Gelincik Çiçeği 9. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bölümü kontroledemedim. Hatalar varsa lütfen belirtin. Düzenleme yaparım. Keyifli okumalar!

***

Genç adam ders boyunca oldukça dalgındı. Öğrencileri bu durum karşısında hocalarının bir derdi olabileceğini düşünerek ona seslenmişti. Birkaç kez tekrarlanan seslenmeden sonra adamın dikkatini kendi üzerlerine çekmeyi başardılar.

“Hocam, bir sorun mu var?” Cenk kendine geldiğinde soruyu soran öğrencisine baktı.

“Neden sordun?”

“Ders başından beri dalgınsınız hocam, canınızı sıkan şey özel değilse bizlerle paylaşabilirsiniz.” Cenk sınıfında ki öğrencilere kısa bir bakış atarak hafif gülümsemişti. Öğrencileri ile arasında en fazla on yaş vardı. Bu durum başkaları tarafından olumsuz görünse de Cenk için tam dersiydi. Onları anlayabiliyor ve ne istediklerini kolaylıkla görebiliyordu.

“Haklısınız bu gün ders işleyecek durumda değilim. Dersi burada kesebiliriz, zaten diğer şubeden öndeyiz. Bu dersi de bir sonraki ders telafi ederiz. Ama çıkmamız da uygun olmaz. Hadi sohbet edelim.” Öğrenciler dünden razı bir şekilde hemen kitapları kapatmıştı.

“Evliliği düşünüyor musunuz hocam?” soru kız öğrencilerden birinden gelince diğer öğrenciler “Ooo” diye seslenmişti.

“Boşandım, evlenmeyi şimdilik düşünmüyorum.” Hocanın cevabına şaşıran öğrenciler Cenk’in evlenmiş olabileceğine imkan vermemişti.

“Boşandınız mı? Daha bu yaşta şutlandınız mı hocam?”

“O nasıl bir söz Zeki, adınla alakalı konuş lütfen.” Başka bir öğrencinin çıkışmasıyla sınıfta gülüşmeler olmuştu.

“Sizin anladığınız şekilde tekmeyi yedim diyelim. Siz, siz olun ailenizle eşiniz arasında kalmamak için elinizden geleni yapın.”

“Aha… Kaynana olayı mı?” Cenk öğrencisinin sözleri karşısında istem dışı gülmüştür.

“Annem gelinine iyi davranan kaynanalardandır.”

“O zaman sana kötü davranan bir kaynanan vardı?” diyen bir erkek öğrenciye yine bir kız öğrenci cevap vermişti.

“Saçmalama, bulmuş Cenk hoca gibi damadı neden kötü davransın?” dediğinde Cenk gülümsemişti.

“Bazı insanların ne yapacağı belli olmaz çocuklar.” Sınıfta kısa bir sessizlik olduktan sonra önde oturan öğrencilerden biri konuşmaya girmişti.

“Bu gün neden bu kadar dalgınsınız?”

“Sanırım birinin kalbini kırdım ve nasıl düzelteceğimi bilmiyorum.”

“Özür dileyebilirsiniz.” Öğrencinin sözleri ile başka bir öğrenci araya girmişti.

“Özür dilemek erdemdir hocam ama bu kırgınlığı özür çözer mi?” dediğinde Cenk düşünmüştü. Alya’ya yaptığı son konuşma canını sıkmıştı. Kızın bir suçu olmadığını annesiyle yaptığı konuşmadan sonra anlasa da elinde bir şey gelmiyordu. Üstelik Alya şuanda hastanede yatıyordu. Sıkıntıyla iç çekerken onun halini görenler üzgün bir şekilde “Bu kadar kötü mü?” diye sordu. Cenk başını iki yana sallayarak “Bilmiyorum, sadece endişeliyim,” dedi. Hocalarının içinden çıkılmaz bir durumda olduğunu anlayan öğrencilerde sessizleşmişti. Cenk aklına gelen şeyle konuşmaya başlamıştı.

“Size bir öğrencimi anlatmak istiyorum. Belki size ilham verir.” Arka sıradakiler ön sıralara geçerken Cenk onların heyecanına gülümsemişti. Yüzlerinde masal dinleyecek küçük çocuğun heyecanını görmek Cenk’in keyfini yerine getirmişti.

“Dinliyoruz hocam.”

“Önceki okulumda bir öğrencim vardı, oldukça zeki ve meraklı biriydi. Arkadaşları ders konularını çalışırken o her zaman farklı konular araştırırdı. Bu durum dikkatimizden kaçmadı tabii ki. Dersle alakası olmadığını düşündüğümüzden derslerinin kötü olacağını, sınavları geçemeyeceğini düşünüyorduk. Ama öyle olmadı. Sınavlara girer, en arka sıraya oturur ve sınavdan ilk o çıkardı. Bu durum beni ve diğer hocalarını şaşırtırdı her zaman. Arka sıralar doluysa kapıya en yakın olan sıralarda otururdu.”

“Neden, sınavdan kaçmak için mi?” Öğrencisinin sorusuna genç adam gülmüştü.

“Hayır, erken bitirdiği için arkadaşlarını rahatsız etmeden sınıftan çıkabilmek için.” Öğrenciler genç adamın sözlerine başını sallamıştı.

“Sonra ne oldu hocam, sınıfını geçti mi?” Cenk duyduğu soruyla kahkaha atmıştı.

“Evet, geçti hem de büyük bir başarıyla geçti. Üstelik bu durumdan kendisinin bile haberi yoktu.”

“Çok saçma, nasıl notlarından haberi olmaz?” kız öğrencilerden biri anında itiraz etmişti.

“Ders seçimlerini kardeşine yaptırırdı. Tabi biz bunu sonradan öğrendik. Sınavdan geçtiğine emin olduğu için sonuçlara bakma gereği bile görmüyordu. Tek amacı öğrenmek olan kızın sonuçlardan çok dersi geçmek umurundaydı. Sınırda bile olsa geçsin yeterdi ona. İlk başlarda bende anlamamıştım düşüncesini ama çok sonradan ne yapmaya çalıştığını anladım.”

“Ne yapıyordu hocam?”

“Alacağı diploma onun için basit bir kağıt parçasıydı. Ezber yerine öğrenerek, uygulayarak mesleğini yapmaya çalışıyordu. Bir gün onu laboratuvarda gördüm. O kadar dalgındı ki beni görmedi bile. Normalde bir öğrencinin laboratuvara tek başına girmesi yasak olmasına rağmen o tek başına inceleme yapıyordu.”

“Yasaksa nasıl girmiş?”

“Sorumlu hocası ona özel izin çıkartmış. Tabi bundan da kızın haberi yokmuş. Ders notlarından o kadar habersizmiş ki hocalarının radarına takıldığının farkında değildi.” Erkekler şaşkınlıkla Cenk’i dinlerken kızlar merak etmişti.

“Peki hocam sonra ne oldu?”

“Bu başarısı zamanla başına dert olmaya başladı. Bazı arkadaşları onu kıskanmaya ve hakkında olmadık şeyler yaymaya başlamıştı.”

“O zaman onlara arkadaş denemezmiş”

“Öyle, başarı bazen çokta iyi olmayabiliyor maalesef. Mezuniyet töreninde kürsüye çağrıldığında oldukça şaşkındı. Rektör ona okul birinciliği için ödül verirken o kadar soğukkanlıydı ki biz hocalar çok şaşırmıştık. Sanki o değil de başkası ödül almıştı. Ödülü yanında oturan kardeşine vererek bir daha eline almamıştı.”

“Bence sorunları vardı hocam. Ben okul birincisi olacağım sevinçten havalara uçarım,” diyen kızlardan biri sınıfı güldürmüştü.

“Ona ne şüphe, kesin bir daha yere konmazsın,” diye ona karşılık veren arkadaşı kahkahaları daha da çoğaltmıştı.

“Peki kız ne yapıyor şimdi?”

“Yüksek lisans öğrencisi, kendisine iş yeri açıp çalışmayı düşünüyordu. Ama son öğrendiğime göre öğretim görevlisi olmak istiyor.”

“Eminim başarılı olacaktır, bu kadar sizi etkilediğine göre.” Cenk başını sallarken gözlerine hüzün çökmüştü. Alya her zaman farkını ön plana çıkarmış ama Cenk bunu görememişti. Kızın onunla bir ilgisi yoktu. O sadece kendisine nasıl davranılıyorsa o şekilde karşısındakine davranıyordu. Tıpkı annesinin sevgisine karşılık vermesi gibi…

“Hocam bu anlattığınız öğrencinin geçen gün dersimize giren öğrenciniz olma olasılığı nedir?” Erkek öğrencilerden birinin sorduğu soruyla hızla bakışlar Cenk’e dönmüştü.

“O muydu hocam?” başka bir öğrenci sorunca Cenk hafif gülümsemişti.

“Evet, oydu? Burada yeniden karşılaştık. Ama sakın bu anlattığımı onun yanında dile getirmeyin sizi çok kötü paylar. Ayrıca size ders anlattıktan sonra eğitimci olmaya karar verdiğini söyleyebilirim.”

“Vay canına, arkadaşlar etkimizi görüyor musunuz? Tek derste kızı eğitimci yaptık.” Cenk öğrencisinin abartılı konuşmasına gülerken kızlar sessizdi. Alya ile yaptıkları dersten oldukça keyif almışlardı. Bu durumun tekrarlanmasını isteseler de Cenk hocanın ne söyleyeceğini bilmiyorlardı.

“Hocam, dersimize yeniden girecek mi?”

“Bunu isterim ancak küçük bir kaza geçirdi. Şuanda hastanede olduğu için bir süre okula gelebileceğini sanmıyorum.”

“Geçmiş olsun hocam, şimdi anlaşıldı neden dalgın olduğunuz.” Öğrenciler dersin bittiğini genç adama hatırlattığında Cenk çıkabileceklerini söyleyerek masasının üzerini toparlamıştı. Odasına doğru ilerlerken oldukça düşünceliydi. Kapısını açarak içeriye girdiğinde ilk işi annesini aramak oldu. Deniz Hanım hala hastanede Alya’nın yanında bekliyordu.

“Selamünaleyküm anne, durumlar nasıl? Var mı bir ihtiyaç?” Deniz Hanım oğlunun sorusuyla selamını alarak cevap vermişti.

“Yok evladım, Selim oğlum burada zaten, doktoru bekliyoruz. Belki akşama hastaneden çıkabiliriz.”

“Bu kadar çabuk mu? Daha ameliyat olalı bir gün bile olmadı.”

“Bizde öyle söyledik ancak evde dinleneceği için hastanede kalmasına gerek kalmayabilir.”

“Anlıyorum, iki dersim daha var, dersten sonra gelirim bende.”

“Eve geç evladım, dün gece zaten uyumadın. Biraz dinlen, ben sana haber veririm.” Deniz Hanım kendisine bakan genç kızdan bakışlarını kaçırarak konuşmuştu. Anne oğul telefonu kapattığında Deniz Hanım odadakilere “Size selamı var,” diyerek meraklı bakışlara cevap vermişti.

“Keşke sende gitseydin Deniz teyze, perişan oldun burada.”

“Sen beni düşünme kızım, iyi ol yeter.” Selim yerinden kalkarak kapıya yönelmişti.

“Ben yiyecek bir şeyler alayım, daha buradayız nasıl olsa,” diyerek kapıdan çıkıp giderken Deniz yatağın kenarına oturarak genç kızın başını okşamıştı.

“Nasılsın kızım, çok ağrın var mı?”

“Daha iyiyim, ilaçlar iyi geldi. Üzülme artık…” Alya’nın sözleriyle kadının yanağından aşağıya inci tanesi yuvarlanmıştı.

“Nasıl üzülmem kızım, ya araba sana vursaydı, o zaman ne olacaktı?”

“Olacak olanın önüne geçemezsin Deniz teyze, verilmiş sadakamız varmış demek. Şükür bu halimize.” Genç kızın sözleri karşısında kadın daha da eziliyordu. Alya’nın dış görünüşünün aksine bu kadar ince düşünmesi Deniz hanımı her zaman şaşırtıyordu. Derin bir iç çekerek başını iki yana sallamıştı.

“Allah sevdiği kullarını hastalıkla sınarmış, belki de senin sınavında bu hastalıktır.”

“İnşallah teyze, inşallah…” ikilinin konuşmasını odaya giren hemşire bozmuştu. Genç kızın elinde serum şişesi vardı. Alya’nın kolunda ki damar yoluna serumu taktıktan sonra “Geçmiş olsun,” dileyerek oradan ayrılmıştı.

“Şu serumlar canımı sıkıyor, bir türlü bitmek bilmiyorlar,” dediğinde Deniz Hanım gülmüştü.

“O serumlar sayesinde acı çekmiyorsun,” dedi. Alya geriye yaslanarak yüzünü asmıştı.

“Bu gün hiç namaz kılamadım,” dediğinde kapıdan içeriye abisi girmişti. Kardeşinin sözlerini duyduğunda hafif gülümseyen genç adam ona “Hz. Peygamber (s.a.s.), ‘Namazı ayakta kıl, güç yetiremezsen oturarak kıl, buna da güç yetiremezsen yan üzere yaslanarak kıl.” (Buhârî, Taksîru’s-salât, 19) buyurmuşlardır. Bunları yapamazsan gözünle ima ederek kıl. Hiç birini yapamazsan kaza yap,” dediğinde Alya utanarak bakışlarını kaçırmıştı. Abisi her zamanki gibi yine yardımına yetişmişti.

“Bazen senin yanlış meslek seçtiğini düşünüyorum abi,” Selim kardeşine gülerek elinde ki yemek paketlerini Deniz hanıma uzatmıştı.

“Çok konuşma da sana aldığım yoğurdu ye.” Alya yüzünü asarken onun haline ikili gülümsemişti. Genç kızın telefonu çalınca eline alarak ekrana baktı. Genç kız arayanı görünce hemen açmıştı.

“Arya, kurtar beni.” Genç kızın isyanına ikizi yüzünü asarak bakmıştı.

“Ne oldu?”

“Abim sürekli bana yoğurt yediriyor,” dediğinde Selim de ekranda ki yerini alarak konuşmuştu.

“Abartıyor Arya nasılsınız?” dediğinde Ayra’nın yüzü asılmıştı. Acı çekiyormuş gibi bir ifade takındığında ise Selim’in kaşları çatıldı.

“Neler oluyor, neden yüzün değişti?” Selim’in sorusuna arkadan gelen Aras cevap vermişti. Genç adam oldukça yorgun görünüyordu.

“Bir şey yok abi, dün geceden beri ayağım ağrıyor deyip durdu. Hastaneye götürdüm bir şey yok dedi doktor.” Selim şaşkınlıkla kardeşine bakarken Alya ikizinin durumuna kahkaha atarak gülmeye başlamıştı.

“Yanımda olmasına gerek yokmuş demek ki? Uzakta bile acımı çekebiliyor,” dediğinde Aras ve Selim yüzünü buruşturmuştu.

“Saçmalama Arya, at artık beyninden psikolojik saçmalıkları.”

“Siz bana inanmayın, ama ben acıyı hissediyorum. İki ayağım da ağrıyor, sağ ayağım daha çok,” dediğinde ortam sessizleşmişti. Alya şaşkınlıkla abisine bakarken Arya ikisinin arasında ki bakışmayı fark ederek hızla araya girmişti.

“Bir şey saklıyorsunuz. Alya, sakın yalan söyleme, ne saklıyorsunuz?” dediğinde Alya yutkunarak bakışlarını kaçırmıştı. İkizinin sözleri beyninde yankılandıkça şaşkınlığını gizleyemiyordu. Olanaksız olan bir durumun gerçekliği karşısında ne söyleyeceğini bilemiyordu.

“Sakladığımız bir şey yok Arya, sende kendine gel. Yaran yok nasıl ağrı çekebilirsin?”

“Eğer söylemezseniz yarın ilk uçakla geleceğim,” diyen Arya, kocasının homurdanmasıyla kaşlarını çatarak ona bakmıştı.

“Abi, varsa bir şey söyleyin.”

“Siz neden hala hastanedesiniz? Bir ayak kırılmasıyla hastaneye yatırılmak nerede görülmüş.”

“Arya, sakinleş artık. Sana söyleyeceğim ama annemlerin haberi olmasın.”

“Biliyordum, bir şey olduğunu biliyordum.” Aras karısının omzunu tutarak yerine oturtmuştu.

“Sakin ol Arya, bırak konuşsunlar.” Arya susunca Selim derin bir nefes vermişti.

“Dün akşam Alya ameliyat oldu, sol ayağı kırık doğru ama düşmenin etkisiyle sağ bacağında da lif kopmuştu. Şimdi iyi, hastanede çok kalmayacak.” Aras genç adamın sözleri ile duraksamıştı. Şaşkınlıkla karısına bakarken geceden beri sağ bacağım ağrıyor diye neredeyse ağlamasına anlam veremiyordu. İkizler birbirinin acısını hisseder derlerdi de inanmazdı. Karşısında canlı bir örneği vardı.

“Abi, gelelim mi? Sen uzun süre orada kalamazsın biliyorsun?”

“Biliyorum ama şuanda buradan ayrılamam. Akşam doktor kontrol etsin ne yapacağımıza bakacağım.”

“Bir şey olursa ara bizi abi, Arya burada meraktan deliriyor.”

“Tamam,” derken küçük kızın başını ekrana sokmasıyla Selim gülmüştü.

“Dayı,” diye seslenen kızın sesini duyan Alya hemen bakışlarını ekrana çevirmişti.

“Ecem, teyzecim…” diye araya girdiğinde Ecem yine emin olmak istercesine arkasında duran Arya’ya dönmüştü. Onun bu davranışına gülen genç kız “Bu çocuğun aklını alıyoruz Arya haberin olsun,” dedi. Arya ikizine gülerken küçük kızı öpmeye başlamıştı.

“Benim kızım çok akıllıdır, kolay kolay kimse aklını alamaz,” dediğinde Ecem yeniden Selim’e seslenmişti.

“Bu kızdaki dayı aşkına inanamıyorum,” diyerek yüzünü asan Alya Selim’in gülmesi ile ona ters bir şekilde bakmıştı.

“Dayım yok mu?”

“Dersi vardı, dün gece de uyumadı zaten. Dersten sonra eve gitmesini söyledim.”

“Anladım, sonra görüşürüz. Bizi haberdar etmeyi unutma abi yoksa çıkar gelirim.”

“Tamam, hadi kapat yemek yiyeceğiz.” İkili telefonu kapatırken bir köşede sessizce konuşmayı dinleyen Deniz teyze dikkatini çekmişti. Kadın oldukça yorgun görünüyordu. Kadının hali Alya’yı üzerken “Deniz teyze eve git lütfen. İstersen akşama gelirsin olmaz mı? Sen böyle durunca ben çok üzülüyorum,” dedi.

“Olur mu öyle şey kızım, sen burada dururken ben eve gidebilir miyim?”

“Hadi, beni biraz seviyorsan lütfen eve git.” Kadın genç kızın ısrarına dayanamayarak ayaklanmıştı.

“Peki, sen üzülme. Akşama çıkarmazlarsa yanında ben kalırım ama. İtiraz istemem.”

“Anlaştık,” diyen genç kıza sarılan kadın Selim’e bir şey olursa haber vermesini tembihleyerek odadan çıkıp gitmişti. Kadının odadan çıkmasıyla Selim’in bakışları kardeşine dönmüştü. Alya’nın yüzü arada ekşiyordu. Genç adam sıkıntıyla nefesini vererek sormuştu.

“Deniz teyzeyle ne ara bu kadar samimi oldunuz?” Alya abisinin sorusu ile buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Staj döneminde çok yardım etti sağ olsun. Kendi de yabancılık çektiği için birbirimize daha yakın olduk.” Selim başını sallarken kardeşinin yanağını okşamıştı.

“Ağrın var mı? Çok canın acıyor mu?” Alya abisinin sorusuyla buruk bir şekilde gülümsemişti.

“İlacın etkisi henüz geçmedi abi, şuanda sadece arada rahatsız edici bir sancı giriyor.”

“Akasya olanları anlattı, gerçekten verilmiş sadakanız varmış. Kız ağlamaktan helak oldu.”

“Duygusal bir yapısı var kızın, sen onun abartmalarına kulak asma.” Selim odanın penceresinden dışarıya bakarken sırt kasları oldukça gergindi.

“Doktorla konuşacağım, yolculuk yapıp yapamayacağını soracağım.”

“Lütfen abi, tam düğün arifesinde birde benimle uğraşmasınlar. Orada da yatacağım, burada da yatacağım. En azından burada kimseye ayak bağı olmam.”

“O nasıl söz Alya, annem sakın duymasın. Hem burada kim ilgilenecek seninle?”

“Dayım var, hem arkadaşlarım da yardımcı olur. Akasya’nın beni biran olsun yalnız bırakacağını sanmıyorum.”

“Elbette bırakmayacağım, iznimi de aldım. Annem seninle kalmama izin verdi.” Akasya endişeyle hastaneye gelmişti. Odadan içeri girerken Alya’nın sözlerini duyunca hafif gülümsemişti.

“Akasya, sen neden buradasın? Dersin yok muydu?” genç kız omzunu silkeleyerek ona cevap vermişti.

“Senden önemli bir dersim yoktu. Boş ver bunları da sen nasıl oldun onu söyle?” Alya arkadaşının hızlı hızlı konuşmasına dalıp gittiği için kısa bir süre onun sorusunu algılayamamıştı. Gözleri belli bir noktada dalıp giderken ondan ki farklılığı anlayan Selim hemen yanına gitmişti.

“Alya, güzelim ne oldu?” Alya abisine uzaylı görmüş gibi bakıyordu.

“Bir şey mi oldu abi?” Alya’nın sorusu adamı daha da endişelendirmişti.

“Sen başını çarpmadığına emin misin? Arkadaşın seninle konuşuyor sen dalıp gidiyorsun.” Alya Akasya’nın endişeli bakışlarını görünce içten içe kendisine kızmıştı.

“İyiyim ben merak etmeyin. Aklıma bir şey takılmıştı sadece,” dedi. İkili anlayışla genç kıza gülümserken Akasya arkadaşının yatağını aşağıya indirerek uzanmasını sağlamıştı.

“Artık dinlenmelisin, ne zaman gelsem ayaktasın. Üstelik ayağını da yastıktan aşağıya indiriyorsun,” dedi. Alya’nın alçıdaki ayağını dikkatle yükseltirken genç kız ona bakıyordu. Selim iki arkadaş yalnız bırakarak odadan çıkmıştı. İkili koyu bir sohbetin içine dalarken onları odaya pansuman için gelen görevli bölmüştü. Genç kızın ameliyat yarasını pansuman yaparken Akasya arkasını dönmüştü.

“Akasya, ne oldu?” genç kız yutkunarak bakışlarını kaçırırken arkadaşının sorusuna kısa cevap vermişti.

“Beni kan tutar da…” dediğinde Alya ona anlayışla bakmıştı.

“Merak etme, bu herkesin başına gelebilir. İstersen dışarıya çıkabilirsin,” Alya’nın sözleri karşısında mahcup olan genç kız başını sallayarak arkası dönük bir şekilde pencereden dışarıya bakıyordu. Yarası temizlenip sarıldığında Alya derin bir nefes almıştı. Acısı yoktu ama yaraya dokunacağı sırada sanki tüm ağrılar onu bulmuş gibi nefesini tutmuştu. Nefesini tutarsan daha az acır diyeni bulup pataklamak istiyordu. Nereden çıkarmıştılar bu ultimodu anlamıyordu.

“Bacağınıza bir süre su değdirmemeniz gerekiyor. Birkaç hafta ayağınızın üzerine basmamalısınız. Zorunlu olmadıkça ayağa kalkmamalısınız.” Alya ayağını kapatan kadına üzgün bir şekilde bakmıştı.

“Banyo yapamayacak mıyım?”

“Bu halde biraz zor, ıslak bezle silinebilirsiniz.” Alya’nın yüzü iyice asılmıştı.

“Teşekkür ederim,” diyen genç kız kadının odadan çıkmasıyla kollarını göğsünde birleştirerek yüzünü asmıştı.

“Ne yapacağım ben, iki gün banyo yapmazsam bitli gibi kaşınırım. Acaba doktora sorsak,” diye Akasya’ya yalvaran gözlerle bakmıştı.

“Alya, ayağın zaten alçıca bu durumda banyo yapamazdın.”

“Ama…” Alya istediğini alamayacağını anlayınca susmak zorunda kalmıştı. Akşam vizitesine az kaldığı için heyecanlıydı. Doktorun muayenesinden sonra hastaneden çıkıp çıkmayacağı belli olacaktı. Sıkılmamak için odadaki televizyonu açan ikili magazin programı izlerken kendi aralarında oldukça ağır eleştiriler yapıyordu. Bazı kadınların kıyafetlerine eleştiri yaparken bazılarına da hayranlıkla bakıyorlardı. Akasya arkadaşının acımasız eleştirilerine karşılık hayran bakışlarını saklamıyordu.

“Çok acımasızsın Alya, gerçekten şu kadının kıyafetini beğenmedin mi?” Alya omzunu silkerken arkadaşına cevap vermişti. Konuştukları kişi oldukça ünlü ve sesi güzel olan bir kadındı. Üzerinde ip askılı ki askısı bile zor görünen, göbeğine kadar göğüs dekoltesi olan şarkıcıya yüzünü buruşturarak bakmıştı. Üstelik elbisenin arkası yokken, alt kısmı bildiği tülden yapılmıştı.

“Şunun nesini beğendin Akasya, kadın çıplak çıksaymış sahneye daha iyi olurmuş. Anlayamadığım ne biliyor musun, bir kadın nasıl kendini bu duruma düşürür. Onu geçtim bu kadının böyle bir kıyafet giymeye ihtiyacı mı var. Kadının kendisi güzel, sesi zaten çok güzel. Bedenine baktırmaktan güzel sesine yazık etmiş. Şu konsere giden çoğu kişi kadının olmayan kıyafetine bakmaktan şarkılarını dinlememiştir bence. İnsanları suçlayamazsın. Kadın olarak ağzının suyunu akıtarak sen bile bakıyorsun. Göze değil, gönle hitap edemedikten sonra istediği kadar güzel olsun…” Akasya şaşkınlıkla arkadaşına bakarken ne söyleyeceğini bilememişti. O sırada kapının tıklatılmasıyla konuşma sonlanmıştı. Alya o gün kabul günleri olduğunu düşünürken kapıdan içeriye giren genç kadına bakmıştı.

“Buyurun, birine mi bakmıştınız?” Alya tanımadığı genç kadına sorarken kadının mahcup bakışları gerilmesine neden olmuştu.

“Ben geçmiş olsun dilemek istemiştim.”

“Teşekkür ederim, sizi tanıyor muyum?” Alya kadına sorarken kadının gerginlikle elleriyle oynamasına bakmıştı.

“Ben hem geçmiş olsun dilemek hem de yaşananlar için sizden özür dilemek istemiştim.”

“Özür mü?” Akasya şaşkınlıkla genç kadına bakarken Alya’nın zehir gibi beyni onun kim olabileceğini hemen anlamıştı.

“Bu sizin suçunuz değildi, özür dilemenize gerek yok. Hastanız nasıl oldu?” kadın Alya’nın sorusu ile yüzünü asmıştı. Üzgün olduğu her halinden belli oluyordu.

“Aslında benim suçum, abimi yalnız göndermemeliydim. Bir süredir kalbinde sorun vardı, ama benim işim olduğu için onu yalnız bıraktım.”

“Kendinizi suçlamamalısınız. Hastalık bu ne olacağını kimse bilemez.” Akasya şaşkınlıkla ikilinin sözlerini dinlerken araya girmek istiyor ama yapamıyordu.

“Yine de ben yanında olsaydım ne o yoğun bakımda olurdu ne de siz bu durumda.” kadın ağladı ağlayacak duruma gelmişti. Alya onun için üzülüyordu. Kadının vicdan azabı çektiğinin farkındaydı.

“Kendinizi bu şekilde suçlamaya devam ederseniz abinize bir faydanız olmaz. Lütfen olacağı vardı oldu.” Kadın bir süre daha yanlarına kaldıktan sonra oradan ayrılmıştı. Akasya üzgün bir şekilde arkadaşına bakarken onunda giden kadının ardından üzgün bir şekilde baktığına şahit olmuştu. Akşama kadar gelen giden kişiler ve arada kendine ağrı kesici iğne yapan hemşireleri görmekle geçmişti. Oldukça yorulan genç kızın kişisel ihtiyaçlarına Akasya yardım ederken Alya oldukça mahcup oluyordu. Onun her mahcup hareketinde Akasya’dan yediği azarlar görülmeye değerdi.

“Yarın ben şu yatakta yatsam sen bana bakmaz mısın?”

“Allah göstermesin Akasya, kimsenin burada yatmasını istemem.” Alya’nın ani çıkışı ile genç kız gülümsemişti. Elinde ki lazımlığı lavaboda boşaltıp elini yıkayarak odaya döndüğünde odanın kapısından içeriye giren kalabalıkla şaşırmıştı. Alya’nın da ondan aşağı kalır yanı yoktu.

“Geçmiş olsun hocam?” Alya kendisine ‘hocam’ diyen kişiye bakınca gözleri büyümüştü. Elinde ki çiçeği Alya’ya uzatırken Akasya hemen gencin elinden çiçeği almıştı.

“Çocuklar beni beklemenizi söylemiştim,” diyerek odaya giren Cenk ile şaşkınlık daha da arttı.

“Cenk hocam?”

“Kusura bakma Alya, kaza geçirdiğini öğrendiklerinde seni görmek istediler. Malum üzerlerine iyi bir etki bırakmıştın.” Alya mahcup bir şekilde dersine girdiği öğrencilere bakmıştı. Elbette sınıfın hepsi orada değildi ama gelenlerde en az yedi sekiz kişi vardı. Oda kalabalık olunca Akasya camı açarak içeriyi havalandırmak istemişti. Bir süre Alya ve öğrencilerin keyifli konuşmasını dinledikten sonra Selim’in gelmesiyle ortam daha da şenlenmişti. Bir öğretmen olarak gençlerle iletişim kurmak Selim için her zaman kolay olmuştu. Cenk’in uyarısı ile gitmek için ayaklanan kalabalık tekrar geçmiş olsun dileyerek oradan ayrıldığında Akasya tek kaşını kaldırarak “Alya hocam,” dedi imayla. Alya gülerek başını iki yana sallarken Selim ve Cenk öğrencileri yolcu etmek için odadan çıkarken Akasya hemen arkadaşına takılmaya devam etmişti. Doktorun gelip muayene etmesiyle Alya’nın pazartesiye kadar hastanede kalmasına karar verildi. Bu durumdan hoşlanmasa da yapacak bir şey yoktu. Tek sorun bu durumda Alya’nın ailesi ile görüntülü konuşmaması gerekiyordu.

**

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Yorum yapmayı unutmayın. Ayrıca bir önceki bölüme yorum yapan herkese teşekkür ederim.

8.BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 10. BÖLÜM

18461cookie-checkGelincik Çiçeği 9. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

11 yorum

  1. Bu Alya çok ince ruhlu bir kız şimdiki gençlikte böylesini görmek artık çok zor gibi o yüzden içim gidiyor onu en bile buradan okuduğum satırlarlardan çok sevdim umarım çabuk iyleşirsin ama yinede ailesinin bilmesi taraftarıyım ben bir anne olarak çocuğumun böyle bir zamanda yanında olmak isterim kimse annesi gibi bakamaz ayrıca yaşın kaç olursa olsun insan hasta modundayken annesine daha ćok ihtiyaç duyar güzel bir bölümdü emeğinize sağlık

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*