Aralık 27, 2021 Yazarı mermaridyy 18

Dilay Hanım 5. Bölüm

Merhaba arkadaşlar, hikaye yarışmasına katılmak isteyenler bana instagram hesabımdan ulaşabilir. Keyifli okumalar.

***

Genç adam küçük kızın sorusuyla ne cevap vereceğini bilememişti. Ters bakışlarını Elmas’a çevirirken yardımına Seyhan koşmuştu. Seyhan küçük kızı hemen ağabeyinin kollarından alarak gıdıklamaya başlamıştı. Kardeşiyle kızının kahkahalarını dinleyen Selim yutkunurken içine oluşan huzursuzluğa anlam veremiyordu. Her zaman çocukları çok sevmişti. Bir gün kendi çocukları olacağını da hayal etmişti ama birden bu şekilde iki çocuğun babası olduğunu öğrenmek genç adam için tarif edilmez bir duyguydu. Onlara nasıl yaklaşması gerektiğini, ya da yaklaşmaya hakkı olup olmadığını bilmiyordu. Bu konuyu tamamen Dilay’a bırakacaktı. Gerekirse Dilay çocuklara babaları olduğunu açıklardı. En azından bunca yılın hatırına bunu Dilay’a borçluydu.

“Keyfiniz bol olsun, bu ne güzel ses böyle?” Mehmet Bey torunlarının sesini duyunca yattığı yerden kalkarak salona inmişti. Selim geldiğinden beri bu seslerden mahrum kalmıştı. Kalbi iyice onu zorlamaya, yorgun düşürmeye başlamıştı. Sıkıntıyla nefesini dışarı verirken Süha’nın “Dede,” diye bağırarak adama koşması adamı gülümsetmişti.

“Dedesinin paşası, nasıl geçti günün?”

“Dedecim, Süha çantasını bana taşıtıyor!” Süreyya’nın şikayeti adamı güldürürken Selim’in bakışları kardeşi Seyhan’a takılmıştı. Bir zamanlar o da kardeşine taşıtırdı çantalarını iki adam da aynı şeyi düşünmüş olacak ki gülmeye başlamıştı.

“Kime çekti acaba?” Selim yerinde rahatsızca kıpırdanırken Süreyya amcasına kaşlarını çatarak baktı.

“Ama annem ona kızıyor, hem ben kızım…”

“Neyse ki!” küçük kızın sözlerini Selim istem dışı onaylamıştı. Kardeşi ve babasının bakışlarını yakalayınca omuzlarını silkerek onları umursamamıştı.

“Gel bakalım sen bana, birazda biz oynayalım.” Selim küçük kızı kucağına alırken kollarını yukarıya kaldırarak döndürmeye başlamıştı.

“Helikopter olduk,” diye bağıran Süreyya gülerken Selim de onunla birlikte gülmüştü. Süha’nın bakışları Seyhan’a kayınca genç adam onunda aynı şeyi istediğini anlayarak abisi gibi küçük oğlanı kollarında döndürmeye başlamıştı. Salonda kahkaha sesleri yükselirken onları kıskanç gözlerle izleyen Elmas kendince planlar yapıyordu. Belki resmi nikahı yoktu ama o Selim’in karısıydı. Biran önce Dilay’dan boşanması gerekiyordu. Ayrıca aklının bir köşesine hamile kalması gerektiğini de yazmayı unutmamıştı. Neşeli geçen zamanı Aslı salona girdiğinde bölünmüştü.

“Seyhan Bey, çocukların yemek zamanı geldi. Sonrada yatmaları gerekiyor.” Seyhan genç kızı onaylarken kucağında ki Süha’yı yere bırakmıştı.

“Duydunuz Aslı ablanızı, hadi bakalım yemeğe,” dediğinde ikizlerden hemen itirazlar yükselmeye başlamıştı.

“Ama amca daha oynuyorduk.”

“Bu gün yeterince oynadınız, annenizi üzmek ister misiniz?” Seyhan’ın sorusu ile ikizler hızla başını iki yana sallamıştı. Genç adam onlara gülümserken Aslı ellerini tutarak onları asansöre doğru götürdü.

“Çocuklar neden burada yemiyor?” Selim’in sorusu ile Aslı yerinde duraksamıştı. Ağır bir şekilde genç adama dönerek sorusuna cevap verdi.

“Dilay Hanım bu şekilde uygun gördü. Yemekten sonra uyuyacaklar.”

“Yine de…”

“Selim, sen karışma kızımın işine,” Mehmet Bey araya girerek oğlunu susturmuştu. Zaten ne zaman babasına itiraz etmişti ki? Genç kız çocukları götürürken Elmas kendini belli edercesine boğazını temizlemişti.

“Şu boşanma işini ne zaman halledeceksin Selim?” kadının sorusu ile bakışları ona dönmüştü.

“Dilay ile konuşmadım daha.”

“Ne zaman konuşacaksın?” kadının ısrarlı sözleri Mehmet beyi rahatsız etmişti.

“Senin ailen yok mu?” Mehmet beyin sorusu ile kadının bakışları ona dönmüştü.

“Neden soruyorsunuz?” Seyhan babasının avını yakalamak isteyen bakışlarından oldukça keyif almıştı.

“Oğlumla evlenecek olan kızın ailesini merak etmem yanlış mı? Kimin nesisin, ailen kim? Oğluma uygun musun?” Mehmet beyin her sözü Elmas’ı daha da sinirlendirmişti.

“Mehmet Bey, Selim kendi kararlarını alabilecek yaşta, ona küçük çocuk muamelesi yapmayın. Kaldı ki biz zaten evliyiz.”

“Öyle mi? Benim bu evlilikten haberim olmadı. Aileni çağır uygun musun değil misin anlarız!” Elmas hızla yerinden kalkarken Selim sıkıntıyla babasına bakmıştı.

“Baba, lütfen bu işi uzatmayalım.”

“Hangi işi?”

“Dilay ile evlendiğimde bile birkaç yıl içinde boşanacağımı söyleyerek evlenmiştim. Şimdi bana…”

“O sen o kıza dokunmadan önceydi.” Mehmet beyin sesi oldukça sert çıkmıştı.

“Baba!”

“Sen sana ettiğim emanete ihanet ettin. Şimdi gelmiş karşıma kim olduğu belli olmayan bir kızı karım diye tanıtıyorsun.” Seyhan babasının sinirlenmeye başladığını anlayınca onu sakinleştirmek için araya girmişti.

“Baba, bu konuları daha uygun bir zamanda konuşalım. Sağlığın iyi değil şuanda.”

“Bende o yüzden söylüyorum, sağlığım iyi değil ve ben ölmeden ailemin düzene girmesini istiyorum.”

“Baba, Dilay’ı kızın gibi sevdiğini biliyorum ama ben onu karım olarak görmüyorum.”

“Madem öyle burada ne işin var?” adamın sert sesi ortamda yankılanırken kapıdan içeriye giren genç kadın tamda tartışmanın ortasına düşmüştü.

“Mehmet baba?” Dilay kendisine bakan ikiliye aldırmadan adamın yanına gitmişti.

“Kızım geldin mi? Çocuklar yukarıda, istersen…”

“Önce seninle konuşalım mı baba?” Dilay’ın yumuşak sesi adamın içini ferahlatmıştı. Adam başını sallarken aklına gelen şeyle gözlerini iki oğluna çevirdi.

“Sizde gelin, çalışma odasında konuşalım. Bazı kararlar aldım ve onlar için avukatıma belgeler hazırlattım.” İki adam da şaşkınlıkla babasına bakmıştı. Dilay adamın işleriyle ilgilenmediği için bu konuyu önemli bulmamıştı. Elmas itiraz edeceği sırada Selim araya girerek onu susturmuştu.

“Sen odaya çık Elmas, yeni bir tartışma istemiyorum.” Selim’in sözlerine karşılık kadın omzunu silkmişti.

“Bende ailedenim.”

“Aileden olman için seni onaylamam gerekir, inan o onayın kıyısından bile geçemiyorsun.”

“Bakın!”

“Elmas, sana dediğimi yap!” Selim’in sert sesi ortamı gereken kadın hırsla yerinden kalkarak merdivenlere yönelmişti. Mehmet Bey üç çocuğunu da ardına alarak çalışma odasına girmişti. Masasının arkasına geçerek çekmeceye sakladığı kağıtları masanın üzerine alırken çocuklara oturmasını söylemişti. Seyhan ve Dilay yan yana otururken Selim hemen karşılarında yerini almıştı.

“Biliyorsunuz, sağlığım yerinde değil.” Dilay adamın sözlerine karşılık yutkunmuştu.

“Ameliyat olabilirsin baba.”

“Ameliyatlar hakkında ne düşündüğümü biliyorsun kızım, istemiyorum.”

“Ama bu bencillik baba, torunlarını hiç mi düşünmüyorsun.”

“Dilay lütfen.” Adam kıza itiraz etse de Dilay’ın alttan almaya niyeti yoktu.

“Bana bir söz vermiştin baba, beni her zaman koruyacaktın. Şimdi kendini ölüme terk ediyorsun. Az önce nereden geldim biliyor musun?” adam kadının sözleriyle duraksamıştı. Kızın geri adım atmayacağını biliyordu.

“Dilay?”

“Doktorunla konuştum, ameliyat olursan yüzde atmış iyileşirmişsin. Henüz o kadar yaşlı değilsin. Daha çok zamanımız olabilir. Seyhan’ın çocuklarını görmek istemez misin?” Mehmet Bey genç kadının duygu dolu sesi karşısında ne söyleyeceğini bilememişti.

“Kızım lütfen, şimdi bu konuyu konuşmayalım.”

“Ne zaman konuşacağız?” Dilay yerinden kalkarak yaşlı adamın önünde diz çökerek ellerini tutup öpmüştü.

“Dilay yapma?”

“İkinci kez dayanağımı kaybetmek istemiyorum baba. Sen olmadan çocukları büyütemem. Hem ben bunca zaman dik durabildiysem arkamda Mehmet babam var diyerek durdum. Şimdi sen benim yaslandığım duvarı yıkıyorsun.” Mehmet Bey kadının sözleriyle duygulanarak incilerini dökmeye başlamıştı. İki kardeş karşılarında yaşanan olay karşısında şaşkındı. Babalarını ilk kez ağlarken görüyorlardı. Dilay adamın yaşlarını silerken yaşlı adam kızın yüzünü tutarak alnını öpmüştü.

“Senin gibi bir kızım olmasını ne çok isterdim. Bazen dualarım kabul oldu diye düşünsem de sonradan yaşadıkların aklıma gelince üzülmeden edemiyorum.”

“Benim bir şikayetim yok baba, sen yeter ki iyi olacağına inan.”

“Tamam, bu kadar yeter. Hadi şu konuyu konuşalım.” Genç kadın adamın çocuk gibi itirazına gülümseyerek yerinden kalkmıştı. Ardını döndüğünde kendisine bakan gözlerle karşılaşınca kısa biran duraksamıştı. Bakışlarını çekmeden adamın karşısına otururken oldukça gururluydu.

“Baba bizimle ne konuşacaksın?”

“Avukata vasiyetimi yazdırdım.”

“Buna ne gerek vardı baba, Allah geçinden versin.”

”Geçinden versin de ben yine işimi sağlama alayım.” Adam önündeki kağıtları çocuklarına uzatırken Dilay kağıtları almaya bile gerek görmemişti. Ona göre genç kadının yeterince parası vardı. Fazlasına ihtiyacı yoktu.

“Sizin de okuduğunuz üzere fabrika hisselerimi ikiniz arasında paylaştırdım. İstanbul’da ki iki büyük evi Dilay’a bıraktım. Ayrıca merkezdeki dairelerde çocukların eğitimi için kiraya verildi. Eğitimleri bitince kendi aralarında paylaşırlar. Diğer tüm mal varlığım ikiniz arasında paylaşılacak.” Seyhan şaşkınlıkla babasını dinliyordu. Başını iki yana sallarken Dilay araya girerek konuşmuştu.

“Babacım, bana bir şey vermenizi istemiyorum. Benim yeterince mirasım var.”

“Sen benim kızımsın Dilay, o evleri senin sayende almıştık. Ayrıca ikizleri de düşünmen gerekiyor.”

“İkizlere bakabileceğimi biliyorsun baba, dedesi olarak onlara bir şeyler vermeni anlayabiliyorum ama bu kadar yüklü bir mirası almalarını istemiyorum.”

“Saçmalama, çocuklar elbette hakkı olanı alacaklar!” Selim’in araya girmesiyle Dilay’ın bakışları ona dönmüştü.

“Ben çocuklarıma bakarım, ihtiyaçları yok.”

“O çocuklar benimde çocuklarım. Babam ne verir bilmiyorum ama benim mirasımdan da paylarını alacaklar.”

“İstemiyorum, senden çocuklarıma geçecek tek kuruş dahi kabul etmem.”

“Sen etmeyebilirsin, ama ben vereceğim.” İkilinin ağız dalaşını Seyhan bozmuştu.

“Çiftliği ne yapacaksın baba, onu belirtmemişsin?” dediğinde adamın bakışları iki oğlunun üzerine gezmişti. Asıl söylemek istediğini sona saklamıştı. Çiftlik onun ve ailesi için çok önemliydi. Öyle önüne gelene bırakamayacak kadar hem de…

“Çiftliği bir şey yapmayacağım, zaten istesem de yapamam.”

“Mehmet baba, neden öyle konuşuyorsun?” Dilay endişeyle sormuştu. Aklına ilk olarak yıllar önce yaşadıkları mali sıkıntı gelmişti. Acaba çiftlik ipotekli olabilir miydi? Ama ipoteği kaldırmışlardı!

“Çiftlik bana ait değil, dolayısıyla mirasımda yer alamaz.” Adamın sözleri ile üçü de hızla yerinden kalkmıştı.

“Ne demek bana ait değil baba?” Seyhan hızla sorarken onu Selim takip etmişti.

“Nasıl sana ait olmaz baba?” Selimden sonra Dilay endişeyle sormuştu.

“Çiftliği sattın mı?”  kadının üzgün çıkan sesiyle Mehmet Bey buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Satmadım, yıllar önce çiftliği ikizlerin üzerine yaptım!” adamın sözleri Dilay’ın kulaklarında yankılanırken Seyhan rahat bir nefes almış, Selim ise yerine oturarak eliyle yüzünü kapatmıştı. Genç adam çiftliğin elden çıkmasına dayanamazdı. Burası annesinin hatıralarıyla doluydu. Mehmet Bey onların tepkilerini izlerken hiç birinden bir çıkış olmamıştı.

“Bunu kabul edemem baba, bu çok fazla.” Dilay bir süre sonra kendine geldiğinde hemen itiraz etmişti.

“Neden kabul edemiyorsun? Eğer sen olmasaydın bu çiftliği çoktan kaybederdik. İpoteğini sen kaldırdın. Hem çocuklar buraya bayılıyor.”

“Ama burada Seyhan’ın da hakkı var.” Seyhan elini sallayarak umursamazca konuşmuştu.

“Yeğenlerime helal hoş olsun. Biran yabancı biri aldı sandım çiftliği. Oh be rahatladım.”

“Babam haklı, çiftlik ailede kaldığı sürece kimin olduğu önemli değil.” Dilay şaşkınlıkla iki kardeşe bakıyordu. Onların bağırıp çağırıp itiraz etmelerini bekliyordu. Ama beklediği tepkiyi ikisi de vermemişti.

“Baba, Selim’in başka çocukları da olacaktır, onların hakkını çocuklarıma veremezsin.”

“Saçmalama kızım, bu benim param. Oğluma hakkını verdim. Kendi hakkını ne isterse yapabilir. Bu çiftlik ikizlerin ve idaresi de sende olacak. Zaten sen yönetiyordun işleri…” dediğinde Selim’in bakışları genç kadına dönmüştü. Çiftlikten ayrıldığından beri çok şey değişmişti. Dilay üzgün bir şekilde Seyhan’a bakarak konuşmuştu.

“Ya Seyhan, onun hakkı ne olacak?”

“Ona zaten Mudanya’da ki arazilerden verdim, istediğini yapsın.”

“Ama bu çiftliğin yerini tutmaz.” Genç kız hala itiraz ederken Seyhan onu susturmuştu.

“Dilay abla, onlar benim yeğenim olabilir ama sende biliyorsun ki benim için yeğenden çok daha değerliler. Bırak babam bildiği gibi yapsın. Fabrikanın hisseleri zaten oldukça değerli. İstersem yeni bir çiftlik kurabilirim ki istemiyorum. Burada bana bir oda verseniz minnet duyarım,” dediğinde son sözlerini şakalaşarak söylemişti.

“Bilemiyorum, ikizlere sormak gerekir.”

“O zaman odam hazırdır. İkizler amcalarına bayılıyor çünkü,” dediğinde genç kız gülmüştü. Selim bu tablonun dışında kaldığı için kendini suçlasa da tek pişmanlığı çocukların varlığından zamanında haberdar olmamasıydı. Yıllar kaçırmıştı. Belki Dilay ile yine boşanacaktı ama çocukları onu babası olarak bilecekti. Bir süre sessiz kalan Mehmet Bey boğazını temizleyerek yeniden söze girmişti.

“Şimdi gelelim şu boşanma işine…” dediğinde Selim’in bakışları hızla babasına dönmüştü.

“Ben belgeleri hazırlatıp imzaladım baba, oğlunuzda imzalarsa bu iş biter.” Dilay’ın sözleri ile genç adam şaşırmıştı. Bakışları yeniden ona döndüğünde Dilay onu umursamadan odadan çıkıp birkaç dakika sonra geri gelmişti. Elinde ki belgeyi Selim’e uzatarak yerine oturmuştu.

“Emin misin kızım?” Mehmet Bey oldukça üzgündü. Her zaman bir umudu vardı. Ama şimdi o umudu da yok olmuştu. Selim belgeye kısa bir süre göz attıktan sonra bakışlarını karşısında ki genç adama çevirmişti.

“Çocuklarla vakit geçirmek istiyorum,” dediğinde Dilay’ın alev alan bakışlarıyla karşılaşmıştı.

“Asla, unut bunu.”

“Onlar benimde çocuklarım. Bu zamana kadar onlardan haberim yoktu.”

“Bundan sonra da yokmuş gibi davranırsın olur biter.”

“Bu konu tartışmaya açık değil Dilay, tamam sana hata yapmış olabilirim ama bu benim onların babası olduğum gerçeğini değiştirmiyor. Şimdi olmasa da ilerde babalarının ben olduğumu bilmeliler!” Dilay hızla yerinden kalkarak genç adamın önüne dikilmişti.

“Sana söyledim, çocuklarımdan uzak dur. Onların sana ihtiyacı yok.”

“Her çocuğun babaya ihtiyacı vardır.”

“İyi ya, kendine yeni çocuklar yap, benimkilerden uzak dur.” Selim genç kızla anlaşamayacağını anladığında düşünmemesine rağmen genç kadına sert bir şekilde bakarak “Velayet davası açmamı ister misin?” dediğinde Mehmet Bey hızla elini masaya vurmuştu.

“Sen ne dediğinin farkında mısın?”

“İstediğini açabilirsin, sonuçlarına da katlanırsın.”

“Dilay, sen istesen de istemesen de ben onların babasıyım,” dediğinde Dilay gözlerini kapatarak sakinleşmeye çalışmıştı.

“Bak bunu düşünmek istiyorum, hemen alabileceğim bir karar değil. İmzala şunu ve avukatlar gerisini halletsin.” Selim belgeyi okuyacağını söyleyerek kapıya yönelmişti.

“Selim, oğlum sen ne yapıyorsun?” Mehmet Bey oğluna bakarken genç adam buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Çocukları sevdiğimi biliyorsun baba, onlar benim çocuklarım üstelik. Ne kadar kötü de olsam ben onların babasıyım.” Genç adam odadan çıkarken Dilay kalktığı yere oturarak ellerini yüzüne kapatmıştı.

“Endişelenme kızım, Selim böyle bir şey asla yapmaz.”

“Nereden biliyorsun baba, çocuklarımı almaya çalışırsa onu mahvederim baba,” dediğinde Seyhan yerinden kalkarak genç kadının önüne çökmüştü.

“Abim, annenin ne kadar önemli olduğunu bilir abla, ikizleri asla senden ayırmaz. Bu gün bile onların iyi olup olmadığından emin olmak için beni sorguya çekti. İlk sorduğu ikizlerin sağlığı oldu!” dediğinde Dilay anlamasa da Mehmet Bey hemen anlamıştı.

“Ay sonunda ki kontrole Selim de gelsin,” dediğinde Dilay itiraz etmek istemişti.

“Baba, lütfen…”

“Bilmesi gerekiyor kızım, sen bilmiyorsun ama Selim çocukken kanserdi. Şimdi ikizlerin sağlıklı olduğunu bilmek istemesi çok doğal,” dediğinde Dilay yutkunmuştu.

“Şu sağlık kontrolünü bu hafta yapalım,” diyen Dilay hemen yerinden kalkmıştı. Genç kadın için çocukların iyi olması her şeyden önemliydi. İzin isteyip odadan çıktığında Seyhan babasına dönmüştü.

“Sence ne olur?”

“Dilay yufka yüreklidir, bir süre sonra izin vereceğine eminim. Selim de kendince bir çözüm yolu bulmalı. Elmas denilen kadına güvenmiyorum.”

“Ona bende güvenmiyorum. Geçende Süreyya’nın üzerine bağırınca kendimi zor tuttum.”

“O kadına dikkat et Seyhan, özellikle çiftliğin ikizlere ait olduğunu öğrenince onlara zarar vermek isteyebilir,” dediğinde Seyhan babasına hak vermişti.

“Elimden geleni yaparım baba, sen merak etme.” Adam başını sallarken Seyhan bir süre babasına bakmıştı. Mehmet Bey cebinden çıkardığı ilacını içerken genç adam dayanamamıştı.

“Ne planlıyorsun baba, ameliyat olacak mısın?”

“Korktuğumu biliyorsun Seyhan,” dediğinde genç adam üzülmüştü.

“Korkun bizden daha mı önemli? Sana hala ihtiyacımız var.” Oğluna gülümseyen adam sıkıntıyla yerinden kalkmıştı.

“Akşam yemeğine kadar dinleneceğim, bu konuyu sonra konuşalım,” dedi.

***

Genç kadın dairesine girdiğinde Aslı’yı salonda ders çalışırken bulmuştu. Daire oldukça sessizdi.

“Selam, ikizler uyuyor mu?” Aslı genç kadına gülümseyerek bakmıştı.

“Yemeklerini yiyip uyudular,” dediğinde genç kadın çocukların odasına doğru yürümeye başlamıştı. Sessiz olmaya özen gösterirken aklında Selim’in kanseri yendiği düşüncesi vardı. Çocuklarına böyle bir hastalığı yakıştıramıyordu bile. Odaya girdiğinde kapalı perdelerle karşılaşmıştı. İçeride abajurun loş ışığı vardı. Yavaş bir şekilde önce üzeri açılan kızının üzerini örterek saçlarından öpmüş, daha sonrada oğlunun yanına giderek başını okşamıştı. Bir süre ikizleri izledikten sonra sessizce odadan çıkarak Aslı’nın yanına gelmişti.

“Bu gün sorun yaşadınız mı Aslı?”

“Çocuklarla iyi anlaştılar abla, bir sorun çıkmadı.”

“İyi bari, bir süre daha bu şekilde devam edeceğiz,” dediğinde Aslı sıkıntıyla genç kadına bakmıştı. Dilay onun bir sıkıntısı olduğunu hemen anlamıştı.

“Ne oldu Aslı?”

“Şey Dilay abla, biliyorum Selim beyin çocuklara yaklaşmasını istemiyorsun ama bu gün bizi almaya Seyhan beyle o da geldi.”

“Öyle mi? Bir şey mi oldu, çocuklara…”

“Yok, kötü bir şey olmadı. Selim Bey çocuklarla oynadı. İkizler onunla çok eğleniyordu. Selim beyde sanki başından beri ikizlerleymiş gibi oldukça rahattı.” Dilay başını sallayarak kanepeye geçip oturmuştu.

“Neyse, kötü bir şey olmadıysa sorun yok.”

“Şey Dilay abla, yine oynamak isterse ben engel olabileceğimi sanmıyorum. İkizler onunla iyi anlaştı gibi,” dediğinde Dilay düşünceyle sessizce konuşmuştu.

“Kan çekiyor demek ki?”

“Anlamadım?”

“Sorun değil canım, sen yine de gözünü ikizlerden ayırma. Bırak oynasınlar, zaten istesem de engel olamam. Ne de olsa babaları.” Aslı şaşkınlıkla geç kadına bakarken Dilay onun şaşkınlığına gülmüştü.

“Dilay abla sen…”

“Bunu değiştiremem Aslı, çocuklar babaları ile vakit geçirmek isterse yapacak bir şey yok. Yeter ki onlara kötü davranmasın.

“Sanmıyorum, Selim Bey çok iyiydi çocuklarla. Bir ara koşturmaktan Süreyya’nın burnu aktı biliyor musunuz. Selim Bey hiç tiksinmeden eliyle sildi,” dediğinde Dilay gözünün ününe o anı getirmeye çalışmış ve gülmüştü.

“Sanırım Selim’in dikkatini bir ben çekemedim.” Aslı üzgün bir şekilde genç kadına bakmıştı. Dilay genç kızın bakışlarına gülümseyerek elini dizine vurup “Hadi kahve yap da birlikte içelim,” dedi. Aslı yerinden kalkarak mutfağa geçerken Dilay da olanları düşünüyordu. Çocukları için en iyi kararı vermek zorundaydı.

Selim haklıydı, ne kadar kötü de olsa o çocuklarının babasıydı! Kaldı ki çocuklar onu sevmişti.

***

Lütfen yorum yapmayı unutmayın. Ayrıca bir önceki bölüme aşağıda ki linkten ulaşabilirsiniz.

4.BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 6.BÖLÜM

17791cookie-checkDilay Hanım 5. Bölüm