Ocak 3, 2022 Yazarı mermaridyy 21

Dilay Hanım 6. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Herkesin yeni yılı hayırlı olsun. İnşallah bir önceki yıldan iyi geçer yılınız. Umarım bölümü beğenirsiniz. Ayrıca hikayelerin son bölümlerinde siz okuyucularımdan bir ricada bulunmuştum. O da hikaye okurken ya da okuduktan sonra reklamlardan bir tanesine tıklayarak otuz saniyelik bir beklemek! Bu sizin için bir şey ifade etmeyebilir ama sitenin güncel kalması için çok önemli. Belki de sizden giden mobil internet kullananlar için diyorum en fazla bir resme bakma internetidir. O kadar bile olmuyor. Bazı arkadaşlar siteden para kazandığımızı söylüyor. İnanın bir yıllık dönem boyunca site kendi güncelleme ücretini bile kazanmadı! Benim için para önemli değildi bu işe başlarken. Reklamları da en azından kendi kendini döndürmesi için siteye eklettim. Böylelikle en azından ücretin bir kısmını sitenin kazanmasını istedim. Sizlere samimiyetle söyleyebilirim ki bir yıl boyunca sitenin kazandığı 240tl. Bunu açıklıyorum çünkü artık rahatsız edilmek istemiyorum. Siteye sadece alan adı için yıllık 400 tl ödüyorum bunun yanında iki ay sonra da hostinger fiyatı olarak 200tl den fazla ödeyeceğim. Bu yıllık fiyattır ve dolara göre değişim gösteriyor. Anlayacağınız siz bir reklama tıklayarak beni zengin etmiyorsunuz. Küçükte olsa bir katkı sağlıyorsunuz ki yardımcı olmaya çalışan herkese çok teşekkür ederim. Son olarak bir kişi aynı anda birden fazla reklama tıklarsa maalesef site ceza yiyor ve okuyucuya ulaşım kısıtlaması geliyor. 2021 yılında böyle bir ceza yedim ve tam üç ay sürdü. Lütfen ilginizi çeken tek reklama tıklayın. Ya da aradan saatler sonra geçtikten sonra reklama tıklayın. Sabırla okuduğunuz için çok teşekkür ederim! Bölüme geçebiriz artık. Keyifli okumalar!

***

Genç kadın sabahın ilk ışıkları ile uyanmıştı. Bu gün kahvaltıyı aşağıda Mehmet babasıyla yapmaya karar vermişti. Yatağından kalkarak banyoya girip işlerini halletti. İkizlere bakmak için odalarına geçtiğinde ikisinin de sıcaktan bunalarak üzerlerini açtığını görünce yüzüne oluşan gülümsemeye engel olamamışlardı. Daha erken olduğu için onları uyandırmadan odadan çıkarken bu kez Aslı’nın odasına gitmişti. Genç kızın erkenci olduğunu biliyordu. Kapısını tıklattığında kapıyı açan kıza gülümseyerek baktı.

“Günaydın Aslı, hadi aşağıya inerek Emine ablaya yardım edelim. Bu sabah aşağıda kahvaltı yapacağız.”

“Peki Dilay abla,” diyerek genç kız odasında üzerini değiştirip genç kadının peşinden daireden çıkmıştı. İkili asansörden çıkarak mutfak tarafına geçerken ev sakinleri de bir bir uyanmaya başlamıştı. Seyhan erkenden kalkıp dışarıda koşusunu yapıyordu. Mutfak bölümünden içeriye girdiğinde Aslı ve Dilay’ı görünce duraksamıştı. Yüzüne yayılan gülümseme ile “Günaydın hanımlar, erkecisiniz,” derken Dilay genç adamın terden ıslanan tişörtüne bakarak kaşlarını çattı.

“Git üzerini değiştir Seyhan, hasta olacaksın.”

“Bir şey olmaz abla, koşudaydım.””

“Onu anladık, hasta olursan bir hafta ikizlere yaklaşamazsın ona göre,” diyerek genç adamı tehdit etmişti. Aslı genç adamın terden sırılsıklam olmuş halini görünce hemen önüne dönmüştü. Ona göre genç adama bakması doğru değildi. Aslı’nın bakışlarını kaçırması Seyhan’ın dikkatinden kaçmamıştı. Ablasının tehdidini ciddiye almış gibi yaparak mutfaktan odasına doğru gitmişti.

“Aslı, hadi pişi yapalım, çocuklar çok sever,” Dilay’ın sözleri ile genç kız kendine gelirken hemen malzemeleri çıkararak birlikte masayı hazırlamaya başlamışlardı. Her zaman dolapta hazır bulunan sigara böreklerini de ısıttıklarında masa tamamen hazırlanmış olmuştu.

“İkizleri kaldırayım ben,” Dilay dairesine çıkarken merdivenlerde duyduğu sesle duraksadı. Ses kendi dairesinden geliyordu. İkizlerin merdivenleri kullandığını düşünerek hızla yukarı çıkarken dairenin kapısından çocukları ile çıkan adamı görünce kaşlarını çatmıştı.

“Sen neden buradasın?” Selim kalktığında üst kattan düşme sesi duyunca hemen yukarıya koşmuştu. Çocuklardan birine bir şey olduğunu düşünürken kapıyı çalmış ama bir süre beklemesine rağmen kapıyı açan olmamıştı. Kapının kolunu aşağıya eğdiğinde ise açık olduğunu anlamıştı. Hiç düşünmeden eve girdiğinde ikizlerin salonda kafa kafaya vermiş bir şekilde önlerine baktığını görünce merakla onların yanına gitti.

“Çocuklar, ne yapıyorsunuz?”

“Hiii yakalandık,” diyen küçük kız ikizinin arkasına saklanmaya çalışmıştı. Selim onun tatlılığı karşısında kendini zor tutuyordu.

“Selim amca, anneme söyleme olur mu? Biz su içecektik ama o düştü,” dediğinde Selim yerdeki saksıya bakıyordu. Saksı kırılmamıştı ama çiçek ve içinde ki toprak salona dağılmıştı.

“Anneniz nerede?”

“Aynem aşağıda,” dediğinde Selim gözlerini kısmıştı. Çocukları evde tek başına bırakması hoşuna gitmemişti.

“Hadi gelin yanıma, orayı sonra temizleriz. Bir şey oldu mu size?”

“Olmadı, hem biz kendimizi koruruz, değil mi Süyeyya?” küçük kız ikizini onaylamak istercesine hızla başını sallamıştı.

“Hadi üzerinizi değiştirelim de aşağıya inelim.”

“Ama aynem gelmedi, bizi o giydiriyor,” dediğinde Selim küçük çocukların önüne çökerek göz temasında bulunmuştu.

“Bu kez sizi ben giydirsem olur mu?”

“Oyur ama önce yüzümüsü yıkamalıyız,” derken Selim küçük kızı ve oğlanı kucağına alarak banyoya götürmüştü. Banyodan içeriye girdiğinde buranında ikizler için uygun koşullara getirildiğini anlamıştı. İkizini yan yana koyarak tek tek yüzlerini yıkayıp kuruladıktan sonra tahmin ettiği çocuk odasına doğru ilerledi. İkizlerin odasına girdiğinde buruk bir şekilde gülümsemişti. Bir çocuk için alınabilecek her şey odada vardı. Üstelik hepsinden çift çift vardı. Duvarda ikizlerin küçüklük resimlerini gören genç adam resimlere kısa bir bakış atarak dolaba yönelmişti.

“Ne giymek istersiniz?” Süreyya hemen giymek istediği elbiseyi genç adama uzatırken Süha omzunu silkeleyerek adama bakmıştı.

“Biymem, aynem giydiriyor işte,” dediğinde Selim gülmüştü.

“O zaman senin kıyafetini ben seçeyim.”

“Oyur,” genç adam ikiliye uygun kıyafetler giydirerek ikisini de kucağına alıp kapıya yönelmişti. Birkaç dakika sonra ise kendisine sert bir şekilde bakan genç kadınla karşılaşmıştı.

“Ben…” genç adam gelen soruya ne cevap vereceğini bilememişti.

“Ayne, bak Selim amca bizi giydirdi,” dediğinde Dilay çocukların üzerlerine bakmıştı. İkisi de oldukça düzgün giydirilmişti.

“Aferin size, hadi kahvaltı hazır dede ile kahvaltı yapacağız,” dediğinde ikizler aynı anda bağırmıştı.

“Oley,” Selim çocukları bırakmadan genç kadının yanından geçerken Dilay’ın sessiz kalması dikkatinden kaçmamıştı. Dilay o anda ne söyleyeceğini nasıl davranacağını bilememişti. Çocukları babalarından ne kadar daha ayrı tutabileceğini bilmiyordu. Aslında bunu istemiyordu da… Kendisi bile bu yaşında sevgili babasının yokluğunu hala hissediyordu. Bir süre Selim’i gözlemleyecek duruma göre ikizlere babası olduğunu açıklayıp açıklamamaya karar verecekti. Belki onların bir geleceği yoktu ancak, ikizler babasız büyümeyecekti.

“Selim nereye kayboldun?” ikinci kata gelen genç adam odadan çıkan Elmas’ı görünce duraksamıştı. Kadının bakışları kucağında ki çocuklarına kayınca o bakışlardaki nefretten hoşlanmamıştı.

“Hadi masa hazırmış aşağıya inelim.” Süreyya kadını görünce başını genç adamın boynuna saklamıştı. Bu durum Selim’in hoşuna gitse de korkudan olduğunu bilmek canını sıkmıştı.

“Hadi güzelim, başını kaldır bana bak.”

“Ama o teyze kötü bakıyor.”

“O teyze size kötü davranamaz. Davranırsa bana ve amcana söyleyeceksin tamam mı?” küçük kız hevesle genç adama bakarken arkadan gelen annesini görünce gülümsemişti.

“Hem aynem o teyzeye çok kızar değil mi Ayne?”

“Evet hayatım, size dokunan herkese çok kızarım,” derken bakışları tehdit edercesine Elmas’a bakıyordu. Selim iki kadını umursamadan merdivenlere yönelirken salonda oturan babasını görünce çocukları yere bırakmıştı.

“Dede…” İkizler koşarak yaşlı adamın dizine yerleşirken adamın keyfine diyecek yoktu.

“Torunlarım gelmiş, dedenizle mi yiyeceksiniz?”

“Aynem öyle dedi, hem bu gün uf olmaya gidecekmişiz.” Selim Süha’nın sözlerine gülünce küçük çocuk kaşlarını çatarak genç adama bakmıştı. Bu şekilde aynı babasına benzediğinden habersiz “Ayne, Selim amca bana güldü,” diyerek babasını şikayet etmişti. Dilay küçük çocuğun şikayetine gülmemek için kendisini zor tutuyordu.

“Benim yeğenime kim gülüyormuş?” Seyhan araya girerek genç kadını cevap vermekten kurtarmıştı. Küçük oğlan genç adama koşarken Selim ilk kez kardeşini kıskandığını hissetmişti. Seyhan hemen Süha’yı kucağına alıp yanaklarını öperken yeni çıkmaya başlayan sakalları çocuğun yanağına batında çocuk gülmüştü.

“Kiypi gibi oldun amca, dikenlerin batıyo,” dediğinde Dilay gülerek oğlunu genç adamın kucağından almıştı. Çocuklar mutlulukla kucaktan kucağa geçerken Mehmet Bey iç çekerek yerinden kalkmıştı.

“Hadi kahvaltıya geçelim, sonrada hastaneye.”

“Babacım siz gelemseniz, zaten yorgunsunuz. Biz Seyhan ile gider geliriz,” dediğinde Selim kaşlarını çatarak genç kadına bakmıştı.

“Hastaneye Seyhan değil, ben geleceğim,” Selim’in sözleri ortamı gererken Dilay gözlerini dikerek genç adama bakmıştı. Onların bakışmalarından hoşlanmayan Elmas araya girerek kızgın bir şekilde genç adama çıkışmıştı.

“Senin ne işin var hastanede Selim, bırak kiminle gidecekse gitsinler.”

“Sen karışma Elmas, bu konu tartışmaya kapalı,” dediğinde kadın öfkeyle Dilay’a dönmüştü.

“Kağıtları imzaladın mı?” Selim aldığı soruyla kaşlarını çatmıştı.

“İmzalamam için şartımı söyledim,” Dilay umursamaz bir şekilde omzunu silkerken “Sen bilirsin, bana göre hava hoş,” diyerek Elmas’a bakmıştı.

“Ne kağıdı bunlar?”

“Boşanma, çok istediğiniz boşanma kağıtlarını ben imzalayıp sevgiline verdim, onun imzalaması kaldı.” Selim Dilay’ın alaycı bir şekilde konuşmasına sinirlense de çocukların başını kaldırması ile susmak zorunda kalmıştı.

“Ayne sevgili ne demek?” Dilay yanında ki meraklı kızının başını okşayarak ona gülümsemişti.

“Birbirini seven insanlar demek canım,” küçük kız gözleri parlayarak annesine bakmıştı.

“Aslı ablamın sevdiği Bora abi de onu seviyor değil mi?” Seyhan duyduğu şeyle içtiği çayı püskürtürken onun bu ani davranışı masadakilerin dikkatini çekmişti. Seyhan farkında olmadan sert bir şekilde küçük kıza bakarken Dilay boğazını temizleyerek adamı uyarmıştı.

“Bunu Aslı ablana sorarız değil mi canım. Hadi yemeğini ye soğumasın.” Küçük kız kıkırdayarak yemeğini yemeye devam ederken Seyhan’ın iştahı kaçmıştı.

“Yenge bu gün toplantım vardı benim, abimle çocukları götürüsün hastaneye.” Dilay genç adamın sözleri ile ona dönerken Seyhan’ın yalvaran bakışlarından neden bunu istediği anlamıştı. Selim hayranlıkla çocuklarına bakıyordu.

“Çocuklar isterse olabilir ama biliyorsun kan alınırken senin kucağından başka birinde durmuyorlar,” dediğinde Selim’in yüzü asılmıştı.

“Çocuklar, bu gün Selim abim sizinle uf olmaya gelsin mi? Amcanızın çok işi var,” dediğinde Süreyya’nın bakışları Elmas’a kaymıştı. Yüzü asılırken Süha yüzünü asarak “Ama sonra payka gidecektik,” dedi.

“İyi ya Selim abim daha güçlü, sizinle her şeye biner,” dedi. İkizler hevesle genç adama bakarken Selim gülümseyerek onları onaylamıştı.

“Ayne, gelsin mi?”

“Siz nasıl isterseniz canım, Aslı ablanıza da haber ederiz birlikte oynarsınız,” dedi. Elmas kendi varlığını umursamayan aileye içten içe kin güderken Selim ile Dilay’ın yalnız kalmaması için elinden geleni yapacaktı.

“O zaman bende gelirim, hem benimde doktora görünmem gerekebilir,” dediğinde Selim kaşlarını çatarak “Seni yarın götürürüm, bu gün çocuklarla vakit geçireceğim,” dedi.

“Ama Selim…”

“Dediğimi duydun Elmas, buraya gelmek isteyen sendin, şimdi şikayet etmeye hakkın yok,” dediğinde kadın nefretle Dilay’a bakmıştı. Kahvaltı bittikten sonra Dilay çocukları hazırlamak için dairesine çıkarken Aslı onları bekliyordu.

“Aslı, hayırdır sen ne çabuk yukarı çıktın?”

“Abla, bu gün okula uğramam gerekiyor. Biliyorum Hastaneye gidecektik ama…”

“Sorun değil canım, sen işine bak. Bu gün Selim Bey gelecek bizimle,” dediğinde Aslı şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Selim Bey mi? Sen…”

“Sonra konuşuruz canım. Hem söyle bakayım şu Bora kim?” Aslı şaşkınlıkla genç kadına bakarken cevap vermişti.

“Bora kim abla?”

“Bende sana bunu sordum ya, kim bu Bora? Çocuklar sizin sevgili olduğunuzu söyledi. Ne ara dışarı çıktında kendine sevgili yaptın?” Dilay genç kızla şakalaşırken Aslı birden kavradığı şeyle gülmeye başlamıştı.

“Nereden çıktı bu sevgili olayı abla, alacağın olsun çok endişelendim. Bilmeden yanlış bir şey mi yaptım dedim.”

“Aslı…”

“Ya şu dizideki çocuk var ya, onu söylemişlerdir. Bora diye birini tanımıyorum ben,” Dilay başını iki yana sallayarak genç kıza bakmıştı.

“Çocukların yanında izlediklerine dikkat etmelisin canım, sonra böyle yanlış anlaşılmalar olur. Seyhan az kalsın boğulacaktı,” dediğinde Dilay kızın anlamaz bakışlarına gülümsemişti.

“Seyhan Bey ne alaka, anlayamadım?”

“Bende anlamadım,” diyerek sessizce devam etmişti. “Yakında çıkar kokusu nasılsa…” ikizlerin odadan gelen sesleri ile iki kadında onların yanına gitmişti. Çocukları hazırladıktan sonra aşağıya indiklerinde Selim ve Seyhan onları bekliyordu.

“Seyhan sen istersen fabrikaya geç, biz benim arabayla gideriz,” dediğinde Seyhan’ın bakışları Aslı’ya kaymıştı.

“Sizinle gelmeyi gerçekten istiyordum ama bir saat sonra toplantıya girmem gerekiyor.”

“Aslı’yı da durağa kadar bırakırsın, okula gitmesi gerekiyormuş,” dediğinde ikizler koşarak Selim’in yanına durmuştu.

“Selim amca, payka gideceğiz değil mi?” Süreyya’nın sözleri ile Selim onun boyuna kadar eğilerek yanağını okşamıştı.

“Gideriz prenses, sen istersin de gitmez miyiz?”

“O zaman atları da görelim,” Süha’nın araya girmesiyle genç adam gülümsemişti.

“Hadi arabaya geçelim, anneniz gelir şimdi,” dediğinde ikizler annesinin arabasına doğu koşmuştu. Çocukları arabaya doğru koştuğunu gören genç kadın uzaktan kapıları açarken Selim ikizleri dikkatle koltuklarına yerleştirip kemerlerini bağlamıştı.

“Dilay abla, ben kendim giderdim gerek yoktu,” diye genç kıza itiraz ederken Seyhan onu umursamayarak arkasını dönerek arabasına geçmişti.

“Hadi seni bekleyemem.” Seyhan’ın seslenmesi ile Aslı ne yapacağını şaşırmıştı. Dilay kızı sırtından iteleyerek “Merak etme, hadi git seni istediğin yere kadar bıraksın,” dediğinde genç kızın yüzü düşmüştü. Nedense genç adamla aynı arabada yalnız kalmak istemiyordu. Arabanın arka kapsını açtığında Seyhan’ın seslenmesi ile duraksamıştı.

“Öne geç Aslı, özel şoför müyüm ben?” dediğinde Aslı mahcup bir şekilde ön koltuğa geçmişti. Kemerini taktığında genç adam hemen yola koyulmuştu. Aslı nefes almaya bile çekiniyordu.

Dilay arabasına doğru ilerlerken kendilerine büyük pencereden bakan Mehmet babasını görünce ona el sallamıştı. Arabanın direksiyonuna geçerken Selim’in itiraz etmeden yolcu koltuğuna geçmesine şaşırsa da bir şey söylememişti.

“Hazır mıyız çocuklar,” dediğinde yanında ki adamın varlığını unutmaya çalışıyordu.

“Evet,” diyerek ellerini kaldıran ikizler Dilay’ın arabayı çalıştırıp teybi açmasıyla arabanın içi çocukların sevdiği şarkıyla dolmuştu. İkizler ellerini çırparak çocuk şarkısına eşlik ederken Dilay’ın da keyfi yerine gelmişti. Arabayı normal bir hızla sürerken Selim genç kadına dönerek “Bu şekilde gidersek randevularını kaçırabiliriz,” dediğinde Dilay genç adama ters bir bakış atmıştı.

“Arabada çocuklarım varken hız yapmam, sende aklında tutarsan sevinirim. Çocukları tehlikeye atacak bir davranış sergilersen sonuçlarına katlanırsınız.”

“Sadece biraz daha hızlan dedim Dilay, arkadaki arabalar sürekli selektör yakıp duruyor,” dediğinde Dilay arkadaki lüks arabaya bakmıştı.

“Acelesi var sanki,” diyerek camını aşağı indirip eliyle geçmesini söylemişti. Araba yanlarından hızla geçerken Dilay başını iki yana salladı.

“Böyleleri yüzünden kazalar oluyor.”

“Belki hastası vardır, ön yargılı olma.” Genç kadın Selim’e kısa bir bakış atıp yeniden önüne dönmüştü. Kırk dakika sonra özel hastanenin önünde durduklarında arabadan ilk inen Selim olmuştu. İkizlerin inmelerine yardım ederken Dilay arabayı park ederek onların yanına gelmişti.

“Dönüşte arabayı ben kullanacağım,” Selim’in sözlerine omzunu silkeleyen genç kadın kızının elini tutarak önden yürümeye başlamıştı. Süha elini Selim’e uzattığında Selim mutlulukla oğlunun küçücük elini kavramıştı.

“Amcam hep beni omzuna alırdı,” dediğinde Selim tek kaşını kaldırarak çocuğa “Öyle mi?” diye sordu. Çocuğun onaylaması ile Selim oğlanı kaldırarak omuzlarına oturtmuştu. Süha neşeli bir şekilde adamın başına tutunurken Selim halinden hiç rahatsız değildi.

“Dilay Hanım, hoş geldiniz. Sizin randevunuz haftaya değil miydi?” sekreter kadının sözlerine Dilay başını sallayarak onay vermişti.

“Evet ama dün erkene aldırdık.”

“Bir sorun yok ya?”

“Yok çok şükür, sadece çocukların sağlıklı olduklarından emin olmak istedik. Kanser taraması da yaptırmak istiyorum,” dediğinde kadının sözleri kendi canını yakmıştı. Yanına gelen adama kısa bir bakış attıktan sonra hemen önüne dönen kadın, yanlarına gelen doktorla el sıkışarak çocukların kontrollerini başlatmışlardı. Tam bir sağlık kontrolünden geçen ikizler, ayrıca kanser taramasına da sokulmuştu. Kan aldırırken bu kez Selim çocuklarını kucağına almıştı. Selim küçücük kollara batan iğnelere bakamayacağını hissederek başını çevirirken Dilay ile göz göze gelmişti. Dilay bir süre genç adama dikkatle baktıktan sonra bakışlarını kaçırmıştı. Bazen yufka yürekli olduğu için kendine kızıyordu. Testler yapıldıktan sonra sonuçları ertesi gün alacakları için çıkışa yönelmişlerdi.

Genç kadın ağır adımlarla arabasına doğru ilerlerken kızının neşeli bir şekilde ileriyi göstermesiyle bakışları az ilerdeki kişilere kaymıştı.

“Bak ayne, Nisan ablam burada.” Dilay başta kimden bahsettiğini anlayamasa da gördüğü küçük kız ile duraksamıştı.

“Evet canım, Nisan ablanda buradaymış,” diyerek kendilerine doğru gelen kişileri beklemişlerdi.

“Dilay Hanım, hayırdır?” Engin genç kadınla çocukları görünce endişeyle sormuştu.

“İkizlerin kontrolü vardı, Nisan iyi mi?” küçük kıza doğru eğilerek önünde durmuştu.

“Nasılsın Dilay abla?”

“Ben iyiyim canım, sen nasılsın?”

“Babam beni doktora getirdi,” dediğinde Dilay oturduğu yerden genç adama bakmıştı.

“Burada ki fizik tedavi doktorunun iyi olduğunu söylediler, Nisan’ı muayene etmesi için getirdim.”

“Anlıyorum, inşallah şifa bulacaktır.”

“İnşallah, hafta sonu çiftlikte olacak yine,” dediğinde adamın gözleri Dilay’ın arkasında ki Selim’e takılmıştı.

“Bekleriz her zaman, Nisan gelirse ikizlerde onunla oynayabilir.”

“Sanırım eşiniz sizi bekliyor,” Engin’in sözleri ile genç kadın Selim’i hatırlamıştı. Gün boyu onun varlığını ne kadar çok unutmaya çalışsa da bir şekilde yeniden hatırlıyordu.

“Eski eşim, boşanıyoruz,” dediğinde Engin başını sallamıştı.

“Selim amca bak Nisan ablayla tanış,” dediğinde Engin şaşkınlıkla Dilay’a bakmıştı. İkizler babalarına ‘amca’ diye hitap ediyordu.

“Uzun hikaye Engin Bey, neyse bizim gitmemiz gerek. Size şifalar dilerim,” dedi. Selim Engin’in bakışlarından rahatsız olsa da bir şey söylememişti. İkizler koşarak genç adamın bacaklarına sarılırken Dilay veda ederek yanlarına gitmişti.

“Kim bu adam, size yakın gözüküyordu?” Selim’in sorusu ile duraksayan genç kadın kaşlarını çatarak ona bakmıştı.

“Seni ilgilendirdiğini sanmıyorum. Yine de kızını tedavisi için çiftliğe getiriyor,” dedi.

“Çiftlikte tedavi yapıldığını bilmiyordum.”

“İki yıl önce başlandı. Atların engelli kişiler üzerinde inanılmaz etkisi var. Kaslarının güçlenmesi için uzmanlar eşliğinde at biniyorlar.

“Anladım, umarım iyileşir.” Selim çocukları arabaya bindirdikten sonra sıkıntıyla ensesini sıkmıştı.

“Bak Dilay, sorumu yanlış anlamanı istemiyorum. Hayatında olan insanların beni ilgilendirmeyeceğini biliyorum. Sorum sana hesap sormak için değildi. Sadece merak ettim, ikizlerin etrafında olabilecek herkesi de merak edeceğim.”

“Merak edilecek bir şey yok. Engin beyle iş yapıyoruz. Tesadüfen de çocuklarla çiftlikte tanıştı. Hepsi bu…”

“Dilay biz boşanıyoruz. Kendi hayatını kurmak istemende hiçbir sakınca yok. Ama çocuklar babalarının ben olduğumu bilmeliler. Kendi çocuklarımın başka birine baba demesine izin vermeyeceğim,” dediğinde Dilay şaşırmıştı. Genç adam kadının elinde ki anahtarı alarak şoför koltuğuna geçerken Dilay da dalgın bir şekilde yolcu koltuğuna geçmişti. Hala anlamakta zorluk çekiyordu. Selim’in kendisine kayıtsız kaldığını elbette biliyordu ancak bu kadar duyarlı davranması hayalinde yaşattığı adama oldukça tersti.

“Hayatım ne yönde ilerler bilmiyorum ama önceliğim her zaman çocuklarım olacak. Şimdiki halimden memnunum, hayatıma kimseyi istemiyorum. Sadece çocuklarım…”

“Senin hayatın, senin kararın.” Selim çocuklara bakarak gülümsemişti.

“Şuradan dön, alışveriş merkezindeki eğlence alanına gidelim. Hem çocuklar da yemek yer,” dediğinde Selim kadının istediğini yaparak arabayı alışveriş merkezine çevirmişti. İkizler aynı şekilde eğlenirken iki yetişkin oldukça sessizdi. İkisinin de kendince hesaplaşmaları vardı.

Genç adam sakin bir şekilde önünden ilerleyen üçlüyü takip ederken bir yandan da etrafına bakınıyordu. Gözüne takılan oyuncak dükkanı ile hafif gülümseyen Selim dayanamayarak dükkana girmişti. Gözüne çarpan bebek ve arabaları dikkatle incelerken yanına gelen kadınla duraksamıştı.

“Selim, seni görmek ne güzel. Elmas yok mu?” Selim kadına kısa bir bakış atarak başını sallamıştı.

“Seni burada göreceğimi düşünmemiştim Esma, hayırdır neden buradasın?”

“Evet, bende gelmek istemezdim ama eski kocam buralara taşındı. Kızımı görmeye gelmiştim.”

“Kocanın bundan haberi var mı?” kadının yüzü genç adamın sorusu ile asılmıştı. Esma Elmas’ın ablasıydı. Kadını ilk gördüğü an ondan hoşlanmamıştı. Başlarda Elmas oldukça iyi huyluyken ablasıyla yeniden bir araya geldikten sonra Elmas’ı tanıyamaz olmuştu. Kocasından yüklü miktarda nafaka kopardığını biliyordu. Üstelik çocuğun velayeti de babadaydı. Kadın soruyu duymamış gibi davranarak hafif kahkaha atmıştı.

“Hayırdır, oyuncak mı alacaksın? Yoksa kardeşim hamile mi?” dedi.

“Oyuncakları kendi çocuklarıma alacağım Esma, Elmas hamile değil.”

“Çocukların mı? Senin çocuğun mu var?” diye sorduğunda Selim yüzüne oluşan gülümsemeden habersiz başını sallamıştı.

“Evet, ikizlerim var,” dedi.

“Sen benim kardeşimi aldatıyor musun?”

“Senin kardeşini aldatmıyorum Esma, çocuklar ilk eşimden,” dediğinde Esma’nın rengi atmıştı. Çocuk demek Elmas’ın rakibi demekti.

“Daha önce çocuğun olduğunu söylememiştin.” Esma’nın sorusuna cevap vermeyen genç adam kapıdan giren kadını görünce duraksamıştı. Hemen peşinden ikizlerde onu takip ediyordu.

“Ayne bebek alalım,” Süreyya’nın sözleri ile genç kadının bakışları kızına dönmüştü.

“Evde bir sürü bebeğin var kızım, fazlası neydi?” dediğinde kızının gözlerinin içine bakıyordu.

“İsyaf,” dediğinde Dilay kızını öperek “Aferin kızıma,” diye onu mutlu etmişti.

“Ama benim ayabam kırıldı,” diye araya giren Süha Selim’i gülümsetmişti. Elinde ki arabayı küçük çocuğa uzatarak “Bu nasıl Süha?” diye sordu. Dilay adama yapmamasını söyleyecekken yanında ki kadın ciyaklayarak “Çocukların mı?” diye sormuştu. Dilay endişeyle öne çıkarken Selim kaşlarını çatıp “Seni ilgilendirmez Esma, şimdi lütfen yanımızdan git,” dedi. Kadın kovulmanın siniri ile dükkandan çıkarken Selim küçük kızın elini tutarak oyuncakları arasında gezmeye başlamıştı.

“Hadi istediğin bir tanesini seç, ben alçağım,” dedi. Süreyya annesine bakarken yüzünü asarak “Ama isyaf?” dediğinde Dilay kızına dayanamamıştı.

“Sana hediye almak istiyor canım, seç bir tane evdekilerden birini veririz tamam mı?” dediğinde küçük kız hevesle annesine bakmıştı.

“Alabilir miyim?”

“Evet ama evdeki oyuncaklarından arkadaşlarına vereceksin.”

“Tamam aynecim,” diyerek Selim ile oyuncakçıda dolaşmaya başlamışlardı. Dilay’ın gözleri oğluna takılınca hayranlıkla elinde ki arabaya bakıyordu.

“Sevdin mi Süha?” küçük çocuk başını sallarken annesine sorduğu soruyla onu şoka uğratmıştı.

“Selim babamız olsun mu?”

***

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Yorum yapmayı unutmayın. Bu arada hafta sonu final sınavım olduğu için bölüm yazamayabilirim. Kesin değil ama pazartesi yeni bölüm gelmeme olasılığı var. Elimden geldiğince yazmaya çalışacağım elbette ama sınavım çok önemli. Mezun olmam için geçmek zorundayım. 🙁

5.BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 7. BÖLÜM

17940cookie-checkDilay Hanım 6. Bölüm