime bak ya boşanmanın karım diyor hala bir de getirdiği kıza bak para derdinde:@ :‑X. Dilay’in aşık olacağı kişi mi geliyor yoksa:D . Selime iyice uyuz oldum hala karım diyor laf sayıyor sürüneceksin ama Dilay seni affetmeyecek

    • o kızın dediklerini söylese Dilay herkese Selim inanmaz belki ama en azından diğerleri tedbirli olur ne yapaacgi belli olmaz . Ayrıca Bakıcıya bak kızı bırakıp gitmiş işini yapamıyor daha ಠ_ಠ.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*