Dilay Hanım 8. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Umarım bölümü beğenirsiniz. Keyifli okumalar!

***

Genç adam sabah işlerini hallettikten sonra içine yerleşen sıkıntıyla derin bir nefes almıştı. Ağır adımlarla kızının odasına giderek onu kontrol etti. Küçük kızı mışıl ışıl uyuyordu. Saçlarına usulca dudaklarını kondurarak sessizce odadan çıkmıştı. Merdivenlerden aşağıya inerek alt katta ki hareketliliğe dikkat kesildi. Evin yardımcısı Neriman Hanım kahvaltı masasını hazırlıyordu. Mutfak masasına oturmuş bir şekilde onun masayı hazırlamasını bekleyen kızının dadısı Nuray’a kısa bir bakış atarak konuşmuştu.

“Ben erken çıkacağım, bu gün Nisan’ı hastaneye götürürken dikkatli olun,” dedi. Genç adamın sesini duyan kız hızla yerinden kalkmıştı.

“Peki Engin Bey,”

“Her hangi bir şey olursa hemen beni ara, sakın kendi başınıza iş yapmayın.” Genç kız başını hızla sallarken Engin kapıya yönelerek dışarıya çıkmıştı. Şoförü hemen kapıyı açarken “Şirkete mi efendim,” dedi. Engin arabaya binerek kısa bir süre duraksamıştı. Araba hareket ettiğinde şoför yeniden sormuştu.

“Mezarlığa gidelim,” genç adamın emri ile şoför yola koyulurken Engin oldukça düşünceliydi. Sıkıntılı bir şekilde nefesini dışarıya verirken arabanın camını aşağı indirerek içeriye temiz hava dolmasını sağlamıştı. Gözleri geride bıraktıkları iki tarafı ağaçla kaplı yolu izlerken yutkunma isteği doğmuştu. Yaklaşık yarım saat sonra mezarlığa geldiğinde şoförüne geride kalmasını söyleyerek mezarlıktan içeriye girmişti. Belki garipti ama ne zaman içi sıkılsa anne babasının mezarına gelerek dua ediyordu. Ölülerin içinde dünyalık hiçbir şeyin önemi olmadığını yeniden anlıyordu. Mezar taşlarını gördükçe asıl ebedi yaşamın ölümden sonra olduğunu hatırlamak tüm dertlerini unutturuyordu. Bu kez nasıl öleceğini düşünmeye başlıyordu. Ölmekten korkmuyordu, onu korkutan geride bırakacağı kızıydı. Kimi kimsesi yoktu kızından başka. Ailesi öyle kalabalık bir aile değildi.

Ağır adımlarla mezarların arasından ilerleyerek ailesinin mezarına ulaşmıştı. Selamını vererek elini açıp dua etmeye başlamıştı. İçinde buruk bir hüzün vardı. Babası yokluk içinde onu büyütmüştü. Şimdi ise her şeyi alabilecek kadar parası vardı ama ailesi yanında değildi. Ellerini açarak duasını yaparken yeniden geldiği yere şükretmişti. Amin diyerek ellerini yüzüne sürdüğünde içine yerleşen hisle etrafına bakınmaya başlamıştı. Görünüşte kimse yoktu ama Engin ayaklarının hareket etmesiyle ilerlemeye başlamıştı. Daha önce de böyle bir duyguya kapılmıştı. Ağır ve dikkatli adımlarla ilerlerken birkaç adamın gizliden bir yeri izlediğini görünce duraksadı. Onların baktığı yöne bakışlarını çevirdiğinde bir mezarın yanında sırtı dönük bir şekilde dua eden kadını görünce kaşları iyice çatılmıştı. Şüphe uyandıran bu durum genç adama beklemesi gerektiğini düşündürmüştü. Bir süre daha bekledikten sonra kadın ayaklanarak ters yönde ilerlemeye başlamdı. Engin kadının peşinden giderken oldukça sessiz olmaya çalışıyordu. Henüz kim olduğunu görememişti ama kendine de engel olamıyordu. Birkaç metre geride durarak kadını korkutmamaya çalışıyordu. Az da olsa mesafeyi açık bırakmıştı. Adımları kadının arkasında biten adamı görünce duraksamıştı. Kadın yüzünü döndüğünde ise hem şaşırmış hem de kaşları çatılmıştı.

“Dilay Bozkurt,” diye kendi kendine konuşurken kadının sert sesini duyunca kendine geldi.

“Beni mi takip ediyorsunuz?” kadının net sorusunu duymuştu. Adamınsa gevşek bir şekilde konuşması Engin’i daha da kızdırmıştı.

“Buraya yalnız gelmemeliydin Dilay.”

“Benim gelme nedenim belli ama sizin neden burada olduğunuzu anlayamadım.”

“Duydum ki kocan geri dönmüş, hem de yanında bir kadınla.”

“Bundan size ne?”

“Benimle evlenmek yerine gittin Mehmet denen adamın oğluyla evlendin de ne oldu? Sana koca bile olmadı.”

“Öyle olsaydı çocuklarım olmazdı!” Dilay’ın soğukkanlı duruşu uzaktaki Engin’i bile üşütmüştü. Konuşmayı net bir şekilde duyabiliyordu.

“Bir gecelik kadınlardan oldun, soyadımıza hiç yakışıyor mu?” Dilay adamın sözlerine alaycı bir şekilde gülmüştü.

“Söylesene amcam yine neyin peşinde? Bunca yıl sonra hortladığınıza göre yine batıyorsunuz.”

“Babam hakkında düzgün konuş, yoksa…” Dilay’ın kolunu sertçe yakalayıp kendine çeken adam Engin’in harekete geçmesine neden olmuştu.

“Kolumu bırak Nihat abi, yoksa olacaklara karışmam.”

“Ne abisi kızım, yakında bana geleceksin. Ama öyle ama böyle benimle evleneceksin.”

“Seninle evlenmek mi? Hayal dünyasında yaşamayı bırak. Seni de baban olacak adamı da etrafımda görmek istemiyorum.” Dilay sakin kalmaya çalışıyordu. Kolunu kurtarmak onun için zor değildi ama bulundukları yer bunun için uygun değildi. Kolunu çekmeye çalışırken adam daha da sıkmıştı. Dilay’ın ağzından istem dışı inleme çıkarken birden genç kadın serbest kalmıştı.

“Sana kolumu bırak dedi,” Engin daha fazla dayanamayarak Nihat’a yandan yumruk atarken Dilay’ı hemen arkasına çekmişti. Genç kadın şaşkınlıkla kendisini korumaya çalışan adamın sırtına bakıyordu.

“Kime vuruyorsun lan sen?” Nihat yerinde doğrulurken Engin yeniden savunmaya geçmişti.

“Kadını yalnız buldun diye mi bu afran, kırarım kemiklerini geri bas.” Engin’in sert çıkışı Dilay’ı oldukça şaşırtmıştı.

“Seni…” Nihat hamle yaparken Engin fırsat vermeden yeniden adama yumruğunu savurmuştu. Burnundan gelen sesle Nihat’ın eli burnuna gitmişti. Avucuna dolan kanla daha da hırçınlaşan adam Engin’e doğru yeni bir hamle yapacağı sırada kollarına dolanan iki adamla durmak zorunda kalmıştı. Engin adamı tutan kişilere bakarken Dilay yaşadığı rahatlamayla derin bir iç çekmişti.

“İyi misiniz Dilay Hanım, çok özür dileriz geç kaldık.” İki korumayı gören genç kadın rahat bir nefes almıştı. Mehmet babası yine onu korumaya çalışıyordu.

“İyiyim çocuklar, sorun yok.” Nihat’ın itiraz ve tehdit sözleri arasında adamı sürüyerek oradan uzaklaştırmışlardı. Engin yumruk savurduğu elini kaldırarak başını iki yana sallamıştı. Uzun zaman olmuştu kavga etmeyeli. Kendi haline gülerken mahalle aralarında yaptığı dövüşler gelmişti aklına. Arkasından boğaz temizleme sesi gelince yutkunarak ardını dönmüştü.

“Engin Bey, sizinle burada karşılaşmak…” 

“Tevafuk diyelim Dilay Hanım. Ailemi ziyarete gelmiştim, sizi görünce…” Dilay adamın sözlerine başını sallayarak karşılık vermişti.

“Allah rahmet eylesin ailenize,” diyerek bakışlarını kaçırmıştı. Engin az önce Dilay’ın bulunduğu mezarlığa başını çevirdiğinde gördüğü isimlerle duraksamıştı. Önce yanlış gördüğünü sanmış sonra yanında ki diğer isime bakınca emin olmuştu.

“Süha Yavuz?” sözleri dudaklarından dökülürken şaşkınlıkla yanında ki kadına bakmıştı.

“Süha Yavuz’u tanıyor musunuz?” Engin’in sorusu ile Dilay buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Kendisi babam olur, neden sordunuz?” Engin kadının sözlerine o kadar şaşırmıştı ki ne söyleyeceğini bilememişti. Kadına dikkatli bakmaya başladığında Dilay rahatsız olarak bakışlarını kaçırdı. Konuyu değiştirmek için “Yardımınız için çok teşekkür ederim, ben artık gitsem iyi olacak,” dediğinde Engin kendine gelmişti.

“Kahvaltı yaptınız mı?” Dilay gelen soruyla duraksamıştı.

“Anlamadım?”

“Ben yapmadım, eğer müsaitseniz birlikte kahvaltı yapalım. Süha amca hakkında konuşuruz,” dediğinde Dilay genç adamın babası hakkında konuşmak istemesi yüzünden kısa bir an duraksamıştı. Yıllardır Mehmet amcası hariç babasını tanıyan biriyle konuşmamıştı.

“Elbette, babamı tanıyan herkesle konuşabilirim.” Engin genç kadının sözleri ile hafif gülümsemişti. Geri dönerek Süha beyin mezarının başında durdu. Kısa bir duanın ardından Dilay’ın dalgın bakışları altında ona yaklaşmıştı.

“Gidelim, lütfen.” Dilay önde Engin arkada mezarlıktan çıkarken onları arabanın yanında bekleyen adamların yanına ilerlemişlerdi.

“Dilay Hanım fabrikaya mı?” adamlardan biri sorarken Dilay başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“Siz eve dönün, benim az işim var sonra fabrikaya geçeceğim.”

“Ama Mehmet Bey…”

“Babamı ben ararım, siz gidebilirsiniz.” Engin genç kadının arabasına bindiğini görünce kendisi de şoföre takip etmesini söyleyerek Dilay’ın arabasına binmişti. Genç kadın gözlerini kısarak yanında oturan adama bakmıştı.

“Sizi davet ettiğimi hatırlamıyorum.”

“Aynı yere gideceğiz, neden ayrı arabayla gidelim?” Engin’in cevabı ile Dilay arabayı çalıştırmıştı. Adamların şaşkın bakışları altında yola çıkarken ikisi de sessizdi. Engin konuşmak istiyor ama ne söyleyeceğine karar veremiyordu. Sürekli yerinde hareketleniyor ama hemen sakinleşiyordu.

“Ne söyleyecekseniz söyleyin.” Dilay daha fazla dayanamayarak konuşmuştu.

“Sadece merak ediyorum, babanız öldükten sonra neden hemen evlendiniz?” Dilay adamın sorusuyla direksiyonda ki ellerini sıkmıştı.

“Özel sorulara cevap vermiyorum.”

“O adam, sizin kuzeninizdi değil mi?”

“Bu da özel soru…”

“Dilay…” genç adam dilini yakan isimle duraksamıştı. Sadece adını kullanan adama kaşlarını çatarak bakan genç kadın arabayı küçük bir kahvaltıcının önünde durdurdu.

“Dilay Hanım dersen sevinirim, fazla samimiyetten hoşlanmam.” Kadının sözlerine Engin acı bir şekilde gülümsemişti.

“Gerçekten çok büyümüşsün, seni tanımak olanaksız gibi.” Dilay şüpheyle genç adama bakarken “Daha önce tanışmış mıydık?” dedi.

“Dilay Dila Yavuz, Süha Yavuz’un göz bebeği.” Genç kadın adama şüpheyle bakarken ikinci adını nereden bildiğini anlamaya çalışıyordu. Dila adı kimliğinde yazılmamıştı. Ona sadece anne babası Dilay Dila derdi. Özellikle anne ve babası iki isim arasında kalınca aynı anda ikisini de vermişlerdi.

“İkinci adımı nereden biliyorsun?”

“Seni iyi tanıyorum Dilay, en azından on yaşına kadar seni iyi tanıyordum.” Genç kadın adamın her sözünde şaşırıyordu.

“Bence arabanın içinde konuşulacak bir konu değil, çıkalım mı?” Dilay arabadan inerek adamın da inmesini bekledikten sonra arabayı kilitleyip kahvaltıcıya girmişti. Engin hala önünden giden kadının Süha amcasının kızı olduğuna inanamıyordu. O küçük kızla hiçbir alakası kalmamıştı genç kadının. Saçlarının rengi, yüzünde ki küçük çiller ve o parlak gözlerden eser kalmamıştı. Hayatın ona dış görünüş bakımından iyi geldiği belli olsa da ruhsal olarak iyi olmadığı gözlerinden anlaşılabiliyordu.

İkili masalardan birine geçerek ortaya serpme kahvaltı istemişlerdi. Dilay aç olmasa da çay istedi. Bir süre masada sessizlik olduktan sonra Dilay’ın telefonunun sesi ortamda ki sessizliği bozdu. Genç kadın telefonunu açarken karşıdan gelen telaşlı sesle hafif gülümsemişti.

“Ben iyiyim babacım, evet şuanda bir müşterimle görüşüyorum. Lütfen sakin olur musun? Akşama görüşürüz. Unutma ikizler sana emanet.” Genç kadın bir süre daha konuştuktan sonra telefonu kapatmıştı.

“Mehmet Bey sana çok düşkün.” Engin’in sözleri ile genç kadın ona baktı.

“Bende onlara düşkünüm.”

“Geçen gün karşılaştığımız adam, kocan mıydı?”

“Evet, Selim eşimdi. En azından şimdilik öyle yakında boşanıyoruz.”

“Neden?” adam merakla ona bakıyordu. Dilay sessizliğini koruyarak konuyu değiştirdi.

“Babamı nereden tanıyordunuz?”

“Babam sizin tarlalarda çalışırdı, küçükken çok yardımını gördüm. Hatta eğitimime yardım etti. Bu duruma geldiysem Süha amca sayesinde.”

“Anlıyorum,” Dilay dalgın bir şekilde önüne bırakılan çaya bakmıştı.

“Anladığınızı sanmıyorum, babanıza çok şey borçluyum. Öldüğünde yurtdışındaydım. Eğer Türkiye de olsaydım kesinlikle gelirdim.”

“Babamın ölümü ani oldu, kendinizi suçlamayın. Hastalığı biranda ortaya çıktı ve biz daha ne olduğunu anlayamadan onu kaybettik.”

“Buna çok üzüldüm. Keşke seni daha önce bulsaydım. Sana yardım etmek isterdim.”

“Yardıma ihtiyacım yok, teşekkür ederim.” Engin kadının yüzünü dikkatle inceliyordu. Sıkıntılı olduğu her halinden belliydi.

“Dilay Yavuz hakkında araştırma yaptım.” Dilay hızla başını kaldırarak genç adama bakmıştı.

“Ne yaptınız?”

“Sana ulaşmak için elimden geleni yaptım ama aradığımın sen olduğunu bilmiyordum. Evlendiğini öğrendiğimde güvende olduğunu düşündüm. Bu yüzden seni aramayı bıraktım. Amcanın planlarından haberim var Dilay, ve sürekli peşinde olduklarından da…”

“Böyle bir şeye hakkınız yoktu. Ben başımın çaresine bakarım.”

“Benim anlamadığım Selim Bozkurt ile evli olmana rağmen neden hala peşindeler. Ve en önemlisi çocuklar neden babalarına amca diyor?” Engin kadının her mimiğini dikkatle izliyordu. Dilay sıkıntıyla önünde ki bardakla oynarken başını kaldırarak genç adamın gözlerine bakmıştı.

“Evlendim doğru ama bu sadığınız gibi bir evlilik değildi. İkimiz de mecburi evlilik yaptık. Geleceği olmayan bir evlilikti. Şimdi de bitmesi gereken bir evlilik.”

“Ya çocuklar?”

“Onlar benim her şeyim. Bu evliliğin bana verdiği en değerlilerim. Selim uzun zamandır burada değildi, dolayısıyla çocukları da yeni öğrendi.”

“Ne yaptı?” Engin şaşkınlıkla genç kadına bakıyordu. Dilay ise karşısında ki adama neden özelini anlattığını bilmiyordu. Engin’deki bir şey ona güvenebileceğini düşündürüyordu.

“Sesini yükseltme lütfen.” Dilay etrafa bakınarak onlara bakan olup olmadığını anlamaya çalışmıştı. Engin şaşkınlıkla genç kadına bakıyordu.

“Sen ne dediğinin farkında mısın? İkizler neredeyse beş yaşında…”

“Dört yaşına yeni girdiler.”

“Konumuz bu mu Dilay, nasıl olursa adam çocuklarından habersiz olur?” Engin’in aklı almıyordu. Dilay sıkıntıyla nefesini dışarıya vererek genç adamın yüzüne bakmıştı.

“Bazı konular çok karışık, anlaması güç olabilir ama Selim evlendikten sonra buradan ayrıldı. Hamile kaldığımda ona haber veremedim. O kendi hayatını yaşadı bende kendi hayatımı yaşadım.”

“Bu bencillik Dilay, hadi Selim’i düşünmedin, çocukları da mı düşünmedin? Onları babasından ayrı tuttun.”

“Bu konu tartışmaya kapalı.” Engin’in aklı almıyordu. Eksik bir şeyler olduğuna emindi. Önünde ki yumurtasından bir lokma alarak yeniden karşısında ki kadına baktı.

“Çocuklara söyleyecek misiniz?”

“Elbette, yakında doktor yardımı ile onlara gerçeği söyleyeceğiz.”

“En azından bunu yapmaya karar vermişsin.” İkili kahvaltısını yaptıktan sonra ayrılmıştı. Engin’in aklı karma karışıktı. Şoförü dikiz aynasından kendisine bakarken genç adam başını iki yana sallayarak “Ali’ye söyle bana Selim Bozkurt hakkında araştırma yapsın,” dedi. Adam patronunun emrini ikiletmezken genç adam geriye yaslanarak gözlerini kapattı. Yorgundu. Hem ruhen hem bedenen çok yorgundu. Araba seyir halindeyken gözlerini kapatarak gideceği yere kadar dinlenmeye çalışmıştı.

“Engin Bey, geldik.” Adamın seslenmesi ile genç adam gözlerini açmıştı. Arabadan inerek şirkete girerken oldukça sıkıntılıydı. En kısa sürede Dilay ile yeniden konuşması gerekiyordu. Bu gün mezarda olanların tekrarlanmasına izin vermeyecekti. Süha amcasına olan borcunu kızını koruyarak ödemeye kararlıydı.

“Engin Bey, bir kadın geldi. Eşiniz olduğunu söylüyor,” sekreterinin sözleri ile genç adam dişlerini sıkmıştı.

“Evli olmadığımı biliyorsun, geleni geri gönder.”

“Ama sizinle görüşmeden gitmeyi reddediyor.” Engin öfkeyle gözlerini kapatmıştı. Gelenin kim olduğunu elbette biliyordu. Odasına girerken “Gönder gelsin,” dedi. Genç adam odasına girerek ceketini kenardaki askılığa asmıştı. Elinde ki çantayı masanın üzerine bırakırken kapının tıklatılmasıyla gözleri avına odaklanmıştı.

“Senin burada ne işin var?”

“Sana da merhaba kocacım.” Kadının seslenişi ile Engin alaycı bir şekilde gülmüştü.

“Kaçıncı kocanım?”

“Ne o kıskandın mı?”

“Sadede gel Esma, ne istiyorsun?”

“Kızımı görmek istiyorum, ne isteyebilirim ki?” Engin kızının sözünü duyunca hızla kadının karşısına dikilmişti.

“Sakın Esma, sakın Nisan’a yaklaşayım deme. Sana bir şey yapmıyorsam bu seni yanıltmasın.”

“Onunla görüşmemi engelleyemezsin Engin, ben onun annesiyim.”

“Annesi mi? hangi anne kızını merdivenlerden aşağıya atar?” Engin’in sorusu ile kadının yüzünün rengi kaçmıştı.

“Yalan, bana iftira atıyorsun.”

“İftira mı?” Engin’in sesi öyle yüksek çıkmıştı ki kadın korkuyla bir adım geriye gitmişti. ,

“Seni öldürürüm Esma, duydun mu beni, seni öldürürüm. Sakın kızıma yaklaşayım deme. Bu hayatta Nisan için yapamayacağım şey yok. Seni uyarıyorum.”

“Yapamazsın…”

“Öyle bir yaparım ki? Seni polise vermediysem sırf Nisan içindi. Ama ona yaklaşırsan hapsi boylarsın.”

“Bunu kanıtlayamazsın Engin, onu benim yuvarladığımı kimse görmedi.” Engin kadının pişkin sözleri karşısında hızla boğazına yapışmıştı. Biraz bile şüphesi vardırsa az önce yok olmuştu. Gözleri okyanus derinliklerindeki koyu rengi alırken öfkeyle burnundan soluyordu. Kadının nefessiz kararan yüzü daha da morarırken Engin hızla onu duvara savurmuştu.

“Sakın bir daha karşıma çıkma, yoksa elimde kalırsın,” diyerek kapıyı açmıştı.

“Güvenliğe söyleyin bu kadın bir daha buraya gelmeyecek. Alanı işine son veririm.” Esma öksürerek kendine gelirken gözünden aşağıya akan yaşı hızla silmişti.

“Bana engel olamayacaksın Engin, kızımı senden alacağım. Görürsün…”

“Sen hala konuşuyor musun?” Engin bir adım öne çıkarken kadın hızla arkasını dönüp kaçmıştı. Bir eli boynunda şirketten çıkarken kendi kendine yeminler ediyordu.

Engin sakinleşmek için derin derin enfes alırken çalışamayacağını anladığında eve gitmeye karar verdi. Eşyalarını alarak ofisten çıkarken sekreterine tüm toplantılarını iptal etmesini söyledi. Arabasına binip eve gittiğinde kızının hazırlanıp hastaneye gitmek üzere olduğunu görünce elindekileri yardımcıya vererek kızıyla birlikte hastanenin yolunu tutmuştu. Fizik tedavi seansı kırk dakika sürüyordu. Bu zaman içinde hastanenin bahçesinde bekleyen genç adam gelen giden kişileri dikkatle izlemeye başlamıştı. Az ileriden gelen çifti görünce kaşları çatılmaya başladı. Ağır bir şekilde yerinden kalkarken hastaneye giren çiftin peşinden o da içeriye girmişti. İkili kadın hastalıkları bölümüne doğru ilerlerken Engin’in kaşları daha da çatılmıştı.

“Engin Bey?” Engin kendisine seslenen Nuray’a dönerek “Bir şey mi oldu Nuray?” diye sordu.

“Seans on beş dakika daha uzayacakmış, onu haber vermek istedim.”

“Neden, bir sorun mu çıktı?”

“Sanırım cihazlardan birini acil kullanım için almışlar, işinin bitmesini bekliyorlarmış.”

“Anlıyorum, sen Nisan’ın yanına git.” Genç kız hızlı adımlarla Nisan’ın yanına giderken Engin gözden kaybolan ikilinin peşinden ilerlemişti. Bir süre sonra adamı tek başına bir doktorla konuşurken görünce ağır adımlarla ona doğru ilerlemişti.

“Merhaba, Selim Bozkurt değil mi?” Selim çocukların sonuçlarını öğrenmek için hastaneye gelirken Elmas’ta onun peşinde takılmıştı. Özel hastane olduğu için sıra bulmak zor olmamıştı. O muayenesini olurken Selim de çocukların test sonuçları için doktoruyla konuşuyordu. Kendisine seslenen adamı görünce duraksamıştı.

“Merhaba,” Selim etrafına bakınarak adamın yalnız olup olmadığını anlamaya çalışmıştı.

“Sizi burada görmeyi beklemiyordum. Çocuklara bir şey mi oldu?”

“Çok şükür sağlıkları yerinde, ben sonuçları almak için gelmiştim.”

“Öyle mi, buna sevindim. Az önce ki kadın…” Engin nasıl soracağını bilememişti. Selim adamın sorusu ile gerilirken onu cevaplamıştı.

“Elmas, benim nişanlım,” demeyi daha uygun bulmuştu. Engin dişlerini sıkarak başını sallamıştı.

“Anlıyorum, anladığım kadarıyla Dilay hanımla hala boşanmadınız,” dediğinde Selim kaşlarını çatmıştı.

“Bunun sizi ilgilendirdiğini sanmıyorum.”

“Elbette, benimki sadece merak.” Engin’in sözlerinden sonra duydukları sesle ikisi de arkasını dönmüştü.

“Selim neler oluyor?” Elmas genç adamın biriyle konuştuğunu görünce ona doğru ilerlemişti. Kendisine dönen adamı görünce yüzü beyazlayan genç kadının ifadesi Selim’in gözünden kaçmamıştı.

“Engin?”

“Siz tanışıyor musunuz?”

“İyi görünüyorsun Elmas, her zaman ki gibi çok iyi görünüyorsun.”

“Senin burada ne işin var?” Elmas adamın konuşmasını engellemek için oradan hemen gitmek istiyordu.

“Bende aynısını sana soracaktım. Sizin burada ne işiniz var? Sabah ablan olacak kadınla karşılaştım. Şimdi de sen… Hem de hiç beklemediğim biriyle…”

“Siz tanışıyor musunuz?” Selim araya girerken Elmas gerilmişti. Engin ona alaycı bir şekilde bakarak genç adama cevap verdi.

“Kendisi benim baldızım olurdu bir zamanlar. Ablası ile çok iyi bir ikilidir. Sana tavsiyem dikkatli olman. Özellikle ikizlerine dikkat etmelisin.” Selim kaşlarını çatarken Elmas öne atılmıştı.

“Ne demek istiyorsun sen?”

“Ne demek istediğim gayet açık değil mi? Siz iki kardeş hakkında Selim beyi uyarıyorum,” dediğinde Selim dişlerini sıkmıştı. Ne olursa olsun Elmas’a bu şekilde davranmasına izin veremezdi.

“Sözlerinize dikkat edin Engin Bey, kiminle konuştuğunuzu sanıyorsunuz?” Selim’in çıkışı ile genç adam gülmüştü. Başını iki yana sallayarak Selim’e bakmıştı.

“Anlaşılan siz çoktan ele geçirildiniz. Neyse ben uyarımı yaptım.”

“Engin Bey…” Engin arkasını dönüp giderken Selim’in seslenmesi ile geri dönmüştü.

“Seni uyarıyorum Elmas, babalarının umurunda olmayabilir ama benim umurumda. İkizlerin saçının teline zarar gelirse sen de ablan olacak cani de hapsi boylarsınız. Ablan olacak şeytana söyle kızıma yaklaşırsa sonuçlarına katlanır.” Engin öfkeyle konuşurken bakışları kendisine şaşkınlıkla bakan Selim’e dönmüştü.

“Umarım Dilay en kısa sürede sizden ayrılır. Kendi çocuğunu sakat bırakan bir kadının kardeşi ile evleneceksin. Kan kana çekermiş bunu sakın unutma. Biraz olsun çocuklarını sevdiysen onları gözünün önünden ayırmazsın.” Elmas adamın sözleri ile korkuyla dolarken Selim ne söyleyeceğini bilememişti. Engin koridorun ilerisinde kendine doğru gelen kızını görünce buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Kızım, bitti mi işiniz?” küçük kız babasına gülümserken Selim baba kıza bakıyordu. Küçük kızın Elmas’ı görmesi ile korkuyla babasına sarılmasına anlam veremiyordu. İçi kuşkuyla dolarken bu konunun üzerine gitmeye kararlıydı. Elmas’ın bazı davranışlarından kendisi de hoşlanmıyordu ve ikizlerin zarar görmemesi için her şeyi yapardı.

“Baba gidelim,” diyen küçük kızın sandalyesini iteleyen Engin genç adama kısa bir baş selamı verdikten sonra hızla hastanenin kapısına yönelmişlerdi.

“Bu olanlar hakkında bir açıklaman vardır değil mi Elmas?” genç kadın yutkunarak Selim’e bakarken hızla başını iki yana sallamıştı.

“Yalan söylüyor, ablam onu terk etti diye yalan söylüyor. Aramızı bozmak istiyor.”

“Umarım öyledir Elmas, umarım!” genç adam çıkışa doğru ilerlerken aklı karma karışıktı. Biran önce eve giderek ikizleri görmek istiyordu. Yola çıktıklarında çiftlikte onları bekleyen sürprizden habersizlerdi.

****

Umarım beğenmişsinizdir. Pamuk parmaklar klavyelere. Yorumlarınızı bekliyorum. Haftaya görüşmek üzere. Unutmadan reklama tıklamayı unutmayın! Allah’a emanet.

7.BÖLÜM <<<<<—–>>>>>> 9. BÖLÜM

18241cookie-checkDilay Hanım 8. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

37 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim harika bir bölümdü ❤️. Pislik kadına bak kızını merdivenden itmiş 😡 Elmas da ablası gibi Selim biran önce görür umarım yoksa ikizler tehlikede :’-( . Ah Engin ve Dilay tanışmasını hiç beklemiyordum çok iyi oldu ya ❤️ Engin daha çok yaklaşacak Dilaya ve çocuklara 🙂 ❤️

  2. Bu erkeklerin böyle mal olmasına sinir oluyorum mükemmeli görmezler nerde çöp var ona giderler burdada Selim denen gördüğümüz gibi neyse ki akıllı bir kadın Dilay ve Engin onu uyarır herşeyde. Sinir oldum Selim r neyse okuyup göreceğiz emeğine sağlık güzel bir bölümdü

  3. Emeğine sağlık cook güzel olmuş Dilay ve Engin tamamdır bence Engin korumaya baslicak elmas da yapar onda da o canilik var bence Selım görmez tabi babası ve kardeşi bile anladı bu niye direniyor hala anlamadım ikizlere zarar vermesi zor ama iki kardeş Dilay la uğraşacaklar muhtemelen çiftlikte ablası var

  4. Dola ile engin olsa keşke ya bu selim mal yemin ederim biri ona gerizekaliya anlatır gibi anlatırsa anca anlar onun olduğu bölümlerde sinirlerim zıplaya zıplaya okuyorum ellerine sağlık çok güzel bölümdü

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*