Ocak 7, 2022 Yazarı mermaridyy 30

Cesur 6. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Umarım herkes iyidir. Benim günlerim biraz yoğun geçti. Hafta sonu aof sınavlarım var. Umarım bölümü beğenirsiniz. Birde bazı arkadaşlar sormuş önce reklama tıklasam sonra hikaye okusam olur mu diye ama açıkçası pek bir bilgim yok. Ama garanti olması için önce hikayeyi okuyun sonra reklama tıklayabilirsiniz. İlgi gösteren ve yardımcı olmaya çalışan herkese çok teşekkür ederim. Keyifli okumalar!

***

Genç adam şaşkınlıkla karşısında ki kadına bakıyordu. Yıllardır görmediği arkadaşı beklemediği, hiç beklemediği bir yerde kaşsısına çıkmıştı. Aylin genç adamın kendisini hemen tanımasına şaşırsa da belli etmemişti. Aradan yirmi iki yıl geçmişti ve bu zaman zarfında Aylin oldukça değişmişti. Eskiden kısa olan saçları artık beline kadar geliyordu. Üstelik sarı saçlarını patlıcan moruna boyatmıştı. Açık teni koyu saçlarla daha belirgin olsa da yaşının getirdiği olgunluk üzerine oturmuştu. Eski uçarı genç kız yoktu artık.

“Cesur Bey?” genç adama kısa bir selam vererek güvenlik görevlisine dönmüştü.

“Cesur Bey, Servet beyin oğludur, nereye gitmek istiyorsa ona yardımcı olun,” dediğinde Cesur’un şaşkın bakışları altında hızla oradan ayrılmıştı. Genç adam peşinden gitmek istediğinde güvenliğin sesini duymuştu.

“Buradan lütfen, asansörün yedek anahtarını size getiririm,” dediğinde Cesur üzgün bir şekilde baktığı yönden bakışlarını adama çevirmişti.

“Aylin Hanım burada mı çalışıyor?” adam şaşkın bir şekilde Cesur’a bakarken soruyu hatırlayarak hemen cevap vermişti.

“Aylin Hanım yirmi yıldır burada efendim, halkla ilişkiler bölümünün başında kendisi,” Cesur anladığını belli ederek başını sallamıştı. Demek ki okul zamanında kendisi gittikten sonra hastaneye girmişti. Derin bir iç çekerek asansörün açık kapısından içeriye girmişti. Cesur’u görenler ona dikkatle bakarken, eskiden kalan birkaç kişi heyecanla genç adama doğru ilerlemişti.

“Küçük Bey?”

“Asiye abla, sen hala burada mısın?” orta yaşlı kadına sarılarak onunla selamlaşan genç adam diğerlerinin bakışlarından rahatsız olarak geri çekilmişti. Kadın neredeyse ağlayarak Cesur’a bakıyordu.

“Ah küçük Bey, dünya gözüyle sizi yeniden gördüm ya… Hiç değişmemişsiniz,” dediğinde Cesur gülümseyerek kadının omzunu sıvazlamıştı.

“Olur mu Asiye abla, yıllar bizi de değiştirdi.”

“Daha da büyümüşsün,” diyerek genç adam yaklaşıp sessizce konuşmuştu. “Daha da yakışıklı olmuşsun,” dediğinde Cesur gülmüştü. Eskiden de kadınla şakalaşmaya bayılırdı.

“Babam odasında mı?”

“Odasında, yanında Çisil Hanım var,” dediğinde Cesur başını sallayarak kadının yanından ayrılmıştı. Kapıyı tıklatacağı sırada önüne geçen kadınla duraksamıştı.

“Buyurun, bir şey mi istediniz?” kadının üsten bakışlarından hoşlanmayan Cesur bir adım geri giderek konuşmuştu.

“İzin verişeniz Servet beyle konuşacaktım,” dediğinde kadın alay edercesine cevap vermişti.

“Randevunuz var mıydı?”

“Randevuya ihtiyacım yok,” dediğinde kadın elinde ki telsizden güvenliğe haber vermişti. Kadının kendisine kim olduğunu bile sormadan güvenliği araması hanesine eksi puan olarak yazılmıştı. Asansörün açılmasıyla az önce kendisine eşlik eden güvenlik görevlisi yanlarına gelmişti.

“Bir sorun mu vardı?”

“Bu adam nasıl yukarıya çıktı, Servet Bey randevusu onaylatılmayan kişilerin yönetim katına çıkarılmayacağını söylemedi mi?” kadının sözleri ile adam mahcupça Cesur’a bakmıştı.

“Cesur Bey kusura bakmayın, henüz sizin kim olduğunuzu bilmiyor,” dediğinde kadın kaşlarını çatarak güvenlikçiye bakmıştı.

“Sorsaydı öğrenirdi,” Cesur’un sert sesi kadını gererken adam sekreteri kenara çekerek “Siz babanızın yanına girebilirsiniz,” dedi.

“Baba mı?” kadının şaşkınlığına karşılık adam kolundan tutarak onu kendine döndürmüştü.

“Bence sussan iyi edersin,” diye sessizce uyarırken Cesur başını iki yana sallayarak kapıyı bir kez tıklatıp odaya girmişti.

“Merhaba baba, nasılsınız?” Çisil kapıdan içeriye giren ağabeyini görünce hızla yerinden kalkmıştı.

“O burada mı çalışacak?” Çisil’in sorusu ile Servet Bey kaşlarını çatmıştı.

“Elbette burada çalışacak. Bir Karahanlı asla başka bir hastanede çalışamaz.”

“O okulu bırakıp gitti baba, nasıl…” Çisil derin nefes alarak susmuştu.

“Sana da merhaba abicim, nasılsın?” Çisil kaşlarını çatarak abisine bakarken Cesur gülümseyerek kardeşine doğru ilerlemeye başlamıştı.

“Anlaşılan küçük hanımın huyları hiç değişmemiş. Fıstıklı çikolata alayım mı?” Cesur’un sorusuna Çisil iyice kaşlarını çatmıştı.

“Karşında küçük bir çocuk yok, çikolatayla kandırabilesin,”

“O zaman çocuk gibi davranma Çisil.”

“Çocuk gibi mi? Sen yıllardır yoktun. Ne aradın ne sordun. Şimdi geliyorsun sana kollarımızı açıp beklememizi düşünmüyordun herhalde?”

“Aslında Çisem için değil ama senin için düşünüyordum. Malum Çisem her zaman daha ağırkanlı olmuştur.”

“Kesin şunu artık,” Servet Bey iki kardeşin tartışmasını keserken Çisil yüzünü dönerek abisinden bakışlarını kaçırmıştı. Cesur kardeşi için ‘bir kollarını göğsünde bağlamadığı kaldı diyerek’ düşünmeden edememişti.

“Evet, seni dinliyorum baba, neden burada çalışmam için ısrar ediyorsun?”

“Yaşlandım artık, emekli olmak istiyorum.”

“İstediğin zaman olabilirsin, koltuğunu bırakacağın iki tane kızın var yanında.” Çisil abisinin sözleri ile gözlerini kapatmıştı. İki kız kardeşinde koltukta gözü yoktu. Olsaydı yıllar önce babası emekli olurdu.

“Onların hastaneyi yöneteceklerini sanmıyorum. Ayrıca bu hastane için yıllarca eğitildin.” Cesur başını aşağıya eğerek çocukluğunu düşünmüştü. Babası haklıydı, daha on yaşında hastane için eğitilmeye başlamıştı. Elbette eğitilmesinin bir sebebi vardı. Erkek olduğu için değildi bu durum, daha çok Cesur’a ait bir görev olarak düşünüldüğü içindi. Çisil’in bakışları abisine döndüğünde onunda aynı şeyi düşündüğünü anlamıştı. Abisi çocuk olamamıştı.

“Nereden biliyorsun, Çisem gayet iyi yöneticilik yapabilir.”

“Belki, ama onu istemiyorum.”

“Baba, bunu Çisem duymasın.”

“Merak etme, kardeşin bunu gayet iyi biliyor.” Cesur bu kez Çisil’e dönmüştü. Genç kız hızla başını iki yana salladı.

“Ben asla yönetmem hastaneyi, böyle rahatım.” Cesur kardeşine gözlerini kısarak bakmıştı. Sonra bakışları babasına dönerken sormadan edemedi.

“Ya dönmeseydim, ne yapacaktınız?”

“Sana iki yıl daha süre tanımıştım, gelmeseydin ben gelecektim,” dediğinde iki kardeşte şaşırmıştı.

“Onun nerede olduğunu biliyor muydun?”

“Elbette, zor oldu bulmak ama sonunda girdiği hastaneden bilgi geldi.”

“Yani bunca yıl biliyordun?” Cesur babasına hayret ederek bakıyordu. Madem biliyordu neden ona haber göndermemişti. Genç adamın aklından geçenleri okumuşçasına ona cevap vermişti babası.

“Eğer o zaman gelseydim sen asla geri dönmezdin. Bu huyunla maalesef bana çekmişsin. Öğleden sonra yönetim kurulu toplantısı var. Senin hastanenin başına geçeceğini bildireceğiz.” Çisil babasına bakarken merakla sormuştu.

“Ya yönetim kabul etmezse? Oylama yapmadan direk abimi başa geçirmen doğru mu?” dediğinde Cesur yıllar sonra kardeşinin kendisine ‘abi’ diye hitap etmesine takılmıştı.

“Öyle bir güçleri yok, karşı çıkacaklarını sanmıyorum.”

“Neyse bunu toplantıda konuşuruz, ayrıca ablamı ikna etmek zorundayız. Artık hastaneye gelmemeli.”

“Çisem’in durumu iyi değil mi?” Cesur endişeyle sorunca Servet Bey oğluna dönmüştü.

“Serdar dinlenmesi gerektiğini söyledi. Geçenlerde küçük bir olay atlattı.”

“Biliyorum, Ayşem anlatmıştı.” Çisil yeğeninin adını duyunca kaşlarını çatmıştı. Gözleri kıskançlık alevi ile yanarken Cesur kardeşindeki değişimi hemen anlamıştı.

“Ayşem nerede, hastanede mi?” Servet Bey kızının bir şey söylemesine fırsat vermeden hemen sormuştu.

“Evet, birlikte geldik. Ayrıca baba senden Ayşem’i muayene etmeni istiyorum.” Servet Bey oğlunun sözleri ile yerinde dikelmişti. Aynı şekilde Çisil de meraklanmıştı.

“Hasta mı? Neden babam muayene edecek?” Cesur kardeşine hafif gülümseyerek başını sallamıştı.

“Karaciğerinden rahatsız, bu konu senin uzmanlık alanın. Şimdilik ilaç tedavisi görüyor,” dediğinde yaşlı adam hemen yerinden kalkmıştı.

“Ara Ayşem’i hemen dahiliye bölümüne gelsin,” dedi. Çisil de babası gibi endişelenmişti. Cesur ikilinin endişesi karşısında buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Sakin ol baba, kızımın durumu kötü olsa ben bu kadar sakin kalabilir miyim?”

“Sen ara dediğimi yap.” Servet beyin taviz vermez sesiyle genç adam telefonunu eline alınca kızından gelen mesajla gülümsemişti.

“Doğuma girmiş, çıkınca arayacak,” dediğinde Servet Bey yeniden yerine oturmuştu.

“Neyse, doğumdan çıkınca onu buraya getir o zaman. Şimdi ikinizde işinizin başına.” İki kardeş odadan çıkarken sekreter hemen yanlarına bitmişti. Çisil kadına şüpheyle bakarken kadının “Kusura bakmayın Cesur Bey, kim olduğunuzu bilmiyordum,” dediğini duyunca abisinin buz gibi sesle “Bir dahaki sefere gelen kişiye ilk önce kim olduğunu ne için geldiğini sorun,” diyerek asansöre doğru ilerlemişti. Asansörün kapısında beklerken ardından gelmeyen kardeşine dönerek “Gelmiyor musun Çisil, bende anahtar yok aç şu kapıyı,” diyerek kardeşini çağırmıştı. Çisil sıkıntıyla nefes verirken anahtarını kilide sokarak kapının açılmasını beklemişti. İkili sessizce asansöre bindiğinde kapılar kapanır kapanmaz Cesur kardeşine dönmüştü.

“Ne zamana kadar benimle konuşmayacaksın?”

“Bilmiyorum, düşünüyorum,” dediğinde Cesur başını sallayarak gülmüştü.

“Hala küsken bile konuşuyorsun.”

“Seninle konuşmuyorum,”

“Tamam, benimle konuşma. Ama Ayşem’e kötü davranma. Halalarını seviyor çünkü,” dediğinde Çisil kaşlarını çatarak abisine bakmıştı.

“Bana ne Ayşem’den,” dese de Cesur onun ciddi olmadığını yüzünden anlayabiliyordu.

“Peki, o zaman eve dönsek senin için sorun olmayacaktır.” Çisil hızla abisine dönerken Cesur tek kaşını kaldırarak kardeşine bakmıştı.

“Eve mi döneceksin?”

“Dönmeyeyim mi?” Çisil abisine omzunu silkeleyerek cevap vermişti.

“Beni ilgilendirmez, dönersen de annem çok sevinecektir. Yıllardır inadınız yüzünden kadın acı çekiyor.” Cesur kardeşine hak veriyordu. Asansörden indikten sonra ayrılan ikili kendi bölümlerine doğru ilerlemeye başlamıştı. Cesur kendisine doğru gelen asistan doktoru görünce ona doğru ilerlemişti.

“Bir sorun mu var?”

“Hocam, hastanız uyandı,” dediğinde Cesur genç adamı takip ederek hastanın alındığı odaya geçmişti. Adamın dosyasına bakarak kontrollerini yaparken yanında ki gence de verilmesi gereken ilaç tozlarını söylüyordu.  Genç adam notlarını alırken Cesur adamın son kontrolünü de yaparak odadan çıkmıştı.

“Ailesi, gelmedi mi daha?”

“Geldiler buradaydılar. Hastayı devlet hastanesine nakil edebilir miyiz diye sordular. Durumları iyi değilmiş.” Genç adamın sözleriyle Cesur duraksamıştı.

“Hastane ihtiyacı olana yardım etmiyor mu zaten?” Asistan Cesur’un sorusu ile duraksamıştı. Başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“Bilmiyorum, daha önce bu şekilde hastaya bakmamıştım.”

“O zaman öğren ve bana haber ver. Bende hastaneye giriş işlemlerimi halledeyim,” dedi. Cesur oradan ayrılırken genç adam da kendisine söyleneni öğrenmek için yetkili bölüme gitmişti.

Cesur ağır adımlarla muhasebe bölümüne giderek giriş işlemlerini yapılması için belgelerinin çıkarılmasını isteyecekti. Daha önce çalıştığı hastaneden mail atmasını istediği için fazla bir belge hazırlamasına gerek yoktu. Hastanenin sahibi olabilirlerdi ancak normal çalışan gibi kanuna uygun olarak sigortalı bir çalışan olacaktı. Odanın kapısını tıklattığında içeriden gelen sesle odaya girdi.

“Buyurun bir şey mi istemiştiniz?” kendi yaşlarında olan adamın sorusuyla Cesur elini uzatarak kendini tanıttı.

“Merhaba, Cesur Karahanlı,” dediğinde adam yerinden kalkarak hemen önünü iliklemek istemişti.

“Rahat olun lütfen, hastane girişimin yapılmasını istiyorum. Sigortalı bir çalışan olarak…” dediğinde adam Cesur’u hemen onaylamıştı.

“Sigorta bilgilerinizi verirseniz hemen işlemleri başlatırım,” Cesur bilgileri muhasebe mailine göndererek adamın çıkarmasını istemişti. Gerekli imzaları da atarak işinin başına döndü. Bölümler arasında dikkat çekmeden gezerken çoktan hastanede kendi dedikodusunun yayıldığını da öğrenmiş olmuştu. Hastalara olan davranışlar, hasta yakınlarıyla konuşma şekli, hepsi genç adamın gözlem süzgecinden geçiyordu. Kimilerinin davranışından hoşlanmasa da onlarla sonradan ilgileneceğini aklının bir köşesine yazarak kendine kahve almak için kantine doğru ilerlemişti.

Acil servisin koridorundan geçerken yoğunluk dikkatini çekmişti. Asistan doktorların acildeki telaşını görünce yönünü müdahale odasına doğru çevirmişti.

“Kemal beyi çağırmadınız mı?” genç doktorlardan biri sorarken yanında ki hemşire cevap vermişti.

“Verdik hocam ama ameliyatta olduğunu söylediler.”

“Ameliyat mı? Ameliyat listesinde onun operasyonu gözükmüyordu ama…” adamın sözleri ile kaşları çatılan Cesur ikilinin arasına girerek sormuştu. ,

“Yardımcı olabilir miyim?” Doktor Cesur’a dönerken hemşire de dikkatle yanında ki adama bakmıştı.

“Siz kimdiniz?”

“Genel cerrahım bende, yardımcı olabilirsem…” Adam kısa bir süre genç adama baktıktan sonra başını sallamıştı.

“Hastanın kaburgası kırıldı, iç organlara baskı yapıyor. Ben bu tür hastalarda tecrübeli değilim. Kemal Bey de ameliyatta,” dediğinde Cesur hemşireden önlük isteyerek adamı muayene etmeye başlamıştı. Onun her hareketini takip eden adam “Sizi daha önce hastanede görmemiştim,” dediğinde Cesur adama bakmadan cevap vermişti.

“Yeni geldim, görmemeniz normaldir,” dediğinde doktorun duraksadığını fark edince bakışları genç adama dönmüştü.

“Cesur Karahanlı,” Cesur kendi adını duyunca tek kaşını kaldırmıştı.

“Anlaşılan adım hastanede yayılmaya başlamış bile.” Cesur’un sözleri adamı güldürmüştü.

“Dedikodu ağı geniştir hastanemizin. Ben Asaf Günay, hastaneye yeni geldim sayılır. Henüz iki aydır çalışıyorum,” dediğinde Cesur genç adama hafif gülümsemişti.

“Başarılı olmalısınız, bildiğim kadarıyla Servet Bey başarı sıralamasına göre doktor alıyor,” dediğinde Asaf daha da gülmüştü.

“Sanırım biraz başarılı olabilirim, sizin kadar olmasam da, fena sayılmam.” Genç adam hastanın inlemesi ile yeniden yaralıya dönmüştü.

“Ameliyata almamız gerekiyor, iç kanaması yok ama kırık kaburgası ciğerine baskı yapıyor,” dediğinde Asaf ekran görüntüsüne bakmaya başlamıştı. Dikkatle baksa da görüntüden bir şey anlamamıştı.

“Bunu nasıl anladınız?”

“Bazen röntgene göre karar verilmemeli. El muayenesi önemlidir. Adamın göğsüne bak ve ne gördüğünü söyle,” dediğinde genç doktor Cesur’un dediğini yapıp gözlemlemeye başlamıştı. Bedeninde ki bariz renk değişikliği onunda dikkatini çekmişti. Yanında ki hemşireye dönerek anestezi ekibinin hazır olmasını ameliyata gireceklerini bildirmesini söylemişti. Duvardaki saate baktığında öğleye gelmek üzereydi. Ameliyata kendisi girerse kesin toplantıya geç kalacaktı.

“Ameliyata sen girebilir misin Asaf?”

“Ben daha önce böyle bir ameliyat yapmadım, ben ortopedi doktoruyum.”

“Peki acil de ne işin var o zaman? Gördüğüm kadarıyla hastanın kolu ya da bacağı kırık değil.” Asaf mahcup bir şekilde Cesur’a bakmıştı.

“Bu aralar acilde doktor eksiğimiz var, o yüzden takviye olarak gönderildim.” Cesur başını sallayarak sıkıntıyla nefesini vermişti.

“O zaman benim asistanlığımı yapacaksın, hadi gidelim.” Hastanın ailesinden imza alınarak ameliyata girmişlerdi. Ameliyatı en kısa sürede bitirmek için elinden geleni yapan Cesur yanındaki gence gülümseyerek bakmıştı.

“Daha önce göğüs açılmasını görmüş olman gerekiyor, değil mi?”

“Birkaç kez gördüm ama böylesini ilk kez göreceğim.” Ondan sonrası Cesur’un direktifleri ile genç adam hayatının en hızlı ameliyatında bulunmuş olmuştu. Cesur hastayı kapatma işlemini yanda ki asistan doktora bırakarak hasta takibini yapmasını ve aksilik olduğu durumda kendisine bildirmesini söylemişti.

“Hocam ne bu acele?”

“Toplantıya geç kaldım, Servet Bey canıma okuyacak,” dediğinde Asaf gülmüştü.

“Toplantı sonrası size bir kahve ısmarlamak isterim, malum günümü kurtardınız,” Asaf’ın samimi yaklaşımıyla Cesur başını sallamıştı.

“Elbette, şimdi gitmem gerek.” Cesur üzerinde ki ameliyat önlüğünü çıkarırken yanından geçen görevliye “Kemal beyin ameliyatı nasıl geçti?” diye sormuştu. Cesur’un sorusuyla duraksayan adam kısa bir süre genç adama baktıktan sonra cevap vermişti.

“Kemal beyin ameliyatı yoktu ki?”

“Emin misiniz? Bize ameliyatta olduğu söylenmişti,” dediğinde ameliyathane görevlisi kendinden emin bir şekilde cevap vermişti.

“Elbette eminim, ameliyat öncesi ve sonrası temizlikten ben sorumluyum. Bu gün Kemal beyin ameliyatı yoktu.” Cesur başını sallayarak adamın yanından ayrılmıştı.

“Bu hastanede ne dönüyor böyle?” kendi kendine söylenerek yönetim katına çıkmak için asansöre yönelmişti. Güvenlik genç adamı görünce hemen yanına giderek onun için ayarladığı anahtarı verirken Cesur teşekkür ederek asansöre bindi.

Servet Bey toplantı başladığından beri yakınan yöneticileri dinliyordu. Cesur’un ameliyatta olduğunu öğrendiğinde başta kızsa da oğluyla gurur duymadan edememişti. Henüz gelmişti ve hemen hastalarla ilgilenmeye başlamıştı.

“Daha ne kadar beklememiz gerekiyor Servet Bey?”

“Doktor Cesur ameliyatta, bitince gelecektir. Sizler şikayetlerinizi bildirmeye devam edebilirsiniz.”

“İlaç alımları azaldı, eczane bölümüne daha fazla takviye etmemiz gerekiyor. Ayrıca cerrahi bölümünün de büyütülmesi gerek. Yeterince ameliyathanemiz yok.”

“İlaç konusunda doğru söylüyorsunuz ancak ameliyathaneler yeterli, gerekirse yedekte olan ameliyathaneyi de açarız sorun değil. Ama ameliyat sayılarında düşüş varken nasıl yetersiz olduğunu söyleyebiliyorsunuz?” Servet beyin sert sözleriyle konuşan doktor susmuştu.

“Genel cerrahiye yeni doktor gerekiyor. Acil serviste elaman eksiğimizde var,” diyen doktora dönen bakışlar adamın gerilmesine neden olmuştu.

“Acilin başına kimi getirmiştik biz?”

“Kemal Bey, yönlendirmeleri kendisi yapıyor.”

“Peki bu gün acil serviste kim duruyor?”

“Asaf Günay olması gerekiyor.” Servet Bey başını yeniden sallarken Aylin araya girmişti.

“Asaf bey ortopedi doktoru değil mi? Neden acilde?” Aylin’in sorusuyla Kemal Bey kaşlarını çatmıştı.

“Siz anlamadığınız işlere karışmamalısınız Aylin Hanım,” adamın son sözleri ile Cesur odaya girmişti.

“Kusura bakmayın, geç kaldım,” diyerek masanın diğer başına geçerken Servet Bey oğluna bakıp başını sallamıştı.

“Daha önceden haber verseydin toplantı saatini değiştirirdik.”

“Gerek olduğunu düşünmedim Servet Bey, ben size katılana kadar sizde hastanenin durumunu konuşmuşunuzdur.” Cesur’un babasına resmi konuşmasıyla adam hafif gülümsemişti. Bu ailede bir kural olmuştu. İş sınırları içerisinde aile kavramı kalmıyordu. Cesur büyük masanın etrafında toplanan kişilere kısa bir göz atarken Aylin ile gözleri kesişmişti. Genç kadın bakışlarını hemen kaçırırken Servet Bey araya girmişti.

“Sizi oğlum Cesur Karahanlı ile tanıştırayım. Bundan sonra bizimle olacak. Ayrıca emekliye ayrılmaya karar verdim,” dediğinde herkesten bir ses çıkmaya başlamıştı.

“Siz emekliye ayrılırsanız hastane ne olacak?”

“Bu konuda içiniz rahat olsun, Cesur’un benden daha iyi iş çıkaracağına eminim,” dediğinde birkaç kişi itiraz etmeye başlamıştı. İtiraz edenlerin başında da damadı Soner geliyordu.

“Hastane işletmesinden anlamayan birini başa getirmeniz hiç doğru değil Servet Bey,” diyen adama dönen Cesur tek kaşını kaldırmıştı.

“Siz kimdiniz?” Cesur’un sorusuna Çisil cevap vermişti.

“Kendisi acil servis bölümünden sorumlu doktor Kemal,” dediğinde genç adamın kaşları çatılmıştı.

“Öyle mi? Ameliyatınız nasıl geçti?” Cesur’un tuzak sorusunu anlamayan adam cevap vermişti.

“Gayet iyiydi,” dediğinde genç adam dişlerini sıkmıştı. Oğlunun değişen ifadesinden hoşlanmayan Servet Bey boğazını temizlemişti.

“Servet Bey, bölümlerden sorumlu olan doktorları teftiş eden bir üst kurul var mı?”

“Neden soruyorsun? Henüz böyle bir kurulumuz yok.” Cesur herkese kısa bir bakış attıktan sonra yerinden kalkarak “Bundan sonra olacağına eminim. Ayrıca haklısınız Servet Bey siz yoruldunuz bundan sonra yönetime ben geçiyorum,” dediğinde herkes genç adama bakmıştı.

“Oylama yapılmadan buna karar veremezsiniz.”

“Öyle mi dersin damat? Şu halini görünce hastanede gözün olduğunu düşüneceğim. Sahi sen ne iş yapıyorsun?”

“O ilaç alımlarından sorumlu,” Çisil yine abisini cevaplarken oldukça eğleniyordu.

“Anlıyorum, görevi mühimmiş. Oylamaya gelince, hadi oylayalım,” dediğinde Servet Bey oğluna başını iki yana sallayarak bakmıştı.

“Buna gerek yok Cesur.”

“Aksine, gerek var baba, hadi kimin ne kadar hisse sahibi olduğunu da bu şekilde öğreniriz.” Servet Bey elini alnına koyarak nefesini dışarıya vermişti.

“Pekala, Cesur beyin yönetim kurulu başkanı olarak öneriyorum, sizlerin önerdiği biri var mı?” dediğinde birkaç kişi Soner’i önermişti.

“Oylamaya açıyorum. Cesur’u başkan olarak görmek isteyenler el kaldırsın.” Çisil hariç kimse el kaldırmamıştı. Soner karısını temsilen orada olsa da asıl Çisil’e vekalet olduğundan habersiz gülümsüyordu.

“Çisil Hanım?”

“Neden bana öyle bakıyorsunuz? Abim dururken şu adama oy vereceğimi sanmıyordunuz herhalde. Ayrıca bu sadece benim değil, ablam Çisem’in de oyu,” dediğinde Soner hızla yerinden kalkmıştı.

“Karımın yetkisi bende…”

“Yanılıyorsunuz Soner Bey, Çisem Hanım dün itibariyle tüm yetkilerini bana devretti. Bu da kanunen kanıtı,” diyerek vekaleti masaya bırakmıştı.

“Bunu yapamaz.”

“Neden yapamasın? Demek ki kocasına eskisi kadar güvenmiyor.”

“Çisil, bu konular toplantı odası değil.”

“Öyle bile olsa çoğunluk bizde,” diyerek diğer adamlara kısa bir bakış atmıştı. Çisil ve Çisem’in hissesi yüzde otuz ediyordu. Annesi ve babası ile yüzde kırklık bir hisse sahibi olan aile şimdiden başkanı seçmişti bile.

“Siz hisselerinizi birleştirseniz bile asıl hisse sahibine ulaştığımızda bir şey yapamazsınız,” dediğinde Cesur tek kaşını kaldırmıştı.

“Asıl hisse sahibi mi? Siz onu bulana kadar ben hastaneyi yönetmeye başlarım,” dediğinde Soner öfkelense de dışa vuramamıştı.

“Yüzde kırk hisseye karşı on, sanırım yönetimde ben varım.” Aylin olanları şaşkınlıkla izlerken Cesur genç kadına kısa bir bakış atıp devam etmişti.

“Muhasebe bölümü başkanı öncelikle Kemal beyin tazminatını hesaplayın ve işine son verin,” dediğinde adam hızla yerinden kalkmıştı.

“Bunu yapamazsınız,” diye ileri atılan adama Cesur sert bir şekilde bakmıştı.

“Öyle mi? Ya edebinizle gidersiniz ya da size dolandırıcılıktan dava açarım,” dedi.

“Cesur sen ne diyorsun?”

“Kemal Bey bu gün hiçbir ameliyatı olmamasına rağmen ameliyata girdiğini söyledi. Ayrıca acil serviste alanı olmayan toy bir doktoru bırakarak nereye gittiğini de sormak gerekir. İşini yapmayan herkes buradan gider. Sizin yerinize gelecek çok doktor var. Ayrıca sırf adları duyuldu diye hastaneye doktor alımını da yasaklıyorum. Bundan sonra özel mülakatla doktor alacağım.”

“Cesur Bey, hastaneyi tanıtan doktorlar var,” dediğinde Aylin, Cesur ona bakmıştı.

“Hastanenin tanıtılmasına ihtiyaç yok. Doktorlar işini düzgün yapsın hastane tercih edilir zaten,” diyerek son noktayı koymuştu.

“Yarın tüm bölümlerin başkanlarıyla toplantı istiyorum. Gereksiz işlerle uğraşmayı bırakıp bölümlerinizde bu güne kadar yaptığınız çalışmaların kısa özetini hazırlayın,” dedi. Cesur devam edeceği sırada telefonu çalınca herkes ona bakmıştı. Arayan kişiyi görünce yüzü gülen genç adam kimseye aldırış etmeden telefonu açmıştı.

“Efendim canım, on dakika sonra yanındayım. Sen siparişleri ver,” diyerek telefonu kapatmıştı. Onun kimseye aldırış etmeden telefonunu toplantıda açması herkesi şaşırtırken Çisil kıskançlıkla gözlerini kısmıştı. Cesur kardeşine göz kırparken ayağa kalkmıştı.

“Sanırım toplantı bitti…” genç adam kapıya yönelirken aklına gelen şeyle gözlerini Soner’e dikmişti.

“Gözüm üzerinde olacak damat, sakın kardeşimin kocası olmana güvenme. Ayrıca vaktini boşa harcama diye söylüyorum, hastanenin diğer yarısı zaten bana ait,” dediğinde Çisil abisinin ifadesinden ürkmesine rağmen eniştesinin yüz ifadesi karşısında keyfi yerine gelmişti. Cesur odadan çıkarken arkasından şaşkınlıkla bakan kişileri umursamamıştı.

****

Hastane hareketlenecek gibi. Siz ne diyorsunuz. Yorumlarınızı inşallah pazar akşamından sonra okuyup cevaplayacağım. Lütfen hikayeye yorum yapmayı unutmayın. Ayrıca diğer hikayelere yapılan yorumlara kısa bir göz attım çok güzel ve eğlenceli yorumlar gelmiş. Çok teşekkürler. Ayrıca ilk fırsatta da diğer hikayelerin bölümleri de kolay okunabilmeleri için düzenlenecek. Önceki bölümler için alt kısımda bıraktığım linkleri kullanabilirsiniz. En güzele emanetsiniz.

5. BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 7.BÖLÜM

18001cookie-checkCesur 6. Bölüm