Aralık 20, 2021 Yazarı mermaridyy 16

Dilay Hanım 4. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Lütfen açıklamaları okuyun. Hemen bölümlere geçmeyin. Öncelikle buradan da açıklayayım. Dreame uygulamasında hikaye paylaşmaya başladım ancak buradaki hikayelerim burada devam edecek. Aynı şekilde uygulamayı merak edip hikaye okumak isteyen, yada paylaşmak isteyenler için youtube kanalında video paylaştım. İkinci videoyu da bir aksilik olmazsa yarın paylaşacağım. Neyse bölüme geçelim, Keyifli okumalar.

***

Sabah erkenden uyanan genç adam odlukça dinç hissediyordu. Temiz hava her zaman onu sakinleştiriyordu. Dün sabahın canlılığını kulakları arasa da duymamıştı. Bakışları istem dışı üst katın tavanına takılırken bir ayak sesi duymak istemiş ama duyamamıştı. Bir süre yatakta uzandıktan sonra yerinden doğrularak banyoya girip işlerini hallettikten sonra odasına dönerek üzerini değiştirerek odadan çıkmıştı. Ağır adımlarla merdivenlerden inerken evin çalışanları etrafta dolanıp duruyordu.

Babasını salonda oturmuş kahvesini içerken görünce kaşlarını çatarak ona doğru ilerledi.

“Baba, kahve sana yasak neden içiyorsun?” dediğinde Mehmet Bey oğluna kısa bir bakış atarak yeniden kahvesinden bir yudum almıştı.

“Dünyaya bir kez geliyoruz, onu da yasaklarla geçiremem.”

“Baba, sağlığına dikkat etmen gerekiyor, geçen gün doktorun beni aradı…” dediğinde Selim susmuştu. Babasına bundan bahsetmeyecekti. Babasının bakışlarını gören genç adam yanlış yaptığını hemen anlamıştı.

“Seni mi aradı? Hangi sıfatla?”

“Baba ben senin oğlunum, elbette beni arayacak.”

“Sen yıllar önce babanı çiğneyip gittin, senden rica etmiştim. Emanetime sahip çıkabilmek için yardım istedim ama sen ne yaptın beni yarı yolda bıraktın.”

“Baba Dilay’ı sevmediğimi biliyordun.”

“Evet, sevmiyordum ama en azından birkaç ay idare edebileceğini de kendin söyledin.”

“Baba!” Mehmet Bey elini kaldırarak genç adamı susturmuştu.

“Bana baba deyip durma, sen daha ilk günden emanetimi yaraladın. Madem sevmiyordun neden kızımı hiç ettin. Gidebilirdin ama neden onun gururu ile oynadın?” Selim yanlış yaptığını biliyordu. Evlenirken Dilay’a dokunmayacağına dair olan kararı genç kadını gelinlikler içinde bir içim su olarak görünce birden değişmişti. Anın büyüsüne kapılarak karısını kendine katarken olay bittikten sonra ne yaptığını fark etmişti. Derin bir iç çekerken babasına ne cevap vereceğini düşünmüştü.

“O bir hataydı baba, nefsime yenildim.”

“Evet, sonucunda dünyaları değişmeyeceğim iki torun sahibi olsam da Dilay’ın çektiklerinin hesabını kim verecek? Kocası bir yandan, çocukları bir yandan amcaları bir yandan kızı köşeye sıkıştırdınız. Şimdi yıllar sonra kalkıp buraya geliyorsun, hem de karım diye tanıttığın bir kadınla.”

“Baba, Elmas’ın bunda bir suçu yok.”

“Sen ne zamandan beri bu kadar kör oldun? O kadın para avcısından başka bir şey değil.”

“Baba lütfen.” Mehmet Bey oğlunu susturarak konuyu kapatmıştı. Kahvaltı masasının hazır olduğunu bildiren Emine Hanım salondan çıkmak üzereyken Mehmet Bey dayanamayarak seslenmişti.

“Çocuklar kalkmadı mı Emine?”

“Beyim, Dilay Hanım ikizleri yanında götürdü. Şirketin kreşine bırakacakmış.” Adam duyduklarıyla gözlerini kapatmıştı. Evin içinde cıvıldayan ikizlerin olmayışı ruhunu eksik hissettirmişti. Selim de kadının sözlerinden hoşlanmamıştı.

“Küçük çocukların iş yerinde ne işi var?”

“Sen ve Elmas denen kadın yüzünden götürmüş olmalı. Evin neşesini kaçırdınız.”

“Baba, bunda yapabileceğim bir şey yok. Seni görmeye gelmese miydim?”

“Gelmeseydin, senin yüzünden kızımda torunlarımda evde durmuyor.”

“Baba ben senin oğlunum, artık anla şunu. Çocuklardan haberim yoktu, Dilay’ın da gitmiş olabileceğini düşünüyordum.”

“Ben engel olmasaydım karnı burnundayken gidiyordu Selim. Sen öyle olduğunu düşünmesen de Dilay bu evliliği senin gibi hiç istememişti. Sırf zalim amcasının oğlu ile evlenmemek için denize atladı ama sonuç yılana sarılmak oldu.” Genç adam yediği lafları sindirmeye çalışırken ne söyleyeceğini bilememişti. Merdivenden gelen topuk sesiyle yaşlı adam oğluna döndü.

“Şu kadına söyle evin içinde ayakkabı giymesin, mundar ediyor evi. Hem iki küçük çocuk var bu evde.” Selim başını sallarken masaya geçerek babasının yan tarafına oturmuştu. Aklı ise ikizlerde kalmıştı. Dilay çok güzel olabilirdi ama ona karşı içine bir sevgi beslemiyordu.  Düşüncelerinden çıkarak önünde ki kahvaltıya odaklanırken yanında ki kadının konuşmasını dinlemiyordu bile. Gözleri istem dışı salonda dolandırarak bir ses duymak istemişti.

“Beni dinlemiyor musun?” Elmas’ın dürtmesiyle kendine gelen genç adam kadına bakmıştı.

“Bir şey mi söyledin?”

“Diyorum ki bu gün bana çiftliği gezdirir misin?”

“Olur gezeriz,” adam kısa keserek konuşmasını sonlandırmıştı. Sessiz geçen kahvaltının ardından Mehmet Bey, dinleneceğini söyleyip yanlarından ayrılarak odasına çekilmişti. Genç adam da kadının ısrarına dayanamayarak hazırlanmak için odasına çıktı. Elmas’ta adamın peşinden odasına girerek genç adam gibi hazırlanmaya başlamıştı. Dünkü olaydan sonra daha temkinli davranmaya çalışıyordu.

“Hazırsan çıkalım,” Selim’in sözleriyle genç kadın başını sallayarak onu onaylamıştı. İkili büyük evden çıkarak bir süre araziyi gezmiş daha sonra da haraya gitmeye karar vermişti. Şüphesiz buna en çok Elmas istekliydi. Selim koluna giren kadınla haraya girerken onu gören çalışanlar şaşkınlıkla genç adama bakmıştı. Yıllar sonra gelen beyin büyük oğluna doğru hızla giden iki seyis saygıyla adama selam vermişti.

“Hoş geldiniz Selim Bey,” Selim çalışanlara karşı oldukça hoş görüyle yaklaşarak omuzlarını sıkıp “Hoş bulduk,” dedi. Sonra da etrafına bakınarak haranın beş yılda ne kadar büyütüldüğünü görmüştü.

“Babam iyi iş çıkarmış burada, harayı büyütmüşler.” Adam patronunun sözlerine gülümseyerek cevap vermişti.

“Mehmet Bey uzun süredir haranın sorumluluğunu Dilay hanıma bırakmıştı, bu büyüme onun sayesindedir. Yeni at yetiştiriciler alındı, eskisinden daha çok yarış atı var artık,” dediğinde Elmas kıskançlıkla Selim ise dişlerini sıkarak başını sallamıştı.

“Dilay Hanım kendi işini boşlayıp burayla mı ilgileniyor?” adamlar Selim’in sözleri ile gerilmişti. Sonra da adamın yanında ki kadınla olan yakınlığını görünce yanlış bir şey söylemekten çekinmişlerdi. Kadının bakışlarından çekinen seyisler izin isteyerek oradan ayrılmak isterken karşıdan onları izleyen diğer çalışanlar Selim’e ve kadına kınayıcı gözlerle bakıyordu.

“Adamın gül gibi karısı varken yanında taşıdığı kadına bakın,” diyen kadınlardan birinin sözleri ikisinin de duyması onun için sorun değil gibiydi. Selim öfkelense de bir şey söylememişti. Elmas ise sinirlenerek konuşan kadınlara seslendi.

“Sen buraya gel, az önce ne dedin?” Elmas’ın çağrısına tek kaşını kaldırarak ikiliye bakan kadın hafif gülümseyerek Elmas’a cevap vermişti.

“Bir şey söyleyecekseniz siz buraya gelin,”

“Sen…” Elmas sinirle yanında ki adama dönerek “Selim duymuyor musun ne dediğini?” diye sitem etmişti.

“Duysa da bir şey söyleyeceğini sanmam. Evli bir adamın yanında başka bir kadınla buraya kadar gelmesi buralarda hoş karşılanmaz. Yazık Mehmet beyin böyle bir oğlu var, adama acımadan edemedim.” Selim sessizliğini korurken Elmas yine ortaya atlamıştı.

“Doğru konuş, sen kiminle konuştuğunu sanıyorsun? O sizin patronunuz.”

“Bizim bir tane patronumuz var o da Dilay hanımdır. Ona yapılan haksızlığa da göz yummayız. Size de hiç yakıştıramadık Selim Bey. Bunca yıl sonra neden geldiniz bilmem ama karınıza bari saygınız olsaydı.”

“Sözlerin bittiyse işinin başına dön,” Selim’in tek cümlesi kadının susmasını sağlamıştı. Sessiz kalan adamın bakışları aynı sessizliği nedense göstermiyordu. Selim resmen bakışlarıyla konuşup kadınları susturmuştu. İkili hızla arkasını dönerek oradan uzaklaşırken Elmas genç adama dönerek öfkeyle konuştu.

“Sen nasıl bir adamsın, sana hakaret ediyorlar sense susuyorsun. Onları kovman gerekirdi.”

“Duydun, patronları ben değilim, Dilay… Ayrıca sözlerinde yanlış olan bir şey yoktu. Seni buraya getirmemeliydim.”

“Ne?”

“Hadi gidelim, bu kadar gezi yetti sanırım. Ayrıca fabrikaya gitmem gerekiyor.”

“Bende gelsem?”

“Olmaz Elmas, çiftlikte otur ya da in çarşıya gez.” Elmas yüzünü asarak adamı takip etmeye başlamıştı. Bu gün olanlardan hoşlanmayan kadın şimdiden Dilay’ı alt edebilmek için plan yapmaya başlamıştı. Ama akşam olanlardan sonra biraz çekinmiyor değildi. Selim önce çiftliğe sonra da fabrika için yola koyulmuştu.

***

“Sizi dinliyorum Engin Bey,” Dilay masasına geçerek adama bakmıştı. Engin ise az önce odadan çıkan ikizleri düşünüyordu. Kadının sorusu ile kendine gelen adam gösterilmemesine rağmen kadının masasının önüne yerleştirilen sandalyelerden birine oturmuştu.

“Hafta sonu size ulaşmaya çalıştım Dilay Hanım, sanırım bizim siparişlerde bir sorun olmuş.”

“Sizin siparişlerde oluşan sorun sizden kaynaklıydı Engin Bey, ayrıca sizinle iş yapmak istemediğimizi firmanıza bildirmiştim.” Engin genç kadının kendinden emin bir şekilde konuşması karşısında bir süre ona bakmıştı.

“Sorunun çözülmesi için buradayım.”

“Ama ben artık çözüm istemiyorum. Sözleşme gereği ürünlerde iki kez değişim hakkına sahipsiniz ancak siz bu sınırı aştınız. Sürekli sipariş revizyonu isteyerek beni de zarara soktunuz. Bundan sonrasını avukatlarla fesih işlemlerinde konuşursunuz.” Engin dişlerini sıkarak sakinleşmeye çalışmıştı. Kendisinden habersiz yapılan bu revizyonlar ona da büyük zarar vermişti. Nasıl bu kadar dikkatsiz davrandığını anlayamıyordu.

“Bakın Dilay Hanım, benim o mobilyalara ihtiyacım var. Kaldı ki açılışa kadar hiçbir fabrika da mobilyaların zamanında üretilmesi beklenemez. Siz…”

“Benim yapabileceğim bir şey yok Engin Bey, üretim hattında farklı bir seri alındı. Sizin kararsız davranışlarınızı şirketim sorumlu tutulamaz. Kaldı ki sözleşme gereği zararımızın karşılığını vermek zorunda kalacaksınız.” Engin sıkıntıyla nefesini dışarıya verirken karşısında ki kadının kırılma noktasını bulmaya çalışıyor ama kadın öyle soğuk duruyordu ki ne yapacağını bilememişti.

“Sözleşmeyi yenilesek, bu kez iş takibini bizzat ben yapacağım. Üçüncü kişileri araya sokmadan.” Dilay adamın zor durumda olduğunu anlayabiliyordu. Kaldı ki iş için kendisi gelmişti. Düşünmeye başladığını karşısında ki adam anladığında yeniden araya girmişti.

“Şimdi ki fiyatın yüzde beş fazlasını verebilirim. Yeter ki o mobilyalar açılıştan önce elimize ulaşsın.”

“Bu teklifi avukatlarımla konuşacağım,” Engin ayağa kalkarak kadına elini uzattığında Dilay bir süre adamın eline baktıktan sonra elini göğsüne koyarak tokalaşmamayı tercih etmişti. Onun bu hareketi Engin’i gafil avlasa da bir şey söyleyememişti.

“Sizden haber bekleyeceğim,” diyerek kapıya yönelip genç kadının sessiz bakışları altında kapıdan çıkıp gitmişti. Dilay adamın dışarı çıkmasıyla tuttuğu nefesini geri bırakırken geriye yaslanarak yüzünü ellerinin arasına almıştı. Hayatında ilk kez bu kadar gerilmişti. Adamın sinirlendiğini anlayabiliyordu. Onu zorlamak için elinden geleni yaptığının da farkındaydı. Aklına gelen şeyle üretim bölümünü arayarak üretim bandına yeniden havayolu şirketinin siparişinin verilmesini istemişti. Patronlarının kararı ile işçiler çalışmaya başladığında genç kadın gülümseyerek bu kez Sevim’i çağırmıştı.

“Dilay Hanım?”

“Çocuklar nerede Sevim? Kreşe döndüler mi?” Sevim kadının sözlerine hülyalı bir şekilde cevap vermişti.

“Ah maşallah Dilay Hanım, ikizler çok tatlı. Ayrıca çok akıllılar da. Aslı Hanım onları kreşe götürdü.” Genç kadın ikizlerin bir hayran daha kazandığını düşünerek hafif gülümsemiş ve anında gülümsemesini yok ederek yeniden asistanına dönmüştü.

“Öğleye kadar önemli bir görüşme ya da toplantı var mı?”

“Acil bir işiniz yok, üretim bölümünü gezecektiniz.”

“Peki, o zaman ben çocukları görmeye gidiyorum bir şey olursa beni ararsın. Ayrıca havayolu şirketiyle devam edeceğiz, avukatları öğleden sonra toplantıya çağır,” dediğinde Sevim şaşkınlıkla patronunun arkasından bakmıştı. Ne ara havayollarıyla görüştüğünü bilmiyordu ama bu işin devam etmesine de sevinmişti.

Dilay yönetim binasından çıkarak kreşe doğru ilerlerken oldukça keyifliydi. Kendisini görüp selam verenlere kısa bir baş selamı ile karşılık veriyordu. Kreş bölümüne geldiğinde içeriden yükselen kahkaha sesleri Dilay’ın da gülmesine neden olmuştu. Çocuk sesi onu her zaman mutlu ediyordu. Özel olarak kreş binasının çevresini çevreleyen yüksek çitler vardı. Herhangi bir dikkatsizlikle çocukların fabrika sınırlarına girmesini engelleyen bu yüksek çitler kreşe masal içindeymiş havası katıyordu. Rengarenk çizgi film kahramanları ve oyun alanları vardı. Binadan içeriye girdiğinde emzirme odasında çalışan kadınlardan birini görünce selam vermişti. Kadın patronunu görünce ayağa kalkmak istemiş ama Dilay rahatsız olmamasını söyleyerek oyun odasına geçmişti. Çocuklar çalan eğlenceli şarkıyla oyun oynuyordu. Ama Dilay’ın asıl dikkatini çeken ortaya aldıkları gözleri bağlı kişi olmuştu.

“Sıcak, sıcak… Soğuk soğuk…” çocuklar yakalanmak için kendi aralarında dört dönerken gözleri bağlı kişi hırslanmış küçük çocuk gibi davranıyordu. Sonunda çocuklardan birini yakalayan adam kadının gülmesine neden olmuştu.

“Ayne…” İkizler koşarak genç kadına sarılırken Dilay onların terlediğini fark ederek hemen Aslı’ya dönmüştü.

“Aslı, arabadan çocukların çantasını aldın değil mi?” diye sormuştu. Genç kız başını sallarken terleyen çocukları değiştirmek için kıyafet istemişti.

“Çocukluğuna mı dönmek istedin Seyhan?” genç kadın tek kaşını kaldırarak kayınına bakarken genç adam yüzünü asarak cevap vermişti.

“İkizleri evde göremeyince kötü oldum abla, onları görmeden şirkete geçmek istemedim.”

“Gelmişken de oyun oynayayım dedin?”

“Ne yapayım, afacanlar çok zeki, beni kandırdılar.” Adamın isyanına gülen genç kadın kendisini hayretle izleyen çalışanların farkında bile değildi.

“Hadi canım, sen işine git, bir daha da çocukları bu kadar terletme.”

“Ama ben onları özledim.”

“Seyhan, çocuk gibi davranıyorsun.” Dilay sonradan aklına gelen şeyle yeniden Aslı’ya dönmüştü.

“Aslı, sen ikizlerle ilgilen benim Seyhan ile konuşmam gereken şeyler var.” Genç kız kadının dediğini yaparken Seyhan Dilay’ın peşinden kreşten çıkmıştı. İkizler geldiğinden beri oldukça ilgi odağı olmuştu. Patronlarının çocukları onlar için dikkat edilmesi gereken bir durumdu. Üstelik çocuklardan biri oldukça hareketliydi.

“Hayırdır abla, bir sorun mu var?”

“Bende onu soracaktım Seyhan, sorun mu var? Selim neden geldi?” Seyhan sıkıntıyla ensesini kaşırken Dilay onu kolundan tutarak ofisine doğru götürmüştü.

“Benim işe geçmem gerekiyor abla.”

“Seyhan, bu kez kaçamazsın. Madem kendi ayağınla geldin bana anlatmak zorundasın.”

“Tamam, sakin ol önce.” Genç kadın odasında ki karşılıklı koltuklara geçerek oturmuştu. Seyhan da onun karşısına oturduğunda Dilay daha fazla dayanamayarak “Anlat,” dedi.

“Bak önce anlatacaklarımı sonuna kadar dinlemelisin. Durum görüldüğü kadar kötü değil.”

“Hangi durum?”

“Babamın doktoru abimi aramış olmalı. Babam bir süredir kalbinden rahatsız. Biliyorsun, daha önce de spazm geçirdi.” Dilay duyduklarıyla sakin kalmaya çalışıyordu.

“Mehmet baba iyi değil mi?”

“Doktor ameliyat olmasını istedi ama biliyorsun ki babamın ameliyat deyince sinirleri tepesine çıkıyor. Şeyden beri…”

“Annenin ameliyatından beri!” genç kadın Seyhan’ın üzüldüğünü görebiliyordu. Mehmet Bey karısını ameliyat sırasında kaybetmişti. O günden sonra da ameliyatın lafını bile ettirmiyordu.

“Ama olmak zorunda, kalp damarları tıkalı ve bu durum zaman geçtikçe daha tehlikeli oluyor.” Dilay başını sallayarak yerinden kalkıp odanın penceresine doğru ilerlemişti. Mehmet babası genç kadının dayanağıydı. Onu ikna etmenin bir yolunu bulmak zorundaydı.

“Onu ikna etmek zorundayız.”

“Biliyorum ama nasıl?” Dilay adamın doktoruyla konuşarak riskleri öğrenip ona göre bir plan yapmalıydı. Bir süre daha konuşan ikili birlikte üretim bölümüne giderek siparişleri kontrol etmişti. Seyhan kütüphane için gerekli olacak malzemelerin listesini Dilay’a bırakarak oradan da kendi fabrikasına geçmişti. Yolda oldukça düşünen genç adam ofisine doğru ilerlerken hala aklında ablasının babasını nasıl ikna edeceği düşüncesi vardı.

“Seyhan Bey, şey geldi…” Seyhan sekreterinin konuşması ile duraksamıştı.

“Kim geldi?” bu sırada odasına girdiğinde masasında oturan abisini görünce duraksamıştı.

“Sen bize çay getir, gerisini ben hallederim,” diyerek sekreterini gönderen genç adam odasına girerek masasına yaklaşmıştı.

“Hayırdır abi, seni hangi rüzgar attı buralara?” Seyhan üzerinde ki ceketi çıkararak yanda ki askıya asmıştı.

“Fabrikaya hep bu saatte mi gelirsin?”

“Malum, birileri yüzünden evin neşeleri gidince onları görmeden dayanamadım. Ablamın yanından geliyorum.” Selim kardeşinin iğnelemesi ile yerinde kıpırdanmıştı.

“Küçücük çocukları fabrikaya götürdüğüne inanamıyorum, orası onlar için tehlikeli.”

“Emin ol evden daha güvende olacaklar.” Selim dişlerini sıkarak yerinde doğrulmuştu.

“Ne demek istiyorsun?” Seyhan abisinin diklenmesine ancak gülümsemişti. Başını iki yana sallayarak adama cevap verdi.

“Hadi ama fark etmemiş olamazsın, Elmas’ın ikizlere nasıl baktığını gördüm abi, elinden gelse ikisini de öldürecek gibi bakıyor.”

“Saçmalama, Elmas onlara zarar vermez.”

“Belki fiziksel olarak bundan sonra cesaret edemez ama ikizler yaşlarında ki çocuklar psikolojik şiddetten çok etkilenir.”

“Seyhan!” Selim’in uyarısı ile genç adam susmuştu. Abisinin kalktığı yere geçerek önünde ki bilgisayarını açarken Selim dikkatle kardeşini izliyordu.

“İşler nasıl gidiyor?”

“Çok şükür, bu aralar yurtdışından oldukça yüklü bir sipariş aldık. Senden gelen raporlarda iyi, yağımızda kavrulup gidiyoruz.” Selim kardeşinin sözlerine gülmeden edememişti. ,

“Seni duyanda orta gelirdi bir ailen var sanır.”

“Olabilir, şu beş yıl bize ne öğretti biliyor musun abi, paranın bir değeri olmadığını. Özellikle paylaştıkça daha çok kar elde ettiğini. İşler çok iyi, hem Dilay ablamda çok yardım ediyor. Yakında yeni bir sektöre girmeyi planlıyoruz.” Selim kaşlarını çatarken Seyhan onu umursamayarak önünde ki bilgisayardan fabrikanın içini görüntüleyen kameraları açmıştı.

“Dilay’a kendi işi yetmiyor sanırım, bizim fabrikaya da el attığına göre.”

“Aslında ben ona teklif ettim. Kendi farklı bir sektöre açılacak.” Selim merak etse de soramamıştı. Kapının tıklatılmasıyla içeriye elinde çayla giren kadın sessizce bardakları bırakarak odadan çıkmıştı.

“Seyhan, babam konusunda konuşmalıyız.”

“Biliyorum, ama şuanda bunun sırası olduğunu sanmıyorum. Özellikle Dilay ablam işe el atmışken.”

“Kes şunu artık!” Selim’in sesi sert çıkarken Seyhan anlamaz bir şekilde abisine bakmıştı.

“Neyi keseceğim?”

“Sürekli Dilay’ı önüme sürmeyi Seyhan. Anlıyorum, onu seviyorsun ama ben senin abinim.”

“O da benim ablam, sen olsan da olmasan da bu asla değişmeyecek. Ayrıca bunu bilerek yaptığımı sakın düşünme. Onun hakkında konuşmak elimde olmayan bir dürtü.”

“Bu kadın resmen hayatınızın odak noktası olmuş.”

“Öyle, ablam bizim hayatımızın odak noktası. Şu beş yılda çektiğimiz zorlukları biliyor musun sen? Kaçıp gittin, geride kalanları düşünmeden. Ben karından bahsetmiyorum, bizden bahsediyorum. Neredeyse iflas ediyorduk, haberin var mı senin? O adını duymaya dayanamadığın kadının planları olmasaydı çoktan ipi çekmiştik.” Selim şaşkınlıkla kardeşine bakarken onun ciddi olduğunu anladığında yutkunmadan edemedi.

“Ben giderken gayet iyi durumdaydık.”

“Evet, ama bir yıl sonra her şey tersine döndü. Yaptığımız yatırım şirketi dolandırıcı çıktı. Büyük kayıp yaşadık. Altı ay işçilerin maaşını ablam kendi kasasından ödedi.”

“Bana neden haber vermedin?”

“Nasıl verecektik? Ne telefonları açtın ne de bir adres bıraktın. Üç kez şubene geldim ama sen hep yurtdışındaydın.” Selim kardeşinin sözlerini içinde ki pişmanlıkla dinlerken ne söyleyeceğini bilememişti. Genç adam bir süre sessizce kaldıktan sonra yeniden kardeşine dönmüştü.

“Özür dilerim, yanında olmalıydım.” Seyhan abisinin aslında neden kaçıp gittiğinin farkındaydı. Annesi yeni ölmüştü ve abisi bunu kolay atlatamamıştı. Üstelik üzerine de istemediği bir evlilik yapmıştı.

“Seyhan, çocuklar iyi mi?” Seyhan abisinin birden ikizleri sormasına anlam veremezken duraksamıştı. Selim oldukça ciddi bir şekilde sormuştu.

“Çok şükür iyiler, neden böyle bir soru sordun ki?” genç adam bir süre daha abisinin değişen ifadesini inceledikten sonra yutkunarak ona bakmıştı.

“Onlar iyi abi, hiçbir sağlık sorunları yok. Bu konuyu sakın bir daha düşünme.” Seyhan hızla yerinden kalkarak abisinin karşısına oturmuştu. Adamın üzgün bakışları Seyhan’ın da üzülmesine neden olmuştu. Çocukken geçirdiği hastalığın ikizlerinde geçirmesinden korktuğu aşikardı.

“Eminsiniz değil mi? Kontrollerini yaptırdınız mı?” Seyhan anlayışla abisine bakarken hala o kötü günleri hatırlayabiliyordu. Abisinin cam bölme arkasında acıdan kıvrandığı zamanları asla unutamazdı.

“Endişelenme, babam bütün kontrolleri sene de bir kez yaptırıyor. Hem onlar tek değil, biri hasta olsa diğeri ona şifa olacaktır.”

“Söyleme şöyle, ağzına bile alma o sözleri.” Seyhan başını sallarken on yaşında ki ağabeyinin geçirdiği lösemi hastalığını aklından bile geçirmek istemiyordu. Zamanında kendisi abisine ilik verse de tam uyumlu ilik olmadığı için oldukça zor zamanlar geçirmişlerdi. Bu onlara yeni bir ilik bulma konusunda süre kazandırsa da o günler oldukça zor geçmişti.

“Neyse, işini hallet de bu gün erken çıkalım.”

“Daha yeni geldik ama,” Selim oturduğu yerden kalkarak derin bir nefes almıştı.

“Babamı evde yalnız bırakmak istemiyorum. Elmas ile ikisi yan yana tek kalmamalı.” İkili bir süre sessiz kaldıktan sonra öğleden sonra fabrikadan ayrılıp çiftliğe doğru yola çıkmışlardı. Yolda ilerlerken Seyhan’ın telefonu çalınca genç adam hemen telefonuna bakmıştı.

“Söyle ablaların gülü,” Selim bakışlarını kardeşine çevirdiğinde Seyhan oldukça keyifli konuşmasına devam etmişti.

“Elbette afacanları ben alırım, hayırdır bir sorun mu var?” Seyhan bir süre daha konuştuktan sonra yolda olduğunu söyleyerek telefonu kapatmıştı.

“Ne oldu?”

“Dilay ablamın hastanede işi çıkmış, ikizleri fabrikadan almaya gideceğiz.” Selim ikizlerin sözünü duyunca içine oluşan sıcaklığa şaşırmıştı. Başını diğer tarafa çevirerek yol boyunca sessiz kalmıştı. Gün içinde ikinci kez girdiği güvenlik kapısından geçerken abisinin yerinde doğrulduğunu görünce gülümsemeden edememişti. Selim etrafı dikkatle inceliyordu. Süha amcası yaşadığında birkaç kez geldiği fabrika oldukça büyütülmüştü. Başını iki yana sallayarak Dilay’ın işinde iyi olduğunu düşünmeden duramadı. Genç kadın iyi iş çıkarıyordu.

“Bayağı büyümüş burası.”

“Evet, ablam yanda ki arazileri de alıp üretimi genişletti. Yakında yeni bir fabrika satın alacak. Yeni yaptırmak yerine satın almak daha az masraflı olduğunu düşünüyor.”

“Doğru, kurulu bir fabrikanın düzenlenmesi daha kolay olur.” Selim arabanın durmasıyla bakışlarını önünde durdukları binaya çevirmişti. Genç adam dışı cıvıl cıvıl olan binaya gülümseyerek bakarken kapıdan dışarıya koşarak çıkan oğlunu görünce istem dışı hızla arabadan inmişti.

“Amca, amca…” Süha çitlerin önünde durarak arasından Seyhan’a sesleniyordu. Seyhan gülerek ona doğru yaklaşırken sırtında küçük çantasıyla arkasından gelen Süreyya dikkatini çekmişti. Küçük kızın yüzü asıktı.

“Süreyya, amcacım ne oldu?”

“Süha yine çantasını bana taşıtıyor amca.” küçük kız küs bir şekilde bakarken Selim kızının tatlılığına dayanamayarak ilerleyip onu kucağına almıştı. Şaşıran Süreyya amcasına bakarken Seyhan abisinin davranışına karşılık sadece başını iki yana sallamıştı.

“Süha, annen bu yaptığını duymasın.”

“Sen söylemezsen bilmez ki?” Süha’nın cevabı ikiliyi güldürürken Aslı da onların yanına gelerek mahcupça Seyhan’a bakmıştı.

“Seyhan Bey, özür dilerim çocukların çıktığını göremedim.”

“Sorun değil, biraz daha dikkatli ol yeter.” Aslı bakışlarını kaçırırken Süreyya’nın babasının kucağında olduğunu görünce gerilmişti. Bakışları hızla Seyhan’a kayarken boğazını temizleyerek dikkati üzerine çekmişti.

“Ne oldu Aslı?” Aslı genç adama Selim’i gösterirken Seyhan onun ne demek istediğini anlamıştı. Dilay ablası abisinin ikizlere yaklaşmasını istemiyordu.

“Sorun yok, ben hallederim.” İkizleri arabanın arkasına yerleştirirken Aslı da onların yanına geçmişti. Selim kucağında ki kızı bırakmakta oldukça zorlanmıştı. Çiftliğe gidene kadar sürekli geriye dönerek ikizlere sorular sormuş aldığı cevaplarla kahkahaya boğulmuştu. Kardeşler de babası olduğunu bilmeden Selim’i sevmişlerdi.

“Abi, çocukları kendine bağlamamalısın,” Seyhan araya girdiğinde genç adam kaşlarını çatarak ona bakmıştı.

“Nedenmiş o?”

“Burada kalıcı olmadığını sende bende çok iyi biliyoruz. Lütfen onları üzecek davranışlardan kaçın.” Selim kardeşinin sözleri ile duraksamıştı. Evet, burada kalıcı değildi. Çocukları da yanına alamazdı. Kısa süren mutluluğu içini yakarken bakışlarını önüne çevirerek çiftliğe kadar bir daha konuşmamıştı.

Araba çiftlik yoluna girdiğinde ikizler arkada şarkılarla eğleniyordu. Aslı onlara katılırken dikiz aynasından kendisine atılan kaçamak bakışlardan habersizdi. Seyhan dün sabah kıvırcık gördüğü saçların nasıl bu kadar düz olduğunu düşünmeden edememişti. Aslı güzelim saçlarına yazık ediyordu.

Çiftliğin park yerine arabayı park eden genç adam inerek çocukların da arabadan inmesine yardım etmişti.

“Hadi çocuklar, yemeğe kadar uyku vakti.”

“Ama Aslı abla, dedemi görmedik.” Aslı Seyhan’a dönerek sorarcasına bakmıştı.

“Ben onları babamın yanına götürürüm Aslı, sen eve çıkıp yemeklerini hazırla istersen.”

“Siz bilirsiniz Seyhan Bey,” diyerek çocukların çantalarını alarak çiftliğin arka tarafına yönelip üst daireye gitmişti.

“Dilay hep terasta mı kalıyor?” Selim sorarken Süha amcasının yerine cevap vermişti.

“Aynem orada çiçek büyütüyor, değil mi Süyeyya,” dediğinde Selim oğlanın sevimli haline dayanamayarak onu kucağın alıp öpmüştü.

“Sen ne yakışıklı bir çocuksun böyle?”

“Amcama çekmişim, değil mi amca?” Seyhan bozulan ağabeyinin ifadesini görünce gülerek yeğenine cevap vermişti.

“Elbette bana çektin, kime çekecektin ki?” Selim kaşlarını çatarak kardeşine bakarken Süreyya dikkatle Selim’i inceliyordu. Küçük kızın hayran bakışlarından hoşlanmayan Seyhan araya girerek konuştu.

“Prenses, sen neden bana hiç bakmıyorsun? Sürekli abime bakmanı kıskanıyorum ama…” dediğinde Süreyya omzunu silkeleyerek yeniden Selim’e odaklanmıştı. Selim kıza daha fazla dayanamayarak onu da kucaklayarak eve doğru yürümeye başlamıştı. İkizleri aynı anda kucağına alan genç adam oldukça keyifliydi. İkizler de babası olduğunu hissetmiş gibi başlarını genç adamın boynuna gömmüştü. Çocukların ılık nefesleri genç adamın içini ısıtırken salona girdiğinde kendisine öfkeyle bakan kadını görünce duraksamıştı.

“Bir şey mi oldu Elmas?”

“Beni burada tek başıma bırakıp bunların yanına mı gittin?” Elmas ikizleri gösterirken Selim kaşlarını çatarak ona bakmıştı.

“Sözlerine dikkat et Elmas, sana daha önce de söylemiştim.” Elmas alkışlayarak genç adamı protesto etmişti.

“Bana bak Selim, buraya boşanmak için geldin. İki çocuk gördün diye kendini babalığa alıştırma.” Selim kadının sözlerine sinirlense de ikizlerin yanında cevap verememişti. Üstelik bu babalık konusunu onların yanına açması hiç hoşuna gitmemişti.

“Bu konu ulu orta konuşulacak konu değil Elmas, sabrımı sınama.”  Süreyya genç adamın yüzünü avuçlarının arasına alarak sevimlice sormuştu.

“Baba ne demek?”

***

Yorumlarınızı eksik etmezseniz sevinirim. Teşekkür ederim. Ayrıca Aşağıda diğer bölümlere rahatlıkla geçebilmeniz için linkler paylaşıyorum. Üzerine tıklayarak önceki veya sonraki bölümleri okuyabilirsiniz.

3.BÖLÜM <<<< >>>>> 5.BÖLÜM

17581cookie-checkDilay Hanım 4. Bölüm