Şubat 4, 2022 Yazarı mermaridyy 18

Cesur 10. Bölüm

Herkese merhaba arkadaşlar. Bir çok kişi hikayelere yorum yapıyor ve bu gerçekten çok mutluluk verici. Umarım bu bölümü seversiniz. Keyifli okumalar!

***

Serdar şaşkınlıkla Ayşem’in başında dikelen adama bakarken elleri istem dışı iki yanda yumruk olmuştu. Gözleri hemen genç kızın yanında ki makine ekranlarına kaymıştı. Ters bir durumda olaya müdahale edecekti.

“Burada olmamın ne gibi bir sakıncası var anlayamadım?”

“Siz artık bu hastanede çalışmıyorsunuz Kemal Bey, neden yoğun bakım ünitesindesiniz?” Adam alaycı bir şekilde Serdar’a bakarak konuşmuştu.

“Bakıyorum da dilin uzamaya başladı Serdar, kimden alıyorsun bu cesareti?”

“Kimseden cesaret almama gerek yok,” diyerek hastanın yanında ki kırmızı butona basıp yoğun bakım görevlisini çağırmıştı. Endişeyle Ayşem’in bulunduğu bölüme giren kişi karşılıklı duran iki adamı görünce gerilmişti.

“Bir sorun mu vardı?” Serdar ortaya konuşan adama ters bir şekilde bakarak ona cevap vermişti.

“Kemal beyin yoğun bakımda ne işi var, üstelik Ayşem hanımın başında?” Serdar’ın sorusuna şaşıran adam ne söyleyeceğini bilememişti.

“Doktorlara buraya neden geldiklerini soramayız Serdar Bey,” dediğinde Serdar daha sert konuşmuştu. ,

“Kemal Bey artık bu hastanede çalışmıyor, size bilgi gelmedi mi?” dediğinde adamın suratı beyaza kesmişti.

“An-lamadım.” Serdar yoğun bakımda bulunan dolaplardan birinden enjektör alarak hızla genç kızın kolundan kan almıştı. Bu hayat ona kimseye güvenemeyeceğini acı bir şekilde göstermişti. Bu hayatta sadece ablasına güvenirdi. Kemal beyin burada olmasından şüphelendiği için işini şansa bırakmazdı.

“Bu kanı hemen laboratuvara götürüyorsunuz, sonuçları en kısa sürede istiyorum. Kanından reçetedeki ilaçlardan başka ilaç kalıntısı dahi bulunursa bana haber veriyorsunuz,” dediğinde Doktor Kemal sinirlenmiş, adam korkmuş bir şekilde Serdar’a bakmıştı. Kanı alarak hızla oradan uzaklaşan adamın arkasından bakarken Serdar’a dönen Kemal öfkeyle ona çıkışmıştı.

“Neydi şimdi bu?”

“Tedbir diyelim,” Serdar’ın cevabına daha da sinirlenen adam dişlerini sıkarak ona cevap vermişti.

“Ona bir şey verdiğimi mi ima ediyorsun?”

“Bilmem verdiniz mi?”

“Serdar Bey, ben doktorum.” Kemal’in çıkışı ile Serdar da gülümsemişti.

“Evet, sık sık mesleğinizi unuttuğunuz bir doktorsunuz. Soner denen herifle takıla takıla asıl mesleğini unutan bir doktor. Size güvenmemi beklemiyorsunuz değil mi?”

“Sen…”

“Lütfen, çıkalım buradan. Burası tartışacağımız bir alan değil.” Serdar adama kapıyı gösterirken cebinden çıkardığı telefonuyla ablasına mesaj atmıştı. Olanları kısa bir mesajla ablasına anlatarak Ayşem’in yanında olmasını istemişti. İkili yoğun bakımdan çıkarken Serdar oldukça sıkıntıdaydı. Ya Ayşem’e bir şey verdiyse diye düşünmeden edemiyordu.

“Bana bak Serdar, ben senin yaşın kadar doktorluk yaptım, az önce içeride olanlar bunca yıla büyük saygısızlıktı.”

“Kusura bakmayın Kemal Bey, son olanlardan sonra size güvenmemi bekleyemezsiniz. Cesur Bey işinize son verdi, sizde şeytana uymuş olabilirsiniz.”

“Hastalarım konusunda asla…” Adam tükürür gibi konuşurken Serdar sert bir nefes almıştı. “Test sonucu temiz çıkarsa bu saygısızlığım için sizden özür dileyeceğim. Ama hala neden orada olduğunuzu merak ediyorum.”

“Yoğun bakımda arkadaşım vardı, sadece meraktan o kıza bakmıştım.” Serdar adamın sözleriyle kaşlarını çatmıştı. Acaba dediği doğru muydu? Öyle olmasını ummaktan başka bir şey gelmiyordu elinden. Koridorun sonundan kendilerine doğru gelen ablasını görünce genç adam gülümsemişti.

“Serdar, nasılsın?” Aylin Kemal beye kısa bir baş selamı verirken bir şey bilmiyormuş gibi sormuştu. Serdar özellikle ablasına işaret ederek sormamasını istemişti.

“Merhaba abla, mesain bitti mi?”

“Evet, bende Ayşem’i görüp eve geçecektim,” dediğinde Serdar ablasına minnetle bakmıştı. Biliyordu ki Cesur ile alakalı her şey ablasını üzüyordu.

“Öyle mi sen içeri geç istersen ben de birazdan geleceğim,” Aylin kardeşinin sözleri ile yoğun bakım kapısından içeriye girmişti. Kemal Bey kadının arkasından bakarken bakışları değişmişti. On yılını bu hastaneye harcamıştı. Oldukça iyi bir kariyeri vardı. Son bir yıldır eskisi gibi hasta bakmadığının kendisi de farkındaydı. Neden olduğunu bilmiyordu ama özellikle ameliyatlara girmek eskisi kadar iyi gelmiyordu.  Serdar adamın yoğun bakım kapısına diktiği gözlerinde ki üzüntüyü görünce şaşırmıştı.

“Ben gitsem iyi olacak, sekiz numaradaki hasta benim arkadaşım onunla ilgilenirsiniz artık,” diyerek yaşının verdiği hızla oradan ayrılmıştı. Serdar adamın ardından şaşkın bir şekilde bakarken gerçekten yanılmayı diliyordu.

***

Genç kız başucunda yapılan konuşmayı kolunda hissettiği enjektör ile dinlemeye başlamıştı. Kimin konuştuğunu bilmiyordu ama aralarında ki bir adamın sesi tanıdık geliyordu. Kendi hakkında ve ilaç verilmesi hakkında konuştuklarını anlayabiliyordu. Biri kendisini korumaya çalışıyordu ama kim olduğunu görmek için gözlerini aralamak istemiş, buna cesaret edememişti. Bir süre devam eden konuşma ikilinin yanından ayrılmasıyla kesilmişti. Kulaklarında ise “Serdar, ve Kemal” adı dolanıp duruyordu. Bir süre sonra yeniden sürgülü kapının açılma sesini duyunca gözlerini kapatmıştı. Kimin geldiğini merak ediyordu. Birkaç adım sesiyle yanında hissettiği nefes alma sesi gelenin kendisini görmek için geldiğini anlamıştı. Saçında hissettiği temasla yutkunan genç kız tanıdık olmayan kokunun sahibini merak ediyordu. Saçındaki el o kadar şefkatliydi ki biran babaannesinin geldiğini düşünmüş ama aldığı kokunun ona ait olmadığını daha öncelerdeki sarılışından anlamıştı. Yanına çekilen sandalye ile gelen kişi derin bir iç çekti.

“Sanırım seni görmekten korkuyordum.” Kulağına gelen fısıltı ile genç kızın kalbi deli gibi atmaya başlamıştı. “Annene benzemiş olabileceğini düşünerek senden uzak durmaya kararlıydım ama sen neyse ki babaannene benziyorsun. Umarım huyunu da Ayşem teyzeden almışsındır,” derken ki sesi kırgınlık doluydu. Aylin’in annesi ile bir problemi olduğunu konuşmadan anlayabiliyordu. Annesini teyzesinden her zaman dinlemişti. Babası ne kadar olumlu konuşsa da teyzesi acımazsızca ona annesinin iyi bir kardeş, iyi bir evlat olmadığını söyleyip duruyordu. Hatta babasını tuzağa düşürdüğünü bile iddia ediyordu.

Gözlerini araladığında kadının bakışlarının boşlukta takılı kaldığını görünce yeniden yutkunmuştu. Aylin kendisinin uyandığının bile farkında değildi.

“Senin bir suçun olmadığını bilmeme rağmen anneni ve babanı affedemiyorum. Babanın annenle evlenip mutlu olmak istemesini kabul edebilirdim ama benimle alay etmelerini asla kabul edemem. En yakın arkadaşım olduğunu düşündüğüm kişinin aslında bana acıdığı için yanımda kalmış olmasını kabullenemem. Umarım sen baban gibi arkadaşlarına davranmazsın. En azından onların yüzüne karşı dürüst olursun. Biliyorum beni duymuyorsun ama sana bir büyük tavsiyesi, kimseye acıdığın için yanında kalma.  Gittiğinde o kişi çok acı çekiyor.” Ayşem kadının yaşaran gözlerini görünce yutkunmadan edememişti. Kadının sözlerinde bir sorun vardı. Babası asla öyle biri değildi.

“Yine de annenin hayatta olmamasına üzüldüm, umarım çok acı çekmemişsinizdir.” Dediğinde Ayşem dayanamayarak elini kıpırdatıp yeni uyanıyormuş gibi yapmıştı. Kadının gerginleştiğini anlayan genç kız hafif gülümseyip “Aylin abla?” diye sordu. Az önceki konuşmayı duymamış gibi yaparak kadına bakmıştı.

“Uyandın mı? Nasıl hissediyorsun?” genç kız kadının naif sesi karşısında içinin huzurla dolduğunu hissediyordu.

“Daha iyiyim, teşekkür ederim.” Aylin başını sallarken kıza ne söyleyeceğini bilmiyordu. Bakışları kısa bir süre Ayşem’in üzerine dolaşırken boğazını temizleyerek “Bir şey istiyor musun?” diye sordu. Kadının kararsız duruşu Ayşem’i hafif gülümsetmişti.

“Babamla sıkı arkadaşmışsınız?” Ayşem’in ani sorusu ile genç kadının yüzü asılmıştı.

“Yanlış anlamışsın, biz babanla hiçbir zaman arkadaş olmadık.”

“Ama…”

“Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum,” diyen kadının gözlerinde ki hüzün Ayşem’e çok tanıdık gelmişti. Kendisi de acı çektiğinde aynı şekilde baktığını ayna karşısında ki kendi görüntüsünden biliyordu. Birçok kez üzüldüğünde aynanın karşısına geçip kendisinde ne gibi bir sorun olduğunu anlamaya çalışmıştı. Ama bir türlü başaramamıştı. İnsan kendi sorununu anlayabilmek için ne kadar aynadaki yansımasının bakarsa baksın sonuç alamıyordu. Kişi kendine bakarken eleştiren olamıyordu. Hep bir şekilde kendini aklamaya çalışan bahaneler beyninde türeyip duruyordu.

“Babamın ağzından yıllar sonra adını duyduğum tek kadındın Aylin abla, eminim sana çok değer veriyordu.” Aylin kızın sözlerine buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Can sıkıcı konulardan konuşmak istemiyorum.” Ayşem kadının sözlerine gülerken acıyan yarası ile yüzü buruşmuştu.

“Ne oldu, canın mı yandı?” Aylin kendinden beklenmeyecek bir hızla kızın üzerinde ki örtüyü açmıştı. Sanki yaraya bakarsa anlayacakmış gibi… Sonra yaptığının ne denli yanlış olduğunu anladığında sıkıntıyla genç kızın üzerini örtmüştü. Kadının düşen yüzünden hoşlanmayan Ayşem Aylin’in elini tutmuştu.

“Ben iyiyim Aylin abla, teşekkür ederim.” Aylin ellerinde ki baskıyla yutkunmak zorunda kalmıştı. Bu kadar onun için çok fazlaydı. Yavaş bir şekilde elini çekerken “Benim çıkmam gerek, burada uzun süre kalmamalıyım,” dedi. Ayşem’in bir şey söylemesine fırsat bırakmadan hızla oradan ayrılmıştı. Ayşem ardından üzgün bir şekilde bakarken gözlerini rengiyle parıldayan tavana dikmişti. Birazdan babasının geleceğine emindi. Burada kalmak istemiyordu, en azından normal odaya alınmak istiyordu. Üstelik yarası da acımaya başlamıştı. El yordamı ile yatağın kenarında ki çağırma butonunu bulup basmıştı. Yoğun bakım hemşiresi hızla yanına gelirken kızın ayık olduğunu görünce rahat bir nefes almıştı. Ne zaman acil çağrı butonuna basılsa kadınının yüreği ağzına geliyordu. Belki de hastanenin en önemli bölümlerinden birinde görev yapıyordu ama hala bu duruma alışamamıştı.

“Bir ağrınız mı vardı?”

“Babamı çağırabilir misiniz?”

“Babanız?”

“Cesur Karahanlı!” genç kızın sözleri ile kadın şaşkınlıkla ona bakmıştı. Kızın dosyasına elbette bakmıştı ancak sadece adına baktığı için soyadı ile ilgilenmemişti. Bunu da daha önce yaşadığı bir durum nedeniyle yapıyordu. Zamanında yardımcısı zengin olduğu için ilgisini sadece bir hastaya verdiğinden diğer hastalardan birinin fenalaştığını anlayamamış, son anda müdahale edilebilmişti. O gün bu gündür kim olursa olsun sadece adına bakıyor ve hastaya o şekilde müdahale ediyordu. Ayşem’in hastanede çalıştığı için tanıyordu. Aklına bile gelmezdi patronlarının torunu olabileceği.

“Elbette, eğer ağrınız varsa bana söyleyebilirsiniz.”

“Ağrım henüz yok, sadece buradan çıkmak istiyorum. Şu sesler beynimi yiyor,” derken diğer hastaların vücutlarına takılı olan makineleri kast etmişti. Özellikle kalp cihazının sesi Ayşem’i ürkütmeye başlamıştı. Korkuyordu, yalnız kalmaktan çok korkuyordu. Kadın ona hak verse de elinden bir şey gelmezdi. Ayşem’in buradan çıkması içi doktorunun izni gerekiyordu.

“Ben Cesur beyi çağırayım,” dedi. Kadın giderken Ayşem derin bir nefes almıştı. Az önce yanında olan konuşmayı düşünmeden edemiyordu. Serdar denen doktorun kendisini korumaya çalışması garip gelmişti. Daha önce babasından başka kendisine bu duyguyu hissettiren olmamıştı. Bir zamanlar sevdiği Serkan bile ona bu duyguyu tattırmayı başaramamışken daha doğru düzgün tanımadığı bir adamda hissetmesi garipti. Özellikle Ayşem gibi biri kolay kolay kimseye güvenmezken bunu yapabilmişti. Kolunu kaldırarak enjektörü batırdığı yere odaklandı. Hafif bir sarımsı renge bürünen beyaz teni yavaş yavaş moraracaktı, biliyordu.

“Kızım, Ayşem ne oldu?” Ayşem babasının endişeli bir şekilde hızla yanına gelmesine buruk bir şekilde gülümsedi. Babasını ne zamandır bu kadar korkmuş görmemişti.

“Beni buradan çıkar baba, burada kalmak istemiyorum.”

“Neden?”

“Korkuyorum,” derken genç kız babasından hiç çekinmemişti. Cesur kızının gözlerindeki korkuyu görünce duraksadı.

“Bir şey mi oldu kızım?” Ayşem başını iki yana sallarken kulaklarına gelen uzun bip sesi ile hızla başını sesin geldiği yöne çevirmişti. Cesur kızının yanından kalbi duran hastanın yanına koşarken acil müdahale yapmaya başladı. Kalp masajı yaparken bir yandan da yanında ki asistandan hasta hakkında bilgi alıyordu. Uzun bir uğraş sonucunda hasta geri dönmüştü. Cesur onu acil ameliyata almaları gerektiğini söylerken hastadan sorumlu doktoru çağırmalarını istedi. Hemşire hemen oradan ayrılırken Cesur’un kulağına kızının hıçkırığı gelmişti. Şuanda yapacak bir şey olmadığından kızının yanına gelen genç adam yarasını acıtmadan ona sarıldı.

“Baba çıkar beni buradan, burada ayıkken kalmak çok korkun,” dedi.  

“Tamam hayatım, hemen çıkaracağız seni. Sakin ol, ağlama.” Ayşem hıçkırırken Cesur görevliye kızını aile üyelerine özel odaya almalarını söylüyordu. On dakika içinde işlemler yapılarak Ayşem’i odaya çıkarmışlardı. Cesur kızını yalnız bırakmak istemese de aldığı haberle sinirlenerek ameliyata kendisi girmek zorunda kalmıştı. Ayşem odada tek başına kaldığında sıkıntıdan patlamak üzereydi. Telefonu da yoktu belki oyun oynardı. Yüzü asılırken odaya giren kişiyle yutkunmadan edemedi.

Çisil yeğeninin odaya alındığını duyunca son hastasını da göndererek ağır adımlarla odaya doğru ilerlemeye başlamıştı. Tedirgindi, Ayşem’i çok kıskanıyordu belki ama onun öz yeğeni olduğunu da aklından çıkarmaması gerekiyordu. Kızı baygın bir şekilde ameliyattan çıkarken gördüğünde eli ayağına dolanmıştı. Belki onu kıskanacaktı ama en azından yanında olduğunu hissettirmesi gerekiyordu. Asansöre bindiğinde yalnız olmadığını çok sonradan fark etmişti. Yanında elinde telefonu ile ilgilenen adamı daha önce gördüğünü hatırlamıştı. Adam telefonundan başını kaldırıp genç kızla göz göze gelince hafif bir şekilde gülümseyerek “İyi akşamlar Çisil Hanım,” dedi. Çisil adamı nereden tanıdığını hatırlamıştı. Telaştan fazla incelememişti ama onun kim olduğunu biliyordu.

“İyi akşamlar…” derken adını hatırlamayınca duraksadı. Mahcup bir şekilde gülümseyerek “Kusura bakmayın, adınızı hatırlayamadım,” dediğinde adam tek kaşını kaldırarak genç kıza bakmıştı.

“Asaf Günay, ortopedi doktoruyum,” dediğinde Çisil üzgün bir şekilde adama bakmıştı. “Özür dilerim, bu aralar dalgınım,” dediğinde adam ona anlayışla gülümsemişti. İkinci kata geldiklerinde adam asansörden inerken hafif bir baş selamı vermeyi unutmamıştı. Asansörün kapısı kapanana kadar genç adamı incelediğinin farkında bile değildi. Üzerinde doktor kıyafeti olmadan daha genç gösteriyordu bu adam. Asansör vip katına çıktığında derin bir nefes aldı. Kapının yanına geldiğinde kendine biraz cesaret vererek içeride ki görüntü karşısında ifadesinin değişmemesini umarak kapıyı tıklayıp içeri girmişti. Gözleri etrafı tararken abisinin odada olmaması kaşlarının çatılmasına neden olmuştu. Kendisine çekingen bir şekilde bakan kıza kısa bir bakış atarak direk konuya girmişti. Ya direk konuşur ya da sessiz kalırdı.

“Nasıl oldun?” odaya girerek kapıyı kapattığında Ayşem’in daha da gerildiğini görünce garip bir şekilde keyiflenmişti. Elinde değildi, o küçük cadıyı kıskanıyordu. Daha on iki yaşında abisi onları terk etmişti. Ayşem abisiyle onlardan çok vakit geçirmişti.

“Teşekkür ederim,” dedi yutkunarak. En son beklediği şey Çisil halasının kendisini ziyaret etmesiydi.

“Var mı ihtiyacın, bu arada baban nerede? Neden yalnızsın?” dediğinde Ayşem boşuna gerildiğini düşünerek halası gibi umursamaz olmaya karar verdi. O kendisi ile teklifsizce konuşabiliyorsa kendisi de yapabilirdi. Derin bir nefes alarak yerinde doğrulmaya çalıştı. Canı acıyınca bu düşünceden vazgeçmişti.

“Fazla kıpırdamamalısın, en azından bir sağlıkçı olarak bunu bilebilecek kadar akıllı olmalısın.” Ayşem halasının kendisine laf çatmasına gözlerini kısarak cevap vermişti.

“Derdin ne hala?” Çisil duyduğu hitapla gözleri büyüyerek ona baktı.

“Hala mı?”

“Evet, halam değil misin? Teyze mi diyeyim yoksa? Ama teyzemlerle pek aram yoktur,” diyen Ayşem’e, genç kadın kaşlarını çatarak bakmıştı.

“Bana hala deme,” diye çıkışan Çisil Ayşem’in duraksamasına neden olurken Çisil onun yanlış anladığını anlayarak sıkıntıyla yüzünü sıvazlamıştı.

“Aileye istenmediğimin farkındayım, merak etmeyin Çisil Hanım bir daha söylemem.”

“Saçmalama Ayşem, onunla alakası yok. Şu hale bak, daha otuz dört yaşındayım ve yirmi iki yaşında kazık kadar yeğenim var. Sence bu bana reva mı?” dediğinde Ayşem şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Sen…” Ayşem ne diyeceğini bilemeyerek gülmeye başlamıştı. Kendine engel olamamıştı. Halasına kendini yaşlı hissettiriyordu.

“Gülme, zaten sana gıcığım bir de iyice sinirimi bozma.”

“Ama komik geldi. Saçma bir sebepten şu düştüğümüz hale bak. Babam aramızda kalmaya başladı. Farkında değil misin? Babaannem gözünün içine bakıyor ama benim yüzümden eve dönemiyor. Ben o eve girersem sen ve diğerleri için huzursuz olacak.”

“Saçmalama, öyle bir şey olmayacak. Belki ben seninle uğraşırım, artık ona da dayanmak zorundasın.”

“Bir şeye zorlanmaktan hoşlanmam.” Ayşem tek kaşını kaldırarak halasına cevap verirken Çisil gözlerini kısarak ona bakmıştı.

“Benimle uğraşma zararlı çıkarsın küçük fare.”

“Ne?” Ayşem şaşkınlıkla Çisil’e bakarken onunla yaptığı konuşmaya inanamıyordu. Konuşmak bile sayılmazdı, küçük çocuk gibi atışıyorlardı.

“Buradan çıkınca eve gideceğiz, hem istesen de istemesen de annem sizi bırakmaz.”

“Sen buna dayanabilecek misin?”

“Neye?”

“Her gün yirmi iki yaşında olan kazık kadar yeğenini görmeye?” dediğinde Çisil homurdanmaya başlamıştı.

“Ev büyük,” dediğinde Ayşem yeniden gülmeye başlamıştı.

“Babam söylemişti ama inanamamıştım. Sen gerçekten çocuk gibisisin.”

“O baban halt etmiş, beni bıraktığında çocuktum ama artık büyüdüm.”

“Bu büyümüş halin mi?” Çisil genç kıza ters bir şekilde bakarak ayağa durmaktan yorulmuş bir şekilde odada ki üçlü koltuğa oturarak uzanmıştı. Koltuk oldukça rahattı.

“Çok konuşma da dinlen,” diye de genç kızı paylamıştı.

“Burada mı kalacaksın?” Çisil kızın şaşkın yüzüne tek gözünü açarak bakmıştı. Omuzlarını silkeleyerek “Benden başka müsait olan yok şuanda,” dediğinde Ayşem başını iki yana sallamıştı. Belki de ailesinin yanında kalmak o kadar sıkıcı olmazdı. Özellikle en çok çekindiği Çisil halasının korkulacak bir yanı olmadığını anladıktan sonra. Elini ağzına götürerek kıkırdarken Çisil yeniden homurdanmıştı.

“Ses yapma, uyuyorum.”

“Git evde uyu, benim canım sıkıldı. Şu kumandayı versene,” dediğinde Çisil sıkıntıyla nefesini dışarı vermişti.

“Odada ses istemiyorum.”

“Ama burası benim odam,” diyen Ayşem halasının ters bakışını görünce yutkunarak “Bari telefonu ver de oyun oynayayım,” dediğinde Çisil sıkılarak önlüğünün cebinde ki telefonunu uzatarak genç kıza vermişti.

“Mesajlarıma sakın girme.”

“Ben özel hayata saygılıyım bir kere,” derken ekranı kaydırdığında kilitli olduğunu görünce yüzünü asmıştı. Aklına babasının Çisil halası hakkında söylediği sözler gelince hiç düşünmeden girdiği şifreyle açılan ekrana bakıp öylece kalmıştı. Kısa bir süre yaşadığı şaşkınlıktan sonra bakışları Çisil’e dönmüş, onun gözleri kapalı dinlendiğini görünce sessizce ekranda bulunan üç kardeşin küçüklük resmine bakmıştı. Babası iki kardeşini kolunun altına almış kameraya dişlerini göstererek gülüyordu. Oldukça mutlu görünüyorlardı. İçi ezilirken geçmişi geri döndüremeyeceğinin farkındaydı. Ama bundan sonraki zamanlarda ailenin yeniden o güzel günlere dönmesi için elinden geleni yapacaktı.

Telefonun içeriğine baktığında oldukça sade olması genç kız şaşırtmıştı. Halalarından son model bir telefon beklerken elinde ki telefon sıradan hafızası düşük bir telefon olunca yüzü asılmıştı.

“Ne oldu, açamadın mı?” Çisil ekranın kilidi aklına gelince gözlerini aralamıştı. Kızın asılan yüzünü yanlış anlayarak sordu.

“Yo açtım da bu telefon oyun kaldırıyor mu ya?” dedi. Çisil şaşkınlıkla yeğenine bakarak hızla yerinden doğrulmuştu.

“Sen benim telefonumum şifresini nereden biliyorsun?” diyerek hızla sormuştu. Ayşem omzunu silkeleyerek ona cevap verdi.

“Babam söylemişti, şifreler konusunda takıntılı olduğun için hep aynı şifreyi kullanıyormuşsun. Bende şansımı denedim.”

“Çok biliyor senin baban.” Çisil kızın sözlerine sevinse de belli etmemişti. Abisinin hala onun huylarını hatırlıyor oluşu genç kızı mutlu etmeye yetmişti.

“Bununla oyun oynanmaz, maazallah elimde kalır. Sahi o kadar fakir misin de kendine iyi bir telefon almadın?” Ayşem’in sorusu ile Çisil kaşlarını çatarak ona baktı. Bu kız yüzünden alın çizgileri çok çabuk belirecekti.

“Ne alaka, benim telefonla oyun oynayacak vaktim mi var? Alo desin yeter bana,” dedi. Ayşem halasının çıkışı ile geriye yaslanmıştı.

“İyi be, al telefonunu,” dediğinde odaya giren kişilerle ikili şaşkınlıkla kapıya bakmıştı. Telefonun bir ucu Ayşem de diğer ucu Çisil de öylece oyuncağı üzerine kavga eden çocuklar gibi kalakalmışlardı.

“Kapıya neden vurmuyorsun Serdar?” Çisil çirkeflik yaparak olayı kapatmaya çalışıyordu. Serdar onun ne yapmak istediğini anladığı için alaycı bir şekilde gülümsemişti.

“Çalsaydım çocuk gibi oynadığınızı göremezdim.”

“Senin dilin uzadı son zamanlarda babama söyleyeyim de kessin,” diyen Çisil’e gülerek bakan genç adam başını iki yana sallamıştı.

“Servet amca bana kıyamaz, bence başka tehdit bulmalısın.”

“Şuna bak, korkmuyor da,” diyerek telefonunu cebine atıp koltuğa oturmuştu. Serdar’a ters bakışlar atarken genç adam Ayşem’e yönelerek “Nasıl oldunuz?” diye sordu. Ayşem halası ile şakalaşan kendisine resmi bir şekilde konuşan adama şüpheyle bakıyordu.

“Daha iyiyim, teşekkürler,” dediğinde Serdar ilerleyerek dosyaya bakmıştı. Bu onun alanı ve görevi değildi ancak öylece durmak yerine bir şeyle oyalanmak istemişti.

“Ameliyat sonrası sonuçlarda bir sorun görünmüyor, eminim yakında ayaklanırsınız.” Çisil şaşkınlıkla dosyayı inceleyen genç adama bakarken şüpheyle ikiliyi izlemişti.

“Diğer sonuçlar da çıktı mı?” Ayşem’in sorusu ile gerilen Serdar genç kıza bakmıştı. Yutkunarak kendisine dikkatle bakan mavi gözlerden bakışlarını kaçırmıştı. Onun yoğun bakımda olanları duymuş olması Serdar’ı huzursuz etmişti.

“Evet, bir problem yokmuş,” dediğinde genç adamın rahatlığı Ayşem ve Çisil’i şaşırtmıştı.

“Teşekkür ederim,” Çisil üstü kapalı konuşulan konudan sıkılarak araya girdi.

“Ne oluyor size, ne bu resmiyet?” dedi.

“Sadece kontrol ediyorum Çisil abla, neden bu kadar sinirlendin ki?”

“Baksana benim gözüme sen, sen kimi kandırıyorsun. Senin sümüklü hallerini bilirim ben,” dediğinde Ayşem gülmesini saklamak için elini ağzına kapatmış, Serdar da Çisil’e kaşlarını çatarak bakmıştı.

“Çisil abla, sırf çenen yüzünden kimse seni almaz, evde kalırsın bu gidişle haberin olsun.”

“Bana bak çocuk,” Çisil yerinden kalkarken Serdar gülerek yatağın diğer tarafına geçmişti.

“Hastane odasındayız, sonra savaşsak olmaz mı?” Çisil yatakta eğlenerek kendilerini izleyen genç kızı fark edince elini anlına koymuştu.

“Çoluk çocuğun maskarası olduk iyi mi?” dedi. Onlar atışmaya devam ederken odaya sırası ile aile büyükleri girmeye başlamıştı. Yaşları birbirine yakın oldukları için arada bu şekilde atışacakları zamanlar olacaktı.

“Merhaba çocuklar, burada mıydınız?” Servet Bey odaya girdiğinde Ayşem Hanım hemen torununun başucuna gitmişti. Kızın saçlarını okşarken bir yandan da şakağını öpüp duruyordu.

“Ayşem, bunaltma kızı,” Servet beyin karısına tatlı uyarısı odadakileri gülümsetirken Ayşem Hanım oralı bile olmamıştı. Yaşlı adam torununu muayene ederken Serdar onlara özel alan bırakmak için arkasını dönmüştü. Onun bu anlayışlı tavrı diğerlerinin gözünden kaçmazken Çisil alaycı bir şekilde gülümsemişti.

“Kızım, seni burada görmeyi beklemiyordum,” diye soran Ayşem Hanım kızının umursamaz tavrı kadını gülümsetmişti.

“Ne yapayım, babası olacak adam yalnız bırakmış kızı, benim de içim el vermedi,” dedi. Ayşem halasının sözleri ile gözlerini büyütürken yaşlı kadın onaylamaz bir şekilde kızına bakmıştı.

“Zaten telefonunla oyunda oynanmıyor, ya dede sen halama para veriyor musun? Ben ilk maaşımla ona telefon hediye edeceğim yoksa,” dediğinde Servet beyin kulakları ‘dede’ sözlerinden sonra hiçbir şeyi duymamıştı. Adamın donup kalmasıyla Çisil hızla yerinden kalkmıştı.

“Ay babama bir şey oldu,” diye adamın yüzüne su çalarken Ayşem de endişelenmişti.

“Ne oldu?”

“Kız neden pat diye ‘dede’ diyorsun, adamı alıştırsana,” diye çıkışınca Ayşem yutkunarak gözleri dolan adama bakmıştı.

“Ben özür dilerim, içimden gelince…” dediğinde Servet Bey torununun yanağını okşamıştı.

“Çok şükür,” dediğinde yaşlı kadın da gözleri yaşlı bir şekilde dede toruna bakmıştı.

“Şu hale bak, abimi aldı yetmedi şimdide babamı elimden alıyor,” Çisil’in sözleri ile Ayşem gülerken diğerleri onaylamaz bir şekilde ona bakmıştı. Odadakiler gülerken onları hasetle kapıdan izleyen kişiden habersizlerdi.

***

Sizce kim kapıdaki?

Cesur ve Aylin arasında bir şeyler olur mu? Yoksa Cesur’a rakip mi gelir?

Çisil ve Ayşem’in iletişimini nasıl buldunuz?

Yorumlarınızı bekliyorum.

9. BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 11.BÖLÜM

18731cookie-checkCesur 10. Bölüm