Ocak 12, 2022 Yazarı mermaridyy 17

Gelincik Çiçeği 7. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Biliyorsunuz sınavlar yüzünden bölümleri yazamamıştım. Bu bölümü yetiştirmek için elimden geleni yaptım. Umarım seversiniz. Yorum yapmayı unutmayın. Keyifli okumalar!

***

Genç adam eve geldiğinden beri annesinde ki durgunluktan hoşlanmamıştı. Neyi olduğunu sorsa da bir cevap alamayınca iyice endişelenmişti. Adnan hocasıyla Alya’nın gelmesi biraz olsun annesinin moralini düzeltir diye düşünmüştü ama kadın hala moralsizdi. Mutfakta uzun süre kalan ikiliyi merak ederek mutfağa yöneldiğinde annesi ile Alya’nın konuşmalarının konuşmasına denk gelmişti. Özellikle Alya’nın son sözleri genç adamın sinirlenmesine neden olmuştu. Kolay sinirlenen biri değildi ama öğrencisinin kendisi hakkında ve diğer hocası hakkında söylediklerinden hoşlanmamıştı.

“Neler oluyor burada?”

“Oğlum?” Deniz Hanım yerinden kalkarken yanında ki kızın gerildiğini fark ediyordu.

“Az önce konuştuklarınız da neydi öyle?” Cenk sesini alçak tutmak için elinden geleni yapıyordu. İçeride duran hocasına olan saygısından sakin kalmaya çalışıyor ama başaramıyordu.

“Hocam yanlış anladınız.”

“Neyi yanlış anladım Alya, az önceki sözlerinden hiç hoşlanmadım bilesin. Ayrıca Ayfer hocanın arkasından saygısızca konuşmayı sana hiç yakıştıramadım.”

“Hocam…”

“Sus Alya, kalbini kırmak istemiyorum. Neler planlıyorsunuz bilmiyorum ama bundan sonra çevremce dolaşmanı istemiyorum.” Cenk son sözlerini söylerken Alya donup kalmıştı. Adamın sesi alçak olsa da sözlerinde ki keskinlik, sesinde ki tını Alya’nın kalbini çoktan kırmıştı. Gözleri dolarken bakışlarını hızla kaçırmıştı. Deniz Hanım yanından geçen genç kıza seslense de Alya onu duymamıştı. Ayakkabılarını giyerek kapıyı açtığında başını çevirerek Cenk’e bakmıştı.

“Dayıma gittiğimi söylersiniz. Bunsan sonra sizinle zorunlu olmadıkça görüşmek istemiyorum. Size hayatınızda başarılar dilerim,” diyerek hızla kapıdan çıkıp gitmişti. Cenk giden genç kızın ardından yutkunarak bakarken Deniz hanımın hıçkırığı ile ona dönmüştü.

“Anne?”

“Aferin sana oğlum, küçük bir şakalaşmayı ancak sen bu duruma getirebilirsin. Kalp kırmak Kâbe yıkmaya benzer evladım, az önce sen bir Kâbe yıktın,” diyerek hızla odasına gitmişti. Akşam yemeği için gele hocasının yanına mahcup bir şekilde giderken Adnan Bey genç adamın yüzünden bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.

“Ne oldu Cenk?”

“Önemli bir şey yok hocam, annem biraz rahatsızda…” Adnan Bey yerinden kalkarak kapıya yöneldiğinde Cenk adamı durdurmuştu.

“Hocam yemek yiyecektik,”

“Sonra yeriz, anladığım kadarıyla Alya eve çıktı. Bende gitsem iyi olur,” diyerek kapıyı açıp çıkmıştı. Cenk kendine kızarken bir yandan da doğru yaptığına inanıyordu. Alya ve annesinin konuşmasını düşünmek istemiyordu. Hayatı yeni düzene girerken bir yıkımı daha kaldıramayacağını biliyordu. Annesinin odasının kapısını tıklatarak odaya girdiğinde kadının namaza durduğunu görünce sıkıntıyla geri çıkmıştı. Salona geçerken yarıya hazır olan yemek masası gözüne takıldı. Bu akşamın böyle bitmesine kendisi neden olmuştu. Salondaki kanepeye uzanarak bir kolunu gözünün üzerine koymuştu. Düşünceler içinde uykuya dalarken ilerde neler yaşayabileceğini kestiremiyordu.

Alya evinin kapısını açar açmaz içeriye girerek sırtını kapıya yaslamıştı. Olanlara inanamıyordu. Basit bir şaka yapmıştı ama sonucunda hocasının peşinde olan biri durumuna düşmüştü. Derin bir iç çekerek yanağından aşağıya yuvarlanan gözyaşlarını hızla silmişti. Ağlamayacaktı. Kimse için ağlamaya değmezdi. Madem Cenk Bey ondan uzak durmamı bekliyor öyle olacaktı. Deniz teyzeyi ne kadar sevse de bir daha o eve adım atmamaya kararlıydı. Gerekirse kendisi kadını çağırırdı ama Cenk’in olduğu bir ortama artık giremezdi. Başını iki yana sallayarak mutfağa geçti. Karnı oldukça acıkmıştı. Neyse ki yemeklerin hepsini aşağıya indirmemişti. Kapıdan gelen sesle başını kaldırarak içeriye giren dayısına bakmıştı.

“Dayıcım?”

“Ne oldu Alya?” Alya bakışlarını kaçırarak masaya tabakları yerleştirirken Adnan Bey’in pes etmeye niyeti yoktu. Alya’nın elinden tutarak onu sandalyeye oturtmuştu.

“Neden ağladın?” genç kız başını iki yana sallayarak “Ağlamadım dayı,” diye itiraz ederken Adnan ona inanmamıştı.

“Senin her ifadeni bilirim Alya, seni ikizinden bile iyi tanırım. Şimdi söyle bana, neden üzüldün?” Alya dayısının şefkatli sesine dayanamayarak olanları anlatmıştı. Adnan kırılan yeğenine sarılırken içinden Cenk’e de söylenmeye başlamıştı. Aralarında ki meseleye elbette karışmayacaktı ama yeğeninin de üzülmesine izin veremezdi.

“Bunlarla kafanı yormamalısın, sen akıllı bir kızsın ne yapacağını biliyorsun,” dediğinde Alya dayısına minnetle bakmıştı.

“Kızmadın mı?”

“Neden kızayım, bu senin hayatın canım. Kimseyi hayatına karıştırma. Ama davranışlarına da dikkat etmelisin. Bir adım atmadan önce kendine olan saygını hatırla.” Alya yeniden dayısına sarılırken içten bir kıkırtı döküldü dudaklarından.

“Sen harika bir dayısın, ayrıca harika bir baba olursun,” Alya’nın sözleriyle adam geri çekilmişti. Kaşlarını çatarak yeğenine bakarken Alya küçük bir kahkaha atmıştı.

“Sen var ya anneni aratmıyorsun,”

“Hadi yemek yiyelim, çok acıktım dayıcım. Ayrıca bu hafta sonu gidecek misin?” diye sordu.

“Evet, istersen seni de götüreyim?” Alya ailesini özlemiş olsa da gitmek istemiyordu. Başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“Bu hafta sonu Aslı gelecek bana, o yüzden bir yere gidemem.”

“Aslında sana bir şey söyleyecektim. Yakınlarda arazi araştırması yapılacak, gruba katılmak ister misin?”

“Arazi araştırması mı?” Adnan Bey başını sallarken Alya düşünmeye başlamıştı.

“Alya, senin için iyi bir ön bilgi olur. Hep araştırmalarına da yardımcı olacağına inanıyorum.”

“Ama Aslı’ya söz vermiştim.”

“O da gelsin seninle…” Alya heyecanla dayısına bakmıştı.

“Gelebilir mi? Yani önce ona sormam gerek ama biliyorsun bizim bölümde okumuyor. Gelmek istemeyebilir.”

“Sen yine de sor, sana arkadaş olur. Yedi kişi arazi keşfine gidecek, ayrıca kampta yapılacak.” Alya iyice heyecanlanmıştı.

“Aslı’yı bilmem ama ben kesinlikle gidiyorum. Ama önce çadır bulmam gerek,” diye düşünen genç kız dayısının gülümsemesine takılmıştı.

“Aldın değil mi dayı, hazırlıkları zaten yaptın,” dedi. Adam başını sallarken Alya hızla adama sarılmıştı.

“Dur kızım ya boynumu kıracaksın,” genç kız geri çekilerek tabaklara yemek koymaya başlamıştı. İkili keyifli bir yemek yerken yemekten sonra keyif çayı içmek için salona geçmişlerdi. Alya yaptığı tatlıdan tabaklara koyarken yüzü asıktı.

“Ne oldu?”

“Fırın almam gerekiyor,” dediğinde Adnan yeğenine gülmüştü.

“Dert ettiğin bu mu, alırız canım.”

“Almak için çalışmam gerek dayı, her şeyi size yükleyemem.”

“Saçmalama Alya, sen öğrencisin. Ailen olarak elbette sana destek olacağız.”

“Ama dayı, böyle yapınca altında kalıyorum. Hem Selim abimde kartını verdi,” dediğinde yüzü asılmıştı. Selim abisi babasıyla tartışmasına rağmen buraya gelirken kendi kartını eline tutuşturmuştu. Ne kadar itiraz etse de engel olamamıştı.

“Elbette verecek Alya, bunu sakın dert etme.”

“Ama iki tane çocuğu var, ailesinin hakkı…” Derken Adnan kızın elini tutarak onu susturmuştu.

“Sence abin çocuklarının hakkını kesiyor mudur? Hem abin size sonuna kadar güveniyor. Sen olsan yeğenlerinin okul masraflarına yardım etmez misin?”

“Ederim elbette,” derken Adnan kızın ani çıkışına gülümsemişti.

“Kullandın mı kartını?” Alya başını iki yana sallarken Adnan çık çıklayarak genç kıza bakmıştı.

“Yarın o kartla fırın al kendine, taksitlendirme yaparsın.”

“Ama dayı…”

“Eğer kullanmazsan abin çok darılır, bırak size abiliğini yapsın.” Alya sıkıntıyla nefesini dışarıya vererek başını sallamıştı. Okuldan sonra kendine mini fırın almak için çarşıya inmesi gerekiyordu. Sohbet eşliğinde oturduktan sonra ikili odalarına girmişti. Alya odasına girdiğinde gözüne yeni yaptırdığı yatay kitaplığı takılmıştı. Ahmet’in arkadaşı iyi iş çıkarmıştı. Üzerini değiştirerek yatağına uzanırken oldukça yorgundu. Bir süre sonra da uykuya dalmıştı.

***

Genç kız sabahın ilk saatlerinde uyanarak abdestini alıp namazını kıldı. Namaz sonrası biraz notlarına göz atarak havanın aydınlanmasını beklemişti. Dayısının da kalktığını evin içindeki seslerden anlamıştı. Çalışma masasından kalkarak odanın kapısını açıp dayısına seslendi. Adnan Bey mutfak kapısından başını uzatırken Alya onun üzerinde ki pijama takımına bakarak gülmeye başlamıştı.

“Turuncu mu? Dayı kaç yaşındasın, benim bile bu renkte kıyafetim yok.” Genç kızın kahkaha ile gülmesine Adnan yüzünü asmıştı.

“Gülme Alya, bende sevmiyorum ama bir ay boyunca bunu giymek zorundayım.”

“Öyle mi neden?”

“İddiaya girdik arkadaşla, o aldı…” Alya tek kaşını kaldırırken yeniden gülmeye başladı. Dayısının bu çocuksu ruhunu seviyordu. Bazen kendinden bile daha çocukça davranabiliyordu.

“Gülten teyze seni böyle görmesin, evleneceği varsa da evlenmez.”

“Aman, sakın ağzına kaçırma Alya, bozuşuruz.” Alya iki elini yukarı kaldırarak banyoya yönelmişti.

“Tamam sakin ol dayıcım, bir şey söylemedim.” Genç kız banyo kapısını kapatarak işlerini halletmişti. Birkaç dakika sonra mutfağa giderek hazır olan kahvaltı masasını görünce tek kaşını yukarı kaldırdı.

“Ellerine sağlık dayıcım, ben hazırlardım.”

“Yarın da sen hazırlarsın, hadi kahvaltını yap da gidelim.” Alya masaya geçerek kahvaltısını yapmaya başladı. İkili sessiz bir şekilde çaylarını içerken Adnan üzerini değiştirmek için odasına geçmişti. Alya masayı toplayıp bulaşıkları hallederken düşünceliydi. Dün gece de düşünerek uyumuştu. İşini bitirdikten sonra odasına giderek üzerini değiştirdi. Sırt çantasını ayarlayarak kapıya yöneldiğinde dayısı ile karşılaşmıştı. İkili senkronizasyon bir şekilde evden çıkarken oldukça sessizdi.

“Alya, öğle arası yanıma gel şu arazi işini konuşalım.” Genç kız başını sallayarak arabaya doğru ilerlemişti. 

“Tamam dayı, gelirim.”

“Alya, beni bekle.” Alya kendisine seslenen Akasya’yı görünce hafif gülümsemişti.

“Hayırlı sabahlar Akasya, nasılsın?”

“Sana da, Deniz teyzeyi bize bırakacağım. Birlikte okula gideriz diye düşünmüştüm ama sen dayınla gideceksin anlaşılan.” Alya dayısına baktığında Adnan Bey yeğeninin bakışlarından ne söylemek istediğini anlamıştı.

“İstersen seni de bekleyebiliriz.”

“Şey…” Akasya Adnan beyden çekinirken alt katın kapısı açılmış ve Cenk evden çıkmıştı. Genç adam karşısında ki gruba bakarak selam verirken onun selamını bir tek Alya sessizce almıştı. Cenk geç kıza kısa bir bakış atsa da Alya ona bakmıyordu. Kapı yeniden açılıp Deniz Hanım dışarıya çıktığında Akasya hemen kadının yanına ulaştı.

“Deniz teyze hadi seni eve bırakayım, sonra da okula gideceğim.”

“Sana da zahmet olacak kızım.”

“Olur mu öyle şey teyzem, hadi gidelim.” Deniz Hanım Alya’ya mahcup bir şekilde bakarken Alya kadına dayanamayarak sarılmıştı. Kulağına sadece onun duyabileceği bir şekilde “Üzülme, ben iyiyim,” dedi. Kadın minnetle genç kızın gözlerine bakarken Alya hafif gülümsemişti. Cenk ikilinin sarılışını izlerken Alya’nın kendisine bakmadığının da farkındaydı.

“Okula mı hocam?” Cenk Adnan beye sorarken Adnan başını sallayarak cevap vermişti.

“Evet, kızları bırakacağım.”

“İsterseniz ben bırakabilirim. Sizin dersiniz üçten sonra değil miydi?”

“Gerek yok dayı, sen götürmeyeceksen biz dolmuşla gideriz,” Alya’nın soğuk sesi ortamı buz ederken Akasya şaşkınlıkla arkadaşına bakmıştı. Cenk kızın keskin sesi karşısında üşüdüğünü hissetmişti.

“Hadi Akasya, Deniz teyzeyi size bırakalım oradan okula geçelim.” Dayısının yanından geçerken Adnan yeğeninin kolunu tutmuştu.

“Sizi ben bırakayım hayatım, hadi hepiniz arabaya binin.” Akasya adama mahcup bir şekilde bakmıştı.

“Hocam ev yakın zaten birkaç sokak ötede, siz yorulmayın.”

“Hadi dediğimi yapın,” dediğinde Akasya Deniz hanıma bakmıştı.

“Gidelim mi Deniz teyze?” kadın buruk bir şekilde oğluna bakmıştı. o da Alya’nın uzaklığının farkındaydı.

“Siz arabaya binin, Cenk beni bırakır kızım. Ben bu arabaya çıkamam.” Cenk annesinin sözleri ile arabanın kapısını açarken Alya hiç itiraz etmeden dayısının canavarına tırmanmıştı. Akasya şaşkınlıkla arkadaşına bakarken şimdiden arabaya nasıl çıkacağını düşünüyordu. Adnan arka kapıyı açarak aşağıya doğru saldığı merdiveni göstererek arabaya binmesini istemişti. Genç kız utanarak arabaya çıkarken Alya arkadaşının ifadesine gülmemek için kendisini zor tutmuştu.

“Hadi bakalım, sizin ev nerede?” Akasya yolu tarif ederek eve vardığında sokaklarına giren araba hemen dikkat çekmişti. Genç kız arabadan güçlükle inerek Deniz hanımı annesine emanet etti. Tekrar arabaya bindiğinde ise sessiz yolculukları başlamıştı. Arabadaki sessizlik Adnan’ın hoşuna gitmemişti.

“Derler nasıl kızlar, zorlanıyor musunuz?” Akasya gelen soruyla yüzünü asmıştı. Alya ise omuzlarını silkeleyerek dayısına cevap verdi.

“Bilmiyorum, sanki konu tekrarı yapıyormuşum gibi geliyor.” Adnan yeğeninin sözlerine gülerek ona bakmıştı.

“Senin için kolay olmalı.”

“Kolay mı? Alya daha önce bu dersleri aldın mı?” Akasya şaşkındı. Alya onun şaşkınlığına gülmüştü.

“Almadım Akasya, sadece konular çok kapsamlı değil ondan öyle dedim.”

“Nasıl olur, biz daha yeni görüyoruz bu konuları,” dediğinde Adnan kızın şaşkınlığına gülmüştü.

“Akasya, Alya’nın beyni biraz farklı çalışır kızım. Sen onun sözlerine aldırma.”

“Ama hocam…” Şüpheyle Alya’ya bakan genç kız onun gülmesine karşılık iyice aklı karışmıştı.

“Alya, sen arkadaşına sor bende gruba sizin için yer açayım.”

“Ne gurubu?” Akasya merakla sorarken Alya ona arazi araştırmasından bahsetmişti. Akasya heyecanlansa da gidemeyeceğini bildiği için sessiz kalmıştı.

“Sende katılmak ister misin araştırmaya?” Adnan aynadan yüzü asılan kıza bakmıştı. Akasya iyice yüzünü asarak genç adama cevap verdi.

“İsterdim hocam ama ailem izin vermez. Ben okuldan eve, evden okula gidenlerdeniz.”

“İstersen ailenle konuşurum.”

“İşe yarayacağını sanmıyorum hocam.” Adnan kızın üzülmesine dayanamamıştı. Başını sallayarak arabayı okulun güvenliğinde yüksek lisans bölümüne doğru ilerletmişti. İki genç kız arabadan inerken Adnan yeğenine dönerek hafif gülümsedi.

“Dikkat et kendine Alya, aklım sende kalmasın.”

“Merak etme dayı, bunu da atlatırım ben.”

“Hiç şüphem yok canım, sen yine de dikkat et.” Alya dayısının yanağını öperek arabadan aşağıya atlamıştı. Büyük araç gürültülü bir şekilde yanlarından ayrılırken iki kız kendilerine bakan gözlerden rahatsız bir şekilde bölüme doğru ilerlemeye başladı.

“Alya, hemen sınıfa gidelim.” Alya kızın endişesini anlayamamıştı. Gözlerini kısarak yanında ki arkadaşına şüpheyle bakarken onlara doğru gelen kişilerle kaşları çatılmıştı.

“O Akasya Hanım, ne zamandır görünmüyorsun?”

“Seninle uğraşmak istemiyorum Çiğdem.” Akasya yanından geçeceği sırada kolunun tutulmasıyla duraksamıştı. Genç kız sıkılan kolunun acısıyla hafif inlerken Alya iyice kaşlarını çatmıştı.

“ Ne oldu küçük fare, kendine güvenin mi geldi? Benimle nasıl konuşacağını unuttun sanırım.”

“Kolumu bırak Çiğdem!” Akasya’nın sözlerine karşılık kız gülmeye başlamıştı. Etraftakiler onlara dikkatle bakarken kimsenin bir şey yapmaması Alya’nın dikkatinden kaçmamıştı. Boynundan aşağıya asılı olan telefonunun kamerasını açarak kaydı başlattığında bir süre Akasya’ya yapılan eziyeti videoya çekmişti. onun yaptığını kimse fark etmemişti.

“Bırak kolumu, canımı yakıyorsun.”

“Öyle mi, bundan baba ne? Ağlayacak mısın küçük fare?” Alya daha fazla dayanamayarak Alya’nın kolunu tutan eli sıkıca kavramıştı. Anında Akasya’nın kolu serbest kalırken Alya oldukça öfkeli bir şekilde karşısında ki kızlara bakıyordu.

“Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?”

“Sen bu işe karışma. Git yoluna.”

“Durduk yere bize sataşan sizsiniz. Arkadaşımı darp ettin. Öylece sessiz kalacağımı mı düşünüyordun?” Çiğdem kolunu çekmeye çalışmış ama başarılı olamamıştı. Alya mengene gibi kızın kolunu sıkarken Akasya endişeyle ona bakıyordu.

“Alya, bırak gidelim.”

“Neden, az önce o da senin kolunu sıkıyordu.” Akasya buğulu gözlerle Alya’nın gözlerine bakmıştı.

“Lütfen, sana bulaşmalarını istemiyorum.”

“Arkadaşını dinlesen iyi edersin. Benim kim olduğumu bilmediğin belli.” Alya onun sözlerini umursamayarak arkadaşına dönmüştü.

“Merak etme Akasya, kimsenin bana bulaşmasına izin verecek değilim. Ayrıca bu olaya sessiz kalanlara da çok şaşırdım.” Etrafına bakınarak konuşmuştu. Kaşları olabildiğince çatılıydı. Kolunu sıktığı kıza biraz daha yaklaşarak “Eğer bir daha seni Akasya’nın etrafına görürsem fena olur. Kim olduğunu neye güvendiğini bilmiyorum. Ama ben kimin ve neler yapabileceğimi iyi biliyorum. Bize bulaşma zararlı çıkarsın,” dedi. Çiğdem’in kolunu bırakırken kız hemen kolunu ovalamaya başlamıştı. Gözlerinden alevler çıkıyordu. Alya Akasya’nın koluna girerek bölümün kapısından girerken Akasya üzgün bir şekilde genç kıza bakmıştı.

“Özür dilerim, benim yüzümden sana da bulaşacaklar.”

“Sorun değil, baş edemeyeceğim konu değil.”

“Ama o kız bela olacaktır. Annesi bu okulda rektör yardımcısı, başın ağrıyacak.” Alya kızın sözleriyle duraksamıştı. Tek kaşını kaldırarak hafif gülümsedi.

“Rektör yardımcısı mı? Rektör olsaydı ne yapardık,” dediğinde iki kızda gülmüştü. İkili sınıfa girerek en arka sıraya oturmuştu. Derslik yavaş yavaş doluyordu. Alya çantasından çıkardığı ajandası ve kalemiyle karalama yapmaya başlamıştı. Ders konusuna kısa bir göz atarak yeniden Akasya’ya döndü. Aklına gelen şeyle çantasından çıkardığı botları genç kıza uzatmıştı.

“Bunlar senin, iyice kavrarsan ezber yapmana gerek kalmaz.” Akasya şaşkınlıkla genç kıza bakarken kendisine uzatılan notları alarak kısa bir göz atmıştı.

“Bunları nereden buldun?”

“Eski notlarımın arasındaydılar. O kadar abartılacak bir şey değil.”

“Sen bir tanesin Alya,” diyerek genç kıza sarılan Akasya neredeyse ağlayacaktı. Notlar o kadar açıklayıcı yazılmıştı ki anlamamasına olanak yoktu.

“Sakin ol Akasya, herkes bize bakıyor.”

“Sevgi gösteriniz gözlerimi yaşarttı kızlar, beni de aranıza alın,” Ahmet’in araya girmesi ile ikili birbirinden ayrılmıştı.

“Hoş geldi,” Alya genç adamı selamlarken Ahmet kaşlarını çatarak ona bakıyordu.

“Belayı seviyorsun değil mi?”

“Bela beni seviyor Ahmet, ben bir şey yapmadım.”

“Dışarıda Çiğdem çıldırmış durumda. Önüne gelene sataşıyor.” Alya tek kaşını kaldırırken başını iki yana sallamıştı.

“Bu kızın davranışlarından yönetim haberi var mı?”

“Olmasaydı böyle davranabilir miydi?”

“Yani annesi görevini kötüye kullanıyor?” Alya’nın düşünceli tavrı ile iki arkadaş birbirine bakmıştı.

“Aklından ne geçiyor Alya?” Ahmet arkadaşına şüpheyle bakarken hocanın sınıfa girmesiyle konuşma bölünmüştü. Ders başladığında herkes tahtadaki hocayı dinlerken Alya olası bir sorunu nasıl giderebileceğini düşünüyordu. Derin bir nefes alarak önündeki not kağıdına her zaman ki gibi aklına kalan bilgileri not ediyordu. Bir süre sonra karnının dürtülmesiyle bakışları Akasya’ya döndü. Dudaklarını kıpırdatarak “Ne?” diye sorarken Akasya hocayı işaret ederek susmuştu.

“Alya, senden istediğim ödevi getirdin mi?” Alya hocanın sorusu ile başını sallayarak çantasında ki flaş belleği almıştı.

“Burada hocam,” diyerek flaşı gösterirken hoca gözlerini kısarak “Dosya şeklinde değil miydi?” diye sordu.

“Hocam, dosya şeklinde olanı okuluma verdim. Taktir edersiniz ki bir öğrenci olarak yeni çıktı almak maliyetli olacaktır.” Adam kızın politik cevabı karşısında hafif gülümseyerek başını iki yana sallamıştı.

“Öyle olsun bakalım. Hadi getir de şu ödeve hep birlikte bakalım.” Alya sıkıntılıydı. Aslında kendi araştırması olan bir konuyu ödev diyerek yutturuyordu. Yerinden kalkarak belleği hocasına uzatmıştı.

“Sen tak ben şimdi dosyayı bulmakla uğraşmayayım.” Hocasının sözleri ile Alya sakin bir şekilde “Hocam zaten içinde tek dosya var,” derken adam kızın duruşuna hayran kalmıştı. İçinden genç kızı takdir etse de bir şey söylemeyerek yerine geçmesini istedi. Alya sırasına geçerken hoca elindeki belleği bilgisayarına takarak içindeki dosyaya bakmaya başlamıştı. Ödev slayt olmadığı için biraz uzundu ve bu durum hocanın dikkatinden kaçmamıştı. Önceki derste eski olan bilgileri okumaya başladığında uzun süreceğini düşünerek derse dönmüştü.

“Arkadaşlar güncel bilgilerle size slayttı vereceğim. Bu yüzden konumuza dönelim.” Adam dersini işlemeye başladığında sınıftaki uğultularda durmuştu. Öğleye kadar iki saat blok ders yapan hoca öğrencileri serbest bıraktığında Alya eşyalarını toplayarak kapıya yönelmişti. Akasya da onun peşine takılmıştı.

“Benim dayımı görmem gerek, siz kantine gidip beni bekleyin isterseniz.” Ahmet Akasya’yı alarak kantine doğru ilerlerken Alya çantasını koluna takarak dayısının olduğu bölüm binasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Kulağına taktığı kulaklıkla uzun zamandır dinlemeye başladığı radyo programı için telefonunun radyosunu açarak ilerlemeye devam etmişti. Aslı ile konuşmadığını hatırlayınca hemen genç kızı aradı. Kısa bir görüşmenin ardından Aslı onunla birlikte kamp yapmayı kabul etmişti. Dayısına iki kişi olacaklarını söyleyeceği için rahatlamıştı.

“Yavaş be!” Alya koluna sert bir şekilde vurarak yanından geçen kişinin arkasından bağırırken genç adam oralı bile olmadan yoluna devam etmişti. Birkaç adım sonra yeniden koluna birinin çarpmasıyla Alya bu sefer sakin kalmayarak kendisine çarpan kişinin arkasından hızla ilerleyerek sertçe omzuna vurmuştu.

“Bana baksana sen, yolda yürümeyi mi bilmiyorsun?” Alya’nın sorusu ile genç adam kaşlarını çatmıştı.

“İki yaşından beri yürüyebiliyorum.”

“Aman ne komik, az önce bana çarptın ve özür bile dilemedin.”

“Ee ne olmuş?” Alya kısa bir süre karşısında pişkince duran kişiye bakarak ifadelerini incelemeye almıştı. Ona bilerek çarpmıştı! Alya dişlerini sıkarken az ileride kendisine alaycı bir şekilde bakan kızı görünce neler olduğunu hemen anlamıştı.

“Kalıbına bakan adam sanır ama sen kaniş köpeğinden başka bir şey değilsin.” Alya’nın sözleri genç adamın sinirlenmesine neden olmuştu.

“Sen kime köpek diyorsun?”

“Neden, zoruna mı gitti? Tasmanı tutan kişiye söyle bir daha bana bulaşmaya kalkarsa onun için hiç iyi olmaz. Kendiyle beraber annesini de bu okuldan sürdürürüm.” Alya’nın ifadesinden ciddi olduğunu anlayan adam duraksamıştı. Belki Alya ciddi duruşunu bozsaydı ona inanmazdı ama kızın duruşu dediğini yapacağını gösteriyordu.

“Buna gücünün yeteceğini sanmıyorum.”

“Emin misin? Şu kazulet rektör yardımcısının kızı diye her istediğini yapabiliyorsa ben de rektörün yeğeni olarak her istediğimi yapabilirim sanırım.” Alya büyük blöf yapıyordu ama adamın bunu bilmesine imkan yoktu.

“Sen…” Adam kızın üzerine doğru ilerlerken Alya da ona bir adım atmıştı.

“Evet ben…” kızın keskin bakışları karşısında genç adam duraksamıştı. Uzaktan aynı köprü üzerinde duran iki inatçı keçiye benziyorlardı.  Sonunda adam pes ederek hızla oradan uzaklaşırken Alya’nın bakıları ilerideki Çiğdem’e dönmüştü. Kıza alaycı bir şekilde gülümseyerek yoluna devam etmişti. Dayısının odasının kapısına geldiğinde derin bir nefes aldı. Önce sakinleşmesi gerekiyordu. Dayısı bir bakışıyla sorun yaşadığını hemen anlayabilecek kadar onu iyi tanıyordu. Kapıyı tıklatarak içeriden gelen sesle kapıyı aralayıp odaya adım attı. Bakışları masanın arkasında ki dayısını bulunca hafif gülümsemiş ama sonradan odada ki kişiyi görünce kaşları olabildiğince çatılmıştı.

“Gel Alya, seni Emin hocayla tanıştırayım.” Alya adamı bakışlarıyla neredeyse öldürecek durumdaydı.

“Biz stajdan tanışıyoruz Adnan hocam, beni neden çağırmıştınız?” Adnan yeğeninde ki değişimden hoşlanmamıştı. Bakışlarında ifade Adnan’ın içinin sıkılmasına yetmişti.

“Sana şu hafta sonunda ki arazi araştırmasından bahsetmiştim. Araştırmayı Emin hocan ayarladı.”

“Öyle mi? Ama benim hafta sonu için vaktim yok hocam. Başka zaman arazi araştırmasına çıkmayı planlıyorum.” Adnan dün akşamdan beri bu keşif için heyecanlı olan yeğeninin tavrına anlam veremiyordu.

“Emin misin Alya, sabah çok heyecanlıydın.”

“Elbette hocam, az önce gitmemeye karar verdim. Başka bir konu yoksa benim çıkmam gerek hocam.”

“Yok gidebilirsin.” Adnan odadan çıkıp giden yeğeninin arkasından bakarken karşısında ki adama bakışlarını çevirmişti.

“Alya oldukça başarılı bir öğrencidir. Neden fikrini değiştirdi anlayamadım.” Emin hoca adamın sözlerini duymamıştı bile. Hala Alya’nın odadan çıkıp gittiği kapıya bakıyordu.

“O kızı tanıdığınızı bilmiyordum hocam, kendisi staj için yazın buradaydı.”

“Biliyorum, Cenk benim öğrencimdi. Ondan en iyi öğrencisini yanına almasını ben istedim.” Adnan nedense Alya’nın davranışı yüzünden Alya’nın kendi yeğeni olduğunu söylemek istememişti. Bu iş midesini bulandırmıştı. Yeğeni ile kesinlikle konuşacaktı.

Alya dayısının odasından çıktığında sinirden titriyordu. Emin hocayla elbette karşılaşacaktı ama onu dayısı ile aynı yerde görünce kendine güçlükle hakim olmuştu. Derin derin nefes alarak kendine gelmeye çalışmıştı. Biraz kendini iyi hissettiğinde hemen orada ayrılmıştı. Onu uzaktan izleyen bakışlardan habersiz çıkışa yönelirken arkasından gelen seslenme ile duraksadı.

“Alya, iyi misin?” genç adam dayanamayarak kızın arkasından gitmişti. Alya ağır bir şekilde arkasını dönerken Cenk ile göz göze gelmişti.

“Bunun sizi ilgilendirdiğini sanmıyorum hocam, lütfen etrafımda dolanmayın. Maazallah yanlış anlaşılırız!” Alya sert sözleri ile Cenk’e cevap verirken akşamdan beri ilk kez kendini iyi hissetmişti. Cenk yüzünden içinde kalan öfkeyi az da olsa dışarıya bırakmıştı. Arkasını dönüp hızlı adımlarla bölümden dışarıya çıkarken oldukça öfkeliydi. Dayısının öyle bir pislikle ne işi olabilirdi ki?

Adımları her saniye daha da hızlanırken biran önce arkadaşlarının yanına varmak istemişti. Telefonu çalarken nefes nefese cebindeki telefonu çıkardı.

“Abicim?” Selim gittiğinden beri aramayan kardeşini merak ederek aramıştı. İkizler onun kıymetlisiydi.

“Alya, neden beni aramıyorsun?”

“Özür dilerim abi, derslerden fırsat bulamadım.”

“Bu bir bahane değil. Ayrıca senin ders çalışmadığını en iyi bilenlerdenim.” Alya abisinin sözlerine kıkırdarken tüm sıkıntılarından kurtulmuştu.

“Yeni bir araştırma peşindeyim abi, bitsin yanınıza geleceğim.”

“Bak buna çok sevindim, özledim seni.” Selim kısa bir duraksamanın ardından derin bir iç çekmişti. Onun iç çekmesinden şüphelenen Alya endişeyle sordu.

“Bir sorun mu var ab?”

“Neden sana verdiğim kartı kullanmadın Alya?” Alya abisinin sorusu ile kısa bir an duraksadı. Hafif gülümseyerek genç adama cevap verdi.

“Aslında bu gün kullanacaktım. Biraz pahalı olacak ama…”

“Buna sevindim. O hesap senin Alya, aklından geçenleri biliyorum ama endişelenme. Üstelik hesaba sadece ben değil Serdar da para yatırıyor.”

“Serdar abim mi? Ama onun masrafı çok!” Selim kardeşinin itirazına gülerek karşılık vermişti.

“Sence Serdar karşılayamayacak olsa para verir mi?” Alya abisine hak vermişti. Serdar abisi oldukça tutumlu ve planlı biriydi.

“Anladım, teşekkür ederim abi. Seni ve çocukları çok özledim. Yengemi benim yerime öp,” derken genç kız kıkırdıyordu.

“Alya, abinle nasıl konuşuyorsun?”

“Ne oldu, karın değil mi? öp işte… Benim sayemde yengem de mutlu olur,” diyerek kahkahasını bastırmak için elini ağzına kapatmıştı.

“Anlaşıldı, senin canın sıkkın ve benimle uğraşarak sıkıntını bastırıyorsun.” Alya abisinin sözleri ile duraksamıştı. Bazen kardeşlerinin kendisini bu kadar iyi tanımasından hoşlanmıyordu.

“Merak etme abi, ben iyiyim. İyi arkadaşlarım var. Hem dayımda yanımda unuttun mu?”

“Neyse ki yalnız değilsin.” Bir süre daha konuştuktan sonra Alya kantine geldiğini söyleyerek telefonu kapatmıştı. Bir masada üç arkadaşını görünce onlara doğru giderken kendine doğru gelen kişiyle şüpheyle dikkat kesilmişti. Elinde olan çay tepsisi oldukça dengesizdi. Kendisine iyice yaklaştığında kızın ayağının takılmasıyla tepside ki çaylar üzerine doğru gelirken Alya çevik bir hareketle hızla geriye kaçmıştı. Neyse ki çay sadece ayakkabısına denk gelmişti. Yanmadığı için şükrederken üzerine çay dökmeye çalışan kızın bakışlarına dikkat kesilmişti. Kimi göreceğini biliyordu. Sıkıntıyla saçını geriye yaslarken başını iki yana sallayarak kıza yaklaştı.

“Bilerek birinin canını yakmak sana ne kazandıracak?” kız susarken Alya devam etmişti.

“Sana bir tavsiye, sonuçlarına katlanamayacağın işlere bulaşma.”

“Sınırını aşan sensin? Çiğdem’e bulaşmayacaktın.” Alya kızın sözlerine kahkaha tarak karşılık vermişti.

“Nedir bu? Kendinizi saçma dizilerde mi sanıyorsunuz? Okulda şiddet uygulayan zorba ergen çocukları mısınız?” Alya kızın alnına parmağıyla vurarak sesini yükseltmişti.

“Söyle o Çiğdem denen ayarsıza, çıksın ergenlikten. Burası üniversite, azıcık büyüsün. Saçma sapan işlerle vaktini harcayacağına derslerine odaklansın.” Alya kızı bırakarak arkadaşlarının tanına gitmişti. Hepsi ona korkuyla bakıyordu.

“Alya iyi misin?”

“Merak etmeyin, bunlarla baş edebilirim.”

“Bence şikayette bulunmalısın.”

“Bulunacağım, ama elimde daha fazla delil olmalı.”

“Delil mi?” Alya başını sallayarak çay almak için ilerlemişti. Çocukça işlerle uğraşıyordu. Ertesi gün okula gelmemeye karar vererek araştırmasına odaklanacaktı. Son birkaç sayfası kalmıştı bitirmek için. Dayısı da varken takıldığı yerleri ona sorabilirdi. Ayrıca okulun laboratuvarını kullanabilmek için hocasından izin alması gerekiyordu. Masaya geçtiğinde arkadaşları ile koyu bir sohbete dalmıştı. Öğle arası bittiğinde hepsi derslerine gitti. Gün boyu derste olan grup akşam olduğunda evlerine dağılmıştı. Akasya ve Alya dolmuşa binmek için ilerlerken kendilerine doğru gelen arabayı fark eden genç kız Akasya’yı hızla kenara itmişti. Acı fren sesiyle başlar arabaya önerken Akasya’nın korku dolu çığlığı etrafta yankılanmıştı.

***

HİKAYENİN SON KONTROLÜNÜ YAPMA FIRSATIM OLMADI ARKADAŞLAR. UMARIM FAZLA HATA YOKTUR. Sizce ne olmuştur. Bölüm nasıldı, lütfen fikirlerinizi belirtiniz. Ayrıca çıkışta emeğim için lütfen her hangi bir reklama tıklayın. Umarım anlayış göstererek destek olursunuz. Teşekkür ederim. Cesur hikayesinde görüşürüz. Şimdi ona yeni bölüm yazıp yetiştirmeye çalışacağım.

6. BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 8.BÖLÜM

18150cookie-checkGelincik Çiçeği 7. Bölüm