İlk Aşklar Unutulmazmış!

Merhaba arkadaşlar. Bu hikayeyi on yıl önce yazmıştım. Eski hikayelerim arasında gezerken karşıma çıkınca burada da yayınlamak istedim. Gerçek hayat hikayesinden alıntı yapılarak yazılmıştır… 1960 yıllarında yaşanan bir hikaye… İsimler değiştirilmiş ve birazda süsleme yapılmıştır… Umarım beğenirsiniz. Keyifli okumalar!

***

Dünyada gerçek sevgi var mı diye bazen düşünüyordum. Gerçek aşkı arayanların sayısı ise gün geçtikçe daha da artıyordu. Alp de onlardan biriydi ve gerçek aşkını bulmayı ümit ediyordu. Ünlü bir mimarın geriye kalan iki çocuğundan biriydi sadece Alp. Yıllar önce kazada kaybettiği ailesinin onlara bıraktığı hatırı sayılı bir servetin tek sahipleriydiler. Çalışkan ve babası gibi mimar olan kız kardeşi Seda ile yaşıyordu. Alp ise şirketin genel yöneticiliğini yaparak babasının onlara bıraktığı mimarlık şirketini başarıdan başarıya ulaşmasını sağlıyordu.

O kadar çok aşkı aramıştı ki artık kalbi yorulmuştu. Kısa bir süreliğine şehir dışına çıkan Alp başına geleceklerden habersiz bir şekilde kafasını dinlemek istemişti.

Sabah erkenden kalkmış ve temiz havayı doyasıya içine çekmek için yürüyüşe başlamıştı. Hayat tesadüfler ile doludur derler ya hani işte Alp de o tesadüflerden birini yaşamış Mine ile karşılaşmıştı. Mine sarışın, yeşil gözlü, uzun boylu çok güzel bir kızdı. Mankenlik yapıyor olması bunun bir göstergesiydi aslında…

Alp ilk görüşte ısınmıştı Mine’ye. Günler ve haftalar geçtikçe daha da bağlanmıştı, bu da Mine’nin hoşuna gitmişti. Mine de Alp’e aynı yakınlığı göstermiş ve zamanla evlenmeye karar vermiştiler. Alp her fırsatta aşkını dile getiriyordu ve kardeşi ile bu yüzden sık sık tartışma yaşamaya başlamıştı. Alp’in kardeşi Seda, Mine’den hiç hoşlanmamıştı ve abisinin aşktan gözünün kör olduğunu düşünmeye başlamıştı.

Aslında biraz daha dikkatli baksa Seda’nın gördüklerini abisinin de göreceğine emindi. Nişan yüzükleri çok büyük bir davette takılmış ve o zamanın ileri gelen sosyetesi nişan törenine katılmıştı.

Alp ve Seda’nın babalarından kalan büyük bir serveti vardı ve Mine’ye yakından bakan herkesin aslında Alp ile parası için evlenmek istediğini anlayabilirdi ama Alp bunu fark etmiyor ve gittikçe Mine’ye daha çok aşık oluyordu.

Seda bu duruma sessiz kalamazdı. Çünkü abisinin aşkı aradığını biliyordu ama karşısındaki kadının ona aşkı yaşatamayacağının farkındaydı. Uzun bir süre düşündükten sonra abisi ile konuşmak isteyen Seda aile mirasından vazgeçmesi koşulu ile Mine’yi kabul edeceğini söylemişti.

Alp Seda’nın isteğini hemen kabul etmiş ve hazırlanan belgeleri imzalamıştı. Kendi kazandıkları ile geçinebileceğini çok iyi biliyordu. Başarılı genç iş adamları arasında olan Alp artık Mine ile evlenme planlarını hızlandırmıştı. Oldukça geniş bir arkadaş çevresi olan Alp’in arkadaşları ne kadar uyarıda bulunsa da onlara kulak asmıyor hatta arkadaşları ile görüşmeyi bile reddediyordu.

Seda abisinin verdiği imza ile bütün hesaplara el koymuş ve Mine’nin eline iflas bayrağını teslim etmişti. Tam da beklendiği gibi bunu kabul etmeyen Mine güzel bir mektup yazarak Alp’i terk etmişti.

Mektubun sonunda ise Alp e “Yüzük bende kalacak geri vermeyi düşünmüyorum en azından bunu kurtarmalıyım,” yazmıştı. Bunun üzerine büyük darbe alan Alp neye uğradığını şaşırmış ve Mine’yi bulmaya karar vermişti. Ne kadar uğraşsa da Mine ile görüşmeyi başaramamıştı. Kapılar kapanmasının ardından Alp bütün gücünü kullanarak Mine’den intikam almak istemiş ancak kalbi buna da izin vermemişti.

Artık aşka olan inancını kaybeden Alp’e yaşadığı şehir dar gelmeye başlamıştı. Bu yüzden Avusturalya’ya gitmeye ve orada bir mimarlık bürosu açmaya karar verdi. Kardeşinin de yardımı ile ülkeden ayrılmaya hazırlanmıştı. Seda bütün mirasını geri vererek kendisi için tek değerli varlığını, abisini yolcu etmişti.

Alp ise geride hayatındaki en değerli kadını kardeşini bırakıyordu. Uzun sürecek bu yolculukta kendini işe vererek yaşadıklarını unutmayı planlıyordu. Uzun süren uçak yolculuğundan sonra Avusturalya’ya giden Alp kendine küçük bir ev almıştı. Hayalini kurduğu mimarlık bürosunu açarak çalışmaya başlamıştı. 2 yıl boyunca durmadan çalışan Alp sürekli geçmişini ve geleceğini düşünerek boş vakitlerini geçiriyordu. Arabayla giderken aklına ailesi ölmeden önce yaşadıkları mahalledeki çocukluk aşkı gelmişti.

Yüzünde oluşan gülümseme ile birbirlerine verdikleri sözü hatırlamış ve o zamanlar yaptıkları yaramazlıkları gözünün önüne getirerek gülmeye başlamıştı. Türkiye’ye dönünce onu bulmaya karar veren Alp evlenip evlenmediğini merak ediyordu.

Sabah erkenden arabasına binmiş işe giderken yarı yoldan vazgeçmiş bugünü kendine tatil ilan ederek evin yolunu tutmuştu. Birkaç saat evde vakit geçirdikten sonra iki yıldır yaşadığı şehri dolaşmak isteyerek evden çıkmıştı.
Araba ile gezerken aniden önüne atlayan çocuğu görmüş ve ani bir fren ile arabayı durdurmuştu.

Çocuğu kurtarmak için atılan genç kız sinirle bağırmaya başlamıştı. O anın korkusu ile ağzına geleni söyleyen genç kız Alp’e bildiği bütün kötü sözleri söylemişti. Alp ise karşısındaki çocuğa bakarak “Im Sorry, Are you ok.” Diye soruyordu.
Sonra kıza dönerek aynı sertlikte tepki vermiş ve kavga etmeye başlamışlardı.

Karşıdan koşarak gelen genç ama Alp’ten birkaç yaş büyük olduğu belli olan adam genç kızın yanına gelerek konuşmaya başlayınca Alp şaşkınlıktan konuşamamıştı. Çünkü karşısında duran ikili kendisi hakkında kötü sözler konuşuyor ve bunu da Türkçe söylüyorlardı. İki yıldır Türkçe konuşmayan Alp biranda gülümsemişti. Yıllar sonra yapmış olduğu bir kazada bula bula bir Türk’e çarpıyordu.

Alp’in gülümsediğini gören genç kız aynı sertlikle bu kez Türkçe saymaya başlamış ve Alp’ten Türkçe bir tepki almıştı. Alp’in Türkçe konuştuğunu başta algılayamayan kız abisinin dürtmesi ile kısa süreli bir şok yaşamış ve aynı hız ile saydırmasına devam ediyordu.

“Sen ne yaptığını sanıyorsun, adam gibi kullansana şu arabanı. Zengin olman insanları ezebileceğin anlamına gelmez. Senin gibi züppelerden burada çok var ve sizden bıktım artık,” diye devam ediyordu. Alp ise, “Sizin gibi bir bayana bu sözler yakışmıyor. Aslında bir bayanın bu kadar kötü konuşması…” Kız Alp’e aldırış etmeden yerde oturan küçük çocuğa bakarak, “Sinan iyi misin kardeşim, bir yerin acıyor mu?” dedi.

“Hayır abla çarpmadı ki acısın…”

“Sezen gidelim artık babam bekliyor.”

“Tamam abi gidelim. Yolda giderken arkasını dönerek bizim züppelerden olman bir şeyi değiştirmez bir daha ki sefere yazık olur arabana,” diye tehdit etmişti.

“Nasıl?”

“Duymadın mı? Türk olman bir şeyi fark ettirmez, kardeşime bir şey olsaydı seni ne o pahalı araban nede paran elimden alabilirdi.”

Kardeşinin elinden tutarak Alp’in sinirli bakışları arasında oradan uzaklaşan Sezen aslında Alp’e mutluluk vermişti.
Nedenini bile bilmediği bu mutluluk belki parasını önemsemeyen bir kızla karşılaştığı yada yıllar sonra bu yabancı ülkede bir Türk ile karşılaştığı içindi. Sezen ise sinirli bir şekilde ailesinin işlettiği kafeden içeriye girerek elindeki çantayı fırlatmıştı.

“Şuraya bak ya kendi vatandaşım oradan kalkmış buraya beni böldürmeye gelmiş.” diye isyan bayrakları çekiyordu.
Kafeden çıkan Sezen sayıklaya sayıklaya evin yolunu tutarken karşıdan gelen Alp onu fark etmeden takip etmiş ve gittiği adresi görünce şaşırmıştı. Sezen Alp ile karşılıklı binalarda oturuyordu.

Asi bir karakteri olan Sezen asla altta kalmaz muhakkak söylenecek bir son sözü vardı. Bunun için onunla kesinlikle laf kavgası yapılmazdı. Alp ise tam zıt karakterdi. Oldukça sakin ve her şeyi düşünen biriydi ve her şeye olumlu bir yönden yaklaşırdı.

Kendisine kızmaya başlayan Alp iki yıldır oturduğu mahallede kimseyi tanımadığını fark etmişti. Bundan sonra komşularını yakından tanımaya karar vermişti.

Sabahın ilk ışıkları ile temiz ve sessiz bir günde daha iyi düşüneceğini hisseden Alp eve dönerken aldığı birkaç hediye ile Sezenin kapısını çalmıştı. Aslında korkuyordu ama tüm cesareti ile kapıyı çalmıştı. Kapıyı açan Sinan ablasını çağırmıştı. Kapıda Alp’i gören Sezen sinirlenerek genç adama çıkışmıştı.

-“Sen bizi mi takip ettin?”

“Hayır aslında tamamen tesadüf, ben karşı binada oturuyorum.”

“Karşı binada mı? Daha önce seni görmedik ama…” diyen genç kız şüpheyle ona bakıyordu.

“Evet sabah erkenden işe giderim ve geç dönerim bu yüzden karşılaşmadık sanırım. Dün sizi bu eve girerken görünce özür olarak Sinan’a birkaç hediye getirdim. Ayrıca dün size kaba davrandım. Burada bir Türk ile karşılaşacağımı bilmiyordum.” bu sözler üzerine yüksek sesle gülmeye başlayan Sezen’in tepkisi genç adamı şaşırmıştı.

“Türk’le karşılaşmak mı? Sen nerede yaşadığını sanıyorsun? Burası Türk mahallesi burada herkes Türk…” Sezen gülmeye devam ederken konuşmasını sürdürmüştü. “Sen bayağı kopmuşsun dünyadan.” Abisinin içeriye aldığı Alp ile konuşma uzadıkça uzuyor laf lafı açıyordu.

Abisi çok konuştuklarını söyleyerek yanlarından ayrılmıştı. Kısa sürede arkadaş olan Sezen ve Alp uzun süre konuşmuştu. Bir önceki tecrübesinin verdiği acı ile zengin olduğunu söylemeyerek arabasının şirkete ait olduğunu ve şoför olduğunu söylemişti. Sezen ise bir bankanın genel müdür yardımcılığını yapıyordu.

Her tatil gününü birlikte geçirmeye başlayan ikili küçük çocuklar gibi eğleniyordu. Ne kadar sakin bir yapıya sahip olsa da Sezen ile birlikte o da çocuklaşıyordu.

Bazı zamanlar devlet yöneticisi gibi tartışıyorlardı. Birden Alp’in aklına eski aşkı gelmiş ve gülmeye başlamıştı. Sezen’in davranışları tıpkı onun gibiydi yaramaz bir çocuk gibi. Gülümseyen Alp’e neden güldüğünü sorunca aldığı cevap ile o da gülmeye başlamıştı.

“İlk aşklar unutulmazmış, benimde ilk aşkım vardı ve bizde çocukken sözler verirdik, ve yıllar sonra evleneceğimize dair söz vermiştik. Ama onu neredeyse 17 yıldır görmüyorum.” Bu sefer gülme sırası Alp’teydi. Gülmeye başlayan genç adama kaşlarını çatarak bakan genç kız başını iki yana salladı.

“Neden gülüyorsun sen?”

“Sen şimdi onunla evlenmeyi de düşünüyorsundur?”

“Evet neden olmasın, eğer karşılaşırsak onunla evlenirdim. Çünkü onu çok seviyordum belki çocuktum ama onu seviyordum belki hala seviyorumdur ne dersin?”

“Saçmalama tanımadığın birini nasıl sevebilirsin sen?”

“Hayır onu tanıyorum. O da benim gibi biri insanları seviyor ve sevmeyi çok iyi biliyordu. Değiştiğini düşünmüyorum bazı değerler asla değişmez. Eminim bir gün karşılaşacağız ve o yine beni sevecek. Bundan eminim, zaten yakında Türkiye’ye gideceğim.” gideceğini duyunca Alp üzülmüş ancak belli etmemişti. Sadece ağzından iki kelime çıkmıştı, “Ne o aşkını bulmaya mı?”

“Nereden bildin, onu bulmaya tabi o da hatırlarsa…”
Korkmaya başlayan Alp tekrar kalbinin kırılmasını istemiyordu. Ama yine de kendine engel olamıyordu. Sezen onu çok etkilemişte ve her kardeşine yazdığı mektupta Sezenden bahseder olmuştu. Mektuplardan birinde bile ondan bahsetmişti.

Sevgili kardeşim Seda…

Burada çok eğleniyorum. Sezen ile tanıştığımdan beri zaman nasıl geçiyor anlamıyorum. Gülüyor eğleniyor bazen de tartışıyoruz. Bu çok hoşuma gidiyor ama ona aşık olmaktan korkuyorum. Belki de çoktan aşık oldum ama o başkasını seviyor.

Bazen Dua ediyorum beklediği kişi evli olsun diye ama diğer yandan kendime kızıyorum sevdiğimi mutsuzluğa mahkum olmasını diledim diye. Kafam çok karışık ve kalbimin yeniden acıdığını hissediyorum.

Yakında Türkiye’ye gelecek aşkını bulmaya. Bu beni çok üzüyor. Ya bulursa, ya onunla evlenmeye karar verirse bu sefer dayanmam galiba. Ona zengin olduğumu söylemedim gittiğimiz yerlerde hesabı benim ödememe izin vermiyor hesabı ortak ödüyoruz bazen param yok diyorum hesabı o ödüyor. Gereksiz para harcadığı zaman oturup ağlıyor bu kız çok farklı düşüncelere sahip. Yeri geldiğinde kavga etmekten çekinmiyor. Ayıptır söylemesi beni iki kişinin elinden bile kurtardı…

Neyse sonra tekrar yazarım seni çok özledim. Kendine dikkat et Alp.

Ertesi sabah Sezen Alp ile buluşmak istemişti. İki gün sonra Türkiye’ye gideceğini Alp’e söylemek istemişti. Duydukları karşısında üzülen Alp üzüntüsünü belli etmemek için dalga geçmişti.

“Sonunda kavuşacaksın hayaletine öyle mi?” Aynı ifade ile karşılık veren Sezen üzüldüğünü belli etmeden cevap verdi.

“Evet, bunca yıl sonra yeniden karşılaşacağız.”

İki gün çok çabuk geçmişti. Hava alanında Sezen’i yolcu ederken kalbinin sıkıştığını hissediyordu. Vedalaşmak çok zor gelmişti kısa sürelide olsa gidişi uzun süreliye dönüşebilirdi. Ama vedalaşmak Alp’ten çok Sezen için zor olmuştu. Alp’in son bakışları Sezen’in aklından bir türlü çıkmıyordu bu da içinde tuhaf bir mutluluk katıyordu.

Türkiye’ye gelir gelmez Alp’i aramıştı iyi olduğunu söyleyerek saatlerce konuşmuştu. Şimdiden seni özledim diyerek telefonu kapatmıştı.

Biraz araştırmadan sonra platonik aşkının izini bulmuştu. İki gün sonra ilk aşkı ile buluşacağını Alp’e söylediğinde Alp telefonu hiçbir şey söylemeden kapatmıştı. Kalbinin dayanamayacağını biliyordu artık buna devam edemezdi.

Sezen buluşma yerine geldiğinde uzun bir süre beklemişti. Tam kalkıp gideceği sırada kendisine yaklaşan oldukça şık giyinimli bir bayan ile göz göze gelmişti. Elini Sezene uzatarak, “Merhaba ben Romeo’nun kardeşiyim,” dediğinde Sezen şaşırmıştı.

“Romeo mu?”

“Yani randevunuz olan kişinin kardeşiyim…”

“Ahh anladım kendisi nerede?”

“Kendisi çok meşguldü bu yüzden onun yerine ben geldim,” dediğinde genç kız düşünmeye başlamıştı.

“Buraya gelemeyecek kadar meşgul yani?”

“Özür dilerim nerede kalıyorsunuz, sizi bize götürmek için gelmiştim. Misafirimiz olun…” kız o kadar kibar konuşuyordu ki dayanamamış kabul etmişti. İçinde ki heyecan ile yanında ki kızı takip ediyordu. Önce bir alışveriş mağazasına giderek kıyafet almak isteyen kız Sezen’e de bir şeyler almak istemiş ancak Sezen bunu kabul etmemişti. Sezen’in bu davranışına karşılık gülmeye başlayan genç kız sadece hediye almak istediğini söyleyince Sezen gözüne kestirdiği küçük ayıcıklı anahtarlığı göstererek,

“Bunu alabilirsin, çok sevimli,” dedi.

Bir süre dolaştıktan sonra Sezen’i evine götüren kız çok yorgundu. Evin büyüklüğü ve mobilyaların şıklığı karşısında ait olmadığı bir dünyada olduğunu düşünmeye başlayan Sezen kendini yalnız hissediyordu. Eline aldığı telefon ile Alp’i aramış ancak telefonlarına cevap alamamıştı. Ona ulaşamamak Sezen’e büyük hayal kırıklığı yaşatmıştı. Alp ise dua ediyor Sezen’in başkasına aşık olmamasını diliyordu.

Telefonlarına cevap alamayan Sezen Alp’e mektup yazmıştı.

Sevgili Alp…

Buluşmaya gittim ama o gelmedi, kardeşi benimle buluşmak için geldi. Biraz dolaştık çok şeker bir kız. Şu anda onların evinde kalıyorum ama hala onu göremedim. Evi görmen lazım çok büyük ve çok şık, zengin oldukları belli oluyor. Burası bana göre değil ben buraya ait olamam. En kısa sürede geri geleceğim ama merak ettiğim için onunla tanışmak istiyorum.
Bizim küçük sevimli kafeyi ve seni çok özledim.
Sevgiler Sezen…

Alp aldığı mektup ile sevinse de yinede içinde bir korku vardı. Ya tanışınca ona aşık olursa. Ya adam da Sezen’e aşık olursa işte o zaman benim için hiç şans kalmaz diyerek Türkiye’ye buluşmalarını engellemek için dönmeye karar vermişti.

Kardeşi Seda’yı arayarak geleceğini haber verince Seda sevinçten çığlık atmaya başlamıştı. İki yıldır uzakta olan abisi dönüyordu. Sabah ilk iş hava alanına Alp’i almaya giden Seda, yol boyunca Alp’ten Sezen’i dinlemişti.

Alp Sezen’e onu sevdiğini söylemeye karar vermişti. Eve gelene kadar arabada nasıl itiraf etsem diye düşünüyordu. Eve geldiklerinde onlar içeriye girerken Sezen ise ilk aşkını görme heyecanı ile evin içinde dolaşıyor gözü hiçbir şey görmüyordu.

Öyle heyecanlıydı ki elini kolunu nereye koyacağını şaşırmıştı. Kendisine verilen odaya girdiğinde evin kapısının çalındığını duymuş heyecanı daha da artmıştı. Bir kaç dakika sonra onu göreceğini düşündükçe yerinde durmuyordu. Odasından çıkacağı sırada karşısında duran kişiyi görünce duraksamıştı.

“Sezen?” dediğinde Sezen yaşadığı şokun etkisi ile konuşamıyordu. Karşısında şaşkın bir şekilde duran Alp’e öylece bakıyordu. Bağırmaya başlayan Sezen kendine engel olamıyordu. Alp ise eli ayağı dolaşmış bir şekilde Sezen’in kendi odasında ne aradığını anlamaya çalışıyordu. Seda’nın odaya gelerek yeter diye bağırması ile Sezen kendini koşarak odadan dışarıya atmıştı. Ne yapacağını bilmiyordu öylece boşlukta yürür gibi yürüyordu. Sokaklarda boş boş dolaşmaya başlamıştı.

Seda ise olan biteni abisine anlatıyordu. Sezen’in çocukluk aşkın olduğunu ve buluşmak için sözleştiklerine hepsini anlatmıştı. Alp ise buluşmayı nereden öğrendin diye sorduğunda eski günlüklerini karıştırırken buldum cevabını almıştı.

“Bunun artık bir önemi var mı sonunda seni seven birini buldun işte neden bekliyorsun?”
Alp önce sevinse de sonradan düşünmüştü.

“O beni değil çocukluk aşkını seviyor.”

“Saçmalama o seni seviyor. Geldiğinden beri sürekli seni anlatıp durdu abimden yani çocukluk aşkını hiç sormadı. Dilinde sürekli sen vardın o seni seviyor. Sadece biraz korkmuş olmalı…”

Alp koşarak evden çıkmıştı. Saatlerce Sezeni aramış ancak bulamamıştı. 17 yıldır yurt dışında yaşayan birinin nereye gidebileceğini düşünmüştü. Aklına küçükken gittikleri göl kenarı gelmişti. Arabasına binerek hızla göl kenarına sürmüştü. Sezen tam karşısında durmuş derinlerde düşünüyordu. Sessizce arkasından yaklaşarak, “Hiç değişmemişsin hala kaçış noktası olarak buraya geliyorsun.”

“Niye bana söylemedin, bana neden yalan söyledin? Eğlencelimiydi beni kandırmak?”

“Eğlenceli mi? Sen onu sevdiğini söyledikçe ben her kelimen de ölüyordum. Ben… bilmiyordum benim içinde şok oldu bu durum. Buraya onu görmeni engellemek için gelmiştim ama …”

“Neden o sensin, sen olmak zorunda mıydın?”

“Bilmiyordum, sadece korktum.”

“Neden korktun, asıl korkan benim…”

“Onu görünce ona aşık olmandan, seni kaybetmekten korktum.”

“Ama bu olmadı ona aşık olmadım.” Alp neredeyse ağlayacak gibi olmuştu. Zorlukla cevap veriyordu.

“Biliyorum. Bana aşık olsaydın onu görmeye buraya kadar gelmezdin. Biraz olsun beni sevmeni isterdim ama görüyorum ki bu mümkün değil. Buraya seni sevdiğimi ve benimle evlenmeni istediğimi söylemeye gelmiştim ama görüyorum ki bu imkansız. Bana aşık değilsin ve olmayacaksın da…”

“Evet sana aşık olmadım.” Alp son duyduğu sözler ile Sezen’in yanından yavaşça ayrılıyordu. İkinci kez kalbi kırılmıştı. Giderken kalbine iğne batırır gibi sözler söylüyordu.

“Türkiye ye gelirken o vedadan sonra anlamıştım ben…” Sezen yutkunarak genç adama bakmıştı.

“Neyi?”

“Seni sevdiğimi ve aradığımın sen olduğunu. Ama olmadı değil mi?” Alp giderek uzaklaşıyordu artık konuşmalar yüksek sesle konuşuluyordu.

“Evet olmadı, çünkü insan iki kez aynı kişiyi sevemez, sadece sevgisi artar…” Alp geriye dönerek anlamaz bir yüz ifadesi ile Sezen’e bakmıştı. Sezen ise onun bu ifadesinden söylediklerini anlamadığını anlamıştı. Konuşmasına devam ederek devam etmişti.

“Seni Seviyorum Alp” seni evimize ilk geldiğin gün yapmış olduğumuz konuşmadan beri seviyorum. Ama bunu fark etmem için seni geride bırakmam gerekiyormuş,” Alp duydukları karşısında mutluluğun verdiği şaşkınlık ile koşarak Sezen’e sarılmıştı. Kolları arasındaki karşılıklı aşkına sıkıca sarılıyor ve kulağına sevgi sözcükleri mırıldanıyordu.

“Seni çok seviyorum Sezen ve bir daha ayrılmak istemiyorum.”

“Şimdi ne yapacağız?” Alp, alnını Sezen’in alnı ile birleştirerek evlenelim demişti. Sezen ise gülmeye başlamıştı.

“Neden gülüyorsun?”

“Sadece sana söylediğin söz aklıma gelmişti.”

“Hangisi?”

“Çocukluk aşkımı kendime yeniden aşık etme hakkında olan…”

“Ya…” genç adamın yüz ifadesi komik bir hal alınca ikisi de gülmeye başlamıştı. Yıllar sonra gerçek aşkı geçmişinden gelerek Alp’i bulmuştu. Kısa sürede evlenerek aşklarını yaşamaya yeniden başladığı Avusturalya’ya dönmüşlerdi. 55 yıllık evliliklerinde 4 çocuk ve 20 torun sahibi olmuşlardı…

~~ Son ~~~

***

Arkadaşlar hikayeden anlayacağınız gibi oldukça eski bir hikayedir. O zamanlar yazmaya ilk başladığım zamanlardı. Daha doğrusu yazıp yayınlamaya başladığım zamanlar. Umarım sevmişsinizdir.

BİTMEYECEK ACI <<<<<—– ÖNCEKİ TEK BÖLÜMLÜK HİKAYE

17260cookie-checkİlk Aşklar Unutulmazmış!
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

2 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*