Ocak 24, 2022 Yazarı mermaridyy 28

Dilay Hanım 9. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Yeni bölümle karşınızdayım yeniden. Umarım bölümü seversiniz. Bölüm hakkında ve hikayenin gidişatı hakkında lütfen yorum yapınız. Sizlerin yorumu benim ve hikayenin gelişmesi için çok önemli. Teşekkürler, Keyifli okumalar!

***

Genç kadın fabrikadan içeriye girer girmez asistanı Sevim hemen hanına koşmuştu. Dilay odasına girerek üzerindeki ceketini çıkarıp asarken çantasını da masasının yanına koymuştu.

“Bir soru çıktı mı Sevim?” kadın hemen masasına geçerken sordu.

“Şimdilik bir sorun yok Dilay Hanım, bankadan aradılar gönderdiğiniz çek için.”

“Anlıyorum, sen bankayı bağla, bana da demli bir çay gönder,” dedi. Genç kız ofisten çıkarken Dilay bilgisayarını açarak önüne bırakılan günlük yapılacak listesine göz atıyordu. Telefonu çalınca hemen cevap vererek karşıdan banka görevlisiyle görüşmesine başlamıştı. Genç kız yaptırılacak olan okul için yüklü miktarda bir çek yazmıştı ve çekin bozdurulmak için bankaya gidildiğini öğrenmişti. Talimatını verdikten sonra telefonu kapatırken Sevim elinde çay ile odasına girdi.

“Bu gün üretime ineceğim Sevim, beni soran olursa oraya yönlendirirsin. Ayrıca evden arayan olursa hemen bana bildir.”

“Peki Dilay Hanım,” diyerek elindeki çayı masaya bırakmıştı. Yoğun geçen bir günün ardından eve doğru yola çıkan genç kadın hafta sonuna kadar işlerini halletmeye çalışıyordu. Çocukları ile iki günlük tatil yapmayı planlayan Dilay oldukça düşünceliydi. Gün içinde doktoru arayıp sonuçları öğrenmiş, Selim’in de hastaneye gittiğini duyunca şaşırmıştı. Arabayı çiftliğin önünde park ettiğinde bir süre içinde beklemişti. Bundan bir hafta önce olsaydı ikizler arabasını görür görmez koşarak yanına gelirdi. Arabadan ineceği sırada çalan telefonu ile duraksamıştı.

“Efendim?”

“Merhaba Dilay, seninle konuşmam gerekiyor.” Dilay telefonu kulağından çekip arayan numaraya bakmıştı. Numara kayıtlı değildi ama kimin aradığını hemen anlamıştı.

“Engin Bey?”

“Şu Bey demeyi bırakmalısın Dilay, bundan sonra istesen de istemesen de seninle görüşeceğiz. Lütfen acil konuşmalıyız.”

“Şuanda eve geldim, iş saatleri dışında telefonla görüşmüyorum.”

“Bu konu önemli, çocuklar için.” Dilay çocukların sözünü duyunca duraksamıştı.

“Şuanda gerçekten konuşamam. Konunun neyle alakalı olduğunu söylersen yarın seninle görüşebilirim.”

“Bak…” derken genç adamın kulağına ikizlerin neşeli sesleri gelmişti. Annelerine sesleniyorlardı. Sıkıntıyla nefesini dışarıya vererek konuşmuştu.

“Yarın mutlaka konuşmamız gerekiyor Dilay, önemli. Son olarak kocanın yanında ki kadına dikkat et,” diyerek telefonu kapatmıştı. Dilay şaşkınlıkla kapanan telefona bakarken ikizlerin kapıyı açmaya çalışmasıyla gülümseyerek arabadan inmişti. Önce Süha sonra da Süreyya genç kadına sıkıca sarılırken Dilay sevgiyle ikisini öperek arabadan çantasını aldı.

“Ne yaptınız bu gün? Dedeniz sizi atlara götürdü mü?”

“Gitmedik anne, Aslı ablayla oynadık. Dedem hasta oldu,” dediğinde Dilay endişeyle eve doğru ilerlemeye başlamıştı. İkizler annelerine yetişmeye çalışırken açık olan kapıdan içeriye giren genç kadın “Emine abla,” diye seslendi. Mutfak bölümünden çıkan kadın Dilay’ın yanına giderken genç kadının endişeli bir şekilde “Babam nerede?” diye sormasına kadın üzülerek cevap vermişti

“Odasında kızım, dinleniyor.”

“Aslı’yı çağırır mısın? Çocuklarla ilgilensin,” dediğinde kadın başını sallayarak onu onaylamıştı. Dilay salona bakmadan hızla üst kata Mehmet beyin odasına çıkmıştı. Kapıyı tıklatarak içeri girdiğinde Seyhan ve Selim’i yanında bulunca kaşları çatıldı.

“Neden bana haber vermediniz?” Seyhan genç kadının kızgın sesiyle yerinden kalkmıştı.

“Babam izin vermedi abla, ben arayacaktım ama…”

“Yine de aramalıydın Seyhan.” Dilay adamın yanına giderek elini tutmuştu. Yaşlı adam genç kadına üzgün bir şekilde bakarak “İyiyim,” dediğinde Dilay başını iki yana sallamıştı.

“Neden bunu yapıyorsun baba, sana bir şey olursa ben ne yaparım?”

“İyiyim ben, korkma,” dese de Dilay dinleyecek durumda değildi. O korku bir kez onun içine yerleşmişti. Çaresiz bakışlarla adamın gözünün içine bakarken duygularını nasıl dışarı vurabileceğini bilmiyordu. Adamın içinde ki korkuyu anlamasını ve o korkuyu çekip almasını istiyordu. Bunun için gri mavi gözlerini adamın gözlerinin derinliklerine odaklamıştı. Bu gün korkmuştu evet ama bu korku şuanda hissettiğinin yanında hiç kalırdı. Derin bir nefes alarak başını iki yana salladı. Belki de ona bu gün yaşadıklarını anlatırsa fikrini değiştirebilirdi.

“Bu gün mezarda Nihat ile karşılaştım!” Dilay’ın soğuk sesiyle söylediği şey Mehmet beyi yerinden doğrultmuştu. Seyhan ise ayaklanmıştı.

“Sana bir şey yaptı mı?” adamın kendi acısını unutarak genç kadını düşünmesi Dilay’ı üzüyordu.

“Neden soruyorsun ki baba, sen beni savunmasız bırakıp gitmeye kararlısın.”

“Dilay?”

“Yalan mı? Bak daha sen hayattayken bana saldırmaya kalkıyorlar, sen gidince ne olacak? Hadi beni düşünmüyorsun torunlarını da mı düşünmüyorsun? Annesine eziyet edilirken çocuklar ne olacak?”

“Öyle bir şey olmayacak?”

“Kim engel olabilir ki?” Dilay alay edercesine Selim’e bakmış sonra da Seyhan’a dönmüştü.

“Boşayacağım oğlun mu ona engel olacak? Yoksa Seyhan mı? Seyhan’nın gücünün onlara yetmeyeceğini sende biliyorsun baba.” Seyhan üzgün bir şekilde ablasına bakarken Selim sessiz kalmayı tercih etmişti. Anlamıştı ki babasını ameliyat olmaya bir tek Dilay ikna edebilirdi. Genç kadın adamın elini alıp öperken adeta ona yalvarıyordu.

“Lütfen baba, yalvarırım ameliyat ol. Bizi bırakma,” dediğinde Mehmet beyin gözünden aşağıya bir damla yaş yuvarlanmıştı. Selim ve kardeşi göz göze gelirken babasının kırılma noktasında olduklarının farkındaydı. Birkaç dakikalık sessizlikten sonra duydukları sesle hızla yerinden kalkan genç kadın kendini odadan dışarıya atmıştı. Çocukların ağlamaları yükselirken merdivenleri nasıl indiğini bile anlamamıştı. İkizler birbirine sarılı bir şekilde ağlarken hemen karşısında elini kaldırmış duran kadını görünce gözleri adeta alev almıştı.

“Sen kime el kaldırdığını sanıyorsun?” Dilay kadının elini havada yakalayarak sertçe geriye savurmuştu. Sesi o kadar soğuk çıkmıştı ki duyanların kanını adeta buza çevirmişti.

“Etrafta koştururken dikkat etmeyi öğrensinler!” diyen kadına Dilay daha da öfkelenmişti. ,

“Kendi evlerinde nerede nasıl davranacaklarını sana mı soracaklar?” diye öne çıkan genç kadın çocuklarını kollarının arasına alarak sakinleştirmeye çalışmıştı.

“Biz bişey yapmadık ayne, oynuyorduk,” diyen Süreyya’nın içli ağlamasına dayanamayan genç kadın yerinden doğrulup kadının üzerine yürümüştü.

“Defol evimden!” Dilay’ın sesi o kadar yüksek çıkmıştı ki salona koşarak gelen Aslı bile kadından korkmuştu.

“Sen beni kovamazsın,  burası kardeşimin evi,” diyen kadına salona giren Elmas eşlik etmişti.

“Abla neler oluyor?”

“Bu kadın beni evden kovmaya kalktı.” Elmas Dilay’a dönerken Dilay daha da öfkelenmişti. Kimse çocuklarına el kaldıramazdı. O kalkan eli kırardı.

“Aslı çocukları yukarı çıkar ve yanlarında kal.” Aslı genç kadının söylediği şeyle hızla çocukları oradan uzaklaştırmıştı. Dilay içini kavuran ateşle iki kadına doğru ilerleyerek saçlarından yakaladığı gibi dış kapıya doğru sürüklemeye başlamıştı.

“Çocuklarıma el kaldıranı mahvederim. Kimse benim çocuklarıma dokunamaz. Seni daha önce uyarmıştım, kendin yetmedin bir de kardeşini mi getirdin?” Dilay kızgınlığı arttıkça kadınların saçlarını daha da sıkıyordu. Emine Hanım şaşkınlıkla genç kadına bakarken arkalarından gelen gür sesle duraksamıştı.

“Neler oluyor burada?”

“Selim’in sorusunu duymayan Dilay “Emine abla kapıyı açar mısın? Dışarıya çöp atılacak,” dediğinde kadın hemen dış kapıyı açmıştı. İki kadın çığlık çığlığa kurtulmaya çalışırken Selim araya girmek istemiş ama Dilay’ın ateş saçan bakışlarından nasibini almıştı.

“Selim bir şey yap!” diye ağlamaklı konuşan Elmas, adamın tekrar ileri atılmasına fırsat kalmadan kendini kapıdan dışarıya fırlatılırken bulmuştu.

“Defolun evimden, sizi bir daha burada görürsem öldürürüm.”

“Selim?” Elmas ağlayarak genç adama bakarken selim dışarıya çıkarak Elmas’ı sakinleştirmeye çalışmıştı.

“Neler oluyor Dilay, bu yaptığın da ne?”

“Sevgilini al ve defolun buradan. Bir daha çocuklarıma yaklaşırsanız sizi öldürürüm. Onlara kalkan eli kırarım,” derken Esma’nın üzerine doğru yürümüştü. Esma korkuyla Selim’in arkasına geçerken Dilay yardımcı kadına dönerek “Şu kadının evde neyi var neyi yok topla kapıya koy abla, bir daha burada görmeyeceğim,” dedi. Kapıyı sertçe üçlünün yüzüne kapatırken Elmas’ın yakarışlarını duyabiliyordu. Selim hala ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Anladığı tek şey ise konunun çocuklarla alakalı olmasıydı. Dilay salonda öfkeyle dönüp dururken Seyhan onu sakinleştirmeye çalışıyordu.

“Benim çocuğuma vurmaya kalktı, kim oluyor da buna cüret ediyor,” diye bağıran Dilay Seyhan’ın ona sarılmasıyla sinir patlaması yaşamıştı. Hıçkırıklara boğulan genç kadın Seyhan’a daha da sıkı sarılırken “Onu öldürürüm Seyhan, o kalkan eli kırarım,” diye yakınan genç kadın geri çekilmek istemiş ama Seyhan ona izin vermemişti.

“Abla sakin ol, çocuklar korkmuştur.” Dilay aklına çocukların gelmesiyle hızla dairesine doğru çıkmaya başlamıştı. Daireden içeriye girer girmez çocukları kanepede Aslı’ya sarılı bir şekilde bulunca içi acımıştı. Kendi evlerinde yaşadıkları bu durum karşısında öfkeliydi.

“Çocuklar?” ikizler annesinin sesini duyar duymaz koşarak ona sarılmıştı.

“Ayne biz bir şey yapmadık, oynuyorduk.”

“Tamam canım, korkma ben buradayım.”

“Ama o kadın çok kötüydü. Süha ona çarptı diye onu düşürdü,” dediğinde Dilay’ın gözleri daha bir alevlenmişti.

“Bir şey oldu mu sana?” Süha başını iki yana sallarken Aslı üzgün bir şekilde Dilay’a bakmıştı.

“Özür dilerim Dilay abla, onları yalnız bırakmamalıydım. Lavaboya giderken teyzeme emanet etmeliydim.”

“Böyle olacağını bilemezdin Aslı, kendini suçlama.” Genç kız üzgün bir şekilde daireden çıkarken neredeyse ağlayacaktı. Merdivenleri indiğinde Seyhan ile karşı karşıya gelmişti. Bakışlarını kaçırarak mutfağa yöneleceği sırada Seyhan’ın kolunu yakalaması ile duraksadı.

“Aslı, neler oluyor? Ne bu halin?”

“Seyhan Bey ben özür dilerim. Çocukları yalnız bırakmamalıydım.”

“Saçmalama Aslı, senin bir suçun yok. Hem bak bu güzel bir olaya vesile oldu, o yılanlardan kurtulduk.”

“Ama…”

“Hadi Aslı üzülme artık. Dilay abla seni suçlamıyordur.” Seyhan kızın dolu gözlerine üzgün bir şekilde bakarken evin kapısının açılmasıyla abisiyle göz göze gelmişti.

“Onları gönderdin mi?” Seyhan’ın sorusu ile Selim kaşlarını çatmıştı.

“Hayır, dışarıda sakinleşmeye çalışıyorlar. Dilay nerede?”

“Onları biran önce gönderirsen iyi olacak, Dilay ablam çok öfkeli. Elinden bir kaza çıkmasın.”

“Seyhan beni sinirlendirme, onlar dediğin kadınlardan biri benim karım, diğeri de baldızım.” Selim’in sert sesiyle Seyhan başını iki yana sallamıştı.

“Benden söylemesi abi, sen bilirsin. Belki de yaptıkları senin umurunda değildir. Bu şekilde devam edersen ikizleri unutsan iyi edersin.”

“Ne demek istiyorsun?” Seyhan Aslı’yı da yanına alarak mutfağa yönelirken son sözlerini söylemişti.

“Ben söyleyeceğimi söyledim, gerisi sana kalmış.”

“Seyhan buraya gel,” diye seslenen Selim sinirlenmişti. Dilay ile konuşmak için üst daireye çıkarken hala kızgındı. Neler olduğunu anlamaya çalışıyor ama bir türlü anlayamıyordu. Dairenin kapısını çalmadan açarak salona girdiğinde ağlayan ikizleri görünce kaşları iyice çatıldı.

“Ne oluyor, neden ağlıyor çocuklar?”

“Umurunda mı?” Dilay’ın kızgın bir şekilde konuşmasına karşılık Selim her zamanki sakinliğini korumaya çalışıyordu.

“Sözlerine dikkat et Dilay, az önce olanlarda neydi öyle? Elmas’a o şekilde davranamazsın.”

“Öyle mi? Zoruna mı gitti sevgiline o şekilde davranmam. O zaman sevgilinle sende defolup gidebilirsin buradan.”

“Benimle düzgün konuş Dilay!” Selim’in sesi sert çıkınca iki çocukta annesinin arkasına saklanmıştı. Korkan çocukları fark eden genç adam gözlerini kapatıp sakinleşmeye çalışırken ikizlere yaklaşmak istemiş ama çocuklar ondan uzaklaşarak köşeye sinmişlerdi.

“Çocuklar?”

“Ayne, gitsin!” Selim Süha’nın sözleri ile beyninden vurulmuşa dönmüştü.

“Süha, benden korkuyor musun?”

“Sende o kadın gibi kötüsün, istemiyorum seni,” diyen küçük çocuk koşarak odasına giderken Selim arkasından üzgün bir şekilde bakmıştı. Dilay oğlunun hayal kırıklığına uğradığını biliyordu.

“Sende bize vuracak mısın?” Süreyya’nın sorusu ile Selim dehşete düşmüştü.

“Asla, bunu nereden çıkardın?” Süreyya omzunu silkeleyerek genç adama bakmıştı.

“Senin karın kötü, o kadın Süha’yı itti, bana da vurmaya çalıştı. Aynem ona çok kızdı,” derken Selim dişlerini sıkmaya başlamıştı. Küçük kız odasına gitmeden önce Selim’e ıslak gözlerle bakarak “Seni sevmiştim ama sende kötüsün,” demişti. Selim ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Dilay konuşmaya karışmazken Selim’in gerçekten üzüldüğünü görebiliyordu. Onun adına ilk kez üzülmüştü ama bu üzüntü çocuklarından önemli değildi. Bu zamana kadar her şeye ikizler için katlanmıştı.

“Boşanma belgelerini imzala ve buradan gidin Selim, yoksa elimden bir kaza çıkacak. Zaman geçsin çocukları görmeye gelirsin.” Genç kadının sözlerine sinirlenen Selim hızla kadının burnuna kadar girmişti.

“Sakın beni çocuklardan uzak tutabileceğini düşünme Dilay, onların babası benim.”

“O zaman baba gibi davran ve onları güvende tut. Yetişmeseydim o kadın kızıma tokat atacaktı, onun canı ne ki ona vurmaya kalkıyor?” dediğinde Selim dişlerini sıkmıştı.

“Ayrıca öyle önüne gelen herkesi buraya davet edemezsin. Burada çocuklar yaşıyor, herkes iyi niyetli değil maalesef. Onların başına bir şey gelirse sonuçlarına katlanacak mısın?”

“Dilay, bu olmayacak.”

“Öyle mi nasıl garanti edeceksin?”

“Çocuklarıma kimse dokunamayacak?” Dilay genç adamın sözlerine tiz bir kahkaha attı.

“Anca laf, sen onları umursamıyorsun bile. Umursasaydın karım dediğin o kadının Süha’ya ilk vurmaya çalıştığı anda önünü keserdin. Sen çocuklarını düşünmüyorsun, Selim. Onlara baba olmak istiyorsan önceliğin her zaman ikizler olmalı.”

“Onları düşünüp düşünmediğimi sen nereden bileceksin?” İkisi de çocukları unutmuş birbirine laf yetiştirmeye çalışıyordu.

“Onların babaya ihtiyacı var, baba figürüne değil. Onları koruyacak birine…”

“Ben onların babasıyım Dilay, benim sabrımı sınama.”

“Babaysan o kadını hemen buradan gönder!”

“Dilay?” Dilay sakin kalmaya çalışarak daha ılıman bir şekilde adama konuşmaya başlamıştı.

“Sen eskiden daha zekiydin Selim sana ne oldu?” dediğinde adam şaşırmıştı.

“Ne demek istiyorsun?”

“Aşk gözünü kör mü etti? Tamam, aşık olmanı, sevmeni anlayabilirim ama en azından etrafına gerçek anlamda bir bak. Yanında durduğun kadına, gözlerindeki hırsa bir bak. İlerde başına dert olacak o kadın. Ayrıca çocuklarımın başına da…”

“Buna asla izin vermem.”

“Bunu kör gözlerle mi göreceksin? O kadının gözlerinde hırstan başka bir şey yok diyorum ama sen hala maval okuyorsun. Tek düşündüğü mal mülk. Kendine gel artık, ya karının ipini tut ya da bir daha buraya adımınızı basmayın.”

“Buna sen karar veremezsin Dilay, istediğim zaman çiftliğe gelirim.”

“Elbette, sana her zaman kapımız açık ama Elmas’ı ve ablasını bir daha burada istemiyorum.””

“Kıskanıyorsun değil mi?”

“Ne?” Dilay şaşkınlıkla genç adama bakmıştı. Adamın ciddi bir şekilde kendisine baktığını görünce ne demek istediğini anlamıştı.

“Senden boşanıp onunla evleneceğimi yediremiyorsun. Kıskançlığından tüm bu olanlar.” Dilay adama iğrenir gibi bakarken Selim o bakışlar altında yutkunmadan edememişti. Bu bakışı daha önce iki kez görmüştü. Biri evlendiği gece yanından ayrılırken, ikincisi ise Elmas ile çiftliğe geldiklerinde.

“Çık dışarıya Selim, evimden de defol.”

“Dilay…”

“Sana çık dışarı dedim!” Dilay’ın öfkeli sesi tüm dairede yankılanmıştı. Selim endişeyle kapıya döndüğünde ikizlerin kendilerini dinlediklerini anlamıştı. İkisinin de gözleri ağlamaklıydı.

“Ayne, Selim amca bizim babamız mı?” diye soran Süreyya genç kadının içini yakmıştı. Burnunu çekerek bakışlarını saklarken Selim ikiliye doğru ilerlemişti ama Süha’nın sözleri ile genç adam duraksamıştı. “

“İstemiyoyum, annemi üzen birinin babam olmasını istemiyoyum.” Dilay hızla ikizlere yaklaşarak onları kucaklamıştı. Selim ne yapacağını şaşırmış bir şekilde yerinde kalırken ikisini birden kaldırarak odaya doğru ilerledi.

“Hadi canlarım, biraz uyuyalım. Anneniz çok yoruldu.” Çocuklar küçük kollarını annesinin boynuna dolarken Dilay kendi odasına giderek onları yatağa bırakmıştı. O kadar yorgundu ki üzerini çıkarmadan yatağa uzanmıştı. İki yanına aldığı çocukları sayesinde az da olsa sakinleşmişti. Dairenin kapısının kapatıldığı sesini duyunca bir süre daha yatan genç kadın kollarında uyuyan çocuklarına üzgün bir şekilde bakmıştı. Onların gerçeği bu şekilde öğrenmesini istememişti. Hemen uykuya dalan çocukları uyandığında onlara gerçeği açıklayacaktı. Bir süre uzandıktan sonra uyuyamayacağını anlayan genç kadın usulca kalkarak kendini terasa attı. Çiçekleri onu her zaman rahatlatıyordu. Çiçeklerine su verirken kulağına yankılanan konuşmayla kaşları çatıldı. Sessiz olmaya çalışarak terastan aşağıya baktığında iki kadının hala bahçede olduğunu görünce ateş beynine çıkmıştı.

“Abla, neden çocuklara bulaştın, şu halimize bak,” diyen Elmas’la Dilay kızgın bir şekilde gülümsemişti.

“Ne bileyim Elmas, o kadının bu kadar sinirleneceğini. Biliyorsun etrafta çocuk görmeye dayanamıyorum.”

“Abla senin de bir çocuğun var…” Elmas’ın sözlerine karşılık kadının verdiği cevap Dilay’ın kanını dondurmuştu.

“Evet, neyse ki etrafta dolanamıyor,” Elmas ablasına ters bir şekilde bakarken Dilay duyduklarıyla çocuklarının bulunduğu tehlikenin ne kadar büyük olduğunu anlamıştı. Bu iki kadında merhamet denen bir şey yoktu. Küçük bir çocuğun yürüyememesine sevinen insanlardan her şey beklenirdi. O an karar vermişti Dilay, Selim o kadını göndermezse, onlar gidene kadar çiftlikten çocuklarıyla birlikte ayrılacaktı. Aynı sessizlikle evin içine girerken kapıdan giren Seyhan ile göz göze geldi.

“Ablacım?” Dilay adama üzgün bir şekilde bakarken küçük Amerikan tarzı mutfağa geçerek iki tane kahve yapmıştı. Karşılıklı oturan ikili oldukça sessizdi. Sessizliğe daha fazla dayanamayan Seyhan konuşmuştu.

“Ne yapacaksın?”

“Babam iyi durumda değil, Selim burada olmalı. Ama çocukları onların yanına bırakamam.” Seyhan genç kadının sözleri karşısında kaşlarını çatmıştı.

“Ne demek istiyorsun?”

“Selim o kadını evden göndermezse, çocuklarla buradan gitmeyi düşünüyorum.” Seyhan duyduğu şeyle hızla ayağa kalkmıştı.

“Saçmalama abla, bunu nasıl düşünürsün?” Dilay adamın hiddetinden etkilenmemişti. Hafif gülümseyerek derin bir içi çekti.

“Bana yardımcı olmalısın Seyhan, bu gün olanlardan sonra onlarla aynı ortamda çocuklarımla bırakamam. Üstelik ikizler Selim’in babaları olduğunu öğrendi.”

“Nasıl?” genç adam şaşırmıştı.

“Biz konuşurken duydular. Süha Selim’i kabul etmiyor. Süreyya ise ondan korkmaya başladı. Çocukların buradan uzaklaşması lazım.” Seyhan genç kadının sözleriyle üzülmüştü. Huzurlu hayatları abisinin gelmesi ile kaybolmuştu. Kabullenmekten başka bir şey gelmiyordu elinden. Dilay düşüncelere dalarken Seyhan onun kafasını karıştıran başka bir şey olduğunun farkındaydı.

“Ne düşünüyorsun, seni bu kadar endişelendiren ne?”,

“Seyhan, o kadınlara dikkat etmen gerekiyor. Ben çocukları uzaklaştıracağım ama babama dikkat etmelisiniz.”

“Ne demek istiyorsun abla, açık konuş benimle.”

“O ikisinin tek amacı mal, Selim bunun farkında değil. Ya da umursamıyor ama ikisi de çok tehlikeli. Küçük bir çocuğa acımayan kimseye acımaz.” Seyhan kadının ciddi ifadesi karşısında endişelenmeye başlamıştı. Bir süre daha ikisi sohbet ettikten sonra Seyhan aşağıya babasının yanına inmişti. İkinci kata geldiğinde karşısına çıkan kadınla öfke tüm kanına karışmıştı.

“Sen hala burada mısın?” Elmas Seyhan’ın öfkesinden çekinerek bir adım geriye gitmişti.

“Kocam burada nereye gitmem gerekiyordu?”

“Hala konuşuyor. Dua et kadınsın yoksa seni mahvederdim.” Elmas hızla odasına girerek kapıyı kapattığında Seyhan babasının odasına gitmişti. Kapıdan içeriye girdiğinde abisini odada bulunca kaşları iyice çatılmıştı.

“Ne oluyor Seyhan?” Selim kardeşinin sinirli bakışları karşısında duraksamıştı.

“Sana sormak lazım, o kadın neden hala çiftlikte?”

“Bunun seni ilgilendirdiğini sanmıyorum.” Seyhan başını iki yana sallayarak abisine bakmıştı.

“Çocuklar seni istememekte haklı, sen onları hak etmiyorsun.” Seyhan hızla odadan çıkarken Selim üzüntüyle arkasından bakmıştı. Genç adam kimsenin kendisini anlamadığını düşünüyordu. Uyuyan babasına dönerek hüzünlü bir şekilde onu izlemeye başlamıştı.

“Sen beni anlıyorsun değil mi baba? Ne yapmaya çalıştığımı anlıyorsun değil mi?” uyuyan adam ona cevap vermezken Selim adamın elini tutarak başını yatağa yaslamıştı.

***

Dilay akşam yemeğini çocukları ve Aslı ile yerken oldukça sıkıntılıydı. Aslı’dan Elmas denen kadının hala çiftlikte olduğunu öğrenmişti. Ablası olacak kadın çiftlikten ayrılsa da içi hiç rahat değildi.

“Ne düşünüyorsun abla?” Dilay Aslı’nın sorusu ile kendine gelmişti. İkizlerde normalden daha sessiz yemeğini yiyorlardı.

“Aslı, bir süre buradan ayrılmamız gerekiyor.” Aslı şaşkınlıkla genç kadına bakarken duraksamıştı.

“Neden gidiyoruz abla? Mehmet Bey buna izin vermeyecektir.”

“Babamla ben konuşacağım. Senden çocuklar için çanta hazırlamanı istiyorum. Bir süre babamın evinde kalacağız.”

“Ama…”

“Lütfen Aslı, senin de gelmeni istiyorum. Eğer gelmek istemezsen seni anlarım. Teyzen burada, onunla kalmak isteyebilirsin.”

“O nasıl söz abla, ikizler nereye ben oraya. Teyzem bunu anlayacaktır.”

“O zaman sende hazırlan. Sabah erkenden gideceğiz.” Aslı üzgün bir şekilde genç kadına bakarken yemeklerini yiyip masadan kalkmışlardı. İkizler salonda oynarken Aslı onlar için valiz hazırlamıştı. Dilay Mehmet Bey ile konuşmak için odasına giderken oldukça düşünceliydi. Gözleri etrafında olan hiçbir şeyi görmüyordu. Odanın kapısından içeriye girdiğinde yatağında uyuyan adama kısa bir süre bakmıştı. Sessizce yanına giderek adamın yanına otururken onun uyanmasını beklemeye başlamıştı. İçi sıkıntılıydı. Babasının gitmek istemesinden hoşlanmayacağını da biliyordu.

***

Sabahın ilk ışıklarıyla evden ayrılan genç kadın fabrikaya giderek işlerini halletmeye çalışmıştı. Aslı ve ikizleri fabrikadaki yuvaya bırakırken bir yandan da baba evini temizlemeleri için birkaç kişiyi görevlendirmişti. Gün sonunda çocuklarıyla yıllardır ayak basmadığı eve gideceği için içinde buruk bir mutluluk vardı. Ne çok isterdi o evde kendisini bekleyen bir babası olmasını. Ama yoktu! Altı yıl önce babası onu bırakıp bu dünyadan göçüp gitmişti. 

“Gel Sevim,” odasının kapısının tıklatılmasıyla asistanı içeriye girmişti.

“Dilay Hanım, misafiriniz var,” diyen genç kızın arkasından giren adamı geren Dilay başını iki yana sallayarak onu kabul etmişti. Bundan sonra öğrenecekleriyle yolunu çizmeye karar vereceğinden habersiz genç kadın ardına bakmayacaktı.

***

Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz? Umarım beğenmişsinizdir. Sizce Dilay bundan sonra ne yapar? Selim

neden pasif davranıyordur? Engin ve Dilay arasında nasıl bir ilişki olacak? Son olarak! Reklamlar!!! 🙂

8.BÖLÜM <<<<<—–>>>> 10. BÖLÜM

18422cookie-checkDilay Hanım 9. Bölüm